2623/04
WyrokETPCz2008-09-23ECLI:CE:ECHR:2008:0923JUD000262304
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania trwającego około 6 lat i 9 miesięcy naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego, w szczególności prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obowiązek zapewnienia, by tymczasowe aresztowanie nie przekroczyło rozsądnego terminu, spoczywa przede wszystkim na władzach krajowych, które muszą zbadać wszystkie elementy uzasadniające pozbawienie wolności i przedstawić odpowiednie powody odmowy zwolnienia. Stwierdził, że w niniejszej sprawie sądy krajowe, w szczególności Państwowy Sąd Bezpieczeństwa, konsekwentnie opierały się na niemal identycznych, stereotypowych uzasadnieniach dla przedłużania aresztu, takich jak charakter zarzucanego przestępstwa, stan dowodów, treść akt sprawy i data aresztowania. Trybunał podkreślił, że choć istnienie poważnych poszlak winy jest warunkiem koniecznym, to samo w sobie nie może uzasadniać tak długiego okresu aresztowania. Władze krajowe nie wykazały, że zastosowane środki były wystarczające i odpowiednie, a także nie wykazały szczególnej staranności w prowadzeniu postępowania, co doprowadziło do naruszenia art. 5 ust. 3 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Müdet Kömürcü, został aresztowany 26 listopada 1997 roku w Turcji pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji i użycia materiałów wybuchowych. Był przetrzymywany w areszcie śledczym przez około 6 lat i 9 miesięcy, do 8 września 2004 roku. W trakcie postępowania krajowego skarżący twierdził, że jego zeznania zostały uzyskane w wyniku złego traktowania, a jeden z funkcjonariuszy policji został skazany za złe traktowanie skarżącego. Sądy krajowe wielokrotnie odmawiały zwolnienia skarżącego, powołując się na charakter zarzutów, stan dowodów i długość aresztowania, używając stereotypowych uzasadnień.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje skargę za dopuszczalną.
2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
3. Zobowiązuje państwo pozwane do zapłaty skarżącemu, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, 4 900 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększonych o odsetki za zwłokę.
4. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
MÜDET KÖMÜRCÜ -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:2623/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Eylül 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (2623/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı
Müdet Kömürcü’nün (baꢀvuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Aralık 2003
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök
tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Baꢀvuran, 1972 doğumludur ve Kocaeli’nde ikamet etmektedir. Kasım 1997 tarihinde, baꢀvuran yasadıꢀı örgüt olan MLSPB/DK mensubu olduğu ve
patlayıcı madde kullandığı gerekçeleriyle yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. Aralık 1997 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi
karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Nöbetçi hakim baꢀvuranı dinlemiꢀ ve baꢀvuranın tutuklanmasına karar
vermiꢀtir. Hakim karꢀısında, baꢀvuran, kötü muamelenin ardından göz altı sırasında verdiğini
ileri sürdüğü ifadesinin içeriğine itiraz etmiꢀtir. Aralık 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı ve diğer sekiz kiꢀiyi, yasadıꢀı örgüt
mensubu olmak ve patlayıcı madde kullanmakla suçlamıꢀtır. Savcı, Türk Ceza Kanunu’nun
168/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın yasadıꢀı örgüt mensubu olmakla ilgili 5.
maddesi uyarınca baꢀvuranın mahkumiyetini talep etmiꢀtir. Savcı ayrıca baꢀvuran hakkında
patlayıcı madde kullanmaktan Türk Ceza Kanunu’nun 246/6 ve 246/8 maddelerinin de
uygulanmasını talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran, diğer yedi sanıkla birlikte Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmıꢀtır. ꢁubat 1998 tarihinden 12 Temmuz 2000 tarihine kadar, Devlet Güvenlik Mahkemesi, on
bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ, duruꢀmalar sırasında sanıkların ve avukatlarının savunmalarını
dinlemiꢀtir. Sözkonusu dönem boyunca, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı suçların niteliğine,
dosyanın kapsamına, kanıtların durumuna ve tutuklu kaldığı süreye dayanarak baꢀvuranın
serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı, müvekkilinin tutukluluk halinin
devamının, kötü muamele sonucunda hukuka aykırı bir biçimde elde edilen kanıtlara
dayandığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın avukatı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 254.
maddesi ve AĐHM içtihadı uyarınca, bu ꢀekilde kanıt unsurlarının toplanamayacağını
savunmuꢀtur. Baꢀvuranın, avukatı ayrıca, sorumlu polis memurları hakkında ceza davası
açıldığını belirtmektedir. Baꢀvuran ve avukatı, 2 Kasım 1998 ve 29 Aralık 1999 tarihli
duruꢀmalara katılmamıꢀtır. 12 Mayıs 2000 tarihli duruꢀma sırasında, baꢀvuranın avukatı,
cezaevi giriꢀinde yapılan kontroller nedeniyle müvekkili ile görüꢀme imkanı bulamamasından
dolayı savunmasını hazırlayamadığını beyan etmiꢀtir. Aralık 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, yirmi birinci duruꢀmasını
gerçekleꢀtirmiꢀtir. Duruꢀma sırasında, baꢀvuran, savunma layihasını sunmuꢀ ve serbest
bırakılma talebini yinelemiꢀtir. Sözkonusu talep, atılı suçların niteliği, kanıtların durumu ve
tutukluluk süresi göz önüne alınarak reddedilmiꢀtir.
Nisan 2002 tarihinden 23 Nisan 2003 tarihine kadar Devlet Güvenlik Mahkemesi üç
duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve her seferinde gözaltı sırasında baꢀvuran hakkında düzenlenen adli
tıp raporunun örneğinin mahkemeye tevdi edilmesini talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı,
tutukluluk süresinin çok uzun olduğunu ve bu süreyi destekleyecek kanıt unsurlarının
bulunmadığını belirterek baꢀvuranın serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir. Mahkeme, atılı
suçların niteliğini, kanıtların durumunu, tutuklandığı tarihi ve tutuklu bulunduğu süreyi göz
önüne alarak, baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. Haziran 2003 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bir polis memurunu, sorgu
sırasında baꢀvurana kötü muamelede bulunduğu gerekçesiyle, bir yıl hapis cezasına mahkum
etmiꢀ ve üç ay süre ile memuriyetten mahrumiyetine karar vermiꢀtir. Temmuz 2003 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, sözkonusu mahkumiyet kararını Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin bilgisine sunmuꢀ ve bu mahkumiyetin, baꢀvuran hakkında toplanan
kanıtların yasadıꢀı sorgu yöntemleri ile tedarik edildiğini ortaya koyduğunu ifade etmiꢀtir.
Avukat ayrıca, baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzun olduğunu belirtmiꢀ ve bu bağlamda
AĐHS’ye ve AĐHM’nin içtihadına atıfta bulunmuꢀtur. Mahkeme, atılı suçların niteliğine ve
özelliğine, kanıtların durumuna ve tutukluluk süresine dayanarak sözkonusu talebi
reddetmiꢀtir. Aralık 2003 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, tutukluluk halinin makul süreyi aꢀması nedeniyle
müvekkilinin serbest bırakılmasını talep ettiği savunma layihasını sunmuꢀtur. Baꢀvuranın
avukatı, sözkonusu tutukluluğun masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini ve cezanın infazı
anlamına geldiğini ileri sürmüꢀtür.
Aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi, sözkonusu talebi, atılı suçların niteliğine, mevcut
kanıtlara ve tutukluluk tarihine dayanarak reddetmiꢀtir.
Belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvuranın avukatı, 4 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne
baꢀvuruda bulunarak serbest bırakmaya iliꢀkin ret kararına ve tutukluluk halinin devamına
itiraz etmiꢀtir. Aralık 2003 tarihinde, dosyayı inceleyen 4 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, uygulanan
cezanın sınırını ve tutukluluk süresini göz önüne alarak, sözkonusu talebi reddetmiꢀtir. Mart 2004 tarihli duruꢀma sırasında, baꢀvuranın avukatı, baꢀvuranın tutukluluğunun
cezanın infazı halini aldığını belirterek, serbest bırakma talebini yinelemiꢀtir. Sözkonusu
duruꢀmanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı suçların niteliğini ve özelliğini,
kanıtların durumunu ve tutuklama tarihini göz önüne alarak baꢀvuranın tutukluluk halinin
devamına karar vermiꢀtir. Haziran 2004 tarihli duruꢀma sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Devlet Güvenlik
Mahkemeleri’nin kaldırılmasına iliꢀkin yasanın kabul edilmekte olduğunu belirtmiꢀtir.
Mahkeme, davanın hükme varılacak düzeye geldiğine kanaat getirmiꢀse de meydana
gelebilecek her türlü karıꢀıklığı önlemek için kararın yeni mahkeme tarafından verilmesinin
uygun olacağına karar vermiꢀtir. Sözkonusu duruꢀmanın sonunda, atılı suçların niteliğini ve
özelliğini, kanıtların durumunu ve tutuklama tarihini göz önüne alarak, baꢀvuranın tutukluluk
halinin devamına karar vermiꢀtir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, uygulanan cezanın süresinin
yedi yıldan fazla olmasını ve firar riskini de göz önüne almıꢀtır.
Bilahare, dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüꢀtür. Eylül 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın serbest bırakılmasına
karar vermiꢀtir.
Dosya unsurlarına göre, iꢀbu baꢀvurunun kabul edildiği tarihte, dava halen derdest
bulunmaktaydı.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, özgürlük hakkının ve masumiyet ilkesine saygı hakkının ihlal edildiğini belirterek
tutukluluk süresinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran, bu bağlamda AĐHS’nin 5/3 maddesine
atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, dikkate alınacak tutukluluk süresinin baꢀvuranın yakalandığı tarih olan 26 Kasım tarihinde baꢀladığını ve serbest bırakıldığı tarih olan 8 Eylül 2004 tarihinde sona erdiğini
gözlemlemektedir. Bu durumda, sözkonusu süre yaklaꢀık altı yıl dokuz ay sürmüꢀtür.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, AĐHM’nin hiçbir zaman tutukluluk hali kapsamında belirli bir süre belirtemediğini
ve sözkonusu sürenin her davanın kendi özgü koꢀularına bağlı olduğunu savunmaktadır.
Mevcut davada, atılı suçların niteliği ve sayısı ile sanıkların sayısı göz önüne alındığında,
baꢀvuranın tutuklu tutulması, suçun tekerrürü, firar ve kanıtların ortadan kaldırılması
tehlikesinin önlenmesinde gerekliydi. Ayrıca Hükümet, duruꢀma tutanaklarını talep ederek,
sanıkların ve avukatlarının da davanın uzamasına katkı sağladıklarını savunmaktadır.
Baꢀvuran, sözkonusu argümanlara karꢀı çıkmaktadır ve davanın uzun süre tutuklu kalmayı
haklı kılacak nitelikte bir karmaꢀıklığının bulunmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca, ulusal
mahkemeler, baꢀvuranın tutukluluk halinin devamını basmakalıp gerekçelere dayandırmak ile
yetinmiꢀtir.
AĐHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre sınırını
geçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal hukuk mercilerinin üzerine düꢀen bir görev
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi uyarınca, kiꢀisel özgürlüğe saygı
kuralına bir istisna olan tutukluluğu haklı kılan kamu çıkarı gerekliliğinin gerçekten var olup
olmadığını ortaya çıkaracak bütün unsurları incelemeli ve serbest bırakılmayı reddettiği
kararlarında bunları gerekçelendirmelidir. AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip
edilmediğini, esasen, söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve baꢀvurularında ilgilinin
belirttiği reddedilemeyen olaylara dayanarak belirlemelidir (bakınız, Assenov ve diğerleri-
Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
AĐHM, tutukluluk halinin yalnızca kamu düzeni gerçekten tehdit altında olduğunda meꢀru
olabileceğini, tutukluluk halinin devamının erken verilmiꢀ özgürlükten yoksun bırakma cezası
olmaması gerektiğini hatırlatır (bakınız, Letellier-Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar ve
I.A.-Fransa, 23 Eylül 1998 tarihli karar).
Bu bağlamda, yakalanan bir kiꢀinin suç iꢀlediği ꢀüphesini uyandıracak makul nedenlerin
sürekliliği, tutukluluk halinin devamı için sine qua non koꢀuludur ancak bir süre sonra bu da
yeterli değildir; dolayısıyla AĐHM, adli makamlar tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin,
özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu
gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM bunun üzerine yetkili ulusal
makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip göstermediğini araꢀtırmalıdır
(bakınız, diğerleri arasından, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar ve Ali Hıdır Polat-
Türkiye, baꢀvuru no: 61446/00, 5 Nisan 2005).
Dosya unsurlarından, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, her duruꢀmanın sonunda düzenli bir
ꢀekilde, atılı suçun niteliği, kanıtların durumu, dosyanın içeriği, tutuklandığı tarih ve
tutukluluk süresi gibi neredeyse aynı hatta basmakalıp gerekçelere dayanarak ilgilinin
tutukluluk halinin devamına karar verdiğine ulaꢀılmaktadır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, bir
kere baꢀvuranın firar riskini belirtmiꢀtir.
Ayrıca AĐHM, firar tehlikesinin sadece verilen cezanın ağırlığına göre değil aynı zamanda
firar tehlikesinin mevcudiyetini teyit edebilen veya tutuklu tutulmayı haklı kılamayacak
derecede düꢀük olduğunu ortaya koyabilen ilgili tamamlayıcı öğelerin tamamı ıꢀığında
değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir (bakınız, diğerleri arasından, Letellier).
AĐHM’ye göre, “delillerin durumu” suçluluğun ciddi göstergelerinin var olduğunu ve var
olmaya devam ettiğini anlama imkanı sunmuꢀ olsa da ve genel olarak bu koꢀullar uygun
etkenleri oluꢀturabilse de bu davada sözkonusu koꢀullar, bu kadar uzun bir süre baꢀvuranın
tutuklu kalmaya devam etmesini tek baꢀına haklı gösteremez (sözü edilen Mansur).
Bu durumda, AĐHM, ihtilaflı tutukluluk süresince baꢀvuranın tutukluluk halinin devam
etmesinin AĐHS’nin 5/3 maddesini ihlal ettiğine kanaat getirmektedir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 12.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, baꢀvurana 4.900 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, avukatlık ücreti olarak 5.000 YTL [yaklaꢀık 2.480 Euro] ve AĐHM önünde yapmıꢀ
olduğu masraf ve giderler için 210 YTL [yaklaꢀık 104 Euro] talep etmektedir. Baꢀvuran, saati
YTL’lik [yaklaꢀık 99 Euro] bir avukatlık ücret sözleꢀmesi ile masraf dekontunu belge
olarak sunmaktadır.
Hükümet, bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, içtihadına göre, bir baꢀvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut
davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak, AĐHM,
AĐHM önündeki yargılama için baꢀvurana 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağı
kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından baꢀvurana:
i. her türlü vergiden muaf tutularak, 4.900 Euro (dört bin dokuz yüz Euro) manevi
tazminat ödenmesine;
ii. her türlü vergiden muaf tutarak yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro (bin
beꢀ yüz Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 23 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło