25327/04

WyrokETPCz2010-05-27ECLI:CE:ECHR:2010:0527JUD002532704

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy bezprawne zajęcie i użytkowanie nieruchomości przez wojsko oraz odmowa odszkodowania przez sądy krajowe naruszyły prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że bezprawne użytkowanie nieruchomości skarżącego przez wojsko tureckie, które przez długi czas klasyfikowało ją jako obszar wojskowy i otoczyło drutem kolczastym, stanowiło ingerencję w prawo własności. Mimo że rząd argumentował, iż było to wynikiem błędu i nie przyniosło korzyści, Trybunał stwierdził, że brak jakiegokolwiek odszkodowania za to bezprawne użycie naruszył sprawiedliwą równowagę, która powinna istnieć między wymogami interesu ogólnego a ochroną praw jednostki. Trybunał podkreślił, że fakt zamieszkiwania skarżącego za granicą nie stanowił przeszkody w korzystaniu z jego nieruchomości w Turcji.
Stan faktyczny
Skarżący, Nuri Özbek, jest właścicielem działki w Stambule. W 1998 roku, starając się o pozwolenie na budowę, dowiedział się, że jego nieruchomość znajduje się na obszarze wojskowym. Mimo korespondencji z wojskiem, które początkowo zaprzeczało, a potem potwierdziło, że teren nie jest wojskowy, działka była otoczona drutem kolczastym i oznaczona jako obszar wojskowy od co najmniej 1997 do 2001 roku. Po usunięciu ogrodzenia, skarżący złożył pozew o odszkodowanie za bezprawne użytkowanie nieruchomości, ale sądy krajowe (sąd pierwszej instancji i Sąd Kasacyjny) oddaliły jego roszczenie.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. Nie zasądza żadnego odszkodowania, ponieważ skarżący nie złożył wniosku o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   ÖZBEK - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 25327/04)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Mayıs 2010   İşbu karar Sözleşme'nin 4 4 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   şeklî bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (25327/04) numaralı başvurunun nedeni T.C.   vatandaşı Nuri Özbek tarafından (başvuran) 4 Haziran 2004 tarihinde Avrupa İnsan Haklan   Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AÎHS) 34. maddesi uyarınca yapılan   başvurudur.   Başvuran Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından   S, Kar tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   L DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1960 doğumlu olup Walldorfta (Almanya) ikamet etmektedir. Başvuran İstanbul   İkitellide bulunan 2503 numaralı parselin malikidir.   Başvuran tarım arazisi üzerine imar izni alabilmek için belediyeye başvurmuş, belediye   taşınmazın askeri bölgede yer alması nedeniyle adı geçeni Milli Savunma Bakanlığı’na   (Bakanlık) yönlendirmiştir. Başvuran 25 Kasım 1998 tarihinde Bakanlığa başvurmuştur.   Aralık 1998 tarihinde, Ordu başvurana özellikle arazinin planının bir örneği olmadığı   gerekçesiyle bu talebinin yerine getirilemeyeceğini bildirmiştir.   Başvuran 31 Ağustos 2000 tarihinde 25 Kasım 1998 tarihli talebini yinelemiştir.   Genelkurmay Başkanlığı Kara Kuvvetleri 3. Tugay Komutanlığından (Ordu) başvurana 27   Ekim 2000 tarihinde gönderilen yazı İle sözkonusu arazinin askeri bölgeye girmediği   bildirilmiştir.   Tapu kadastro memuru ile birlikte arazisine giden başvuran arazinin dikenli tel örgü ile çevrili   olduğunu ve «askeri bölge» tabelasının olduğunu tespit etmiştir. 16 Şubat 2001 tarihinde   Ordu’dan arazisini sınırladığı gerekçesiyle dikenli tel örgünün ve tabelanın kaldırılmasını   talep etmiştir.   Şubat 2001 ’de başvuran 16 Şubat 2001 tarihlî başvurusunu yinelemiştir.   Ordu, 15 Mart 2001’de başvuranın 16 Şubat 2001 tarihli başvurusuna cevaben gönderdiği   yazıda sözkonusu arazinin askeri bölge dışında bulunduğu ve dikenli tel örgünün   kaldırılacağını bildirilmiştir,   Mart 2001 tarihinde başvuran bir kez daha aynı talepte bulunmuş ve Ordu yapılan birçok   yazışmanın ardından başvuranın taşınmazının askeri bölgede yer almadığını ve dikenli tel   örgünün kaldırılacağını belirtmiştir.   Başvuran 4 Haziran 2001’de 28 Mart 2001 tarihli başvurusunu yinelemiştir.   Başvuran 5 Haziran 2001’de ayrıca Tapu kadastro müdürlüğünden de tel örgünün kaldırılıp   kaldırılmadığını sormuştur.   Ordu   Haziran 2001’de verdiği yanıtla başvuranın arazisinin artık askeri bölgede   bulunmadığım, arazi sınırım çekmek üzere ilgili tapu kadastro müdürlüğüne başvurabileceğini   ifade etmiştir.   Temmuz 2001 tarihinde başvuran 28 Mart ve 4 Haziran 2001 tarihli taleplerini   yinelemiştir,   Ocak 2002 tarihinde Ordu başvurana tel örgünün 7 Ağustos 2001’de kaldırıldığım ve   arazisinin artık askeri bölgede bulunmadığı cevabım vermiştir.   Haziran 2002 tarihinde başvuran Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesine giderek   arazisinin 6 Mart I997?den 17 Ocak 2002 yılma dek yasaya aykırı olarak kullanıldığı, dikenli   tel örgülerin beş yıl sonra kaldırıldığım Öne sürerek, bu kullanımdan doğan zararın giderilmesi   için yasal-faiziyle birlikte tazminat davası açmıştır.   Eylül 2002 tarihinde Mahkeme arazi üzerinde bilirkişi incelemesi yapmıştır.   Belirtilmeyen bir tarihte hazırlanan bilirkişi raporunda:   - Başvuranın taşınmazının askeri bölgede yer aldığı beyanım verdiği, 1998 yılından   itibaren taşınmazım edinebilmek için yetkili mercilere başvurduğu,   Ocak 2002'de arazinin bölge kapsamı dışına çıkarıldığı;   Savunma Bakanlığı'nın sözkonusu araziyi yanlışlıkla askeri bölge alanına dahil   ettiğinin beyan edildiği kaydedilmiştir.   - - Bu rapora göre arazinin kullanılması bir hata sonucu olmuştur ve bundan herhangi bir yarar   sağlanmamıştır; bilirkişi gerçekleştirilen kadastro çalışmaları neticesinde taşınmazın dikenli   tel örgü ile çevrili olduğunu, daha sonra bunun kaldırıldığını ayrıca dile getirmiştir.   Başvuran 11 Aralık 2002 tarihinde bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.   Aralık 2002 tarihinde mahkeme aynı bilirkişi raporuna dayanarak başvuranın tazminat   talebini reddetmiştir.   Başvuran 30 Ocak 2003 tarihinde temyize gitmiştir.   Yargıtay 24 Haziran 2003 tarihli karan ile ilk derece mahkemesinin kararım onamıştır.   Yargıtay 4 Aralık 2003’te başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.   HUKUK   I. AİHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOLDÜN 1. MADDESPNİN İHLAL EDİLDİĞİ   ÎDDÎASI HAKKINDA   Başvuran yasaya aykırı olarak taşınmazının devlet tarafından kullanılması, tazminat talebinin   ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesi ve devletçi bir bakış açısı ile bu mahkemeler   tarafından başvurunun incelenmesinde baskılara maruz kalması nedeniyle mülkiyet hakkına   riayet edilmediğinden yakınmaktadır.   Başvuran tarafından dile getirilen şikayetler ışığında AİHM, bunları yalnızca Bk 1 no’lu   Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde inceleyecektir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHS’nin 35. maddesinin. 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığım kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esasa dair   Hükümet sözkonusu tel örgünün 7 Ağustos 2001 tarihinde kaldırıldığını, arazinin zaten hali   hazırda sınır çizgisinin olduğunu ve bahse konu parselin bir hata sonucu askeri bölge   kapsamına alındığını ifade etmektedir. Hükümet tazminat talebinde bulunan başvuranın iyi   niyetinden şüpheye düşmektedir. Hükümet örnek vermeksizin Yargıtay’ın bu konudaki yerleşik   içtihadına ve Medeni Kanun’un 995. maddesine göndermede bulunarak art niyet olmaksızın   kullanımdan   dolayı   başvuranın   herhangi   bir   tazminat   talebinde   bulunamayacağım   savunmaktadır. Hükümete göre sözkonusu arazi imara açık değildir, tarım alanı olarak da   kullanılamaz ve ayrıca başvuran yurt dışında yaşadığından arazisini ekip-biçemez. Hükümet   başvuranın 25 Kasım 1998 tarihli talebi ile ilgili olarak, adı geçenin yalnızca 16 Şubat 2001   tarihinde Ordu’dan tel örgünün kaldırılması talebinde bulunduğunu savunmaktadır. Sonuç   itibarıyla başvuran taşınmazım kullanamadığı dönemde herhangi bir zarara uğramamıştır.   Başvuran iddialarım yinelemektedir.   AİHM mevcut başvurunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1, maddesinin ilk cümlesinde yer alan   mülkiyet hakkına riayet edilmesi hükmüne girdiğini not etmektedir (Bkz. Almeida Garrett,   Mascarenhas Faîcao vd.~ Portekiz no: 29813/96 ve 30229/96), AİHM bu durumda kamu genel   menfaatleri ile bireyin temel haklan arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin gözetilip   gözetilmediğini inceleyecektir (Bkz. diğer birçoklan arasında, Sporrong ve Lönnroth-İsveç, 23   Eylül 1982).   Bu başvuruda Hükümetin ulusal mahkemeler nezdinde bilhassa Medeni Kanun’un 993. ve 995.   maddelerinin uygulanabileceği savma ilişkin AİHM, iç hukuktaki mahkemelerin görevini   ikame edemeyeceğini vurgular (Bkz, Ediftcaciones March Gaîlego S.AAspanya 19 Şubat 1998,   karar ve derlemeler 1998-1 ve Yagtzilar vd.-Yunanistan no: 41727/98). Mevcut başvuruda   AİHM’nin rolü başvuranın Devletin taşınmazım kullanması nedeniyle öne sürdüğü tazminat   talebinin AİHS ve Protokolleri ile bağdaşıp bağdaşmadığım doğrulamaktır. AİHM taraflar   arasında başvuranın taşınmazının Ordu tarafından kullanıldığı, askeri bölge olarak   sınıflandırıldığı ve tel örgü ile çevrildiği, en azından 6 Mart 1997’den 7 Ağustos 200l’e kadar   da tel örgü ile çevrili kaldığı, askeriyenin uzun bir süre kullandığı arazinin tel Örgülerinin   kaldırıldığı bilgisini başvurana gecikmeli olarak bildirdiği hususunda taraflar arasında bir   ihtilafın   olmadığım   gözlemlemektedir.   Başvuran   taşınmazının   yasaya   aykırı   olarak   kullanımından ileri gelen şikayetleriyle iç hukukta yetkili mahkeme nezdinde dava açmıştır.   AİHM, başvuranın Ordunun taşınmazına el koyması nedeniyle sıkıntı yaşadığım, bunun   karşılığında Devletten herhangi bir tazminat elde edemediğini not etmektedir.   Bütün bu hususlar AİHM’nin başvuranın taşınmazının Ordu tarafından yasaya aykırı bir   şekilde kullanmasının, hatta işgalinin adı geçenin mülkiyet haklarının ihlaline yol açtığının   sonucuna varması için yeterli bulunmaktadır.   Hükümetin başvuranın yurt dışında yaşadığı ve taşınmazını tarım arazisi olarak   kullanamayacağı yönündeki argümanı ile ilgili olarak AİHM, yurtdışında ikamet etmenin   Türkiye’de maliki olduğu bir taşınmazdan istifade etmesi önünde bir engel teşkil etmediğine   itibar etmektedir. AİHM öne sürülen bu argümanı ikna edici bulmamaktadır.   Sonuç itibarıyla AİHM, başvuranın taşınmazının Ordu tarafından yasaya aykırı şekilde   kullanımının ve her türlü tazminatın yokluğunun mülkiyet haklan ile genel menfaatler arasında   hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozduğuna kanaat getirmektedir.   Bu nedenle AİHS’ye Ek 1 noiu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   Başvuran herhangi bir adil tatmin talebinde bulunmamıştır. AİHM bu nedenle başvurana   herhangi bir tazminat ödenmesini gerekli görmemektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğum;   2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   KARAR YERMİŞTİR,   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło