25585/02

WyrokETPCz2010-01-26ECLI:CE:ECHR:2010:0126JUD002558502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie oparte na zeznaniach świadków, których skarżący nie miał możliwości przesłuchać ani podważyć, narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. d) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że jego zadaniem jest ocena rzetelności postępowania jako całości, a nie ponowna ocena dowodów. Podkreślił, że art. 6 ust. 1 i 3 lit. d) Konwencji gwarantuje oskarżonemu prawo do przesłuchiwania świadków oskarżenia i zadawania im pytań, co jest kluczowe dla zasady kontradyktoryjności i równości broni. Skazanie oparte w decydującym stopniu na zeznaniach, których oskarżony nie mógł podważyć ani przesłuchać, jest niezgodne z gwarancjami art. 6, chyba że istnieją wyjątkowe okoliczności. W niniejszej sprawie Trybunał nie stwierdził takich okoliczności, a fakt, że skarżący był zbiegiem w innej sprawie, nie usprawiedliwiał braku możliwości przesłuchania kluczowych świadków, którzy byli dostępni dla sądu krajowego.
Stan faktyczny
Skarżący, Habil Emen, został oskarżony o zabójstwo Mehmet Canakana na polecenie PKK. W 1996 roku Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) skazał inne osoby w związku z tą sprawą, a jeden ze współoskarżonych przyznał się do zabójstwa. Skarżący, który był zbiegiem, został aresztowany w 2000 roku i w 2001 roku skazany na dożywocie przez DGM, głównie na podstawie zeznań E.A.E., A.D. i N.D. Skarżący twierdził, że zeznania te zostały uzyskane pod przymusem i nie miał możliwości ich przesłuchania ani podważenia podczas procesu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Łączy zarzut rządu dotyczący statusu ofiary z meritum sprawy i uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Odrzuca zarzut rządu i stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. d) Konwencji. 3. Zasądza skarżącemu 6 000 EUR z tytułu szkody niemajątkowej oraz 2 000 EUR z tytułu kosztów i wydatków, pomniejszone o 850 EUR pomocy prawnej. 4. Odrzuca pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   EMEN -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 25585/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25585/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Habil Emen’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 6 ꢁubat 2002 tarihinde Đnsan   Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından M.   Rollas tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1968 doğumlu olup Mardin’de ikamet etmektedir.   Mayıs 1995 tarihinde Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı   PKK üyesi olmakla suçladığı ve aralarında Ebru Arzu Erdal (E.A.E), Abdürrahim Doğan   (A.D.) ve Sadettin Ergün’ün (S.E.) de yer aldığı kırk altı kiꢀi hakkında ceza davası açmıꢀtır.   Bu dava 1995/82 numaralı dosya altında kaydedilmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı 15 Ağustos 1995 tarihli bir iddianame ile baꢀvuranı E.A.E.’nin talimatı   üzerine ve PKK’nın bölücü terörüne destek amacıyla Mehmet Canakan’ı (M.C.) öldürmekle   itham etmiꢀtir. Bu iddianame ile suç unsurunu oluꢀturan olaylar A.E.A. ve A.D.’nin ifadeleri   ile ilintili olarak 1995/228 dosya numarasına kaydedilmiꢀtir.   Bu arada, Cumhuriyet Savcısının talebiyle, Đskenderun Sulh Hakimi baꢀvuran hakkında tevkif   müzekkeresi çıkarmıꢀtır.   DGM 8 ꢁubat 1996 tarihinde her iki davanın birleꢀtirilerek 1995/82 numaralı dosya altında   incelenmesine karar vermiꢀtir.   DGM 16 ꢁubat 1996 tarihinde baꢀvuranın davasının birleꢀtirilmesine ve 1996/82 dosya   numarası altında incelenmesine karar vermiꢀtir. Fakat baꢀvuran firar ettiği için   yakalanamamıꢀtır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Haziran 1996 tarihinde 1995/82 numaralı dosya ile ilgili   olarak E.A.E., A.D. ve S.E.’yi müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Đlk adı geçen, hakkında   yapılan adam öldürme suçunu kabul ederek iki kiꢀinin PKK adına öldürülmesi emrini   verdiğini, diğeri ise özellikle M.C.’nin infaz edilmesi olayına karıꢀtığını kabul etmiꢀtir. Dava   boyunca, S.E. aynı zamanda M.C.’nin katil zanlısı olduğunu itiraf etmiꢀ, fakat esas hakimleri   yapılan bu itirafların yalnızca PKK’nın düzenlediği birçok saldırıyı planladığını kabul eden   A.D.’yi aklamak amacını taꢀıdığına kanaat getirmiꢀtir.   Yargıtay belirtilmeyen bir tarihte bu hükmü onamıꢀtır.   Baꢀvuran 8 Kasım 2000 tarihinde Đzmir’de sahte kimlik bulundurmaktan yakalanmıꢀtır. Adı   geçen Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından baꢀvuran hakkında kaçakçılık   yapmak ve PKK’ya yardım ve yataklık etmek suçundan hükmedilen üç yıl dokuz ay hapis   cezasının infazı için aranmaktaydı. Baꢀvuran Đzmir Buca Cezaevine nakledilmiꢀtir.   Baꢀvuran hapis cezasını çektiği sırada, M.C.’nin öldürülmesi olayına karıꢀmakla arandığı   tespit edilmiꢀ ve Đzmir Sulh Hakimi önüne çıkarıldığı 14 Kasım 2000 tarihinde hakkında   tutuklu yargılanma kararı verilmiꢀtir.   ꢁubat 2001 tarihinde baꢀvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmıꢀtır, duruꢀma   esnasında firar ettiği dönemde dava dosyasına eklenen tüm belgeler okunmuꢀtur. Baꢀvuran   hakkında yapılan bütün suçlamalara ve elde edilen delillere karꢀı çıkmıꢀtır.   Belirtilmeyen bir tarihte A.D. tanık sıfatıyla istinabe yoluyla dinlenmiꢀ, adı geçen baꢀvuranın   ve kendisinin bu iꢀe karıꢀmadığını, cinayetin S.E. tarafından iꢀlendiğini beyan etmiꢀtir.   DGM, 23 Ağustos 2001 tarihinde baꢀvuranı hakkında yapılan ithamdan suçlu bulmuꢀ ve eski   TCK’nın 125. maddesinin uygulanmasına istinaden müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Esas hakimleri gerekçe olarak 11 Haziran 1996 tarihli hükümle sona eren davadaki unsurları   ve özellikle de E.A.E, A.D. ve A.D.’nin eꢀi Necla Doğan (N.D.) tarafından verilen beyanları   dikkate almıꢀtır.   Devlet Güvenlik Mahkemesine göre otopside M.C.’nin vücudundan çıkan kurꢀun baꢀvuranın   kurbanını baꢀından vurarak öldürdüğü savını doğrulamaktadır. Buna karꢀın aynı hükümde   S.E.’nin kendi davasında M.C. cinayeti ile ilgili yapmıꢀ olduğu itiraflarla ilgili herhangi bir   ibareye yer verilmemiꢀtir.   Baꢀvuran 18 Eylül 2001 tarihinde temyize gitmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı AĐHS’nin 6.   maddesine atıfta bulunarak:   - mahkumiyet kararının E.A.E, A.D, N.D. ve S.E. ile ilintili baꢀka bir hükme dayandığını;   - baꢀvuran aleyhinde kullanılan delillerin sonradan iꢀkence gördükleri gerekçesiyle vermiꢀ   oldukları beyanları inkar eden E.A.E ve N.D.’nin ifadelerine dayandığını ;   - A.D.’nin ifadelerinin kullanılmasında her defasında farklılıklar olduğunu;   -dava dosyasında karalayıcı ifadeler veren sözkonusu bu kimselerin beyanlarını destekler   mahiyette maddi delil unsurlarının yer almadığını;   - S.E.’nin davası sırasında adı geçenin M.C.’yi kendisinin öldürdüğünü iddia ettiğini öne   sürmüꢀtür.   Yargıtay 19 Kasım 2001 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararının tüm hükümlerini   onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 ve 3 d) MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran suçluluğunun dayanağını oluꢀturmada beyanları temel bir rolü olan kiꢀilerin   tamamını sorgulama imkânına sahip olamamaktan ꢀikayetçidir. Baꢀvuran ulusal   mahkemelerin baskı altında zor kullanılarak verilen bu ifadeleri dikkate almasının   hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin ihlali anlamına geldiğini öne sürmekte, bu bağlamda   AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddelerine atıfta bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet baꢀvuranın AĐHM önünde ileri sürdüğü iddialarını ulusal mahkemeler önünde en   azından özü itibarıyla dile getirmemesi doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmediğini   savunmaktadır.   Hükümet baꢀvuranın yargılama süreci boyunca argümanlarını sunma, suç ortağı sanıkların   ifadelerine, hakkında yapılan ithamlara ve aleyhte elde edilen delillere itiraz etme ve mağdur   sıfatını ortaya koyma olanaklarına sahip bulunduğunu belirtmektedir.   Baꢀvuran bu itirazlara karꢀı çıkmaktadır.   Đç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı ile ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın Yargıtay önünde   yargılamanın adil bir yapıda olmasına ve kamu tanıklarına iliꢀkin itirazda bulunduğunu   hatırlatır. Bu nedenle Hükümetin bu yöndeki itirazı reddedilmektedir.   Baꢀvuranın mağdur sıfatına dair itirazın AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesi ile ilintili olduğunu   hatırlatan AĐHM, bu itirazın esasa birleꢀtirilmesini kararlaꢀtırmaktadır.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas hakkında   Baꢀvuran ceza davasının baꢀvuranın savunma hakkına riayet edecek ꢀekilde yürütüldüğünü ve   baꢀvuranın ulusal hakimlerin bir dizi kanıt unsuruna dayandırdığı bir mahkumiyet cezasına   çarptırıldığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca dava koꢀullarında baꢀvuranın mahkumiyetini   teyit edecek E.A.E.’nin, A.D.’nin ve N.D.’nin ifadelerinin alındığını, adı geçenin 1995/82   dosya numarası ile diğer suç ortağı sanıklarla birlikte yargılandığını, baꢀvuran ꢀayet adaletten   kaçmamıꢀ olsaydı bütün kanıt unsurları ve ifadelerin kendi huzurunda ortaya çıkarılmıꢀ   olacağını belirtmektedir. Hükümete göre Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın tüm   yargılama süreci boyunca firari olması nedeniyle ve diğer suç ortağı sanıklarının davasının   daha fazla uzamaması, adaletin iyi idaresinin güvence altına alınması bakımından baꢀvuranın   davasını diğer davalara birleꢀtirmek durumunda kalmıꢀtır.   Hükümet ayrıca baꢀvuranın mahkumiyet kararının yalnızca 11 Haziran 1996 tarihli hüküm ile   tamamlanan ceza davası kapsamında elde edilen ifadelere değil, aynı zamanda otopsi ve olay   yeri inceleme tutanaklarına da dayandırdığına itibar etmektedir. Sözü edilen ifadeler diğer   delil unsurlarına birleꢀtirilerek incelenmiꢀ ve AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca baꢀvuranın   savunma haklarına riayet edilmiꢀtir. Hükümet son olarak AĐHM’nin Isgro-Đtalya (19 ꢁubat   1991) ve Kok-Hollanda (no: 43149/98) kararlarına atıfta bulunarak AĐHM’yi bu baꢀvuruda da   aynı sonuca varmaya davet etmektedir.   Baꢀvuran Hükümetin savlarına karꢀı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir.   AĐHM, mahkeme tarafından derlenen unsurları değerlendirmenin ve savunma tarafından   sunulmak istenen unsurların isabetliliğine karar vermenin, ilke olarak ulusal yargı   makamlarına düꢀtüğünü hatırlatır. AĐHM’nin görevi hiçbir ꢀekilde tanık ifadelerinin adaletin   iyi idaresi bakımından kullanılıp kullanılmadığını incelemek değil, fakat bütün olarak ele   alındığında ki bunlara kanıt araçlarının sunulması da dahil yargılama sürecinin hakkaniyete   uygun bir yapıda gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğini değerlendirmektir (Bkz. Sadak vd.-Türkiye,   no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96 ).   AĐHM son olarak çekiꢀmeli yargı açısından kanıt unsurlarının halka açık bir duruꢀmada   baꢀvuranın huzurunda sunulması gerektiğini anımsatır. Bu ilke istisnai bir durum içermez,   ancak savunma haklarına yönelik olarak kabul edilebilmektedir; genel bir kural olarak,   AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragrafları sanığa iddia tanıklarına itiraz etme, onları   dinleme ve dinletme haklarını içermektedir (Bkz. Lüdi-Đsviçre 15 Haziran 1992, Van   Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997). AĐHM’nin daha önce birçok kez dile getirdiği üzere,   (Bkz. sözü edilen Đsgro-Đtalya 19 ꢁubat 1991 ve sözü edilen Lüdi-Đsviçre) kimi hallerde   hukuki merciler açısından ön soruꢀturma kapsamındaki ifadelere baꢀvurmak gereklilik arz   edebilmektedir. ꢁayet sanık bu ifadelere yeterince ve etkili ꢀekilde itiraz edebilme olanağını   elde etmiꢀ ise, bu ifadelerin kullanılması AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesine yönelik herhangi   bir sakıncalı durumu teꢀkil etmemektedir. Bununla birlikte, sanık konumundaki bir kimsenin   ifadelerine dayanan ve bu ifadeleri ne ön soruꢀturma kapsamında ne de duruꢀmalar sırasında   sorgulama ve sorgulatma imkânının bulunmayıꢀı ölçüsünde, savunma haklarının kısıtlanması   esasına dayanan bir mahkumiyet kararı 6. madde ile öngörülen güvenceler ile   bağdaꢀmamaktadır (Bkz. A.M.-Đtalya kararı, no: 37019/97 ve Saidi-Fransa kararı, 20 Eylül   1993).   Bu baꢀvuruda AĐHM, baꢀvuranın doğrudan dahil olmadığı bir ceza davası (no: 1995/82)   kapsamında E.A.E., N.D. ve A.D.’nin ifadelerine dayalı olarak mahkumiyet cezasına   çarptırıldığını hatırlatır. AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranın mahkumiyetine   dayanak oluꢀturduğu diğer kanıt unsurlarını (otopsi raporu, A.D.’nin beyan ve mektupları)   kullandığını saptamaktadır. Baꢀvuran DGM önünde aleyhte elde edilen bu delillere karꢀı   çıkmıꢀ fakat yargılama aꢀamasında bunları ve sözü edilen diğer beyanları sorgulama ve   sorgulatma imkânını elde edememiꢀtir. AĐHM, halihazırda tutuklu bulunan bu kimselerin   DGM karꢀısına çıkarılmaları önünde herhangi bir engelin bulunduğu bilgisinin iletilmediğini   ifade eder. AĐHM’ye göre son olarak Hükümetin savunduğu ꢀekliyle mezkur ifadelerin   kullanılmasında baꢀvuranın baꢀka bir ceza davası süresince firari olduğu savı bu durumu   meꢀru göstermeye yetmemektedir.   AĐHM baꢀvuranın mahkumiyet kararının dayanağını oluꢀturmada belirleyici olan delillerin   sanığın yer aldığı duruꢀmada sunulmaması ve üzerinde tartıꢀılmaması, çekiꢀmeli yargı,   silahların eꢀitliği gibi ilkelere riayet edilmemesi gibi unsurların tamamı ıꢀığında adil   yargılama koꢀullarının yerine getirilmediği kanısına varmaktadır. Ayrıca bu durumu haklı   çıkaracak herhangi bir istisnai durum da yer almamaktadır (Bkz. aynı anlamda, Ünel-Türkiye,   no: 35686/02, 27 Mayıs 2008 ve Osmanağaoğlu-Türkiye kararı, 21 Temmuz 2009).   AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatının bulunduğuna itibar   ederek Hükümetin itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesinin ihlal edildiği   sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran 50.000 Euro maddi zarara uğradığını ileri sürmekte, ayrıca 100.000 Euro manevi   tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM bu baꢀvuruda yalnızca adil tatmine dayalı bir karara hükmetmenin baꢀvuranın 6/1 ve 3   d) maddeleri ile sağlanan güvencelerden yararlanamayacağını hatırlatır. AĐHM bunun yanı   sıra bu davanın akıbetinin ne olacağına iliꢀkin spekülasyon yapamayacağını kaydeder. AĐHM   mevcut baꢀvuruda baꢀvuranın yalnızca ihlal tespitinin yapılması ile giderilemeyecek belirli bir   ölçüce manevi zarara uğradığına itibar etmekte ve 41. madde gereğince adı geçene bu   bağlamda 6.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir (Bkz. aynı anlamda, Kalem-Türkiye   kararı, no: 70145/01, 5 Aralık 2006).   AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığında, ilke olarak en uygun   telafi yolunun, baꢀvuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiꢀ olsaydı   baꢀvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu   kanaatindedir (Bkz. örneğin Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no: 52658/99, 17 Temmuz   2007). AĐHM bu ilkenin mevcut baꢀvuruya uygulanabileceği kanaatindedir. AĐHM sonuç   itibarıyla en uygun telafi yönteminin baꢀvuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1   maddesindeki gereklilikleri karꢀılayacak ꢀekilde yeniden yargılanması olacağı görüꢀündedir   (Bkz. Salduz-Türkiye kararı, no: 36391/02, 27 Kasım 2008).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama giderlerinin karꢀılanmasını talep   etmektedir, bu miktarların dağılımı ꢀu ꢀekildedir: 1.000 Euro posta ve AĐHM önündeki   süreçte tercüme masrafları ve 3000 Euro avukatlık gideri. Baꢀvuran bu bağlamda, Đzmir   Barosu’nun avukatlık ücret tarifesini sunmakta ve adli yardım belgesini sunmaktadır.   Hükümet AĐHM’den ispat edici bir yönünün bulunmadığı bu talepleri reddetmeye davet   etmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve bu yöndeki yerleꢀik   içtihadı ıꢀığında, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı altında verilen 850 Euro’luk   miktar düꢀülmek suretiyle baꢀvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz   oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Hükümetin baꢀvuranın mağdur sıfatının olmadığı yönündeki itirazının esasa   birleꢀtirilmesine ve baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. Hükümetin itirazının reddine ve baꢀvuranın aleyhteki tanıkları sorgulama ve sorgulatma   olanağının bulunmayıꢀında AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından;   i. baꢀvurana 6.000 (altı bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   ii. baꢀvurana Avrupa Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı altında verilen 850 (sekiz yüz   elli) Euro’luk kısım düꢀülerek yargılama giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło