25886/04
WyrokETPCz2008-09-30ECLI:CE:ECHR:2008:0930JUD002588604
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy odmowa wysłania listu więźnia przez władze więzienne, oparta na niejasnych przepisach krajowych, stanowi naruszenie prawa do poszanowania korespondencji z art. 8 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w prawo skarżącego do korespondencji, wynikająca z odmowy wysłania jego listu, nie była "zgodna z prawem" w rozumieniu art. 8 ust. 2 Konwencji. Stwierdzono, że odpowiednie przepisy krajowe, w szczególności art. 147 Rozporządzenia o Administracji Zakładów Karnych i Aresztów oraz Wykonywaniu Kar, nie określały z wystarczającą jasnością zakresu i warunków dyskrecji władz więziennych w zakresie kontroli korespondencji. Brak tej jasności sprawił, że ingerencja nie spełniała wymogu przewidywalności prawa, co jest fundamentalnym elementem zasady "zgodności z prawem".Stan faktyczny
Skarżący, Ömer Nakçi, urodzony w 1976 roku, był więźniem w tureckim więzieniu. Złożył list do administracji więziennej, który miał zostać wysłany do stowarzyszenia. 11 listopada 2003 roku Komisja ds. Czytania Listów Więziennych uznała list za "niepożądany" na podstawie art. 147 odpowiedniego rozporządzenia, twierdząc, że miał on na celu wymuszenie akceptacji "żądań organizacyjnych" przez państwo. 12 listopada 2003 roku Rada Dyscyplinarna Więzienia podjęła decyzję o niewysłaniu listu.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje skargę dotyczącą art. 8 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną.
2. Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji.
3. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową.
4. Odrzuca wszystkie pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
NAKÇİ -TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:25886/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Eylül 2008
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25886/04) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaşı) Ömer Nakçi’nin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 10 Haziran 2004
tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarında, M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1976 doğumludur. Başvurusunu sunduğu sırada, başvuran, Lice Cezaevinde tutuklu
bulunmaktaydı.
Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, Gaziantep H Tipi Cezaevinde ağır hapis
cezasını çekmekteydi.
Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran, bir derneğe gönderilmek üzere cezaevi yönetimine bir
mektup sunmuştur. Kasım 2003 tarihinde, Ceza İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonu, Ceza İnfaz
Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük’ün 147. maddesi
uyarınca sözkonusu mektubun, örgütsel isteklerin Devlet tarafından kabul edilmesini
sağlamak niyetinde olduğuna ve “sakıncalı” olarak değerlendirilmesi gerektiğine kanaat
getirmiştir. Komisyon sözkonusu mektubu Cezaevi Disiplin Kurulu’na göndermiştir. Kasım 2003 tarihinde, Cezaevi Disiplin Kurulu, sözkonusu tüzüğün 147. maddesi uyarınca
mektubun gönderilmemesine karar vermiştir. Aralık 2003 tarihinde, Gaziantep İnfaz Hakimi, sözkonusu karara karşı başvuranın yapmış
olduğu itirazı reddetmiştir. Ocak 2004 tarihinde, Yargıtay sözkonusu kararı onamıştır. Şubat 2004 tarihinde Yargıtay, bu karara karşı başvuranın yapmış olduğu başvuruyu
reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, mektubunun gönderilmemesinden ve düşünce ve ifade özgürlüğü haklarına
müdahalede bulunulmasından şikayetçidir. Başvuran, AİHS’nin 8., 9. ve 10. maddelerine
atıfta bulunmaktadır.
AİHM, içtihadı ışığında, (bkz, Fazıl Ahmet Tamer – Türkiye, başvuru no: 6289/02, 5 Aralık
2006; Ekinci ve Akalın-Türkiye, başvuru no: 77097/01, 30 Ocak 2007; Kepeneklioğlu-Türkiye,
başvuru no: 73520/01, 23 Ocak 2007) sözkonusu şikayetin AİHS’nin 8. maddesi kapsamında
değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruda başka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru olmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
B. Esas
1.Müdahalenin varlığı
AİHM, başvuranın mektubunun gönderilmemesinin, AİHS’nin 8/2 maddesi uyarınca
başvuranın yazışma hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilafa neden
olmadığını kaydetmektedir.
AİHM, sözkonusu değerlendirmeyi kabul etmektedir.
2. Sözkonusu müdahalenin yerindeliği
“Yasa ile öngörüldüğü”, 2. paragraf anlamında meşru amaç ya da amaçlar izlediği ve
müdahalede bulunmak için “demokratik bir toplumda gerekli olduğu” koşullar dışında böyle
bir müdahale, AİHS’nin 8. maddesine aykırıdır (bkz. özellikle, Calogero Diana-İtalya, 15
Kasım 1996 tarihli karar).
AİHM, tutuklu mektuplarının kontrolünün, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin
Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair 647 sayılı Tüzüğün 144. ve 147. maddelerine
dayandığını kaydetmektedir. Ancak AİHM, sözkonusu tüzüğün, yetkililerin takdir yetkisinin
kapsamını ve koşullarını yeterince açıklıkla belirtmediği tespitinde bulunma imkanına sahip
olduğunu hatırlatmaktadır. AİHM, ayrıca, tüzüğün uygulanmasında da sözkonusu eksikliğin
giderilmediğini de belirtmiştir (sözü edilen Tan). Mevcut davada AİHM, benimsenen bu
tutumdan vazgeçmek için hiçbir neden görememektedir.
Bu durumda AİHM, ihtilaflı müdahalenin AİHS’nin 8. maddesinin 2. paragrafı uyarınca
“yasa ile öngörülmediği” kanaatindedir. Sözkonusu sonucu göz önüne alarak AİHM,
AİHS’nin 8. maddesinin 2. paragrafının diğer gerekliliklerine riayet edilip edilmediğinin
belirlenmesine gerek olmadığına kanaat getirmektedir.
Bu durumda AİHS’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, ulusal mahkemeler önünde etkili bir başvuru yolundan yararlanamayışından
şikayetçidir. Başvuran, AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, iç hukukta, AİHS’de yer aldığı şekliyle hak ve özgürlükleri
ileri sürme imkanı sağlayan bir hukuk yolunun mevcudiyetini güvence altına aldığını
hatırlatmaktadır. Bu bağlamda AİHM, Ali Koç-Türkiye (başvuru no: 39862/02, 1 Şubat 2005)
kararında benzer şikayeti reddettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut davada AİHM, Disiplin
Kurulu’nun mektubu göndermeyi reddetmesine yönelik itirazda bulunmak için, başvuranın
Ceza İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulunma imkanının olduğunu tespit etmiştir; bilahare
başvuran başvuru yolundan yararlanabilir ve Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurabilirdi. Ayrıca
başvurunun “etkili” olması için kesin olarak lehte bir sonuç çıkması bir koşul değildir (bkz,
diğerleri arasından, Costello-Roberts-Birleşik Krallık, 25 Mart 1993 tarihli karar). Sonuç
olarak, yalnızca başvuranın taleplerinin reddedilmesi hususu başvurunun “etkili” olup
olmadığına hükmetmek için tek başına yeterli bir unsur oluşturmamaktadır.
AİHM, bu bağlamda başvuranın şikayetinin genel bir üslupla düzenlendiğini ve
gerekçelendirilmediğini gözlemlemektedir. AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları
uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça mesnetten yoksun olduğu gerekçesi ile reddedilmesi
uygun olacaktır.
III. AİHS’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, ayrımcı muameleye maruz kaldığını ileri sürmektedir. Başvuran, AİHS’nin 14.
maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, başvuranın ayrımcılık iddiasına ilişkin şikayetinin genel bir üslupla düzenlendiğini ve
gerekçelendirilmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan
yoksun olduğu ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi
gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, maruz kaldığı manevi için 15.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, ihlal tespitinin iddia edilen manevi zarar için yeterli adil tatmin oluşturduğu
kanaatindedir.
AİHM, mevcut davada, mahkumların haberleşmesinin sansür edilmesi konusunda cezaevi
yetkililerinin takdir yetkisinin kapsamı ve koşulları yeterince açıklıkla belirtilmediği için Ceza
İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün
muğlaklığı nedeniyle AİHS’nin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bu bağlamda AİHM, benzer
davalarda, ilgili iç hukukun AİHS’nin 8. maddesi hükümleri ile uyumlu hale gelmesinin,
ihlalin sonlandırılmasında en uygun yolu oluşturduğuna ilişkin vardığı sonucu
hatırlatmaktadır (sözü edilen Tan).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, avukatlık ücreti olarak, 2.024 Euro talep etmekte, AİHM önünde yapmış olduğu
yargılama masraf ve giderlerine ilişkin miktarı AİHM’nin takdirine bırakmaktadır. Başvuran,
Diyarbakır Barosu ücret tarifesini belge olarak sunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak
gerçekliği, gerekliliği ve makul miktarlarda olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.
Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak
AİHM, başvuranın talebini reddetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun AİHS’nin 8. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin kendisinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil
tatmini oluşturduğuna;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 30 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło