25760/94
WyrokETPCz2004-02-17ECLI:CE:ECHR:2004:0217JUD002576094
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zaginięcie synów skarżącego po zatrzymaniu przez siły bezpieczeństwa, zniszczenie jego mienia oraz brak skutecznego śledztwa w tych sprawach naruszyły prawo do życia, zakaz nieludzkiego traktowania, prawo do wolności i bezpieczeństwa, prawo do poszanowania mienia oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że synowie skarżącego, zatrzymani przez siły bezpieczeństwa i ostatni raz widziani w obiekcie wojskowym, muszą być uznani za zmarłych, a państwo ponosi odpowiedzialność za ich śmierć, ponieważ nie przedstawiło wiarygodnego wyjaśnienia ich losu. Stwierdził również, że władze krajowe nie przeprowadziły skutecznego i niezależnego śledztwa w sprawie zaginięcia synów i zniszczenia mienia, co uniemożliwiło ustalenie odpowiedzialnych i zapewnienie zadośćuczynienia. Brak informacji o losie synów oraz postawa władz wobec skarżącego stanowiły nieludzkie traktowanie. Zniszczenie mienia przez siły bezpieczeństwa było nieuzasadnioną ingerencją w prawo własności.Stan faktyczny
Skarżący, Abdürrezzak İpek, mieszkał w osadzie Dahlezeri w Turcji. 18 maja 1994 roku, podczas operacji sił bezpieczeństwa, jego dwaj synowie, İkram i Servet İpek, zostali zatrzymani i zaginęli. W tym samym czasie zniszczono jego dom i mienie. Skarżący wielokrotnie próbował uzyskać informacje o losie synów od władz krajowych, ale bezskutecznie, otrzymując jedynie zaprzeczenia dotyczące jakiejkolwiek operacji lub zatrzymania. Trzej inni zatrzymani wraz z synami skarżącego zostali zwolnieni następnego dnia, zeznając, że widzieli synów skarżącego ostatni raz w obiekcie wojskowym w Lice.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdził naruszenie art. 2 (materialnego i proceduralnego) Konwencji w związku ze śmiercią synów skarżącego i brakiem skutecznego śledztwa. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji wobec skarżącego. Stwierdził naruszenie art. 5 Konwencji wobec synów skarżącego. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 Konwencji. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji w związku z art. 2, 3, 5 oraz art. 1 Protokołu nr 1. Nie stwierdził naruszenia art. 14 i art. 18 Konwencji. Uznał, że rząd nie wypełnił swoich zobowiązań wynikających z art. 38 § 1 (a). Zasądził odszkodowanie za szkody majątkowe i niemajątkowe oraz zwrot kosztów.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ĐPEK – TÜRKĐYE DAVASI
( Baꢀvuru no. 25760 /94 )
KARAR
STRAZBURG ꢁubat 2004
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Bu karar, Sözleꢀme'nin 44 § 2 maddesi hükümleri uyarınca kesinlik kazanmaktadır. Bu karar
metni, Mahkeme'nin seçilmiꢀ karar ve hükümleri resmi raporlarında nihai ꢀekilde
yayınlanmasından önce Sekretarya revizyonuna tabidir.
Đ pek - Türkiye davasında,
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Dairesi),
Sn. J. P. COSTA, Baꢀkan
Sn. L. LOUCAIDES,
Sn. R. TÜRMEN,
Sn. K. JUNGWIERT,
Sn. V. BUTKEVYCH,
Sn. W. THOMASSEN
Sn. M. UGREKHELIDZE, yargıçlar ,
ve Kısım Sekreteri T. L. Early'nin katılımı ile Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Heyeti olarak
toplanmıꢀ, Mayıs 2002 ve 27 Ocak 2004 tarihindeki gizli görüꢀmesi sonucunda, yukarıda anılan
tarihte benimsenmiꢀ olan aꢀağıdaki karara varmıꢀtır:
USULĐ ĐꢁLEMLER
• Dava, Türk vatandaꢀı Abdürrezzak Đpek ("baꢀvuran") tarafından Đnsan Hakları ve Temel
Özgürlüklerinin Korunmasına dair Sözleꢀme'nin ("Sözleꢀme") eski 25. maddesi bağlamında
Đnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 18 Kasım 1994
tarihinde yapılan baꢀvurudan (baꢀvuru no. 25760/94) kaynaklanmaktadır.
• Hukuki yardım alan baꢀvuran, Đngiltere'de görev yapan avukatlar profesörler Françoise
Hampson ve Kevin Boyle tarafından temsil edilmiꢀtir. 13 Mart 2000 tarihinde avukatlar,
Đngiltere'de görev yapmakta olan William Bowring lehine çekilmiꢀtir. Aynı gün, baꢀvuran,
Londra'da faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olan Kürt Đnsan Hakları Projesi (KHRP)
bünyesinde çalıꢀan Philip Leech'i ve Türkiye'de çalıꢀan avukat Osman Baydemir'i vekil tayin
etmiꢀtir. 11 Haziran 2002 tarihli yazıyla baꢀvuran, Đngiltere'de görev yapan avukatlar Mark
Müller, Tim Otty, Jane Gordon ve Philip Linch'i ve Türkiye'de görev yapan avukatlar Osman
Baydemir, Cihan Aydın ve Reyhan Yalçındağ'ı vekil tayin ettiğini Mahkeme'ye bildirmiꢀtir. Ağustos 2002 tarihinde Philip Linch çekilmiꢀ, yerini KHRP avukatı Anke Stock almıꢀtır.
3. Türk Hükümeti (“Hükümet”) Mahkeme önündeki iꢀlemler açısından bir Ajan tayin
etmemiꢀtir.
4. Baꢀvuran, oğulları Đkram ve Servet Đpek'in kaybolmasından ꢀikayetçidir. Đkram ve Servet'in,
son olarak, kendileriyle beraber gözaltına alınan üç kiꢀi tarafından görüldüğü iddia
edilmektedir. Baꢀvuran, ayrıca, Lice yakınlarında, Türeli köyü dıꢀındaki Dahlezeri
mezrasında güvenlik güçleri tarafından 18 Mayıs 1994 günü düzenlenen operasyonda evinin
ve mülkünün tahrip edildiğini iddia etmektedir. Baꢀvuran, Sözleꢀme'nin 2, 3, 5, 13, 14 ve 18.
maddeleriyle 1 No'lu Protokolün 1. maddesine dayanmaktadır.
5. Baꢀvuru, 11 No'lu Protokol yürürlüğe girince Mahkeme'ye sevk edilmiꢀtir (11 No'lu
Protokolün 5 § 2 maddesi). Baꢀvuru, Mahkeme'nin 1. Kısmına verilmiꢀtir (Đçtüzük, 52 § 1
madde) ve bu bölüm içinde Davayı inceleyecek olan daire (Sözleꢀme'nin 27 § 1 Maddesi),
Đçtüzüğün 26 § 1 maddesine uygun olarak teꢀekkül etmiꢀtir.
6. 1 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme, dairelerin oluꢀumunu değiꢀtirmiꢀtir (Đçtüzük 25 § 1). Bu
dava, yeni oluꢀturulan Đkinci Daire'ye verilmiꢀtir (Đçtüzük 52 § 1).
7. 14 Mayıs 2002 tarihli kararıyla Mahkeme baꢀvuruyu kabuledilebilir bulmuꢀtur.
8. Baꢀvuranın oğullarının kaybolması ve mülkünün tahrip edilmesiyle ilgili olarak taraflar
arasındaki ihtilafı göz önüne alan Mahkeme, Sözleꢀme'nin 38 § 1 (a) maddesi kapsamında, bir
soruꢀturma yürütmüꢀtür. Mahkeme, Ankara'da 18 ve 20 Kasım 2002 tarihlerinde düzenlenen
duruꢀmalarda ifade alması için üç delegeyi görevlendirmiꢀtir.
9. Baꢀvuran ve Hükümet esaslar üzerinde kendi görüꢀlerini sunmuꢀlardır (Đçtüzük 59 § 1
maddesi). Daire, taraflara danıꢀtıktan sonra, esas hakkında duruꢀma yapılmasına gerek
olmadığına karar vermiꢀtir (Đçtüzük 59 § 3 ve devamı ). Taraflar, birbirlerinin görüꢀlerine
yanıtlarını yazılı olarak sunmuꢀtur.
OLAYLAR
I. DAVANIN ꢁARTLARI
10. Baꢀvuran, 1942 doğumlu olup ꢀu anda Diyarbakır'da yaꢀamaktadır. Söz konusu olayların
olduğu dönemde, baꢀvuran, Diyarbakır Lice Đlçesi yakınlarında, Türeli Köyü dıꢀındaki
Çaylarbaꢀı (Kürtçe Dahlezeri) mezrasında yaꢀamaktaydı. Baꢀvuru, 18 Mayıs 1994 tarihinde
güvenlik güçleri tarafından baꢀvuranın köyüne düzenlenen operasyon sırasında, baꢀvuranın
Servet ve Đkram Đpek isimli iki oğlunun gözaltında kaybolduğu iddiasıyla ilgilidir. Baꢀvuru,
ayrıca, bu operasyonda baꢀvuranın evinin ve mülkünün zarar gördüğü iddiasıyla ilgilidir.
A. Olaylar
11. Baꢀvuranın iki oğlunun kaybolmasıyla ve aile evinin tahrip edilmesiyle ilgili olaylar
taraflar arasında ihtilaflıdır.
12. Baꢀvuranın sunduğu ꢀekliyle olaylar 1. Kısımda verilmiꢀtir. Hükümetin sunduğu ꢀekliyle
olaylar 2. Kısımda verilmiꢀtir.
13. Taraflarca sunulan belgelerin özeti B Bölümündedir. Ankara'da düzenlenen duruꢀmada
Mahkeme delegelerince alınan ifadelerin özeti ise C Bölümünde verilmiꢀtir.
1. Baꢀvuran tarafından sunulduğu ꢀekliyle olaylar
14. 17 Mayıs 1994 tarihinde baꢀvuran ve oğlu Đkram Đpek Türeli köyünün dıꢀında koyunlarını
otlatmakta iken, yanlarına gelen askerler kimliklerini ister. Kimlikleri gören askerler uzaklaꢀır.
Baꢀvuranın diğer oğlu Servet Đpek'in Lice'de görevli askerlerle iliꢀkileri iyidir, öyle ki, bazen
beraber çay içerler.
15. 18 Mayıs 1994 tarihinde sabah 10.00 civarında, baꢀvuran ve oğlu Đkram, koyunları Türeli
köyü yakınındaki mezraya getirirken, 100 kadar üniformalı asker köye operasyon düzenler.
Askerler araçlarından iner ve mezraya yaya olarak girer. Askerlerde G-3 piyade tüfeğinin yanı
sıra baꢀka silahlar da vardır. Askeri bir helikopter mezranın üzerine gelir. Baꢀvuran, askerlerin
Lice'den değil, Bolu'dan geldikleri sonucuna varır. Lice'de görevli askerler, baꢀvuranı,
Bolu'dan gelecek askerlere karꢀı daha önce uyarmıꢀtır.
16. Askerler, baꢀvuran ve Đkram Đpek'e, diğer köylülerle bir araya gelmelerini emreder.
Erkekler, kadınlar ve genç erkekler mezranın dıꢀındaki okula toplanır. Genç kızların mezrada
kalması emredilir. Mezradaki evler okuldan gözükmemektedir. Bir grup asker okulda kalır;
diğer grup mezraya gider.
17. Baꢀvuran, mezradan ve köyden alevler yükseldiğini görür. Kadınlar ve çocuklar ağlamaya
baꢀlar. Askerler köylüleri tehdit eder: “Ağlamaya baꢀlarsanız, sizi de, evlerinizi yaktığımız
gibi yakarız.” Bunun üzerine köylüler susar.
18. Baꢀvuranın ve kardeꢀlerinin evleri tamamen yanar. Evlerin çoğu yıkıldıktan sonra askerler
köylüleri serbest bırakır. Ama baꢀvuranın oğulları Đkram Đpek ve Servet Đpek ile Seyithan,
Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur serbest bırakılmaz. Bu kiꢀiler, askerlerin ekipmanlarını
araçlarına taꢀımak üzere askerlerle gider.
19. Baꢀvuran mezraya döndüğünde evlerin alevler içinde olduğunu görür. Genç kızlar,
baꢀvuran ve diğer köylülere, askerlerin evlere beyaz tozlar attığını ve sonra ateꢀe verdiğini
anlatır. Alevler o kadar yayılmıꢀtır ki baꢀvuran hiçbir ꢀey yapamaz.
20. Baꢀvuran ve diğer köylüler yanmayan evlere sığınabileceklerini düꢀünürler.
21. Saat 15.30 sularında aynı askerler mezraya yeniden operasyon düzenler. Askerler, bazı
evlerin neden yakılmadığını sorarlar. Baꢀvuran ve diğer köylülerden “biz söndürmedik, belki
siz doğru ꢀekilde yakmadınız” yanıtını alan askerler diğer evleri de yakacaklarını söylerler ve
evleri ateꢀe verirler. Baꢀvuran, Türeli ve Makmu Kirami köylerinin de aynı gün yakıldığını
öğrenir.
22. Baꢀvuranın eꢀi Fatma, askerlere, Kürtçe olarak, oğulları Servet Đpek ve Đkram Đpek'e ne
olduğunu sorar. Askerler, Kürtçe anlamadıklarından ne dediğini sorarlar. Baꢀvuran, eꢀinin,
oğullarının nerede olduğunu sorduğunu söyler. Bunun üzerine, askerler, baꢀvuranın
oğullarının Lice'de olduğunu ve yakında serbest bırakılacaklarını söyler.
23. Đkinci yangından sonra, askerler köyde bekler ve akꢀam, Lice'ye doğru köyden ayrılırlar.
24. Evi yanan baꢀvuran, eꢀi Fatma, oğlu Hakim ve Đkram Đpek'in eꢀi Sevgol ile birlikte Türeli
köyüne bağlı olup daha önce boꢀaltılan Kalenderesi mezrasında bulunan bir eve yerleꢀir.
Üzerlerindeki giysilerden baꢀka giysileri olmayan baꢀvuran ve ailesine komꢀuları birkaç
elbise verir. Burada, dört ay boyunca son derece yoksul koꢀullarda yaꢀamak zorunda kalırlar.
Baꢀvuran daha sonra Diyarbakır'a taꢀınır. Hükümet, evi yakıldıktan sonra, baꢀvuran ve
ailesine hiçbir yardımda bulunmamıꢀtır.
25. Ertesi gün, gözaltına alınan Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur serbest bırakılır. Bu ꢀahıslar,
baꢀvurana doğrudan olmasa bile, üçüncü kiꢀiler vasıtasıyla, ilk gece saat 22.00'ye dek gözleri
bağlı ꢀekilde aynı yerde tutulduklarını bildirir. Saat 22.00 civarında, Đkram ve Servet Đpek'le
ayrılırlar ve onları bir daha onları görmezler. Seyithan Yolur Đkram ve Servet Đpek ile kalır.
Bu üç kiꢀi o günden beri kayıptır.
26. Đkram ve Servet Đpek gözaltına alındıktan 15 gün sonra, oğulları hakkında hiçbir malumat
edinemeyen baꢀvuran Diyarbakır'a gider. Bir akrabasının yardımıyla Diyarbakır DGM
Baꢀsavcılığı'na baꢀvurur. Baꢀvuran, ayrıca, Lice Savcılığı'na ve Lice Jandarma
Komutanlığı'na da baꢀvuruda bulunur. Baꢀvuran, adıgeçen devlet kurumlarından oğullarıyla
ilgili bilgi alamaz.
27. 15 Kasım 1994 tarihli bir yazıyla, Ankara'da Genelkurmay Baꢀkanlığı'nda görevli kıdemli
yüzbaꢀı Đbrahim Erge, ꢁakir Yolur'a, 18 Mayıs 1994 günü, Lice Đlçesi Türeli Köyü Çağlarbaꢀı
mezrasında güvenlik güçleri tarafından operasyon düzenlenmediğini ve oğlu Seyithan
Yolur'un tutuklanmadığını bildirir.
28. 27 Ekim 1994 tarihinde, baꢀvuran Diyarbakır DGM Baꢀsavcılığı'na bir dilekçe daha
yazarak oğlunun baꢀına ne geldiğini sorar. Baꢀvuran Savcı ile görüꢀtürülmez ama orada
bulunan bir sivil polis kayıtlara bakar ve baꢀvurana sözkonusu kiꢀilerin isimlerinin kayıtlı
olmadığını sözlü olarak bildirir.
29. Baꢀvuranın diğer oğlu Hakim Đpek, OHAL Bölge Valisi'ne iki veya üç dilekçe gönderir.
Valilikten gelen iki yazıda kardeꢀlerinin hiç gözaltına alınmadığı bildirilir. Bunun üzerine
sinirlenen Hakim Đpek gelen yazıları yırtar ve parçalarını çöpe atar.
30. 23 Aralık 1999 tarihinde baꢀvuran, Kulp Jandarma Komutanlığı'na gidip oğullarının
nerede olduğunu sorar. Baꢀvuran, çocuklarının Devlet tarafından gözaltına alındığını ifade
eder. Jandarmalar, baꢀvuranı yalan söylemekle suçlayarak, oğullarını PKK'nın kaçırdığında
ısrar eder. Baꢀvurana bağıran jandarma, neden Türk Devleti'nden ꢀikayet ettiğini sorar. Baskı
altında kalan baꢀvurana, içeriği baꢀvuran tarafından bilinmeyen belgelere parmak bastırılır.
2. Hükümetin sunduğu ꢀekliyle olaylar
31. 18 Mayıs 1994 tarihinde Türeli Köyü'nde veya Dahlezeri mezrasında askeri bir operasyon
düzenlenmemiꢀtir. Ne baꢀvuranın oğulları, ne de baꢀka bir kimse gözaltına alınmamıꢀtır.
32. Baꢀvuran, DGM Baꢀsavcılığı'na 27 Ekim 1994 tarihinde bir dilekçe vererek Servet ve
Đkram Đpek'in gözaltına alındıktan sonraki akıbetlerini sorar. DGM Baꢀsavcılığı, güvenlik
güçlerine, baꢀvuranın oğullarının, DGM kapsamına giren suçlardan gözaltına alınıp
alınmadığını sorar. Güvenlik güçleri, ilgili kiꢀilerin gözaltına alınmadığını bildirir ve güvenlik
güçlerinin cevabı baꢀvurana iletilir.
33. Baꢀvuran, oğullarının kaybolduğu iddiasıyla ilgili olarak, Lice Savcılığı'na veya Lice Đlçe
Jandarma Komutanlığı'na baꢀvurmamıꢀtır. Bununla birlikte, Hükümete yapılan baꢀvurunun
ardından, Lice Savcılığı tarafından re'sen soruꢀturma açılır. Fakat, baꢀvuranın Komisyona
bildirdiği adreste baꢀvurana ulaꢀılamaz. Baꢀvuran, komꢀuları tarafından da bilinmemektedir.
Muhtarlık kayıtlarında da baꢀvuranın ismine rastlanılmaz.
34. Hükümet, soruꢀturma sonucunda iddiaları destekleyecek herhangi bir bulguya
ulaꢀılamadığını ve buna dayanarak Lice Đlçe Đdare Kurulu'nun, güvenlik güçleri hakkında
men-i muhakeme kararı verdiğini belirtir. Bu karar, baꢀvuranın adresinin bilinmemesinden
dolayı kendisine iletilememiꢀ ve Lice Kaymakamı soruꢀturmanın sonucunun gazetede
yayımlanmasını istemiꢀtir.
35. Son olarak Hükümet, açılan idari soruꢀturmada Kulp Jandarma Komutanı'nın da
görevlendirildiğini ve adı geçen Komutanlığın, baꢀvuranı, ifadesine baꢀvurulmak üzere,
çağırdığını ifade etmiꢀtir.
36. 26 Aralık 1999 tarihinde, Jandarma Komutanı, baꢀvuranı, öne sürdüğü iddialar ve
“Avrupa Đnsan Hakları Diyarbakır ꢁubesi”nin de aralarında olduğu çeꢀitli makamlara yaptığı
baꢀvurular hakkında sorgulamıꢀtır. Baꢀvuran iddialarını yinelemiꢀ ve oğullarının
götürüldüğünü ve mezrasındaki tüm evlerin askerler tarafından yakıldığını ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran, “Avrupa Đnsan Hakları Diyarbakır ꢁubesi”ne kesinlikle baꢀvuruda bulunmadığını
iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, Komutanlığa ifade vermemiꢀ ve iddiaları konusunda bir belge
imzalamamıꢀtır.
B. Taraflarca sunulan belgeler
37. Aꢀağıda verilen bilgiler, baꢀvurunun, 7 Mart 1995 tarihinde davalı Devlet'e bildirilmesini
müteakip yürütülen soruꢀturmayla ilgili belgelerden edinilmiꢀtir.
1. Diyarbakır ve Lice Cumhuriyet Savcılıkları'nca açılan soruꢀturmalar
38. 3 Mart 1995 tarihinde, Diyarbakır Vali Yardımcısı Sefa Özmen, 23 Ocak 1995 tarihli
dilekçesine cevaben Hakim Đpek'e, güvenlik güçlerinin dilekçede geçen tarihlerde bir
operasyon düzenlemediğini, kardeꢀlerinin isimlerinin güvenlik güçlerinin arananlar listesinde
yer almadığını ve kardeꢀlerinin yerinin yetkili makamlar tarafından bilinmediğini bildirmiꢀtir.
39. 25 Nisan 1995 tarihinde, Diyarbakır Baꢀsavcılığı, baꢀvuranın Diyarbakır Emniyet
Müdürlüğü'ne çağrılarak ifadesinin alınmasını istemiꢀtir. Bu yazıda geçen baꢀvuranın adresi,
apartman numarası hariç, baꢀvuru formunda verilen adresle aynıdır. Baꢀvuruya göre,
apartmanın adı ‘Varol'dur, ama savcının yazısında ‘Baro' olarak geçmiꢀtir.
40. 2 Mayıs 1995 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, baꢀvuranın belirttiği caddede
Baro adlı bir apartmanın olmadığını Savcılığa bildirmiꢀtir. Yazıda, baꢀvuranın semtte
tanınmadığı ve isminin muhtarlık kayıtlarında geçmediği belirtilmiꢀtir.
41. 18 Mayıs 1995 tarihinde, yetki alanına Türeli köyü de giren Tepe Jandarma Karakolu
Komutanı, Abdürrezzak Đpek ve ailesinin köyü terk ettiğini ve Hatay Dörtyol kasabasına
çalıꢀmaya gittiğini bildirmiꢀtir.
42. 24 Mayıs 1995 tarihinde Diyarbakır Baꢀsavcılığı, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve
Dıꢀ Đliꢀkiler Genel Müdürlüğü tarafından 20 Nisan 1995 tarihinde kendisine gönderilen
yazının bir suretini Lice Baꢀsavcılığı'na göndererek baꢀvuranın evinin yakılması ve
oğullarının güvenlik güçleri tarafından götürülmesine iliꢀkin iddialarının araꢀtırılmasını
istemiꢀtir.
43. 7 Haziran 1995 tarihinde, Lice Baꢀsavcılığı, Lice Jandarma Komutanlığı'na gönderdiği
yazıyla, 18 Mayıs 1995 tarihinde Turalı Köyü'nde bir operasyon düzenlenip düzenlenmediğini
ve Servet ile Đkram Đpek'in gözaltına alınıp alınmadığını sormuꢀtur. Baꢀsavcı ayrıca,
baꢀvuranın adresinin tespit edilerek baꢀvuranın Savcılığa çağrılmasını istemiꢀtir.
44. 13 Haziran 1995 tarihinde, Lice Savcılığı, Lice Jandarma Karakolu'na gönderdiği baꢀka
bir yazıyla köyün adının yanlıꢀlıkla Hani kasabasına bağlı bir köy olan “Turalı” olarak
geçtiğini bildirmiꢀtir. Savcı, 7 Haziran 1995 tarihli yazısındaki ricasını yineleyerek Jandarma
Komutanı'ndan araꢀtırmasını “Türeli” köyünde yapmasını istemiꢀtir.
45. 20 Haziran 1995 tarihinde Lice Jandarma Komutanlığı, Savcılığın taleplerine verdiği
yanıtta, baꢀvuranın güvenlik güçleri tarafından hiç gözaltına alınmadığını ve sözkonusu
tarihte Türeli köyünde bir operasyon düzenlenmediğini bildirmiꢀtir. Komutanlık ayrıca,
baꢀvuranın köyden ayrıldığını ve çalıꢀmak amacıyla Hatay Dörtyol'a gittiğini belirtmiꢀtir.
46. 21 Haziran 1995 tarihinde, Lice Savcılığı, Memurin Muhakematı Kanunu'na dayanarak
görevsizlik kararı vermiꢀ ve dosyayı Lice Đlçe Kaymakamlığı'na göndermiꢀtir. Adıgeçen
kanuna göre, güvenlik güçlerinin yargılanması için izin gereklidir.
47. 2 ꢁubat 1996 tarihinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığı, Lice Kaymakamlığı'ndan gelen
isteğe uyarak, Jandarma Yarbay Turgut Alpı'yı baꢀvuranın iddialarını araꢀtırması için
görevlendirmiꢀtir.
2. Yarbay Alpı tarafından yürütülen soruꢀturma
48. 28 ꢁubat 1996 tarihinde Yarbay Alpı, Lice Jandarma Komutanlığı'na bir yazı göndererek
olay gününde görevli askeri personelin isimlerini ve adreslerini istemiꢀtir. Alpı, operasyon
tutanaklarını, gözaltı kayıtlarını ve gerekli diğer belgeleri de istemiꢀtir.
49. Yine 28 ꢁubat 1996 tarihinde, Yarbay Alpı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nden,
Abdürrezzak Đpek'in çağrılmasını ve köy yakma ve kaybolma iddiaları açısından, ifadesinin
alınmasını istemiꢀtir. Bu yazıya göre, Abdürrezzak Đpek 1959 doğumlu olup Diyarbakır'da
yaꢀamaktadır.
50. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Abdürrezzak Đpek'ten 8 Mart 1996 tarihinde alınan
ifadenin ve ꢀahsın kimliğinin fotokopisini Yarbay'a göndermiꢀtir.
51. Abdürrezzak Đpek, ifadesinde, Türeli köyünün nerede olduğunu bile bilmediğini ve
çocuklarının askerler tarafından götürülmediğini söylemiꢀtir. Aslında, Abdürrezzak Đpek'in bu
isimlerde çocuğu da yoktur. Kimlik fotokopisine göre, Đpek 1 Ocak 1959 doğumludur.
52. 12 Mart 1996 tarihinde, Lice Jandarma Komutanlığı yarbayın isteğine cevap vererek iki
sayfalık gözaltı tutanaklarının ve Lice Jandarması'nın günlük faaliyet defterinin iki sayfasının
fotokopisini göndermiꢀtir. Lice Jandarma Komutanı, yazısında, askerlerinin, 18 Mayıs 1994
tarihinde Türeli köyüne operasyon düzenlemediğini ve Servet ile Đkram Đpek'in gözaltına
alınmadığını ifade etmiꢀtir. Yazıda ayrıca, 18 Mayıs 1994 tarihinde, Binbaꢀı ꢁaap Yaralı'nın
komutan olduğu ve Yaralı'nın Đç Anadolu'da bir kasabaya tayin olduğu belirtilmiꢀtir. Yetki
alanına Türeli Köyü de giren Tepe Jandarma Karakolu'nun komutanı ise Baꢀçavuꢀ ꢁükrü
Günlükçü'dür. Bu ꢀahıs da ülkenin batısına tayin olmuꢀtur.
53. Yukarıda da bahsedilen yazıya ek olarak gönderilen gözaltı tutanakları Mahkeme'ye
sunulmuꢀtur. Tutanaklarda, Đkram ve Servet Đpek'in isimleri geçmemektedir. Lice Jandarma
Karakolu'nun günlük faaliyet defterinde de sözkonusu dönemde bir operasyon
düzenlenilmediği açıktır.
54. 25 Mart 1996 tarihinde, Yarbay Alpı soruꢀturma raporunu tamamlamıꢀtır. Yarbay, 18
Mayıs 1994 tarihinde Türeli köyünde operasyon düzenlenmediği ve hatta o gün güvenlik
güçlerinin köye hiç gitmediği sonucuna varmıꢀtır. Yarbay Alpı'ya göre, Abdürrezzak Đpek'in,
ifadesinde, Türeli köyünden olmadığını, evinin yakılmadığını ve çocuklarının gözaltına
alınmadığını söylemesi operasyon düzenlenmediğini kanıtlamaktadır. Alpı'ya göre, güvenlik
güçleri mensuplarının yargılanmasına izin verilmemesi gerekir, çünkü yasadıꢀı bir olay
meydana geldiğine iliꢀkin en ufak bir delil yoktur. Bu rapor Lice Kaymakamlığı'na 1 Nisan tarihinde gönderilmiꢀtir.
3. Lice Đlçe Đdare Kurulu ve Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi önündeki iꢀlemler
55. 16 Mayıs 1996 tarihinde, Lice Kaymakamı baꢀkanlığında toplanan Lice Đlçe Đdare Kurulu,
Yarbay Alpı'nın raporuna dayanarak, güvenlik güçleri mensuplarının yargılanmasına izin
vermemiꢀtir. Bu karara, iç hukuk uyarınca, re'sen itiraz edilmiꢀtir.
56. 18 Ekim 1996 tarihinde Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi itirazı reddetmiꢀ ve Đdare
Kurulu'nun yargılamama kararını onamıꢀtır. Yetkili makamlar tarafından adresi bilinmediği
için karar, Abdürrezzak Đpek'e tebliği edilememiꢀtir. Bundan dolayı, Lice Kaymakamı, kararın
bir gazetede yayımlanmasını istemiꢀtir.
57. Son olarak baꢀvuran, 21 Ocak 2000 tarihinde bir dilekçe sunmuꢀtur. Mektup, baꢀvuranın
oğullarıyla birlikte gözaltına alındığı iddia edilen Seyithan Yolur'un babası ve aynı zamanda
Sait ve Nuri Yolur'un amcası olan ꢁakir Yolur tarafından da imzalanmıꢀtır.
58. Baꢀvuranla aynı köyde yaꢀayan Yolur, baꢀvuranın iddialarını doğrulamıꢀ ve Sait ile
Nuri'nin serbest bırakılmalarına karꢀın oğlu Seyithan'ın serbest bırakılmadığını iddia etmiꢀtir.
Olaydan sonra oğlundan haber alamamıꢀtır.
59. Yolur, çeꢀitli askeri kuruluꢀlarda araꢀtırma yapmıꢀ ve bu konuda Genelkurmay
Baꢀkanlığı'na bir telgraf yollamıꢀtır.
60. Genelkurmay Baꢀkanlığı, cevabi yazısında, operasyon düzenlenmediğini ve anılan
kiꢀilerin gözaltına alınmadığını bildirmiꢀtir.
C. Sözlü Đfade
61. Dava konusu olayların taraflar arasında ihtilaflı olduğunu gözlemleyen Mahkeme,
tarafların da yardımıyla bir araꢀtırma yürütmüꢀtür. Bu açıdan, üç Mahkeme delegesi, 18 – 20
Kasım 2002 tarihleri arasında sekiz tanığın ifadesine baꢀvurmuꢀtur. Üç tanık, çağrılmalarına
rağmen gelmemiꢀtir. Tanıklardan alınan ifadeler ꢀöyle özetlenebilir:
1. Baꢀvuran
62. Tanık, 1969 yılından 1994 yılı mayıs ayına, “Hükümet mezrayı yok edene dek”, Türeli
köyü dıꢀındaki Dahlezeri mezrasında yaꢀadığını belirtmiꢀtir. Mezrada yirmi kadar aile
yaꢀamaktadır. Mezra sakinlerinin hepsi akrabadır. Baꢀvuran, sığırcılıkla ve çiftçilikle
uğraꢀmaktadır.
63. Baꢀvuran, 18 Mayıs 1994 tarihinde mezraya iki saldırının olduğunu, ilk saldırının öğle
namazı vaktinde gerçekleꢀtiğini söyler. Askerler, çocuklar dahil, tüm köylüleri (yüz kiꢀi
civarında) okulun önünde toplar. Baꢀvuranın arasının iyi olduğu muhtar o gün mezrada
değildir. Erkekler, kadınlarla çocuklardan ayrılır. Askerler kimlikleri toplar. Herhangi bir isim
çağrılmaz. Baꢀvuranın oğullarının da aralarında bulunduğu altı kiꢀi askerlerce götürülür.
Rastgele (“Sen, sen ve sen” denerek) seçilen bu kimseler askerlerin sırt çantalarını taꢀır.
Askerler diğer köylülerin kimliklerini dağıtır ve onları serbest bırakır. Bu sırada, baꢀvuran
mezranın alevler içinde olduğunu görür. Baꢀvuran, mezraya döndüğünde, diğer tüm evler gibi
kendi evinin, eꢀyalarının ve sığırlarının da yandığını görür.
64. Köylüler mallarını kurtarmaya çalıꢀır, ama saat 18.00 civarında askerler geri döner ve
köyün boꢀaltılmasını ister. Baꢀvurana göre, evini söndürmeye çalıꢀanların vurulması
emredilmiꢀtir. Uzun bir süre yürütülürler. Bu sırada, baꢀvuran, askerlerin telsizlerini dinler ve
operasyonun durdurulmasının istendiğini duyar. Askerler, yangını söndürmeye çalıꢀanların
öldürüleceğini söyler. Duruꢀmada sorgulanırken, baꢀvuran Türkçe'yi anlayabildiğini ifade
eder. Baꢀvuran, Türeli dahil, diğer köylerin de o gün yakıldığını iddia eder.
65. Baꢀvuran, saldırıların askerler tarafından gerçekleꢀtirildiğini belirtir. Askerlerin G-3 ve G- silahları taꢀıdığını, saldırı sırasında askeri araç ve helikopterler kullandıklarını anlatır.
Baꢀvuran, mezrada hiç PKK üyesi görmediğini söyler. Bölgeden uzak yerlerde PKK ile
güvenlik güçleri arasında çatıꢀmalar meydana gelse de mezra yakınlarında çatıꢀma olmamıꢀtır.
Tanık, mezrada hiç PKK üyesi olmadığını kaydeder. Sorgulanan baꢀvuran, PKK üyelerinin
mezraya gelmiꢀ olabileceğini, köylülerin de korktuklarından dolayı onlara yiyecek vermiꢀ
olabileceğini anlatır. Baꢀvurana göre, yetkili makamlar köy koruculuğu sistemi kurmalarını
önermelerine karꢀın, mezrada köy korucusu yoktur.
66. Baꢀvuran, saldırıları düzenleyen askerlerin Bolu'dan geldiklerini söyler. Bu askerlerin
yanında, Lice'den gelen askerler de vardır. Lice'den gelen askerler eskiden kontrol amaçlı
gelmektedirler. Baꢀvuran, oğulları Đkram ve Servet'in, 18 Mayıs 1994 tarihi öncesinde, hiç
gözaltına alınmadıklarını ve neden götürüldüklerini bilmediğini ifade eder. Oğlu Đkram, askeri
operasyondan iki gün önce Ankara'dan gelmiꢀtir. Diğer oğlu Servet çobanlık yapmaktadır.
67. Oğullarının nerede olduğunu öğrenmeye yönelik araꢀtırmalarla ilgili olarak baꢀvuran,
Kulp, Lice, Đstanbul, Ankara makamlarına ve Diyarbakır Đnsan Hakları Derneği'ne
baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran, 18 Mayıs 1994 olaylarını müteakip, operasyon sorumlusu komutan
Binbaꢀı Osman Duman'ın ismini bir askerden öğrendiğini beyan etmiꢀtir. Bu bilgiyi daha
önce söylememiꢀtir.
2. Sevgol Đpek
68. Tanık, sözkonusu dönemde, Đkram Đpek ile altı aylık evlidir. Kocasının, Ankara'da üç ay
kaldıktan sonra mezraya yeni döndüğünü söyler. 18 Mayıs 1994 sabahı, kayınbiraderi Servet
Đpek, aileye, mezranın askerle dolu olduğunu haber verir. Herkes mezranın dıꢀındaki okulda
toplanır. Bu arada evler ateꢀe verilir. Tanık, saldırının saat 11.00 sularında meydana geldiğini
ve evlerin öğleyin yakıldığını beyan eder.
69. Köylüler okulun dıꢀındayken askerler kimliklerini toplar. Kocası Đkram ve kayınbiraderi
Servet dahil altı kiꢀi, muhtemelen genç oldukları için, seçilirler ve askerlerin teçhizatları
askeri araçlara taꢀırlar.
70. Diğer köylülerin saat 13.00'te evlerine dönmelerine izin verilir. Ama birkaç ev dıꢀında,
kendi evleri ve eꢀyaları dahil her ꢀey yanmıꢀtır. Askerler, saat 18.00'de, köylüleri öldürme
emri alarak köye geri gelirler. Kısmen yanan veya söndürülen evler tekrar ateꢀe verilir. Tüm
köylüler mezradan çıkarılır. Tanık, telsiz konuꢀmalarından, öldürme emrinin iptal edildiğini
anladığını ifade etmiꢀtir. Saat 19.00'da serbest bırakılan köylülere mezrada kalmamaları
söylenir. Tanık, Diyarbakır'daki ailesinin yanına gider.
71. Tanığın, operasyonun Türk askerleri tarafından yürütüldüğünden ꢀüphesi yoktur. Kaç
askerin katıldığını tahmin edemez. Tanık, mezrada yaꢀayan PKK üyesi olmadığını ve PKK
mensuplarının, yardım almak için, köye geldiklerini hiç hatırlamadığını söyler. Delegeler
tarafından sorgulanırken tanık, ne eꢀinin ne de kayınbiraderinin devlet makamlarıyla bir sorun
yaꢀamadığını ifade eder. Sevgol, yetkili makamlar tarafından, yukarıda bahsettiği olaylara
iliꢀkin hiç çağrılmadığını belirtir.
3. Hakim Đpek
72. Tanık, baꢀvuranın oğlu olup Đkram ve Servet Đpek'in kardeꢀidir. Tanık, soruꢀturma konusu
olayların, 18 Mayıs 1994 günü askerlerin köye gelmesiyle baꢀladığını ifade eder. Tanık,
“genel operasyon” olarak nitelendirdiği operasyona beꢀ bin askerin katıldığını tahmin eder.
Askerler, mezraya, Hac Tepesi'nden yaya olarak gelir. Araçlarını buraya bırakır. Köylüleri
köye toplarlar, kadın ve erkekleri ayırırlar. Herkesin kimliği toplanır. Askerler, aralarında
kardeꢀleri Đkram ve Servet Đpek ile üç Yolur kardeꢀin de olduğu altı kiꢀiyi seçerler. Bu kiꢀiler
askerlerin sırt çantalarını araçlara taꢀır. Tanık, bu kiꢀilerin yaya olarak araçlara götürülüp
bindirildiğini doğrular. Askerler kimlikleri geri dağıtır. Mezraya dönen köylüler evlerinin
yanmakta olduğunu görürler. Tanık, ailesinin hayvanlarının ve eꢀyalarının yandığını söyler.
Tanığa göre, olaylar öğle vaktinde meydana gelmiꢀtir.
73. Bazı köylüler yangını söndürmeye çalıꢀır. Fakat, köylüleri öldürme emri alan askerler saat veya 17 civarı köye döner. Köylüler toplanır ve götürülür. Bununla birlikte, askeri
telsizden köylülere ateꢀ açılmaması yönünde bir emir gelir. Bunun üzerine köylülerin mezraya
dönmelerine izin verilir, ama kendilerine, evlerindeki yangını söndürmeye çalıꢀırlarsa
öldürülecekleri söylenir.
74. Delegeler tarafından sorgulanırken tanık, mezrada veya komꢀu köylerde yaꢀayan PKK
üyesi olmadığını, gelen PKK'lılara ise yardım edilmediğini, çünkü devlet makamlarının
misillemesinden korktuklarını anlatmıꢀtır. Ayrıca, yetkili makamların bu yöndeki tekliflerine
karꢀın, mezrada hiç korucu yoktur. Tanık, mezranın neden yakıldığını ve kardeꢀlerinin neden
götürüldüklerini bilmediğini söyler. Fakat, mezraya yarım saat uzaklıktaki Türeli köyünde
bazı askerlerin öldürüldüğünü anlatır. Tanık, delegelere, bölgedeki tüm köylerin yakıldığını
kaydeder.
75. Tanık, kendisinin ve babasının (baꢀvuran), kaybolan kardeꢀlerinin akıbetini öğrenmek
amacıyla, makamlara, bir çok yazılı baꢀvuruda bulunduğunu ifade eder. Makamlar, sürekli
olarak, kardeꢀlerinin gözaltında olmadığını bildirir. Tanık, Bölge Valisi'nden gelen yanıtları,
sinirlenerek yırttığını anlatır. Tanık, babasının Kiran'da karꢀılaꢀtığı bir askerin, babasına,
Operasyon Komutanı'nın ismini söylediğini ifade eder. Babası bu ismi yazmıꢀtır.
4. Mehmet Nuri Yolur
76. Tanık, Dahlezeri mezrasında doğduğunu, ama 1994 yılının baꢀlarında, Diyarbakır'da
yaꢀadığını ifade eder. Mezrada, yirmi ev vardır ve tüm aileler birbirleriyle akrabadır. Yolur,
Đkram ve Servet Đpek'i tanımaktadır. Tanık, askeri operasyondan iki gün önce mezraya döner.
Tanık, 17 Mayıs 1994 tarihinde, Bolu'dan ve diğer bölgelerden gelen askerlerin bölgeye
yerleꢀtiğini ve operasyona binlerce askerin katılmıꢀ olabileceğini söyler. Ertesi gün, tüm
köylüler okulun önünde toplanır ve köye yaya gelen askerler evleri yakar. Delegelerce
sorgulanan tanık, okulda toplanan köylülerin baꢀında beꢀ – altı askerin beklediğini ama
mezraya düzenlenen operasyona elli, altmıꢀ belki de yüz kadar askerin katıldığını tahmin eder.
77. Tanığa göre, herkesin toplandığı okul mezradan on metre uzaklıktadır. Buradan,
mezradaki alevleri görür. Köylülerin kimlikleri toplanır ve altı köylüden, (kendisi,
Abdülkerim Yolur, Sait Yolur, Seyithan Yolur, Đkram Đpek ve Servet Đpek) askerlerin sırt
çantalarını, köyün tepelik bölgesindeki araçlara taꢀımaları istenir. Sorgulanan tanık, araçların
okuldan gözükmediğini söyler. Tanık, askerlerin, Seyithan Yolur'un asker kaçağı olduğundan
dolayı Lice'ye götürülmesi gerektiğini söylediklerini anlatır. Tanık, altı kadar kiꢀinin, 9.00
veya 10.00 sularında, askerle gittiğini tahmin eder. Askeri araçlara giderken, köyden
dumanların yükseldiğini görür. Gidecekleri yere ulaꢀtıklarında, akꢀamüstü olmuꢀtur. Fakat
serbest bırakılacakları yerde, üstü açık bir askeri araca bindirilerek elli-altmıꢀ askerle birlikte
Lice'ye götürülürler. Lice'ye giderken yolda köylerden çıkan dumanları görür. Lice'ye
vardıklarında hava kararmıꢀtır. Araçlardan indirilirler ve yüzükoyun yere yatırırlar. Tanık, bu
arada baꢀka bir çok kiꢀinin getirildiğini söyler. Binanın önünde yüz elli kadar insanın yerde
yattığını tahmin eder. Kimlikleri toplanır. Tanık, kendisi ve kardeꢀlerinin (Sait ve Abdülkerim
Yolur) gözaltı odasına götürüldüklerini, burada geceyi geçirdiklerini ifade eder. Bu süre
içerisinde kötü muameleye maruz kalmazlar. Sabah kimlikleri geri verilir ve gidebilecekleri
söylenir. Đkram ve Servet Đpek'i en son yere uzandıklarında görmüꢀtür. Tanık, mezraya
döndüğünde tüm evlerin yakıldığını görür.
78. Tanık, kendisi ve iki kardeꢀinin serbest bırakılmasına karꢀın Đpek kardeꢀler ile Seyithan
Yolur'un neden gözaltında tutulduğunu bilmediğini söyler. Tanık, götürüldükleri yerin
“Lice'de büyük bir askeri yer” olduğunu ifade eder.
79. Tanığın, mezraya saldıranların G-3 taꢀıyan askerler olduğundan ꢀüphesi yoktur. Tanık,
mezrada veya civarında herhangi bir PKK faaliyetinden haberi olmadığını ve mezranın neden
yakıldığını bilmediğini; Binbaꢀı Osman Duman'ın ismini hiç duymadığını belirtmiꢀtir.
5. Abdülkerim Yolur
80. Tanık, Đpek ailesiyle aynı mezradan olduğunu, burada yaꢀayan tüm sakinlerin akraba
olduğunu anlatır. Mezraya, 17 Mayıs 1994 günü Aydın'a yaptığı bir ziyaretten sonra döner.
Askerler, 18 Mayıs 1994 günü sabah 11.00 ve öğle vakti yaya olarak mezraya saldırırlar.
Saldıranlar G-3 taꢀıdıkları için asker olduklarından emindir. Bölgenin üzerinden bir helikopter
uçar. Askerler mezraya yaya olarak gelirler. Köylüler, okulda toplanır, erkekler ve kadınlar
ayrılır. Askerler kimlikleri toplar. Köyün yandığını görür. Altı köylüden, (kendisi, Mehmet
Nuri Yolur, Sait Yolur, Seyithan Yolur, Đkram Đpek ve Servet Đpek) askerlerin sırt çantalarını,
Türeli köyüne taꢀımaları istenir. Askerler, arkada kalanlara kimliklerini geri verir, diğerlerine
vermez. Öğle vakti, yanmakta olan Türeli köyüne doğru yola çıkarlar. Saat 14.00'de, Türeli
köyünün dıꢀına ulaꢀırlar. Daha önce serbest bırakılacakları söylenmelerine karꢀın, Lice'den,
askerleri geri götürmeye gelecek askeri araçlar için bekletilirler. Tanık, Türeli'ye gitmeseler
de köylüleri görmese de köyün yanmakta olduğunu gördüğünü söyler. Gün batarken, altı
köylü bir araca bindirilir ve Lice'ye doğru yola çıkarlar. Tanığa göre, araçta yüz kadar asker
vardır. Lice'de, “Alay”a vardıklarında, köylüler yere yatırılırlar ve üçlü gruba ayrılırlar. Tanık,
yerde yatan altı kiꢀiden baꢀka kiꢀi olup olmadığını bilmemektedir. Grubun birinde Đkram ve
Servet Đpek ile Seyithan Yolur vardır. Tanık, bu kiꢀileri en son burada gördüğünü ifade eder.
Đsimler okunur. Tanığın kendisi ve kardeꢀleri Mehmet Nuri ve Sait “Alay”ın içeri alınır ve
geceyi hücre benzeri bir odada geçirirler. Kendilerine iyi davranılır. Odada tanımadıkları iki
kiꢀi daha vardır. Tanık, geceyi geçirdikleri binaya iliꢀkin ayrıntıları anımsamamaktadır.
Hücrenin kapısı kilitlidir ve korunmaktadır. Ertesi gün kimliklerini geri verilen köylüler
salıverilir. Tanık, mezraya döner ve bir-iki geceyi dıꢀarıda geçirir. Tanık, Đkram ve Servet
Đpek ile Seyithan Yolur'un neden gözaltına alındığını bilmemektedir. Tanık, bölgedeki PKK
faaliyetleri konusunda bilgi sahibi değildir ve Binbaꢀı Durmuꢀ'un ismini duymamıꢀtır.
81. Tanık, on yedi veya on sekiz köyün 18 Mayıs 1994 günü yandığını ifade eder.
6. Turgut Alpı
82. Tanık, 2 ꢁubat 1996 tarihinde, baꢀvuranın ꢀikayetlerini incelemek üzere
görevlendirildiğini ve sözkonusu dönemde, Diyarbakır'da görev yaptığını belirtir. Alpı, 18
Mayıs 1994 günü, Đkram ve Servet Đpek'in Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı'nda gözaltına
alındığına dair ve o tarihte, jandarma veya askeri birimlerce operasyon düzenlendiğini
gösteren bir belgeye ulaꢀılamadığını ifade eder. Görüꢀülen Lice Jandarma Komutanı, bu
kiꢀilerin gözaltına alınmadığını teyit eder. Soruꢀturma, Đpek kardeꢀlerin gözaltına alındığına
iliꢀkin belge yetersizliğinden sona ermiꢀtir. Tanığa göre, ordunun operasyon kayıtlarına gerek
olmadığını, çünkü Lice Đlçe Jandarma Komutanı'nın sözkonusu dönemde tüm bölgeden
sorumlu olduğunu belirtmektedir. Bolu Tugayı'nın sözkonusu tarihte bölgede görevli olma
olasılığı sorulan tanık, Lice Đlçe Jandarma Komutanı'nın bunu bilebileceğini söyler. Tanık,
Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı'ndan edindiği bilgiye dayanarak, 18 Mayıs 1994 tarihinde
veya dolaylarında bir operasyon düzenlenmediği sonucuna varır. Sorgulanan tanık, 1994'te
düzenlenen operasyonla ilgili Bolu Tugayı'ndan bilgi istemeyi gerekli görmediğini ifade eder.
Tanık, bölgeden sorumlu olan Đlçe Jandarma Komutanlığı'nın bu konuda bilgisi olabileceğini
yineler. Komutanlığın bu konuda bilgisi olup olmadığı saptanmamıꢀtır.
83. Tanık, Dahlezeri mezrasına ve Türeli köyüne gitmediğini, çünkü köylülerin buraları terk
ettiğini bildiğini ifade eder. O bölgede görev yaptığı için bölgeyi tanıyan tanık, köylülerin
köyü boꢀalttıklarını bilmektedir. Tanık, Dahlezeri mezrasının veya Türeli köyünün yakılıp
yakılmadığını teyit edememiꢀtir. Bu noktada sorgulanan tanık soruꢀturmanın kapsamının
mezranın yakıldığı iddiasına dek uzandığını gözlemlemiꢀtir. Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı
konuyu araꢀtırır ve mezranın, iddia edildiği gibi, yakılmadığı kanısına varır. Lice Đlçe
Jandarma Komutanlığı'ndan tanığa gelen yazıda, sadece, herhangi bir askeri operasyon
düzenlenmediği bildirilir. Tanık, bölgede hiçbir köyün askeri birimler tarafından
yakılmadığını ifade eder. Aksine, köylerin PKK tarafından yakıldığına bizzat tanık olmuꢀtur.
84. Tanık, soruꢀturma döneminde, Abdürrezzak Đpek'in, adı ve soyadı hariç, kiꢀisel bilgilerine
ulaꢀamadığını ifade eder. Bu isimdeki kiꢀiler Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne getirilerek
sorgulanmıꢀ, ama bu kimselerin sözkonusu kiꢀi olmadığı sonucuna varılmıꢀtır. Ailenin diğer
üyeleri ve köylüler sorgulanamamıꢀtır, çünkü adresleri bilinmemektedir. Ayrıca, sözkonusu
dönemde bölgede yoğun olarak PKK eylemleri vardır. Tanık, Đpek kardeꢀlerin gözaltına
alınmadığının saptanamadığını ve bölge dıꢀına atandığı için Yüzbaꢀı ꢁahap Yaralı'nın
sorgulanmadığını belirtir.
7. ꢁahap Yaralı
85. Tanık, 1994 yılında, Lice Đlçe Jandarma Komutanı olduğunu ve Tepe Jandarma
Karakolu'ndan da sorumlu olduğunu teyit eder. Sorumlulukları arasında Türeli köyü de vardır.
Tanık, yeminli ifadesinde, 18 Mayıs 1994 tarihinde, bölgede askeri operasyon
düzenlenmediğini belirtir. Tanığa göre, o gün, jandarma veya askerler tarafından veya ortak
bir operasyon düzenlenseydi, Đlçe Jandarma Komutanlığı'nın operasyon defterinde kayıtlı
olması gerekirdi. Tanık, Bolu Komando Tugayı dahil, Silahlı Kuvvetler'in, düzenlenecek
operasyon konusunda Komutanlığı bilgilendirdiğini ve planlı askeri operasyonların
bildirilmesinin yerleꢀik bir uygulama olduğunu ifade eder.
86. Tanık, soruꢀturması sırasında, Dahlezeri mezrasına veya Türeli köyünü ziyaret etmesinin
soruꢀturmaya bir katkısı olmayacağını, bölgede yoğun PKK faaliyeti olduğunu ve köylülerin,
PKK tarafından köylerini terk etmeye zorlandığını belirtir. Tanık, bir görevlinin Dahlezeri
mezrası sakinlerini sorguladığına iliꢀkin bir tutanağın olması gerektiğini söyler. Tanık,
güvenlik güçlerinin köy yakma veya köy boꢀaltma olaylarıyla ilgisi olmadığını vurgular.
87. Sorgulanan tanık, gözaltına alınan bütün kiꢀilerin gözaltı tutanağına kayıt edildiğini
yineler. Bu kayıtlara göre, Đpek kardeꢀler gözaltına alınmamıꢀtır. Tanık, jandarma
karakolunda gözlem altında tutulan kimselerin isimlerinin kayıt edilmediğini ifade eder.
88. Tanığa, görevde olduğu dönemde, Binbaꢀı Osman Durmuꢀ'un adını duyup duymadığı
sorulur. Tanık, Binbaꢀı Osman Durmuꢀ'un, yerel seçimleri izlemekle görevli taburlardan
birine danıꢀmanlık sıfatıyla, bölgede olduğunu anımsar.
8. ꢁükrü Günlükçü
89. Tanık, Ekim 1993 ile Temmuz 1994 tarihleri arasında, Tepe Jandarma Karakol
Komutanı'dır. Türeli köyünün ve sakinlerinin güvenliğinden sorumludur. Bununla birlikte,
Tepe Jandarma Karakolu'nda görevli olduğu dönemde, Türeli'ye ve Dahlezeri'ye hiç
gitmemiꢀtir. Tanık, ücra köylere gidemediklerini, çünkü araçlarının olmadığını söyler. Tanık,
komutanlığı altındaki askerlerin, soruꢀturma amacıyla köye gitmiꢀ olabileceğini kabul eder.
Tanık, 18 Mayıs 1994 günü, bölgede, kendi askerleri ve Bolu Komando Birimi tarafından bir
operasyon düzenlenmediğini ifade eder. Operasyon düzenlenmesi halinde kendisine 24 saat
öncesinden haber verildiğini söyler.
90. Tanığa göre, bölgede çok ꢀiddetli terör eylemleri sözkonusu olduğundan, köylüler
köylerini terk ederek Diyarbakır gibi daha güvenli yerlere göç etmiꢀtir. Tanık, köylüleri
gitmemeleri konusunda ikna etmeye çalıꢀmıꢀtır. Köylüler kendisine, köylerine gelen, zorla
yiyecek alan ve oğullarını kaçıran teröristlerden rahatsız olduklarını anlatmıꢀtır. Tanık, yetkili
makamların, köylerin boꢀaltılması emrini verdikleri ve bölgedeki göçten sorumlu olduklarına
iliꢀkin iddiaları reddeder.
91. Tanık, Dahlezeri köyündeki olaylarla ve baꢀvuranın oğullarının askerler tarafından
götürüldüğü iddiasına iliꢀkin olarak, görevli olduğu dönemde, kendisine böyle bir bilgi
ulaꢀmadığını savunmuꢀtur. Böyle bir olayın olması durumunda, kendisinin soruꢀturma açarak
bağlı olduğu Đlçe Jandarma Komutanlığı'na haber vermesi gerektiğini anlatır. Kaybolan
kimseler hakkında, Abdürrezzak Đpek veya bir baꢀka kiꢀi tarafından bir baꢀvuru yapılmamıꢀtır.
Tanık, yetkili makamlar tarafından, baꢀvuranın Mahkeme önündeki iddiaları açısından hiç
sorgulanmadığını beyan eder. Tanık, bölgede görevli Binbaꢀı Osman Durmuꢀ ismini hiç
duymamıꢀtır. Bununla birlikte, sözü edilen Binbaꢀı'nın baꢀka bir kısımda olabileceğini veya
kullanılmayan bir okula yerleꢀmiꢀ bulunan Lice Piyade Taburu'nda görevli olabileceğini ifade
eder.
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. Anayasa
92. Türk Anayasası'nın 125. maddesinin ilgili bölümü aꢀağıdaki gibidir:
"Đdarenin her türlü eylem ve iꢀlemlerine karꢀı yargı yolu açıktır…
Đdare, kendi eylem ve iꢀlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."
93. Bu hüküm olağanüstü hal ve savaꢀ hali de dahil olmak üzere hiçbir sınırlamaya tabi
değildir. 125. maddenin son hükmü, "sosyal risk" kuramına dayalı mutlak ve objektif
sorumluluk taꢀıyan idarenin, sorumlu tutulabilmesi için mutlaka hatalı olduğunun
kanıtlanmasını da gerekli kılmamaktadır. Dolayısıyla, idare, kimliği belirsiz kiꢀilerce ya da
teröristlerce iꢀlenen fiillerden zarar gören ꢀahıslara, kamu düzeni ve güvenliğiyle ya da
bireysel yaꢀam ve mülkiyetin korunmasıyla ilgili görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle
tazminat ödeyebilir.
94. Đdari sorumluluk ilkesi OHAL ile ilgili 2935 sayı ve 25 Ekim 1983 tarihli Kanun'a da
yansımıꢀtır:
“... idare mahkemelerinde, idare aleyhine, bu Kanunun öngördüğü yetkilerin kullanılmasına
iliꢀkin olarak, tazminat davası açılabilir.”
B. Cezai Sorumluluk
95. Türk Ceza Kanununa göre aꢀağıdaki fiilleri iꢀlemek suçtur:
(a) bir kimseyi gayri meꢀru bir biçimde kiꢀi özgürlüğünden mahrum bırakmak (m.179,
memurlar bakımından m.181),
(b) bir kimseye iꢀkence ve kötü muamelede bulunmak (m. 243 ve 245),
(c) kazara adam öldürmek (m.452 ve 459), kasten adam öldürmek (448) ya da cinayet (450).
(d) bir ꢀeyi iꢀlemek veya iꢀlemesine müsaade etmek ya da o ꢀeyi iꢀlememeye mecbur etmek
bir kimseyi zorlamak (m.188);
(e) tehdit etmek (m.191);
(f) bir kimsenin evini yasadıꢀı aramak (m.193 ve 194);
(g) kundakçılık yapmak (m.369, 370, 371, 372) veya hayati tehlikeye yolaçan kundakçılık
(m.382),
(h) dikkatsizlik, ihmal ve tecrübesizliğe dayanan kundakçılık fiili (m.383); veya
(i) bir baꢀkasının malına kasıtlı olarak zarar vermek (m.526 vd.).
96. Bu suçların tümünde, ꢀikayetler, CMUK m. 151 ve 153 uyarınca Cumhuriyet Savcılığı'na
ya da mahalli idari makamlara yapılabilir. Savcı ve polis kendisine bildirilen suçları
araꢀtırmakla mükelleftir. Savcı CMUK m.148 uyarınca bir soruꢀturma açılıp açılmayacağına
karar verir. ꢁikayetçi, Savcı'nın soruꢀturmaya gerek olmadığı yönündeki kararını temyiz
edebilir.
97. ꢁikayet konusu fiilleri iꢀlediğinden ꢀüphe edilenler askeri personelse, verilen emirlere
uymadıklarında, Askeri Ceza Kanunu'nun 86 ve 87. maddelerine uyarınca, zarara sebebiyet
vermek, insan yaꢀamını tehlikeye düꢀürmek ve mala zarar vermekten kovuꢀturulabilirler. Bu
durumda, soruꢀturma CMUK'a göre yetkili makam nezdindeki (asker olmayan) ꢀahıslarca ya
da zanlının hiyerarꢀik üstü tarafından baꢀlatılabilir (Askeri Mahkemelerin Kuruluꢀ ve
Đꢀleyiꢀine iliꢀkin 353 Sayılı Kanun'un 93 ve 95. maddeleri)
98. Bir suçun faili olduğu iddia edilen kimse, suçu iꢀlediği sırada Devlet görevlisi ya da
memursa, hakkında soruꢀturma açılabilmesi için yerel idare kurullarından lüzum-u muhakeme
kararı alınmalıdır (Đl Genel Meclisi Đdare Kurulu). Yerel idare kurullarının bu türden kararları
Danıꢀtay'da temyiz olunur; men-i muhakeme kararları re'sen incelenir.
C. Tazminata iliꢀkin hükümler
99. Memurlar tarafından iꢀlenen maddi ve manevi zarara sebebiyet veren herhangi bir yasadıꢀı
fiil, ister cürüm ister iꢀkence, genel hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası konusu
olabilir. Borçlar Kanunu'nun 41. maddesi uyarınca, gerek kasten gerek ihmal ve savsaklama
yahut tedbirsizlik nedeniyle haksız bir surette diğer kimseye zarar veren ꢀahıs, o zararın
tazminine mecburdur. Maddi kayıplar, Borçlar Kanunu'nun 46. maddesi, manevi kayıplar ise
yine aynı Yasa'nın 47. maddesi uyarınca hukuk mahkemeleri tarafından tazmin edilir.
100. Đdare aleyhindeki davalar, duruꢀmaların yazılı usulde görüldüğü idare mahkemelerinde
açılır.
101. Terörist ꢀiddetin sebep olduğu zararlar ise Sosyal Yardımlaꢀma ve Dayanıꢀma Fonu
tarafından karꢀılanabilir.
D. 285 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Etkisi
102. 1985 yılından bu yana, Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde, güvenlik güçleri ile PKK
üyeleri arasında ciddi karmaꢀa ve çatıꢀma yaꢀanmaktadır.
Bu çatıꢀma, Hükümet'e göre, binlerce sivilin ve güvenlik gücü mensubunun yaꢀamına mal
olmuꢀtur.
103. Olağanüstü Hal Kanunu (Kanun no.2935, 25 Ekim 1983) uyarınca iki önemli Kanun
Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılmıꢀtır. Birincisi 10 Temmuz 1987 tarihinde çıkarılan Sayılı KHK olup, onbir güneydoğu ilinin onunu kapsayan bir Olağanüstü Hal Bölge
Valiliği kurmaktadır. Anılan KHK'nin 4. maddesinin (b) ve (d) fıkraları uyarınca tüm özel ve
genel kolluk kuvvetleriyle Jandarma Asayiꢀ Komutanlığı, Bölge Valisi'nin emrine
verilmektedir.
104. Terör suçlarının sözkonusu olduğu durumlarda, Cumhuriyet Savcıları'nın yetkileri,
Türkiye genelinde kurulmuꢀ bulunan Devlet Güvenlik Mahkemelerine (DGM) ve bunların
Savcıları'na geçer.
105. Olağanüstü hal bölgesinde görev yapan güvenlik gücü mensuplarının iꢀlediği suçlar
bakımından da Cumhuriyet Savcıları'nın yetkileri bulunmamaktadır. 285 sayılı KHK'nin 4§1
hükmü, Bölge Valisi'nin emrindeki tüm güvenlik görevlilerinin, görevleri sırasında iꢀledikleri
suçlar bakımından 1914 Sayılı Memurin Muhakematı Kanunu'na tabi olacaklarını
öngörmektedir. Bu arada bir baꢀka kanun, 1914 Sayılı Kanun'un yerini almıꢀtır. Dolayısıyla,
güvenlik güçleri tarafından suç iꢀlendiği ihbarını alan herhangi bir Savcı görevsizlik kararı
vererek dosyayı Đdare Kurulu'na göndermekle mükelleftir. Memurlardan oluꢀan idare
kurullarına Vali baꢀkanlık eder. Kurul tarafından verilen men-i muhakeme kararları Danıꢀtay
tarafından re'sen incelenir. Lüzum-u muhakeme kararı alındıktan sonra davayı soruꢀturma
görevi savcınındır.
106. Đkincisi 16 Aralık 1990 tarihinde çıkarılan 430 Sayılı KHK'dir. Bu KHK de Bölge
Valisi'nin yetkilerini güçlendirmiꢀtir. Örneğin, Bölge Valisi görev alanı içindeki yargıçlar ve
savcılar da dahil olmak üzere kamu görevlilerinin ve çalıꢀanlarının bölge dıꢀına nakline karar
verebilir. Đlgili KHK'nin 8. maddesi ꢀöyledir:
"Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Đçiꢀleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve
olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yet-kilerin kullanılması ile ilgili her
türlü karar ve tasarruflarından dolayı bunlar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk
iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine baꢀvurulamaz. Kiꢀilerin
sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten tazminat talep etme hakları saklıdır."
HUKUK
I. MAHKEMENĐN KANITLARA VE OLAYLARA ĐLĐꢁKĐN DEĞERLENDĐRMESĐ
A. Tarafların Đddiaları
1. Baꢀvuran
107. Baꢀvuran, Mahkeme önündeki yazılı ve sözlü ifadelerinde Dahlezeri mezrasının
yakıldığını, iki oğlunun güvenlik güçlerince kaçırıldığını, gözaltında öldüklerini ve
yetkililerin bu konulara iliꢀkin yeterli bir soruꢀturma yürütmediklerini iddia ederek
Mahkeme'den Sözleꢀme'nin 2,3,5,13,14 ve18. maddeleri ile 1 No.'lu Protokolün 1.
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmasını istemiꢀtir.
2. Hükümet
108. Hükümet baꢀvuranın iddialarına karꢀı çıkarak Ankara'da yapılan tanık dinleme
duruꢀmasında verilen ifadelerin, baꢀvuranın iddialarının dayanaksız olduğu ve Sözleꢀme'nin
hiçbir maddesinin ihlal edilmediği sonucunu çıkardığını iddia etmektedir.
B. Genel Đlkeler
109. Mahkeme, kanıtları değerlendirirken kullandığı “makul ꢀüpheye yer vermeyecek” kanıt
standardını teyit eden son zamanlardaki kararlarını hatırlatır ( Orhan v. Türkiye , no. 25656/94,
§ 264, ECHR 2002; Tepe v. Turkey , no. 27244/95, § 125, 9 Mayıs 2003; ve Yöyler v.
Türkiye , no. 26973/95, § 52, 24 Temmuz 2003). Bu tür bir kanıt yeterince ciddi, açık,
belirgin ve tutarlı çıkarımlardan ya da çürütülmemiꢀ karinelerden neꢀ'et edebilir. Bu bağlamda,
tarafların kanıtlar toplanırken takındıkları tutum gözönünde bulundurulmalıdır (bkz. 18 Ocak tarihli Đrlanda-Birleꢀik Krallık kararı, Series A no. 25, s.65, § 161).
110. Mahkeme, üstlendiği rolün ikincil niteliği hususunda duyarlıdır ve ilk derece
mahkemesinin görevini üstlenmekte ihtiyatlı olmak zorundadır, meğer ki böyle bir rolü belli
bir davanın özel koꢀulları kaçınılmaz kılsın. Bununla birlikte, gözaltına alındıktan sonra bir
kimsenin kaybolması ve Devlet görevlilerince malın-mülkün yok edilmesi durumunda, bazı iç
kovuꢀturma ve soruꢀturma süreçleri zaten iꢀletilmiꢀ olsa bile, Mahkeme özellikle kapsamlı bir
inceleme yapmak zorundadır (bkz. mutatis mutandis , Orhan v. Turkey , y.a.g, § 265).
C. Mahkeme'nin Sözleꢀme'nin 38/1 hükmüne iliꢀkin mülahazaları
111. Sözleꢀme'nin 38/1-a hükmü aꢀağıdaki gibidir:
“Mahkeme, kendisine gelen baꢀvuruyu kabul edilebilir bulduğu takdirde,
a) Olayları saptamak amacıyla, tarafların temsilcileriyle birlikte baꢀvuruyu incelemeye
devam eder ve gerekirse, ilgili Devletlerin, etkinliği için gerekli tüm kolaylıkları
sağlayacakları bir soruꢀturma yapacaktır…”
112. Mahkeme, Sözleꢀme'nin eski 25. maddesi (ꢀimdiki 34.madde) uyarınca oluꢀturulan
bireysel baꢀvuru sisteminin etkin bir biçimde iꢀleyebilmesi için, baꢀvuruların uygun ve etkili
bir biçimde incelenebilmesini mümkün kılacak her türlü kolaylığın Devletler tarafından
sağlanmasının çok önemli olduğunu tekrarlar ( Orhan kararı , y.a.g, § 266, ve Tanrıkulu v.
Turkey [GC], no. 23763/94, § 70, ECHR 1999-IV). Bir baꢀvuranın, haklarının Devlet
görevlileri tarafından ihlal edildiği suçlamasında bulunduğu bu nitelikteki davalarda, sadece
davalı Devlet bu iddiaları destekleyici ya da çürütücü bilgilere ulaꢀabilmektedir. Hükümet'in
makul bir açıklama getirmeksizin elindeki bu tür bilgileri vermemesi baꢀvuranın iddialarının
temelsiz olduğu çıkarımına yol açabileceği gibi, davalı Devlet'in Sözleꢀme'nin 38/1-a hükmü
uyarınca yüklendiği yükümlülüklere olumsuz bir yaklaꢀım sergilediğini de gösterir ( Timurtaꢀ
v. Turkey , no. 23531/94, §§ 66 ve 70, ECHR 2000-VI). Aynı durum, bir davadaki olayların
saptanmasını etkileyecek bir tanığın Devlet tarafından duruꢀmaya çıkarılamamasında da
geçerlidir.
113. Yukarıdaki ilkeler ıꢀığında Mahkeme, davanın olay ve olgularını tespit ederken
kendisine yardımcı olma konusundaki tutumunu incelemiꢀtir.
114. Bu bağlamda, baꢀvuranın kayıp oğullarının kaderi ve malının-mülkünün yok edilmesine
iliꢀkin ꢀikayetlerini gözönüne alan Mahkeme, baꢀvuranın davasının temelde 18 Mayıs 1994
tarihinde Dahlezeri mezrasında askeri bir operasyon yürütülüp yürütülmediği çevresinde
döndüğüne dikkat çeker. Hükümet, sözkonusu dönemde anılan mezra çevresinde askerlerin ve
jandarmaların faaliyette bulunduğunu ısrarla reddetmektedir. Bu iddianın makullüğü
baꢀvuranın ve gösterdiği tanıkların Mahkeme Delegelerine verdikleri ifadeler ıꢀığında
incelenmelidir. Sözlü ifadeler, özellikle de yazılı ifadelerin güvenilirliği bundan dolayı çok
titiz bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Bu bağlamda baꢀvuranın mülkünün yok edildiğini
gösteren fotografik ya da diğer adli kanıtların bulunmadığına, olay günü mezradaki askerlerin
mevcudiyetiyle ilgili bağımsız görgü ꢀahitlerinin olmadığına, baꢀvuranın oğullarının
gözaltında görüldüğüne iliꢀkin hiçbir ihbarda bulunulmadığına ve her iki tarafça Mahkeme'ye
sunulan kanıtların kendi iddialarını kanıtlamaya yönelik özellikler taꢀıdığına dikkat
çekilmelidir.
115. Mahkeme, tıpkı Delegeler gibi, sınırlı sayıda tanığın ifade verdiğini yakından gözönünde
bulundurmalıdır. Ayrıca, baꢀvuran lehinde ifade veren tüm tanıklar bir ꢀekilde ya baꢀvuranla
iliꢀkilidir ya da aynı çevreye ya da küçük gruba mensuptur. Baꢀvuranın ve tanıklarının, büyük
kiꢀisel korkulara ve acılara iliꢀkin sorunlarla ilgili ifade veren, olaylara iliꢀkin yorumları
duygusallıktan etkilenme tehlikesi taꢀıyan, basit ve sıradan insanlar olduklarına dikkat
çekilmelidir.
116. Ayrıca, olayların üzerinden belli bir süre geçmesi tanıkların olayları ayrıntılı ve doğru bir
biçimde hatırlamalarını da etkilemiꢀtir. Bu davada, Delegelerin önünde ifade veren
tanıklardan yıllar önceki olayları hatırlamaları istenmiꢀtir.
117. Mahkeme, sözkonusu dönemde baꢀvuran ve tanıklarının yaꢀadıkları bölgenin, PKK ve
güvenlik güçleri arasındaki ꢀiddetli mücadeleye sahne olan daha geniꢀ bir bölgenin parçası
olduğunu da gözardı edemez. Baꢀvuranın yakın çevresi de dahil olmak üzere bu bölgede
yaꢀayan birçok kiꢀinin PKK davasına sempatiyle bakabilecekleri ve hükümet güçlerine karꢀı
dayanaksız iddialarda bulunarak onların güvenilirliklerini zedeleme fırsatı yakalamaya
çalıꢀabilecekleri de ihtimal dahilindedir.
118. Delegelerin önünde verilen ifadelere verilmesi gereken ağırlık değerlendirilirken bu
etkenler gözönünde bulundurulmalıdır. Mahkeme Delegelerinin yalnızca sınırlı sayı da tanığı
dinlediğine de dikkat çekilmelidir. Baꢀvuranın karısı Fatma, Seyithan Yolur'un babası ꢁakir
Yolur baꢀvuranın hem ilgili hem de maddi tanıklarıdır. Fakat Delegelerin önüne çıkamadan
her ikisi de ölmüꢀtür. Duruꢀma yapılmadan önce Delegelere, baꢀvuranın oğluyla birlikte
gözaltına alındığı iddia edilen Sait Yolur'un ruhsal durumu nedeniyle ifade veremeyeceği
bildirilmiꢀtir.
119. Hükümet adına ifade vermek üzere çağrılan iki tanığın duruꢀmaya katılmaması da
Mahkeme için üzüntü vericidir. Olayların vuku bulduğu sırada Türeli köyünün Muhtar'ı olan
Mehmet Sönmez'in ifade vereceği gün (20 Kasım 2002), Delegelere, fikrini değiꢀtirerek ifade
vermekten vazgeçtiği ve Diyarbakır'a geri dönmeye karar verdiği bildirilmiꢀtir. Mahkeme
Hükümet'ten, Mehmet Sönmez'in ifade vermekten son dakikada kendi iradesiyle vazgeçtiğini
teyit eden yeminli bir ifadesini almasını talep etmiꢀtir. Bu talebin sonrasında, Hükümet,
Mahkeme'ye, 6 Ocak 2003 tarihindeki bir duruꢀmada tanığın Yargıç Yaꢀar Turan'a verdiği bir
ifadenin de yer aldığı bir mahkeme tutanağı göndermiꢀtir. Sözkonusu ifade ꢀöyledir (çeviri):
“Tanık Abdullah oğlu, 1952 doğumlu Mehmet Sözen 500 Evler, 23. Cadde No: 24 Diyarbakır
adresinde ikamet etmektedir. Taraflardan Abdürrezzak Đpek'i tanımaktadır. Tanık olarak
gösterilmiꢀtir. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dıꢀ Đliꢀkiler Genel Müdürlüğü'nün
yazısı tanığa okunmuꢀ, olayla ilgili olarak yemin ettirilmiꢀ ve kendisine sorulmuꢀtur:
TANIK ĐFADESĐNDE: “18 ve 20 Kasım 2002 tarihleri arasında Ankara'da gerçekleꢀtirilen
tanık dinleme duruꢀmasında ifade vermeyi reddettiğim doğrudur. Đfade vermekten
kaçınmamın nedeni iddia konusu olayın vuku bulduğu yer ile ikamet ettiğim yer arasındaki
mesafenin yaklaꢀık 8 km olmasıdır. Sözkonusu köyün muhtarı olsam da, olay günü güvenlik
güçleriyle teröristler arasında yoğun çatıꢀmalar yaꢀandığı için dıꢀarıya hiç çıkmadım. Dıꢀarıya
çıkmadığım için de hiçbir ꢀey görmedim. Olay hakkında hiçbir ꢀey bilmediğim için de ifade
vermek istemedim.
120. Mahkeme, tanığın Ankara'da fikrini değiꢀtirmesi için hiçbir neden olmadığını
düꢀünmektedir. Duruꢀmada ifade vermeme nedenlerini doğrudan Delegelere de
açıklayabilirdi. Tanığın ifade vermeyi reddetmek için haklı nedenleri olup olmadığını, eğer
varsa Ankara'daki duruꢀmanın çekiꢀmeli niteliğine uygun düzenlemelerin tanığın kimi özel
isteklerini karꢀılamaya yetecek ölçüde olup olmadığını Delegeler belirlemeliydi. Olayda,
Mahkeme'ye ayrıntıları çapraz incelemeye tabi tutulmamıꢀ bir ifade sunulmuꢀtur. Bu ꢀartlarda
Mahkeme bu ifadenin içeriğini, Delegelere verilen diğer ifadelerle tutarlı olduğu, ya da
çeliꢀtiği ölçüde dikkate alacaktır.
121. Bununla birlikte, Mahkeme, Hükümet'in tanıklarını duruꢀmaya çıkaramamasına iliꢀkin
olarak zıt çıkarımlara varmayı uygun bulmamaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, tanıktan, resmi
bir görev ifa ederken meydana geldiği iddia edilen olaylarla ilgili ifade vermesi beklense de,
duruꢀma sırasında bir Devlet görevlisi olmadığına dikkat çeker.
122. Mahkeme için asıl ilgi çekici olan General Yavuz Ertürk'ün duruꢀmaya katılmamasıdır.
Delegeler Hükümetle yaptıkları yazıꢀmalar sonucunda General Yavuz Ertürk'ün, eğer
meydana gelmiꢀse, olay günü baꢀvuranın mezrasının çevresindeki askeri operasyonun
düzeyinin açıklığa kavuꢀturulmasında kendilerine yardımcı olacak hem ilgili hem de maddi
bir tanık olduğuna karar vermiꢀlerdir. Delegeler, baꢀvuranın mezrası civarındaki bölgede
meydana gelen aynı dönemdeki olaylar nedeniyle yapılan diğer baꢀvurularda da, hem
Mahkeme'nin hem de eski Komisyon'un yürütülen askeri operasyonların niteliğini, emir-
komuta zincirini ve iddia konusu olaylarla ilgili operasyonların merkezlerini tespit etmekte
yaꢀadığı güçlüklerin de farkındadır.
123. Delegeler General Yavuz Ertürk'ün daha önceki bir davada Ekim 1993'de Kulp-Lice-
Muꢀ bölgesinde yürütülen büyük bir askeri operasyon hakkında Komisyon Delegeleri'ne ifade
verdiğinin de farkındadır. (Akdeniz ve Diğerleri-Türkiye, no. 23954/94, 31 Mayıs 2002).
Ayrıca üstte bahsedilen Orhan davasında ifade almak üzere Komisyon Hükümet'ten bölgede
Bolu Tugayı tarafından yürütüldüğü iddia edilen askeri operasyonların komutanının
belirlenmesi ve Delegelerin önüne çıkmasının sağlanmasını talep etmiꢀtir. Komisyon'un
hatırlatmalarına rağmen tanık dinleme duruꢀmasının ancak ikinci gününde Hükümet “bölgede
yürütülen operasyonlarda sorumlu subayın General Yavuz Ertürk” olduğunu belirtmiꢀtir.
Hükümet, Mayıs 2001'deki sözlü duruꢀma sırasında General Yavuz Ertürk'ün Bolu Tugayı'nın
komutanı olduğu, üstte bahsedilen Akdeniz ve Diğerleri davasında Delegeler Komitesi'ne
zaten ifade vermiꢀ olduğu ve baꢀka bir bilgiye de sahip olmadığı için tekrar Komite'nin önüne
çağrılmadığını da ilave etmiꢀtir. Hükümete göre, Orhan davasında, Komite önünde önceki
ifadelerin tekrarlanmasında bir yarar görülmemiꢀtir.
124. Orhan davasında olduğu gibi, Mahkeme General Yavuz Ertürk'ün ifadesinin, bu davanın
olaylarına iliꢀkin olarak Hükümet'in konumunun belirlenmesinde temel olacağını
düꢀünmektedir. Fakat Hükümet, adıgeçenin duruꢀmada hazır bulunmamasına iliꢀkin hiçbir
makul açıklama getirmeksizin sadece 4 Kasım 2002 tarihinde Mahkeme'ye gönderdiği bir
yazı ekinde yer alan bir ifadeyi sunmakla yetinmiꢀtir. Sözkonusu yazıda Hükümet, ꢀu
hususları belirtmiꢀtir: “...Yetkililerimiz General Yavuz Ertürk'ün, iddia konusu yer ve
zamanlarda hiçbir askeri operasyon yürütülmemesinden dolayı iddia konusu olaylarla ilgili
herhangi bir malumatı olmadığı gerekçesiyle duruꢀmaya katılmasının gerekli olmadığını
düꢀünmektedirler. Bu bağlamda, General Ertürk'ün ifadesinin bu baꢀvuruya hiçbir hukuki
yarar sağlamayacağı açıktır. Ayrıca, General Ertürk Akdeniz ve diğerleri davasında da
dinlenmiꢀtir.” 13 Kasım 2002 tarihli cevabi yazıda Sekreterya Hükümet'e, Mahkeme
Baꢀkanı'nın Hükümet'in dikkatini Sözleꢀme'nin 38/1 hükmüne özellikle de sözleꢀmeci
Devletlerin Mahkeme tarafından yürütülen bir incelemenin etkili bir biçimde yapılması için
gerekli her türlü yardımı sağlama yükümlülüklerine çekmek istediğini bildirmiꢀtir. Mahkeme
Baꢀkanı ayrıca, Hükümet'e Orhan davasında bir tanığın olayların değerlendirilmesiyle ilgili
olup olmadığı ya da ne ölçüde ilgili olduğu değerlendirmesinin Mahkeme tarafından
yapılması gereken bir husus olduğunu da hatırlatmıꢀtır.
125. Bu baꢀvurunun arka planını oluꢀturan olayların Mayıs 1994'te Lice bölgesinde meydana
geldiğine dikkat çekilmelidir. Akdeniz ve Diğerleri davasında ifade verirken General
Ertürk'ten bu davadakinden farklı bir dönemde (Ekim 1993) ve yerde (Alaca köyü) meydana
gelen olayları anlatması istenmiꢀtir. Bu arka plan karꢀısında, Mahkeme, o davadaki olaylarla
ilgili değerlendirmesinin bu davayla ilgili olup olmadığına ya da ne ölçüde ilgili olduğuna
karar verme görevinin kendisine ait olduğunu tekrarlar.
126. Dolayısıyla, Mahkeme General Ertürk'ün duruꢀmaya katılmamasıyla ilgili olarak
Hükümet'in tutumuna iliꢀkin sonuçlar çıkarabileceğini düꢀünmektedir.
127. Bu ꢀartlar altında ve davalı Hükümet'in Sözleꢀme yargılaması sırasındaki iꢀbirliğinin
önemine değinerek ve bu nitelikteki kanıt toplama iꢀinin ortaya çıkardığı kaçınılmaz
zorlukları gözönünde bulundurarak Mahkeme, Hükümet'in Sözleꢀme'nin 38/1 hükmü
uyarınca üstlendiği, Mahkeme'ye olayların tespitinde gerekli tüm kolaylıkları sağlama
yükümlülüğünü yerine getirmekte yetersiz kaldığı sonucuna varmıꢀtır.
D. Mahkeme'nin bu davadaki olaylara iliꢀkin değerlendirmesi
1. Dahlezeri mezrasında 18 Mayıs 1994 tarihinde bir operasyon yürütülmesiyle ilgili olarak
128. Üstteki mülahazalar gözönünde bulundurularak, 18 Mayıs 1994 tarihinde Dahlezeri
mezrasında meydana gelen olaylara iliꢀkin olarak baꢀvuran ve tanıklarının verdikleri
ifadelerdeki güçlü tutarlılık düzeyi gözlemlenebilmektedir. Hepsi de, baꢀvuranın iç hukuk
yetkililerine vermiꢀ olduğu ifadelerde (bkz. üstte 26-30. paragraflar) ve baꢀvuru formunda
belirttiği olay anlatımına büyük ölçüde uygun bir biçimde 18 Mayıs günü, biri sabah biri de
öğleden sonra olmak üzere iki askeri operasyon yapıldığını doğrulamıꢀlardır.
129. Baꢀvuranın, Delegelere, yetkililere verdiği ifadelerden daha ayrıntılı bir olay anlatımı
sunduğu doğrudur (bkz. üstte 62-67). Fakat, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin olgusal temelde ilk kez
Delegeler Komitesi'nin yaptığı tanık dinleme duruꢀması vesilesiyle incelendiğine dikkat
çekilmelidir. Baꢀvuran, Delegeler Komitesi'ne verdiği, mezraya PKK militanlarının hiç
gelmedikleri yolundaki ilk ifadesiyle çeliꢀse de, Mahkeme bunun, bir tanık olarak baꢀvuranın
genel güvenilirliğini zedelemediğini düꢀünmektedir. Baꢀvuran, Delegelerin gerçekleri tespit
edebilmesi için olayları hatırlamak zorunda bırakılmıꢀtır. Fakat, baꢀvuranın duygularının
sözkonusu günde meydana gelen önemli olayların hatırlanmasını engellediğine iliꢀkin hiçbir
belirti yoktur.
130. Baꢀvuranın operasyonun komutanının ismini bildiğine aꢀırı vurgu yaptığına dikkat
çekilmelidir. Fakat, Mahkeme bilgi kaynağı belirtilmediği ve Delegeler tarafından
sorgulanmadığı, ayrıca baꢀvuran tarafından oğullarının nerede olduğuna iliꢀkin dilekçe
verilirken bu yönde bir bilgi yetkililerin dikkatine sunulmadığı için bu iddiaya hiçbir ağırlık
vermeyecektir.
131. Mehmet Nuri Yolur, verdiği ifadede 17 Mayıs günü mezrada askerlerin mevcudiyetine,
mezrada yaꢀayanların meydanda toplandıklarına, evlerinin yakıldığına ve 18 Mayıs günü
mezra sakinlerinden altısının götürüldüklerine değinmiꢀtir. Delegelere verdikleri ifadelerde,
Hakim Đpek ve Abdülkerim Yolur, olayları ikna edici ve etkileyici bir biçimde anlatmıꢀlardır.
Adıgeçenler 18 Mayıs günü mezrada bir operasyon yapıldığını kesin bir biçimde
hatırladıklarını söylemiꢀlerdir. 18 Mayıs günü köye askerlerin geldiği Sevgol Đpek'in
ifadesinde de doğrulanmıꢀtır. Đpek'in ifadesi, baꢀvuranın ifadesinde belirtilen mezra
meydanında toplanma ve ana gruptan altı köylünün seçilerek götürülmeleri iddialarını teyit
etmiꢀtir.
132. Mahkeme, sakin bir kiꢀiliğe sahip ve meydana gelen olaylara iliꢀkin görece kayba
uğramamıꢀ bir hafızayla ifade veren Sevgol Đpek'i güvenilir bir tanık olarak bulmuꢀtur.
Baꢀvuran gibi Sevgol Đpek de büyük kiꢀisel kayıplara uğramıꢀtır. Fakat, Mahkeme bu
durumun, Đpek'in verdiği ifadenin güvenilirliğini zedelemediğini ve bu ifadenin sadece siyasi
güdülerle güvenlik güçlerinin güvenilirliğini zedeleme arzusuyla verildiğini varsaymak için
hiçbir neden olmadığını düꢀünmektedir.
133. Baꢀvurana ve tanıklara sorgulamaları sırasında mezraya yapılan baskınların ve evlerin
yakılmasının PKK'nın iꢀi olabileceği hatırlatılsa da Mahkeme, iꢀin içinde askerlerin olduğuna
iliꢀkin tanık ifadelerinden ꢀüphe duymak için hiçbir neden olmadığını düꢀünmektedir.
Baꢀvuran, ifadesinde mezraya gelenlerin askeri kıyafetler ve teçhizatlar içinde olduğunu
belirterek mezradaki her iki operasyonun da askerler tarafından yapıldığını düꢀünmektedir.
Đfadesinde sürekli olarak mezradaki Türk askerlerinden bahseden Sevgol Đpek'in ifadeleri ve
baꢀvuranın diğer tanıklarının ifadeleri operasyonun resmi bir operasyon olduğundan ꢀüphe
duyulması için çok az neden bırakmaktadır.
134. Hükümet gibi Delegeler de baꢀvuranın ve diğer mezra sakinlerinin mülklerinin yok
edilmesinde ve altı mezra sakininin kaçırılmasında olası bir PKK sorumluluğuna iliꢀkin olarak
tanıkları sınamaya çalıꢀmıꢀtır. Fakat, geçmiꢀte PKK üyelerinin mezrada yatacak yer ve
yiyecek aramıꢀ olabilecekleri ihtimali dıꢀlanamamasına –ve baꢀvuranın duruꢀma sırasında
Hükümet temsilcileri tarafından gerçekleꢀtirilen çapraz sorgusunda bunu teyit etmiꢀ
gözükmesine- rağmen 18 Mayıs 1994 tarihinde mezrada meydana gelen olayların arkasında
PKK'nın bulunduğu sonucuna varmak için hiçbir dayanak bulunmamaktadır. Mahkeme
açısından, evlerin yok edilmesi ve baꢀvuranın iki oğlunun kaybolmasının, mezranın PKK'ya
yardım etmeyi reddetmesinden dolayı PKK tarafından gerçekleꢀtirilen bir misilleme eylemi
olduğu iddiası makul gözükmemektedir.
135. Baꢀvuranın kimi tanıklarının operasyona katılan askerlerin sayısına iliꢀkin farklı
tahminlerde bulundukları da gözardı edilemez. Hakim Đpek beꢀ bin asker olduğu tahmininde
bulunmuꢀtur. Mehmet Nuri Yolur Delegelere binlerce askerin katılmıꢀ olabileceğin söylemiꢀ
fakat daha sonra, mezradaki operasyona yüz kadar askerin katılmıꢀ olabileceğini belirtmiꢀtir.
Sevgol Đpek, operasyona katılan askerlerin sayısına iliꢀkin herhangi bir tahminde
bulunamamıꢀtır. Mahkeme bu bağlamda tanıkların basit ve sıradan bir tabakadan geldiklerini
ve sayısal değerlendirmelerde ve mesafe tahminlerinde bulunurken zorluk çekebileceklerini
gözönünde bulunduracaktır (bkz. Selçuk ve Asker-Türkiye kararı, 24 Nisan 1998, Reports of
Judgments and Decisions 1998-II, s.899, § 26).
136. Fakat, Mahkeme bu abartılı gözüken rakamların, mezradaki operasyona katılan
askerlerin sayısına iliꢀkin bir tahminden çok, bölgenin genelinde yürütülen geniꢀ kapsamlı bir
askeri operasyonla ilgili olabileceği olasılığını da dıꢀta bırakamaz. Bu bağlamda, Mehmet
Nuri Yolur verdiği ifadede, üstü açık bir askeri araçla Lice'ye götürülürken köylerden
dumanlar yükselirken gördüğünü söylemiꢀtir. Hakim Đpek ve baꢀvuran da Delegelere komꢀu
köyün yakıldığını anlatmıꢀlardır. Mahkeme, baꢀvuran ve Abdülkerim Yolur'un bölgenin
üstünde uçan helikopterlerden bahsetmesini önemli bulmuꢀtur.
137. Mahkeme açısından bu anlatımlar küçük kapsamlı da olsa bölgede yürütülen daha geniꢀ
bir operasyonun parçası olarak mezrada yoğunlaꢀan bir askeri operasyonla tutarlıdır.
138. Mahkeme Hükümet tanıklarının mezrada ya da mezra çevresinde askeri bir operasyon
yürütüldüğü iddiasını sürekli olarak inkar ettiklerine dikkat çeker. Mahkeme ꢁahap Yaralı ve
ꢁükrü Günlükçü'nün ifadelerini inandırıcı ve hiçbir ꢀekilde baꢀvuran ve tanıklarının, olaya
bizzat tanık olan kiꢀiler olarak verdikleri ifadeleri çürütücü nitelikte bulmamıꢀtır. ꢁahap
Yaralı ve ꢁükrü Günlükçü Delegeler tarafından kendilerine yöneltilen sorulara güvenlik
güçlerinin köy yakma fiilinde bulunabilecekleri iddiasını sürekli reddederek savunmacı bir
tutum sergilemiꢀlerdir. Türkiye'ye karꢀı köy yakma iddialarıyla yapılan diğer baꢀvurularda
ortaya çıkan gerçeklerin ıꢀığında (bkz Bilgin-Türkiye, no.23819/94, § 64, 16 Kasım 2000;
Dulaꢀ-Türkiye, 25801/94, § 13, 30 Ocak 2001; Yöyler, üstte, § 61), Mahkeme bu tanıkların
beyanlarına ihtiyatla yaklaꢀmalıdır.
139. Turgut Alpı iddia konusu operasyonun yürütüldüğü sırada bölgede değildir. Adıgeçen,
baꢀvuranın oğullarının kaybolması ve evinin yakılmasıyla ilgili ꢀikayetlerini geriye dönük (ex
post facto) olarak soruꢀturmak üzere atanmıꢀtır. Mahkeme, adıgeçenin, askeri bir operasyona
iliꢀkin soruꢀturmada kullanılacak bir kayıt bulunmadığını ve Lice Đlçe Jandarma Komutanı'nın
da bir askeri operasyon yürütülmediğini teyit ettiğini söylediğine dikkat çeker. Mahkeme
Turgut Alpı'nın sözkonusu günde bir askeri operasyon yürütülmüꢀ olsaydı Lice Đlçe Jandarma
Komutanı tarafından bilgilendirileceği varsayımıyla hareket ederek askeriye tarafından
tutulan kayıtları sağlamayı gerekli görmemesini tatmin edici bulmamıꢀtır.
140. Mahkeme'nin, belli bir dönemde yürütülen bir operasyonun kayıtlarda ya da defterlerde
yer almamasının fiili değer taꢀımaması gerektiği sonucuna baꢀka davalarda varmıꢀ olduğuna
dikkat çekilmelidir (Bkz. Çiçek-Türkiye, no.25704/94, 27 ꢁubat 2001, § 128, yukarıda
bahsedilen Orhan kararı, § 269).
141. Mahkeme, Türeli köyü muhtarı Mehmet Sönmez'in yeminli ifadesinde 18 Mayıs 1994
günü güvenlik güçleriyle PKK arasında bir çatıꢀma meydana geldiğinden söz etmesini önemli
bulmaktadır. Hükümet tanıklarının askeri operasyon olmadığı yönündeki beyanları Mehmet
Sönmez'in ifadesiyle uyuꢀmamaktadır.
142. Mahkeme, General Ertürk'ün, ifade vermeye gelmemesinin büyük bir üzüntü verici bir
durum olduğunu tekrarlar. Gerek baꢀvuran gerekse Mehmet Nuri Yolur, ifadesinde,
mezradaki Bolu Tugayı'na bağlı askerlerin varlığına değinmiꢀtir. Çeꢀitli vesilelerle Bolu
Tugayı'na bağlı askerlerin operasyona katılıp katılmadıklarıyla ilgili soru Delegeler tarafından
Hükümet tanıklarına sorulmuꢀtur. Sorun davayla ilgili ve maddi olduğu için General Ertürk
Bolu Tugayı'nın operasyondaki rolünü açıklığa kavuꢀturmak için Tanık Dinleme
Duruꢀması'nda bulunmalıydı. Mahkeme bu bağlamda, Orhan davasındaki Tanık Dinleme
Duruꢀması sırasında General Ertürk'ün, olayların vuku bulduğu sırada Bolu Tugay Komutanı
olduğunun Hükümet tarafından kabul edildiğini hatırlamaktadır.
2. Baꢀvuranın mülkünün yok edilmesi konusunda
143. Mahkeme, baꢀvuranın 18 Mayıs 1994 tarihinde mezrada bir askeri operasyon
yürütüldüğü yönündeki iddiasına güçlü bir temel olarak değerlendirdiği ifadeleri tatmin edici
bulmaktadır. Baꢀvuran ve tanıkları tutarlı bir biçimde mezranın, mezrada yaꢀayanlar okulda
toplanırken ateꢀe verildiğini ve askerlerin bir sonraki gün tekrar gelerek köylülerin yangını
söndürmelerini engellediklerini ifade etmiꢀlerdir. Đkinci baskının zamanıyla ilgili olarak
çarpıcı bir tutarlılık bulunmaktadır. Hakim Đpek askerlerin saat 16 ya da 17 civarında
döndüklerini söylemiꢀtir. Baꢀvuran ve Sevgol Đpek askerlerin saat 18 civarında geri
döndüklerini hatırlamıꢀtır. Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, sabahki operasyondan
sonra götürüldükleri için ikinci baskının zamanı hakkında ifade vermemiꢀtir. Diğer taraftan,
Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, verdikleri ifadede mezraya geri döndüklerinde
mezradaki evleri yanarken bulduklarını söylemiꢀlerdir.
144. Mahkeme, baꢀvuran, Sevgol Đpek ve Hakim Đpek, mezrada yaꢀayanların, ilk önce
kendilerini öldürme emri alan askerler tarafından götürüldüklerini, daha sonra bu emrin geri
alındığını teyit ettiklerine dikkat çeker. Mahkeme, tanıkların mülklerinin yok edilmesi
hakkında yalan söylemek isteselerdi bu sonucu uydurmalarına gerek olmadığını
düꢀünmektedir. Bu bağlamdaki ifadelerin baꢀvuranın dürüstlüğünü teyit ettiği sonucuna
varılabilir. Ayrıca mahkeme, askerlere telsizden verilen ifadelerin baꢀvuran tarafından
duyulduğu iddiasının çapraz inceleme sırasında sınandığını gözlemlemektedir. Delegeler
baꢀvuranın Türkçe konuꢀmaları anlayabildiği ve ikinci baskından sonra diğer mezra
sakinleriyle birlikte mezradan götürülürken telsiz muhaberesini duyabildikleri iddiasını
inandırıcı bulmuꢀtur.
145. Mahkeme, baꢀvuranın mülkünün askerler tarafından yok edildiği iddiasının Hükümet
tanıkları tarafından çürütülemediği sonucuna varmıꢀtır. Bu bağlamda öncelikle, 18 Mayıs tarihinde mezrada askeri bir operasyon yapıldığının Mahkeme tarafından tespit
edildiğine dikkat çekilmelidir. Đkincisi, iç hukuk yetkilileri baꢀvuranın ꢀikayetlerini iliꢀkin
olarak anlamlı bir soruꢀturma hiç yapmamıꢀlardır. Turgut Alpı'nın da kabul ettiği gibi,
bölgedeki mezra ve köylerde yaꢀayan olmadığı ve baꢀvuranın mezrasına gitmenin yarar
sağlamayacağı inancıyla, kendisi mezraya hiç gitmemiꢀtir. Delegeler tarafından dinlenen üç
tanığın da, mezrada meydana gelen zararların muhtemelen PKK'nın iꢀi olduğuna kendilerini
inandırdıkları gözlemlenmiꢀtir. Bölgede terörist faaliyetler olmakla birlikte, Hükümet, 18
Mayıs 1994 tarihinde PKK'nın mezraya gelerek evleri yaktığına iliꢀkin bir kanıt sunamamıꢀtır.
3. Baꢀvuranın oğullarının gözaltına alınması ve sonra da kaybolmalarına iliꢀkin olarak
146. Mahkeme, baꢀvuranın oğullarının okuldan çıkarken askerler tarafından götürüldüklerine
iliꢀkin olay anlatımının Sevgol Đpek ve Hakim Đpek tarafından desteklendiği sonucuna
varmıꢀtır. Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, baꢀvuranın, mezra sakinlerinin, kadınlar
ve erkekler olarak iki gruba ayrılarak askerler tarafından dıꢀarıda toplandıkları, kimliklerinin
toplandığı ve aralarından altı kiꢀinin götürüldüklerine iliꢀkin iddiasını da teyit etmiꢀtir.
Mahkeme, Mehmet Nuri Yolur'un Delegelere verdiği ifadede, sabah saat 9 veya 10 civarında
askerlerle birlikte yola çıktığına iliꢀkin ifadeye hiçbir önem vermemektedir. Bu ifade açık
ꢀekilde yanlıꢀtır. Baꢀvuran ve tanıklarının, baꢀvuranın iki oğluyla birlikte dört mezra sakinini
götürmek için güvenlik güçlerinin ꢀiddet kullandıklarından hiç söz etmemeleri Mahkeme
açısından çok önemlidir. Tanıkların hepsi, altı kiꢀinin rastgele seçildiklerini ve kendilerinden
kamyonları itmek için askerlere yardım etmeleri istendiğini söylemiꢀlerdir.
147. Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, götürülen kiꢀilerden ikisidir ve götürüldükten
sonraki olayların sırasına iliꢀkin doğrudan ifade vermiꢀlerdir. Mahkeme, tanıkların bu
iddialarını tutarlı bulmuꢀtur. Her iki tanık da, Sait ve Seyithan Yolur ve baꢀvuranın iki oğluyla
birlikte askeri bir araçla Lice'ye götürüldüklerini söylemiꢀlerdir. Mehmet Nuri Yolur ve
Abdülkerim Yolur, tutarlı cümlelerle, Lice'ye geldiklerinde baꢀvuranın iki oğlu ve Seyithan
Yolur'dan ayrıldıklarını söylemiꢀlerdir. Her iki tanığın da askeri araçtan indikten sonra yere
yatırıldıklarını ve baꢀvuranın iki oğluyla Seyithan Yolur'u burada son kez gördüklerini
hatırlamaları ilgi çekicidir. Mahkeme, bu iki tanığın iddialarının güvenilirliğinin, Lice'de
gözaltında tutulurken verdikleri ifadelerle de desteklendiğini düꢀünmektedir. Tanıklar
güvenlik güçleri aleyhinde iddialarda bulunmaya çalıꢀmamıꢀlardır.
148. Mahkeme, Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur'un Delegelere verdikleri ifadelerin
doğru olduğunu düꢀünmektedir. Tanıkların okuldan alınmaları, Lice'ye götürülmeleri ve oraya
ulaꢀtıklarında neler olup bittiğiyle ilgili hatırladıkları çapraz incelemeye tabi tutularak
sınanmıꢀtır. Beyanlarında tutarlılık bulunmaktadır. Her iki tanık da, serbest bırakılmadan
önceki geceyi geçirdikleri yer hakkında ayrıntılı bilgiler verememiꢀtir. Fakat, ifadelerinden
anlaꢀıldığı kadarıyla askerlerin denetimi ve gözetiminde tutulmuꢀlardır. Abdülkerim Yolur,
askerlerin “misafiri” olarak tutulduklarından bahsetse de, Mahkeme, Delegeler tarafından
kendisine, bulunduğu binadan ayrılma özgürlüğü olup olmadığı sorulduğunda, kendisi,
kardeꢀi Mehmet Nuri ve Sait'le birlikte askerler tarafından korunan bir hücrede tutuldukları
yanıtını vermiꢀlerdir. Mahkeme, Mehmet Nuri Yolur'un Delegeler tarafından gerçekleꢀtirilen
sorgulaması sırasında, adı geçenlerin götürüldükleri binanın Lice'de askeri bir karakol
olduğunu da gözlemlemektedir. Abdülkerim Yolur “Alay” ın içinde tutulduklarından
bahsetmiꢀtir.
149. Mahkeme, bir kez daha Hükümet tanıklarının, baꢀvuran ile onun tanıkları tarafından
verilen ifadeleri çürütmek üzere verdikleri ifadelere gönderme yapmaktadır. Buna göre,
hükümet tanıklarının ifadeleri baꢀvuranın oğullarının gözaltına alındığına dair hiçbir kayıt
olmadığı iddiasına dayanmaktadır. Fakat, gözaltı kayıtlarında baꢀvuranın iki oğlunun adına
rastlanmamasının, onların gerçekten gözaltına alınmadıkları sonucunu doğuran bir kanıt
olarak görülemeyeceğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, daha önceki davalarda
jandarmalar tarafından, gözaltı kaydı tutulan gözaltı durumlarıyla gözlem altına alma ya da
sorgulama gibi nedenlerle meydana gelen, gözaltı kaydı tutulmayan gözaltılar arasında “keyfi
ve tatmin edici olmayan” bir ayrım yapmalarıyla ilgili kayıt eksiklikleri tespit etmiꢀti (Çakıcı-
Türkiye [GC], no.23657/94, § 105, ECHR 1999-IV, üstte bahsedilen Çiçek kararı, §§ 137-138,
ve üstte bahsedilen Orhan davası, § 313). Bu uygulama, bu davada da ꢁahap Yaralı'nın
verdiği ifadeyle teyit edilmiꢀtir.
E. Mahkeme'nin bulguları ve Sonuç
150. Kendisine, tarafların sunduğu belgesel kanıtları (bkz. üstte 37-60. paragraflar) ve
Mahkeme Delegelerine verilen tanık ifadelerini (bkz.61-91. paragraflar) gözönünde
bulunduran Mahkeme'nin olgulara iliꢀkin sonuçları aꢀağıdaki gibi özetlenebilir.
151. 18 Mayıs 1994 sabahında, askeri bir konvoy Dahlezeri mezrası engebeli bölgeye
gelmiꢀtir. Muhtemelen Bolu Tugayı'na mensup silahlı askerler, araçlarından inerek yaya
olarak mezraya girmiꢀlerdir. Baꢀvuran ve diğer mezra sakinlerine evlerinden çıkarak
mezranın dıꢀındaki okulun bahçesinde toplanmaları emri verilmiꢀtir. Erkekler, kadınlardan ve
çocuklardan ayrılmıꢀlardır. Askerler, yetiꢀkin erkeklerin hüviyetlerini toplamıꢀlardır.
Kimlikleri toplananların arasında baꢀvuran oğulları Đkram ve Servet Đpek de bulunuyordu.
152. Bu zaman zarfında, mezrada kalan askerler mezradaki evleri ateꢀe vermiꢀlerdir. Evlerden
çoğu yanmıꢀ ya da ciddi hasar görmüꢀtür. Okulda toplanan mezra sakinleri, mezra üzerinde
yükselen dumanları ve alevleri görebildikleri için mezrada neler olup bittiğini anlamıꢀlardır.
Bu aꢀamada evlerine geri dönmeleri engellenmiꢀtir.
153. Öğleden önce, askerler okulda toplanan mezra sakinlerinden altısını seçmiꢀlerdir.
Bunların hepsi de genç erkeklerdir: Đkram ve Servet Đpek; Seyithan, Mehmet Nuri, Sait ve
Abdülkerim Yolur. Görünüꢀe bakılırsa, adıgeçenler, askerlerin sırt çantalarının taꢀınmasında
ve mezra dıꢀındaki engebeli arazideki buluꢀma noktasına araçları itmekte yardımcı olmak
üzere rastgele seçilmiꢀlerdir. Bu altı kiꢀinin, iꢀ bitince geri dönecekleri hususunda güvence
verilmiꢀtir. Askerler mezra sakinlerinin kimliklerini geri vermiꢀler, fakat seçilen altı kiꢀinin
kimliklerini vermemiꢀlerdir. Seçilen altı kiꢀi askerlerle birlikte gözden kaybolmuꢀlardır.
154. Mezra sakinleri, mezraya geri döndüklerinde evlerini harap olmuꢀ vaziyette bulmuꢀlardır.
Baꢀvuranın evi, eꢀyaları ve sığırları yok olmuꢀtur. Mezra sakinlerinden bazıları eꢀyalarını
kurtarmaya ve çıkan yangınları söndürmeye çalıꢀmıꢀlardır. 18 Mayıs 1994 tarihinde öğleden
sonra askerler mezraya dönerek yangınları söndürdükleri takdirde ꢀiddet kullanma tehdidinde
bulunmuꢀlardır. Askerler ayakta kalan evleri de ateꢀe vermiꢀlerdir. Askerler mezra sakinlerini
mezra dıꢀına çıkarmıꢀlardır. Bir süre sonra da serbest bırakılmaları emri verilmiꢀtir.
155. Bu operasyon tek değildir. Bu süre zarfında diğer mezralar ve köyler de bölgeyi tarayan
askeri helikopterlerin ve araçların desteğinde Bolu Tugay'ına bağlı askerlerin düzenledikleri
operasyonlarla karꢀılaꢀmıꢀlardır.
156. Köye yapılan ikinci baskın, baꢀvuranın iki oğlu Đkram ve Servet, Türeli köyüne doğru
ilerlerken meydana gelmiꢀtir. Köye, muhtemelen akꢀam üzeri ulaꢀtıklarında üstü açık bir
askeri araç gelene kadar köyün dıꢀında beklemiꢀlerdir. Sonra da Lice'deki bir askeri tesise
götürülmüꢀlerdir. Tesislere ulaꢀtıklarında hava kararmıꢀtır. Götürülen altı kiꢀi de yere
yatırılmıꢀtır. Mahkeme Mehmet Nuri Yolur'un, o sırada askeri tesisin önüne askeri araçlarla
baꢀka sivillerin de getirildiği ve kendilerine yere yatmalarının söylendiği yönündeki ifadesinin
yalan olduğunu düꢀünmek için hiçbir neden görmemektedir.
157. Mehmet Nuri Yolur, Sait Yolur ve Abdülkerim Yolur askeri tesiste bir gece gözaltında
tutulmuꢀlardır. Kendilerine hiçbir zarar verilmeden erkesi sabah serbest bırakılmıꢀlar ve
kimlikleri de kendilerine geri verilmiꢀtir.
158. Baꢀvuranın iki oğlu ve Seyithan Yolur'a, askeri tesise ulaꢀtıklarında Mehmet Nuri Yolur,
Sait Yolur ve Abdülkerim Yolur'dan ayrıldıktan sonra ne olduğu spekülasyon konusudur. Bu
üçünün niçin serbest bırakılmadıklarını tahmin etmek zordur.
159. Üstteki bulgulara dayalı olarak, Mahkeme baꢀvuranın ꢀikayetlerini Sözleꢀme'nin çeꢀitli
maddeleri uyarınca incelemeye devam edecektir.
II. SÖZLEꢁMENĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI
160. Baꢀvuran, iki oğlunun güvenlik güçlerince götürüldüğünü ve yetkililerin sorumlu olduğu
koꢀullarda ölmüꢀ olduklarının kabul edilmesi gerektiğini iddia etmiꢀtir. Bu kayıp ve
sonrasında da iki oğlunun ölüm olayıyla ilgili olarak yetkililer tarafından anlamlı bir
soruꢀturma yürütülmediği ꢀikayetiyle Sözleꢀme'nin 2. maddesini öne sürmüꢀtür.
“1. Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı
bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢀında hiç
kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aꢀağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢀvurmanın kesin zorunluluk haline
gelmesi sonucunda meydana gelmiꢀse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmıꢀ sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasadıꢀı ꢀiddete karꢀı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir
kiꢀinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”
A. Tarafların görüꢀleri
1. Baꢀvuran
161. Baꢀvuran, tanıklar, özellikle de Yolur kardeꢀler tarafından verilen ifadelerin, aralarında
baꢀvuranın iki oğlunun da bulunduğu altı genç erkeğin askerlere yardımcı olmak üzere
götürüldükleri ve güvenlik güçlerince herhangi bir bilgi verilmeden gözaltına alındıkları
iddiasını teyit ettiğini öne sürmüꢀtür. Mahkeme ve eski Komisyon'un Çakıcı-Türkiye (üstte, §
105) ve Aydın-Türkiye (25 Eylül 1997 tarihli karar, Reports 1997-VI, s.1897, § 106;
Komisyon'un görüꢀü 7 Mart 1996)) kararlarındaki daha önceki bulgulara atıfta bulunan
baꢀvuran Hükümet tarafından sunulan gözaltı kayıtlarının yetersiz olduğunu ve güvenilir
olmadığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, dokuz yıldan fazla bir süredir iki oğlunun nerede
olabileceğini açığa çıkaracak bir bilgiye ulaꢀılamaması karꢀısında, iki oğlunun ölmüꢀ kabul
edilerek, ölümlerinden Hükümetin sorumlu tutulması gerektiğini de öne sürmüꢀtür. Baꢀvuran
bu bağlamda Mahkeme'nin Çiçek-Türkiye kararındaki (üstte, §147) mülahazalarına atıfta
bulunmuꢀtur. Baꢀvuran son olarak Mahkeme'yi, iki oğlunun öldürülmesini çevreleyen esrar
perdesini kaldırmaya yönelik olarak Hükümet tarafından etkili bir soruꢀturma
yürütülmediğine karar vermeye çağırmıꢀtır.
2. Hükümet
162. Hükümet baꢀvuranın iddialarının olgusal temelini reddetmiꢀtir. Hükümet'e göre, bölgede
güvenlik güçlerince icra edilen tüm faaliyetlerin Lice Jandarma Komutanlığı tarafından
tutulan görev defterine kaydedildiğini iddia etmiꢀtir. Mahkeme'ye de sunulan, görev defterinin
ilgili sayfalarının bir nüshası, güvenlik güçlerinin baꢀvuranın mezrasında 18 Mayıs 1994
tarihinde bir operasyon gerçekleꢀtirmediklerini ve ne baꢀvuranın iki oğlu ne de baꢀka
köylülerin göz altına alınmadıklarını net bir biçimde kanıtlamıꢀtır. Hükümet, yetkililer
tarafından re'sen yürütülen soruꢀturmanın yeterli ve etkili olduğunu belirtmiꢀtir.
B. Mahkeme'nin Değerlendirmesi
1. Genel mülahazalar
163. Yaꢀam hakkını koruyan ve yaꢀam hakkından mahrum bırakılmanın mazur görülebileceği
halleri düzenleyen 2. madde Sözleꢀme'nin en temel hükümlerinden biridir ve hiçbir
sınırlamaya (derogation) tabi tutulamaz. 3. maddeyle birlikte anılan madde, Avrupa
Konseyi'ni oluꢀturan demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içermektedir.
Dolayısıyla yaꢀam hakkında mahrum bırakılmanın mazur görüleceği haller katı bir biçimde
yorumlanmalıdır. Bireysel insan haklarını koruma aracı olarak Sözleꢀme'nin kapsam ve amacı
2. maddenin, güvencelerin pratik ve etkili olmasını sağlayacak ꢀekilde yorumlanmasını ve
uygulanmasını gerekli kılmaktadır (bkz 27 Eylül 1995 tarihli McCann vd-Birleꢀik Krallık,
Series A. No.324, ss.45-46, §§ 146-147).
164. 2. maddede öngörülen korumanın önemi ıꢀığında Mahkeme, yaꢀam hakkından mahrum
bırakma olaylarını, sadece Devlet görevlilerinin fiillerini değil, olayı çevreleyen tüm koꢀulları
da gözönünde bulundurarak en titiz incelemeye tabi tutmalıdır. Gözaltındaki kiꢀiler zayıf bir
konumdadır ve yetkililer onları korumak yükümlülüğü altındadır. Sonuç olarak, sağlık
durumu iyi olarak gözaltına alınan bir birey serbest bırakıldığında zarar görmüꢀ bir
durumdaysa, bunun nasıl meydana geldiğine iliꢀkin makul bir açıklama getirmek Devlet'in
üzerine düꢀen bir görevdir (bkz. Avꢀar, bkz. üstte, § 391). Gözaltına alınmıꢀ bireylere yönelik
davranıꢀlardan ötürü yetkililerin hesap verme sorumluluğu, gözaltındaki bireylerin daha sonra
ölmesi ya da kaybolması durumlarında özellikle önemlidir (Orhan, üstte, § 326).
165. Dava konusu olaylar, gözaltındaki kiꢀilerin durumunda olduğu gibi, tamamen ya da
çoğunlukla yetkililerin münhasır bilgisi dahilindeyse, bu gözaltı sırasında meydana gelen
ölüm ve yaralanmalar açısından güçlü karineler ortaya çıkacaktır. Nitekim makul ve ikna
edici bir açıklama getirme yükümü yetkililere aittir (Salman-Türkiye [GC], no.21986/93, §
100, ECHR 2000-VII; Çakıcı, üstte, § 85; Ertak-Türkiye, no.20764/92, § 32, ECHR 2000-V,
ve Timurtaꢀ-Türkiye, no.23531/94, § 82, ECHR 2000-VI, ve Orhan, üstte, § 327).
2. Đkram ve Servet Đpek'in ölmüꢀ sayılıp sayılamayacağı
166. Mahkeme, üstte anılan Timurtaꢀ kararındaki düꢀüncelerini tekrarlar (§§ 82-83)
(...) 5. madde, Devlet'e gözaltına alınan kiꢀinin nerede olabileceği ve yetkililerin denetimi
altına kimin konulduğuna iliꢀkin hesap verme sorumluluğu yükler (...). Gözaltına alınan
kiꢀinin cesedinin bulunamaması durumunda, ilgilinin kaderine iliꢀkin olarak yetkililerin
makul bir açıklama getirememesinin, Sözleꢀme'nin 2. maddesi uyarınca kimi sorunlar ortaya
çıkarıp çıkarmayacağı davanın tüm koꢀullarına özellikle de gözaltına alınan ꢀahsın gözaltında
ölmüꢀ olduğunun varsayılması için gerekli kanıt standardına ulaꢀılabilecek somut unsurlara
dayalı yeterli olgusal kanıtların varlığına bağlı olacaktır.
Bu bağlamda, kiꢀinin gözaltına alınmasından itibaren geçen süre, tek baꢀına belirleyici olmasa
da, dikkate alınması gereken ilgili bir faktördür. Gözaltına alınan ꢀahıstan haber alınmaksızın
geçen süre ne kadar fazla olursa, o kiꢀinin ölme olasılığının da o kadar yüksek olacağı kabul
edilmelidir. Geçen süre, ilgili kiꢀinin ölmüꢀ varsayılması gerektiği sonucuna varılmadan önce
olgusal kanıtların diğer unsurlarına verilmesi gereken ağırlığı bir ölçüde etkiler. Bu bağlamda
Mahkeme, bu durumun Sözleꢀme'nin bu durumun, sadece Sözleꢀme'nin 5. maddesine aykırı
usulsüz gözaltının ötesine varan sonuçlar yaratacağını düꢀünmektedir. Bu tür bir yorum,
Sözleꢀme'nin en temel hükümlerinden biri olan 2. maddeyle öngörülen yaꢀam hakkının etkili
korunması bağlamında değerlendirilmelidir (...).
167. Mahkeme, bu davayı, baꢀvuranın oğlunun gözaltındayken ölmesiyle ilgili yetersiz
inandırıcı emarelerin olduğu sonucuna vardığı Kurt-Türkiye davası gibi davalardan ayıran çok
sayıda unsurun mevcut olduğunu düꢀünmektedir. Mahkeme, üstte bahsedilen Kurt davasında,
baꢀvuranın oğlu Üzeyir Kurt'un, en son, kendi köyünde askerler ve köy korucuları tarafından
çevrelenmiꢀ bir vaziyette görüldüğüne dikkat çeker. Fakat bu davada baꢀvuranın iki oğlu ve
diğer dört köylü ise askerler tarafından götürülmüꢀtür (bkz. üstte 153). Ayrıca Đpek kardeꢀler
en son, bilinmeyen bir askeri tesiste güvenlik güçlerinin elinde görülmüꢀlerdir. Mahkeme
baꢀvuranın iki oğlunun kaderini belirleyemese de, 1994 yılında Türkiye'nin
güneydoğusundaki durum gözönünde bulundurulduğunda, habersiz gözaltıların, yaꢀamı tehdit
edici olduğuna inanmak için güçlü nedenler bulunmaktadır (Orhan, üstte bahsedilen, § 330;
Timurtaꢀ, üstte bahsedilen, § 85 ve Çiçek, üstte bahsedilen, § 146). Bu bağlamda Mahkeme,
sözkonusu dönemde güneydoğu Türkiye'deki ceza hukuku korumasının etkinliğini zedeleyen
eksikliklerin, güvenlik güçlerinin eylemlerinden dolayı sorumlu tutulamamalarını sağladığı ya
da güçlendirdiği yönünde daha önce verdiği kararları hatırlatır (Cemil Kılıç-Türkiye,
no.22492/93, § 75, ECHR 2000, ve Mahmut Kaya-Türkiye, No.22535/93, § 98, ECHR 2000).
168. Üstteki nedenlerle ve baꢀvuranın oğullarının nerede olabileceğine iliꢀkin olarak
neredeyse dokuz buçuk yıldır bir bilgiye ulaꢀılamamasını gözönünde bulunduran Mahkeme
Servet ve Đkram Đpek'in güvenlik güçlerince habersiz gözaltına alınmalarının sonrasında
ölmüꢀ kabul edilmeleri gerektiğini düꢀünmektedir. Sonuç olarak, adıgeçenlerin ölümünden
dolayı davalı Devlet sorumludur. Yetkililerin, Đpek kardeꢀlerin gözaltına alınmalarının
sonrasında baꢀlarına ne geldiği hususunda hiçbir açıklama getirmemesine ve Devlet
görevlileri tarafından ölümcül güç kullanımı hususunda haklı bir gerekçeye dayanmamasına
dikkat çeken Mahkeme, adıgeçenlerin ölümlerinden dolayı Devlet'in sorumluğu olduğu
sonucuna varmıꢀtır (Timurtaꢀ, § 86, ve Çiçek, § 147, Orhan, § 331). Dolayısıyla Sözleꢀme'nin
2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiꢀtir.
3. Yetersiz soruꢀturma iddiası
169. Mahkeme, 1. maddedeki Devlet'in ‘yetki alanı içindeki herkese Sözleꢀme'de tanımlanan
hak ve özgürlükleri tanıma' genel yükümlülüğü ile birlikte 2. maddedeki yaꢀam hakkını
koruma yükümlülüğünün güç kullanımı sonucunda öldürülen bir kimse olduğunda etkili bir
resmi soruꢀturmanın yürütülmesini zımnen gerekli kıldığını tekrarlar (bkz, aꢀağı yukarı,
McCann vd., y.a.g.k., s.49, § 161; Kaya-Türkiye kararı 19 ꢁubat 1998, Reports 1998-I, § 105).
Bu tür bir soruꢀturmanın temel amacı yaꢀam hakkını koruma altına alan iç hukuk kurallarının
etkin bir biçimde uygulanmasını, Devlet görevlilerinin ya da organlarının iꢀe karıꢀtığı
davalarda, sorumlulukları altında meydana gelen ölümlerden dolayı hesap vermelerini
sağlamaktır. Bu amaçlara ulaꢀmak için ne tür bir soruꢀturma yürütüleceği farklı koꢀullara göre
farklılık gösterebilir. Fakat, bir sorun dikkatlerine sunulduğunda yetkililer kendi baꢀlarına
harekete geçmelidirler. Soruꢀturmaya baꢀlamak için en yakın akrabanın resmi bir ꢀikayette
bulunması ya da sorumluluk alması beklenemez (bkz. örn., Đlhan-Türkiye [GC], no.22277/93,
§ 63, ECHR 2000-VII).
170. Devlet görevlilerinin sebebiyet verdiği hukuk dıꢀı öldürme iddialarıyla ilgili bir
soruꢀturmanın etkili olabilmesi için, bu soruꢀturma sorumlu ꢀahıslar için gerekli olarak
görülmeli ve olaylara karıꢀanlardan bağımsız olarak yürütülmelidir (Güleç-Türkiye kararı, 27
Temmuz 1998, Raporlar 1998-IV, §§ 81-82, ve Oğur-Türkiye [GC], no.21954/93, §§ 91-92,
ECHR 1999-III). Soruꢀturma ayrıca kuvvet kullanımının o koꢀullarda gerekli olup
olmadığının belirlenmesini (örneğin, Kaya, yukarıda bahsedilen, § 87) ve sorumluların
belirlenerek cezalandırılmasını (Oğur, yukarıda bahsedilen § 88) sağlaması bakımından da
etkili olmalıdır. Yetkililer, görgü tanıklarının ifadeleri de dahil olmak üzere, olayla ilgili
kanıtlara ulaꢀmak için gerekli adımları atmalıdır (tanıklarla ilgili olarak bkz. Tanrıkulu,
yukarıda bahsedilen, § 109). Soruꢀturmanın ölüm nedenini ve sorumlu kiꢀiyi belirleme
yeteneğini zedeleyen herhangi bir eksiklik bu standarda uyulmaması riskini ortaya
çıkaracaktır.
171. Bu soruꢀturmanın derhal baꢀlatılması ve hızla bitirilmesi de bu bağlamdaki
gerekliliklerdir (Yaꢀa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, Reports 1998-IV, § 102-104; Çakıcı,
yukarıda bahsedilen, §§ 80, 87, 106; Tanrıkulu, yukarıda bahsedilen, § 109, Mahmut Kaya,
yukarıda bahsedilen, §§ 106-107).
Bazı özel durumlarda soruꢀturmada ilerlemeyi önleyen zorluklarla ve engellerle
karꢀılaꢀılabileceği kabul edilmelidir. Ancak kaybolma veya silahlı kuvvet kullanımı gibi
olaylar hakkında açılan soruꢀturmalarda atılacak hızlı adımlar hukukun üstünlüğünün
korunması ve yasadıꢀı eylemlere göz yumulmasının engellenmesi gibi konularda kamuoyunun
devlet otoritelerine olan güveninin sağlanması açısından büyük öneme sahiptir. (bkz.
McKerr/Đngiltere Kararı, no 28883/95, prg. 108-115, ECHR 2001-III ve Avꢀar, prg. 390-395).
Gözaltında bir kaybolma sözkonusu ise soruꢀturmadaki aciliyet, daha da önem kazanmaktadır.
(Orhan, prg. 336).
172. Mahkeme, davanın özel ꢀartlarına dönerek, Đkram ve Servet'in güvenlik güçlerince
yakalandıktan sonra kaybolmalarının ardından baꢀvuran iki oğlunun yerinin tespit edilmesi
için adli ve idari makamlara dilekçe vermiꢀtir. (bkz. prg. 26-30). Ancak baꢀvuranın detaylı ve
ve ciddi iddialarına rağmen, makamlar o bölgede operasyon yapılmadığını ve sözkonusu
kiꢀilerin gözaltına alınmadığını ileri sürmüꢀlerdir. (bkz. prg. 27 ve 31). Diyarbakır ve Lice
Savcıları ve daha sonra da Yarbay Turgut Alpı tarafından yürütülen soruꢀturmalar sonucunda
yine bahsekonu kiꢀilerin isimlerinin gözaltı kayıtlarında yeralmadığı ꢀeklindeki bilginin
ötesine gidilememiꢀ, Diyarbakır DGM, Diyarbakır Asayiꢀ Komutanlığı, Lice Đlçe Jandarma
Komutanlığı ve bölgedeki diğer güvenlik güçlerinden liste istenmemiꢀtir. (bkz. prg. 32 ve 52).
173. Mahkeme baꢀvuru hakkında 27 ꢁubat 1995 tarihinde sorumlu Devlete bilgi verilmesinin
ardından makamların baꢀvuranın iddiaları hakkında soruꢀturma baꢀlattığını belirtmiꢀtir.
Ancak soruꢀturmada büyük noksanlar ve hatalar mevcuttur. Bu bağlamda Mahkeme
baꢀvuranın ꢀikayetlerle ilgili olarak sorgulanması için yargı makamlarının ciddi bir giriꢀimde
bulunmadığını gözlemlemiꢀtir. (bkz. prg. 36). Đlk giriꢀim Diyarbakır Baꢀsavcısı'nın baꢀvuru
formu üzerindeki adresi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polis memurlarına
vermesi ve Savcılığa çağrılmasını istemesiyle olmuꢀtur. Ancak Savcı baꢀvuranın yaꢀadığı
bloğun ismini yanlıꢀ gönderdiği için baꢀvuran ilgili adreste bulunamamıꢀtır. (bkz. prg. 39 ve
40). 8 Mart 1996 tarihli baꢀka bir giriꢀimle ismi baꢀvuranla benzer bir kiꢀi Yarbay Alpı
tarafından sorgulanmıꢀtır. Ancak bu ꢀahıs baꢀvurandan 17 yıl daha gençti ve çocukları yoktu.
Mahkeme, Yarbay Alpı'nın soruꢀturmanın durdurulması kararını alırken kısmen bu kimsenin
ifadelerine dayanmasını tatmin edici bulmamıꢀtır. (bkz. prg. 54). Lice Kaymakamı'nın
makamların baꢀvuranı yerinde bulamaması nedeniyle soruꢀturmanın sona erdirilmesi
ꢀeklindeki 16 Aralık 1996 tarihli kararının gazetede yayınlanmasını emretmesi dikkate
alınmalıdır. (bkz. prg. 34). Ancak bu Hükümet'in 8 Mart 1996 tarihinde, iki ay önce
baꢀvuranın ifadesini aldığı iddiası ile çeliꢀmektedir. Mahkeme'nin görüꢀüne göre, bu olaylar
soruꢀturmada titiz ve hassas davranılmadığını, gayret gösterilmediğini ortaya koymaktadır.
Son olarak 26 Aralık 1999 tarihinde baꢀvuran Kulp Jandarma Karakolu'na çağırılmıꢀ ve
iddiaları ile ilgili olarak ifadesi alınmıꢀtır. ( bkz. prg. 36). Ancak bu sorgunun devamında
herhangi bir giriꢀimde bulunulmamıꢀtır.
174. Mahkeme, Lice Savcısının görevsizlik kararını takiben, güvenlik güçlerinin olaydaki
rolünün tespit edilmesi için Lice Đlçe Đdare Kurulu tarafından bir soruꢀturma baꢀlatıldığına
dikkat çekmektedir. Ancak Mahkeme Türkiye aleyhine açılan daha önceki davalarda kurulun
hiyerarꢀik olarak Vali'ye bağlı devlet memurlarından ve soruꢀturmaya konu olan güvenlik
güçlerine bağlı bir memurdan oluꢀtuğunu tespit etmiꢀti. (bkz. Orhan Kararı, prg. 342, , Güleç
Kararı, prg. 77-82 ve Oğur Kararı, prg. 855-93). Mahkeme sözkonusu dava ꢀartlarında
Kurul'un soruꢀturmayla ilgili olarak Yarbay Turgut Alpı'yı atamasının, kendisi de
soruꢀturmanın konusu olan güvenlik güçlerinin bir üyesi olduğu için uygun olmadığını
düꢀünmektedir. Bu hususta Yarbay Alpı'nın güvenlik güçlerinin sunmuꢀ olduğu bilgilere
itimat etmekte istekli ve hazır olması Mahkeme'nin yukarıdaki saptamalarının doğru olduğunu
göstermektedir. (bkz. prg. 139).
175. Mahkeme ayrıca, yetkililerinin baꢀvuranın vermiꢀ olduğu ipuçlarından faydalanmak
suretiyle soruꢀturmayı geniꢀletmediğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, oğullarının askerlerce
götürüldüğünü söylemesine rağmen, soruꢀturma devam ederken güvenlik güçleri üyelerinin
ifadelerini almak için giriꢀimde bulunulmamıꢀtır.
176. Baꢀvuran Abdülkerim, Sait ve Nuri Yolur isimli köylülerin oğulları ile birlikte
gözaltında tutulduklarını belirttiği halde, görgü tanıklarının; aile bireyleri ve Yolur ailesinden
üç kardeꢀin ifadelerinin alınması için hiçbir giriꢀimde bulunulmamasını anlamak mümkün
değildir. (bkz. prg. 36). Daha da önemlisi yetkililer baꢀvuranın iddialarını teyit etmek veya
delil toplamak için mezraya gitmeyi gerekli görmemiꢀlerdir. (bkz. prg. 83). Mahkeme
soruꢀturmadaki bu eksikliğin tek baꢀına soruꢀturmanın ciddi bir ꢀekilde noksan olduğu
sonucuna varmak için yeterli olduğu kanısındadır.
177. Yukarıda sunulan bilgilerin ıꢀığında Mahkeme, baꢀvuranın iki oğlunun kaybolmasına
iliꢀkin yürütülen soruꢀturmanın yetersiz ve eksik olduğu kanısındadır. Bu nedenle
Sözleꢀme'nin prosedürle ilgili kısmı bağlamında da 2. maddenin ihlali sözkonusudur.
III. BAꢁVURAN HUSUSUNDA SÖZLEꢁME'NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI
178. Baꢀvuran, iki oğlunun kaybolmasının kendisini insanlık dıꢀı muamele ile karꢀı karꢀıya
bıraktığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, aꢀağıda verilen 3. maddenin ihlal edildiğini iddia
etmiꢀtir:
“Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz”.
179. Baꢀvuran oğullarının akıbetini öğrenemediği için ve yetkililerinin soruları karꢀısındaki
tavır ve davranıꢀlarından dolayı sıkıntı ve üzüntü yaꢀadığını ileri sürmüꢀtür.
180. Hükümet, Sözleꢀme'nin 3. maddesi bağlamındaki ꢀikayetlere itiraz etmiꢀtir.
181. Mahkeme, aile bireylerinden birinin “kaybolmasının” Sözleꢀme'nin 3. maddesine aykırı
olması konusunun, aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı mağdur olduğunda
çekilen üzüntüden farklı olarak baꢀka bir boyut ve nitelik kazandıracak özel unsurların
varlığına dayandığını tekrarlamıꢀtır. Sözkonusu unsurlar aile bağlarının yakınlığı –bu
bağlamda ebeveyn-çocuk bağına ağırlık verilecek– bu bağın kendine özel ꢀartları, aile
bireyinin sözkonusu olaylara ꢀahit olması, kayıp kiꢀi hakkında bilgi toplama çabalarına
katılım ve bu çabalar karꢀısında yetkililerin tavır ve davranıꢀlarıdır. (Orhan Kararı, prg. 358,
Çakıcı prg. 98, Timurtaꢀ prg. 95). Mahkeme, ayrıca sözkonusu ihlal bulgusunun kayıp
olayından değil, daha çok yetkililerin olay karꢀısında takındıkları tavır ve davranıꢀlardan
kaynaklandığını vurgulamıꢀtır. Bu nedenle bir akraba, yetkililerin fiilleri sonucunda mağdur
olduğunu ileri sürebilir. (bkz. Çakıcı Kararı, prg. 98).
182. Bu davada Mahkeme, baꢀvuranın kayıp Đpek kardeꢀlerin babası olduğuna dikkat
çekmiꢀtir. Baꢀvuran, sözkonusu olaylara ve oğullarının dokuz yıl önce askerlerce
götürülmesine tanık olmuꢀ ve o tarihten sonra oğullarını bir daha görmemiꢀtir. (bkz. prg. 153).
Baꢀvuran tarafından sunulan belgelerden de bellidir ki çocuklarının akibetini öğrenmek için
sonuçsuz da olsa birçok giriꢀimde bulunmuꢀtur. (bkz. prg. 26-29). Çocuklarının askerlerce
götürülmesinden sonra akibetleri hakkında bilgi almak için çok çaba göstermesine karꢀılık,
yetkililerden hiçbir açıklama veya bilgi alamamıꢀtır. Aksine, yetkililer baꢀvuranın ciddi
endiꢀeleri karꢀısında, Đpek kardeꢀlerin güvenlik güçlerince gözaltına alındığını reddetmiꢀtir.
(bkz. prg. 38 ve 45). Üstelik baꢀvurana soruꢀturma sonucu hakkında bilgi verilmemiꢀtir.
Ayrıca, Mahkeme, baꢀvuranın çocuklarının akıbeti hakkında duyduğu endiꢀenin aile hayatının
bozulmasıyla daha da arttığını düꢀünmektedir.
183. Yukarıdaki bilgilerin ıꢀığında Mahkeme, baꢀvuranın çocuklarının kaybolması ve bilgi
edinememesi sonucunda endiꢀe ve üzüntü duyduğunu tespit etmiꢀtir. Baꢀvuranın ꢀikayetleri
karꢀısında yetkililerin tutumu 3. maddeye aykırı insanlık dıꢀı bir muamele ortaya koꢀmuꢀtur.
Mahkeme bu nedenle baꢀvuranla ilgili olarak 3. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.
IV. SÖZLEꢁME'NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
184. Baꢀvuran çocuklarının kaybolmasının aꢀağıda verilen 5. maddenin birden fazla sebepten
dolayı ihlal edildiğini ileri sürmüꢀtür.
“ Madde 5
Özgürlük ve güvenlik hakkı
1. Herkesin kiꢀi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aꢀağıda belirtilen haller ve yasada
belirlenen yollar dıꢀında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
a) Kiꢀinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak
hapsedilmesi;
b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı
veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun
olarak yakalanması veya tutulması;
c) Bir suç iꢀlediği hakkında geçerli ꢀüphe bulunan veya suç iꢀlemesine ya da suçu iꢀledikten
sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması
dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiꢀ bir karar gereği
tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne
uygun olarak tutulması;
e) Bulaꢀıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuꢀturucu
madde bağımlısı bir kiꢀinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulması;
f) Bir kiꢀinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında
sınır dıꢀı etme ya da geriverme iꢀleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun
olarak yakalanması veya tutulması;
2. Yakalanan her kiꢀiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa
zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda
bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ diğer bir
görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma
sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır bulunmasını
sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes,
özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve
yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye baꢀvurma
hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmıꢀ bir yakalama veya tutulu kalma iꢀleminin
mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır”.
185. Baꢀvuran çocuklarının yasadıꢀı olarak gözaltına alınması, gözaltı nedenleri hakkında
bilgi verilmemesi, makul süre içinde hakim önüne çıkarılmamaları ve gözaltının yasallığını
sorgulamak üzere dava açamaması gibi nedenlerle bu maddenin ihlal edildiğini öne sürmüꢀtür.
186. Hükümet, baꢀvuranın çocuklarının gözaltına alındığının ispatlanmadığını, dolayısıyla 5.
maddenin ihlal edildiği sonucuna varmanın imkansız olduğunu ileri sürmüꢀtür.
187. Mahkeme, demokratik toplumlarda bireylerin otoritelerce keyfi olarak gözaltına
alınmasını engellemek için 5. madde ile sağlanan güvencelerin önemini vurgulamıꢀtır. Bu
bağlamda özgürlükten yoksun bırakma ulusal hukukun usül ve esası ile uyumlu olmalı ve aynı
zamanda 5. maddenin amacını- bireyin keyfi gözaltına alınması – karꢀılamalıdır. Sözleꢀme'nin
5. maddesi keyfi gözaltı risklerini en aza indirgemek için, özgürlükten yoksun bırakma
durumunun adli incelemeye tabi olmasını ve yetkililerin bu husustaki güvenirliğini güvence
altına almayı amaçlar. Bireyin onaysız olarak gözaltına alınması sözkonusu güvencelerin yok
sayılması, dolayısıyla 5. maddenin ihlali anlamını taꢀır. Yetkililer, kendi kontrolü altındaki
kimselerden sorumlu olduğu için 5. madde kaybolma riskine etkili tedbirler almayı ve
gözaltına alınan kimsenin o tarihten sonra görülmediği iddiası karꢀısında etkili bir soruꢀturma
yapmayı gerekli kılar. (Kurt, prg. 122-125, Çakıcı prg. 104, Akdeniz ve Diğerleri prg. 106,
Çiçek prg. 164, Orhan prg. 367-369).
188. Mahkeme, baꢀvuranın iki oğlunun 18 Mayıs 1994 tarihinde güvenlik güçlerince
yakalandığı, Dahlezeri mezrasından götürüldüğü ve en son Lice'de güvenlik güçleri ile
birlikte görüldüğü tespitinde bulunmuꢀtur. (bkz. prg. 156). Gözaltı durumları, ilgili kayıtlara
geçirilmemiꢀ ve akıbetleri ile ilgili resmi kayıt yoktur. Mahkeme'nin görüꢀüne göre, bu durum
kendi içinde çok ciddi bir eksiklik olarak nitelendirilmektedir; çünkü suça karıꢀanların
kimliklerini gizlemelerini ve gözaltına alınan kimsenin akibeti hakkında sorumluluktan
kaçmalarını sağlamaktadır. Ayrıca, gözaltının tarihi, zamanı, yeri ve ilgili kiꢀinin ismine
iliꢀkin bilgilerin kayıtlara alınmaması 5. maddeye aykırıdır. (bkz. Kurt Kararı, prg. 125,
Timurtaꢀ, prg. 105, Çakıcı Kararı, prg. 105, Çiçek prg. 165 ve Orhan prg. 371).
189. Mahkeme, ayrıca, baꢀvuranın oğullarının hayati tehlike taꢀıyan koꢀullar altında
götürülmeleri ve gözaltına alınmaları ile ilgili ꢀikayetleri hakkında yetkililerin daha detaylı ve
çabuk soruꢀturma yapması gerektiğini düꢀünmektedir. Ancak, 2. madde ile ilgili saptamalar
ve yorumlar, yetkililerin Đpek kardeꢀlerin kaybolmalarına karꢀı etkili tedbirler almadıkları
konusunda ꢀüpheye yer bırakmamaktadır. (bkz. prg. 177).
190. Mahkeme, bu düꢀüncelerin ıꢀığında yetkililerin Đpek kardeꢀlerin Dahlezeri'nden
götürüldükten sonraki akıbetleri hakkında makul bir açıklama yapmadıkları ve yapılan
soruꢀturmanın etkili olmadığı ve kısa sürede tamamlanmadığı sonucuna varmıꢀtır. Adli
yetkililer güvenlik güçlerinin ve görgü tanıklarının ifadelerini almamıꢀlar ve askeri
yetkililerin Đpek kardeꢀlerin tutuklanıp gözaltına alınmadığı iddialarını araꢀtırma konusunda
isteksiz davranmıꢀlardır. Gözaltı kayıtlarının güvenilirliği ve doğruluğu da bu bağlamda
değerlendirilmelidir. (bkz. prg. 172,, 175-176 ve 149).
191. Bu nedenle Mahkeme Đpek kardeꢀlerin Sözleꢀme'nin 5. maddesindeki güvencelerden
yoksun, onaysız olarak gözaltına alındığı ve bu madde ile güvence altına alınan özgürlük ve
güvenlik hakkının ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir.
V. SÖZLEꢁME'YE EK 1 NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI
192. Baꢀvuran, evinin ve eꢀyalarının yok edilmesi nedeniyle aꢀağıda verilen 1 no'lu
Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiꢀtir.
“Her gerçek ve tüzel kiꢀinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı
vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢀullara ve
uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını
düzenlemek veya vergilerin ya da baꢀka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak
için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez”.
193. Hükümet, baꢀvuranın iddialarını reddetmiꢀ ve baꢀvuranın evinin mezradaki diğer evlerle
birlikte bakımsızlık ve bölgedeki sert kıꢀ koꢀulları nedeniyle hasar gördüğünü ileri sürmüꢀtür.
194. Mahkeme, güvenlik güçlerinin baꢀvuranın evini ve eꢀyalarını bilerek yok ettiğinin ve
aileyi köyü terk etmeye zorladığının tespit edildiğini tekrarlamıꢀtır. (bkz. prg. 152 ve 154). Bu
fiillerin baꢀvuranın eꢀyalarından ve mülkünden faydalanma hakkına haksız müdahale
oluꢀturduğu ꢀüphesizdir. (bkz Akdivar ve Diğerleri prg. 88), Menteꢀ ve Diğerleri, prg. 73),
Selçuk ve Asker, prg. 86). Bilgin, prg. 108, Dulaꢀ prg. 13, Yöyler prg. 79).
195. Bu nedenle Mahkeme, 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna
varmıꢀtır.
VI. BAꢁVURAN VE ĐPEK KARDEꢁLER HUSUSUNDA SÖZLEꢁME'NĐN 2,3,5 VE 1
NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 13. MADDENĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI
196. Baꢀvuran, sözkonusu kimselerin kaybolması hakkında etkili bir soruꢀturma yapılmaması
ve mülküne zarar verilmesine bağlı olarak 13. maddenin ihlal edilmesine yolaçtığını ileri
sürmüꢀtür. 13. madde ꢀöyledir:
“Bu Sözleꢀme'de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili
bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir”.
• Genel Đlkeler
197. Mahkeme, 13. maddenin Sözleꢀme hak ve özgürlüklerinin ulusal düzeyde korunmasını
sağlamak için bir iç hukuk yolunun varlığını gerekli kıldığını hatırlatmıꢀtır. Sözleꢀmeci
Devletler'in Sözleꢀme'den kaynaklanan sorumluluklarına ne ꢀekilde uyacakları konusunda
takdir yetkisine sahip olmasına rağmen, 13. madde Sözleꢀmeye dayalı ꢀikayet konusu ile
ilgilenmek ve uygun çözüme kavuꢀturmak amacını taꢀıyan ulusal bir iç hukuk yolunun
varlığını gerekli kılar. 13. madde bağlamındaki sorumluluğun boyutu, baꢀvuranın ꢀikayetinin
niteliğine göre değiꢀir. 13. maddenin gerektirdiği iç hukuk yolu, uygulamada ve teorik olarak
etkili olmalı, en önemlisi de uygulanması devlet görevlilerinin haksız fiilleri veya eksik
uygulamaları sebebiyle engellenmemelidir. (bkz. 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy/Türkiye Kararı,
Raporlar 1996-VI, prg. 95 ve Aydın Kararı, prg. 103, Kaya Kararı, prg. 89).
198. Buna ek olarak, bir kimsenin akrabaları, o kiꢀinin yetkililerin sorumluluğunda
kaybolduğu iddiası ile gelmiꢀlerse, 13. maddenin gerektirdiği iç hukuk yolu uygun
durumlarda tazminat ödenmesine ek olarak sorumluların kimliğinin tespit edilmesine ve
cezalandırılmalarına imkan sağlayacak etkili bir soruꢀturmanın yapılmasını ve akrabaların da
soruꢀturma prosedürüne etkin katılımını gerektirir. ( mutatis mutandis , Aksoy, Aydın ve
Kaya Kararları, prg. 98, 103, ve 106-107). Mahkeme ayrıca 13. maddenin gerektirdiklerinin, 2.
maddenin gerektirdiği yetkililerin sorumluluğunda kaybolan bir kimsenin akibeti hakkında
soruꢀturma yapma yükümlülüğünden daha kapsamlı ve geniꢀ olduğunu hatırlatmıꢀtır.
( Kılıç/Türkiye Kararı, no. 22492/93, prg. 93, prg. 93). ECHR 2000-III).
199. Yukarıda anlatılanlar bir bireyin evine ve eꢀyalarına devlet görevlileri tarafından kasıtlı
olarak hasar verildiği veya bunların yok edildiği durumlar için de geçerlidir. (bkz. Orhan
Kararı, prg. 385).
B. Mahkeme'nin Değerlendirmesi
1. Baꢀvuranın Oğullarının Gözaltına Alınmaları ve Kaybolmalarına Đliꢀkin
200. Mahkeme, baꢀvuranın çocuklarının mezradan götürüldüklerini ve Lice'de askeri bir
kurumda güvenlik güçlerince kayıtdıꢀı olarak gözaltında tutulduklarını, yetkililer tarafından
gözaltı kaydı sunulmadığını ve ölü kabul edildiklerini tespit etmiꢀtir. (bkz. 167-168).
Oğullarının kaybolması sebebiyle baꢀvuranın maruz kaldığı üzüntü ve yetkililerin baꢀvuranın
ꢀikayeti karꢀısında verdikleri tepki insanlık dıꢀı bir uygulamayı ortaya koymaktadır. (bkz. prg.
183). 2,3 ve 5. madde bağlamındaki ꢀikayetler Sözleꢀme'nin 13. maddesinin amacı
doğrultusunda tartıꢀılabilir. (bkz. 27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve Rice/Đngiltere Kararı, Dizi A,
no. 131, prg. 52, Kaya Kararı prg. 107 ve Yaꢀa Kararı, prg 113).
201. Bu sebepten ötürü yetkililerin Đpek kardeꢀlerin kaybolması hakkında etkili bir soruꢀturma
yapma sorumluluğu vardı. 2. madde bağlamındaki bulguları ile ilgili olarak, (bkz. prg. 177),
Mahkeme, 13. madde uyarınca etkili bir soruꢀturma yapılmadığı sonucuna varmıꢀtır.
2. Baꢀvuranın Mülkünün Yokedilmesine Đliꢀkin
202. Mahkeme, baꢀvuranın Dahlezeri'deki evinin ve eꢀyalarının 1 No'lu Protokol'ün 1.
maddesinin ihlal edilmesine yolaçtığını tekrarlamıꢀtır. ( bkz. prg. 195). Baꢀvuranın bu
husustaki ꢀikayetleri 13. maddenin amacı doğrultusunda tartıꢀılabilir nitelik taꢀımaktadır. (bkz.
Boyle ve Rice, prg 52; Dulaꢀ prg. 67; ve Yöyler, prg 89).
203. Mahkeme daha önceki davalarda güvenlik güçlerinin karıꢀtığı iddia edilen olaylar
hakkında ceza hukuku uygulanmasının 1990ların ilk yarısında güneydoğu anadolu
bölgesindeki durumu ve bu dönemdeki soruꢀturma sistemindeki eksikliklerin ceza hukukunun
etkinliğine zarar verdiğine karar vermiꢀtir. Bu uygulama Sözleꢀme ile güvence altına alınan
hak ve özgürlüklere saygılı demokratik toplumlarda güvenlik güçlerinin hukukun üstünlüğü
ilkesi ile uyumlu olmayan fiilleri nedeniyle kendilerine duyulan güveni sarsabilir. (bkz. Bilgin
Kararı, no 23819/94, prg. 119, 16 Kasım 2000 ).
204. Mahkeme, davanın özel ꢀartlarına bağlı olarak, baꢀvuranın Dahlezeri'deki evinin ve
eꢀyalarının yokedilmesinden kısa bir süre sonra farklı makamlara dilekçe sunmuꢀtur.
Dilekçelerdeki baꢀlıca ꢀikayet oğullarının kaybolması olmasına rağmen, baꢀvuran detaylı
olarak yetkililere mezrasının 18 Mayıs 1994 tarihinde düzenlenen askeri bir operasyonla
yakıldığını belirtmiꢀtir. (bkz. prg. 36).
205. Ancak, baꢀvurana verilen yanıtlara göre, güvenlik güçleri ilgili tarihte o bölgede
operasyon yürütmemiꢀtir. (bkz. prg. 38 ve 59). Güvenlik güçlerinin mezranın yakılmasının
faili olmasına rağmen, yetkililerin baꢀvurana acilen yanıt vermeden önce, soruꢀturma
esnasında güvenlik güçleri üyelerini sorguya çekmemelerini çarpıcı bulmuꢀlardır. Ayrıca,
baꢀvurandan alınan ifadelerin dıꢀında, sözkonusu olaylara tanık olan diğer köylülerin
ifadelerinin alınması için giriꢀimde bulunulmamıꢀtır. Dahası yetkililer baꢀvuranın iddialarının
doğruluğunu teyit etmek için olay yerini ziyaret etmeyi düꢀünmemiꢀlerdir. Aksine karar
vermek için güvenlik güçlerinin verdiği bilgiyi yeterli görmüꢀlerdir. (bkz. prg. 32,43 ve 54).
206. Bu bağlamda Mahkeme, güvenlik güçlerinin bu türdeki uygulamalarını kabul etmekte
yetkililerin genel bir isteksizlik sergilediklerini tespit etmiꢀtir. (bkz. Selçuk ve Asker Kararı,
prg. 68, Orhan prg. 394; Yöyler, prg. 92). Jandarma Komutanları tarafından sunulan kanıtlar
Mahkeme'nin daha önceki bulgularını onaylamaktadır. (bkz. prg. 138).
207. Son olarak soruꢀturma yetkisi 21 Haziran 1995 tarihinde güvenlik güçleri hakkında men-
i muhakeme kararı veren Lice Đdare Kurulu'na geçmiꢀtir. (bkz. prg 55). Ancak Mahkeme,
daha önceki birçok davada soruꢀturmayı yürüten bu kurulların bağımsız olmadığı; hiyerarꢀik
olarak Vali'ye bağlı bir memurun ve soruꢀturmaya konu olan güvenlik güçlerine bağlı bir
memurdan oluꢀtuğu sonucuna varmıꢀtır. (bkz. Güleç/Türkiye Kararı, no, 21593/93, prg. 80,
ECHR, Raporlar 1998-IV, Yöyler Kararı prg. 93). Soruꢀturmada sorumlu olarak Yarbay
Turgut Alpı'nın atanması ve yaptığı soruꢀturmada ciddi eksikliklerin bulunması Mahkeme'nin
farklı bir sonuca varmasına izin vermemiꢀtir. ( bkz. prg. 174).
208. Bu ꢀartlar altında makamların baꢀvuranın Dahlezeri'deki mülkünün imha edildiği
iddiaları hakkındaki soruꢀturmanın etkili ve yeterli olduğu iddia edilemez.
209. Sonuç olarak Mahkeme, baꢀvuranın oğullarının kaybolması, ölümleri ve Dahlezeri'deki
mülkün yokedilmesi hakkında etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır. Bu
sonuca bağlı olarak, 2,3,5 ve 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte 13. maddenin ihlal
edildiğine karar verilmiꢀtir.
VII. SÖZLEꢁME'NĐN 2,3,5 VE 1 NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 14.
MADDENĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
210. Baꢀvuran, kendisinin ve oğullarının Kürt kökenli olmaları nedeniyle ayırımcılık
yapıldığından ve aꢀağıda kaydedilen14. maddenin ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.
“Bu Sözleꢀme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,
siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet,
doğum veya herhangi baꢀka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır”.
211. Baꢀvuran bütün bu konularla ilgili olarak, ırk ve etnik köken temelinde ayırımcılığa dair
idari bir uygulamanın varolduğunu ileri sürmüꢀtür.
212. Hükümet, ꢀikayetleri reddetmenin ötesine geçmemiꢀtir.
213. Mahkeme, baꢀvuranın iddiasını incelemiꢀtir. Ancak, önündeki kanıtlara dayanarak ilgili
maddenin ihlal edildiğine karar vermek mümkün değildir.
VIII. SÖZLEꢁME'NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
214. Baꢀvuran kendisinin ve oğullarının Sözleꢀme'den kaynaklanan haklarına yapılan
müdahalenin Sözleꢀme tarafından öngörülen amaçlar doğrultusunda olmadığını ileri
sürmüꢀtür.
“Bu Sözleꢀme'nin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir”.
215. Hükümet bu ꢀikayet hakkında yorum yapmamıꢀtır.
216. Mahkeme, önündeki kanıtlarla ilgili maddenin ihlal edildiğine karar vermenin mümkün
olmadığını belirtmiꢀtir.
IX. SÖZLEꢁME'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
217. Sözleꢀme'nin 41. maddesi aꢀağıdaki gibidir:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Taraf'ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder”.
218. Baꢀvuran, oğullarının ölümü ve mülkünün yokedilmesi ile ilgili olarak uğradığı maddi
zarar nedeniyle 141,529.01 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Ayrıca manevi zarar için de 50,000
Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Son olarak yasal masraf ve harcamaların geri ödemesi için
27,635.08 Đngiliz Sterlini talep edilmiꢀtir.
219. Hükümet, Sözleꢀme ihlal edilmediği için adil tatmin ödenmemesi gerektiğini ileri
sürmüꢀtür. Bunun alternatifi olarak ise Sözleꢀme'nin herhangi bir maddesinin ihlal edildiği
sonucuna varılsa bile baꢀvuranın taleplerinin spekülatif olduğu ve bölgenin ekonomik
gerçeklerini yansıtmadığı iddia edilmiꢀtir.
A. Maddi Zarar
220. Baꢀvuran, oğullarının ölümü ve Dahlezeri'deki mülkünün yokedilmesi sebebiyle uğradığı
maddi zarar için tazminat talebinde bulunmuꢀtur.
1. Baꢀvuranın Oğullarının Kaybolması ve Ölümlerinden Kaynaklanan Maddi Zarar
221. Baꢀvuran, Hükümet'in sorumluluğu dahilinde Đkram ve Servet Đpek isimli oğullarının
ölümlerinden dolayı uğradığı gelir kaybı için toplam 106,393.08 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir.
Olay sırasında 19 ve 15 yaꢀlarında olan oğullarının inꢀaatlarda çalıꢀtığını ve her birinin yıllık
2,343.46 Đngiliz Sterlini kazandığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca, Türk erkeklerinin ortalama
yaꢀ sınırının 65.1 yıl olduğunu, oğullarının emeklilik yaꢀının ise 65 kabul edilebileceğini
belirtmiꢀtir. Ayrıca Đkram Đpek'in evli olduğunu, fakat çocuğu olmadığını belirtmiꢀtir.
Yukarıda belirtilen meblağ hesaplanırken baꢀvuran Đngiltere'de ölümcül kazalar ve kiꢀisel
mağduriyet durumlarında kullanılan Ogden Tablosu'ndan (Ogden Actuarial Tables)
faydalanmıꢀtır. Türkiye'de karꢀılığı bulunmadığı için ve Türkiye'deki yüksek enflasyon
oranının yolaçtığı karıꢀıklığı önlemek amacıyla bu tablolara profesyonel anlamda hesap
yapmak için güvenilebilir.
222. Hükümet, baꢀvuranın talep ettiği tazminatla Sözleꢀme'nin ihlali iddiası arasında bağlantı
olmadığını iddia etmiꢀtir. Bu nedenle, baꢀvurana iddiaları hususunda tazminat verilmemelidir.
223. Mahkeme, baꢀvuranın iddia ettiği zarar ve Sözleꢀme'nin ihlali arasında nedensel bir bağ
olması gerektiğini ve bunun da uygun durumda gelir kaybı durumunda tazminat içereceğini
tekrarlamıꢀtır. (bkz. 13 Haziran Haziran 1994 tarihli 1994 tarihli, Barbera, Messegue ve
Jabardo/Đspanya Kararı, ( 50. madde Dizi A no 285-C, S. 57-58, prg. 16-20; Çakıcı/ Türkiye
Kararı, prg. 127). Mahkeme, baꢀvuranın oğullarının kayıtdıꢀı gözaltının ardından
kaybolduklarını ve Sözleꢀme'nin 2. ve 5. maddeleri bağlamında Devlet'in sorumluluğu
bulunduğunu tespit etmiꢀtir. (bkz. prg. 168 ve 191). Bu koꢀullar altında, Sözleꢀme'nin 2. ve 5.
maddelerinin ihlali ile Đpek kardeꢀlerin mirasçılarının uğradığı kayıp arasında, kendileri için
sağlanan maddi yardımın durması bağlamında doğrudan nedensel bir bağlantı vardır.
224. Baꢀvuranın detaylı ifadelerini ve oğullarının geçmiꢀteki ve gelecekteki gelirleri
hakkındaki hesaplarını gözönünde bulundurarak (bkz. Çiçek ve Orhan Kararları, 201. ve 434.
paragraflar) Mahkeme, oğullarının her biri için mirasçılara verilmek üzere baꢀvurana 7000'er
Euro (EUR) ödenmesine karar vermiꢀtir.
2. Baꢀvuranın evinin ve eꢀyalarının yokedilmesinden kaynaklanan maddi kayıplar
225. Baꢀvuran, evinin ve eꢀyalarının yokedilmesi ve hayvanlarının öldürülmesi ile ilgili
olarak tazminat talebinde bulunmuꢀtur. Gelir kaybının ve baꢀka bir konut bulmak için yapılan
harcamaların geri ödenmesi talebinde bulunmuꢀtur.
226. Hükümet, iddialarını kanıtlayamadığı için baꢀvurana tazminat ödenmemesi gerektiğini
ileri sürmüꢀtür.
227. Mahkeme, baꢀvuranın ailesinin, evinin ve eꢀyalarının güvenlik güçlerince kasten
yokedildiğini tespit etmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuranın uğradığı maddi zarar için tazminat
ödenmesi gereklidir. Ancak baꢀvuranın kaybettiği mülkünün miktarı ve değeri hakkındaki
iddialarını kanıtlayamadığı için, büyükbaꢀ hayvanların sayısı ve baꢀvuranın bunlardan elde
ettiği gelir hakkında bağımsız kanıt olmaması sebebiyle Mahkeme, hakkaniyete uygun bir
değerlendirme yapmayı gerekli görmüꢀtür. (bkz. Bilgin prg. 140; Dulaꢀ prg. 86; Selçuk ve
Asker Kararı, prg. 106; Yöyler Kararı, prg. 106).
a) Baꢀvuranın Evi ve Diğer Mülkler
228. Baꢀvuran, değerini 23.000.000.000 TL olarak belirlediği evi, 25.810.000.000 TL değer
biçtiği 135 hayvan ( 30 koyun, 80 keçi, 15 sığır ve 20 tavuk), 10,250,000,000 TL değerindeki
ev araç gereçleri ( mutfak eꢀyaları, 12 ꢀilte, 100 kilo tereyağı, 100 kilo süt) ve 150.000.000 TL
değerindeki bir kamyon odun için tazminat talebinde bulunmuꢀtur.
229. Mahkeme, bağımsız ve belirleyici kanıtların yokluğunda hakkaniyete uygun bir
değerlendirme yaparak yokedilen ev ve diğer mülklerle ilgili olarak 15.000 Euro tazminata
hükmetmiꢀtir.
b) Gelir Kaybı
230. Baꢀvuran, 1994'ten bu yana çiftçilikten elde edeceği gelirlerin kaybı ile ilgili olarak
5.272,74 Đngiliz Sterlini tazminat talebinde bulunmuꢀtur.
231. Baꢀvuranın arazilerinin büyüklüğü ve bu arazilerden elde edilecek gelir hakkında
bağımsız kanıt olmadığı için Mahkeme, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak bu
baꢀlık altında 9.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.
c) Alternatif Konut
232. Baꢀvuran, 9 yıllık kira, su, elektrik ve telefon harcamaları için 6.735,11 Đngiliz Sterlini
ödeme yapılmasını talep etmiꢀtir.
233. Baꢀvuranın iddiasının bu bölümü kanıtlanmadığı için Mahkeme, adil bir değerlendirme
yapmıꢀ ve alternatif konut için 5.400 EUR tazminat talebinde bulunmuꢀtur.
3. Özet
234. Sonuç olarak, baꢀvuranın mülkünün yokedilmesi ile ilgili olarak Mahkeme, maddi zarar
için toplam 29.400 EUR ödenmesine hükmetmiꢀtir. Mahkeme, ayrıca baꢀvurana oğullarının
ölümü sebebiyle Sözleꢀme'nin ihlal edilmesi neticesinde, uğradığı maddi zarar için tazminat
ödemek suretiyle oğullarının mirasçılarına verilmek üzere toplam 14.000 Euro ödenmesine
karar vermiꢀtir. Toplam 43.400 Euro'ya varan bu meblağ ödeme günündeki kur üzerinden
Türk Lirasına çevrilecektir.
B. Manevi Zarar
235. Baꢀvuran manevi zarar ile ilgili olarak 50.000 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Baꢀvuran bu
hususta Sözleꢀme'nin birçok sefer ihlal edilmesine yolaçan olayların kendisinde yarattığı
üzüntüye ve sıkıntıya gönderme yapmıꢀtır.
236. Hükümet, bu iddialara itiraz etmiꢀ ve talep edilen tazminat miktarı ile Sözleꢀme ihlalleri
arasında nedensel bir bağ bulunmadığını iddia etmiꢀtir. Mahkeme'nin baꢀvuranın iddialarını
kabul etmemesini talep etmiꢀtir.
237. Mahkeme, kayıtdıꢀı gözaltı ve baꢀvuranın çocuklarının güvenlik güçleri sorumluluğu
altındayken ölmeleri hususunda 2/5 ve 13. maddelerin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir. (bkz.
168,191 ve 201. paragraflar). Bu nedenle sözkonusu ihlallerin ciddiyeti gözönüne alındığında
Đpek kardeꢀlerle ilgili tazminat ödenmesinin gerekli olduğu görüꢀündedir. Bu sebeple
Mahkeme, Đkram ve Servet Đpek için, mirasçılara verilmek üzere, ödeme günündeki kur
üzerinden Türk Lirasına çevrilerek toplam 10.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
238. Ayrıca, oğullarının kaybolması ve yetkililerin ꢀikayetleri karꢀısındaki tutumları gibi
nedenlerle baꢀvuranın maruz kaldığı sıkıntı baꢀvuranla ilgili olarak 3. ve 13. maddelerin
ihlaline yolaçmıꢀtır. (bkz. prg. 183 ve 201). Bu bağlamda Mahkeme baꢀvuranın kendisi için
de ayrıca tazminat ödenmesi gerektiği görüꢀündedir. (bkz. Çiçek Kararı, prg. 205 ve Orhan
Kararı, prg. 443). Bu nedenle Mahkeme, 8.000 Euro'nun ödeme günündeki kur üzerinden
Türk Lirasına çevrilerek ödenmesine karar vermiꢀtir.
239. Mahkeme, baꢀvuranın evinin ve eꢀyalarının yokedilmesinin 13. maddenin ve 1 No'lu
Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuꢀtur. (bkz. prg. 195 ve 209).
Dolayısıyla, baꢀvurana ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek 7.000 Euro
ödenmesine karar verilmiꢀtir.
C. Masraf ve Harcamalar
240. Baꢀvuran, davasının Sözleꢀme organlarına sunulması için yaptığı masraflara karꢀılık
toplam 27,635,.08 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Bu meblağa, Aralık 1999 ve Aralık 2002
tarihleri arasında 1) Đngiliz Avukat Profesör William Bowring (5 saatlik çalıꢀma için 500
Đngiliz Sterlini), 2) Londra'daki Kürdistan Đnsan Hakları Projesi'ne bağlı Kerim Yıldız, Philip
Leach, Anke Stock ve diğerleri (61 saatlik avukatlık ücreti için 6,149.99 Đngiliz Sterlini,
Đngilizce'den Türkçe'ye ve Türkçe'den Đngilizce'ye tercüme ve özetler için 858,33 Đngiliz
Sterlini) tarafından yapılan idari masraflar ile 3) telefon, posta, fotokopi, ve kırtasiye
masrafları (285 Đngiliz Sterlini) dahildir. Baꢀvuran, ayrıca Aralık 1994 ve 1999 arasında 60
saatlik avukatlık ücreti için 6,000 Đngiliz Sterlini talep etmiꢀtir. Bu masraflar davanın
hazırlanması, kanıtların açıklığa kavuꢀması, baꢀvuranla ilgili diğer konuların analizi ile
davaya iliꢀkin Türk kanunları üzerinde yapılan incelemeler ve tercümeler için girilen
masrafları kapsamaktadır.
241. Hükümet, harcamalar için yapılan talebin aꢀırı ve dayanaksız olduğu görüꢀündedir.
Hükümet baꢀvuranın taleplerini desteklemek için hiçbir makbuz veya belge sunulmadığını
ileri sürmüꢀtür.
242. Mahkeme, Sözleꢀme'nin 41. maddesi uyarınca sadece çok gerekli olarak yapılan
harcamalar ve yasal giderler için geri ödeme yapılacağını tekrarlamıꢀtır. Ayrıca, talep edilen
meblağ makul olmalıdır. Mahkeme bu bağlamda mevcut davanın Ankara'da yapılacak tanık
dinleme duruꢀması dahil olaylarla ve yasalarla ilgili detaylı inceleme gerektiren karmaꢀık
konuları gündeme getirdiğini belirtmiꢀtir. Buna karꢀın Mahkeme mevcut dava ile ilgili olarak
yapılan harcamaların çok gerekli harcamalar olduğu konusunda tatmin olmamıꢀtır. Aralık ile Aralık 1999 tarihleri arasında yapılan harcamalara iliꢀkin detaylı bilgi verilmemiꢀtir.
Ayrıca, Aralık 1999'dan Aralık 2002 tarihine kadar yapılan iꢀlerle ilgili olarak toplam çalıꢀma
süresinin (126 saat) çok fazla olduğu görüꢀündedir. Avukatlık ücretlerinin makul olduğu
görüꢀünde değildir. Son olarak Mahkeme, çeviri, özet ve idari masraflarla ilgili olarak talep
edilen meblağın makul olduğunu düꢀünmektedir.
243. Yukarıda anlatılanların ıꢀığında Mahkeme, uygulanabilecek her türlü katma değer vergisi
hariç olmak üzere, 13,130 Eurodan Avrupa Konseyi'nden adli yardım olarak alınan 1,050
Euronun düꢀülerek elde edilecek meblağın Đngiliz Sterlinine çevrilerek adil tatmin talebinde
belirtildiği ꢀekilde baꢀvuranın yasal temsilcisinin Đngiltere'deki banka hesabına yatırılmasına
karar vermiꢀtir.
D. Gecikme Faizi
244. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç
puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesinin uygun olacağını düꢀünmektedir.
YUKARIDAKĐ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvuranın iki oğlunun ölümü ile ilgili olarak 2. maddenin ihlal edildiğine;
2. Baꢀvuranın iki oğlunun kaybolması ve ölümleri hakkında ulusal makamların etkili ve
yeterli bir soruꢀturma yapmaması nedeniyle 2. maddenin ihlal edildiğine;
3. Baꢀvuran ile ilgili olarak 3. maddenin ihlal edildiğine;
4. Baꢀvuranın iki oğlu ile ilgili olarak 5. maddenin ihlal edildiğine;
5. Baꢀvuran ile ilgili olarak 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
6. Baꢀvuran ve iki oğlu ile ilgili olarak, 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte,
Sözleꢀme'nin 2,3 ve 5. maddeleriyle bağlantılı olarak 13. maddenin ihlal edildiğine;
7. Baꢀvuran ve iki oğlu ile ilgili olarak 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte
Sözleꢀme'nin 2,3 ve 5. maddeleri ile bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edilmediğine;
8. Sözleꢀme'nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;
9. Hükümet'in Sözleꢀme'nin 38 prg. 1 (a) ile belirtilen sorumluluğunu yerine getirmediğine;
10. a) Sorumlu Devletin, Sözleꢀme'nin 44/2 maddesi uyarınca davanın kesinlik kazanmasını
takiben üç ay içinde, aꢀağıda belirtilen miktarların ödeme günündeki kur üzerinden sorumlu
devletin ulusal para birimine çevrilerek baꢀvuranın Türkiye'deki banka hesabına yatırılmasına;
i) Maddi zararla ilgili olarak iki oğlunun mirasçılarına verilmek üzere her iki oğul için
baꢀvurana 7.000'er (yedibin euro) Euro ödenmesine;
ii) Maddi zararla ilgili olarak baꢀvurana 29.400 Euro ödenmesine (yirmidokuzbindörtyüz
euro);
iii) Manevi zarar için baꢀvurana 15.000 Euro ödenmesine;
b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için,
ilgili miktara Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın uygulanmasına;
11. a) Masraf ve harcamalarla ilgili olarak, sorumlu Devletin, Sözleꢀme'nin 44/2 maddesi
gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her türlü katma
değer vergisi hariç, adli yardım için alınan 1.050 Euro (binelli euro) 13.130 Euro'dan
çıkartılarak elde edilecek meblağın ödeme günündeki kur üzerinden Đngiliz Sterlinine
çevrilerek baꢀvuranın yasal temsilcisinin Đngiltere'deki banka hesabına yatırılmasına;
b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için,
yukarıda belirtilen miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan
eklemek suretiyle oluꢀan basit faiz oranının uygulanmasına;
12. Baꢀvuranın adil tatmin taleplerinin geri kalanının reddedilmesine;
Karar verilmiꢀtir.
Karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ olup, Mahkeme Đç Tüzüğü'nün 77/2 ve 3. paragrafları
uyarınca 17 ꢁubat 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło