25301/04

WyrokETPCz2009-12-01ECLI:CE:ECHR:2009:1201JUD002530104

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania i wykorzystanie zeznań uzyskanych w tych warunkach jako podstawy skazania narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że ocena rzetelności postępowania musi być dokonywana w świetle całego postępowania. Stwierdził, że okoliczności niniejszej sprawy, w szczególności brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania i przesłuchań, oraz wykorzystanie zeznań uzyskanych w tych warunkach do skazania, są analogiczne do tych rozpatrywanych w sprawie Salduz. W konsekwencji, Trybunał uznał, że doszło do naruszenia prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Sedat Adalmış i Ercan Kılıç, zostali zatrzymani odpowiednio 11 i 13 lipca 1999 r. i przesłuchani bez obecności adwokata. 17 lipca 1999 r. zostali aresztowani przez sędziego dyżurnego. 23 października 2002 r. Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał każdego z nich na siedemnaście lat i sześć miesięcy więzienia za członkostwo w nielegalnej organizacji, a Adalmışa dodatkowo na dwa lata i jeden miesiąc za podłożenie materiałów wybuchowych. Podstawą skazania były m.in. protokoły przeszukania, ekspertyza grafologiczna oraz zeznania złożone przez skarżących w areszcie. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 18 listopada 2003 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania pozostałych zarzutów z art. 6 ust. 1. 4. Zasądza każdemu ze skarżących 1000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz skarżącym łącznie 1000 euro tytułem kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   ADALMIŞ ve KILIÇ -TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:25301/04)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2009   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25301/04) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaşları) Sedat Adalmış ve Ercan Kılıç’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne 31 Mayıs 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına   ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış   olduğu başvurudur.   Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından Y. Başara ve M. Filorina tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuranlar, sırasıyla 1976 ve 1974 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.   Temmuz 1999 tarihinde, Sedat Adalmış, 13 Temmuz 1999 tarihinde de Ercan Kılıç   yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır.   Temmuz 1999 tarihinde, başvuranlar, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı tarafından dinlenmişlerdir. Ardından başvuranlar nöbetçi hakim karşısına çıkarılmış   ve nöbetçi hakim başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir.   Gözaltı boyunca sürdürülen sorgulamalar sırasında başvuranlar avukat tarafından temsil   edilmemişlerdir.   Ağustos 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde, Savcı, yasadışı örgüt üyeliğinin   cezalandırılmasını öngören eski Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca başvuranları   suçlamıştır.   Ekim 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranların her birini on yedi yıl altı   ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kamuya açık bir   alana patlayıcı madde bıraktığı gerekçesi ile başvuran Adalmış’ın hapis cezasını iki yıl bir ay   arttırmıştır. Başvuranların suçluluğunu ortaya koymak için Devlet Güvenlik Mahkemesi, yer   tespit ve arama tutanaklarını, başvuran Kılıç’ın yazısı ile ilgili kaligrafik bilirkişi raporu   sonuçlarını ve başvuran Adalmış ile ilgili videokasetler ile gözaltı sırasında iki başvuran   tarafından verilen ifadeleri temel almıştır.   Kasım 2003 tarihinde kamuya açık bir duruşmada tefhim edilen 18 Kasım 2003 tarihli bir   kararla, Yargıtay, sözkonusu kararı onamıştır.   Ocak 2004 tarihinde, Yargıtay kararı, ilk derece mahkemesi kalemine iletilmiştir.   HUKUK   AİHS’nin 6/3 c) maddesine atıfta bulunarak, başvuranlar, gözaltı sırasında avukat   yardımından yararlanamamaktan ve diğerleri arasından gözaltı sırasında verilen ifadeleri   temelinde mahkum edilmekten şikayetçilerdir.   I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN   Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediğini savunmaktadır: Hükümet başvuranların,   başvurularını, ya nöbetçi hakim karşısına çıkarıldıkları tarih olan 17 Temmuz 1999 ya da   Yargıtay kararının açıklandığı açık duruşma tarihi olan 19 Kasım 2003 tarihinden itibaren altı   aylık süre içerisinde sunmuş olmaları gerektiği kanaatindedir.   AİHM, yargılamanın hakkaniyetinin incelenmesinin, yargılamanın tamamı ışığında yapılması   gerektiğine ilişkin yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (John Murray-Birleşik Krallık, 8 Şubat   1996). Sözkonusu koşullarda, AİHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı uyarınca işbu davada,   nihai iç hukuk kararı, 18 Kasım 2003 tarihli Yargıtay kararıdır (bkz, aynı anlamda, Ditaban-   Türkiye, başvuru no: 69006/01, 14 Nisan 2009   Yargıtay kararının tebliğ edilmediği durumlarda, altı ay süresinin hangi tarihten itibaren   işlemeye başlayacağı hususunda AİHM, Türk hukukunda olduğu gibi, iç hukukta tebliğ   öngörülmediğinde, tarafların muhtevasından gerçek anlamda haberdar olabildikleri kararın   kullanıma açıldığı tarihin dikkate alınması gerektiği kanaatindedir (Seher Karataş-Türkiye,   başvuru no: 33179/96, 9 Temmuz 2002). Ayrıca, Yargıtay karar metni, AİHM önünde   iddialarını geliştirmeleri için başvuranda veya avukatında bulunmalıdır (Bilgin ve Bulga-   Türkiye, başvuru no: 43422/02, 16 Haziran 2009).   Mevcut davada, AİHM, dosyadan, ertesi gününde kamuya açık bir duruşmada tefhim edilen   Kasım 2003 tarihli Yargıtay kararının, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kaleminde   tarafların kullanımına 23 Ocak 2004 tarihinde sunulduğu sonucuna ulaşıldığını   gözlemlemektedir.   Hiçbir unsur, başvuranların veya avukatlarının, katılma zorunluluğu bulunmadığı bir açık   duruşmada tefhim edilen karar metninden haberdar olabileceklerini düşünme imkanı   sağlamamaktadır (Okul-Türkiye, başvuru no: 45358/99, 4 Eylül 2003). Dolayısıyla, altı ay   süresi, 23 Ocak 2004 tarihinde işlemeye başlamıştır ve başvuranlar, bu hususta, AİHS’nin 35.   maddesinin 1. paragrafının gerektirdiklerine uygun hareket etmişlerdir.   Hükümet’in başvurunun gecikmeli olarak yapıldığı hususundaki itirazının reddedilmesi   gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   II. AİHS’NİN 6/3c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önündeki tüm yargılama boyunca avukat   tarafından temsil edildikleri nedeniyle başvuranların adil yargılanma haklarının ihlal   edilmediğini savunmaktadır.   Hiçbir unsurun, işbu kararda incelenen koşulları Salduz kararında incelenenlerden ayrı   tutmasını gerektirmediği tespitinde bulunan AİHM, aynı gerekçelerle, AİHS’nin 6/1 maddesi   ile birlikte AİHS’nin 6/3c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (bkz, Gülbahar ve   Tut-Türkiye, başvuru no: 24468/03, 24 Şubat 2009).   III. AİHS’NİN DİĞER İHLALERİNE İLİŞKİN İDDİALAR   AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, başvuranlar, delillerin değerlendirilmesini ve ulusal   mahkemeler önünde yürütülen yargılamanın sonucunu dava konusu yapmaktadırlar.   Başvuranlar, hukuki kararların mesnetsiz olmasından ve ulusal mahkemelerin bağımsız ve   tarafsız olmamasından şikayetçidirler.   AİHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte AİHS’nin 6/3c) maddesinin ihlal edildiği tespitini göz   önüne alan AİHM, AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan şikayetlerin geri kalan   kısmının ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (bkz, Soykan-Türkiye, başvuru   no: 47368/99, 21 Nisan 2009).   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak, başvuranların her biri, 15.000 Euro   manevi tazminat talep etmektedirler. Ayrıca başvuranlar, 5.850 Euro yargılama masraf ve   gideri talebinde bulunmaktadırlar. Taleplerini desteklemek için, başvuranların avukatları,   farklı masrafları (posta, kırtasiye, çeviri masrafları) ve Barolar Birliği asgari ücret tarifesi ile   başvurunun hazırlanmasına ayrılan çalışma saatini gösteren ayrıntılı bir dökümün bir   nüshasını belge olarak sunmaktadırlar.   AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvuranların her birine, 1.000 Euro manevi tazminat   ödenmesine hükmetmektedir. AİHM, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için en uygun yolun,   başvuranların isteği üzerine, AİHS’nin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak davanın   yenilenmesi olacağı kanaatindedir (sözü edilen Salduz).   Yargılama masraf ve giderleri özellikle de avukatlık ücreti ile ilgili olarak, AİHM,   başvuranların avukatları tarafından iletilen çalışma çizelgesini dikkate almakta ve   başvuranlara ortaklaşa olarak 1.000 Euro yargılama masraf ve gideri ödenmesinin uygun   olacağına kanaat getirmektedir. AİHM, belgelendirilmediğinden geri kalan talepleri   reddetmektedir.   AİHM, gecikme faizi oranının Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uygulanan orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesinin uygun olacağına   hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte AİHS’nin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına;   4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından aşağıdaki miktarların ödenmesine:   (i) başvuranların her birine ve her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro) manevi   tazminat   (ii) başvuranlara ortaklaşa olarak ve her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro)   yargılama masraf ve gideri   b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 01 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło