25760/94

WyrokETPCz2004-02-17ECLI:CE:ECHR:2004:0217JUD002576094

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zaginięcie synów skarżącego po zatrzymaniu przez siły bezpieczeństwa, zniszczenie jego mienia oraz brak skutecznego śledztwa w tych sprawach naruszyły prawo do życia, zakaz nieludzkiego traktowania, prawo do wolności i bezpieczeństwa, prawo do poszanowania mienia oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że synowie skarżącego, zatrzymani przez siły bezpieczeństwa i ostatni raz widziani w obiekcie wojskowym, muszą być uznani za zmarłych, a państwo ponosi odpowiedzialność za ich śmierć, ponieważ nie przedstawiło wiarygodnego wyjaśnienia ich losu. Stwierdził również, że władze krajowe nie przeprowadziły skutecznego i niezależnego śledztwa w sprawie zaginięcia synów i zniszczenia mienia, co uniemożliwiło ustalenie odpowiedzialnych i zapewnienie zadośćuczynienia. Brak informacji o losie synów oraz postawa władz wobec skarżącego stanowiły nieludzkie traktowanie. Zniszczenie mienia przez siły bezpieczeństwa było nieuzasadnioną ingerencją w prawo własności.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdürrezzak İpek, mieszkał w osadzie Dahlezeri w Turcji. 18 maja 1994 roku, podczas operacji sił bezpieczeństwa, jego dwaj synowie, İkram i Servet İpek, zostali zatrzymani i zaginęli. W tym samym czasie zniszczono jego dom i mienie. Skarżący wielokrotnie próbował uzyskać informacje o losie synów od władz krajowych, ale bezskutecznie, otrzymując jedynie zaprzeczenia dotyczące jakiejkolwiek operacji lub zatrzymania. Trzej inni zatrzymani wraz z synami skarżącego zostali zwolnieni następnego dnia, zeznając, że widzieli synów skarżącego ostatni raz w obiekcie wojskowym w Lice.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdził naruszenie art. 2 (materialnego i proceduralnego) Konwencji w związku ze śmiercią synów skarżącego i brakiem skutecznego śledztwa. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji wobec skarżącego. Stwierdził naruszenie art. 5 Konwencji wobec synów skarżącego. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 Konwencji. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji w związku z art. 2, 3, 5 oraz art. 1 Protokołu nr 1. Nie stwierdził naruszenia art. 14 i art. 18 Konwencji. Uznał, że rząd nie wypełnił swoich zobowiązań wynikających z art. 38 § 1 (a). Zasądził odszkodowanie za szkody majątkowe i niemajątkowe oraz zwrot kosztów.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ĐPEK – TÜRKĐYE DAVASI   ( Baꢀvuru no. 25760 /94 )   KARAR   STRAZBURG   ꢁubat 2004   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Bu karar, Sözleꢀme'nin 44 § 2 maddesi hükümleri uyarınca kesinlik kazanmaktadır. Bu karar   metni, Mahkeme'nin seçilmiꢀ karar ve hükümleri resmi raporlarında nihai ꢀekilde   yayınlanmasından önce Sekretarya revizyonuna tabidir.   Đ pek - Türkiye davasında,   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Dairesi),   Sn. J. P. COSTA, Baꢀkan   Sn. L. LOUCAIDES,   Sn. R. TÜRMEN,   Sn. K. JUNGWIERT,   Sn. V. BUTKEVYCH,   Sn. W. THOMASSEN   Sn. M. UGREKHELIDZE, yargıçlar ,   ve Kısım Sekreteri T. L. Early'nin katılımı ile Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Heyeti olarak   toplanmıꢀ,   Mayıs 2002 ve 27 Ocak 2004 tarihindeki gizli görüꢀmesi sonucunda, yukarıda anılan   tarihte benimsenmiꢀ olan aꢀağıdaki karara varmıꢀtır:   USULĐ ĐꢁLEMLER   • Dava, Türk vatandaꢀı Abdürrezzak Đpek ("baꢀvuran") tarafından Đnsan Hakları ve Temel   Özgürlüklerinin Korunmasına dair Sözleꢀme'nin ("Sözleꢀme") eski 25. maddesi bağlamında   Đnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 18 Kasım 1994   tarihinde yapılan baꢀvurudan (baꢀvuru no. 25760/94) kaynaklanmaktadır.   • Hukuki yardım alan baꢀvuran, Đngiltere'de görev yapan avukatlar profesörler Françoise   Hampson ve Kevin Boyle tarafından temsil edilmiꢀtir. 13 Mart 2000 tarihinde avukatlar,   Đngiltere'de görev yapmakta olan William Bowring lehine çekilmiꢀtir. Aynı gün, baꢀvuran,   Londra'da faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olan Kürt Đnsan Hakları Projesi (KHRP)   bünyesinde çalıꢀan Philip Leech'i ve Türkiye'de çalıꢀan avukat Osman Baydemir'i vekil tayin   etmiꢀtir. 11 Haziran 2002 tarihli yazıyla baꢀvuran, Đngiltere'de görev yapan avukatlar Mark   Müller, Tim Otty, Jane Gordon ve Philip Linch'i ve Türkiye'de görev yapan avukatlar Osman   Baydemir, Cihan Aydın ve Reyhan Yalçındağ'ı vekil tayin ettiğini Mahkeme'ye bildirmiꢀtir.   Ağustos 2002 tarihinde Philip Linch çekilmiꢀ, yerini KHRP avukatı Anke Stock almıꢀtır.   3. Türk Hükümeti (“Hükümet”) Mahkeme önündeki iꢀlemler açısından bir Ajan tayin   etmemiꢀtir.   4. Baꢀvuran, oğulları Đkram ve Servet Đpek'in kaybolmasından ꢀikayetçidir. Đkram ve Servet'in,   son olarak, kendileriyle beraber gözaltına alınan üç kiꢀi tarafından görüldüğü iddia   edilmektedir. Baꢀvuran, ayrıca, Lice yakınlarında, Türeli köyü dıꢀındaki Dahlezeri   mezrasında güvenlik güçleri tarafından 18 Mayıs 1994 günü düzenlenen operasyonda evinin   ve mülkünün tahrip edildiğini iddia etmektedir. Baꢀvuran, Sözleꢀme'nin 2, 3, 5, 13, 14 ve 18.   maddeleriyle 1 No'lu Protokolün 1. maddesine dayanmaktadır.   5. Baꢀvuru, 11 No'lu Protokol yürürlüğe girince Mahkeme'ye sevk edilmiꢀtir (11 No'lu   Protokolün 5 § 2 maddesi). Baꢀvuru, Mahkeme'nin 1. Kısmına verilmiꢀtir (Đçtüzük, 52 § 1   madde) ve bu bölüm içinde Davayı inceleyecek olan daire (Sözleꢀme'nin 27 § 1 Maddesi),   Đçtüzüğün 26 § 1 maddesine uygun olarak teꢀekkül etmiꢀtir.   6. 1 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme, dairelerin oluꢀumunu değiꢀtirmiꢀtir (Đçtüzük 25 § 1). Bu   dava, yeni oluꢀturulan Đkinci Daire'ye verilmiꢀtir (Đçtüzük 52 § 1).   7. 14 Mayıs 2002 tarihli kararıyla Mahkeme baꢀvuruyu kabuledilebilir bulmuꢀtur.   8. Baꢀvuranın oğullarının kaybolması ve mülkünün tahrip edilmesiyle ilgili olarak taraflar   arasındaki ihtilafı göz önüne alan Mahkeme, Sözleꢀme'nin 38 § 1 (a) maddesi kapsamında, bir   soruꢀturma yürütmüꢀtür. Mahkeme, Ankara'da 18 ve 20 Kasım 2002 tarihlerinde düzenlenen   duruꢀmalarda ifade alması için üç delegeyi görevlendirmiꢀtir.   9. Baꢀvuran ve Hükümet esaslar üzerinde kendi görüꢀlerini sunmuꢀlardır (Đçtüzük 59 § 1   maddesi). Daire, taraflara danıꢀtıktan sonra, esas hakkında duruꢀma yapılmasına gerek   olmadığına karar vermiꢀtir (Đçtüzük 59 § 3 ve devamı ). Taraflar, birbirlerinin görüꢀlerine   yanıtlarını yazılı olarak sunmuꢀtur.   OLAYLAR   I. DAVANIN ꢁARTLARI   10. Baꢀvuran, 1942 doğumlu olup ꢀu anda Diyarbakır'da yaꢀamaktadır. Söz konusu olayların   olduğu dönemde, baꢀvuran, Diyarbakır Lice Đlçesi yakınlarında, Türeli Köyü dıꢀındaki   Çaylarbaꢀı (Kürtçe Dahlezeri) mezrasında yaꢀamaktaydı. Baꢀvuru, 18 Mayıs 1994 tarihinde   güvenlik güçleri tarafından baꢀvuranın köyüne düzenlenen operasyon sırasında, baꢀvuranın   Servet ve Đkram Đpek isimli iki oğlunun gözaltında kaybolduğu iddiasıyla ilgilidir. Baꢀvuru,   ayrıca, bu operasyonda baꢀvuranın evinin ve mülkünün zarar gördüğü iddiasıyla ilgilidir.   A. Olaylar   11. Baꢀvuranın iki oğlunun kaybolmasıyla ve aile evinin tahrip edilmesiyle ilgili olaylar   taraflar arasında ihtilaflıdır.   12. Baꢀvuranın sunduğu ꢀekliyle olaylar 1. Kısımda verilmiꢀtir. Hükümetin sunduğu ꢀekliyle   olaylar 2. Kısımda verilmiꢀtir.   13. Taraflarca sunulan belgelerin özeti B Bölümündedir. Ankara'da düzenlenen duruꢀmada   Mahkeme delegelerince alınan ifadelerin özeti ise C Bölümünde verilmiꢀtir.   1. Baꢀvuran tarafından sunulduğu ꢀekliyle olaylar   14. 17 Mayıs 1994 tarihinde baꢀvuran ve oğlu Đkram Đpek Türeli köyünün dıꢀında koyunlarını   otlatmakta iken, yanlarına gelen askerler kimliklerini ister. Kimlikleri gören askerler uzaklaꢀır.   Baꢀvuranın diğer oğlu Servet Đpek'in Lice'de görevli askerlerle iliꢀkileri iyidir, öyle ki, bazen   beraber çay içerler.   15. 18 Mayıs 1994 tarihinde sabah 10.00 civarında, baꢀvuran ve oğlu Đkram, koyunları Türeli   köyü yakınındaki mezraya getirirken, 100 kadar üniformalı asker köye operasyon düzenler.   Askerler araçlarından iner ve mezraya yaya olarak girer. Askerlerde G-3 piyade tüfeğinin yanı   sıra baꢀka silahlar da vardır. Askeri bir helikopter mezranın üzerine gelir. Baꢀvuran, askerlerin   Lice'den değil, Bolu'dan geldikleri sonucuna varır. Lice'de görevli askerler, baꢀvuranı,   Bolu'dan gelecek askerlere karꢀı daha önce uyarmıꢀtır.   16. Askerler, baꢀvuran ve Đkram Đpek'e, diğer köylülerle bir araya gelmelerini emreder.   Erkekler, kadınlar ve genç erkekler mezranın dıꢀındaki okula toplanır. Genç kızların mezrada   kalması emredilir. Mezradaki evler okuldan gözükmemektedir. Bir grup asker okulda kalır;   diğer grup mezraya gider.   17. Baꢀvuran, mezradan ve köyden alevler yükseldiğini görür. Kadınlar ve çocuklar ağlamaya   baꢀlar. Askerler köylüleri tehdit eder: “Ağlamaya baꢀlarsanız, sizi de, evlerinizi yaktığımız   gibi yakarız.” Bunun üzerine köylüler susar.   18. Baꢀvuranın ve kardeꢀlerinin evleri tamamen yanar. Evlerin çoğu yıkıldıktan sonra askerler   köylüleri serbest bırakır. Ama baꢀvuranın oğulları Đkram Đpek ve Servet Đpek ile Seyithan,   Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur serbest bırakılmaz. Bu kiꢀiler, askerlerin ekipmanlarını   araçlarına taꢀımak üzere askerlerle gider.   19. Baꢀvuran mezraya döndüğünde evlerin alevler içinde olduğunu görür. Genç kızlar,   baꢀvuran ve diğer köylülere, askerlerin evlere beyaz tozlar attığını ve sonra ateꢀe verdiğini   anlatır. Alevler o kadar yayılmıꢀtır ki baꢀvuran hiçbir ꢀey yapamaz.   20. Baꢀvuran ve diğer köylüler yanmayan evlere sığınabileceklerini düꢀünürler.   21. Saat 15.30 sularında aynı askerler mezraya yeniden operasyon düzenler. Askerler, bazı   evlerin neden yakılmadığını sorarlar. Baꢀvuran ve diğer köylülerden “biz söndürmedik, belki   siz doğru ꢀekilde yakmadınız” yanıtını alan askerler diğer evleri de yakacaklarını söylerler ve   evleri ateꢀe verirler. Baꢀvuran, Türeli ve Makmu Kirami köylerinin de aynı gün yakıldığını   öğrenir.   22. Baꢀvuranın eꢀi Fatma, askerlere, Kürtçe olarak, oğulları Servet Đpek ve Đkram Đpek'e ne   olduğunu sorar. Askerler, Kürtçe anlamadıklarından ne dediğini sorarlar. Baꢀvuran, eꢀinin,   oğullarının nerede olduğunu sorduğunu söyler. Bunun üzerine, askerler, baꢀvuranın   oğullarının Lice'de olduğunu ve yakında serbest bırakılacaklarını söyler.   23. Đkinci yangından sonra, askerler köyde bekler ve akꢀam, Lice'ye doğru köyden ayrılırlar.   24. Evi yanan baꢀvuran, eꢀi Fatma, oğlu Hakim ve Đkram Đpek'in eꢀi Sevgol ile birlikte Türeli   köyüne bağlı olup daha önce boꢀaltılan Kalenderesi mezrasında bulunan bir eve yerleꢀir.   Üzerlerindeki giysilerden baꢀka giysileri olmayan baꢀvuran ve ailesine komꢀuları birkaç   elbise verir. Burada, dört ay boyunca son derece yoksul koꢀullarda yaꢀamak zorunda kalırlar.   Baꢀvuran daha sonra Diyarbakır'a taꢀınır. Hükümet, evi yakıldıktan sonra, baꢀvuran ve   ailesine hiçbir yardımda bulunmamıꢀtır.   25. Ertesi gün, gözaltına alınan Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur serbest bırakılır. Bu ꢀahıslar,   baꢀvurana doğrudan olmasa bile, üçüncü kiꢀiler vasıtasıyla, ilk gece saat 22.00'ye dek gözleri   bağlı ꢀekilde aynı yerde tutulduklarını bildirir. Saat 22.00 civarında, Đkram ve Servet Đpek'le   ayrılırlar ve onları bir daha onları görmezler. Seyithan Yolur Đkram ve Servet Đpek ile kalır.   Bu üç kiꢀi o günden beri kayıptır.   26. Đkram ve Servet Đpek gözaltına alındıktan 15 gün sonra, oğulları hakkında hiçbir malumat   edinemeyen baꢀvuran Diyarbakır'a gider. Bir akrabasının yardımıyla Diyarbakır DGM   Baꢀsavcılığı'na baꢀvurur. Baꢀvuran, ayrıca, Lice Savcılığı'na ve Lice Jandarma   Komutanlığı'na da baꢀvuruda bulunur. Baꢀvuran, adıgeçen devlet kurumlarından oğullarıyla   ilgili bilgi alamaz.   27. 15 Kasım 1994 tarihli bir yazıyla, Ankara'da Genelkurmay Baꢀkanlığı'nda görevli kıdemli   yüzbaꢀı Đbrahim Erge, ꢁakir Yolur'a, 18 Mayıs 1994 günü, Lice Đlçesi Türeli Köyü Çağlarbaꢀı   mezrasında güvenlik güçleri tarafından operasyon düzenlenmediğini ve oğlu Seyithan   Yolur'un tutuklanmadığını bildirir.   28. 27 Ekim 1994 tarihinde, baꢀvuran Diyarbakır DGM Baꢀsavcılığı'na bir dilekçe daha   yazarak oğlunun baꢀına ne geldiğini sorar. Baꢀvuran Savcı ile görüꢀtürülmez ama orada   bulunan bir sivil polis kayıtlara bakar ve baꢀvurana sözkonusu kiꢀilerin isimlerinin kayıtlı   olmadığını sözlü olarak bildirir.   29. Baꢀvuranın diğer oğlu Hakim Đpek, OHAL Bölge Valisi'ne iki veya üç dilekçe gönderir.   Valilikten gelen iki yazıda kardeꢀlerinin hiç gözaltına alınmadığı bildirilir. Bunun üzerine   sinirlenen Hakim Đpek gelen yazıları yırtar ve parçalarını çöpe atar.   30. 23 Aralık 1999 tarihinde baꢀvuran, Kulp Jandarma Komutanlığı'na gidip oğullarının   nerede olduğunu sorar. Baꢀvuran, çocuklarının Devlet tarafından gözaltına alındığını ifade   eder. Jandarmalar, baꢀvuranı yalan söylemekle suçlayarak, oğullarını PKK'nın kaçırdığında   ısrar eder. Baꢀvurana bağıran jandarma, neden Türk Devleti'nden ꢀikayet ettiğini sorar. Baskı   altında kalan baꢀvurana, içeriği baꢀvuran tarafından bilinmeyen belgelere parmak bastırılır.   2. Hükümetin sunduğu ꢀekliyle olaylar   31. 18 Mayıs 1994 tarihinde Türeli Köyü'nde veya Dahlezeri mezrasında askeri bir operasyon   düzenlenmemiꢀtir. Ne baꢀvuranın oğulları, ne de baꢀka bir kimse gözaltına alınmamıꢀtır.   32. Baꢀvuran, DGM Baꢀsavcılığı'na 27 Ekim 1994 tarihinde bir dilekçe vererek Servet ve   Đkram Đpek'in gözaltına alındıktan sonraki akıbetlerini sorar. DGM Baꢀsavcılığı, güvenlik   güçlerine, baꢀvuranın oğullarının, DGM kapsamına giren suçlardan gözaltına alınıp   alınmadığını sorar. Güvenlik güçleri, ilgili kiꢀilerin gözaltına alınmadığını bildirir ve güvenlik   güçlerinin cevabı baꢀvurana iletilir.   33. Baꢀvuran, oğullarının kaybolduğu iddiasıyla ilgili olarak, Lice Savcılığı'na veya Lice Đlçe   Jandarma Komutanlığı'na baꢀvurmamıꢀtır. Bununla birlikte, Hükümete yapılan baꢀvurunun   ardından, Lice Savcılığı tarafından re'sen soruꢀturma açılır. Fakat, baꢀvuranın Komisyona   bildirdiği adreste baꢀvurana ulaꢀılamaz. Baꢀvuran, komꢀuları tarafından da bilinmemektedir.   Muhtarlık kayıtlarında da baꢀvuranın ismine rastlanılmaz.   34. Hükümet, soruꢀturma sonucunda iddiaları destekleyecek herhangi bir bulguya   ulaꢀılamadığını ve buna dayanarak Lice Đlçe Đdare Kurulu'nun, güvenlik güçleri hakkında   men-i muhakeme kararı verdiğini belirtir. Bu karar, baꢀvuranın adresinin bilinmemesinden   dolayı kendisine iletilememiꢀ ve Lice Kaymakamı soruꢀturmanın sonucunun gazetede   yayımlanmasını istemiꢀtir.   35. Son olarak Hükümet, açılan idari soruꢀturmada Kulp Jandarma Komutanı'nın da   görevlendirildiğini ve adı geçen Komutanlığın, baꢀvuranı, ifadesine baꢀvurulmak üzere,   çağırdığını ifade etmiꢀtir.   36. 26 Aralık 1999 tarihinde, Jandarma Komutanı, baꢀvuranı, öne sürdüğü iddialar ve   “Avrupa Đnsan Hakları Diyarbakır ꢁubesi”nin de aralarında olduğu çeꢀitli makamlara yaptığı   baꢀvurular hakkında sorgulamıꢀtır. Baꢀvuran iddialarını yinelemiꢀ ve oğullarının   götürüldüğünü ve mezrasındaki tüm evlerin askerler tarafından yakıldığını ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, “Avrupa Đnsan Hakları Diyarbakır ꢁubesi”ne kesinlikle baꢀvuruda bulunmadığını   iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, Komutanlığa ifade vermemiꢀ ve iddiaları konusunda bir belge   imzalamamıꢀtır.   B. Taraflarca sunulan belgeler   37. Aꢀağıda verilen bilgiler, baꢀvurunun, 7 Mart 1995 tarihinde davalı Devlet'e bildirilmesini   müteakip yürütülen soruꢀturmayla ilgili belgelerden edinilmiꢀtir.   1. Diyarbakır ve Lice Cumhuriyet Savcılıkları'nca açılan soruꢀturmalar   38. 3 Mart 1995 tarihinde, Diyarbakır Vali Yardımcısı Sefa Özmen, 23 Ocak 1995 tarihli   dilekçesine cevaben Hakim Đpek'e, güvenlik güçlerinin dilekçede geçen tarihlerde bir   operasyon düzenlemediğini, kardeꢀlerinin isimlerinin güvenlik güçlerinin arananlar listesinde   yer almadığını ve kardeꢀlerinin yerinin yetkili makamlar tarafından bilinmediğini bildirmiꢀtir.   39. 25 Nisan 1995 tarihinde, Diyarbakır Baꢀsavcılığı, baꢀvuranın Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğü'ne çağrılarak ifadesinin alınmasını istemiꢀtir. Bu yazıda geçen baꢀvuranın adresi,   apartman numarası hariç, baꢀvuru formunda verilen adresle aynıdır. Baꢀvuruya göre,   apartmanın adı ‘Varol'dur, ama savcının yazısında ‘Baro' olarak geçmiꢀtir.   40. 2 Mayıs 1995 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, baꢀvuranın belirttiği caddede   Baro adlı bir apartmanın olmadığını Savcılığa bildirmiꢀtir. Yazıda, baꢀvuranın semtte   tanınmadığı ve isminin muhtarlık kayıtlarında geçmediği belirtilmiꢀtir.   41. 18 Mayıs 1995 tarihinde, yetki alanına Türeli köyü de giren Tepe Jandarma Karakolu   Komutanı, Abdürrezzak Đpek ve ailesinin köyü terk ettiğini ve Hatay Dörtyol kasabasına   çalıꢀmaya gittiğini bildirmiꢀtir.   42. 24 Mayıs 1995 tarihinde Diyarbakır Baꢀsavcılığı, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve   Dıꢀ Đliꢀkiler Genel Müdürlüğü tarafından 20 Nisan 1995 tarihinde kendisine gönderilen   yazının bir suretini Lice Baꢀsavcılığı'na göndererek baꢀvuranın evinin yakılması ve   oğullarının güvenlik güçleri tarafından götürülmesine iliꢀkin iddialarının araꢀtırılmasını   istemiꢀtir.   43. 7 Haziran 1995 tarihinde, Lice Baꢀsavcılığı, Lice Jandarma Komutanlığı'na gönderdiği   yazıyla, 18 Mayıs 1995 tarihinde Turalı Köyü'nde bir operasyon düzenlenip düzenlenmediğini   ve Servet ile Đkram Đpek'in gözaltına alınıp alınmadığını sormuꢀtur. Baꢀsavcı ayrıca,   baꢀvuranın adresinin tespit edilerek baꢀvuranın Savcılığa çağrılmasını istemiꢀtir.   44. 13 Haziran 1995 tarihinde, Lice Savcılığı, Lice Jandarma Karakolu'na gönderdiği baꢀka   bir yazıyla köyün adının yanlıꢀlıkla Hani kasabasına bağlı bir köy olan “Turalı” olarak   geçtiğini bildirmiꢀtir. Savcı, 7 Haziran 1995 tarihli yazısındaki ricasını yineleyerek Jandarma   Komutanı'ndan araꢀtırmasını “Türeli” köyünde yapmasını istemiꢀtir.   45. 20 Haziran 1995 tarihinde Lice Jandarma Komutanlığı, Savcılığın taleplerine verdiği   yanıtta, baꢀvuranın güvenlik güçleri tarafından hiç gözaltına alınmadığını ve sözkonusu   tarihte Türeli köyünde bir operasyon düzenlenmediğini bildirmiꢀtir. Komutanlık ayrıca,   baꢀvuranın köyden ayrıldığını ve çalıꢀmak amacıyla Hatay Dörtyol'a gittiğini belirtmiꢀtir.   46. 21 Haziran 1995 tarihinde, Lice Savcılığı, Memurin Muhakematı Kanunu'na dayanarak   görevsizlik kararı vermiꢀ ve dosyayı Lice Đlçe Kaymakamlığı'na göndermiꢀtir. Adıgeçen   kanuna göre, güvenlik güçlerinin yargılanması için izin gereklidir.   47. 2 ꢁubat 1996 tarihinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığı, Lice Kaymakamlığı'ndan gelen   isteğe uyarak, Jandarma Yarbay Turgut Alpı'yı baꢀvuranın iddialarını araꢀtırması için   görevlendirmiꢀtir.   2. Yarbay Alpı tarafından yürütülen soruꢀturma   48. 28 ꢁubat 1996 tarihinde Yarbay Alpı, Lice Jandarma Komutanlığı'na bir yazı göndererek   olay gününde görevli askeri personelin isimlerini ve adreslerini istemiꢀtir. Alpı, operasyon   tutanaklarını, gözaltı kayıtlarını ve gerekli diğer belgeleri de istemiꢀtir.   49. Yine 28 ꢁubat 1996 tarihinde, Yarbay Alpı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nden,   Abdürrezzak Đpek'in çağrılmasını ve köy yakma ve kaybolma iddiaları açısından, ifadesinin   alınmasını istemiꢀtir. Bu yazıya göre, Abdürrezzak Đpek 1959 doğumlu olup Diyarbakır'da   yaꢀamaktadır.   50. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Abdürrezzak Đpek'ten 8 Mart 1996 tarihinde alınan   ifadenin ve ꢀahsın kimliğinin fotokopisini Yarbay'a göndermiꢀtir.   51. Abdürrezzak Đpek, ifadesinde, Türeli köyünün nerede olduğunu bile bilmediğini ve   çocuklarının askerler tarafından götürülmediğini söylemiꢀtir. Aslında, Abdürrezzak Đpek'in bu   isimlerde çocuğu da yoktur. Kimlik fotokopisine göre, Đpek 1 Ocak 1959 doğumludur.   52. 12 Mart 1996 tarihinde, Lice Jandarma Komutanlığı yarbayın isteğine cevap vererek iki   sayfalık gözaltı tutanaklarının ve Lice Jandarması'nın günlük faaliyet defterinin iki sayfasının   fotokopisini göndermiꢀtir. Lice Jandarma Komutanı, yazısında, askerlerinin, 18 Mayıs 1994   tarihinde Türeli köyüne operasyon düzenlemediğini ve Servet ile Đkram Đpek'in gözaltına   alınmadığını ifade etmiꢀtir. Yazıda ayrıca, 18 Mayıs 1994 tarihinde, Binbaꢀı ꢁaap Yaralı'nın   komutan olduğu ve Yaralı'nın Đç Anadolu'da bir kasabaya tayin olduğu belirtilmiꢀtir. Yetki   alanına Türeli Köyü de giren Tepe Jandarma Karakolu'nun komutanı ise Baꢀçavuꢀ ꢁükrü   Günlükçü'dür. Bu ꢀahıs da ülkenin batısına tayin olmuꢀtur.   53. Yukarıda da bahsedilen yazıya ek olarak gönderilen gözaltı tutanakları Mahkeme'ye   sunulmuꢀtur. Tutanaklarda, Đkram ve Servet Đpek'in isimleri geçmemektedir. Lice Jandarma   Karakolu'nun günlük faaliyet defterinde de sözkonusu dönemde bir operasyon   düzenlenilmediği açıktır.   54. 25 Mart 1996 tarihinde, Yarbay Alpı soruꢀturma raporunu tamamlamıꢀtır. Yarbay, 18   Mayıs 1994 tarihinde Türeli köyünde operasyon düzenlenmediği ve hatta o gün güvenlik   güçlerinin köye hiç gitmediği sonucuna varmıꢀtır. Yarbay Alpı'ya göre, Abdürrezzak Đpek'in,   ifadesinde, Türeli köyünden olmadığını, evinin yakılmadığını ve çocuklarının gözaltına   alınmadığını söylemesi operasyon düzenlenmediğini kanıtlamaktadır. Alpı'ya göre, güvenlik   güçleri mensuplarının yargılanmasına izin verilmemesi gerekir, çünkü yasadıꢀı bir olay   meydana geldiğine iliꢀkin en ufak bir delil yoktur. Bu rapor Lice Kaymakamlığı'na 1 Nisan   tarihinde gönderilmiꢀtir.   3. Lice Đlçe Đdare Kurulu ve Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi önündeki iꢀlemler   55. 16 Mayıs 1996 tarihinde, Lice Kaymakamı baꢀkanlığında toplanan Lice Đlçe Đdare Kurulu,   Yarbay Alpı'nın raporuna dayanarak, güvenlik güçleri mensuplarının yargılanmasına izin   vermemiꢀtir. Bu karara, iç hukuk uyarınca, re'sen itiraz edilmiꢀtir.   56. 18 Ekim 1996 tarihinde Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi itirazı reddetmiꢀ ve Đdare   Kurulu'nun yargılamama kararını onamıꢀtır. Yetkili makamlar tarafından adresi bilinmediği   için karar, Abdürrezzak Đpek'e tebliği edilememiꢀtir. Bundan dolayı, Lice Kaymakamı, kararın   bir gazetede yayımlanmasını istemiꢀtir.   57. Son olarak baꢀvuran, 21 Ocak 2000 tarihinde bir dilekçe sunmuꢀtur. Mektup, baꢀvuranın   oğullarıyla birlikte gözaltına alındığı iddia edilen Seyithan Yolur'un babası ve aynı zamanda   Sait ve Nuri Yolur'un amcası olan ꢁakir Yolur tarafından da imzalanmıꢀtır.   58. Baꢀvuranla aynı köyde yaꢀayan Yolur, baꢀvuranın iddialarını doğrulamıꢀ ve Sait ile   Nuri'nin serbest bırakılmalarına karꢀın oğlu Seyithan'ın serbest bırakılmadığını iddia etmiꢀtir.   Olaydan sonra oğlundan haber alamamıꢀtır.   59. Yolur, çeꢀitli askeri kuruluꢀlarda araꢀtırma yapmıꢀ ve bu konuda Genelkurmay   Baꢀkanlığı'na bir telgraf yollamıꢀtır.   60. Genelkurmay Baꢀkanlığı, cevabi yazısında, operasyon düzenlenmediğini ve anılan   kiꢀilerin gözaltına alınmadığını bildirmiꢀtir.   C. Sözlü Đfade   61. Dava konusu olayların taraflar arasında ihtilaflı olduğunu gözlemleyen Mahkeme,   tarafların da yardımıyla bir araꢀtırma yürütmüꢀtür. Bu açıdan, üç Mahkeme delegesi, 18 – 20   Kasım 2002 tarihleri arasında sekiz tanığın ifadesine baꢀvurmuꢀtur. Üç tanık, çağrılmalarına   rağmen gelmemiꢀtir. Tanıklardan alınan ifadeler ꢀöyle özetlenebilir:   1. Baꢀvuran   62. Tanık, 1969 yılından 1994 yılı mayıs ayına, “Hükümet mezrayı yok edene dek”, Türeli   köyü dıꢀındaki Dahlezeri mezrasında yaꢀadığını belirtmiꢀtir. Mezrada yirmi kadar aile   yaꢀamaktadır. Mezra sakinlerinin hepsi akrabadır. Baꢀvuran, sığırcılıkla ve çiftçilikle   uğraꢀmaktadır.   63. Baꢀvuran, 18 Mayıs 1994 tarihinde mezraya iki saldırının olduğunu, ilk saldırının öğle   namazı vaktinde gerçekleꢀtiğini söyler. Askerler, çocuklar dahil, tüm köylüleri (yüz kiꢀi   civarında) okulun önünde toplar. Baꢀvuranın arasının iyi olduğu muhtar o gün mezrada   değildir. Erkekler, kadınlarla çocuklardan ayrılır. Askerler kimlikleri toplar. Herhangi bir isim   çağrılmaz. Baꢀvuranın oğullarının da aralarında bulunduğu altı kiꢀi askerlerce götürülür.   Rastgele (“Sen, sen ve sen” denerek) seçilen bu kimseler askerlerin sırt çantalarını taꢀır.   Askerler diğer köylülerin kimliklerini dağıtır ve onları serbest bırakır. Bu sırada, baꢀvuran   mezranın alevler içinde olduğunu görür. Baꢀvuran, mezraya döndüğünde, diğer tüm evler gibi   kendi evinin, eꢀyalarının ve sığırlarının da yandığını görür.   64. Köylüler mallarını kurtarmaya çalıꢀır, ama saat 18.00 civarında askerler geri döner ve   köyün boꢀaltılmasını ister. Baꢀvurana göre, evini söndürmeye çalıꢀanların vurulması   emredilmiꢀtir. Uzun bir süre yürütülürler. Bu sırada, baꢀvuran, askerlerin telsizlerini dinler ve   operasyonun durdurulmasının istendiğini duyar. Askerler, yangını söndürmeye çalıꢀanların   öldürüleceğini söyler. Duruꢀmada sorgulanırken, baꢀvuran Türkçe'yi anlayabildiğini ifade   eder. Baꢀvuran, Türeli dahil, diğer köylerin de o gün yakıldığını iddia eder.   65. Baꢀvuran, saldırıların askerler tarafından gerçekleꢀtirildiğini belirtir. Askerlerin G-3 ve G-   silahları taꢀıdığını, saldırı sırasında askeri araç ve helikopterler kullandıklarını anlatır.   Baꢀvuran, mezrada hiç PKK üyesi görmediğini söyler. Bölgeden uzak yerlerde PKK ile   güvenlik güçleri arasında çatıꢀmalar meydana gelse de mezra yakınlarında çatıꢀma olmamıꢀtır.   Tanık, mezrada hiç PKK üyesi olmadığını kaydeder. Sorgulanan baꢀvuran, PKK üyelerinin   mezraya gelmiꢀ olabileceğini, köylülerin de korktuklarından dolayı onlara yiyecek vermiꢀ   olabileceğini anlatır. Baꢀvurana göre, yetkili makamlar köy koruculuğu sistemi kurmalarını   önermelerine karꢀın, mezrada köy korucusu yoktur.   66. Baꢀvuran, saldırıları düzenleyen askerlerin Bolu'dan geldiklerini söyler. Bu askerlerin   yanında, Lice'den gelen askerler de vardır. Lice'den gelen askerler eskiden kontrol amaçlı   gelmektedirler. Baꢀvuran, oğulları Đkram ve Servet'in, 18 Mayıs 1994 tarihi öncesinde, hiç   gözaltına alınmadıklarını ve neden götürüldüklerini bilmediğini ifade eder. Oğlu Đkram, askeri   operasyondan iki gün önce Ankara'dan gelmiꢀtir. Diğer oğlu Servet çobanlık yapmaktadır.   67. Oğullarının nerede olduğunu öğrenmeye yönelik araꢀtırmalarla ilgili olarak baꢀvuran,   Kulp, Lice, Đstanbul, Ankara makamlarına ve Diyarbakır Đnsan Hakları Derneği'ne   baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran, 18 Mayıs 1994 olaylarını müteakip, operasyon sorumlusu komutan   Binbaꢀı Osman Duman'ın ismini bir askerden öğrendiğini beyan etmiꢀtir. Bu bilgiyi daha   önce söylememiꢀtir.   2. Sevgol Đpek   68. Tanık, sözkonusu dönemde, Đkram Đpek ile altı aylık evlidir. Kocasının, Ankara'da üç ay   kaldıktan sonra mezraya yeni döndüğünü söyler. 18 Mayıs 1994 sabahı, kayınbiraderi Servet   Đpek, aileye, mezranın askerle dolu olduğunu haber verir. Herkes mezranın dıꢀındaki okulda   toplanır. Bu arada evler ateꢀe verilir. Tanık, saldırının saat 11.00 sularında meydana geldiğini   ve evlerin öğleyin yakıldığını beyan eder.   69. Köylüler okulun dıꢀındayken askerler kimliklerini toplar. Kocası Đkram ve kayınbiraderi   Servet dahil altı kiꢀi, muhtemelen genç oldukları için, seçilirler ve askerlerin teçhizatları   askeri araçlara taꢀırlar.   70. Diğer köylülerin saat 13.00'te evlerine dönmelerine izin verilir. Ama birkaç ev dıꢀında,   kendi evleri ve eꢀyaları dahil her ꢀey yanmıꢀtır. Askerler, saat 18.00'de, köylüleri öldürme   emri alarak köye geri gelirler. Kısmen yanan veya söndürülen evler tekrar ateꢀe verilir. Tüm   köylüler mezradan çıkarılır. Tanık, telsiz konuꢀmalarından, öldürme emrinin iptal edildiğini   anladığını ifade etmiꢀtir. Saat 19.00'da serbest bırakılan köylülere mezrada kalmamaları   söylenir. Tanık, Diyarbakır'daki ailesinin yanına gider.   71. Tanığın, operasyonun Türk askerleri tarafından yürütüldüğünden ꢀüphesi yoktur. Kaç   askerin katıldığını tahmin edemez. Tanık, mezrada yaꢀayan PKK üyesi olmadığını ve PKK   mensuplarının, yardım almak için, köye geldiklerini hiç hatırlamadığını söyler. Delegeler   tarafından sorgulanırken tanık, ne eꢀinin ne de kayınbiraderinin devlet makamlarıyla bir sorun   yaꢀamadığını ifade eder. Sevgol, yetkili makamlar tarafından, yukarıda bahsettiği olaylara   iliꢀkin hiç çağrılmadığını belirtir.   3. Hakim Đpek   72. Tanık, baꢀvuranın oğlu olup Đkram ve Servet Đpek'in kardeꢀidir. Tanık, soruꢀturma konusu   olayların, 18 Mayıs 1994 günü askerlerin köye gelmesiyle baꢀladığını ifade eder. Tanık,   “genel operasyon” olarak nitelendirdiği operasyona beꢀ bin askerin katıldığını tahmin eder.   Askerler, mezraya, Hac Tepesi'nden yaya olarak gelir. Araçlarını buraya bırakır. Köylüleri   köye toplarlar, kadın ve erkekleri ayırırlar. Herkesin kimliği toplanır. Askerler, aralarında   kardeꢀleri Đkram ve Servet Đpek ile üç Yolur kardeꢀin de olduğu altı kiꢀiyi seçerler. Bu kiꢀiler   askerlerin sırt çantalarını araçlara taꢀır. Tanık, bu kiꢀilerin yaya olarak araçlara götürülüp   bindirildiğini doğrular. Askerler kimlikleri geri dağıtır. Mezraya dönen köylüler evlerinin   yanmakta olduğunu görürler. Tanık, ailesinin hayvanlarının ve eꢀyalarının yandığını söyler.   Tanığa göre, olaylar öğle vaktinde meydana gelmiꢀtir.   73. Bazı köylüler yangını söndürmeye çalıꢀır. Fakat, köylüleri öldürme emri alan askerler saat   veya 17 civarı köye döner. Köylüler toplanır ve götürülür. Bununla birlikte, askeri   telsizden köylülere ateꢀ açılmaması yönünde bir emir gelir. Bunun üzerine köylülerin mezraya   dönmelerine izin verilir, ama kendilerine, evlerindeki yangını söndürmeye çalıꢀırlarsa   öldürülecekleri söylenir.   74. Delegeler tarafından sorgulanırken tanık, mezrada veya komꢀu köylerde yaꢀayan PKK   üyesi olmadığını, gelen PKK'lılara ise yardım edilmediğini, çünkü devlet makamlarının   misillemesinden korktuklarını anlatmıꢀtır. Ayrıca, yetkili makamların bu yöndeki tekliflerine   karꢀın, mezrada hiç korucu yoktur. Tanık, mezranın neden yakıldığını ve kardeꢀlerinin neden   götürüldüklerini bilmediğini söyler. Fakat, mezraya yarım saat uzaklıktaki Türeli köyünde   bazı askerlerin öldürüldüğünü anlatır. Tanık, delegelere, bölgedeki tüm köylerin yakıldığını   kaydeder.   75. Tanık, kendisinin ve babasının (baꢀvuran), kaybolan kardeꢀlerinin akıbetini öğrenmek   amacıyla, makamlara, bir çok yazılı baꢀvuruda bulunduğunu ifade eder. Makamlar, sürekli   olarak, kardeꢀlerinin gözaltında olmadığını bildirir. Tanık, Bölge Valisi'nden gelen yanıtları,   sinirlenerek yırttığını anlatır. Tanık, babasının Kiran'da karꢀılaꢀtığı bir askerin, babasına,   Operasyon Komutanı'nın ismini söylediğini ifade eder. Babası bu ismi yazmıꢀtır.   4. Mehmet Nuri Yolur   76. Tanık, Dahlezeri mezrasında doğduğunu, ama 1994 yılının baꢀlarında, Diyarbakır'da   yaꢀadığını ifade eder. Mezrada, yirmi ev vardır ve tüm aileler birbirleriyle akrabadır. Yolur,   Đkram ve Servet Đpek'i tanımaktadır. Tanık, askeri operasyondan iki gün önce mezraya döner.   Tanık, 17 Mayıs 1994 tarihinde, Bolu'dan ve diğer bölgelerden gelen askerlerin bölgeye   yerleꢀtiğini ve operasyona binlerce askerin katılmıꢀ olabileceğini söyler. Ertesi gün, tüm   köylüler okulun önünde toplanır ve köye yaya gelen askerler evleri yakar. Delegelerce   sorgulanan tanık, okulda toplanan köylülerin baꢀında beꢀ – altı askerin beklediğini ama   mezraya düzenlenen operasyona elli, altmıꢀ belki de yüz kadar askerin katıldığını tahmin eder.   77. Tanığa göre, herkesin toplandığı okul mezradan on metre uzaklıktadır. Buradan,   mezradaki alevleri görür. Köylülerin kimlikleri toplanır ve altı köylüden, (kendisi,   Abdülkerim Yolur, Sait Yolur, Seyithan Yolur, Đkram Đpek ve Servet Đpek) askerlerin sırt   çantalarını, köyün tepelik bölgesindeki araçlara taꢀımaları istenir. Sorgulanan tanık, araçların   okuldan gözükmediğini söyler. Tanık, askerlerin, Seyithan Yolur'un asker kaçağı olduğundan   dolayı Lice'ye götürülmesi gerektiğini söylediklerini anlatır. Tanık, altı kadar kiꢀinin, 9.00   veya 10.00 sularında, askerle gittiğini tahmin eder. Askeri araçlara giderken, köyden   dumanların yükseldiğini görür. Gidecekleri yere ulaꢀtıklarında, akꢀamüstü olmuꢀtur. Fakat   serbest bırakılacakları yerde, üstü açık bir askeri araca bindirilerek elli-altmıꢀ askerle birlikte   Lice'ye götürülürler. Lice'ye giderken yolda köylerden çıkan dumanları görür. Lice'ye   vardıklarında hava kararmıꢀtır. Araçlardan indirilirler ve yüzükoyun yere yatırırlar. Tanık, bu   arada baꢀka bir çok kiꢀinin getirildiğini söyler. Binanın önünde yüz elli kadar insanın yerde   yattığını tahmin eder. Kimlikleri toplanır. Tanık, kendisi ve kardeꢀlerinin (Sait ve Abdülkerim   Yolur) gözaltı odasına götürüldüklerini, burada geceyi geçirdiklerini ifade eder. Bu süre   içerisinde kötü muameleye maruz kalmazlar. Sabah kimlikleri geri verilir ve gidebilecekleri   söylenir. Đkram ve Servet Đpek'i en son yere uzandıklarında görmüꢀtür. Tanık, mezraya   döndüğünde tüm evlerin yakıldığını görür.   78. Tanık, kendisi ve iki kardeꢀinin serbest bırakılmasına karꢀın Đpek kardeꢀler ile Seyithan   Yolur'un neden gözaltında tutulduğunu bilmediğini söyler. Tanık, götürüldükleri yerin   “Lice'de büyük bir askeri yer” olduğunu ifade eder.   79. Tanığın, mezraya saldıranların G-3 taꢀıyan askerler olduğundan ꢀüphesi yoktur. Tanık,   mezrada veya civarında herhangi bir PKK faaliyetinden haberi olmadığını ve mezranın neden   yakıldığını bilmediğini; Binbaꢀı Osman Duman'ın ismini hiç duymadığını belirtmiꢀtir.   5. Abdülkerim Yolur   80. Tanık, Đpek ailesiyle aynı mezradan olduğunu, burada yaꢀayan tüm sakinlerin akraba   olduğunu anlatır. Mezraya, 17 Mayıs 1994 günü Aydın'a yaptığı bir ziyaretten sonra döner.   Askerler, 18 Mayıs 1994 günü sabah 11.00 ve öğle vakti yaya olarak mezraya saldırırlar.   Saldıranlar G-3 taꢀıdıkları için asker olduklarından emindir. Bölgenin üzerinden bir helikopter   uçar. Askerler mezraya yaya olarak gelirler. Köylüler, okulda toplanır, erkekler ve kadınlar   ayrılır. Askerler kimlikleri toplar. Köyün yandığını görür. Altı köylüden, (kendisi, Mehmet   Nuri Yolur, Sait Yolur, Seyithan Yolur, Đkram Đpek ve Servet Đpek) askerlerin sırt çantalarını,   Türeli köyüne taꢀımaları istenir. Askerler, arkada kalanlara kimliklerini geri verir, diğerlerine   vermez. Öğle vakti, yanmakta olan Türeli köyüne doğru yola çıkarlar. Saat 14.00'de, Türeli   köyünün dıꢀına ulaꢀırlar. Daha önce serbest bırakılacakları söylenmelerine karꢀın, Lice'den,   askerleri geri götürmeye gelecek askeri araçlar için bekletilirler. Tanık, Türeli'ye gitmeseler   de köylüleri görmese de köyün yanmakta olduğunu gördüğünü söyler. Gün batarken, altı   köylü bir araca bindirilir ve Lice'ye doğru yola çıkarlar. Tanığa göre, araçta yüz kadar asker   vardır. Lice'de, “Alay”a vardıklarında, köylüler yere yatırılırlar ve üçlü gruba ayrılırlar. Tanık,   yerde yatan altı kiꢀiden baꢀka kiꢀi olup olmadığını bilmemektedir. Grubun birinde Đkram ve   Servet Đpek ile Seyithan Yolur vardır. Tanık, bu kiꢀileri en son burada gördüğünü ifade eder.   Đsimler okunur. Tanığın kendisi ve kardeꢀleri Mehmet Nuri ve Sait “Alay”ın içeri alınır ve   geceyi hücre benzeri bir odada geçirirler. Kendilerine iyi davranılır. Odada tanımadıkları iki   kiꢀi daha vardır. Tanık, geceyi geçirdikleri binaya iliꢀkin ayrıntıları anımsamamaktadır.   Hücrenin kapısı kilitlidir ve korunmaktadır. Ertesi gün kimliklerini geri verilen köylüler   salıverilir. Tanık, mezraya döner ve bir-iki geceyi dıꢀarıda geçirir. Tanık, Đkram ve Servet   Đpek ile Seyithan Yolur'un neden gözaltına alındığını bilmemektedir. Tanık, bölgedeki PKK   faaliyetleri konusunda bilgi sahibi değildir ve Binbaꢀı Durmuꢀ'un ismini duymamıꢀtır.   81. Tanık, on yedi veya on sekiz köyün 18 Mayıs 1994 günü yandığını ifade eder.   6. Turgut Alpı   82. Tanık, 2 ꢁubat 1996 tarihinde, baꢀvuranın ꢀikayetlerini incelemek üzere   görevlendirildiğini ve sözkonusu dönemde, Diyarbakır'da görev yaptığını belirtir. Alpı, 18   Mayıs 1994 günü, Đkram ve Servet Đpek'in Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı'nda gözaltına   alındığına dair ve o tarihte, jandarma veya askeri birimlerce operasyon düzenlendiğini   gösteren bir belgeye ulaꢀılamadığını ifade eder. Görüꢀülen Lice Jandarma Komutanı, bu   kiꢀilerin gözaltına alınmadığını teyit eder. Soruꢀturma, Đpek kardeꢀlerin gözaltına alındığına   iliꢀkin belge yetersizliğinden sona ermiꢀtir. Tanığa göre, ordunun operasyon kayıtlarına gerek   olmadığını, çünkü Lice Đlçe Jandarma Komutanı'nın sözkonusu dönemde tüm bölgeden   sorumlu olduğunu belirtmektedir. Bolu Tugayı'nın sözkonusu tarihte bölgede görevli olma   olasılığı sorulan tanık, Lice Đlçe Jandarma Komutanı'nın bunu bilebileceğini söyler. Tanık,   Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı'ndan edindiği bilgiye dayanarak, 18 Mayıs 1994 tarihinde   veya dolaylarında bir operasyon düzenlenmediği sonucuna varır. Sorgulanan tanık, 1994'te   düzenlenen operasyonla ilgili Bolu Tugayı'ndan bilgi istemeyi gerekli görmediğini ifade eder.   Tanık, bölgeden sorumlu olan Đlçe Jandarma Komutanlığı'nın bu konuda bilgisi olabileceğini   yineler. Komutanlığın bu konuda bilgisi olup olmadığı saptanmamıꢀtır.   83. Tanık, Dahlezeri mezrasına ve Türeli köyüne gitmediğini, çünkü köylülerin buraları terk   ettiğini bildiğini ifade eder. O bölgede görev yaptığı için bölgeyi tanıyan tanık, köylülerin   köyü boꢀalttıklarını bilmektedir. Tanık, Dahlezeri mezrasının veya Türeli köyünün yakılıp   yakılmadığını teyit edememiꢀtir. Bu noktada sorgulanan tanık soruꢀturmanın kapsamının   mezranın yakıldığı iddiasına dek uzandığını gözlemlemiꢀtir. Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı   konuyu araꢀtırır ve mezranın, iddia edildiği gibi, yakılmadığı kanısına varır. Lice Đlçe   Jandarma Komutanlığı'ndan tanığa gelen yazıda, sadece, herhangi bir askeri operasyon   düzenlenmediği bildirilir. Tanık, bölgede hiçbir köyün askeri birimler tarafından   yakılmadığını ifade eder. Aksine, köylerin PKK tarafından yakıldığına bizzat tanık olmuꢀtur.   84. Tanık, soruꢀturma döneminde, Abdürrezzak Đpek'in, adı ve soyadı hariç, kiꢀisel bilgilerine   ulaꢀamadığını ifade eder. Bu isimdeki kiꢀiler Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne getirilerek   sorgulanmıꢀ, ama bu kimselerin sözkonusu kiꢀi olmadığı sonucuna varılmıꢀtır. Ailenin diğer   üyeleri ve köylüler sorgulanamamıꢀtır, çünkü adresleri bilinmemektedir. Ayrıca, sözkonusu   dönemde bölgede yoğun olarak PKK eylemleri vardır. Tanık, Đpek kardeꢀlerin gözaltına   alınmadığının saptanamadığını ve bölge dıꢀına atandığı için Yüzbaꢀı ꢁahap Yaralı'nın   sorgulanmadığını belirtir.   7. ꢁahap Yaralı   85. Tanık, 1994 yılında, Lice Đlçe Jandarma Komutanı olduğunu ve Tepe Jandarma   Karakolu'ndan da sorumlu olduğunu teyit eder. Sorumlulukları arasında Türeli köyü de vardır.   Tanık, yeminli ifadesinde, 18 Mayıs 1994 tarihinde, bölgede askeri operasyon   düzenlenmediğini belirtir. Tanığa göre, o gün, jandarma veya askerler tarafından veya ortak   bir operasyon düzenlenseydi, Đlçe Jandarma Komutanlığı'nın operasyon defterinde kayıtlı   olması gerekirdi. Tanık, Bolu Komando Tugayı dahil, Silahlı Kuvvetler'in, düzenlenecek   operasyon konusunda Komutanlığı bilgilendirdiğini ve planlı askeri operasyonların   bildirilmesinin yerleꢀik bir uygulama olduğunu ifade eder.   86. Tanık, soruꢀturması sırasında, Dahlezeri mezrasına veya Türeli köyünü ziyaret etmesinin   soruꢀturmaya bir katkısı olmayacağını, bölgede yoğun PKK faaliyeti olduğunu ve köylülerin,   PKK tarafından köylerini terk etmeye zorlandığını belirtir. Tanık, bir görevlinin Dahlezeri   mezrası sakinlerini sorguladığına iliꢀkin bir tutanağın olması gerektiğini söyler. Tanık,   güvenlik güçlerinin köy yakma veya köy boꢀaltma olaylarıyla ilgisi olmadığını vurgular.   87. Sorgulanan tanık, gözaltına alınan bütün kiꢀilerin gözaltı tutanağına kayıt edildiğini   yineler. Bu kayıtlara göre, Đpek kardeꢀler gözaltına alınmamıꢀtır. Tanık, jandarma   karakolunda gözlem altında tutulan kimselerin isimlerinin kayıt edilmediğini ifade eder.   88. Tanığa, görevde olduğu dönemde, Binbaꢀı Osman Durmuꢀ'un adını duyup duymadığı   sorulur. Tanık, Binbaꢀı Osman Durmuꢀ'un, yerel seçimleri izlemekle görevli taburlardan   birine danıꢀmanlık sıfatıyla, bölgede olduğunu anımsar.   8. ꢁükrü Günlükçü   89. Tanık, Ekim 1993 ile Temmuz 1994 tarihleri arasında, Tepe Jandarma Karakol   Komutanı'dır. Türeli köyünün ve sakinlerinin güvenliğinden sorumludur. Bununla birlikte,   Tepe Jandarma Karakolu'nda görevli olduğu dönemde, Türeli'ye ve Dahlezeri'ye hiç   gitmemiꢀtir. Tanık, ücra köylere gidemediklerini, çünkü araçlarının olmadığını söyler. Tanık,   komutanlığı altındaki askerlerin, soruꢀturma amacıyla köye gitmiꢀ olabileceğini kabul eder.   Tanık, 18 Mayıs 1994 günü, bölgede, kendi askerleri ve Bolu Komando Birimi tarafından bir   operasyon düzenlenmediğini ifade eder. Operasyon düzenlenmesi halinde kendisine 24 saat   öncesinden haber verildiğini söyler.   90. Tanığa göre, bölgede çok ꢀiddetli terör eylemleri sözkonusu olduğundan, köylüler   köylerini terk ederek Diyarbakır gibi daha güvenli yerlere göç etmiꢀtir. Tanık, köylüleri   gitmemeleri konusunda ikna etmeye çalıꢀmıꢀtır. Köylüler kendisine, köylerine gelen, zorla   yiyecek alan ve oğullarını kaçıran teröristlerden rahatsız olduklarını anlatmıꢀtır. Tanık, yetkili   makamların, köylerin boꢀaltılması emrini verdikleri ve bölgedeki göçten sorumlu olduklarına   iliꢀkin iddiaları reddeder.   91. Tanık, Dahlezeri köyündeki olaylarla ve baꢀvuranın oğullarının askerler tarafından   götürüldüğü iddiasına iliꢀkin olarak, görevli olduğu dönemde, kendisine böyle bir bilgi   ulaꢀmadığını savunmuꢀtur. Böyle bir olayın olması durumunda, kendisinin soruꢀturma açarak   bağlı olduğu Đlçe Jandarma Komutanlığı'na haber vermesi gerektiğini anlatır. Kaybolan   kimseler hakkında, Abdürrezzak Đpek veya bir baꢀka kiꢀi tarafından bir baꢀvuru yapılmamıꢀtır.   Tanık, yetkili makamlar tarafından, baꢀvuranın Mahkeme önündeki iddiaları açısından hiç   sorgulanmadığını beyan eder. Tanık, bölgede görevli Binbaꢀı Osman Durmuꢀ ismini hiç   duymamıꢀtır. Bununla birlikte, sözü edilen Binbaꢀı'nın baꢀka bir kısımda olabileceğini veya   kullanılmayan bir okula yerleꢀmiꢀ bulunan Lice Piyade Taburu'nda görevli olabileceğini ifade   eder.   II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMA   A. Anayasa   92. Türk Anayasası'nın 125. maddesinin ilgili bölümü aꢀağıdaki gibidir:   "Đdarenin her türlü eylem ve iꢀlemlerine karꢀı yargı yolu açıktır…   Đdare, kendi eylem ve iꢀlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."   93. Bu hüküm olağanüstü hal ve savaꢀ hali de dahil olmak üzere hiçbir sınırlamaya tabi   değildir. 125. maddenin son hükmü, "sosyal risk" kuramına dayalı mutlak ve objektif   sorumluluk taꢀıyan idarenin, sorumlu tutulabilmesi için mutlaka hatalı olduğunun   kanıtlanmasını da gerekli kılmamaktadır. Dolayısıyla, idare, kimliği belirsiz kiꢀilerce ya da   teröristlerce iꢀlenen fiillerden zarar gören ꢀahıslara, kamu düzeni ve güvenliğiyle ya da   bireysel yaꢀam ve mülkiyetin korunmasıyla ilgili görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle   tazminat ödeyebilir.   94. Đdari sorumluluk ilkesi OHAL ile ilgili 2935 sayı ve 25 Ekim 1983 tarihli Kanun'a da   yansımıꢀtır:   “... idare mahkemelerinde, idare aleyhine, bu Kanunun öngördüğü yetkilerin kullanılmasına   iliꢀkin olarak, tazminat davası açılabilir.”   B. Cezai Sorumluluk   95. Türk Ceza Kanununa göre aꢀağıdaki fiilleri iꢀlemek suçtur:   (a) bir kimseyi gayri meꢀru bir biçimde kiꢀi özgürlüğünden mahrum bırakmak (m.179,   memurlar bakımından m.181),   (b) bir kimseye iꢀkence ve kötü muamelede bulunmak (m. 243 ve 245),   (c) kazara adam öldürmek (m.452 ve 459), kasten adam öldürmek (448) ya da cinayet (450).   (d) bir ꢀeyi iꢀlemek veya iꢀlemesine müsaade etmek ya da o ꢀeyi iꢀlememeye mecbur etmek   bir kimseyi zorlamak (m.188);   (e) tehdit etmek (m.191);   (f) bir kimsenin evini yasadıꢀı aramak (m.193 ve 194);   (g) kundakçılık yapmak (m.369, 370, 371, 372) veya hayati tehlikeye yolaçan kundakçılık   (m.382),   (h) dikkatsizlik, ihmal ve tecrübesizliğe dayanan kundakçılık fiili (m.383); veya   (i) bir baꢀkasının malına kasıtlı olarak zarar vermek (m.526 vd.).   96. Bu suçların tümünde, ꢀikayetler, CMUK m. 151 ve 153 uyarınca Cumhuriyet Savcılığı'na   ya da mahalli idari makamlara yapılabilir. Savcı ve polis kendisine bildirilen suçları   araꢀtırmakla mükelleftir. Savcı CMUK m.148 uyarınca bir soruꢀturma açılıp açılmayacağına   karar verir. ꢁikayetçi, Savcı'nın soruꢀturmaya gerek olmadığı yönündeki kararını temyiz   edebilir.   97. ꢁikayet konusu fiilleri iꢀlediğinden ꢀüphe edilenler askeri personelse, verilen emirlere   uymadıklarında, Askeri Ceza Kanunu'nun 86 ve 87. maddelerine uyarınca, zarara sebebiyet   vermek, insan yaꢀamını tehlikeye düꢀürmek ve mala zarar vermekten kovuꢀturulabilirler. Bu   durumda, soruꢀturma CMUK'a göre yetkili makam nezdindeki (asker olmayan) ꢀahıslarca ya   da zanlının hiyerarꢀik üstü tarafından baꢀlatılabilir (Askeri Mahkemelerin Kuruluꢀ ve   Đꢀleyiꢀine iliꢀkin 353 Sayılı Kanun'un 93 ve 95. maddeleri)   98. Bir suçun faili olduğu iddia edilen kimse, suçu iꢀlediği sırada Devlet görevlisi ya da   memursa, hakkında soruꢀturma açılabilmesi için yerel idare kurullarından lüzum-u muhakeme   kararı alınmalıdır (Đl Genel Meclisi Đdare Kurulu). Yerel idare kurullarının bu türden kararları   Danıꢀtay'da temyiz olunur; men-i muhakeme kararları re'sen incelenir.   C. Tazminata iliꢀkin hükümler   99. Memurlar tarafından iꢀlenen maddi ve manevi zarara sebebiyet veren herhangi bir yasadıꢀı   fiil, ister cürüm ister iꢀkence, genel hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası konusu   olabilir. Borçlar Kanunu'nun 41. maddesi uyarınca, gerek kasten gerek ihmal ve savsaklama   yahut tedbirsizlik nedeniyle haksız bir surette diğer kimseye zarar veren ꢀahıs, o zararın   tazminine mecburdur. Maddi kayıplar, Borçlar Kanunu'nun 46. maddesi, manevi kayıplar ise   yine aynı Yasa'nın 47. maddesi uyarınca hukuk mahkemeleri tarafından tazmin edilir.   100. Đdare aleyhindeki davalar, duruꢀmaların yazılı usulde görüldüğü idare mahkemelerinde   açılır.   101. Terörist ꢀiddetin sebep olduğu zararlar ise Sosyal Yardımlaꢀma ve Dayanıꢀma Fonu   tarafından karꢀılanabilir.   D. 285 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Etkisi   102. 1985 yılından bu yana, Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde, güvenlik güçleri ile PKK   üyeleri arasında ciddi karmaꢀa ve çatıꢀma yaꢀanmaktadır.   Bu çatıꢀma, Hükümet'e göre, binlerce sivilin ve güvenlik gücü mensubunun yaꢀamına mal   olmuꢀtur.   103. Olağanüstü Hal Kanunu (Kanun no.2935, 25 Ekim 1983) uyarınca iki önemli Kanun   Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılmıꢀtır. Birincisi 10 Temmuz 1987 tarihinde çıkarılan   Sayılı KHK olup, onbir güneydoğu ilinin onunu kapsayan bir Olağanüstü Hal Bölge   Valiliği kurmaktadır. Anılan KHK'nin 4. maddesinin (b) ve (d) fıkraları uyarınca tüm özel ve   genel kolluk kuvvetleriyle Jandarma Asayiꢀ Komutanlığı, Bölge Valisi'nin emrine   verilmektedir.   104. Terör suçlarının sözkonusu olduğu durumlarda, Cumhuriyet Savcıları'nın yetkileri,   Türkiye genelinde kurulmuꢀ bulunan Devlet Güvenlik Mahkemelerine (DGM) ve bunların   Savcıları'na geçer.   105. Olağanüstü hal bölgesinde görev yapan güvenlik gücü mensuplarının iꢀlediği suçlar   bakımından da Cumhuriyet Savcıları'nın yetkileri bulunmamaktadır. 285 sayılı KHK'nin 4§1   hükmü, Bölge Valisi'nin emrindeki tüm güvenlik görevlilerinin, görevleri sırasında iꢀledikleri   suçlar bakımından 1914 Sayılı Memurin Muhakematı Kanunu'na tabi olacaklarını   öngörmektedir. Bu arada bir baꢀka kanun, 1914 Sayılı Kanun'un yerini almıꢀtır. Dolayısıyla,   güvenlik güçleri tarafından suç iꢀlendiği ihbarını alan herhangi bir Savcı görevsizlik kararı   vererek dosyayı Đdare Kurulu'na göndermekle mükelleftir. Memurlardan oluꢀan idare   kurullarına Vali baꢀkanlık eder. Kurul tarafından verilen men-i muhakeme kararları Danıꢀtay   tarafından re'sen incelenir. Lüzum-u muhakeme kararı alındıktan sonra davayı soruꢀturma   görevi savcınındır.   106. Đkincisi 16 Aralık 1990 tarihinde çıkarılan 430 Sayılı KHK'dir. Bu KHK de Bölge   Valisi'nin yetkilerini güçlendirmiꢀtir. Örneğin, Bölge Valisi görev alanı içindeki yargıçlar ve   savcılar da dahil olmak üzere kamu görevlilerinin ve çalıꢀanlarının bölge dıꢀına nakline karar   verebilir. Đlgili KHK'nin 8. maddesi ꢀöyledir:   "Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Đçiꢀleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve   olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yet-kilerin kullanılması ile ilgili her   türlü karar ve tasarruflarından dolayı bunlar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk   iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine baꢀvurulamaz. Kiꢀilerin   sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten tazminat talep etme hakları saklıdır."   HUKUK   I. MAHKEMENĐN KANITLARA VE OLAYLARA ĐLĐꢁKĐN DEĞERLENDĐRMESĐ   A. Tarafların Đddiaları   1. Baꢀvuran   107. Baꢀvuran, Mahkeme önündeki yazılı ve sözlü ifadelerinde Dahlezeri mezrasının   yakıldığını, iki oğlunun güvenlik güçlerince kaçırıldığını, gözaltında öldüklerini ve   yetkililerin bu konulara iliꢀkin yeterli bir soruꢀturma yürütmediklerini iddia ederek   Mahkeme'den Sözleꢀme'nin 2,3,5,13,14 ve18. maddeleri ile 1 No.'lu Protokolün 1.   maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmasını istemiꢀtir.   2. Hükümet   108. Hükümet baꢀvuranın iddialarına karꢀı çıkarak Ankara'da yapılan tanık dinleme   duruꢀmasında verilen ifadelerin, baꢀvuranın iddialarının dayanaksız olduğu ve Sözleꢀme'nin   hiçbir maddesinin ihlal edilmediği sonucunu çıkardığını iddia etmektedir.   B. Genel Đlkeler   109. Mahkeme, kanıtları değerlendirirken kullandığı “makul ꢀüpheye yer vermeyecek” kanıt   standardını teyit eden son zamanlardaki kararlarını hatırlatır ( Orhan v. Türkiye , no. 25656/94,   § 264, ECHR 2002; Tepe v. Turkey , no. 27244/95, § 125, 9 Mayıs 2003; ve Yöyler v.   Türkiye , no. 26973/95, § 52, 24 Temmuz 2003). Bu tür bir kanıt yeterince ciddi, açık,   belirgin ve tutarlı çıkarımlardan ya da çürütülmemiꢀ karinelerden neꢀ'et edebilir. Bu bağlamda,   tarafların kanıtlar toplanırken takındıkları tutum gözönünde bulundurulmalıdır (bkz. 18 Ocak   tarihli Đrlanda-Birleꢀik Krallık kararı, Series A no. 25, s.65, § 161).   110. Mahkeme, üstlendiği rolün ikincil niteliği hususunda duyarlıdır ve ilk derece   mahkemesinin görevini üstlenmekte ihtiyatlı olmak zorundadır, meğer ki böyle bir rolü belli   bir davanın özel koꢀulları kaçınılmaz kılsın. Bununla birlikte, gözaltına alındıktan sonra bir   kimsenin kaybolması ve Devlet görevlilerince malın-mülkün yok edilmesi durumunda, bazı iç   kovuꢀturma ve soruꢀturma süreçleri zaten iꢀletilmiꢀ olsa bile, Mahkeme özellikle kapsamlı bir   inceleme yapmak zorundadır (bkz. mutatis mutandis , Orhan v. Turkey , y.a.g, § 265).   C. Mahkeme'nin Sözleꢀme'nin 38/1 hükmüne iliꢀkin mülahazaları   111. Sözleꢀme'nin 38/1-a hükmü aꢀağıdaki gibidir:   “Mahkeme, kendisine gelen baꢀvuruyu kabul edilebilir bulduğu takdirde,   a) Olayları saptamak amacıyla, tarafların temsilcileriyle birlikte baꢀvuruyu incelemeye   devam eder ve gerekirse, ilgili Devletlerin, etkinliği için gerekli tüm kolaylıkları   sağlayacakları bir soruꢀturma yapacaktır…”   112. Mahkeme, Sözleꢀme'nin eski 25. maddesi (ꢀimdiki 34.madde) uyarınca oluꢀturulan   bireysel baꢀvuru sisteminin etkin bir biçimde iꢀleyebilmesi için, baꢀvuruların uygun ve etkili   bir biçimde incelenebilmesini mümkün kılacak her türlü kolaylığın Devletler tarafından   sağlanmasının çok önemli olduğunu tekrarlar ( Orhan kararı , y.a.g, § 266, ve Tanrıkulu v.   Turkey [GC], no. 23763/94, § 70, ECHR 1999-IV). Bir baꢀvuranın, haklarının Devlet   görevlileri tarafından ihlal edildiği suçlamasında bulunduğu bu nitelikteki davalarda, sadece   davalı Devlet bu iddiaları destekleyici ya da çürütücü bilgilere ulaꢀabilmektedir. Hükümet'in   makul bir açıklama getirmeksizin elindeki bu tür bilgileri vermemesi baꢀvuranın iddialarının   temelsiz olduğu çıkarımına yol açabileceği gibi, davalı Devlet'in Sözleꢀme'nin 38/1-a hükmü   uyarınca yüklendiği yükümlülüklere olumsuz bir yaklaꢀım sergilediğini de gösterir ( Timurtaꢀ   v. Turkey , no. 23531/94, §§ 66 ve 70, ECHR 2000-VI). Aynı durum, bir davadaki olayların   saptanmasını etkileyecek bir tanığın Devlet tarafından duruꢀmaya çıkarılamamasında da   geçerlidir.   113. Yukarıdaki ilkeler ıꢀığında Mahkeme, davanın olay ve olgularını tespit ederken   kendisine yardımcı olma konusundaki tutumunu incelemiꢀtir.   114. Bu bağlamda, baꢀvuranın kayıp oğullarının kaderi ve malının-mülkünün yok edilmesine   iliꢀkin ꢀikayetlerini gözönüne alan Mahkeme, baꢀvuranın davasının temelde 18 Mayıs 1994   tarihinde Dahlezeri mezrasında askeri bir operasyon yürütülüp yürütülmediği çevresinde   döndüğüne dikkat çeker. Hükümet, sözkonusu dönemde anılan mezra çevresinde askerlerin ve   jandarmaların faaliyette bulunduğunu ısrarla reddetmektedir. Bu iddianın makullüğü   baꢀvuranın ve gösterdiği tanıkların Mahkeme Delegelerine verdikleri ifadeler ıꢀığında   incelenmelidir. Sözlü ifadeler, özellikle de yazılı ifadelerin güvenilirliği bundan dolayı çok   titiz bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Bu bağlamda baꢀvuranın mülkünün yok edildiğini   gösteren fotografik ya da diğer adli kanıtların bulunmadığına, olay günü mezradaki askerlerin   mevcudiyetiyle ilgili bağımsız görgü ꢀahitlerinin olmadığına, baꢀvuranın oğullarının   gözaltında görüldüğüne iliꢀkin hiçbir ihbarda bulunulmadığına ve her iki tarafça Mahkeme'ye   sunulan kanıtların kendi iddialarını kanıtlamaya yönelik özellikler taꢀıdığına dikkat   çekilmelidir.   115. Mahkeme, tıpkı Delegeler gibi, sınırlı sayıda tanığın ifade verdiğini yakından gözönünde   bulundurmalıdır. Ayrıca, baꢀvuran lehinde ifade veren tüm tanıklar bir ꢀekilde ya baꢀvuranla   iliꢀkilidir ya da aynı çevreye ya da küçük gruba mensuptur. Baꢀvuranın ve tanıklarının, büyük   kiꢀisel korkulara ve acılara iliꢀkin sorunlarla ilgili ifade veren, olaylara iliꢀkin yorumları   duygusallıktan etkilenme tehlikesi taꢀıyan, basit ve sıradan insanlar olduklarına dikkat   çekilmelidir.   116. Ayrıca, olayların üzerinden belli bir süre geçmesi tanıkların olayları ayrıntılı ve doğru bir   biçimde hatırlamalarını da etkilemiꢀtir. Bu davada, Delegelerin önünde ifade veren   tanıklardan yıllar önceki olayları hatırlamaları istenmiꢀtir.   117. Mahkeme, sözkonusu dönemde baꢀvuran ve tanıklarının yaꢀadıkları bölgenin, PKK ve   güvenlik güçleri arasındaki ꢀiddetli mücadeleye sahne olan daha geniꢀ bir bölgenin parçası   olduğunu da gözardı edemez. Baꢀvuranın yakın çevresi de dahil olmak üzere bu bölgede   yaꢀayan birçok kiꢀinin PKK davasına sempatiyle bakabilecekleri ve hükümet güçlerine karꢀı   dayanaksız iddialarda bulunarak onların güvenilirliklerini zedeleme fırsatı yakalamaya   çalıꢀabilecekleri de ihtimal dahilindedir.   118. Delegelerin önünde verilen ifadelere verilmesi gereken ağırlık değerlendirilirken bu   etkenler gözönünde bulundurulmalıdır. Mahkeme Delegelerinin yalnızca sınırlı sayı da tanığı   dinlediğine de dikkat çekilmelidir. Baꢀvuranın karısı Fatma, Seyithan Yolur'un babası ꢁakir   Yolur baꢀvuranın hem ilgili hem de maddi tanıklarıdır. Fakat Delegelerin önüne çıkamadan   her ikisi de ölmüꢀtür. Duruꢀma yapılmadan önce Delegelere, baꢀvuranın oğluyla birlikte   gözaltına alındığı iddia edilen Sait Yolur'un ruhsal durumu nedeniyle ifade veremeyeceği   bildirilmiꢀtir.   119. Hükümet adına ifade vermek üzere çağrılan iki tanığın duruꢀmaya katılmaması da   Mahkeme için üzüntü vericidir. Olayların vuku bulduğu sırada Türeli köyünün Muhtar'ı olan   Mehmet Sönmez'in ifade vereceği gün (20 Kasım 2002), Delegelere, fikrini değiꢀtirerek ifade   vermekten vazgeçtiği ve Diyarbakır'a geri dönmeye karar verdiği bildirilmiꢀtir. Mahkeme   Hükümet'ten, Mehmet Sönmez'in ifade vermekten son dakikada kendi iradesiyle vazgeçtiğini   teyit eden yeminli bir ifadesini almasını talep etmiꢀtir. Bu talebin sonrasında, Hükümet,   Mahkeme'ye, 6 Ocak 2003 tarihindeki bir duruꢀmada tanığın Yargıç Yaꢀar Turan'a verdiği bir   ifadenin de yer aldığı bir mahkeme tutanağı göndermiꢀtir. Sözkonusu ifade ꢀöyledir (çeviri):   “Tanık Abdullah oğlu, 1952 doğumlu Mehmet Sözen 500 Evler, 23. Cadde No: 24 Diyarbakır   adresinde ikamet etmektedir. Taraflardan Abdürrezzak Đpek'i tanımaktadır. Tanık olarak   gösterilmiꢀtir. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dıꢀ Đliꢀkiler Genel Müdürlüğü'nün   yazısı tanığa okunmuꢀ, olayla ilgili olarak yemin ettirilmiꢀ ve kendisine sorulmuꢀtur:   TANIK ĐFADESĐNDE: “18 ve 20 Kasım 2002 tarihleri arasında Ankara'da gerçekleꢀtirilen   tanık dinleme duruꢀmasında ifade vermeyi reddettiğim doğrudur. Đfade vermekten   kaçınmamın nedeni iddia konusu olayın vuku bulduğu yer ile ikamet ettiğim yer arasındaki   mesafenin yaklaꢀık 8 km olmasıdır. Sözkonusu köyün muhtarı olsam da, olay günü güvenlik   güçleriyle teröristler arasında yoğun çatıꢀmalar yaꢀandığı için dıꢀarıya hiç çıkmadım. Dıꢀarıya   çıkmadığım için de hiçbir ꢀey görmedim. Olay hakkında hiçbir ꢀey bilmediğim için de ifade   vermek istemedim.   120. Mahkeme, tanığın Ankara'da fikrini değiꢀtirmesi için hiçbir neden olmadığını   düꢀünmektedir. Duruꢀmada ifade vermeme nedenlerini doğrudan Delegelere de   açıklayabilirdi. Tanığın ifade vermeyi reddetmek için haklı nedenleri olup olmadığını, eğer   varsa Ankara'daki duruꢀmanın çekiꢀmeli niteliğine uygun düzenlemelerin tanığın kimi özel   isteklerini karꢀılamaya yetecek ölçüde olup olmadığını Delegeler belirlemeliydi. Olayda,   Mahkeme'ye ayrıntıları çapraz incelemeye tabi tutulmamıꢀ bir ifade sunulmuꢀtur. Bu ꢀartlarda   Mahkeme bu ifadenin içeriğini, Delegelere verilen diğer ifadelerle tutarlı olduğu, ya da   çeliꢀtiği ölçüde dikkate alacaktır.   121. Bununla birlikte, Mahkeme, Hükümet'in tanıklarını duruꢀmaya çıkaramamasına iliꢀkin   olarak zıt çıkarımlara varmayı uygun bulmamaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, tanıktan, resmi   bir görev ifa ederken meydana geldiği iddia edilen olaylarla ilgili ifade vermesi beklense de,   duruꢀma sırasında bir Devlet görevlisi olmadığına dikkat çeker.   122. Mahkeme için asıl ilgi çekici olan General Yavuz Ertürk'ün duruꢀmaya katılmamasıdır.   Delegeler Hükümetle yaptıkları yazıꢀmalar sonucunda General Yavuz Ertürk'ün, eğer   meydana gelmiꢀse, olay günü baꢀvuranın mezrasının çevresindeki askeri operasyonun   düzeyinin açıklığa kavuꢀturulmasında kendilerine yardımcı olacak hem ilgili hem de maddi   bir tanık olduğuna karar vermiꢀlerdir. Delegeler, baꢀvuranın mezrası civarındaki bölgede   meydana gelen aynı dönemdeki olaylar nedeniyle yapılan diğer baꢀvurularda da, hem   Mahkeme'nin hem de eski Komisyon'un yürütülen askeri operasyonların niteliğini, emir-   komuta zincirini ve iddia konusu olaylarla ilgili operasyonların merkezlerini tespit etmekte   yaꢀadığı güçlüklerin de farkındadır.   123. Delegeler General Yavuz Ertürk'ün daha önceki bir davada Ekim 1993'de Kulp-Lice-   Muꢀ bölgesinde yürütülen büyük bir askeri operasyon hakkında Komisyon Delegeleri'ne ifade   verdiğinin de farkındadır. (Akdeniz ve Diğerleri-Türkiye, no. 23954/94, 31 Mayıs 2002).   Ayrıca üstte bahsedilen Orhan davasında ifade almak üzere Komisyon Hükümet'ten bölgede   Bolu Tugayı tarafından yürütüldüğü iddia edilen askeri operasyonların komutanının   belirlenmesi ve Delegelerin önüne çıkmasının sağlanmasını talep etmiꢀtir. Komisyon'un   hatırlatmalarına rağmen tanık dinleme duruꢀmasının ancak ikinci gününde Hükümet “bölgede   yürütülen operasyonlarda sorumlu subayın General Yavuz Ertürk” olduğunu belirtmiꢀtir.   Hükümet, Mayıs 2001'deki sözlü duruꢀma sırasında General Yavuz Ertürk'ün Bolu Tugayı'nın   komutanı olduğu, üstte bahsedilen Akdeniz ve Diğerleri davasında Delegeler Komitesi'ne   zaten ifade vermiꢀ olduğu ve baꢀka bir bilgiye de sahip olmadığı için tekrar Komite'nin önüne   çağrılmadığını da ilave etmiꢀtir. Hükümete göre, Orhan davasında, Komite önünde önceki   ifadelerin tekrarlanmasında bir yarar görülmemiꢀtir.   124. Orhan davasında olduğu gibi, Mahkeme General Yavuz Ertürk'ün ifadesinin, bu davanın   olaylarına iliꢀkin olarak Hükümet'in konumunun belirlenmesinde temel olacağını   düꢀünmektedir. Fakat Hükümet, adıgeçenin duruꢀmada hazır bulunmamasına iliꢀkin hiçbir   makul açıklama getirmeksizin sadece 4 Kasım 2002 tarihinde Mahkeme'ye gönderdiği bir   yazı ekinde yer alan bir ifadeyi sunmakla yetinmiꢀtir. Sözkonusu yazıda Hükümet, ꢀu   hususları belirtmiꢀtir: “...Yetkililerimiz General Yavuz Ertürk'ün, iddia konusu yer ve   zamanlarda hiçbir askeri operasyon yürütülmemesinden dolayı iddia konusu olaylarla ilgili   herhangi bir malumatı olmadığı gerekçesiyle duruꢀmaya katılmasının gerekli olmadığını   düꢀünmektedirler. Bu bağlamda, General Ertürk'ün ifadesinin bu baꢀvuruya hiçbir hukuki   yarar sağlamayacağı açıktır. Ayrıca, General Ertürk Akdeniz ve diğerleri davasında da   dinlenmiꢀtir.” 13 Kasım 2002 tarihli cevabi yazıda Sekreterya Hükümet'e, Mahkeme   Baꢀkanı'nın Hükümet'in dikkatini Sözleꢀme'nin 38/1 hükmüne özellikle de sözleꢀmeci   Devletlerin Mahkeme tarafından yürütülen bir incelemenin etkili bir biçimde yapılması için   gerekli her türlü yardımı sağlama yükümlülüklerine çekmek istediğini bildirmiꢀtir. Mahkeme   Baꢀkanı ayrıca, Hükümet'e Orhan davasında bir tanığın olayların değerlendirilmesiyle ilgili   olup olmadığı ya da ne ölçüde ilgili olduğu değerlendirmesinin Mahkeme tarafından   yapılması gereken bir husus olduğunu da hatırlatmıꢀtır.   125. Bu baꢀvurunun arka planını oluꢀturan olayların Mayıs 1994'te Lice bölgesinde meydana   geldiğine dikkat çekilmelidir. Akdeniz ve Diğerleri davasında ifade verirken General   Ertürk'ten bu davadakinden farklı bir dönemde (Ekim 1993) ve yerde (Alaca köyü) meydana   gelen olayları anlatması istenmiꢀtir. Bu arka plan karꢀısında, Mahkeme, o davadaki olaylarla   ilgili değerlendirmesinin bu davayla ilgili olup olmadığına ya da ne ölçüde ilgili olduğuna   karar verme görevinin kendisine ait olduğunu tekrarlar.   126. Dolayısıyla, Mahkeme General Ertürk'ün duruꢀmaya katılmamasıyla ilgili olarak   Hükümet'in tutumuna iliꢀkin sonuçlar çıkarabileceğini düꢀünmektedir.   127. Bu ꢀartlar altında ve davalı Hükümet'in Sözleꢀme yargılaması sırasındaki iꢀbirliğinin   önemine değinerek ve bu nitelikteki kanıt toplama iꢀinin ortaya çıkardığı kaçınılmaz   zorlukları gözönünde bulundurarak Mahkeme, Hükümet'in Sözleꢀme'nin 38/1 hükmü   uyarınca üstlendiği, Mahkeme'ye olayların tespitinde gerekli tüm kolaylıkları sağlama   yükümlülüğünü yerine getirmekte yetersiz kaldığı sonucuna varmıꢀtır.   D. Mahkeme'nin bu davadaki olaylara iliꢀkin değerlendirmesi   1. Dahlezeri mezrasında 18 Mayıs 1994 tarihinde bir operasyon yürütülmesiyle ilgili olarak   128. Üstteki mülahazalar gözönünde bulundurularak, 18 Mayıs 1994 tarihinde Dahlezeri   mezrasında meydana gelen olaylara iliꢀkin olarak baꢀvuran ve tanıklarının verdikleri   ifadelerdeki güçlü tutarlılık düzeyi gözlemlenebilmektedir. Hepsi de, baꢀvuranın iç hukuk   yetkililerine vermiꢀ olduğu ifadelerde (bkz. üstte 26-30. paragraflar) ve baꢀvuru formunda   belirttiği olay anlatımına büyük ölçüde uygun bir biçimde 18 Mayıs günü, biri sabah biri de   öğleden sonra olmak üzere iki askeri operasyon yapıldığını doğrulamıꢀlardır.   129. Baꢀvuranın, Delegelere, yetkililere verdiği ifadelerden daha ayrıntılı bir olay anlatımı   sunduğu doğrudur (bkz. üstte 62-67). Fakat, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin olgusal temelde ilk kez   Delegeler Komitesi'nin yaptığı tanık dinleme duruꢀması vesilesiyle incelendiğine dikkat   çekilmelidir. Baꢀvuran, Delegeler Komitesi'ne verdiği, mezraya PKK militanlarının hiç   gelmedikleri yolundaki ilk ifadesiyle çeliꢀse de, Mahkeme bunun, bir tanık olarak baꢀvuranın   genel güvenilirliğini zedelemediğini düꢀünmektedir. Baꢀvuran, Delegelerin gerçekleri tespit   edebilmesi için olayları hatırlamak zorunda bırakılmıꢀtır. Fakat, baꢀvuranın duygularının   sözkonusu günde meydana gelen önemli olayların hatırlanmasını engellediğine iliꢀkin hiçbir   belirti yoktur.   130. Baꢀvuranın operasyonun komutanının ismini bildiğine aꢀırı vurgu yaptığına dikkat   çekilmelidir. Fakat, Mahkeme bilgi kaynağı belirtilmediği ve Delegeler tarafından   sorgulanmadığı, ayrıca baꢀvuran tarafından oğullarının nerede olduğuna iliꢀkin dilekçe   verilirken bu yönde bir bilgi yetkililerin dikkatine sunulmadığı için bu iddiaya hiçbir ağırlık   vermeyecektir.   131. Mehmet Nuri Yolur, verdiği ifadede 17 Mayıs günü mezrada askerlerin mevcudiyetine,   mezrada yaꢀayanların meydanda toplandıklarına, evlerinin yakıldığına ve 18 Mayıs günü   mezra sakinlerinden altısının götürüldüklerine değinmiꢀtir. Delegelere verdikleri ifadelerde,   Hakim Đpek ve Abdülkerim Yolur, olayları ikna edici ve etkileyici bir biçimde anlatmıꢀlardır.   Adıgeçenler 18 Mayıs günü mezrada bir operasyon yapıldığını kesin bir biçimde   hatırladıklarını söylemiꢀlerdir. 18 Mayıs günü köye askerlerin geldiği Sevgol Đpek'in   ifadesinde de doğrulanmıꢀtır. Đpek'in ifadesi, baꢀvuranın ifadesinde belirtilen mezra   meydanında toplanma ve ana gruptan altı köylünün seçilerek götürülmeleri iddialarını teyit   etmiꢀtir.   132. Mahkeme, sakin bir kiꢀiliğe sahip ve meydana gelen olaylara iliꢀkin görece kayba   uğramamıꢀ bir hafızayla ifade veren Sevgol Đpek'i güvenilir bir tanık olarak bulmuꢀtur.   Baꢀvuran gibi Sevgol Đpek de büyük kiꢀisel kayıplara uğramıꢀtır. Fakat, Mahkeme bu   durumun, Đpek'in verdiği ifadenin güvenilirliğini zedelemediğini ve bu ifadenin sadece siyasi   güdülerle güvenlik güçlerinin güvenilirliğini zedeleme arzusuyla verildiğini varsaymak için   hiçbir neden olmadığını düꢀünmektedir.   133. Baꢀvurana ve tanıklara sorgulamaları sırasında mezraya yapılan baskınların ve evlerin   yakılmasının PKK'nın iꢀi olabileceği hatırlatılsa da Mahkeme, iꢀin içinde askerlerin olduğuna   iliꢀkin tanık ifadelerinden ꢀüphe duymak için hiçbir neden olmadığını düꢀünmektedir.   Baꢀvuran, ifadesinde mezraya gelenlerin askeri kıyafetler ve teçhizatlar içinde olduğunu   belirterek mezradaki her iki operasyonun da askerler tarafından yapıldığını düꢀünmektedir.   Đfadesinde sürekli olarak mezradaki Türk askerlerinden bahseden Sevgol Đpek'in ifadeleri ve   baꢀvuranın diğer tanıklarının ifadeleri operasyonun resmi bir operasyon olduğundan ꢀüphe   duyulması için çok az neden bırakmaktadır.   134. Hükümet gibi Delegeler de baꢀvuranın ve diğer mezra sakinlerinin mülklerinin yok   edilmesinde ve altı mezra sakininin kaçırılmasında olası bir PKK sorumluluğuna iliꢀkin olarak   tanıkları sınamaya çalıꢀmıꢀtır. Fakat, geçmiꢀte PKK üyelerinin mezrada yatacak yer ve   yiyecek aramıꢀ olabilecekleri ihtimali dıꢀlanamamasına –ve baꢀvuranın duruꢀma sırasında   Hükümet temsilcileri tarafından gerçekleꢀtirilen çapraz sorgusunda bunu teyit etmiꢀ   gözükmesine- rağmen 18 Mayıs 1994 tarihinde mezrada meydana gelen olayların arkasında   PKK'nın bulunduğu sonucuna varmak için hiçbir dayanak bulunmamaktadır. Mahkeme   açısından, evlerin yok edilmesi ve baꢀvuranın iki oğlunun kaybolmasının, mezranın PKK'ya   yardım etmeyi reddetmesinden dolayı PKK tarafından gerçekleꢀtirilen bir misilleme eylemi   olduğu iddiası makul gözükmemektedir.   135. Baꢀvuranın kimi tanıklarının operasyona katılan askerlerin sayısına iliꢀkin farklı   tahminlerde bulundukları da gözardı edilemez. Hakim Đpek beꢀ bin asker olduğu tahmininde   bulunmuꢀtur. Mehmet Nuri Yolur Delegelere binlerce askerin katılmıꢀ olabileceğin söylemiꢀ   fakat daha sonra, mezradaki operasyona yüz kadar askerin katılmıꢀ olabileceğini belirtmiꢀtir.   Sevgol Đpek, operasyona katılan askerlerin sayısına iliꢀkin herhangi bir tahminde   bulunamamıꢀtır. Mahkeme bu bağlamda tanıkların basit ve sıradan bir tabakadan geldiklerini   ve sayısal değerlendirmelerde ve mesafe tahminlerinde bulunurken zorluk çekebileceklerini   gözönünde bulunduracaktır (bkz. Selçuk ve Asker-Türkiye kararı, 24 Nisan 1998, Reports of   Judgments and Decisions 1998-II, s.899, § 26).   136. Fakat, Mahkeme bu abartılı gözüken rakamların, mezradaki operasyona katılan   askerlerin sayısına iliꢀkin bir tahminden çok, bölgenin genelinde yürütülen geniꢀ kapsamlı bir   askeri operasyonla ilgili olabileceği olasılığını da dıꢀta bırakamaz. Bu bağlamda, Mehmet   Nuri Yolur verdiği ifadede, üstü açık bir askeri araçla Lice'ye götürülürken köylerden   dumanlar yükselirken gördüğünü söylemiꢀtir. Hakim Đpek ve baꢀvuran da Delegelere komꢀu   köyün yakıldığını anlatmıꢀlardır. Mahkeme, baꢀvuran ve Abdülkerim Yolur'un bölgenin   üstünde uçan helikopterlerden bahsetmesini önemli bulmuꢀtur.   137. Mahkeme açısından bu anlatımlar küçük kapsamlı da olsa bölgede yürütülen daha geniꢀ   bir operasyonun parçası olarak mezrada yoğunlaꢀan bir askeri operasyonla tutarlıdır.   138. Mahkeme Hükümet tanıklarının mezrada ya da mezra çevresinde askeri bir operasyon   yürütüldüğü iddiasını sürekli olarak inkar ettiklerine dikkat çeker. Mahkeme ꢁahap Yaralı ve   ꢁükrü Günlükçü'nün ifadelerini inandırıcı ve hiçbir ꢀekilde baꢀvuran ve tanıklarının, olaya   bizzat tanık olan kiꢀiler olarak verdikleri ifadeleri çürütücü nitelikte bulmamıꢀtır. ꢁahap   Yaralı ve ꢁükrü Günlükçü Delegeler tarafından kendilerine yöneltilen sorulara güvenlik   güçlerinin köy yakma fiilinde bulunabilecekleri iddiasını sürekli reddederek savunmacı bir   tutum sergilemiꢀlerdir. Türkiye'ye karꢀı köy yakma iddialarıyla yapılan diğer baꢀvurularda   ortaya çıkan gerçeklerin ıꢀığında (bkz Bilgin-Türkiye, no.23819/94, § 64, 16 Kasım 2000;   Dulaꢀ-Türkiye, 25801/94, § 13, 30 Ocak 2001; Yöyler, üstte, § 61), Mahkeme bu tanıkların   beyanlarına ihtiyatla yaklaꢀmalıdır.   139. Turgut Alpı iddia konusu operasyonun yürütüldüğü sırada bölgede değildir. Adıgeçen,   baꢀvuranın oğullarının kaybolması ve evinin yakılmasıyla ilgili ꢀikayetlerini geriye dönük (ex   post facto) olarak soruꢀturmak üzere atanmıꢀtır. Mahkeme, adıgeçenin, askeri bir operasyona   iliꢀkin soruꢀturmada kullanılacak bir kayıt bulunmadığını ve Lice Đlçe Jandarma Komutanı'nın   da bir askeri operasyon yürütülmediğini teyit ettiğini söylediğine dikkat çeker. Mahkeme   Turgut Alpı'nın sözkonusu günde bir askeri operasyon yürütülmüꢀ olsaydı Lice Đlçe Jandarma   Komutanı tarafından bilgilendirileceği varsayımıyla hareket ederek askeriye tarafından   tutulan kayıtları sağlamayı gerekli görmemesini tatmin edici bulmamıꢀtır.   140. Mahkeme'nin, belli bir dönemde yürütülen bir operasyonun kayıtlarda ya da defterlerde   yer almamasının fiili değer taꢀımaması gerektiği sonucuna baꢀka davalarda varmıꢀ olduğuna   dikkat çekilmelidir (Bkz. Çiçek-Türkiye, no.25704/94, 27 ꢁubat 2001, § 128, yukarıda   bahsedilen Orhan kararı, § 269).   141. Mahkeme, Türeli köyü muhtarı Mehmet Sönmez'in yeminli ifadesinde 18 Mayıs 1994   günü güvenlik güçleriyle PKK arasında bir çatıꢀma meydana geldiğinden söz etmesini önemli   bulmaktadır. Hükümet tanıklarının askeri operasyon olmadığı yönündeki beyanları Mehmet   Sönmez'in ifadesiyle uyuꢀmamaktadır.   142. Mahkeme, General Ertürk'ün, ifade vermeye gelmemesinin büyük bir üzüntü verici bir   durum olduğunu tekrarlar. Gerek baꢀvuran gerekse Mehmet Nuri Yolur, ifadesinde,   mezradaki Bolu Tugayı'na bağlı askerlerin varlığına değinmiꢀtir. Çeꢀitli vesilelerle Bolu   Tugayı'na bağlı askerlerin operasyona katılıp katılmadıklarıyla ilgili soru Delegeler tarafından   Hükümet tanıklarına sorulmuꢀtur. Sorun davayla ilgili ve maddi olduğu için General Ertürk   Bolu Tugayı'nın operasyondaki rolünü açıklığa kavuꢀturmak için Tanık Dinleme   Duruꢀması'nda bulunmalıydı. Mahkeme bu bağlamda, Orhan davasındaki Tanık Dinleme   Duruꢀması sırasında General Ertürk'ün, olayların vuku bulduğu sırada Bolu Tugay Komutanı   olduğunun Hükümet tarafından kabul edildiğini hatırlamaktadır.   2. Baꢀvuranın mülkünün yok edilmesi konusunda   143. Mahkeme, baꢀvuranın 18 Mayıs 1994 tarihinde mezrada bir askeri operasyon   yürütüldüğü yönündeki iddiasına güçlü bir temel olarak değerlendirdiği ifadeleri tatmin edici   bulmaktadır. Baꢀvuran ve tanıkları tutarlı bir biçimde mezranın, mezrada yaꢀayanlar okulda   toplanırken ateꢀe verildiğini ve askerlerin bir sonraki gün tekrar gelerek köylülerin yangını   söndürmelerini engellediklerini ifade etmiꢀlerdir. Đkinci baskının zamanıyla ilgili olarak   çarpıcı bir tutarlılık bulunmaktadır. Hakim Đpek askerlerin saat 16 ya da 17 civarında   döndüklerini söylemiꢀtir. Baꢀvuran ve Sevgol Đpek askerlerin saat 18 civarında geri   döndüklerini hatırlamıꢀtır. Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, sabahki operasyondan   sonra götürüldükleri için ikinci baskının zamanı hakkında ifade vermemiꢀtir. Diğer taraftan,   Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, verdikleri ifadede mezraya geri döndüklerinde   mezradaki evleri yanarken bulduklarını söylemiꢀlerdir.   144. Mahkeme, baꢀvuran, Sevgol Đpek ve Hakim Đpek, mezrada yaꢀayanların, ilk önce   kendilerini öldürme emri alan askerler tarafından götürüldüklerini, daha sonra bu emrin geri   alındığını teyit ettiklerine dikkat çeker. Mahkeme, tanıkların mülklerinin yok edilmesi   hakkında yalan söylemek isteselerdi bu sonucu uydurmalarına gerek olmadığını   düꢀünmektedir. Bu bağlamdaki ifadelerin baꢀvuranın dürüstlüğünü teyit ettiği sonucuna   varılabilir. Ayrıca mahkeme, askerlere telsizden verilen ifadelerin baꢀvuran tarafından   duyulduğu iddiasının çapraz inceleme sırasında sınandığını gözlemlemektedir. Delegeler   baꢀvuranın Türkçe konuꢀmaları anlayabildiği ve ikinci baskından sonra diğer mezra   sakinleriyle birlikte mezradan götürülürken telsiz muhaberesini duyabildikleri iddiasını   inandırıcı bulmuꢀtur.   145. Mahkeme, baꢀvuranın mülkünün askerler tarafından yok edildiği iddiasının Hükümet   tanıkları tarafından çürütülemediği sonucuna varmıꢀtır. Bu bağlamda öncelikle, 18 Mayıs   tarihinde mezrada askeri bir operasyon yapıldığının Mahkeme tarafından tespit   edildiğine dikkat çekilmelidir. Đkincisi, iç hukuk yetkilileri baꢀvuranın ꢀikayetlerini iliꢀkin   olarak anlamlı bir soruꢀturma hiç yapmamıꢀlardır. Turgut Alpı'nın da kabul ettiği gibi,   bölgedeki mezra ve köylerde yaꢀayan olmadığı ve baꢀvuranın mezrasına gitmenin yarar   sağlamayacağı inancıyla, kendisi mezraya hiç gitmemiꢀtir. Delegeler tarafından dinlenen üç   tanığın da, mezrada meydana gelen zararların muhtemelen PKK'nın iꢀi olduğuna kendilerini   inandırdıkları gözlemlenmiꢀtir. Bölgede terörist faaliyetler olmakla birlikte, Hükümet, 18   Mayıs 1994 tarihinde PKK'nın mezraya gelerek evleri yaktığına iliꢀkin bir kanıt sunamamıꢀtır.   3. Baꢀvuranın oğullarının gözaltına alınması ve sonra da kaybolmalarına iliꢀkin olarak   146. Mahkeme, baꢀvuranın oğullarının okuldan çıkarken askerler tarafından götürüldüklerine   iliꢀkin olay anlatımının Sevgol Đpek ve Hakim Đpek tarafından desteklendiği sonucuna   varmıꢀtır. Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, baꢀvuranın, mezra sakinlerinin, kadınlar   ve erkekler olarak iki gruba ayrılarak askerler tarafından dıꢀarıda toplandıkları, kimliklerinin   toplandığı ve aralarından altı kiꢀinin götürüldüklerine iliꢀkin iddiasını da teyit etmiꢀtir.   Mahkeme, Mehmet Nuri Yolur'un Delegelere verdiği ifadede, sabah saat 9 veya 10 civarında   askerlerle birlikte yola çıktığına iliꢀkin ifadeye hiçbir önem vermemektedir. Bu ifade açık   ꢀekilde yanlıꢀtır. Baꢀvuran ve tanıklarının, baꢀvuranın iki oğluyla birlikte dört mezra sakinini   götürmek için güvenlik güçlerinin ꢀiddet kullandıklarından hiç söz etmemeleri Mahkeme   açısından çok önemlidir. Tanıkların hepsi, altı kiꢀinin rastgele seçildiklerini ve kendilerinden   kamyonları itmek için askerlere yardım etmeleri istendiğini söylemiꢀlerdir.   147. Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, götürülen kiꢀilerden ikisidir ve götürüldükten   sonraki olayların sırasına iliꢀkin doğrudan ifade vermiꢀlerdir. Mahkeme, tanıkların bu   iddialarını tutarlı bulmuꢀtur. Her iki tanık da, Sait ve Seyithan Yolur ve baꢀvuranın iki oğluyla   birlikte askeri bir araçla Lice'ye götürüldüklerini söylemiꢀlerdir. Mehmet Nuri Yolur ve   Abdülkerim Yolur, tutarlı cümlelerle, Lice'ye geldiklerinde baꢀvuranın iki oğlu ve Seyithan   Yolur'dan ayrıldıklarını söylemiꢀlerdir. Her iki tanığın da askeri araçtan indikten sonra yere   yatırıldıklarını ve baꢀvuranın iki oğluyla Seyithan Yolur'u burada son kez gördüklerini   hatırlamaları ilgi çekicidir. Mahkeme, bu iki tanığın iddialarının güvenilirliğinin, Lice'de   gözaltında tutulurken verdikleri ifadelerle de desteklendiğini düꢀünmektedir. Tanıklar   güvenlik güçleri aleyhinde iddialarda bulunmaya çalıꢀmamıꢀlardır.   148. Mahkeme, Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur'un Delegelere verdikleri ifadelerin   doğru olduğunu düꢀünmektedir. Tanıkların okuldan alınmaları, Lice'ye götürülmeleri ve oraya   ulaꢀtıklarında neler olup bittiğiyle ilgili hatırladıkları çapraz incelemeye tabi tutularak   sınanmıꢀtır. Beyanlarında tutarlılık bulunmaktadır. Her iki tanık da, serbest bırakılmadan   önceki geceyi geçirdikleri yer hakkında ayrıntılı bilgiler verememiꢀtir. Fakat, ifadelerinden   anlaꢀıldığı kadarıyla askerlerin denetimi ve gözetiminde tutulmuꢀlardır. Abdülkerim Yolur,   askerlerin “misafiri” olarak tutulduklarından bahsetse de, Mahkeme, Delegeler tarafından   kendisine, bulunduğu binadan ayrılma özgürlüğü olup olmadığı sorulduğunda, kendisi,   kardeꢀi Mehmet Nuri ve Sait'le birlikte askerler tarafından korunan bir hücrede tutuldukları   yanıtını vermiꢀlerdir. Mahkeme, Mehmet Nuri Yolur'un Delegeler tarafından gerçekleꢀtirilen   sorgulaması sırasında, adı geçenlerin götürüldükleri binanın Lice'de askeri bir karakol   olduğunu da gözlemlemektedir. Abdülkerim Yolur “Alay” ın içinde tutulduklarından   bahsetmiꢀtir.   149. Mahkeme, bir kez daha Hükümet tanıklarının, baꢀvuran ile onun tanıkları tarafından   verilen ifadeleri çürütmek üzere verdikleri ifadelere gönderme yapmaktadır. Buna göre,   hükümet tanıklarının ifadeleri baꢀvuranın oğullarının gözaltına alındığına dair hiçbir kayıt   olmadığı iddiasına dayanmaktadır. Fakat, gözaltı kayıtlarında baꢀvuranın iki oğlunun adına   rastlanmamasının, onların gerçekten gözaltına alınmadıkları sonucunu doğuran bir kanıt   olarak görülemeyeceğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, daha önceki davalarda   jandarmalar tarafından, gözaltı kaydı tutulan gözaltı durumlarıyla gözlem altına alma ya da   sorgulama gibi nedenlerle meydana gelen, gözaltı kaydı tutulmayan gözaltılar arasında “keyfi   ve tatmin edici olmayan” bir ayrım yapmalarıyla ilgili kayıt eksiklikleri tespit etmiꢀti (Çakıcı-   Türkiye [GC], no.23657/94, § 105, ECHR 1999-IV, üstte bahsedilen Çiçek kararı, §§ 137-138,   ve üstte bahsedilen Orhan davası, § 313). Bu uygulama, bu davada da ꢁahap Yaralı'nın   verdiği ifadeyle teyit edilmiꢀtir.   E. Mahkeme'nin bulguları ve Sonuç   150. Kendisine, tarafların sunduğu belgesel kanıtları (bkz. üstte 37-60. paragraflar) ve   Mahkeme Delegelerine verilen tanık ifadelerini (bkz.61-91. paragraflar) gözönünde   bulunduran Mahkeme'nin olgulara iliꢀkin sonuçları aꢀağıdaki gibi özetlenebilir.   151. 18 Mayıs 1994 sabahında, askeri bir konvoy Dahlezeri mezrası engebeli bölgeye   gelmiꢀtir. Muhtemelen Bolu Tugayı'na mensup silahlı askerler, araçlarından inerek yaya   olarak mezraya girmiꢀlerdir. Baꢀvuran ve diğer mezra sakinlerine evlerinden çıkarak   mezranın dıꢀındaki okulun bahçesinde toplanmaları emri verilmiꢀtir. Erkekler, kadınlardan ve   çocuklardan ayrılmıꢀlardır. Askerler, yetiꢀkin erkeklerin hüviyetlerini toplamıꢀlardır.   Kimlikleri toplananların arasında baꢀvuran oğulları Đkram ve Servet Đpek de bulunuyordu.   152. Bu zaman zarfında, mezrada kalan askerler mezradaki evleri ateꢀe vermiꢀlerdir. Evlerden   çoğu yanmıꢀ ya da ciddi hasar görmüꢀtür. Okulda toplanan mezra sakinleri, mezra üzerinde   yükselen dumanları ve alevleri görebildikleri için mezrada neler olup bittiğini anlamıꢀlardır.   Bu aꢀamada evlerine geri dönmeleri engellenmiꢀtir.   153. Öğleden önce, askerler okulda toplanan mezra sakinlerinden altısını seçmiꢀlerdir.   Bunların hepsi de genç erkeklerdir: Đkram ve Servet Đpek; Seyithan, Mehmet Nuri, Sait ve   Abdülkerim Yolur. Görünüꢀe bakılırsa, adıgeçenler, askerlerin sırt çantalarının taꢀınmasında   ve mezra dıꢀındaki engebeli arazideki buluꢀma noktasına araçları itmekte yardımcı olmak   üzere rastgele seçilmiꢀlerdir. Bu altı kiꢀinin, iꢀ bitince geri dönecekleri hususunda güvence   verilmiꢀtir. Askerler mezra sakinlerinin kimliklerini geri vermiꢀler, fakat seçilen altı kiꢀinin   kimliklerini vermemiꢀlerdir. Seçilen altı kiꢀi askerlerle birlikte gözden kaybolmuꢀlardır.   154. Mezra sakinleri, mezraya geri döndüklerinde evlerini harap olmuꢀ vaziyette bulmuꢀlardır.   Baꢀvuranın evi, eꢀyaları ve sığırları yok olmuꢀtur. Mezra sakinlerinden bazıları eꢀyalarını   kurtarmaya ve çıkan yangınları söndürmeye çalıꢀmıꢀlardır. 18 Mayıs 1994 tarihinde öğleden   sonra askerler mezraya dönerek yangınları söndürdükleri takdirde ꢀiddet kullanma tehdidinde   bulunmuꢀlardır. Askerler ayakta kalan evleri de ateꢀe vermiꢀlerdir. Askerler mezra sakinlerini   mezra dıꢀına çıkarmıꢀlardır. Bir süre sonra da serbest bırakılmaları emri verilmiꢀtir.   155. Bu operasyon tek değildir. Bu süre zarfında diğer mezralar ve köyler de bölgeyi tarayan   askeri helikopterlerin ve araçların desteğinde Bolu Tugay'ına bağlı askerlerin düzenledikleri   operasyonlarla karꢀılaꢀmıꢀlardır.   156. Köye yapılan ikinci baskın, baꢀvuranın iki oğlu Đkram ve Servet, Türeli köyüne doğru   ilerlerken meydana gelmiꢀtir. Köye, muhtemelen akꢀam üzeri ulaꢀtıklarında üstü açık bir   askeri araç gelene kadar köyün dıꢀında beklemiꢀlerdir. Sonra da Lice'deki bir askeri tesise   götürülmüꢀlerdir. Tesislere ulaꢀtıklarında hava kararmıꢀtır. Götürülen altı kiꢀi de yere   yatırılmıꢀtır. Mahkeme Mehmet Nuri Yolur'un, o sırada askeri tesisin önüne askeri araçlarla   baꢀka sivillerin de getirildiği ve kendilerine yere yatmalarının söylendiği yönündeki ifadesinin   yalan olduğunu düꢀünmek için hiçbir neden görmemektedir.   157. Mehmet Nuri Yolur, Sait Yolur ve Abdülkerim Yolur askeri tesiste bir gece gözaltında   tutulmuꢀlardır. Kendilerine hiçbir zarar verilmeden erkesi sabah serbest bırakılmıꢀlar ve   kimlikleri de kendilerine geri verilmiꢀtir.   158. Baꢀvuranın iki oğlu ve Seyithan Yolur'a, askeri tesise ulaꢀtıklarında Mehmet Nuri Yolur,   Sait Yolur ve Abdülkerim Yolur'dan ayrıldıktan sonra ne olduğu spekülasyon konusudur. Bu   üçünün niçin serbest bırakılmadıklarını tahmin etmek zordur.   159. Üstteki bulgulara dayalı olarak, Mahkeme baꢀvuranın ꢀikayetlerini Sözleꢀme'nin çeꢀitli   maddeleri uyarınca incelemeye devam edecektir.   II. SÖZLEꢁMENĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI   160. Baꢀvuran, iki oğlunun güvenlik güçlerince götürüldüğünü ve yetkililerin sorumlu olduğu   koꢀullarda ölmüꢀ olduklarının kabul edilmesi gerektiğini iddia etmiꢀtir. Bu kayıp ve   sonrasında da iki oğlunun ölüm olayıyla ilgili olarak yetkililer tarafından anlamlı bir   soruꢀturma yürütülmediği ꢀikayetiyle Sözleꢀme'nin 2. maddesini öne sürmüꢀtür.   “1. Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı   bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢀında hiç   kimse kasten öldürülemez.   2. Öldürme, aꢀağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢀvurmanın kesin zorunluluk haline   gelmesi sonucunda meydana gelmiꢀse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmıꢀ sayılmaz:   a) Bir kimsenin yasadıꢀı ꢀiddete karꢀı korunması için;   b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir   kiꢀinin kaçmasını önlemek için;   c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”   A. Tarafların görüꢀleri   1. Baꢀvuran   161. Baꢀvuran, tanıklar, özellikle de Yolur kardeꢀler tarafından verilen ifadelerin, aralarında   baꢀvuranın iki oğlunun da bulunduğu altı genç erkeğin askerlere yardımcı olmak üzere   götürüldükleri ve güvenlik güçlerince herhangi bir bilgi verilmeden gözaltına alındıkları   iddiasını teyit ettiğini öne sürmüꢀtür. Mahkeme ve eski Komisyon'un Çakıcı-Türkiye (üstte, §   105) ve Aydın-Türkiye (25 Eylül 1997 tarihli karar, Reports 1997-VI, s.1897, § 106;   Komisyon'un görüꢀü 7 Mart 1996)) kararlarındaki daha önceki bulgulara atıfta bulunan   baꢀvuran Hükümet tarafından sunulan gözaltı kayıtlarının yetersiz olduğunu ve güvenilir   olmadığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, dokuz yıldan fazla bir süredir iki oğlunun nerede   olabileceğini açığa çıkaracak bir bilgiye ulaꢀılamaması karꢀısında, iki oğlunun ölmüꢀ kabul   edilerek, ölümlerinden Hükümetin sorumlu tutulması gerektiğini de öne sürmüꢀtür. Baꢀvuran   bu bağlamda Mahkeme'nin Çiçek-Türkiye kararındaki (üstte, §147) mülahazalarına atıfta   bulunmuꢀtur. Baꢀvuran son olarak Mahkeme'yi, iki oğlunun öldürülmesini çevreleyen esrar   perdesini kaldırmaya yönelik olarak Hükümet tarafından etkili bir soruꢀturma   yürütülmediğine karar vermeye çağırmıꢀtır.   2. Hükümet   162. Hükümet baꢀvuranın iddialarının olgusal temelini reddetmiꢀtir. Hükümet'e göre, bölgede   güvenlik güçlerince icra edilen tüm faaliyetlerin Lice Jandarma Komutanlığı tarafından   tutulan görev defterine kaydedildiğini iddia etmiꢀtir. Mahkeme'ye de sunulan, görev defterinin   ilgili sayfalarının bir nüshası, güvenlik güçlerinin baꢀvuranın mezrasında 18 Mayıs 1994   tarihinde bir operasyon gerçekleꢀtirmediklerini ve ne baꢀvuranın iki oğlu ne de baꢀka   köylülerin göz altına alınmadıklarını net bir biçimde kanıtlamıꢀtır. Hükümet, yetkililer   tarafından re'sen yürütülen soruꢀturmanın yeterli ve etkili olduğunu belirtmiꢀtir.   B. Mahkeme'nin Değerlendirmesi   1. Genel mülahazalar   163. Yaꢀam hakkını koruyan ve yaꢀam hakkından mahrum bırakılmanın mazur görülebileceği   halleri düzenleyen 2. madde Sözleꢀme'nin en temel hükümlerinden biridir ve hiçbir   sınırlamaya (derogation) tabi tutulamaz. 3. maddeyle birlikte anılan madde, Avrupa   Konseyi'ni oluꢀturan demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içermektedir.   Dolayısıyla yaꢀam hakkında mahrum bırakılmanın mazur görüleceği haller katı bir biçimde   yorumlanmalıdır. Bireysel insan haklarını koruma aracı olarak Sözleꢀme'nin kapsam ve amacı   2. maddenin, güvencelerin pratik ve etkili olmasını sağlayacak ꢀekilde yorumlanmasını ve   uygulanmasını gerekli kılmaktadır (bkz 27 Eylül 1995 tarihli McCann vd-Birleꢀik Krallık,   Series A. No.324, ss.45-46, §§ 146-147).   164. 2. maddede öngörülen korumanın önemi ıꢀığında Mahkeme, yaꢀam hakkından mahrum   bırakma olaylarını, sadece Devlet görevlilerinin fiillerini değil, olayı çevreleyen tüm koꢀulları   da gözönünde bulundurarak en titiz incelemeye tabi tutmalıdır. Gözaltındaki kiꢀiler zayıf bir   konumdadır ve yetkililer onları korumak yükümlülüğü altındadır. Sonuç olarak, sağlık   durumu iyi olarak gözaltına alınan bir birey serbest bırakıldığında zarar görmüꢀ bir   durumdaysa, bunun nasıl meydana geldiğine iliꢀkin makul bir açıklama getirmek Devlet'in   üzerine düꢀen bir görevdir (bkz. Avꢀar, bkz. üstte, § 391). Gözaltına alınmıꢀ bireylere yönelik   davranıꢀlardan ötürü yetkililerin hesap verme sorumluluğu, gözaltındaki bireylerin daha sonra   ölmesi ya da kaybolması durumlarında özellikle önemlidir (Orhan, üstte, § 326).   165. Dava konusu olaylar, gözaltındaki kiꢀilerin durumunda olduğu gibi, tamamen ya da   çoğunlukla yetkililerin münhasır bilgisi dahilindeyse, bu gözaltı sırasında meydana gelen   ölüm ve yaralanmalar açısından güçlü karineler ortaya çıkacaktır. Nitekim makul ve ikna   edici bir açıklama getirme yükümü yetkililere aittir (Salman-Türkiye [GC], no.21986/93, §   100, ECHR 2000-VII; Çakıcı, üstte, § 85; Ertak-Türkiye, no.20764/92, § 32, ECHR 2000-V,   ve Timurtaꢀ-Türkiye, no.23531/94, § 82, ECHR 2000-VI, ve Orhan, üstte, § 327).   2. Đkram ve Servet Đpek'in ölmüꢀ sayılıp sayılamayacağı   166. Mahkeme, üstte anılan Timurtaꢀ kararındaki düꢀüncelerini tekrarlar (§§ 82-83)   (...) 5. madde, Devlet'e gözaltına alınan kiꢀinin nerede olabileceği ve yetkililerin denetimi   altına kimin konulduğuna iliꢀkin hesap verme sorumluluğu yükler (...). Gözaltına alınan   kiꢀinin cesedinin bulunamaması durumunda, ilgilinin kaderine iliꢀkin olarak yetkililerin   makul bir açıklama getirememesinin, Sözleꢀme'nin 2. maddesi uyarınca kimi sorunlar ortaya   çıkarıp çıkarmayacağı davanın tüm koꢀullarına özellikle de gözaltına alınan ꢀahsın gözaltında   ölmüꢀ olduğunun varsayılması için gerekli kanıt standardına ulaꢀılabilecek somut unsurlara   dayalı yeterli olgusal kanıtların varlığına bağlı olacaktır.   Bu bağlamda, kiꢀinin gözaltına alınmasından itibaren geçen süre, tek baꢀına belirleyici olmasa   da, dikkate alınması gereken ilgili bir faktördür. Gözaltına alınan ꢀahıstan haber alınmaksızın   geçen süre ne kadar fazla olursa, o kiꢀinin ölme olasılığının da o kadar yüksek olacağı kabul   edilmelidir. Geçen süre, ilgili kiꢀinin ölmüꢀ varsayılması gerektiği sonucuna varılmadan önce   olgusal kanıtların diğer unsurlarına verilmesi gereken ağırlığı bir ölçüde etkiler. Bu bağlamda   Mahkeme, bu durumun Sözleꢀme'nin bu durumun, sadece Sözleꢀme'nin 5. maddesine aykırı   usulsüz gözaltının ötesine varan sonuçlar yaratacağını düꢀünmektedir. Bu tür bir yorum,   Sözleꢀme'nin en temel hükümlerinden biri olan 2. maddeyle öngörülen yaꢀam hakkının etkili   korunması bağlamında değerlendirilmelidir (...).   167. Mahkeme, bu davayı, baꢀvuranın oğlunun gözaltındayken ölmesiyle ilgili yetersiz   inandırıcı emarelerin olduğu sonucuna vardığı Kurt-Türkiye davası gibi davalardan ayıran çok   sayıda unsurun mevcut olduğunu düꢀünmektedir. Mahkeme, üstte bahsedilen Kurt davasında,   baꢀvuranın oğlu Üzeyir Kurt'un, en son, kendi köyünde askerler ve köy korucuları tarafından   çevrelenmiꢀ bir vaziyette görüldüğüne dikkat çeker. Fakat bu davada baꢀvuranın iki oğlu ve   diğer dört köylü ise askerler tarafından götürülmüꢀtür (bkz. üstte 153). Ayrıca Đpek kardeꢀler   en son, bilinmeyen bir askeri tesiste güvenlik güçlerinin elinde görülmüꢀlerdir. Mahkeme   baꢀvuranın iki oğlunun kaderini belirleyemese de, 1994 yılında Türkiye'nin   güneydoğusundaki durum gözönünde bulundurulduğunda, habersiz gözaltıların, yaꢀamı tehdit   edici olduğuna inanmak için güçlü nedenler bulunmaktadır (Orhan, üstte bahsedilen, § 330;   Timurtaꢀ, üstte bahsedilen, § 85 ve Çiçek, üstte bahsedilen, § 146). Bu bağlamda Mahkeme,   sözkonusu dönemde güneydoğu Türkiye'deki ceza hukuku korumasının etkinliğini zedeleyen   eksikliklerin, güvenlik güçlerinin eylemlerinden dolayı sorumlu tutulamamalarını sağladığı ya   da güçlendirdiği yönünde daha önce verdiği kararları hatırlatır (Cemil Kılıç-Türkiye,   no.22492/93, § 75, ECHR 2000, ve Mahmut Kaya-Türkiye, No.22535/93, § 98, ECHR 2000).   168. Üstteki nedenlerle ve baꢀvuranın oğullarının nerede olabileceğine iliꢀkin olarak   neredeyse dokuz buçuk yıldır bir bilgiye ulaꢀılamamasını gözönünde bulunduran Mahkeme   Servet ve Đkram Đpek'in güvenlik güçlerince habersiz gözaltına alınmalarının sonrasında   ölmüꢀ kabul edilmeleri gerektiğini düꢀünmektedir. Sonuç olarak, adıgeçenlerin ölümünden   dolayı davalı Devlet sorumludur. Yetkililerin, Đpek kardeꢀlerin gözaltına alınmalarının   sonrasında baꢀlarına ne geldiği hususunda hiçbir açıklama getirmemesine ve Devlet   görevlileri tarafından ölümcül güç kullanımı hususunda haklı bir gerekçeye dayanmamasına   dikkat çeken Mahkeme, adıgeçenlerin ölümlerinden dolayı Devlet'in sorumluğu olduğu   sonucuna varmıꢀtır (Timurtaꢀ, § 86, ve Çiçek, § 147, Orhan, § 331). Dolayısıyla Sözleꢀme'nin   2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiꢀtir.   3. Yetersiz soruꢀturma iddiası   169. Mahkeme, 1. maddedeki Devlet'in ‘yetki alanı içindeki herkese Sözleꢀme'de tanımlanan   hak ve özgürlükleri tanıma' genel yükümlülüğü ile birlikte 2. maddedeki yaꢀam hakkını   koruma yükümlülüğünün güç kullanımı sonucunda öldürülen bir kimse olduğunda etkili bir   resmi soruꢀturmanın yürütülmesini zımnen gerekli kıldığını tekrarlar (bkz, aꢀağı yukarı,   McCann vd., y.a.g.k., s.49, § 161; Kaya-Türkiye kararı 19 ꢁubat 1998, Reports 1998-I, § 105).   Bu tür bir soruꢀturmanın temel amacı yaꢀam hakkını koruma altına alan iç hukuk kurallarının   etkin bir biçimde uygulanmasını, Devlet görevlilerinin ya da organlarının iꢀe karıꢀtığı   davalarda, sorumlulukları altında meydana gelen ölümlerden dolayı hesap vermelerini   sağlamaktır. Bu amaçlara ulaꢀmak için ne tür bir soruꢀturma yürütüleceği farklı koꢀullara göre   farklılık gösterebilir. Fakat, bir sorun dikkatlerine sunulduğunda yetkililer kendi baꢀlarına   harekete geçmelidirler. Soruꢀturmaya baꢀlamak için en yakın akrabanın resmi bir ꢀikayette   bulunması ya da sorumluluk alması beklenemez (bkz. örn., Đlhan-Türkiye [GC], no.22277/93,   § 63, ECHR 2000-VII).   170. Devlet görevlilerinin sebebiyet verdiği hukuk dıꢀı öldürme iddialarıyla ilgili bir   soruꢀturmanın etkili olabilmesi için, bu soruꢀturma sorumlu ꢀahıslar için gerekli olarak   görülmeli ve olaylara karıꢀanlardan bağımsız olarak yürütülmelidir (Güleç-Türkiye kararı, 27   Temmuz 1998, Raporlar 1998-IV, §§ 81-82, ve Oğur-Türkiye [GC], no.21954/93, §§ 91-92,   ECHR 1999-III). Soruꢀturma ayrıca kuvvet kullanımının o koꢀullarda gerekli olup   olmadığının belirlenmesini (örneğin, Kaya, yukarıda bahsedilen, § 87) ve sorumluların   belirlenerek cezalandırılmasını (Oğur, yukarıda bahsedilen § 88) sağlaması bakımından da   etkili olmalıdır. Yetkililer, görgü tanıklarının ifadeleri de dahil olmak üzere, olayla ilgili   kanıtlara ulaꢀmak için gerekli adımları atmalıdır (tanıklarla ilgili olarak bkz. Tanrıkulu,   yukarıda bahsedilen, § 109). Soruꢀturmanın ölüm nedenini ve sorumlu kiꢀiyi belirleme   yeteneğini zedeleyen herhangi bir eksiklik bu standarda uyulmaması riskini ortaya   çıkaracaktır.   171. Bu soruꢀturmanın derhal baꢀlatılması ve hızla bitirilmesi de bu bağlamdaki   gerekliliklerdir (Yaꢀa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, Reports 1998-IV, § 102-104; Çakıcı,   yukarıda bahsedilen, §§ 80, 87, 106; Tanrıkulu, yukarıda bahsedilen, § 109, Mahmut Kaya,   yukarıda bahsedilen, §§ 106-107).   Bazı özel durumlarda soruꢀturmada ilerlemeyi önleyen zorluklarla ve engellerle   karꢀılaꢀılabileceği kabul edilmelidir. Ancak kaybolma veya silahlı kuvvet kullanımı gibi   olaylar hakkında açılan soruꢀturmalarda atılacak hızlı adımlar hukukun üstünlüğünün   korunması ve yasadıꢀı eylemlere göz yumulmasının engellenmesi gibi konularda kamuoyunun   devlet otoritelerine olan güveninin sağlanması açısından büyük öneme sahiptir. (bkz.   McKerr/Đngiltere Kararı, no 28883/95, prg. 108-115, ECHR 2001-III ve Avꢀar, prg. 390-395).   Gözaltında bir kaybolma sözkonusu ise soruꢀturmadaki aciliyet, daha da önem kazanmaktadır.   (Orhan, prg. 336).   172. Mahkeme, davanın özel ꢀartlarına dönerek, Đkram ve Servet'in güvenlik güçlerince   yakalandıktan sonra kaybolmalarının ardından baꢀvuran iki oğlunun yerinin tespit edilmesi   için adli ve idari makamlara dilekçe vermiꢀtir. (bkz. prg. 26-30). Ancak baꢀvuranın detaylı ve   ve ciddi iddialarına rağmen, makamlar o bölgede operasyon yapılmadığını ve sözkonusu   kiꢀilerin gözaltına alınmadığını ileri sürmüꢀlerdir. (bkz. prg. 27 ve 31). Diyarbakır ve Lice   Savcıları ve daha sonra da Yarbay Turgut Alpı tarafından yürütülen soruꢀturmalar sonucunda   yine bahsekonu kiꢀilerin isimlerinin gözaltı kayıtlarında yeralmadığı ꢀeklindeki bilginin   ötesine gidilememiꢀ, Diyarbakır DGM, Diyarbakır Asayiꢀ Komutanlığı, Lice Đlçe Jandarma   Komutanlığı ve bölgedeki diğer güvenlik güçlerinden liste istenmemiꢀtir. (bkz. prg. 32 ve 52).   173. Mahkeme baꢀvuru hakkında 27 ꢁubat 1995 tarihinde sorumlu Devlete bilgi verilmesinin   ardından makamların baꢀvuranın iddiaları hakkında soruꢀturma baꢀlattığını belirtmiꢀtir.   Ancak soruꢀturmada büyük noksanlar ve hatalar mevcuttur. Bu bağlamda Mahkeme   baꢀvuranın ꢀikayetlerle ilgili olarak sorgulanması için yargı makamlarının ciddi bir giriꢀimde   bulunmadığını gözlemlemiꢀtir. (bkz. prg. 36). Đlk giriꢀim Diyarbakır Baꢀsavcısı'nın baꢀvuru   formu üzerindeki adresi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polis memurlarına   vermesi ve Savcılığa çağrılmasını istemesiyle olmuꢀtur. Ancak Savcı baꢀvuranın yaꢀadığı   bloğun ismini yanlıꢀ gönderdiği için baꢀvuran ilgili adreste bulunamamıꢀtır. (bkz. prg. 39 ve   40). 8 Mart 1996 tarihli baꢀka bir giriꢀimle ismi baꢀvuranla benzer bir kiꢀi Yarbay Alpı   tarafından sorgulanmıꢀtır. Ancak bu ꢀahıs baꢀvurandan 17 yıl daha gençti ve çocukları yoktu.   Mahkeme, Yarbay Alpı'nın soruꢀturmanın durdurulması kararını alırken kısmen bu kimsenin   ifadelerine dayanmasını tatmin edici bulmamıꢀtır. (bkz. prg. 54). Lice Kaymakamı'nın   makamların baꢀvuranı yerinde bulamaması nedeniyle soruꢀturmanın sona erdirilmesi   ꢀeklindeki 16 Aralık 1996 tarihli kararının gazetede yayınlanmasını emretmesi dikkate   alınmalıdır. (bkz. prg. 34). Ancak bu Hükümet'in 8 Mart 1996 tarihinde, iki ay önce   baꢀvuranın ifadesini aldığı iddiası ile çeliꢀmektedir. Mahkeme'nin görüꢀüne göre, bu olaylar   soruꢀturmada titiz ve hassas davranılmadığını, gayret gösterilmediğini ortaya koymaktadır.   Son olarak 26 Aralık 1999 tarihinde baꢀvuran Kulp Jandarma Karakolu'na çağırılmıꢀ ve   iddiaları ile ilgili olarak ifadesi alınmıꢀtır. ( bkz. prg. 36). Ancak bu sorgunun devamında   herhangi bir giriꢀimde bulunulmamıꢀtır.   174. Mahkeme, Lice Savcısının görevsizlik kararını takiben, güvenlik güçlerinin olaydaki   rolünün tespit edilmesi için Lice Đlçe Đdare Kurulu tarafından bir soruꢀturma baꢀlatıldığına   dikkat çekmektedir. Ancak Mahkeme Türkiye aleyhine açılan daha önceki davalarda kurulun   hiyerarꢀik olarak Vali'ye bağlı devlet memurlarından ve soruꢀturmaya konu olan güvenlik   güçlerine bağlı bir memurdan oluꢀtuğunu tespit etmiꢀti. (bkz. Orhan Kararı, prg. 342, , Güleç   Kararı, prg. 77-82 ve Oğur Kararı, prg. 855-93). Mahkeme sözkonusu dava ꢀartlarında   Kurul'un soruꢀturmayla ilgili olarak Yarbay Turgut Alpı'yı atamasının, kendisi de   soruꢀturmanın konusu olan güvenlik güçlerinin bir üyesi olduğu için uygun olmadığını   düꢀünmektedir. Bu hususta Yarbay Alpı'nın güvenlik güçlerinin sunmuꢀ olduğu bilgilere   itimat etmekte istekli ve hazır olması Mahkeme'nin yukarıdaki saptamalarının doğru olduğunu   göstermektedir. (bkz. prg. 139).   175. Mahkeme ayrıca, yetkililerinin baꢀvuranın vermiꢀ olduğu ipuçlarından faydalanmak   suretiyle soruꢀturmayı geniꢀletmediğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, oğullarının askerlerce   götürüldüğünü söylemesine rağmen, soruꢀturma devam ederken güvenlik güçleri üyelerinin   ifadelerini almak için giriꢀimde bulunulmamıꢀtır.   176. Baꢀvuran Abdülkerim, Sait ve Nuri Yolur isimli köylülerin oğulları ile birlikte   gözaltında tutulduklarını belirttiği halde, görgü tanıklarının; aile bireyleri ve Yolur ailesinden   üç kardeꢀin ifadelerinin alınması için hiçbir giriꢀimde bulunulmamasını anlamak mümkün   değildir. (bkz. prg. 36). Daha da önemlisi yetkililer baꢀvuranın iddialarını teyit etmek veya   delil toplamak için mezraya gitmeyi gerekli görmemiꢀlerdir. (bkz. prg. 83). Mahkeme   soruꢀturmadaki bu eksikliğin tek baꢀına soruꢀturmanın ciddi bir ꢀekilde noksan olduğu   sonucuna varmak için yeterli olduğu kanısındadır.   177. Yukarıda sunulan bilgilerin ıꢀığında Mahkeme, baꢀvuranın iki oğlunun kaybolmasına   iliꢀkin yürütülen soruꢀturmanın yetersiz ve eksik olduğu kanısındadır. Bu nedenle   Sözleꢀme'nin prosedürle ilgili kısmı bağlamında da 2. maddenin ihlali sözkonusudur.   III. BAꢁVURAN HUSUSUNDA SÖZLEꢁME'NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   178. Baꢀvuran, iki oğlunun kaybolmasının kendisini insanlık dıꢀı muamele ile karꢀı karꢀıya   bıraktığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, aꢀağıda verilen 3. maddenin ihlal edildiğini iddia   etmiꢀtir:   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz”.   179. Baꢀvuran oğullarının akıbetini öğrenemediği için ve yetkililerinin soruları karꢀısındaki   tavır ve davranıꢀlarından dolayı sıkıntı ve üzüntü yaꢀadığını ileri sürmüꢀtür.   180. Hükümet, Sözleꢀme'nin 3. maddesi bağlamındaki ꢀikayetlere itiraz etmiꢀtir.   181. Mahkeme, aile bireylerinden birinin “kaybolmasının” Sözleꢀme'nin 3. maddesine aykırı   olması konusunun, aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı mağdur olduğunda   çekilen üzüntüden farklı olarak baꢀka bir boyut ve nitelik kazandıracak özel unsurların   varlığına dayandığını tekrarlamıꢀtır. Sözkonusu unsurlar aile bağlarının yakınlığı –bu   bağlamda ebeveyn-çocuk bağına ağırlık verilecek– bu bağın kendine özel ꢀartları, aile   bireyinin sözkonusu olaylara ꢀahit olması, kayıp kiꢀi hakkında bilgi toplama çabalarına   katılım ve bu çabalar karꢀısında yetkililerin tavır ve davranıꢀlarıdır. (Orhan Kararı, prg. 358,   Çakıcı prg. 98, Timurtaꢀ prg. 95). Mahkeme, ayrıca sözkonusu ihlal bulgusunun kayıp   olayından değil, daha çok yetkililerin olay karꢀısında takındıkları tavır ve davranıꢀlardan   kaynaklandığını vurgulamıꢀtır. Bu nedenle bir akraba, yetkililerin fiilleri sonucunda mağdur   olduğunu ileri sürebilir. (bkz. Çakıcı Kararı, prg. 98).   182. Bu davada Mahkeme, baꢀvuranın kayıp Đpek kardeꢀlerin babası olduğuna dikkat   çekmiꢀtir. Baꢀvuran, sözkonusu olaylara ve oğullarının dokuz yıl önce askerlerce   götürülmesine tanık olmuꢀ ve o tarihten sonra oğullarını bir daha görmemiꢀtir. (bkz. prg. 153).   Baꢀvuran tarafından sunulan belgelerden de bellidir ki çocuklarının akibetini öğrenmek için   sonuçsuz da olsa birçok giriꢀimde bulunmuꢀtur. (bkz. prg. 26-29). Çocuklarının askerlerce   götürülmesinden sonra akibetleri hakkında bilgi almak için çok çaba göstermesine karꢀılık,   yetkililerden hiçbir açıklama veya bilgi alamamıꢀtır. Aksine, yetkililer baꢀvuranın ciddi   endiꢀeleri karꢀısında, Đpek kardeꢀlerin güvenlik güçlerince gözaltına alındığını reddetmiꢀtir.   (bkz. prg. 38 ve 45). Üstelik baꢀvurana soruꢀturma sonucu hakkında bilgi verilmemiꢀtir.   Ayrıca, Mahkeme, baꢀvuranın çocuklarının akıbeti hakkında duyduğu endiꢀenin aile hayatının   bozulmasıyla daha da arttığını düꢀünmektedir.   183. Yukarıdaki bilgilerin ıꢀığında Mahkeme, baꢀvuranın çocuklarının kaybolması ve bilgi   edinememesi sonucunda endiꢀe ve üzüntü duyduğunu tespit etmiꢀtir. Baꢀvuranın ꢀikayetleri   karꢀısında yetkililerin tutumu 3. maddeye aykırı insanlık dıꢀı bir muamele ortaya koꢀmuꢀtur.   Mahkeme bu nedenle baꢀvuranla ilgili olarak 3. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   IV. SÖZLEꢁME'NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   184. Baꢀvuran çocuklarının kaybolmasının aꢀağıda verilen 5. maddenin birden fazla sebepten   dolayı ihlal edildiğini ileri sürmüꢀtür.   “ Madde 5   Özgürlük ve güvenlik hakkı   1. Herkesin kiꢀi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢀağıda belirtilen haller ve yasada   belirlenen yollar dıꢀında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.   a) Kiꢀinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak   hapsedilmesi;   b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı   veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun   olarak yakalanması veya tutulması;   c) Bir suç iꢀlediği hakkında geçerli ꢀüphe bulunan veya suç iꢀlemesine ya da suçu iꢀledikten   sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması   dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;   d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiꢀ bir karar gereği   tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne   uygun olarak tutulması;   e) Bulaꢀıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuꢀturucu   madde bağımlısı bir kiꢀinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulması;   f) Bir kiꢀinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında   sınır dıꢀı etme ya da geriverme iꢀleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun   olarak yakalanması veya tutulması;   2. Yakalanan her kiꢀiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa   zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.   3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda   bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ diğer bir   görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma   sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır bulunmasını   sağlayacak bir teminata bağlanabilir.   4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes,   özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve   yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye baꢀvurma   hakkına sahiptir.   5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmıꢀ bir yakalama veya tutulu kalma iꢀleminin   mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır”.   185. Baꢀvuran çocuklarının yasadıꢀı olarak gözaltına alınması, gözaltı nedenleri hakkında   bilgi verilmemesi, makul süre içinde hakim önüne çıkarılmamaları ve gözaltının yasallığını   sorgulamak üzere dava açamaması gibi nedenlerle bu maddenin ihlal edildiğini öne sürmüꢀtür.   186. Hükümet, baꢀvuranın çocuklarının gözaltına alındığının ispatlanmadığını, dolayısıyla 5.   maddenin ihlal edildiği sonucuna varmanın imkansız olduğunu ileri sürmüꢀtür.   187. Mahkeme, demokratik toplumlarda bireylerin otoritelerce keyfi olarak gözaltına   alınmasını engellemek için 5. madde ile sağlanan güvencelerin önemini vurgulamıꢀtır. Bu   bağlamda özgürlükten yoksun bırakma ulusal hukukun usül ve esası ile uyumlu olmalı ve aynı   zamanda 5. maddenin amacını- bireyin keyfi gözaltına alınması – karꢀılamalıdır. Sözleꢀme'nin   5. maddesi keyfi gözaltı risklerini en aza indirgemek için, özgürlükten yoksun bırakma   durumunun adli incelemeye tabi olmasını ve yetkililerin bu husustaki güvenirliğini güvence   altına almayı amaçlar. Bireyin onaysız olarak gözaltına alınması sözkonusu güvencelerin yok   sayılması, dolayısıyla 5. maddenin ihlali anlamını taꢀır. Yetkililer, kendi kontrolü altındaki   kimselerden sorumlu olduğu için 5. madde kaybolma riskine etkili tedbirler almayı ve   gözaltına alınan kimsenin o tarihten sonra görülmediği iddiası karꢀısında etkili bir soruꢀturma   yapmayı gerekli kılar. (Kurt, prg. 122-125, Çakıcı prg. 104, Akdeniz ve Diğerleri prg. 106,   Çiçek prg. 164, Orhan prg. 367-369).   188. Mahkeme, baꢀvuranın iki oğlunun 18 Mayıs 1994 tarihinde güvenlik güçlerince   yakalandığı, Dahlezeri mezrasından götürüldüğü ve en son Lice'de güvenlik güçleri ile   birlikte görüldüğü tespitinde bulunmuꢀtur. (bkz. prg. 156). Gözaltı durumları, ilgili kayıtlara   geçirilmemiꢀ ve akıbetleri ile ilgili resmi kayıt yoktur. Mahkeme'nin görüꢀüne göre, bu durum   kendi içinde çok ciddi bir eksiklik olarak nitelendirilmektedir; çünkü suça karıꢀanların   kimliklerini gizlemelerini ve gözaltına alınan kimsenin akibeti hakkında sorumluluktan   kaçmalarını sağlamaktadır. Ayrıca, gözaltının tarihi, zamanı, yeri ve ilgili kiꢀinin ismine   iliꢀkin bilgilerin kayıtlara alınmaması 5. maddeye aykırıdır. (bkz. Kurt Kararı, prg. 125,   Timurtaꢀ, prg. 105, Çakıcı Kararı, prg. 105, Çiçek prg. 165 ve Orhan prg. 371).   189. Mahkeme, ayrıca, baꢀvuranın oğullarının hayati tehlike taꢀıyan koꢀullar altında   götürülmeleri ve gözaltına alınmaları ile ilgili ꢀikayetleri hakkında yetkililerin daha detaylı ve   çabuk soruꢀturma yapması gerektiğini düꢀünmektedir. Ancak, 2. madde ile ilgili saptamalar   ve yorumlar, yetkililerin Đpek kardeꢀlerin kaybolmalarına karꢀı etkili tedbirler almadıkları   konusunda ꢀüpheye yer bırakmamaktadır. (bkz. prg. 177).   190. Mahkeme, bu düꢀüncelerin ıꢀığında yetkililerin Đpek kardeꢀlerin Dahlezeri'nden   götürüldükten sonraki akıbetleri hakkında makul bir açıklama yapmadıkları ve yapılan   soruꢀturmanın etkili olmadığı ve kısa sürede tamamlanmadığı sonucuna varmıꢀtır. Adli   yetkililer güvenlik güçlerinin ve görgü tanıklarının ifadelerini almamıꢀlar ve askeri   yetkililerin Đpek kardeꢀlerin tutuklanıp gözaltına alınmadığı iddialarını araꢀtırma konusunda   isteksiz davranmıꢀlardır. Gözaltı kayıtlarının güvenilirliği ve doğruluğu da bu bağlamda   değerlendirilmelidir. (bkz. prg. 172,, 175-176 ve 149).   191. Bu nedenle Mahkeme Đpek kardeꢀlerin Sözleꢀme'nin 5. maddesindeki güvencelerden   yoksun, onaysız olarak gözaltına alındığı ve bu madde ile güvence altına alınan özgürlük ve   güvenlik hakkının ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir.   V. SÖZLEꢁME'YE EK 1 NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   192. Baꢀvuran, evinin ve eꢀyalarının yok edilmesi nedeniyle aꢀağıda verilen 1 no'lu   Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiꢀtir.   “Her gerçek ve tüzel kiꢀinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı   vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢀullara ve   uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını   düzenlemek veya vergilerin ya da baꢀka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak   için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez”.   193. Hükümet, baꢀvuranın iddialarını reddetmiꢀ ve baꢀvuranın evinin mezradaki diğer evlerle   birlikte bakımsızlık ve bölgedeki sert kıꢀ koꢀulları nedeniyle hasar gördüğünü ileri sürmüꢀtür.   194. Mahkeme, güvenlik güçlerinin baꢀvuranın evini ve eꢀyalarını bilerek yok ettiğinin ve   aileyi köyü terk etmeye zorladığının tespit edildiğini tekrarlamıꢀtır. (bkz. prg. 152 ve 154). Bu   fiillerin baꢀvuranın eꢀyalarından ve mülkünden faydalanma hakkına haksız müdahale   oluꢀturduğu ꢀüphesizdir. (bkz Akdivar ve Diğerleri prg. 88), Menteꢀ ve Diğerleri, prg. 73),   Selçuk ve Asker, prg. 86). Bilgin, prg. 108, Dulaꢀ prg. 13, Yöyler prg. 79).   195. Bu nedenle Mahkeme, 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna   varmıꢀtır.   VI. BAꢁVURAN VE ĐPEK KARDEꢁLER HUSUSUNDA SÖZLEꢁME'NĐN 2,3,5 VE 1   NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 13. MADDENĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI   196. Baꢀvuran, sözkonusu kimselerin kaybolması hakkında etkili bir soruꢀturma yapılmaması   ve mülküne zarar verilmesine bağlı olarak 13. maddenin ihlal edilmesine yolaçtığını ileri   sürmüꢀtür. 13. madde ꢀöyledir:   “Bu Sözleꢀme'de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev   yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili   bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir”.   • Genel Đlkeler   197. Mahkeme, 13. maddenin Sözleꢀme hak ve özgürlüklerinin ulusal düzeyde korunmasını   sağlamak için bir iç hukuk yolunun varlığını gerekli kıldığını hatırlatmıꢀtır. Sözleꢀmeci   Devletler'in Sözleꢀme'den kaynaklanan sorumluluklarına ne ꢀekilde uyacakları konusunda   takdir yetkisine sahip olmasına rağmen, 13. madde Sözleꢀmeye dayalı ꢀikayet konusu ile   ilgilenmek ve uygun çözüme kavuꢀturmak amacını taꢀıyan ulusal bir iç hukuk yolunun   varlığını gerekli kılar. 13. madde bağlamındaki sorumluluğun boyutu, baꢀvuranın ꢀikayetinin   niteliğine göre değiꢀir. 13. maddenin gerektirdiği iç hukuk yolu, uygulamada ve teorik olarak   etkili olmalı, en önemlisi de uygulanması devlet görevlilerinin haksız fiilleri veya eksik   uygulamaları sebebiyle engellenmemelidir. (bkz. 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy/Türkiye Kararı,   Raporlar 1996-VI, prg. 95 ve Aydın Kararı, prg. 103, Kaya Kararı, prg. 89).   198. Buna ek olarak, bir kimsenin akrabaları, o kiꢀinin yetkililerin sorumluluğunda   kaybolduğu iddiası ile gelmiꢀlerse, 13. maddenin gerektirdiği iç hukuk yolu uygun   durumlarda tazminat ödenmesine ek olarak sorumluların kimliğinin tespit edilmesine ve   cezalandırılmalarına imkan sağlayacak etkili bir soruꢀturmanın yapılmasını ve akrabaların da   soruꢀturma prosedürüne etkin katılımını gerektirir. ( mutatis mutandis , Aksoy, Aydın ve   Kaya Kararları, prg. 98, 103, ve 106-107). Mahkeme ayrıca 13. maddenin gerektirdiklerinin, 2.   maddenin gerektirdiği yetkililerin sorumluluğunda kaybolan bir kimsenin akibeti hakkında   soruꢀturma yapma yükümlülüğünden daha kapsamlı ve geniꢀ olduğunu hatırlatmıꢀtır.   ( Kılıç/Türkiye Kararı, no. 22492/93, prg. 93, prg. 93). ECHR 2000-III).   199. Yukarıda anlatılanlar bir bireyin evine ve eꢀyalarına devlet görevlileri tarafından kasıtlı   olarak hasar verildiği veya bunların yok edildiği durumlar için de geçerlidir. (bkz. Orhan   Kararı, prg. 385).   B. Mahkeme'nin Değerlendirmesi   1. Baꢀvuranın Oğullarının Gözaltına Alınmaları ve Kaybolmalarına Đliꢀkin   200. Mahkeme, baꢀvuranın çocuklarının mezradan götürüldüklerini ve Lice'de askeri bir   kurumda güvenlik güçlerince kayıtdıꢀı olarak gözaltında tutulduklarını, yetkililer tarafından   gözaltı kaydı sunulmadığını ve ölü kabul edildiklerini tespit etmiꢀtir. (bkz. 167-168).   Oğullarının kaybolması sebebiyle baꢀvuranın maruz kaldığı üzüntü ve yetkililerin baꢀvuranın   ꢀikayeti karꢀısında verdikleri tepki insanlık dıꢀı bir uygulamayı ortaya koymaktadır. (bkz. prg.   183). 2,3 ve 5. madde bağlamındaki ꢀikayetler Sözleꢀme'nin 13. maddesinin amacı   doğrultusunda tartıꢀılabilir. (bkz. 27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve Rice/Đngiltere Kararı, Dizi A,   no. 131, prg. 52, Kaya Kararı prg. 107 ve Yaꢀa Kararı, prg 113).   201. Bu sebepten ötürü yetkililerin Đpek kardeꢀlerin kaybolması hakkında etkili bir soruꢀturma   yapma sorumluluğu vardı. 2. madde bağlamındaki bulguları ile ilgili olarak, (bkz. prg. 177),   Mahkeme, 13. madde uyarınca etkili bir soruꢀturma yapılmadığı sonucuna varmıꢀtır.   2. Baꢀvuranın Mülkünün Yokedilmesine Đliꢀkin   202. Mahkeme, baꢀvuranın Dahlezeri'deki evinin ve eꢀyalarının 1 No'lu Protokol'ün 1.   maddesinin ihlal edilmesine yolaçtığını tekrarlamıꢀtır. ( bkz. prg. 195). Baꢀvuranın bu   husustaki ꢀikayetleri 13. maddenin amacı doğrultusunda tartıꢀılabilir nitelik taꢀımaktadır. (bkz.   Boyle ve Rice, prg 52; Dulaꢀ prg. 67; ve Yöyler, prg 89).   203. Mahkeme daha önceki davalarda güvenlik güçlerinin karıꢀtığı iddia edilen olaylar   hakkında ceza hukuku uygulanmasının 1990ların ilk yarısında güneydoğu anadolu   bölgesindeki durumu ve bu dönemdeki soruꢀturma sistemindeki eksikliklerin ceza hukukunun   etkinliğine zarar verdiğine karar vermiꢀtir. Bu uygulama Sözleꢀme ile güvence altına alınan   hak ve özgürlüklere saygılı demokratik toplumlarda güvenlik güçlerinin hukukun üstünlüğü   ilkesi ile uyumlu olmayan fiilleri nedeniyle kendilerine duyulan güveni sarsabilir. (bkz. Bilgin   Kararı, no 23819/94, prg. 119, 16 Kasım 2000 ).   204. Mahkeme, davanın özel ꢀartlarına bağlı olarak, baꢀvuranın Dahlezeri'deki evinin ve   eꢀyalarının yokedilmesinden kısa bir süre sonra farklı makamlara dilekçe sunmuꢀtur.   Dilekçelerdeki baꢀlıca ꢀikayet oğullarının kaybolması olmasına rağmen, baꢀvuran detaylı   olarak yetkililere mezrasının 18 Mayıs 1994 tarihinde düzenlenen askeri bir operasyonla   yakıldığını belirtmiꢀtir. (bkz. prg. 36).   205. Ancak, baꢀvurana verilen yanıtlara göre, güvenlik güçleri ilgili tarihte o bölgede   operasyon yürütmemiꢀtir. (bkz. prg. 38 ve 59). Güvenlik güçlerinin mezranın yakılmasının   faili olmasına rağmen, yetkililerin baꢀvurana acilen yanıt vermeden önce, soruꢀturma   esnasında güvenlik güçleri üyelerini sorguya çekmemelerini çarpıcı bulmuꢀlardır. Ayrıca,   baꢀvurandan alınan ifadelerin dıꢀında, sözkonusu olaylara tanık olan diğer köylülerin   ifadelerinin alınması için giriꢀimde bulunulmamıꢀtır. Dahası yetkililer baꢀvuranın iddialarının   doğruluğunu teyit etmek için olay yerini ziyaret etmeyi düꢀünmemiꢀlerdir. Aksine karar   vermek için güvenlik güçlerinin verdiği bilgiyi yeterli görmüꢀlerdir. (bkz. prg. 32,43 ve 54).   206. Bu bağlamda Mahkeme, güvenlik güçlerinin bu türdeki uygulamalarını kabul etmekte   yetkililerin genel bir isteksizlik sergilediklerini tespit etmiꢀtir. (bkz. Selçuk ve Asker Kararı,   prg. 68, Orhan prg. 394; Yöyler, prg. 92). Jandarma Komutanları tarafından sunulan kanıtlar   Mahkeme'nin daha önceki bulgularını onaylamaktadır. (bkz. prg. 138).   207. Son olarak soruꢀturma yetkisi 21 Haziran 1995 tarihinde güvenlik güçleri hakkında men-   i muhakeme kararı veren Lice Đdare Kurulu'na geçmiꢀtir. (bkz. prg 55). Ancak Mahkeme,   daha önceki birçok davada soruꢀturmayı yürüten bu kurulların bağımsız olmadığı; hiyerarꢀik   olarak Vali'ye bağlı bir memurun ve soruꢀturmaya konu olan güvenlik güçlerine bağlı bir   memurdan oluꢀtuğu sonucuna varmıꢀtır. (bkz. Güleç/Türkiye Kararı, no, 21593/93, prg. 80,   ECHR, Raporlar 1998-IV, Yöyler Kararı prg. 93). Soruꢀturmada sorumlu olarak Yarbay   Turgut Alpı'nın atanması ve yaptığı soruꢀturmada ciddi eksikliklerin bulunması Mahkeme'nin   farklı bir sonuca varmasına izin vermemiꢀtir. ( bkz. prg. 174).   208. Bu ꢀartlar altında makamların baꢀvuranın Dahlezeri'deki mülkünün imha edildiği   iddiaları hakkındaki soruꢀturmanın etkili ve yeterli olduğu iddia edilemez.   209. Sonuç olarak Mahkeme, baꢀvuranın oğullarının kaybolması, ölümleri ve Dahlezeri'deki   mülkün yokedilmesi hakkında etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır. Bu   sonuca bağlı olarak, 2,3,5 ve 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte 13. maddenin ihlal   edildiğine karar verilmiꢀtir.   VII. SÖZLEꢁME'NĐN 2,3,5 VE 1 NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 14.   MADDENĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   210. Baꢀvuran, kendisinin ve oğullarının Kürt kökenli olmaları nedeniyle ayırımcılık   yapıldığından ve aꢀağıda kaydedilen14. maddenin ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   “Bu Sözleꢀme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,   siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet,   doğum veya herhangi baꢀka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır”.   211. Baꢀvuran bütün bu konularla ilgili olarak, ırk ve etnik köken temelinde ayırımcılığa dair   idari bir uygulamanın varolduğunu ileri sürmüꢀtür.   212. Hükümet, ꢀikayetleri reddetmenin ötesine geçmemiꢀtir.   213. Mahkeme, baꢀvuranın iddiasını incelemiꢀtir. Ancak, önündeki kanıtlara dayanarak ilgili   maddenin ihlal edildiğine karar vermek mümkün değildir.   VIII. SÖZLEꢁME'NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   214. Baꢀvuran kendisinin ve oğullarının Sözleꢀme'den kaynaklanan haklarına yapılan   müdahalenin Sözleꢀme tarafından öngörülen amaçlar doğrultusunda olmadığını ileri   sürmüꢀtür.   “Bu Sözleꢀme'nin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar   ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir”.   215. Hükümet bu ꢀikayet hakkında yorum yapmamıꢀtır.   216. Mahkeme, önündeki kanıtlarla ilgili maddenin ihlal edildiğine karar vermenin mümkün   olmadığını belirtmiꢀtir.   IX. SÖZLEꢁME'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   217. Sözleꢀme'nin 41. maddesi aꢀağıdaki gibidir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Taraf'ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder”.   218. Baꢀvuran, oğullarının ölümü ve mülkünün yokedilmesi ile ilgili olarak uğradığı maddi   zarar nedeniyle 141,529.01 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Ayrıca manevi zarar için de 50,000   Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Son olarak yasal masraf ve harcamaların geri ödemesi için   27,635.08 Đngiliz Sterlini talep edilmiꢀtir.   219. Hükümet, Sözleꢀme ihlal edilmediği için adil tatmin ödenmemesi gerektiğini ileri   sürmüꢀtür. Bunun alternatifi olarak ise Sözleꢀme'nin herhangi bir maddesinin ihlal edildiği   sonucuna varılsa bile baꢀvuranın taleplerinin spekülatif olduğu ve bölgenin ekonomik   gerçeklerini yansıtmadığı iddia edilmiꢀtir.   A. Maddi Zarar   220. Baꢀvuran, oğullarının ölümü ve Dahlezeri'deki mülkünün yokedilmesi sebebiyle uğradığı   maddi zarar için tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   1. Baꢀvuranın Oğullarının Kaybolması ve Ölümlerinden Kaynaklanan Maddi Zarar   221. Baꢀvuran, Hükümet'in sorumluluğu dahilinde Đkram ve Servet Đpek isimli oğullarının   ölümlerinden dolayı uğradığı gelir kaybı için toplam 106,393.08 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir.   Olay sırasında 19 ve 15 yaꢀlarında olan oğullarının inꢀaatlarda çalıꢀtığını ve her birinin yıllık   2,343.46 Đngiliz Sterlini kazandığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca, Türk erkeklerinin ortalama   yaꢀ sınırının 65.1 yıl olduğunu, oğullarının emeklilik yaꢀının ise 65 kabul edilebileceğini   belirtmiꢀtir. Ayrıca Đkram Đpek'in evli olduğunu, fakat çocuğu olmadığını belirtmiꢀtir.   Yukarıda belirtilen meblağ hesaplanırken baꢀvuran Đngiltere'de ölümcül kazalar ve kiꢀisel   mağduriyet durumlarında kullanılan Ogden Tablosu'ndan (Ogden Actuarial Tables)   faydalanmıꢀtır. Türkiye'de karꢀılığı bulunmadığı için ve Türkiye'deki yüksek enflasyon   oranının yolaçtığı karıꢀıklığı önlemek amacıyla bu tablolara profesyonel anlamda hesap   yapmak için güvenilebilir.   222. Hükümet, baꢀvuranın talep ettiği tazminatla Sözleꢀme'nin ihlali iddiası arasında bağlantı   olmadığını iddia etmiꢀtir. Bu nedenle, baꢀvurana iddiaları hususunda tazminat verilmemelidir.   223. Mahkeme, baꢀvuranın iddia ettiği zarar ve Sözleꢀme'nin ihlali arasında nedensel bir bağ   olması gerektiğini ve bunun da uygun durumda gelir kaybı durumunda tazminat içereceğini   tekrarlamıꢀtır. (bkz. 13 Haziran Haziran 1994 tarihli 1994 tarihli, Barbera, Messegue ve   Jabardo/Đspanya Kararı, ( 50. madde Dizi A no 285-C, S. 57-58, prg. 16-20; Çakıcı/ Türkiye   Kararı, prg. 127). Mahkeme, baꢀvuranın oğullarının kayıtdıꢀı gözaltının ardından   kaybolduklarını ve Sözleꢀme'nin 2. ve 5. maddeleri bağlamında Devlet'in sorumluluğu   bulunduğunu tespit etmiꢀtir. (bkz. prg. 168 ve 191). Bu koꢀullar altında, Sözleꢀme'nin 2. ve 5.   maddelerinin ihlali ile Đpek kardeꢀlerin mirasçılarının uğradığı kayıp arasında, kendileri için   sağlanan maddi yardımın durması bağlamında doğrudan nedensel bir bağlantı vardır.   224. Baꢀvuranın detaylı ifadelerini ve oğullarının geçmiꢀteki ve gelecekteki gelirleri   hakkındaki hesaplarını gözönünde bulundurarak (bkz. Çiçek ve Orhan Kararları, 201. ve 434.   paragraflar) Mahkeme, oğullarının her biri için mirasçılara verilmek üzere baꢀvurana 7000'er   Euro (EUR) ödenmesine karar vermiꢀtir.   2. Baꢀvuranın evinin ve eꢀyalarının yokedilmesinden kaynaklanan maddi kayıplar   225. Baꢀvuran, evinin ve eꢀyalarının yokedilmesi ve hayvanlarının öldürülmesi ile ilgili   olarak tazminat talebinde bulunmuꢀtur. Gelir kaybının ve baꢀka bir konut bulmak için yapılan   harcamaların geri ödenmesi talebinde bulunmuꢀtur.   226. Hükümet, iddialarını kanıtlayamadığı için baꢀvurana tazminat ödenmemesi gerektiğini   ileri sürmüꢀtür.   227. Mahkeme, baꢀvuranın ailesinin, evinin ve eꢀyalarının güvenlik güçlerince kasten   yokedildiğini tespit etmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuranın uğradığı maddi zarar için tazminat   ödenmesi gereklidir. Ancak baꢀvuranın kaybettiği mülkünün miktarı ve değeri hakkındaki   iddialarını kanıtlayamadığı için, büyükbaꢀ hayvanların sayısı ve baꢀvuranın bunlardan elde   ettiği gelir hakkında bağımsız kanıt olmaması sebebiyle Mahkeme, hakkaniyete uygun bir   değerlendirme yapmayı gerekli görmüꢀtür. (bkz. Bilgin prg. 140; Dulaꢀ prg. 86; Selçuk ve   Asker Kararı, prg. 106; Yöyler Kararı, prg. 106).   a) Baꢀvuranın Evi ve Diğer Mülkler   228. Baꢀvuran, değerini 23.000.000.000 TL olarak belirlediği evi, 25.810.000.000 TL değer   biçtiği 135 hayvan ( 30 koyun, 80 keçi, 15 sığır ve 20 tavuk), 10,250,000,000 TL değerindeki   ev araç gereçleri ( mutfak eꢀyaları, 12 ꢀilte, 100 kilo tereyağı, 100 kilo süt) ve 150.000.000 TL   değerindeki bir kamyon odun için tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   229. Mahkeme, bağımsız ve belirleyici kanıtların yokluğunda hakkaniyete uygun bir   değerlendirme yaparak yokedilen ev ve diğer mülklerle ilgili olarak 15.000 Euro tazminata   hükmetmiꢀtir.   b) Gelir Kaybı   230. Baꢀvuran, 1994'ten bu yana çiftçilikten elde edeceği gelirlerin kaybı ile ilgili olarak   5.272,74 Đngiliz Sterlini tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   231. Baꢀvuranın arazilerinin büyüklüğü ve bu arazilerden elde edilecek gelir hakkında   bağımsız kanıt olmadığı için Mahkeme, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak bu   baꢀlık altında 9.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   c) Alternatif Konut   232. Baꢀvuran, 9 yıllık kira, su, elektrik ve telefon harcamaları için 6.735,11 Đngiliz Sterlini   ödeme yapılmasını talep etmiꢀtir.   233. Baꢀvuranın iddiasının bu bölümü kanıtlanmadığı için Mahkeme, adil bir değerlendirme   yapmıꢀ ve alternatif konut için 5.400 EUR tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   3. Özet   234. Sonuç olarak, baꢀvuranın mülkünün yokedilmesi ile ilgili olarak Mahkeme, maddi zarar   için toplam 29.400 EUR ödenmesine hükmetmiꢀtir. Mahkeme, ayrıca baꢀvurana oğullarının   ölümü sebebiyle Sözleꢀme'nin ihlal edilmesi neticesinde, uğradığı maddi zarar için tazminat   ödemek suretiyle oğullarının mirasçılarına verilmek üzere toplam 14.000 Euro ödenmesine   karar vermiꢀtir. Toplam 43.400 Euro'ya varan bu meblağ ödeme günündeki kur üzerinden   Türk Lirasına çevrilecektir.   B. Manevi Zarar   235. Baꢀvuran manevi zarar ile ilgili olarak 50.000 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Baꢀvuran bu   hususta Sözleꢀme'nin birçok sefer ihlal edilmesine yolaçan olayların kendisinde yarattığı   üzüntüye ve sıkıntıya gönderme yapmıꢀtır.   236. Hükümet, bu iddialara itiraz etmiꢀ ve talep edilen tazminat miktarı ile Sözleꢀme ihlalleri   arasında nedensel bir bağ bulunmadığını iddia etmiꢀtir. Mahkeme'nin baꢀvuranın iddialarını   kabul etmemesini talep etmiꢀtir.   237. Mahkeme, kayıtdıꢀı gözaltı ve baꢀvuranın çocuklarının güvenlik güçleri sorumluluğu   altındayken ölmeleri hususunda 2/5 ve 13. maddelerin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir. (bkz.   168,191 ve 201. paragraflar). Bu nedenle sözkonusu ihlallerin ciddiyeti gözönüne alındığında   Đpek kardeꢀlerle ilgili tazminat ödenmesinin gerekli olduğu görüꢀündedir. Bu sebeple   Mahkeme, Đkram ve Servet Đpek için, mirasçılara verilmek üzere, ödeme günündeki kur   üzerinden Türk Lirasına çevrilerek toplam 10.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   238. Ayrıca, oğullarının kaybolması ve yetkililerin ꢀikayetleri karꢀısındaki tutumları gibi   nedenlerle baꢀvuranın maruz kaldığı sıkıntı baꢀvuranla ilgili olarak 3. ve 13. maddelerin   ihlaline yolaçmıꢀtır. (bkz. prg. 183 ve 201). Bu bağlamda Mahkeme baꢀvuranın kendisi için   de ayrıca tazminat ödenmesi gerektiği görüꢀündedir. (bkz. Çiçek Kararı, prg. 205 ve Orhan   Kararı, prg. 443). Bu nedenle Mahkeme, 8.000 Euro'nun ödeme günündeki kur üzerinden   Türk Lirasına çevrilerek ödenmesine karar vermiꢀtir.   239. Mahkeme, baꢀvuranın evinin ve eꢀyalarının yokedilmesinin 13. maddenin ve 1 No'lu   Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuꢀtur. (bkz. prg. 195 ve 209).   Dolayısıyla, baꢀvurana ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek 7.000 Euro   ödenmesine karar verilmiꢀtir.   C. Masraf ve Harcamalar   240. Baꢀvuran, davasının Sözleꢀme organlarına sunulması için yaptığı masraflara karꢀılık   toplam 27,635,.08 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Bu meblağa, Aralık 1999 ve Aralık 2002   tarihleri arasında 1) Đngiliz Avukat Profesör William Bowring (5 saatlik çalıꢀma için 500   Đngiliz Sterlini), 2) Londra'daki Kürdistan Đnsan Hakları Projesi'ne bağlı Kerim Yıldız, Philip   Leach, Anke Stock ve diğerleri (61 saatlik avukatlık ücreti için 6,149.99 Đngiliz Sterlini,   Đngilizce'den Türkçe'ye ve Türkçe'den Đngilizce'ye tercüme ve özetler için 858,33 Đngiliz   Sterlini) tarafından yapılan idari masraflar ile 3) telefon, posta, fotokopi, ve kırtasiye   masrafları (285 Đngiliz Sterlini) dahildir. Baꢀvuran, ayrıca Aralık 1994 ve 1999 arasında 60   saatlik avukatlık ücreti için 6,000 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Bu masraflar davanın   hazırlanması, kanıtların açıklığa kavuꢀması, baꢀvuranla ilgili diğer konuların analizi ile   davaya iliꢀkin Türk kanunları üzerinde yapılan incelemeler ve tercümeler için girilen   masrafları kapsamaktadır.   241. Hükümet, harcamalar için yapılan talebin aꢀırı ve dayanaksız olduğu görüꢀündedir.   Hükümet baꢀvuranın taleplerini desteklemek için hiçbir makbuz veya belge sunulmadığını   ileri sürmüꢀtür.   242. Mahkeme, Sözleꢀme'nin 41. maddesi uyarınca sadece çok gerekli olarak yapılan   harcamalar ve yasal giderler için geri ödeme yapılacağını tekrarlamıꢀtır. Ayrıca, talep edilen   meblağ makul olmalıdır. Mahkeme bu bağlamda mevcut davanın Ankara'da yapılacak tanık   dinleme duruꢀması dahil olaylarla ve yasalarla ilgili detaylı inceleme gerektiren karmaꢀık   konuları gündeme getirdiğini belirtmiꢀtir. Buna karꢀın Mahkeme mevcut dava ile ilgili olarak   yapılan harcamaların çok gerekli harcamalar olduğu konusunda tatmin olmamıꢀtır. Aralık   ile Aralık 1999 tarihleri arasında yapılan harcamalara iliꢀkin detaylı bilgi verilmemiꢀtir.   Ayrıca, Aralık 1999'dan Aralık 2002 tarihine kadar yapılan iꢀlerle ilgili olarak toplam çalıꢀma   süresinin (126 saat) çok fazla olduğu görüꢀündedir. Avukatlık ücretlerinin makul olduğu   görüꢀünde değildir. Son olarak Mahkeme, çeviri, özet ve idari masraflarla ilgili olarak talep   edilen meblağın makul olduğunu düꢀünmektedir.   243. Yukarıda anlatılanların ıꢀığında Mahkeme, uygulanabilecek her türlü katma değer vergisi   hariç olmak üzere, 13,130 Eurodan Avrupa Konseyi'nden adli yardım olarak alınan 1,050   Euronun düꢀülerek elde edilecek meblağın Đngiliz Sterlinine çevrilerek adil tatmin talebinde   belirtildiği ꢀekilde baꢀvuranın yasal temsilcisinin Đngiltere'deki banka hesabına yatırılmasına   karar vermiꢀtir.   D. Gecikme Faizi   244. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç   puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesinin uygun olacağını düꢀünmektedir.   YUKARIDAKĐ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE   1. Baꢀvuranın iki oğlunun ölümü ile ilgili olarak 2. maddenin ihlal edildiğine;   2. Baꢀvuranın iki oğlunun kaybolması ve ölümleri hakkında ulusal makamların etkili ve   yeterli bir soruꢀturma yapmaması nedeniyle 2. maddenin ihlal edildiğine;   3. Baꢀvuran ile ilgili olarak 3. maddenin ihlal edildiğine;   4. Baꢀvuranın iki oğlu ile ilgili olarak 5. maddenin ihlal edildiğine;   5. Baꢀvuran ile ilgili olarak 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   6. Baꢀvuran ve iki oğlu ile ilgili olarak, 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte,   Sözleꢀme'nin 2,3 ve 5. maddeleriyle bağlantılı olarak 13. maddenin ihlal edildiğine;   7. Baꢀvuran ve iki oğlu ile ilgili olarak 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte   Sözleꢀme'nin 2,3 ve 5. maddeleri ile bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edilmediğine;   8. Sözleꢀme'nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;   9. Hükümet'in Sözleꢀme'nin 38 prg. 1 (a) ile belirtilen sorumluluğunu yerine getirmediğine;   10. a) Sorumlu Devletin, Sözleꢀme'nin 44/2 maddesi uyarınca davanın kesinlik kazanmasını   takiben üç ay içinde, aꢀağıda belirtilen miktarların ödeme günündeki kur üzerinden sorumlu   devletin ulusal para birimine çevrilerek baꢀvuranın Türkiye'deki banka hesabına yatırılmasına;   i) Maddi zararla ilgili olarak iki oğlunun mirasçılarına verilmek üzere her iki oğul için   baꢀvurana 7.000'er (yedibin euro) Euro ödenmesine;   ii) Maddi zararla ilgili olarak baꢀvurana 29.400 Euro ödenmesine (yirmidokuzbindörtyüz   euro);   iii) Manevi zarar için baꢀvurana 15.000 Euro ödenmesine;   b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için,   ilgili miktara Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın uygulanmasına;   11. a) Masraf ve harcamalarla ilgili olarak, sorumlu Devletin, Sözleꢀme'nin 44/2 maddesi   gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her türlü katma   değer vergisi hariç, adli yardım için alınan 1.050 Euro (binelli euro) 13.130 Euro'dan   çıkartılarak elde edilecek meblağın ödeme günündeki kur üzerinden Đngiliz Sterlinine   çevrilerek baꢀvuranın yasal temsilcisinin Đngiltere'deki banka hesabına yatırılmasına;   b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için,   yukarıda belirtilen miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle oluꢀan basit faiz oranının uygulanmasına;   12. Baꢀvuranın adil tatmin taleplerinin geri kalanının reddedilmesine;   Karar verilmiꢀtir.   Karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ olup, Mahkeme Đç Tüzüğü'nün 77/2 ve 3. paragrafları   uyarınca 17 ꢁubat 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło