25700/05
WyrokETPCz2010-06-15ECLI:CE:ECHR:2010:0615JUD002570005
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy anulowanie aktów własności nieruchomości i przekazanie jej na rzecz Skarbu Państwa bez wypłaty odszkodowania narusza prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że anulowanie aktów własności skarżących i przekazanie nieruchomości na rzecz Skarbu Państwa bez wypłaty jakiegokolwiek odszkodowania stanowiło naruszenie prawa do poszanowania mienia. Trybunał odwołał się do swojej ugruntowanej linii orzeczniczej w podobnych sprawach, w których takie działania uznawano za nieproporcjonalne i naruszające art. 1 Protokołu nr 1. Rząd nie przedstawił żadnych przekonujących argumentów ani dowodów, które mogłyby doprowadzić do odmiennego wniosku w niniejszej sprawie.Stan faktyczny
Skarżący nabyli grunty rolne w 1978 roku i zarejestrowali je jako swoją własność. Po początkowej klasyfikacji jako obszar leśny w 1979 roku, która została uchylona w 1980 roku, w 1984 roku ponownie zostali zarejestrowani jako właściciele. W 1997 roku uzyskali pozwolenie na budowę i rozpoczęli budowę domów. W 2000 roku Ministerstwo Leśnictwa wszczęło postępowanie sądowe w celu unieważnienia ich aktów własności, twierdząc, że grunty są obszarem leśnym na podstawie prac katastralnych z 1987 roku. Sąd krajowy w 2003 roku unieważnił akty własności, a Sąd Najwyższy podtrzymał tę decyzję w 2004 roku, co doprowadziło do pozbawienia skarżących własności bez odszkodowania.Rozstrzygnięcie
Stwierdza dopuszczalność skargi w zakresie art. 1 Protokołu nr 1. Stwierdza niedopuszczalność pozostałych skarg. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. Odroczył zastosowanie art. 41 Konwencji, zapraszając Rząd i skarżących do przedstawienia pisemnych uwag w tej kwestii i poinformowania o ewentualnym ugodowym załatwieniu sprawy. Dalsze postępowanie w tej kwestii zostało zastrzeżone.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ADEM YILMAZ DOĞAN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 25700/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
(Esas)
STRAZBURG Haziran 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (25700/05) numaralı baꢀvurunun nedeni T.C.
vatandaꢀları Adem Yılmaz Doğan, Mehmet ꢀahin, ꢁükran Düztaꢀ, Demet Düztaꢀ, Levend
Düztaꢀ ve Mehmet Düztaꢀ tarafından (baꢀvuranlar) 9 Temmuz 2005 tarihinde Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca
yapılan baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu
avukatlarından Y. Alataꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar Adem Yılmaz Doğan, Mehmet ꢁahin, ꢁükran Düztaꢀ, Demet Düztaꢀ, Levend
Düztaꢀ ve Mehmet Düztaꢀ sırasıyla 1944, 1948, 1943, 1961, 1964 ve 1963 doğumlu olup
Ankara’da ikamet etmektedir. Mart 1978 tarihinde baꢀvuranlar Adem Yılmaz, Mehmet ve H.D. (malikler) Đzmir
Seferihisar’a bağlı Sığacık köyünde bulunan tarım arazisini satın almıꢀlardır. Baꢀvuranlar
tapuda bu araziyi kendi adlarına kaydettirmiꢀ ve taꢀınmazın maliki olmuꢀlardır. Temmuz ve 19 Ekim 1979 tarihlerinde Kadastro Komisyonunun (Komisyon)
gerçekleꢀtirdiği çalıꢀmalarda taꢀınmazın orman alanının bir bölümünü oluꢀturduğu sonucuna
varılmıꢀtır.
Malikler bu vasıflandırmaya itiraz etmiꢀlerdir. Kasım 1980 tarihinde Komisyon adı geçenlerin talebini yerinde bulmuꢀtur. Orman
Bakanlığı tarafından herhangi bir itiraz yapılmadığından, Komisyonunun bu kararı nihai hale
gelmiꢀtir. Kasım 1984 tarihinde malikler yeniden «zeytin arazisi» olarak nitelendirilen taꢀınmazın
sahipleri olmuꢀtur. Eylül 1997 tarihinde, malikler 1995 tarihli ꢀehir planına dayalı olarak inꢀaat izni
almıꢀlardır. Adı geçenler sözkonusu arazi üzerine on dokuz evin inꢀaatını baꢀlatmıꢀtır.
Orman Bakanlığı (Đdare) 1987 yılında gerçekleꢀtirilen kadastro çalıꢀmaları sonucunda mezkur
taꢀınmazın orman alanı olarak vasıflandırıldığı gerekçesiyle baꢀvuranların tapusunun iptal
edilerek taꢀınmazın Hazine adına tescil edilmesi amacıyla Seferihisar Asliye Hukuk
Mahkemesi’nde 6 Nisan 2000 tarihinde dava açmıꢀtır. Nisan 2000 tarihinde Đdarenin talebi üzerine Mahkeme, inꢀaat çalıꢀmalarına geçici tedbir
konulmasını kararlaꢀtırmıꢀtır. Haziran 2002 tarihinde H.D. vefat etmiꢀtir. 5 Temmuz 2002 tarihinde Ankara Sulh Hukuk
Mahkemesi veraset ilamı çıkarmıꢀ ve baꢀvuranlar ꢁükran, Demet, Levend ve Mehmet’i
mirasçı olarak tayin etmiꢀtir. Adı geçenler davayı sürdürmüꢀlerdir.
Mayıs 2003 tarihli bir karar ile Mahkeme Đdarenin talebini yerinde bulmuꢀ ve 13.834
m2’lik arazinin ormanlık alan içerisinde yer aldığına karar vermiꢀtir. Mahkeme 1979 yılında
gerçekleꢀtirilen çalıꢀmalarda birtakım usulsüzlükler yapılması nedeniyle kadastro
çalıꢀmalarının baꢀka bir komisyon tarafından 1987 yılında yeniden yapıldığını tespit etmiꢀtir.
Yenilenen ve 28 Ekim 1987 tarihinde ilan edilen ve itiraza mahal bırakmayan bu çalıꢀmaların
sonuçlarına göre sözü edilen taꢀınmazın bu bölümü orman alanı olarak vasıflandırılmıꢀtır. Eylül 2004 tarihinde alınan ve baꢀvuranlara 14, 18, 28 Ocak ve 14 ꢁubat 2005 tarihlerinde
tebliğ edilen kararlar ile Yargıtay 15 Mayıs 2003 tarihli hükmü onamıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar kendilerine herhangi bir tazminat ödenmeksizin tapu senetlerinin Hazine lehine
iptal edildiğini iddia etmekte bu yönde Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesini öne sürmektedir.
Hükümet kabuledilebilirlik ile ilgili olarak baꢀvuranlar ꢁükran, Demet, Levend ve Mehmet’in Haziran 2002 tarihinde vefat eden H.D.’nin mirasçısı olduklarını kanıtlayamamaları
ölçüsünde adı geçenlerin mirasçı sıfatının bulunmadığını savunmakta, ayrıca iç hukuk
yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Baꢀvuranların Yargıtay’ın 28 Eylül 2004 tarihli
kararını düzeltme baꢀvurusunu yapmaları gerekmekteydi. Đkinci olarak ise, baꢀvuranların tapu
senedinin iptal edilmesinden ileri gelen bir zarara dayalı olarak Medeni Kanun’un, Borçlar
Kanunu’nun ve Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili hükümlerine dayalı bir tazminat
talebiyle dava açmaları gerekirdi. Bu bağlamda, Hükümet Yargıtay’ın kimi kararlarda özellikle
Devletin tapu sicillerinin tutulmasından ileri gelen objektif sorumluluğuna iliꢀkin vermiꢀ
olduğu hükümlere atıfta bulunmaktadır. Hükümet son olarak AĐHS’nin 35/1 maddesinde
öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi gereklerine uygun olarak baꢀvuranların 1987 yılında
gerçekleꢀtirilen kadastro çalıꢀmaları sonuçlarına itiraz etmeleri gerektiğini savunmaktadır.
Baꢀvuranlar Hükümetin bu argümanlarına karꢀı çıkmaktadır. Baꢀvuranlar ꢁükran, Demet,
Levend ve Mehmet’in mağdur sıfatı ile ilgili olarak Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından Temmuz 2002 tarihinde verilen veraset ilamına göndermede bulunmaktadır. Đç hukuk
yollarının tüketilmesindeki istisnai duruma iliꢀkin baꢀvuranlar 15 Mayıs 2003 tarihinde alınan
nihai karara karꢀı iç hukukta itiraz edilebilecek ve ulusal yetkililer nezdinde tazminat talebinde
bulunulacak herhangi bir baꢀvuru yolunun mevcut olmadığının altını çizmektedir. Hükümet
tarafından öne sürülen yargı kararları ile ilgili olarak ise, baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’nin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkında vermiꢀ olduğu birtakım ihlal
kararlarını müteakip Yargıtay’ın bu konudaki içtihadını değiꢀtirdiğini ileri sürmektedir. Sözü
edilen bu kararlar kıyı ꢀeridinde yerleꢀik bulunan arazilerin tapu senetlerinin iptal edilmesine
iliꢀkin olup, mevcut durumla ilgisi bulunmamaktadır. Baꢀvuranlar son olarak 1987 yılında
yapılan kadastro çalıꢀmalarından haberdar olmadıklarını ve dolayısıyla bunun sonucuna itiraz
edemediklerini öne sürmektedir.
Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 5 Temmuz 2002 tarihli kararı ıꢀığında Hükümetin kimi
baꢀvuranların mağdur sıfatının bulunmadığı itirazı kabul görmemektedir. Hükümetin
baꢀvuranların Yargıtay kararına karꢀı düzeltme baꢀvurusunda bulunabilecekleri hususunda
AĐHM, Yargıtay’ın 28 Eylül 2004 tarihli kararının kesin hüküm niteliğini taꢀıdığını
hatırlatmaktadır. Kendilerinden beklenen baꢀvuru yollarını kullanan baꢀvuranlardan esasen
aynı amaca yönelik ve sonucu itibarıyla baꢀarı ile sonuçlanması pek de mümkün olmayan diğer
baꢀvuru yollarına gitmeleri beklenemez (Bkz. Tekin-Türkiye no: 41556/98, 2 Temmuz 2002).
Baꢀvuranların Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve Đdari Yargılama Usulü’nün ilgili
hükümlerine dayalı olarak tazminat baꢀvurusunda bulunabilecekleri itirazı ile ilgili AĐHM,
yıllarca söz konusu arazilerin vasfı ve tapu senetlerinin geçerliliği ile ilgili kararların çıkmasını
bekleyen baꢀvuranlardan tazminat almak adına yeniden dava açmalarını istemenin uygun
olmayacağı kanaatine varmaktadır (Bkz. Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.ꢁ.-Türkiye no:
45651/04, 10 Mart 2009, Doğrusöz ve Aslan-Türkiye no: 1262/02, 30 Mayıs 2006 ve
Ardıçoğlu-Türkiye no: 23249/04, 2 Aralık 2008).
Son olarak, Hükümetin kadastro çalıꢀmalarına karꢀı çıkılmadığı yönündeki itirazına iliꢀkin
AĐHM, dava dosyasından baꢀvuranlar açısından kadastro çalıꢀmaları sonuçlarının kendilerine
tebliğ edildiğini gösterir herhangi bir unsurun yer almadığını, dolayısıyla bu yönde bir itirazı
gerektirecek bir durumun sözkonusu olmadığını gözlemlemektedir.
Bu gerekçelere dayalı olarak Hükümet tarafından yapılan itirazlar reddedilmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM esasa dair, geçmiꢀte de baꢀvuranların öne sürmüꢀ oldukları ꢀikayetlere benzer
ꢀikayetleri incelediğini ve baꢀvuranların taꢀınmazının Hazineye devredilmesinden herhangi
bir tazminatın ödenmemesi nedeniyle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği
sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Turgut vd, Rimer vd.-Türkiye no: 18257/04, Mart 2009 ve Nural Vural-Türkiye no: 16009/04, 10 Mart 2009). AĐHM kendisine sunulan
bütün unsurları incelemiꢀ ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak
ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir.
Bu nedenle, Ek 1 no’lu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar bir yanda davalarının tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun
görülmemesi, öte yandan bütün yargı süreci boyunca silahların eꢀitliği ilkesine riayet
edilmemesi dolayısıyla AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AĐHM, dava dosyasında 6. maddenin ihlal edildiğini veyahut yargılama sürecinin keyfi
sürdürüldüğünü gösterir herhangi bir delilin yokluğunda öne sürülen ꢀikayetin dayanaktan
yoksun olduğuna ve AĐHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine itibar
etmektedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar 41. madde baꢀlığı altında yasal faiz oranıyla birlikte taꢀınmazlarının ve
inꢀaatların gerçek değeri olduğunu ileri sürdükleri 1.998.525,42 Euro maddi tazminat talep
etmektedir. Baꢀvuranlar ayrıca 300.000 Euro manevi tazminat ve AĐHM önünde yapmıꢀ
oldukları yargılama giderleri için 30.551 Euro talep etmektedir.
Hükümet öne sürülen bu taleplere karꢀı çıkmakta ve AĐHM’yi bu meblağları reddetmeye
davet etmektedir.
Mevcut dava koꢀullarında, Savunmacı Devlet ile baꢀvuranlar arasında olası bir uzlaꢀma
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aꢀamada
uygulanamayacağına kanaat getirmektedir (Bkz. aynı anlamda, sözü edilen Turgut vd., Nural
Vural ve Rimer vd.). AĐHM diğer unsurların yanı sıra baꢀvuranlar tarafından yetkili bir
mahkeme nezdinde açılacak değer tespit davasının sözkonusu taꢀınmazın değerini belirlemek
açısından uygun bir yöntemi oluꢀturacağı kanısındadır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine yönelik ꢀikayetin kabuledilebilir, bunun dıꢀında
kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aꢀamada uygulanamayacağına ve
sonuç itibarıyla,
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümetin ve baꢀvuranların, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği tarihten
itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüꢀlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve
bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaꢀmadan kendisini haberdar etmeye davet
edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire baꢀkanının izlenecek süreci
belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 15 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło