26136/95

WyrokETPCz2005-05-19ECLI:CE:ECHR:2005:0519JUD002613695

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego dotyczącego praw własności i dziedziczenia naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość postępowania cywilnego, trwającego 6 lat i 7 miesięcy od momentu przystąpienia skarżącego do sprawy, była nadmierna i nie spełniała wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał zastosował swoje ugruntowane kryteria oceny rozsądnego terminu, takie jak złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i władz krajowych. Stwierdził, że ani złożoność sprawy, ani zachowanie skarżącego nie uzasadniały tak długiego okresu, podkreślając, że władze krajowe miały wiele okazji do przyspieszenia postępowania.
Stan faktyczny
Skarżący, emerytowany urzędnik, twierdził, że jest współwłaścicielem gruntów rolnych wraz z N.C. Postępowanie sądowe dotyczące własności tej ziemi rozpoczęło się w 1966 roku. Skarżący przystąpił do sprawy w 1989 roku, powołując się na prawa dziedziczenia. Postępowanie to, obejmujące liczne apelacje i ekspertyzy, zakończyło się w 1996 roku, kiedy to Sąd Kasacyjny podtrzymał decyzję o rejestracji ziemi na rzecz rodziny Genç.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 5 000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 4. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   M.Ö. - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 26136/95)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Mayıs 2005   İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (26136/95) başvuru no’lu davanın nedeni M.Ö.   ve M.R.Ö.’nün (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna 22 Ekim 1994 tarihinde   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan eski   25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranların kimliklerinin açıklanmaması   talebi Daire Başkanı tarafından kabul edilmiştir.   Ocak 1998 tarihinde Komisyon, ikinci başvuranın başvurusunu kabul edilemez bulmuş ve   M.Ö.’nün başvurusunu kısmi olarak kabul edilebilir bulmuştur.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   Başvuran 1933 doğumlu memur emeklisi olup Bartın’da ikamet etmektedir.   Olayların meydana geldiği dönemde başvuran bir tarım arazisine diğerleri ile birlikte N.C. ile   müşterek hissedar olduğunu ileri sürmekteydi.   Mayıs 1966 tarihinde N.C. Bartın Asliye Hukuk Mahkemesine giderek sözkonusu araziyi   fiilen ekip biçen üçüncül şahıslar (Genç ailesinden dört kişi) hakkında “men-i müdahale”   başvurusunda bulunmuştur.   Eylül 1970 tarihli kararı ile Asliye Hukuk Mahkemesi N.C.’yi haklı bulmuş ve mezkur   kişilerin araziyi boşaltmalarını kararlaştırmıştır.   Yargıtay 27 Nisan 1971 tarihli kararı ile adı geçen arazinin mülkiyetinin N.C.’ye ait olduğunu   gösteren yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle hükmü bozmuştur.   Eylül 1975 tarihinde davanın sevk edildiği Bartın Kadastro Mahkemesi N.C.’nin talebini   reddetmiştir.   Temmuz 1977 tarihli temyiz başvurusunun ardından Yargıtay, özellikle derinlemesine   bilirkişi teknik incelemesinin bulunmadığı ve tetkikin tamamlanmadığı gerekçesiyle 2 Eylül   tarihli kararı bozmuştur.   Başvuran, 26 Temmuz 1989’da Bartın Kadastro Mahkemesi’ndeki süreçte sözkonusu arazi   üzerinde miras hakkının bulunduğunu ve N.C. ile müşterek hissedar olduğunu ileri sürmüştür.   Temmuz 1991 tarihinde Mahkeme bahsekonu alanlarda devir işlemlerini gerçekleştirmiş ve   bilirkişi raporu hazırlatmıştır. Başvuran bu rapora itirazda bulunmuştur.   Kasım 1994’te Bartın Kadastro Mahkemesi N.C.’nin itirazını reddetmiş ve arazinin karşı   taraf adına (Genç ailesinin dört üyesine) tapu sicil kaydına geçirilmesine hükmetmiştir.   Bu duruşma yüz celse sürmüştür.   Yargıtay 28 Şubat 1996 tarihli kararı ile 16 Kasım 1994 tarihli kararı onamıştır.   Şubat 1996 tarihli kararın tashihi için N.C. tarafından yapılan istisnai başvuru yolu   Yargıtay tarafından 5 Temmuz 1996 tarihinde reddedilmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuran yargılama sürecinin uzunluğu ile AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen «makul   süre» ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   A. Kabul edilebilirliğe ilişkin   AİHM, yapılan şikayetin AİHS’nin 35 § 3 maddesi uyarınca temelden yoksun bulunmadığı   tespitinde bulunmakta ve başvurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçenin   olmadığına kanaat getirmektedir.   B. Esasa ilişkin   1. Dikkate alınacak dönem   Hükümet 26 Temmuz 1989 tarihinden önceki dönemin dikkate alınamayacağını, sadece bu   tarihte başvuranın müdahil taraf olarak bu sürece katıldığını savunmaktadır.   Başvuran AİHM’ye sözkonusu sürecin bütünü için yaklaşık otuz yıllık bir süreyi dikkate   alması önerisinde bulunmaktadır.   AİHM, bu yöndeki yerleşik içtihadını hatırlatmakta ve sivil süreçlerdeki üçüncül şahısların   müdahalelerine ilişkin şu ayrımı yapmaktadır: başvuran ulusal yargılama sürecine kendi adına   taraf olduğunda dikkate alınması gereken dönem bu tarihten itibaren başlamaktadır, başvuran   bu davaya mirasçı olarak katıldığı vakit bütün yargı süreci boyunca şikayette bulunabilir   (Bkz. Pandolfelli ve Palumbo-İtalya kararı, 27 Şubat 1992, seri: A no: 231-B, s. 16, § 2, X-   Fransa 31 Mart 1992, seri A no: 234-C, s. 89, § 26, Also Tripodi-İtalya, no:45078/98, 12   Ekim 2000 ve Antonio Ruocco-İtalya no: 34881/97, Komisyonun 27 Ekim 1998 tarihli   kararı).   AİHM, başvuranın 26 Temmuz 1989 tarihindeki ulusal süreçte halef sıfatıyla bulunmuş fakat   kendi adına de cujus mirasçı olarak yer almamıştır.   Bu durumda dikkate alınacak dönem 26 Temmuz 1989 tarihinde başlamakta ve 28 Şubat 1996   tarihli Yargıtay kararı ile son bulmaktadır ve her iki yargı süreci için yaklaşık olarak altı yıl   yedi aydır.   AİHM yine de bu sürecin yirmi üç yıl olduğu eleştirisini dikkate alacaktır.   2. Sürecin makullüğü hakkında   AİHM bir yargılama sürecinin uzunluğunun makul yapıda olmasının davanın ardından   meydana gelen olaylarla, mahkemenin bu yöndeki içtihadı ile değerlendirildiğini, özellikle   davanın karmaşık yapısının, başvuranların ve yetkili mercilerin tutumlarının dikkate alındığını   hatırlatmaktadır (Bkz. diğer birçokları arasında, Frydlender-Fransa kararı no: 30979/96, 43,   AİHM 2000-VII).   AİHM tarafların davanın karmaşıklığı hakkında görüş beyan etmediklerini not etmektedir.   Hükümet başvuranın özellikle himayesinde bulunan delilleri sunmayarak, bilirkişi incelemesi   için tanıklar bulmayarak sürecin uzamasına katkıda bulunduğunu savunmaktadır.   Başvuran sürenin uzamasına neden olmadığını ve mahkemelerin dava için yeterli ihtimamı   göstermediklerini ileri sürmektedir.   AİHM, ne davanın karmaşıklığının ne de başvuranın tutumunun yargı sürecinin uzunluğunu   açıklamaya yettiği tespitinde bulunmaktadır. Mahkeme özellikle başvuranın müdahil olarak   katıldığı tarihte sürecin iki temyize konu teşkil ettiğini ve Yargıtay’ın davayı geniş ölçüde   inceleme ve özellikle 15 Şubat 1977 tarihinden itibaren yargılama imkanını bulduğunu   gözlemlemektedir.   AİHM, benzer sorunları ortaya koyan birçok başvurunun AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali ile   sonuçlandığını dile getirmiştir (Bkz. sözü edilen Frydlender kararı).   AİHM, sözleşmeci Devletlere düşen yükümlülüğün yargı sistemlerinin işlerliğini sağlayarak   yargının her bir bireyin yapmış olduğu başvuruda medeni haklar ve sorumluluklar dahilinde   makul bir süre zarfında nihai sonuca ulaşmalarını sağlayabilmek olduğunu bir kez daha   vurgulamaktadır (Bkz. sözü edilen Frydlender kararı).   Mahkemeye sunulan delillerin bütününün incelenmesi neticesinde AİHM, Hükümetin mevcut   davanın seyrini farklı sonuçlandıracak ne bir delili ne bir tespiti sunduğuna itibar etmektedir.   Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında, AİHM sözkonusu yargı sürecinin   uzunluğunun aşırı olduğuna ve «makul süre» zorunluluğuna yanıt vermediğine kanaat   getirmiştir.   Bu nedenle 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   A. Maddi ve manevi tazminat   Başvuran maruz kaldığı maddi ve manevi zarar için 7.500.000.000 TL talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM, başvuranın manevi zarara uğradığının kesin olduğunu belirterek bu noktada   hakkaniyete uygun olarak başvurana 5.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran masraf ve harcamalar için herhangi bir talepte bulunmamıştır.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden   Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı Hükümetin başvurana manevi tazminat olarak 5.000   (beş bin) Euro’yu ödemesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine   uygun olarak 19 Mayıs 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło