25266/05

WyrokETPCz2010-01-05ECLI:CE:ECHR:2010:0105JUD002526605

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego w sprawie o błąd medyczny naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie cywilne, które trwało około sześciu lat i dziesięciu miesięcy w dwóch instancjach, było nadmiernie długie. Odrzucił argument Rządu, że skarżący przyczynili się do opóźnień poprzez zwiększanie żądań odszkodowawczych i kwestionowanie opinii biegłych. Trybunał stwierdził, że zachowanie skarżących nie przyczyniło się w sposób oczywisty do przedłużenia postępowania. W konsekwencji, Trybunał orzekł, że długość postępowania naruszyła wymóg "rozsądnego terminu" wynikający z art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Necdet i Özden Yardımcı, są rodzicami dziecka, które urodziło się z poważną niepełnosprawnością w wyniku komplikacji okołoporodowych w 1996 roku. Twierdzili, że niepełnosprawność syna była wynikiem błędu medycznego i zaniedbań lekarza oraz szpitala. Wnieśli skargę karną, która została odrzucona, a następnie pozew cywilny o odszkodowanie, który również został oddalony przez sądy krajowe po długotrwałym postępowaniu i kilku opiniach biegłych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę dotyczącą długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałe zarzuty za niedopuszczalne. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądził skarżącym łącznie 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   YARDIMCI - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 25266/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 201. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25266/05) no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları Necdet Yardımcı ve Özden Yardımcı’nın (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne 11 Temmuz 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu   avukatlarından A. Yılmaz tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar evli olup, sırasıyla 1961 ve 1954 doğumludur ve Ankara’da ikamet   etmektedir.   Bayan Yardımcı (Baꢀvuran), 17 ꢁubat 1996 günü, hamileliği sırasında bir plasenta   kanaması geçirmiꢀtir. Daha sonra Özel Sevgi Hastanesine (Ankara) kaldırılarak 24 saat   gözetim altında tutulmuꢀtur.   Mart 1996 tarihinde aynı hastanede sezaryenle bir çocuk dünyaya getirmiꢀtir. Çocuk   solunum ve kalp yetersizliği ile doğduğundan, bu rahatsızlıklar ömür boyu sakat kalmasına   neden olmuꢀtur.   Çocuk, aynı gün Ahmet Örs Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Servisine alınmıꢀtır.   A. Ceza Davası   Baꢀvuranlar 4 Mart 1997 günü Ankara Cumhuriyet Savcılığına (Savcılık) müracaat ederek,   ihmal ve tedbirsizlik yüzünden yanlıꢀ tedavi yaparak oğullarının sakat kalmasına neden   olduğu iddiasıyla baꢀvuranın hamileliğini takiple görevli hekim aleyhinde suç duyurusunda   bulunmuꢀlardır.   Savcılık, suçlanan hekimin sorumlu olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla hukukî   bilirkiꢀi raporu düzenlenmesini istemiꢀtir.   Ağustos 1997 tarihinde hukukî bilirkiꢀi raporunu hazırlamıꢀtır.   Savcılık, bu bilirkiꢀi raporunun sonuçlarına dayanarak 19 Ağustos 1997 günü takipsizlik   kararı vermiꢀtir.   1. Baꢀvuranlar 08 Eylül 1997 günü bu karara karꢀı Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinde   (Ağır Ceza Mahkemesine) itirazda bulunmuꢀlardır. Đtiraz dilekçelerinde, suçlanan hekimin   sezaryen yapmakta geciktiğini ve çocuğun oksijensiz kalmaması için gerekli önlemleri   almadığını iddia etmiꢀlerdir. Sevgi Hastanesinde kuvöz ve solunum cihazın bulunmadığını ve   bu nedenle de çocuklarının bakımının doğru yapılamadığını vurgulamıꢀlardır.   Ağır Ceza Mahkemesi, takipsizlik kararında ileri sürülen gerekçelerde yasaya aykırı bir   yön bulunmamasını nazarı dikkate alarak yapılan itirazı 14 Ekim 1997 tarihinde reddetmiꢀtir.   Baꢀvuranlar 24 Kasım 1997 günü Adalet Bakanlığına müracaat ederek bu karara itiraz   etmiꢀlerdir. Özellikle savcılığın bilirkiꢀi seçimine, seçilen bilirkiꢀinin meslekî ehliyetine ve   vardığı hükümlere itiraz etmiꢀlerdir. Adalet Bakanlığından Cumhuriyet Savcılığını dosyayı   yeniden açarak cezaî takibata geçmeye davet etmesini istemiꢀlerdir.   Bu talep 26 Ocak 1998 günü Adalet Bakanlığı tarafından reddedilmiꢀtir.   B. ꢁahsî Tazminat Davası   Baꢀvuranlar 19 Ocak 1998 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesine baꢀvurarak uğradıkları   zararın karꢀılanması istemiyle doğumu gerçekleꢀtiren hekim ve Özel Sevgi Hastanesi   aleyhinde tazminat davası açmıꢀlardır. Diğer tazminat hakları saklı kalmak kaydıyla,   çocuklarının sakat kalmasından dolayı uğradıkları manevî zarar için dört milyar Türk lirası   (TL) ve maddî zarar için bir milyar Türk Lirası tazminat talebinde bulunmuꢀlardır. Davalarına   gerekçe olarak sezaryen yapılmakta geç kalındığını vurgulayarak, hekimin tartıꢀmalı cerrahî   müdahaleyi herhangi bir komplikasyon durumunda kullanmak için kuvöz ve solunum cihazı   gibi gerekli donanıma sahip olmayan bu hastanede yapmasını eleꢀtirmiꢀlerdir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 10 Eylül 1998 günü baꢀvuran ile Sevgi Hastanesinde çalıꢀan bir   pediyatri uzmanını ve bir hemꢀireyi tanık sıfatıyla dinlemiꢀtir. Müdahale sırasında orada   bulunan pediyatri uzmanı, çocuğun doğduğunda kalbinin atmadığını ve nefes almadığını   söylemiꢀtir. Derhal kalp masajı yapılarak, solunum masajı uygulandığını ve çocuğun ritim   cihazına bağlandığını belirtmiꢀtir. Hastanede yenidoğan yoğun bakım servisi   bulunmadığından, çocuğun Ahmet Örs Hastanesine sevk edildiğini ifade etmiꢀtir.   ꢁubat 1999 günü, yoğun bakım servisine geldikten sonra çocuğun ilk tedavisini yapan,   Ahmet Örs Hastanesi hekiminin ifadesine baꢀvurulmuꢀtur. Hekim hastaneye geldiğinde   çocuğun nefes almadığını, derhal bir solunum cihazına bağlandığını ve 34 gün boyunca cihaza   bağlı kaldığını, çocuğun solunum yapamadığını açıklamıꢀtır. Daha sonra çocuğun durumunu   kendi hastası olarak takip ettiğini, çocuğun tüm organlarının etkilenmiꢀ olduğunu ve beyninde   geri döndürülemez lezyonlar oluꢀtuğunu söylemiꢀtir. Çocuğun hastanesine sevki sırasında,   solunum desteğinin ambulans tipi manuel bir solunum cihazı ile sağlandığını belirtmiꢀtir.   Baꢀvuranlar 7 Ekim 1999 günü Asliye Hukuk Mahkemesine ek bir dava açarak maddî   zarar için talep ettikleri tazminat miktarının on milyar TL'ye artırılmasının kabul edilmesini   talep etmiꢀlerdir.   Ekim 1999 günü Ahmet Örs Hastanesinden bir hekim tanık sıfatıyla dinlenmiꢀtir. Tanık   ifadesinde sezaryen koꢀulları ile ilgili olarak görüꢀ bildiremeyeceğini beyanla çocuğun   durumunun farklı nedenlerden kaynaklanabileceğini belirtmiꢀtir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 9 Aralık 1999 günü Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluꢀturulmuꢀ   olan Sağlık Üst Kuruluna (Kurul) baꢀvurarak, sezaryen sırasında tıbbî bir hata yapılıp   yapılmadığının ve bunun sonucunda çocuğun sakat kalmasının mümkün olup olmadığının   tespiti amacıyla bir bilirkiꢀi raporu düzenlenmesini talep etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar bilirkiꢀilere belirli konularda soru yöneltilmesi için Asliye Hukuk   Mahkemesine defalarca talepte bulunmuꢀlardır.   Sağlık Bakanlığı 12 Ocak 2000 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinin Baꢀvuranların   taleplerini içeren müzekkere bilirkiꢀilere verilmek üzere dosyaya eklemiꢀtir.   Baꢀvuranlar 22 Mayıs 2000 tarihinde ek bir dilekçe sunarak maddî zararlarının telâfi   edilmesi için kendilerine otuz beꢀ milyar TL tazminat ödenmesine hükmedilmesini talep   etmiꢀlerdir.   2Kurul 29 ve 30 Haziran 2000 tarihlerinde toplanarak, aleyhinde dava açılan hekimin ve   hastanenin çocuğun sürekli olarak sakat kalmasında hiçbir sorumluluklarının olmadığı   sonucuna varmıꢀlardır.   Baꢀvuranlar 11 Ocak 2001 tarihinde mahkeme tarafından Kurula müzekkere ile yöneltilen   tüm sorulara cevap verilmemesi bakımından eksik olduğunu vurguladıkları bu bilirkiꢀi   raporundaki tespitlere itiraz etmiꢀlerdir. Ankara Tıp Fakültesi bilirkiꢀileri tarafından karꢀı   bilirkiꢀi raporu düzenlenmesini talep etmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar 5 ꢁubat 2001 günü Kurulun tespitlerine karꢀı yeniden itirazda bulunarak,   Kurul üyelerinin dava konusu tıbbî alana uygun vasıfta olmadıklarını vurgulamak suretiyle   karꢀı bilirkiꢀi raporu düzenlenmesine yönelik taleplerini tekrarlamıꢀlardır.   Mart 2001 tarihinde, uğradıkları maddî zarar karꢀılığında kendilerine her biri için elli   milyar Türk Lirası tazminat ödenmesine talep ettikleri iki yeni dilekçe daha sunmuꢀlardır.   Asliye Hukuk Mahkemesi 15 Mart 2001 günü Baꢀvuranların karꢀı bilirkiꢀi raporu talebini   kabul ederek Đstanbul Adlî Tıp Enstitüsünden bir bilirkiꢀi raporu düzenlenmesini istemiꢀtir.   Đstanbul Adlî Tıp Kurumu Enstitüsü 2. Bilirkiꢀi Heyeti 4 Mayıs 2001 günü Asliye Hukuk   Mahkemesine gönderdiği bir yazı ile belgeleri ve ek bilgileri talep etmiꢀtir.   Adlî Tıp Kurumu 2 Ekim 2002 tarihinde çocuğun kafatasındaki lezyonların ne doğum   sırasındaki bir travmadan ne de doğumdan önce gerçekleꢀtiği iddia edilen olaylardan   kaynaklandığını, bebekteki patolojilerden tespit edildiği kadarıyla bunların hamileliğin 26. ilâ   28. haftaları arasında fiziksel nedenlerden ötürü meydana geldiği kararına varmıꢀtır. Dava   edilen hekimin hiçbir kusurunun bulunmadığı kanaatinde olduklarını da belirtmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar 20 Ocak 2003 tarihinde bu tespitlere itiraz etmiꢀlerdir. Đtirazlarına gerekçe   olarak bilirkiꢀi heyeti oluꢀturulurken hiçbir pediyatri uzmanına yer verilmediğini ileri sürerek,   bilirkiꢀi raporundaki çeliꢀkilere ve hatalara dikkat çekmiꢀlerdir. Adlî Tıp Enstitüsünün tüm   üyelerinin hazır bulunduğu bir heyet tarafından yeni bir bilirkiꢀi raporu düzenlenmesini talep   etmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan asıl dava   kapsamında çeꢀitli tarihlerde ek maddî tazminat taleplerinde bulunulmuꢀtur.   Asliye Hukuk Mahkemesi, 11 Haziran 2003 günü, Cumhuriyet Savcılığının talebi üzerine   düzenlenen 12 Ağustos 1997 tarihli bilirkiꢀi raporunun sonuçları ile Sağlık Üst Kurulunun ve   Adlî Tıp Kurumunun bilirkiꢀi raporlarına istinaden, dava edilen hekimin ve hastanenin   kusurunun sübut bulmadığı kanaatine vararak baꢀvuranların tazminat taleplerini reddetmiꢀtir.   Baꢀvuranlar 4 Ağustos 2003 tarihinde temyize gitmiꢀlerdir. Temyiz dilekçelerinde tıbbî   hata iddialarını tekrarlayarak, hiçbir pediyatri uzmanının yer almadığını ileri sürdükleri   bilirkiꢀi kurul ve heyetlerinin oluꢀturulma ꢀekline itiraz etmiꢀlerdir. Yeni bir rapor   düzenlenmesini talep etmiꢀlerdir.   Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararında ileri sürülen gerekçelerde ve delillerin   takdirinde yasaya aykırı bir yön bulunmamasını nazarı dikkate alarak ilk derece   mahkemesinin kararını 04 Mayıs 2004 tarihinde onaylayarak yapılan itirazı reddetmiꢀtir.   Baꢀvuranlar 22 Haziran 2004 günü karar düzeltme talebinde bulunmuꢀlardır.   Yargıtay, baꢀvuranlara 13 Ocak 2005 tarihinde tebliğ edilen 26 Ekim 2004 tarihli kararı ile   bu talebi reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, dava konusu tıbbî alanda uzman ve ehil olmayan kiꢀiler tarafından yapılan   bilirkiꢀi incelemelerinin taraflılığı nedeniyle adil yargılama hakkından yararlanamadıklarını,   ulusal makamlar tarafından yürütülen soruꢀturmaların yetersiz olduğunu, delillerin takdirinde   hata yapıldığını ve iç yargı organlarının kararlarının gerekçelendirilmediğini iddia etmektedir.   Ayrıca adlî yargılamanın aꢀırı derecede uzun sürmesinden ꢀikayetçi olmuꢀ, AĐHS’nin 6.   maddesine ve ilgili fıkralarına dikkat çekmiꢀlerdir:   Hükümet bu iddiaları reddetmiꢀtir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   1. Hükûmetin ön itirazı hakkında   Hükümet altı ay kuralına uyulmaması nedeniyle baꢀvurunun reddedilmesini talep etmiꢀtir.   Bu bakımdan baꢀvuranların Yargıtay'ın 26 Ekim 2004 tarihli kararından sonra ilk derece   mahkemesinin kalemine 3 Aralık 2004 tarihinde düꢀülen kaydı müteakip altı ay içerisinde   AĐHM’ye baꢀvurmaları gerektiğini, ancak bunun yapılmadığını savunmaktadır.   Baꢀvuranlar, bu iddiaya itiraz ederek, altı ay süresinin Yargıtay kararının tebliğ edildiği   tarih olan 13 Ocak 2005 tarihinden itibaren baꢀlaması gerektiğini ileri sürmüꢀlerdir.   AĐHM, bir baꢀvuranın nihaî iç yargı kararının bir suretinin kendisine resmen tebliğ   edilmesi hakkına sahip olması nedeniyle, altı aylık sürenin karar suretinin tebliğ tarihinden   itibaren baꢀlamasının AĐHS’nin 35 / 1 maddesinin konu ve amacına daha uygun olduğunu   hatırlatır (Worm - Avusturya davası, 29 Ağustos 1997, § 33, Recueil des arrêts et décisions   1997-V). Dosyada yer alan bilgiler incelendiğinde, Yargıtay kararının baꢀvuranlara 13 Ocak   tarihinde tebliğ edildiği anlaꢀılmaktadır. Baꢀvuranlar dava dilekçelerini 11 Temmuz   tarihinde, yani söz konusu tebliğ tarihinden sonra altı ay içinde sunduğundan,   Hükümetin itirazının reddedilmesi uygun görülmüꢀtür.   2. Yargılamanın adilliği, bilirkiꢀi incelemelerinin vasıfsızlığı ve taraflılığı ile ulusal   yargı organlarının kararlarının gerekçelendirilmemesi hakkında   AĐHM, iç yargı organlarındaki yargılamaların adilliği ile ilgili olarak, baꢀvuranların esas   itibarıyla bu yargı organları tarafından benimsenen uygulamalardan ꢀikâyetçi olduklarını   müꢀahede etmektedir. Bu bakımdan, olayın bir yargı organını bir kararı diğerine tercih etmeye   sevk eden unsurları denetleme görevinin kendisine düꢀmediğini hatırlatır (Kemmache -   Fransa davası (no 3), 24 Kasım 1994, § 44, série A no 296-C). Aynı ꢀekilde, AĐHS ile koruma   altına alınmıꢀ olan hak ve özgürlüklere zarar vermedikleri sürece ve ölçüde, bir yargı organı   tarafından yapıldığı iddia edilen uygulama ve hukuk hatalarını teꢀhis ve tespit etme görevi de   bulunmamaktadır (García Ruiz - Đspanya davası [GC], no 30544/96, § 28, CEDH 1999-I).   AĐHM bu davada baꢀvuranların iddialarını ileri sürebildiklerini, bilirkiꢀilerin kararlarına itiraz   edebildiklerini, karꢀı bilirkiꢀi raporu alabildiklerini ve adlî yargı organlarının kararlarına esas   aldıkları gerekçelerde herhangi bir keyfîlik görülmediğini tespit eder. Ayrıca, dosya içeriği   incelendiğinde, ilgili bilirkiꢀilerin ehliyetsiz, bağımlı veya taraflı oldukları sonucuna varılması   için hiçbir neden görülmemektedir. Baꢀvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olması   nedeniyle AĐHS’nin 35 / 3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   AĐHM, adlî yargı kararlarının gerekçelendirilmediğine yönelik iddialar ile ilgili olarak,   AĐHS’nin 6. maddesinin bir yargı organı tarafından ileri sürülen gerekçelerin özellikle dava   taraflarından birinin iddialarına esas oluꢀturduğuna inandığı tüm hususları kapsamak zorunda   olduğuna yönelik bir hüküm içermediğini hatırlatır. Hiçbir taraf mahkemeden reddettiği   iddiaların her biri için gerekçe göstermesini talep etme hakkına sahip değildir (Đbrahim Aksoy   - Türkiye davası (Karar), No. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 7 Aralık 1999). Ayrıca,   Mahkeme bu davada iç yargı organlarının kararlarını gerekçelendirdiklerini de not eder. Bu   ꢀikâyetin de dayanaktan yoksun olması nedeniyle AĐHS’nin 35 / 3. ve 4. maddeleri uyarınca   reddedilmesi gerekmektedir.   3. Yargılamanın süresi hakkında   AĐHM bu ꢀikâyetin Sözleꢀmenin 35 / 3 maddesi anlamında mesnetsiz olmadığını not eder.   AĐHM aynı zamanda baꢀvurunun kabul edilemezliğine gerekçe oluꢀturabilecek herhangi bir   hususun mevcut olmadığını da not eder. Dolayısıyla baꢀvurunun kabuledilebilir ilân edilmesi   yerinde olacaktır.   B. Esasa Dair   Dikkate alınması gereken süre 19 Ocak 1998 günü baꢀlayarak 26 Ekim 2004 günü sona   ermektedir. Buna göre iki yargı derecesinde geçen süre yaklaꢀık olarak altı sene on aydır.   Sadece ilk yargı derecesinde görülen dava yaklaꢀık olarak beꢀ yıl ve beꢀ ay sürmüꢀtür.   Hükümet, Baꢀvuranların tazminat taleplerini artırmak ve bilirkiꢀi raporlarına itiraz etmek   suretiyle yargılama süresinin uzamasına katkıda bulunduğunu iddia etmektedir.   Baꢀvuranlar bu iddiaları reddetmektedir.   Mahkeme, yargılama süresinin makul yapısının ölçüsünün davanın koꢀullarına ve özellikle   davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranların ve yetkili makamların tutum ve davranıꢀları olduğu kadar   davanın taraflar açısından taꢀıdığı önem olmak üzere ilgili hukukî kriterlerine göre takdir   edilmesi gerektiğini hatırlatır (diğer birçok örneğin arasında bkz. Frydlender -. Fransa davası   [GC], no 30979/96, § 43, AĐHM 2000-VII).   AĐHM buna benzer davalarda aynı sorunu defalarca ele almıꢀ ve AĐHS’nin 6 / 1   maddesinin ihlâl edildiğine karar vermiꢀtir (bkz. yukarıda zikredilen Frydlender davası).   AĐHM, sunulan tüm bilgi, belge ve kanıtları inceledikten sonra gönderildikten sonra,   Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varılmasını sağlayabilecek hiçbir gerekçe ve iddia ileri   sürmediği kanaatine varmıꢀ olup, incelenen dosya mündeceratına göre, Baꢀvuranların tutum   ve davranıꢀlarının -talep edilen ek tazminatlar dâhil olmak üzere- yargılamanın uzamasına   açık bir ꢀekilde katkıda bulunduğunu düꢀünmemektedir. Bu konudaki içtihatlarını ve dava   konusunu da dikkate alan AĐHM (Codarcea - Romanya davası No. 31675/04, § 89, 2 Haziran   2009), mevcut davadaki yargılama süresinin çok uzun olduğunu ve "makul süre" ꢀartını   yerine getirmediğini değerlendirmektedir.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 6 / 1 maddesi ihlâl edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 2. VE 5. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   3. Baꢀvuranlar hastanın güvenlik hakkının ihlâl edildiğini ileri sürerek, oğullarına   doğduğu hastanede doğru tedavi uygulanmadığını iddia etmektedir. Diğer taraftan, tıbbî takip   gereklilikleri yerine getirilmeyerek baꢀvuranın hamilelik sürecinin zorlaꢀtırıldığından   yakınmaktadırlar.   Ayrıca, acil bir durumda uygun önlemlerin alınması için gerekli donanıma sahip   olmadıklarını düꢀündükleri bu hastanenin içinde bir doğumevi açılmasına devlet tarafından   izin verilmesinden de ꢀikâyetçi olmaktadırlar. Diğer taraftan Sağlık Bakanlığının denetimi   altında olan bu hastanenin eksikliklerinin sorumluluğunun devlet tarafından üstlenilmesi   gerektiğini düꢀünmektedirler.   Son olarak oğullarının Sevgi Hastanesinden Ahmet Örs Hastanesine sevk edilmesi   sırasında hayatını tehlikeye atan koꢀullardan da ꢀikâyetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlar bu   konuda AĐHS’nin 2. ve 5. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaları reddetmektedir.   Mahkeme, bireylerin ruhsal ve bedensel bütünlüğü, kendilerine yapılan tıbbî müdahalelerin   seçiminden mahrum bırakılmaları, bunun için muvafakatlarının alınması ve maruz kaldıkları   sağlık risklerini değerlendirebilmelerine imkân verecek bilgilere ulaꢀmaları ile ilgili konuların   Sözleꢀmenin 8. maddesinin kapsamına girdiğini hatırlatır (bkz., Marie Therese Trocellier -   Fransa davası (Aralık), No 75725/01, 5 Ekim 2006) . Bu nedenle baꢀvuranların ꢀikâyetlerinin   bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini düꢀünmektedir.   Bu bakımdan, AĐHS’nin diğer düzenlemelerinde olduğu gibi 8. maddesinde de yer alan ve   daha ziyade negatif nitelikte olan yükümlülüklere, güvence altına alınmıꢀ hakların etkin   korumasından doğan pozitif yükümlülüklerin de eklenebildiğini hatırlatır (diğerlerinin yanı   sıra bkz., Roche - Birleꢀik Krallık davası [GC], No. 32555/96, § 157, AĐHM 2005 X). AĐHM   2. maddenin konusunu oluꢀturan yaꢀama hakkı ile ilgili olarak daha önce vermiꢀ olduğu   kararlarda, taraf ülkelerin, gerek kamu sektöründe, gerekse özel sektörde çalıꢀan sağlık   uzmanlarının gözetimi altındaki bir bireyin ölüm nedeninin tespit edilmesine imkân veren   etkin ve bağımsız bir adlî sistem oluꢀturmakla yükümlü olduklarını vurgulamıꢀ ve tıbbî   ihmallerin kendine özgü koꢀulları itibarıyla prensip olarak "devletin" sorumlu tutulacağı bir   yargılama için yeterli olduğunu belirtmiꢀtir (Calvelli veCiglio - Đtalya davası [GC], No.   32967/96, §§ 48-51, AĐHM 2002-I, ve Vo - Fransa davası [GC], No. 53924/00, § 90, AĐHM   2004-VIII).   Mahkeme aynı zamanda taraf ülkelerin hastanelerin kamusal veya özel olmalarına   bakılmaksızın hastalarının yaꢀamlarını korumalarını sağlamak amacıyla kendi önlemlerini   almaları için uygulamaları gereken düzenleyici bir çerçeveyi yürürlüğe koymak zorunda   olduklarını da hatırlatır (aynı yerde). Bu ilkelerin de aynı bağlamda AĐHS’nin 8. maddesinin   uygulama alanına giren bedensel bütünlüğe karꢀı ağır ihlâller oluꢀturduğu ꢀüphesizdir   (yukarıda zikredilen Marie Thérèse Trocellier, davası ve yine yukarıda zikredilen   Codarceadavası § 103).   Mevcut davada, baꢀvuranların çocuklarının doğduğu hastanenin sağlık ekibinin   sorumluluğunun değerlendirildiği adlî yargılama haklarını kullanabildiklerinin öncelikle   belirtilmesi gerekmektedir. Mahkeme bu açıdan hiçbir sorun olmadığı kanaatindedir (benzer   bir yaklaꢀım için yukarıda zikredilen Marie Therese Trocellier davasına bkz.).   Baꢀvuranların tıbbî bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun   Sözleꢀmenin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete aftedilmesi için yeterli olduğunu iddia   etmelerine rağmen, Mahkeme, belirtilmesi gereken ikinci husus olarak, bu soruya verilecek   cevap ne olursa olsun, konuyla ilgili farklı tıbbî bilirkiꢀi raporlarında ve hatta iç yargı   organlarının kararlarında her türlü tıbbî hata ve ihmalin ihtimal dıꢀı bırakılmıꢀ olduğunu not   eder. Her halükârda ne bu sonuçları sorgulamak, ne de sahip olduğu tıbbî bilgilerden hareketle   bilirkiꢀilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmek   Mahkemenin görevleri arasındadır (Tysiac - Polonya davası, No. 5410/03, § 119, AĐHM 2007   IV).   Yukarıdaki değerlendirmeler ıꢀığında bu ꢀikâyetin de mesnetsiz olması nedeniyle   AĐHS’nin 35 / 1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuranlar, ağır engelli bir çocuğun anne ve babaları olarak uğradıkları maddî zarar için   300.000 Euro ve manevî zarar için 350.000 Euro tazminat talep etmektedirler. Ayrıca   yargılamanın süresi nedeniyle uğradıkları manevî zarar için 40.000 Euro ve çocuklarının   tedavi ve bakımının sağlanması için yapmak zorunda kaldıkları masrafların yaꢀamlarını   zorlaꢀtırması nedeniyle 100.000 Euro manevî tazminata hükmedilmesini talep etmektedirler.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHS tespit edilen ihlâl ile iddia edilen maddî zarar arasında bir illiyet bağı görmediğinden   bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀılık, Baꢀvuranlara toplam 3 000 Euro manevî tazminat   ödenmesinin yerinde olduğunu düꢀünmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   4. Baꢀvuranlar, aynı zamanda iç yargı sürecindeki ve AĐHM’deki yargılamanın masraf ve   giderleri için 8.059 Euro talep etmektedir. Bu taleplerine delil teꢀkil etmek üzere belge olarak   Mahkemeye dava açmak için yaptırmıꢀ oldukları çeviri karꢀılığında ödedikleri 627 TL ücretin   faturalarını sunmuꢀlardır.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı   makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM bu davada sunulan unsurlar ve   yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak baꢀvuranlara tüm masraflar için 1.000 Euro   ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana   üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Yargılama süresinin uzunluğu hakkındaki baꢀvurunun kabuledilebilir, bunun dıꢀında   kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz   kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından;   i) baꢀvuranlara ortaklaꢀa 3.000 (üç bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   ii) yargılama masraf ve giderleri için baꢀvuranlara 1 000 (bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 5 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło