25499/04
WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD002549904
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję wobec demonstrantów i brak skutecznego śledztwa w tej sprawie naruszyły art. 3 Konwencji? Czy rozwiązanie pokojowej demonstracji i wszczęcie postępowania karnego przeciwko skarżącym naruszyły wolność zgromadzeń z art. 11 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia odniesione przez skarżących, udokumentowane w raportach medycznych, świadczą o użyciu nieproporcjonalnej siły przez policję podczas zatrzymania, co stanowiło złe traktowanie. Krajowe śledztwo w sprawie tych zarzutów było nieskuteczne, ponieważ prokurator ograniczył się do stwierdzenia zgodności działań policji z prawem krajowym, nie badając proporcjonalności użytej siły. W odniesieniu do wolności zgromadzeń, Trybunał stwierdził, że interwencja policji i rozwiązanie demonstracji, choć miały podstawę prawną i uzasadniony cel (ochrona porządku publicznego), nie były "konieczne w demokratycznym społeczeństwie". Trybunał podkreślił, że demonstracja była pokojowa, a grupa mała, nie stwarzająca poważnego zagrożenia dla porządku publicznego poza ewentualnymi utrudnieniami w ruchu. Władze wykazały się niecierpliwością, rozwiązując demonstrację w ciągu kilku minut, co było nieproporcjonalne do sytuacji.Stan faktyczny
Skarżący, obywatele Turcji, zostali zatrzymani 19 grudnia 2002 r. podczas demonstracji zorganizowanej w drugą rocznicę operacji "powrót do życia". Policja interweniowała, twierdząc, że demonstracja była nielegalna i zorganizowana przez sympatyków nielegalnej organizacji. Skarżący odnieśli obrażenia (stłuczenia, zadrapania, złamany ząb, obrzęki), udokumentowane w raportach medycznych, skutkujące niezdolnością do pracy od 1 do 7 dni. Wszczęto postępowanie karne przeciwko skarżącym za naruszenie ustawy o zgromadzeniach, a ich skarga na policjantów za złe traktowanie została odrzucona przez prokuratora.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza dopuszczalność skargi. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 11 Konwencji. Zasądza zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe. Oddala pozostałe roszczenia o zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
A V R U PA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
SERKAN YILMAZ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 25499/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25499/04) no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀları Serkan Yılmaz, Burak Baꢀkaya, Behlül Ocak, Alev Oral, Ayꢀe Rojda ꢁendur,
Özlem Oral ve Ruhsel Demirbaꢀ’ın (baꢀvuranlar) 17 Haziran 2004 tarihinde Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin
Sözleꢀme ’ ni n ( Avr u p a Đnsan Hakları Sözleꢀme s i - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu
avukatlarından H. Bostancı ve T. Demir tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1980, 1985, 1986, 1984, 1980, 1976 ve 1980 doğumlu olup
Đstanbul’da ikamet etmektedir. Aralık 2002 tarihinde, baꢀvuranlar « hayata dönüꢀ »1 operasyonunun ikinci yıldönümü
mü na s eb e t i yl e d üze nl e nen b i r gö s t e ri ye ka t ı ld ı k la rı s ı rad a t ut uk la n mı ꢀtır.
Saat 15’te düzenlenen olayın, tutuklama ve toplama tutanaklarına göre, Polis, saat 14:30
sıralarında yasadıꢀı TKEP/L (« Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist ») örgütü
sempatizanlarının katıldığı bir gösteri yapılacağı yönünde aldığı istihbarat üzerine olay
y e r i n d e g e n i ꢀ kapsamlı önlemler almıꢀtır. Saat 14:30 sıralarında ellerindeki flamalarla slogan
atarak Đstiklal caddesine gelen ve caddeyi trafiğe ve yaya geçiꢀine kapatan on üç kiꢀilik
gösterici grubu bir polis barikatı tarafından engellenmiꢀtir. Polis güçleri, bir güvenlik kordonu
oluꢀturarak gruba yaptıkları gösterinin yasalara aykırı olduğunu bildirmiꢀ ve dağılmaları için
göstericileri uyarmıꢀtır. Bunun üzerine güvenlik kordonunu açan polis, ilgili ꢀahıslara
dağılacakları ve basın açıklaması yapacakları bir yer göstermiꢀtir. Göstericiler bu talimata
uymayarak eylemlerini sürdürmeye çalıꢀmı ꢀlardır. Polis bu durumda on üç göstericinin
tutuklanması için güç kullanmıꢀtır.
Gösteri sırasında polis tarafından alınan video kayıtlarına iliꢀkin tutanağa göre, gösterici
grubunun yaya geçidini ve tramvay yolunu bloke ettiği, polisin grubun etrafında bir güvenlik
kordonu oluꢀturduğu, bir polis memurunun ilgili ꢀahısları yolu açmaları ve daha sonra basın
açıklaması yapabilecekleri yönünde uyardığı anlaꢀılmaktadır. Göstericiler polisin uyarılarına
karꢀı gelerek güvenlik güçlerine direnmiꢀlerdir.
Aynı gün, saat 20 ile 23 arasında, baꢀvuranlar bir adli tıp doktoru tarafından muayene
edilmiꢀlerdir. Bu muayene sonunda düzenlenen tıbbi raporlarda aꢀağıdaki tespitler
y a p ı l m ı ꢀtır :
– Serkan Yılmaz : sağ kaꢀın üzerinde 2 x 0,1 cm ve 1,5 x 0,3 cm büyüklüğünde ekimotik
alanlar, sol alt çenede kırık bir kesici diꢀ. Yedi gün süreyle iꢀ göremez.
1. 19 Aralık 2000 tarihinde, güvenlik güçleri yüzlerce tutuklunun katıldığı açlık grevlerinin yapıldığı yirmi kadar
cezaevine eꢀzamanlı olarak müdahale etmiꢀtir. «Hayata dönüꢀ » olarak adlandırılan bu operasyon sırasında,
güvenlik güçleriyle tutuklular arasında ꢀiddetli çatıꢀma la r v u k u b u l m u ꢀtur.
– Burak Baꢀkaya : sol gözün altında 1,5 x 0,3 cm büyüklüğünde ekimotik alanlar. Baꢀın
orta kısmında 0,5 cm çapında bir ꢀiꢀlik. Đki gün süreyle iꢀ göremez.
– Behlül Ocak : Đki gözün etrafında ekimotik alanlar, kaꢀ üzerinde 1,5 cm, kulak üzerinde
0,5 cm büyüklüğünde bir yara ve sol kol üzerinde sıyrıklar. Sırtın orta kısmında 2 x 0,1 cm
büyüklüğünde ekimozlar. Üst kesici diꢀler yok. Yedi gün süreyle iꢀ göremez.
– Alev Oral : üst ve alt dudaklar üzerinde tırmık izleri. Alt dudak üzerinde 2 cm
büyüklüğünde yüzeysel bir kesik. Sol kaꢀ üzerinde 1,5 x 0,5 cm büyüklüğünde ꢀiꢀlik ve
kızarıklık. Đki e l ü ze r i nd e 0 , 3 c m b ü yü k l ü ğünde ekimotik alanlar. Üç gün süreyle iꢀ göremez.
– Ayꢀe Rojda ꢁendur : Sol kaꢀ üzerinde ꢀiꢀlik, sağ kaꢀ altında 0,5 cm büyüklüğünde
sıyrık. Burun üzerinde hafif ꢀiꢀlik. Üç gün süreyle iꢀ göremez.
– Özlem Oral : sol kaꢀ üzerinde 1,5 x 0,3 cm ve sağ göz altında 0,2 cm büyüklüğünde
ekimozlar. Đki dudak üzerinde sıyrıklar. Bir gün süreyle iꢀ göremez.
- Ruhsel Demirbaꢀ : alnın sol tarafında 0,5 cm büyüklüğünde ekimotik alanlar. Bir gün
süreyle iꢀ göremez.
Baꢀvuranlardan Burak Baꢀka ya v e B e h l ü l Oc a k r e ꢀit olmadıklarından, doktor
mu a ye ne s i nde n ge ç i r i ld ikt e n so nr a ser b e s t b ı ra k ı lmı ꢀtır.
Diğer baꢀvuranlar, gözaltı sürelerinin sona erdiği 21 Aralık 2002 tarihinde yeniden adli tıp
doktorunun muayenesinden geçirilmiꢀtir. Bu muayene sonucu düzenlenen rapor 20 Aralık tarihli ilk tıbbi raporlarda yapılan tespitleri doğrulamıꢀtır.
1. Baꢀvuranlar aleyhine yürütülen ceza yargılamaları Aralık 2002 tarihinde, Đsta nbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı
baꢀvuranların yasadıꢀı TKEP/L örgütüne yardım ve yataklık ettikleri ꢀüp he s i n i d e s te k le ye n
inandırıcı deliller bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiꢀtir.
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı (« savcı »), 26 Aralık 2002 tarihinde baꢀvuranların 2911
sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanunu’na aykırı davranmaktan mahkûm edilmelerini
gerekli bulmuꢀtur. Bu kararın kabul edildiği tarihte, bu yargılama iç hukukta halen
görülmektedir.
2. Baꢀvuranların tutuklanma ꢀartları hakkında yürütülen ceza yargılamaları
Baꢀvuranlar, 9 Mayıs 2003 tarihinde kötü muamele uyguladıkları gerekçesiyle kendilerini
tutuklayan polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuꢀtur.
Savcı, baꢀvuranları dinledikten sonra 1 Ekim 2003 tarihinde takipsizlik kararı vermiꢀtir.
Savcı, baꢀvuranların kanun tarafından yasaklanan bir yerde gösteri düzenlediklerini
kaydetmiꢀtir. Göstericilerin polis uyarılarına uymamaları ve dağılmayı reddetmeleri
karꢀısında, güvenlik güçleri 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanunu’nun 24.
ma d d e s i uya r ı nc a t ut u kla ma i ꢀlemini gerçekleꢀtirmek için güç kullanmak zorunda kalmıꢀtır.
Güvenlik güçlerinin bu tutumu suç teꢀkil etmemektedir. Kasım 2003 tarihinde alınan ve 26 Aralık 2003 tarihinde tebliğ edilen kararda, Đstanbul
A ğır Ceza Mahkemesi baꢀkanı baꢀvuranların itirazını reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, gösteri sırasında polisler tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarından ve
suçlanan polis memurlarının cezasız bırakıldıklarından ꢀikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 3., 6.
ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
AĐHM, bu ꢀikâyetlerin 3. madde açısından incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
AĐHM, söz konusu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Öte yandan, baꢀka b ir k a b u le d i le me z l i k
gerekçesi bulunmamaktadır. Bu nedenle ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun
olacaktır.
Baꢀvuranlar, gösteri sırasında kullanılan gücün meꢀru ve orantılı olmadığını savunmakta
ve polisin kalabalığı dağıtmak için uyarı yapmadan güç kullandığını iddia etmektedir.
Hükümet, baꢀvuranların vücutlarında tespit edilen bazı yara izlerinin gösterinin dağıtılması
sırasında kullanılan güç sonucu meydana geldiğinin kesin olarak ortaya konmadığını ileri
sürmektedir. Hükümet, böyle olduğu kabul edilse dahi göstericilerin polisin yaptığı dağılma
çağrısına uymadıklarını ve etkili bir direnç gösterdiklerini hatırlatmaktadır. Güvenlik güçleri
kamu güvenliğini tehdit eden bu olaylara son vermek için müdahale etmek zorunda
kalmıꢀlardır. Bu bağlamda Hükümet, göstericileri dağıtmak için kullanılan gücün 2911 sayılı
Kanun’un 24. maddesine uygun olduğunu kaydetmektedir.
Usul yönüyle ilgili olarak Hükümet, savcının baꢀvuranların suç duyurusundan hemen sonra
bir soruꢀturma baꢀlattığını hatırlatmaktadır. Savcı, baꢀvuranların ifadelerini almıꢀ, polis
kayıtlarını ve tıbbi raporları incelemiꢀtir. Dosyadaki unsurların ıꢀığında güvenlik güçlerinin sayılı Kanun’un 24. maddesinde öngörülen güç kullanımı haklarını aꢀm a d ı ğı kanaatine
varan savcı, ayrıca ilgili ꢀahısların verilen takipsizlik kararına ağır ceza mahkemesi önünde
itiraz etme hakkı bulunduğunu eklemiꢀtir.
AĐHM öncelikle, kötü muamelelerin, AĐHS’nin 3. maddesinin kapsamına girebilmesi için
asgari ciddiyet düzeyine ulaꢀma s ı g er e kt i ğini hatırlatmaktadır. Bu asgarinin değerlendirilmesi
özü itibariyle görelidir; muamelenin süresi ya da fiziksel ve psikolojik etkileri ve bazı
hallerde, mağdurun cinsiyeti, yaꢀı ve sağlık durumu gibi davaya özgü koꢀulların bütününe
bağlıdır. Özgürlüğünden yoksun bırakılmıꢀ durumda olan bir bireye karꢀı, davranıꢀı
gerektirmediği halde fiziksel güç kullanılması insan onuruna saldırıdır ve ilkesel olarak
A ĐHS’nin 3. maddesi ile güvence altına alınan hakkın ihlalini teꢀkil eder (Đtalya aleyhine
Labita davası [GC], no 26772/95, prg. 120, CEDH 2000-IV).
Mevcut davada, taraflar, polisin baꢀvuranları tutuklarken güç kullandıklarına itiraz
etmemektedir. Tutuklandıktan sonra ilgili ꢀahıslar tıbbi muayeneden geçirilmiꢀ ve
vücutlarında yara izleri tespit edilmiꢀtir. Bu yara izlerinin gösteri sırasında polislerin
kullandığı güç sonucunda meydana geldiği düꢀünülebilir. Bu nedenle, mevcut davada
kullanılan gücün orantılı olup olmadığı araꢀtırılmalıdır. Bu bağlamda AĐHM, yaraların
ciddiyetine ve meydana geliꢀ koꢀullarına özel bir önem vermektedir.
AĐHM, Hükümetin baꢀvuranların tam olarak nasıl yakalandıklarını ve kullanılan gücün
orantılılığını ortaya koyamadığını kaydetmektedir. Bu bağlamda AĐHM, iki ila yedi gün
arasında değiꢀen iꢀ göremez raporu dikkate alındığında güvenlik kuvvetlerinin uyguladığı
gücün orantısız olduğu ka n aa t i ne v ar ma k t a d ır . Ü s t e l i k , me v c u t d a va d a b a ꢀvuranların ꢀiddeti
tetiklediği ve kaba güce baꢀvurulmasını gerektirici bir müdahalenin sözkonusu olduğu dile
getirilmemektedir (bakınız, bu anlamda, Türkiye aleyhine Karatepe ve diğerleri davası, no
33112/04, 36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, prg. 31, 7 Nisan 2009).
AĐHM, savcılık tarafından yürütülen cezai soruꢀturmayla ilgili olarak ise, savcılığın
göstericilere karꢀı yöneltilen gücün orantılı olup olmadığını incelemeksizin polisin
göstericilere karꢀı müdahalesini öngören 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesine atıfta
bulunmakla yetindiğini gözlemlemektedir ( bakınız, Karatepe ve diğerleri, ilgili bölüm, prg.
32).
Bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 10., 11. ve 14. maddelerine atıfta bulunmakta ve gösteri ve
sonrasında yapılacak basın açıklamasını engelleyen polisin ifade özgürlüğü h a k l a r ı i l e b ar ı ꢀçıl
gösteri yapma özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
AĐHM, bu ꢀikâyetleri AĐHS’nin 11 maddesi açısından inceleyecektir (Türkiye aleyhine
Balçık ve diğerleri davası, no 25/02, prg. 36, 29 Kasım 2007).
Baꢀvuranlar, Đstiklal Caddesi’ni kapattıkları iddiasını kabul etmemektedir. Bu bağlamda,
baꢀvuranlar toplam on üç göstericinin bulunduğunu ifade etmekte ve yalnızca barıꢀçıl bir
gösteri yapma niyetinde olduklarını, dolayısıyla güvenlik güçlerinin müdahalesini
gerektirecek bir davranıꢀta bulunmadıklarını ileri sürmektedir.
Hükümet, baꢀvuranların gösteri yapma özgürlüğün e mü d a h a le ed i l me d i ğini, öyle olduğu
kabul edilse bile, müdahalenin 2. paragraf bakımından haklı olduğunu iddia etmektedir.
Hükümet, yasadıꢀı bir gösterinin sözkonusu olduğunu ve bu nedenle güvenlik güçleri
tarafından dağıtılabileceğini hatırlatmakta, müdahalenin kamu düzenini korumak amacını
taꢀıdığını ve dolayısıyla kargaꢀa çıkarılmasını ve suç iꢀlenmesini önlemeye yönelik olduğunu
kaydetmektedir. Hükümet, baꢀvuranların kamu güvenliği açısından yasaklanan bir bölgede
gösteri yaptıklarından haberdar olduğunu savunmaktadır. Hükümet, güvenlik güçleri ilgili
ꢀahıslara basın açıklaması yapabilecekleri bir yer gösterdiği halde bunu reddettikleri için
me vc u t d a va nı n Oya Ataman davasından farklı olduğu kanaatindedir.
AĐHM, gösterinin dağıtılmasının baꢀvuranların toplantı yapma hakkına müdahale teꢀkil
ettiği kanaatindedir. Bu müdahalenin, gösteri yapma ve toplantılara iliꢀkin 2911 sayılı
Kanun’un 22. maddesi gibi yasal bir dayanağı bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu müdahale,
kamu düzenini sağlama, baꢀkalarının hakkını koruma gibi - mevcut durumda halk arasında
baskı görmeden dolaꢀma ha kkı - AĐHS’nin 11. maddesinin 2. paragrafında öngörülen en az iki
me ꢀru amaca yöneliktir. (Oya Ataman, ilgili bölüm, prg. 32). Geriye müdahalenin demokratik
bir toplumda gerekli olup olmadığı sorunu kalmaktadır.
AĐHM öncelikle, 11. maddeye iliꢀkin içtihadından çıkan temel ilkelere atıfta
bulunmaktadır (Türkiye aleyhine Djavit An davası, no 20652/92, prg. 56-57, CEDH 2003-III,
Fransa aleyhine Piermont davası, 27 Nisan 1995, prg. 76-77, seri A no 314, ve Avusturya
aleyhine Plattform « Ärzte für das Leben » davası, 21 Haziran 1988, prg. 32, seri A no 139).
Mevcut davada gösteri, iç hukukun öngördüğü ꢀekilde yetkili makamlara bildirilmemiꢀtir.
Bu noktada AĐHM, spontane bir ꢀekilde gösteri düzenleme hakkının ancak güncel bir olaya
hemen cevap verme niteliği taꢀıması ve özellikle hemen yapılmadığı takdirde önemini
kaybedecek olması gibi bazı özel koꢀullarda, genel kuralların aksine, yetkili makamlara haber
verme zorunluluğundan muaf tutulabileceğini hatırlatmaktadır (M a c a r i s t a n a l e y h i n e É v a
Molnár davası, no 10346/05, prg. 38, 7 Ekim 2008). Oysa, baꢀvuranlar « hayata dönüꢀ »
operasyonunun ikinci yıldönümü münasebetiyle gösteri düzenlemiꢀlerdir. Dolayısıyla,
A ĐHM’nin kanaatine göre, söz konusu gösteri güncel bir olaya hemen cevap vermek amacıyla
kendiliğinden düzenlemediği için ilgili ꢀahıslar yetkili makamlara haber verme
zorunluluğundan muaf tutulamaz. AĐHM ayrıca, baꢀvuranların diğer göstericilerle birlikte
güvenlik güçlerinin dağılma çağrısına uymadıklarını ve eylemlerine devam etmeye
kalktıklarını not etmektedir.
Bununla birlikte, dosyanın ve delil unsurlarının derinlemesine incelenmesinden sonra
A ĐHM, gösterici grubun, muhtemel trafik sıkıntıları dıꢀında kamu düzenini tehlikeye atacak
bir tehdit oluꢀturmadıklarını kaydetmektedir. Bu bağlamda AĐHM, halka açık bir alanda
gerçekleꢀtirilen her türlü gösterinin günlük yaꢀamın akıꢀını belirli bir ölçüde bozacak bir
karıꢀıklığa ve hasmane tepkilere yol açabileceğini hatırlatmaktadır. Ancak AĐHM, durumun
kurallara aykırı olmasının, tek baꢀına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağı
kanaatindedir (Karatepe ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 47). Mevcut davada sözkonusu olan,
zamanında ulusal düzeyde tartıꢀılmıꢀ ve ꢀiddetli tepkilere yol açmıꢀ bir olay üzerine
kamuoyunun dikkatini çekmek isteyen küçük bir grup insanın düzenlediği bir gösteridir.
A ĐHM, özellikle yetkililerin, düzenlenen gösteriye son vermekte gösterdikleri sabırsızlığa
anlam verememektedir (Oya Ataman, ilgili bölüm, prg. 41 ve, a contrario, Éva Molnár, ilgili
bölüm, prg. 42). Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, grubun saat 14 :30 sıralarında toplanmaya
baꢀladığını ve gösterinin birkaç dakika içinde grubun tutuklanmasıyla sona erdiğini
gözlemlemektedir. AĐHM’nin nezdinde göstericilerin ꢀiddete baꢀvurmadıkları durumlarda,
A ĐHS’nin 11. maddesi ile garanti altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin
boꢀaltılmaması bakımından kamu erkinin barıꢀçıl gösterilere belli ölçüde hoꢀgö r ü gö s t er me s i
önem arz etmektedir (bakınız, bu anlamda, Karatepe ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 48-49).
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davada polisin kaba kuvvet uygulayarak müdahale etmesini
ve baꢀvuranlar hakkında ceza yargılaması baꢀlatılmasını orantısız olarak kabul etmektedir. Bu
önlemler AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması
bakımından gereklilik arz etmemektedir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranlar, kazanç kaybı ve sağlık masrafları nedeniyle uğradıkları maddi zarar
karꢀılığında 470,40 Euro (EUR) talep etmektedir.
Baꢀvuranlar ayrıca, manevi tazminat olarak her biri için 10 000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM, baꢀvuranların maddi tazminat baꢀlığı altındaki taleplerinin hiçbir ꢀekilde
desteklenmediğini not etmektedir. Bu nedenle, söz konusu talepler haklı bulunamaz.
Buna karꢀın, AĐHM manevi tazminat olarak baꢀvu r a nl ar S er k a n Y ı l ma z v e B e h l ü l O ca k ’ ı n
her birine 7 000 Euro, baꢀvuranlar Ayꢀe Rojda ꢁendur ve Alev Oral’ın her birine 3 000 Euro,
baꢀvuran Burak Baꢀkaya’ya 2 000 Euro ve baꢀvu r a nl a r Ö z l e m O r a l v e R u h s e l D e mi r b a ꢀ’ın
her birine 1 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranlar, ayrıca ulusal mahkemeler önünde görülen yargılama masraf ve giderleri
karꢀılığında 7 911 Euro ve AĐHM önünde görülen yargılama için ise aynı baꢀlık altında 2470
Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı
ma kul mi kt a r la r da ki ya r gı g i de r le r i ni el d e ed e bi l i r .
Elindeki belgeler ile yukarıdaki kıstasları dikkate alan AĐHM, talebin kanıt belgeleriyle
desteklenmediğini tespit etmekte ve dolayısıyla bu talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuranlar Serkan Yılmaz ve Behlül
Ocak’ın her birine 7.000 (yedi bin) Euro, baꢀvuranlar Ayꢀe Rojda ꢁendur ve Alev Oral’ın
her birine 3.000 (üç bin) Euro, baꢀvuran Burak Baꢀkaya’ya 2.000 (iki bin) Euro,
baꢀvuranlar Özlem Oral ve Ruhsel Demirbaꢀ’ın her birine 1.000 (bin) Euro manevi
tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 ve Đçtüzüğün 74/2 maddesine uygun olarak Yargıç
A n d r a s S a j o ’ n u n m u t a b ı k o y g ö r ü ꢀü yer almaktadır.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło