25657/94
WyrokETPCz2001-07-10ECLI:CE:ECHR:2001:0710JUD002565794
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy arbitralne zabójstwo Mehmet Şerifa Avşara przez osoby działające pod kontrolą państwa oraz brak skutecznego śledztwa w tej sprawie naruszyły prawo do życia (art. 2 Konwencji) i prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo tureckie ponosi odpowiedzialność za śmierć Mehmet Şerifa Avşara, który został uprowadzony przez wiejskich strażników, informatora i siódmą osobę (członka sił bezpieczeństwa), a następnie znaleziony martwy. Brak oficjalnych rejestrów zatrzymania i bierność żandarmerii w obliczu skarg rodziny wskazywały na udział lub przyzwolenie władz. Ponadto, śledztwo krajowe w sprawie śmierci było nieskuteczne, zwłaszcza w zakresie identyfikacji i ścigania wspomnianej siódmej osoby, pomimo wielokrotnych wskazówek na jej udział. Długotrwałość postępowania i jego niezdolność do ustalenia pełnych okoliczności i odpowiedzialności, w szczególności w odniesieniu do agentów państwowych, doprowadziły do stwierdzenia naruszenia proceduralnego aspektu art. 2. W konsekwencji, brak skutecznego śledztwa uniemożliwił skarżącemu skorzystanie ze skutecznego środka odwoławczego na poziomie krajowym, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Mehmet Şerif Avşar został uprowadzony przez uzbrojone osoby, które podawały się za siły bezpieczeństwa, w okresie od 22 kwietnia do 7 maja 1994 roku. Został znaleziony martwy poza Diyarbakır. Skarżący, jego brat, twierdził, że Mehmet Şerif Avşar został arbitralnie zabity przez siły bezpieczeństwa w trakcie zatrzymania, a władze zaniedbały ochronę jego życia i nie przeprowadziły skutecznego śledztwa w sprawie jego śmierci.Rozstrzygnięcie
Trybunał:
1. Jednogłośnie odrzucił wstępny zarzut Rządu.
2. Sześcioma głosami do jednego, stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji z powodu braku skutecznego i owocnego śledztwa w sprawie śmierci Mehmet Şerifa Avşara.
3. Sześcioma głosami do jednego, stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji z powodu śmierci Mehmet Şerifa Avşara.
4. Jednogłośnie, stwierdził brak naruszenia art. 3 Konwencji.
5. Sześcioma głosami do jednego, stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji.
6. Sześcioma głosami do jednego, orzekł, że Rząd ma zapłacić skarżącemu w ciągu trzech miesięcy:
a. 40 000 GBP za szkodę majątkową.
b. 20 000 GBP za szkodę niemajątkową (dla żony i dzieci ofiary).
c. 2 500 GBP za szkodę niemajątkową (dla skarżącego).
d. Odsetki w wysokości 7,5% rocznie od tych kwot po upływie trzech miesięcy.
7. Sześcioma głosami do jednego, orzekł, że Rząd ma zapłacić 17 320 GBP za koszty i wydatki, z odsetkami w wysokości 7,5% rocznie po upływie trzech miesięcy.
8. Odrzucił pozostałe roszczenia odszkodowawcze skarżącego.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
AVŞAR – TÜRKİYE KARARI
No. 25657/94
I- OLAY
Bu dava esas itibarıyla, silahlı kiꢀiler tarafından kaçırılan
Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın Diyarbakır’ın dıꢀında bir yerde ölü olarak
bulunmasıyla ilgili olarak 22 Nisan – 7 Mayıs 1994 yılındaki
olaylarla ilgilidir. 5 Temmuz 1994 tarihinde beꢀ geçici köy
koruyucusuna ve bir PKK eski üyesine karꢀı yürütülen ceza
soruꢀturması, Diyarbakır 3 numaralı Devlet Güvenlik
Mahkemesinin 21 Mart 2000 tarihli kararı ile son bulmuꢀtur.
Olayların taraflar arasında farklı olarak anlatılması
nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Komisyonu 4 – 6 Ekim 1999
tarihlerinde Ankara’da araꢀtırma yapmak üzere bir Heyet
atamıꢀtır. Bu Heyet, aralarında öldürülen Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın
babasının ve kardeꢀinin de bulunduğu bazı akrabalarının, bazı
geçici köy korucularının, bazı jandarma komutanlarının ve
soruꢀturmayı yürüten savcıların ifadelerine baꢀvurmuꢀtur.
II- SÖZLEꢁMENİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI
Baꢀvuran, kardeꢀi Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın güvenlik güçleri
tarafından gözaltında tutulduğu sırada güvenlik güçleri
tarafından keyfi olarak öldürüldüğünü ve bu kiꢀinin hayatının
korunması konusunda yetkililerin ihmalinin bulunduğunu ve bu
ölüm hakkında sonuç doğuran bir soruꢀturma yapılmadığını ve
bu nedenle de Avrupa İnsan Hakları Sözleꢀmesinin yaꢀama
hakkı ile ilgili 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
A- TARAFLARIN GÖRÜꢁLERİ
1. BAꢁVURAN
Baꢀvuran, Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın güvenlik güçleri
tarafından gözaltında bulundurulduğu sırada Sözleꢀmenin 2/2.
maddesindeki istisnai haller bulunmamasına karꢀın güvenlik
güçleri tarafından öldürüldüğünü ileri sürmektedir. Devlet
_____________________________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2001. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür
Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve
yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür
Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
tarafından ölümle ilgili olarak ileri sürülen görüꢀlerin inandırıcı
olmadığını belirtmektedir.
2. maddenin, Devletin hükümranlığı altında bulunan
kiꢀilerin yaꢀamlarını güvenlik altına almak için Devlete görev
verdiğine
iꢀaret
etmektedir.
Mehmet
ꢁerif
Avꢀar’ın
kaçırılmasından hemen sonra polise haber verilmesine ve
Avꢀar ailesinin Jandarmaya gitmesine rağmen, buna son
verilmesi için herhangi bir etkili önlem alınmamıꢀtır. Jandarma
Gül’ün en geç 25 Nisan 1994 tarihinde olaya karıꢀan köy
korucularının kimliğini bildiğini iddia etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca ölüm ile ilgili soruꢀturmanın Sözleꢀmenin
2. maddesi ile verilen yükümlülüklere uygun olmadığını iddia
etmektedir. Mehmet ꢁerif Avꢀar’ı bulmak için hiçbir çaba
gösterilmemiꢀtir, Toros arabasında hiçbir adli araꢀtırma
yapılmamıꢀtır ve olaya karıꢀan hiçbir görevli hakkında da
soruꢀturma yapılmamıꢀtır. Kardeꢀini sağ olarak bulmak için
hiçbir çaba gösterilmemiꢀtir ve yetkililer en baꢀta sanki
kardeꢀinin ölü olduğunu bilmekteydiler. Susurluk raporunda
açıklandığı gibi, tüm soruꢀturma güvenlik güçlerinin hukuka
aykırı eylemlerini saklamaya yöneltilmiꢀtir.
2- HÜKÜMET
Hükümet, olayın davada devam eden temyiz baꢀvurusu ile
sınırlı olduğunu düꢀünmektedir. Bununla birlikte, davayı gören
Mahkemenin Haziran 1999’da sadece Gültekin Sütçü’yü
dinlediğine ve gerekli usul iꢀlemlerin yapılması için bu kiꢀi
tarafında iꢀlendiği iddia edilen suçun savcıya bildirilmesi için
gerekli adımların atıldığına iꢀaret etmektedir.
Davada ꢀimdiye kadar elde edilen kanıtlar Mehmet ꢁerif
Avꢀar’ın ölümü ile Hükümet arasında hiçbir bir illiyet bağı
bulunmadığını göstermektedir. Eğer, yetkililerin talimatları ya da
teꢀvikleri ile cinayeti geçici köy korucularının ya da jandarmanın
iꢀlediği ispat edilebilseydi, Hükümet sorumlu tutulabilirdi.
Hükümetin görüꢀüne göre, yetkililerin pasif durumda
kaldıkları ya da cinayeti iꢀleyenleri takip etmede baꢀarısız
oldukları söylenemez. Avꢀar ailesinin elinde bulunan kanıtların
doğru olarak alındığını ve olayın nasıl geliꢀtiğini belirleme
konusuna Avꢀar ailesinin serbestçe katıldığını iddia
etmektedirler. Bundan baꢀka, soruꢀturma aꢀamasında Avꢀar
ailesi tatmin olmadıysa, davayı gören yerel mahkemede ve
temyizde görüꢀlerini ve kanıtları sunma konusunda fırsatları
bulunmaktaydı.
Hükümet, yetkili makamların pasif kalındığının ya da
suçluları
izleme
konusunda
baꢀarısız
olunduğunu
söylenemeyeceğini iddia etmiꢀtir. Avꢀar ailesinin ifadeleri
dikkatli bir biçimde alınmıꢀtır.
B- MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
1- GENEL DEĞERLENDİRMELER
Sözleꢀmenin ikinci maddesi yaꢀam hakkı ile ilgilidir. Bu
maddede yaꢀam hakkının istisnaları sayılmıꢀ olup, bu konuda
çekince konulamaz. Bu madde Sözleꢀenin 3. maddesi ile
birlikte Avrupa Konseyini oluꢀturan demokratik toplumların
temel değerlerini ifade etmektedir. Bu nedenle yaꢀam hakkının
istisnaları sıkı bir biçimde belirlenmelidir. Kiꢀisel olarak
insanların korunması için bir araç olarak sözleꢀmenin hedefi, 2.
maddeyi uygulanabilir ve etkili kılacak biçimde yorumlanmasını
ve uygulanmasını gerektirmektedir.
2. madde ile sağlanan korumanın önemi nedeniyle,
Mahkeme sadece Devlet organlarının eylemlerini değil, aynı
zamanda bunu çevreleyen tüm koꢀulları da dikkate almalıdır.
Gözaltında bulunan kiꢀiler zayıf durumdadırlar ve yetkili
merciler onları korumakla yükümlüdürler. Bu durumda Devlet,
sağlıklı olarak polisin gözaltına aldığı ve serbest bırakıldığında
sağlıkları bozulmuꢀ olan kiꢀilerin sağlıklarındaki bu bozulmanın
ne ꢀekilde gerçekleꢀtiğini açıklamakla yükümlüdür. Özellikle
kiꢀinin gözaltında iken ölmesi durumunda, bu kiꢀiye nasıl
davranıldığının açıklanması daha da önemlidir.
Gözaltında iken yetkililerin kontrolünde olan olayların
tamamen ya da büyük oranda bu yetkililerin bilgisi dahilinde
olması durumunda, gözaltında iken yaralanmalar ve ölümlerle
ilgili olarak kuvvetli varsayımlar ortaya çıkacaktır. Gerçekten de,
tatmin ve ikna edici bir açıklama yapma bakımından ispat yükü
yetkililerin üzerindedir.
Sözleꢀmenin
2.
maddesindeki
yaꢀamı
koruma
yükümlülüğü Sözleꢀmenin 1. maddesindeki Devletin genel
yükümlülüğü ile birlikte göz önüne alındığında; kiꢀilerin kuvvet
kullanılması sonucunda öldürülmesi sonuç veren bir soruꢀturma
yapılmasını gerektirmektedir. Bu tür bir soruꢀturmanın esas
amacı; Devlet yetkililerinin sorumluluğu altında vuku bulan
ölümlerde hesap vermelerini sağlamak amacıyla, yaꢀam
hakkını koruyan iç hukuk kurallarının etkili bir biçimde
uygulanmasını sağlamaktır. Bu amaçlara ulaꢀmak için ne tür bir
soruꢀturmanın gerekeceği koꢀullara bağlı olarak değiꢀebilir.
Bununla birlikte, hangi yol izlenirse izlensin, yetkililer olayın
kendilerinin bilgisi dahiline girdiğinde resen hareket etmelidirler.
ꢁikayette bulunmayı veya soruꢀturmaya baꢀlamayı gözaltında
iken ölen kiꢀinin yakınlarına bırakamazlar. Devlet ajanları
tarafından haksız olarak öldürüldüğü ileri sürülen bir olayda
soruꢀturmanın etkili olabilmesi için, soruꢀturmayı yapan ve bu
soruꢀturmadan sorumlu olan kiꢀilerin o olaya karıꢀan kiꢀilerden
bağımsız olmaları gerekmektedir. Soruꢀturma ayrıca, bu tür
olaylarda zor kullanmanın, koꢀullara bağlı olarak haklı olup
olmadığının
tespiti
ve sorumluların
belirlenmesi
ve
cezalandırılması sonucunu verebilmesi anlamında da etkili
olmalıdır. Yetkililer; tanık ifadeleri, adli tıp incelemesi,
gerektiğinde yaralanmanın tam ve kesin sebebini belirleyen
otopsi ve ölüm nedenini de içeren klinik bulguların objektif
analizini de içine alacak biçimde, olayla ilgili kanıtları güvence
altına almak amacıyla gerekli adımları atmıꢀ olmalıdırlar. Ölüm
nedeninin veya sorumlu kiꢀilerin belirlenememesi sonucunu
doğuran soruꢀturmadaki herhangi bir eksiklik, bu standardın
yakalanmasını risk altına sokacaktır.
Bu bağlamda acele hareket etme ve makul olarak gerekli
usullerin izlenmesi bir zorunluluktur. Belli bir olaydaki
soruꢀturmanın geliꢀimini zorlaꢀtıran engellerin ya da zorlukların
bulunabileceğini kabul etmek gerekir. Bununla birlikte, öldürücü
güç kullanılmıꢀ bir olayın soruꢀturmasında yetkililerin hemen
harekete geçmesi, hukuk düzeninin korunmasında ve hukuka
aykırı eylemlerin önlenmesinde kamu güveninin devamı için
zorunluluk olarak kabul edilebilir.
2-
ÖLÜM
İLE
İLGİLİ
OLARAK
YETERLİ
SORUꢁTURMANIN YAPILMADIĞI İDDİASI
Kendilerinin güvenlik kuvvetleri olduğunu iddia eden geçici
köy korucuları ve diğer kiꢀiler tarafından Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın
kaçırıldığının bildirilmesi ve daha sonra da ölü olarak bulunması
gerçeği, tek baꢀına yetkililerin bu olay ile ilgili olarak sonuç
veren bir soruꢀturma yapmalarını gerektirmektedir.
Mahkeme; Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın dükkanından Jandarma
karakoluna alındığından ve olayla ilgili kiꢀilerin kimliğinden
jandarmanın hemen haberdar olmasına karꢀın, olaya karıꢀan
geçici köy korucularının ve Mehmet Mehmetoğlu’nun 12 gün
sonrasında göz altına alındığını hatırlatmaktadır.
Olayların içinde olduğu ima edilen jandarma Gül’e ve İl
Jandarma İl Alay Komutanlığına olayı araꢀtırması için
güvenilmesinde inandırıcı bir neden bulunmamaktadır.
Soruꢀturmanın bu aꢀamasında, o anda Jandarmada
bulunan yedinci bir kiꢀinin kimliğini ve yerini belirleme
konusunda herhangi bir adım atılmamıꢀtır.
Mayıs
tarihinde
düzenlenen
savlılık
iddianamesinde sanıkların ifadelerinin alınmasının dıꢀında
baꢀka bir soruꢀturma yapılmamıꢀtır. Yedinci kiꢀi ile ilgili aile
üyelerinin anlattıklarını dikkate almayan iddianame, daha çok
sanıkların ifadelerine dayanmaktadır. Meclis Araꢀtırma
Komisyonundan gelen bir raporu takiben savcı 22 Kasım 1994
tarihinde yedinci kiꢀinin kimliğinin tespiti ile ilgili olarak İl
Jandarma Alay Komutanlığına bir yazı yazmıꢀtır. Jandarma
bunu 24 Kasım 1994’de yanıtlamıꢀ, böyle bir kiꢀinin
bulunmadığını ve soruꢀturmanın sürdüğünü bildirmiꢀtir. Bu
yedinci kiꢀi ile ilgili olarak gerek savcının, gerekse jandarmanın
soruꢀturmaya devam ettiği ile ilgili olarak herhangi bir belge
sunulmamıꢀtır.
Diyarbakır Ceza Mahkemesindeki dava 16 Mayıs
1994’den 21 Mart 2000 tarihine kadar yaklaꢀık altı yıl
sürmüꢀtür. Bunun temyizi hala devam etmektedir. Dört geçici
köy korucusu ile Mehmet Mehmetoğlu adam kaçırma suçundan
mahkum olmuꢀlar ve Ömer Güngör adlı kiꢀi de cinayet
suçundan sorumlu tutulmuꢀtur.
Mahkeme, normal olarak bağımsız ve tarafsız bir
mahkemedeki davada, karꢀı tarafla birlikte gerçekleꢀtirilen bir
ceza yargılamasının; gerçeklerin bulunması ve ceza
sorumluluğunun tayini için sonuç doğuran bir yargılamada en
kuvvetli garanti olduğunu hatırlatmaktadır.
Mahkeme, 2. maddenin usule iliꢀkin yönü ile ilgili
yükümlülüğün sonuç değil, bir araç olduğunu tekrarlamaktadır.
Baꢀvuran, adam kaçırma ve öldürme ile ilgili olayın, yedinci bir
adamın talimatlarına göre köy korucuları ve Mehmet
Mehmetoğlu tarafından iꢀlendiğini ve bunun Devlet yetkililerinin
bilgisi dahilinde güvenlik güçlerinin koruması altında hukuka
aykırı olarak vuku bulan ölümlerin bir parçası olduğunu ileri
sürmektedir. Bu durum devletin hukuka uygun davranması ve
özellikle de hayat hakkı ile ilgili olarak ciddi düꢀünceleri ortaya
çıkarmaktadır. Bu koꢀullar altında 2. maddedeki usulü
iꢀlemlerin daha geniꢀ olarak incelenmesi gerekmektedir. Ailenin
ve beꢀ köy korucusunun mahkemenin dikkatini, güvenlik
kuvvetlerinin bir üyesi olan yedinci bir kiꢀinin de olaya
karıꢀtığını bildirmelerine rağmen, mahkemedeki iꢀlemler bu
kiꢀinin kimliğini ve olaydaki rolünü belirlemede baꢀarılı
olamamıꢀtır. Mahkeme aꢀağıdaki noktalara dikkati çekmektedir:
a- Köy korucuları 5 Temmuz 1994 tarihinde Mahkemede
jandarmaya verdikleri ifadelerden vazgeçmiꢀler ve yedinci
kiꢀiyi ima etmiꢀlerdir. Bundan kısa bir süre sonra 27
Temmuz 1994 tarihinde Feyzi Gökçen bu kiꢀinin jandarma
baꢀçavuꢀu olduğunu belirtmiꢀ ve Ömer Güngör de suçu
bu kiꢀinin iꢀlediğini iddia etmiꢀtir. Yaklaꢀık olarak bir yıl
sonra, mahkeme bu yedinci kiꢀi hakkında jandarmada
soruꢀturma yapılmasına karar vermiꢀtir.
b- Jandarma komutanının 31 Ekim ve 17 Kasım 1995
tarihlerinde “müdür”ün varlığını yalanlamasından sonra,
mahkeme o zaman Diyarbakır’da görev yapan diğer
güvenlik güçleri nezdinde daha fazla soruꢀturma
yapmadan iꢀin bu yönüne son vermiꢀtir.
c- 16 Eylül 1996 tarihinde Ömer Güngör, yedinci kiꢀinin
Devegeçidi’nden Gültekin Seçkin adlı çavuꢀ olduğunu
bildirmiꢀtir. Bu durum, Mahkemenin Ordu nezdinde
soruꢀturma yapmasına yol açmıꢀtır. Ordunun olay
hakkında herhangi bir bilgileri olduğunu yalanlamasının
ardından, mahkeme bu yedinci kiꢀinin Genel Kurmay
Baꢀkanlığından sorulmasına karar vermiꢀ, ancak daha
sonra soruꢀturmanın bu yönünün terk edilmesine karar
vermiꢀtir.
d- Ömer
Güngör’ün,
Adalet
Bakanlığının
Susurluk
Raporunda adı geçen baꢀçavuꢀ Gültekin Sütçü’den
bahsederek, mahkemeye 16 ꢁubat 1998 tarihinde bilgi
vermesine kadar baꢀka bir adım atılmamıꢀtır. Mahkeme,
Susurluk Raporunun bir kopyasını istemiꢀtir. Ancak 13
Ocak 1999 tarihine kadar bu rapor verilmemiꢀ ve gecikme
için de herhangi bir açıklama yapılmamıꢀtır. Hatta bundan
sonra bile 18 Haziran 1999 tarihine kadar bir ꢀey
yapılmamıꢀ, bu tarihte ailenin avukatının mahkemeye
baꢀvurusu üzerine, mahkeme savcıdan Gültekin Sütçü
hakkında soruꢀturma yapılmasını istemiꢀtir. Bu kiꢀinin
ifadesinin alınması için adresi tespit edilmiꢀ, ancak açıkça
anlaꢀıldığına göre Bulgaristan’a kaçmıꢀtır.
Bu nedenle Mahkeme, altı kiꢀinin mahkumiyetine karꢀın,
esas olarak kritik bir biçimde olayda rol oynayan güvenlik
güçlerinin bir üyesi olan kiꢀi hakkında yeterli araꢀtırma
yapılmadığı sonucuna ulaꢀmaktadır. Olayın önceden
tasarlanmıꢀ
ve
iddia
edildiği
gibi
Türkiye’nin
Güneydoğusunda yetkililer tarafından hukuka aykırı
eylemlerin gerçekleꢀtirilip gerçekleꢀtirilmediğini belirleme
açısından uygun ve sonuç doğuran bir soruꢀturma
gerekmektedir.
Hükümet, davanın Yargıtay’da temyiz incelemesinde
olduğunu bildirmektedir. Bununla birlikte Mahkeme,
olaydan altı yıl geçtikten sonra Yargıtay’daki incelemenin,
yargılamadaki eksiklikleri giderebileceği konusunda ikna
olmamıꢀtır. Bu nedenle Mahkeme Hükümetin ön itirazını
reddetmektedir.
3- MEHMET ꢁERİF AVꢁAR’IN ÖLDÜRÜLMESİ
Bu kiꢀinin Sözleꢀmenin 2. Maddesinde sayılan
istisnai durumların dıꢀında hukuka aykırı olarak
öldürülmüꢀ olduğu tartıꢀmasızdır. Buradaki sorun bu
olaydan Hükümetin sorumlu tutulup tutulamayacağı ile
ilgilidir.
Mahkeme; Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın iꢀyerinden beꢀ
korucu, itirafçı Mehmet Mehmetoğlu ve bir de güvenlik
güçleri üyesi olan yedinci kiꢀi tarafından alındığını,
jandarmaya götürüldüğünü, oradan Mehmet Mehmetoğlu,
Feyzi Gökçen, Ömer Güngör ve yedinci kiꢀi tarafından
alınarak bir süre sonra öldürüldüğünü tespit etmiꢀtir.
Mahkeme, Avꢀar ailesinin olaydan kısa bir süre sonra
olayı polise ve jandarmaya bildirdiğini, jandarmanın bu
kiꢀinin jandarma karakolunda olduğunu ve kaçıran kiꢀileri
bildiğini hatırlatmaktadır. Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın gözaltına
alındığına iliꢀkin herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.
Herhangi bir jandarmanın onun öldürülmesinden haberdar
olduğu tespit edilememekle birlikte, dükkanından alınıꢀ
biçimi ve kayıtlara girilmeyiꢀi, bu kiꢀinin keyfi ve hukuka
aykırı olarak risk altında olduğunu göstermektedir.
Jandarmaların bu yedi kiꢀinin hukuka aykırı eylemlerine ve
ailenin ꢀikayetlerine karꢀı hareketsiz kalması, bu eylemleri
en azından benimsediğini göstermektedir.
Mahkeme, Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın Devlet ajanları
tarafından gözaltına alındıktan sonra öldüğünün kabul
edilebileceği konusunda tatmin olmuꢀtur. Hükümetin
söylediği gibi, bu olayın yetkililerin bilgisi haricinde kiꢀisel
olarak hareket edenler tarafından iꢀlendiğini kabul
etmemektedir.
Korucular resmi olarak görev yapmaktadırlar ve
Diyarbakır’a sanıkları ele geçirmeye gitmiꢀlerdir. Bu yedi
kiꢀi Mehmet ꢁerif Avꢀar’ı ele geçirirken kamu gücünü
kullanmıꢀlardır.
Bu bağlamda, korucuların kendi köyleri dıꢀında
kullanılmadıkları konusundaki resmi inkarlara karꢀın, bu
olayda korucuların sanıkların ele geçirilmesi de dahil
olmak üzere düzenli olarak, bir kısım resmi
operasyonlarda kullanıldığı tespit edilmiꢀtir. Hükümetin
belirttiği kurallara göre korucular hiyerarꢀik olarak İlçe
Jandarma Komutanlığına bağlıdırlar.
Korucuların
ve
Mehmet
Mehmetoğlu’nun
mahkumiyetine rağmen, yedinci kiꢀi olaydan hemen sonra
soruꢀturulmamıꢀ ve böylece bu konudaki resmi bilginin
derinliğini belirleme bakımından sonuç veren bir
soruꢀturma yapılmamıꢀtır.
Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın ölümünü haklı çıkaracak
herhangi bir bilginin sağlanmaması nedeniyle, ölümünden
Hükümetin sorumlu olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu
nedenlerle davada 2. maddenin ihlali bulunmaktadır.
IV- SÖZLEꢁMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL
EDİLDİĞİ İDDİASI
Mahkeme, baꢀvuran etnik ayırım temelinde
kardeꢀinin ciddi bir insan hakkı ihlaline maruz kaldığını
iddiasını temelsiz bularak Sözleꢀmenin 3. maddesini ihlal
edilmediğine karar vermiꢀtir.
V- SÖZLEꢁMENİN 6. VE 13. MADDELERİN İHLAL
EDİLDİĞİ İDDİASI
Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun
davayı kabul edilebilir bulması ile ilgili kararının
Sözleꢀmenin 6. ve 13. maddesine herhangi bir gönderme
yapmadığını not etmektedir. Bununla birlikte Mahkeme,
baꢀvuranın bu konudaki ꢀikayetlerinin de bulunduğunu
belirtmektedir.
Baꢀvuranın 6. madde yönünden ꢀikayeti, esas olarak
yargılama süresinin uzunluğu ile ilgilidir. Mahkeme
baꢀvuranın davada taraf olmadığını görmektedir. Bu
nedenle Mahkeme, soruꢀturma ve yargılama ile ilgili olarak
baꢀvuran tarafından dile getirilen bu ꢀikayetleri daha geniꢀ
bir biçimde içeren 13. madde altında incelemeyi
düꢀünmektedir.
Mahkeme; ulusal düzende ne ꢀekilde olursa olsun,
Sözleꢀmenin 13. maddesinin, Sözleꢀme ile garanti altına
alınan hak ve özgürlüklerin esasının ulusal düzeyde
sağlanmasını garanti ettiğini hatırlatmaktadır. 13. madde
altındaki yükümlülük, Sözleꢀmeye göre baꢀvuranın
ꢀikayetinin niteliğine bağlı olarak değiꢀmektedir. Bununla
birlikte, 13. maddenin gerektirdiği müracaat yolları yasal
bakımdan olduğu gibi, uygulamada da “etkili” olmalıdır. 13.
madde; tazminat ödenmesine ek olarak, soruꢀturma
prosedürüne ꢀikayetçinin etkili biçimde ulaꢀabilmesini de
kapsayacak biçimde, yaꢀam hakkından mahrum
bırakılmadan sorumlu olanların belirlenmesini ve
cezalandırılmasını sağlayacak tam ve etkili bir
soruꢀturmayı
gerektirmektedir.
Mahkeme,baꢀvuranın
kardeꢀinin ölümünden Sözleꢀmenin 2. maddesine göre
Hükümetin sorumlu olduğunu tespit etmiꢀti. Bu nedenle
baꢀvuranın iddiaları 13. maddenin amaçları bakımından
tartıꢀılabilir.
Yetkililer baꢀvuranın kardeꢀinin ölümü konusunda
etkili ve sonuç eren soruꢀturma yapmakla yükümlüdürler.
Yukarıda yer alan nedenlerle 13. madde gereklerine uygun
olarak, sonuç veren bir soruꢀturma yapılmamıꢀ
olduğundan Sözleꢀmenin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
VI- SÖZLEꢁMENİN 14. MADDESİNİN İHLAL
EDİLDİĞİ İDDİASI
Baꢀvuran, kardeꢀinin ve ailesinin Sözleꢀmenin 14.
maddesine aykırı olarak ayrımcılık yasağından mağdur
olduğunu iddia etmektedir.
Baꢀvuran, bölgede iꢀlerini kaybetmelerine yol açacak
biçimde ailesinin yıldırılması ile Diyarbakır ve Bismil’den
çıkartıldıklarına iꢀaret etmektedir. Bu durumun Kürt olarak
etnik
kökenlerinden
ve
siyasi
görüꢀlerinden
kaynaklandığını ve Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın ölümü ile
sonuçlandığını iddia etmektedir. Hükümet baꢀvuranın bu
iddialarını yalanlamıꢀtır.
Mahkeme, baꢀvuranın ve ailesinin etnik kökeninden
ve siyasi düꢀüncelerinden dolayı bir ayırıma tabi
tutulduklarını gösterecek yeterli kanıt bulunduğunu
düꢀünmemektedir. Bu nedenle olayda Sözleꢀmenin 14.
maddesinin ihlali bulunmamaktadır.
VII-
SÖZLEꢁMENİN
41.
MADDESİNİN
UYGULANMASI
A- MADDİ ZARAR
Baꢀvuran, Mehmet ꢁerif Avꢀar’a eꢀi ve çocukları
olarak bağımlı bulunan kardeꢀinin eꢀi ve iki çocuğu adına
maddi zararın ödenmesini talep etmektedir. Baꢀvuran
kardeꢀinin “Baran Gübrecilik”in yüzde 33 payla ortağı
olduğunu
bildirmektedir.
Söz
konusu
olayların
baꢀlangıcına kadar bu iꢀin ekonomik olarak baꢀarılı
olduğunu, ancak bölgede ailenin maruz kaldığı baskı
sonucunda, 1994 yılı sonunda bu iꢀyerinin kapatılmak
zorunda kalındığını ileri sürmektedir. 1994 yılında iꢀyerinin
yıllık gelirinin 30 milyar lira olduğunu, Mehmet ꢁerif
Avꢀar’ın bundan yalnız baꢀına 10 milyon lira kazanmıꢀ
olacağını
belirtmektedir.
Ayrıca,
Bismil’de
Pirelli
lastiklerinin ve Mutlu Akülerinin satıꢀ temsilcisi olduğunu
ve bunun yanında diğer ekonomik yatırımlarının da
bulunduğunu, ancak, bu iꢀlere iliꢀkin olan belgelere el
konulmuꢀ olması nedeniyle belgelendiremediğini ifade
etmektedir. “Baran Gübrecilik” iꢀinden dolayı kaybedilen
gelirin Sterline çevrilmesi sonucunda, 4.399.999,9
Sterlinlik kayıplarının olduğunu ileri sürerek bu miktarın
ödenmesini talep etmektedir.
Hükümet çok fazla ꢀiꢀirilmiꢀ olan bu rakamların
temelinin bulunmadığını iddia etmiꢀtir. Bu miktardaki bir
ödeme haksız zenginleꢀmeye yol açacaktır. Hükümet,
belgelere el konulduğunu yalanlamakta, öyle olmuꢀ olsa
bile, vergi dairelerinden kopyalarının alınabileceğini ileri
sürmektedir.
Bir baꢀvuran tarafından maruz kalınan maddi zararla
ilgili olarak gerçek bir tazmin yapabilmek için gerekli
meblağın tam olarak hesaplanması, ihlalden kaynaklanan
hasarın
belirsizliği
nedeniyle
tam
olarak
gerçekleꢀtirilemeyebilir. Bu tür davalarda karar verilmesi
gereken sorun, geçmiꢀ veya gelecekte maruz kalınan
kazanç kaybı nedeniyle adil tatmin düzeyidir. Bu düzey,
neyin adil olduğu konusunda Mahkemenin takdir yetkisi ile
baꢀvurana verilmesi gereken miktardır.
Bu davada Mahkeme, baꢀvuranın “Baran Gübrecilik”
ꢀirketinin diğer ortağı olan Mehmet Ali Avꢀar ve bu kiꢀinin
muhasebecisinin 1993 ve 1994 yıllarında ꢀirketin karı ile
ilgili beyanlarını sunduğunu belirtmektedir. Ancak bunun
detayları bir ceza soruꢀturması sırasında belgelere el
konulmuꢀ olduğu iddiasıyla sunulmamıꢀtır. Mahkeme,
Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın ꢀirketteki hissesi olarak iddia edilen milyar Türk Lirasının çok yüksek oluğunu görmektedir.
Bu miktarı destekleyecek belgelerin bulunmaması
nedeniyle Mahkeme bu rakamı tazminat hesabı için kabul
edemez. Her halükarda Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın eꢀi
kendisine düꢀen hisseyi miras olarak almıꢀ ve varsayımsal
olarak bundan faydalanmıꢀtır. ꢁirket 1994 yılından sonra
faaliyetine son vermiꢀtir ve bu durum oldukça spekülatif
biçimde gelecekteki gelir nedeniyle herhangi bir iddiayı
geçersiz kılmaktadır. Baꢀvurunun, söz konusu ꢀirketin
Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın ölümünden sonra ailenin baskıya
maruz kaldığı ile ilgili olmaması ve bu konuda bulgu
bulunmaması nedeniyle iꢀin kapanmasından yetkililer
sorumlu tutulamaz.
Bununla birlikte Mahkeme, Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın
ölümü zamanında ekonomik biçimde iꢀleyen ve eꢀi ile
çocuklarını destekleyen bir iꢀi yürüttüğünü görmektedir. 29
yaꢀında sağlıklı bir insan olarak gelecekteki yıllarda da, bu
desteği sağlamaya devam edeceği beklenebilir. Bundan
dolayı bu mali desteğin kaybı nedeniyle ona bağımlı
olanlara bir tazminat sağlamak uygun olacaktır. Diğer
davalarda verilenlere bakarak ve adil düꢀüncelere
dayanarak Mahkeme, Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın dul kalan eꢀi
ve çocukları için baꢀvurana 40,000 İngiliz Sterlini
verilemesine karar vermiꢀtir.
B- MANEVİ ZARAR
Baꢀvuran, Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın dul eꢀi ve çocukları
için 40,000 Sterlin, kardeꢀ olarak kendisi için de 10,000
Sterlin manevi zarar talep etmektedir. Hükümet bu
taleplerin çok fazla olduğunu ve kabul edilemez
bulunduğunu iddia etmektedir. Baꢀvuranın iddialarını
destekleyecek kanıtın bulunmaması nedeniyle, manevi
zarar ile ilgili olarak sadece sembolik bir miktarın
verilmesinin makul olduğunu belirmiꢀlerdir. Bundan baꢀka
baꢀvurana ayrı bir tazminata da hükmedilmemelidir.
Mahkeme, Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın ölümünden
yetkililerin sorumlu olduğu sonucuna ulaꢀmıꢀtı. Bu
davadaki koꢀullara ve buna benzer davalarda verilen
tazminat miktarlarına bakarak, Mahkeme adil bir biçimde
Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın dul kalan eꢀi ve çocukları için
manevi zarar olarak 20,000 İngiliz Sterlininin baꢀvurana
verilmesine karar vermiꢀtir. Almanya’da yaꢀayan
baꢀvurana, olaylarla doğrudan ilgili olmaması nedeniyle
2,500 İngiliz Sterlini verilmesi kararlaꢀtırılmıꢀtır.
C- MAHKEME MASRAFLARI
Baꢀvuran mahkeme masrafları olarak 20.270,40
Sterlin olarak talep etmektedir. Bu miktar, Ankara’daki
duruꢀmada ve yargılamanın ilk safhasında baꢀvuranı
temsil eden Sayın Kevin Boyle’nin ücretini de içermektedir.
Hükümet sadece gerçek anlamda harcanmıꢀ olan
masrafların talep edilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür.
Mahkeme bu davanın karmaꢀık olduğunu ve detaylı
inceleme gerektirdiğini, bu koꢀullara göre baꢀvuranın
temsilcileri için istenen miktarın makul olduğunu ve bunun
dıꢀındaki masraflardan sadece bir kısmının ödenmesi
gerektiğini düꢀünmüꢀtür. Sonuçta 17,320 İngiliz Sterlininin
mahkeme masrafları olarak ödenmesi gerektiğine karar
vermiꢀtir.
D- GECİKME FAİZİ
Mahkemenin
elinde
bulunan
bilgilere
göre
İngiltere’deki yasal faiz oranı bu kararın verildiği tarihte
yıllık yüzde 7,5’dir.
BU NEDENLERLE MAHKEME;
1- Oybirliği ile Hükümetin ilk itirazını reddetmiꢀ,
2- Altı oya karꢀılık bir oyla Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın
ölümü sonucunda yeterli ve sonuç veren bir soruꢀturma
yapılmaması nedeniyle Sözleꢀenin 2. maddesinin ihlal
edildiğine karar vermiꢀ,
3- Altı oya karꢀılık bir oyla Mehmet ꢁerif Avꢀar’ın
ölümü nedeniyle Sözleꢀenin 2. maddesinin ihlal
edildiğine karar vermiꢀ,
4- Oybirliği ile Sözleꢀmenin 3. maddesinin ihlal
edilmediğine karar vermiꢀ,
5- Altıya karꢀılık bir ola Sözleꢀmenin 13. maddesinin
ihlal edildiğine karar vermiꢀ,
6- Altı oya karꢀılık bir oyla;
a- Sözleꢀmenin
44/2.
maddesine
göre
Hükümetin baꢀvurana üç ay içerisinde;
i- Maddi zarar için 40,000 Sterlin,
ii- Manevi zarar için 20,000 Sterlin ödemesine,
b- Bu miktarlara yukarıdaki üç aylık süreden
sonra yıllık yüzde 7,5 oranında basit faiz
uygulanması gerektiğine,
7- Altıya karꢀılık bir oyla;
a- Mahkeme masrafları olarak 17,320 Sterlin
ödenmesine,
b- Bu miktara yukarıdaki üç aylık süreden sonra
yıllık yüzde 7,5 oranında basit faiz uygulanması
gerektiğine karar vermiꢀ,
8- Baꢀvuranın bunlar dıꢀındaki tazminatla ilgili
taleplerini 10 Temmuz 2001 tarihinde reddetmiꢀtir.
Hakim Feyyaz Gölcüklü ise azlık oyu kullanmıꢀtır.
14
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło