25324/02
WyrokETPCz2006-02-02ECLI:CE:ECHR:2006:0202JUD002532402
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy tymczasowe aresztowanie trwające ponad dziesięć lat, uzasadniane ogólnikowymi sformułowaniami, narusza prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia z aresztu zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość tymczasowego aresztowania skarżącego, wynosząca ponad 10 lat i 3 miesiące, przekroczyła "rozsądny termin" wymagany przez art. 5 ust. 3 Konwencji. ETPCz podkreślił, że choć istnienie uzasadnionego podejrzenia jest warunkiem sine qua non aresztowania, to z czasem traci ono wystarczalność. Władze krajowe nie przedstawiły konkretnych i wystarczających powodów dla dalszego pozbawienia wolności, opierając się na ogólnikowych sformułowaniach takich jak "charakter przestępstwa", "stan dowodów" czy "sprawa zbliża się do rozstrzygnięcia", które okazały się nieadekwatne wobec upływu czasu.Stan faktyczny
Skarżący, urodzony w 1972 roku, został aresztowany 17 września 1993 roku pod zarzutem członkostwa w organizacji terrorystycznej Dev-Sol i osadzony w areszcie śledczym. Akt oskarżenia przeciwko niemu i 24 innym osobom został sporządzony 31 grudnia 1993 roku. 17 grudnia 2003 roku skarżący został skazany na dożywocie, jednak 1 kwietnia 2005 roku Sąd Kasacyjny uchylił ten wyrok. Sprawa nadal toczy się przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa w Stambule, a skarżący pozostaje w areszcie.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącego kwotę 9 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie należne podatki, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. Ustala odsetki za zwłokę na poziomie stopy procentowej Europejskiego Banku Centralnego dla krótkoterminowych operacji refinansujących, powiększonej o trzy punkty procentowe. Oddala pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
TACİROĞLU - TÜRKİYE
(Başvuru no. 25324/02)
KARAR
STRAZBURG Şubat 2006
Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,
üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
OLAYLAR
Başvuran, 1972 doğumludur. Gebze Cezaevi’nde tutukludur. Başvuran, 17 Eylül 1993
tarihinde, Dev-Sol üyesi olduğu şüphesiyle, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele
Şubesi’ne bağlı polis memurları tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. 1 Ekim 1993
tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi huzuruna çıkarılmıştır. 31 Aralık 1993
tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuran dahil yirmi beş kişi hakkında bir iddianame
hazırlamıştır. Başvuran, 17 Aralık 2003 tarihinde müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. 1
Nisan 2005 tarihinde, Yargıtay başvuranın cezasını bozmuştur. Dava halen İstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nde devam etmektedir.
HUKUK
I.AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
14.Başvuran, tutuklu yargılanma süresinin, AİHS’nin 5 § 3. maddesinde öngörülen
“makul süre” şartına uymadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Bu maddeye göre:
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu
durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış
diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli
kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır
bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”
A.Kabuledilebilirlik
15.Hükümet, AİHM’den başvurunun AİHS’nin 5 § 3. maddesi kapsamında
kabuledilmez olduğuna karar vermesini talep etmiştir. Başvuranın “mağdur statüsü”nü
kaybettiğini, zira başvuranı 17 Aralık 2003 tarihinde müebbet hapse çarptıran Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin, başvuranın verilen cezadan, geçirdiği tutuklu yargılanma süresini
düşürüldüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca, cezai işlemlerin sonunda beraat etse idi, başvuranın
Türk hukukunda faydalanabileceği çeşitli iç hukuk yolları bulunduğunu ifade etmiştir.
16.AİHM, tutuklu yargılanmanın, daha sonradan verilen bir cezanın parçası olarak
hesaplanmasının, 5 § 3. madde ihlalini ortadan kaldıramayacağını, ancak vuku bulan kayıpları
sınırlaması temelinde, yalnızca 41. madde kapsamında sonuçlarının olabileceğini tekrarlar
(Engel ve Diğerleri – Hollanda, 8 Haziran 1976 kararı, Seri A, no. 22, § 69 ve Kimran –
Türkiye, no. 61440/00, § 41, 5 Nisan 2005). Ayrıca, başvurana yönelik kararın, Yargıtay
tarafından bozulduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderildiğini ve dava halen
burada devam etmekteyken başvuranın tutuklu olduğunu not eder. Buna göre, Hükümet’in
başvuranın “mağdur” olarak nitelendirilemeyeceğine dair itirazının reddedilmesi gereklidir.
17.AİHM, bu başvurunun, AİHS’nin 5 § 3. maddesi kapsamında temelsiz olmadığı
kanısındadır. Ayrıca, başka bir nedenden dolayı da kabuledilmez olmadığını not eder.
Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.
B.Esaslar
18.Bu davada, ele alınacak süre, 17 Eylül 1993’te başlamış ve başvuranın mahkum
edildiği 17 Aralık 2003 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla, 10 yıl 3 ay sürmüştür. Bu süre
içinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın tutuklu yargılanma süresini, “suçun
niteliği, kanıtların durumu, dava dosyasının içeriği ve tutukluluk süresi” gibi klişe ve benzer
ifadelerle uzatmıştır. Ayrıca iki defa, davanın karara bağlanacağını ifade etmiştir.
19.AİHM, belirli bir davada, suçlanan bir kişinin tutuklu yargılanmasının makul süreyi
aşmamasını sağlamanın öncelikle ulusal yargı mercilerinin görevi olduğunu tekrarlar. Bu
bağlamda, masumiyet karinesi ilkesini gerektiği gibi dikkate alarak, bireysel özgürlüğe saygı
kuralından sapmayı haklı çıkaran bir kamu yararı gereğinin bulunduğuna ilişkin lehte ya da
aleyhteki tüm kanıt ve olguları incelemeleri ve bunları, serbest bırakılma başvurularına ilişkin
kararlarında ortaya koymaları gerekmektedir. AİHM’nin, AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal
edilip edilmediğini belirlemesinin, bu kararlarda verilen gerekçeler ve başvuranın temyiz
başvurularında belirttiği kanıt ve olgular temelinde olması gereklidir (bkz. Assenov ve
Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 kararı, Reports of Judgments Decisions 1998-VIII, §
154).
20.Yakalanan kişinin bir suç işlediğine dair makul şüphenin bulunması, devam eden
tutukluluk hali için bir sine qua non’dur, ancak belirli bir süreden sonra bu yeterliliğini
kaybeder. Bu durumda AİHM’nin, yargı mercileri tarafından belirtilen diğer gerekçelerin,
özgürlüğün elden alınmasını haklı göstermeye devam edip etmediğini belirlemesi gereklidir
(bkz. diğerlerinin yanı sıra, Ilıjkov – Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve
Labita – İtalya, [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AİHM 2000-IV).
21.AİHM, başvurana atılan suçun niteliğinin ciddiyetini ve ilgili cezanın ağırlığını not
eder. Ancak, kaçma tehlikesinin, yalnızca alınması sözkonusu olan cezanın ağırlığı temelinde
değil, bu tür bir tehlikenin bulunduğunu teyit edebilecek veya tutuklu yargılanmayı haklı
çıkaramayacak kadar hafif gösterebilecek, diğer birkaç unsuru dikkate alarak incelenmesi
gereklidir (bkz. Muller – Fransa, 17 Mart 1997 kararı, Reports 1997 II, § 43; Letellier –
Fransa, 26 Haziran 1991, Seri A no. 207, § 43). Bu bağlamda, yerel mahkemelerin
başvuranın tutuklu yargılanma süresini uzatılmasına ilişkin kararlarında, bu tür gerekçelere
yeterince yer verilmediğini not eder.
22.Davanın karara bağlanma aşamasında olması gerekçesine gelince, AİHM, yerel
mahkemenin bu gerekçeyi son olarak dile getirmesi ve davayı karara bağlaması arasında üç
yıldan fazla bir sürenin geçtiğini not eder.
23.Son olarak, genelde, “kanıtların durumu” ifadesi, ciddi suç belirtilerinin
bulunduğuna ve sürekliliğine ilişkin bir unsur olsa da, bu davada yine de, tek başına,
başvuranın şikayetçi olduğu tutukluluk süresini haklı gösteremez (bkz. yukarıda anılan
Letellier; Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 kararı, Seri A no.241-A; Mansur – Türkiye, 8
Haziran 1995 kararı, Seri A no.319-B, § 55, ve Demirel – Türkiye, no. 39324/98, § 59, 28
Ocak 2003 kararı).
24.Yukarıdaki mütalaalar, AİHM’nin, başvuranın, 10 yıl 3 aydan fazla süren,
mahkumiyet almadan önceki tutukluluk halinin uzunluğunun, mahkemenin klişe
gerekçelendirmesi ile birlikte ele alındığında, makul süre şartını aştığı sonucuna varması için
yeterlidir.
Dolayısıyla, AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II.AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
25.AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A.Tazminat
26.Başvuran, 35.000 YTL manevi tazminat talep etmiştir.
27.Hükümet bu meblağın aşırı ve kabuledilmez olduğunu ifade etmiştir.
28.AİHM, başvuranın, uzun tutuklu yargılanma süresinden kaynaklanan, sıkıntı gibi,
yalnızca bir ihlal tespitiyle tazmin edilemeyecek manevi bir zarara uğramış olduğunu not
eder. AİHM, eşitlik temelinde yaptığı değerlendirmeyle başvurana 9.000 Euro manevi
tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B.Mahkeme masrafları
29.Başvuran ayrıca, iletişim ve çeviri masrafları için 400 YTL ve AİHM masrafları
için 7.920 YTL talep etmiştir. AİHM’deki masraflara, avukatının ziyaret ve seyahat
masrafları ile başvurunun ve görüşlerin hazırlanmasında AİHM önündeki işlemlere ilişkin
olarak otuz altı çalışma saatinin dahil olduğunu ifade etmiştir. Temsilcisinin, İstanbul
Barosu’nun AİHM önündeki başvurular için tavsiye ettiği çizelgeyi uyguladığını iddia
etmiştir.
30.Hükümet, bu taleplerin mübalağalı ve belgelendirilmemiş olduğunu ifade etmiştir.
31.AİHM içtihadına göre, bir başvuran, gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktar
açısından makul olduğu kanıtlandığı sürece, harcamaların geri ödenmesine hak kazanır. Bu
davada, elindeki bilgi ve yukarıdaki ölçütleri dikkate alarak, AİHM, başvurana AİHM
önündeki masraflar için 2.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C.Gecikme faizi
32.AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiştir.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1.Başvurunun kabulüne;
2.AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3.(a) Sorumlu Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevrilerek, 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat, mahkeme masrafları için 2.500
Euro (iki bin beş yüz Euro) ve uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 2
Şubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Vincent BERGER
Bostjan ZUPANCIC
Yazı İşleri Müdürü
Başkan
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło