26235/04

WyrokETPCz2010-02-09ECLI:CE:ECHR:2010:0209JUD002623504

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję podczas zatrzymania skarżącego na demonstracji stanowiło złe traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji, a także czy krajowe śledztwo w tej sprawie było skuteczne? Czy zatrzymanie skarżącego naruszyło art. 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżącego, udokumentowane w raportach medycznych, w dużej mierze wynikały z użycia siły przez policję podczas demonstracji. Stwierdził, że Rząd nie przedstawił przekonujących okoliczności uzasadniających użycie siły fizycznej wobec skarżącego, co doprowadziło do wniosku, że interwencja sił bezpieczeństwa nie była uzasadniona. Ponadto, Trybunał zauważył, że prokurator w krajowym śledztwie ograniczył się do odwołania do art. 24 ustawy nr 2911, nie badając, czy w konkretnym przypadku istniały warunki uzasadniające użycie siły, co świadczyło o braku skuteczności śledztwa. Skargi dotyczące art. 5 zostały uznane za niedopuszczalne z powodu niezachowania sześciomiesięcznego terminu na złożenie skargi do Trybunału.
Stan faktyczny
Skarżący, Cemalettin Canlı, urodzony w 1969 roku, został zatrzymany 23 sierpnia 2003 roku o godzinie 14:00 podczas demonstracji zorganizowanej przez Konfederację Związków Zawodowych Pracowników Publicznych w Ankarze, na podstawie ustawy nr 2911 o zgromadzeniach i demonstracjach. Policja użyła siły, aby rozproszyć demonstrantów. Skarżący został poddany badaniu lekarskiemu 24 sierpnia 2003 roku, które wykazało obrażenia, takie jak ślady na karku, ramieniu i plecach, obrzęk palca oraz dwucentymetrowe pęknięcie na głowie. Skarżący został zwolniony po przesłuchaniu przez prokuratora 24 sierpnia 2003 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał orzekł, jednogłośnie: 1. Skargi skarżącego dotyczące złego traktowania podczas zatrzymania i braku skutecznego śledztwa na podstawie art. 3 Konwencji są dopuszczalne, a pozostałe skargi są niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. 3. Zasądza, że Rząd pozwany ma zapłacić skarżącemu, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, 12 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie podatki, które mogą być należne. 4. Zasądza odsetki za zwłokę równe krańcowej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego plus trzy punkty procentowe, od upływu wspomnianego trzymiesięcznego okresu do dnia zapłaty. 5. Odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   CEMALETTĐN CANLI - TÜRKĐYE DAVASI (NO:2)   (Baꢀvuru no: 26235/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ꢀubat 2010   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (26235/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Cemalettin Canlı’nın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 14 Haziran 2004   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından   G. Zorcu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1969 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran Kamu Çalıꢀanları Sendikaları Konfederasyonunun Ankara’da düzenlemiꢀ olduğu   gösteriye katılması dolayısıyla 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Kanunu’na dayalı olarak 23   Ağustos 2003 tarihinde saat 14.00’te yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.   Polis olay yeri ve yakalama tutanaklarını düzenlemiꢀtir.   Yine polis tarafından saat 20.45’te «ihbar tutanağı» baꢀlıklı bir tutanak hazırlanmıꢀtır. Buna   göre birçok sendikayı bir araya getiren gösteri saat 10.00’da baꢀlamıꢀ, kalabalık grup ellerinde   pankart ve sloganlarla Atatürk bulvarına gelmiꢀ, burada polis barikatıyla durdurulmuꢀtur;   polis güvenlik ꢀeridi oluꢀturarak gösterinin yasadıꢀı olduğu ikazıyla kalabalığa dağılma   uyarısında bulunmuꢀtur. Göstericiler eylemlerine devam etmekte ısrar etmiꢀ ve saat 13.15   sularında polis göstericileri yakalamak için zor kullanmıꢀtır; bir grup göstericinin taꢀlı ve   sopalı saldırıları sonucu yirmi altı polis memuru yaralanmıꢀtır.   Gösterinin polis tarafından videoya alınan kayıtlarına göre güvenlik güçleri gösterici grupların   etrafında bir güvenlik ꢀeridi oluꢀturmuꢀ, polis memurlarından biri göstericilerin illegal   toplandıkları ve kalabalığın dağılması gerektiği konusunda uyarı yapmıꢀ fakat göstericiler   yapılan ikazlara karꢀı gelerek polise direnmeye baꢀlamıꢀ, sopalı bir grup gösterici güç   kullanan polislere karꢀı taꢀlı saldırılarla yanıt vermiꢀtir.   Baꢀvuran tarih içermeyen baꢀka bir kayıtta gösteri sırasında onlarca polis tarafından coplarla   dövüldüğünü gösterir bir videoyu sunmuꢀtur. Baꢀvuran sözü edilen gösteride bizzat görmüꢀ   olduğu görüntüleri kaydettiğini dile getirmiꢀtir.   Ön adli tıp incelemesi ve 24 Ağustos 2003 tarihinde saat 14.15’te nihai adli tıp raporu   hazırlanmıꢀtır.   Baꢀvuran 24 Ağustos 2003 tarihine savcı tarafından dinlenmesinin ardından serbest   bırakılmıꢀtır.   A. Baꢁvuranın hakkında baꢁlatılan ceza soruꢁturması   Ankara Cumhuriyet Savcısı baꢀvuran ve diğer beꢀ kiꢀinin 2911 sayılı Kanun’un   uygulanmasına istinaden mahkumiyetlerini talep etmiꢀtir.   Asliye Ceza Mahkemesi 8 Aralık 2005 tarihinde baꢀvuranı serbest bırakmıꢀtır.   B. Baꢁvuranın yakalanma koꢁullarına dair baꢁlatılan ceza soruꢁturması   Baꢀvuran 12 Kasım 2003 tarihinde avukatı aracılığıyla yakalanmasından sorumlu polisler   hakkında suç duyurusunda bulunmuꢀ, yaralanmasına karꢀın hemen hastaneye   nakledilmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Kasım 2003 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı mezkur polisleri dinlemesini müteakip   takipsizlik kararı vermiꢀtir. Savcı baꢀvuranın izinsiz bir gösteriye katıldığını belirterek   göstericilerin polisin kalabalığı dağıtma uyarılarına riayet etmemeleri üzerine güvenlik   güçlerinin 2911 sayılı toplantı ve gösteri Kanunu’nun ilgili hükümlerince göstericileri   yakalamak üzere güç kullanmak durumunda bırakıldığını tespit etmiꢀtir. Savcıya göre yapılan   bu uygulama iꢀkence veya kötü muamele olarak nitelendirilemez. Savcı ayrıca baꢀvuranın   tutuklandığı gün sağlık kontrolünden geçtiğini ve 24 Ağustos 2003 tarihinde sorgulanması   sırasında herhangi bir yaralanma ꢀikayetinde bulunmadığını sözlerine eklemiꢀtir. Savcı sonuç   itibarıyla güvenlik güçlerinin baꢀvurdukları güç kullanımının yasaya aykırı olmadığı kanısına   varmıꢀtır.   ꢁubat 2004 tarihinde baꢀvuran avukatı aracılığıyla takipsizlik kararına itiraz etmiꢀtir.   ꢁubat 2004 tarihinde alınan ve baꢀvuranın avukatına 16 Mart 2004 tarihinde tebliğ edilen   karar ile Sincan Ağır Ceza Mahkemesi takipsizlik kararının yasaya uygun olduğunu   kaydederek itirazı reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran gösteri sırasında polislerin uygulamıꢀ oldukları kötü muameleden yakınmakta ve   sözkonusu kiꢀiler hakkında baꢀlatılan soruꢀturmanın etkili bir yapıda olmadığını ileri   sürmektedir. Baꢀvuran yaralanmasına karꢀın hemen hastaneye nakledilmediğini iddia ederek   AĐHS’nin 3, 6 ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet kabuledilebilirlik hususunda AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının   tüketilmediği itirazında bulunmakta, baꢀvuranın hukuki ve idari mahkemeler nezdinde maddi   ve manevi tazminat davası açmadığını savunmaktadır.   AĐHM bu ꢀikayetlerin yalnızca 3. madde baꢀlığı altında inceleneceğini ifade etmektedir. iç   hukuk yollarının tüketilmediği itirazı ile ilgili olarak AĐHM, daha önce buna benzer bir itirazı   reddettiğini hatırlatır (Bkz. Yerdelenli-Türkiye no: 41253/04, 7 Temmuz 2009 ve Karayiğit-   Türkiye kararı, no: 63181/00, 5 Ekim 2004). Mevcut baꢀvuruda daha önce aldığı sonuçların   dıꢀına çıkılmasını gerektirecek istisnai bir durumun yer almadığını kaydeden AĐHM,   Hükümetin ön itirazını reddetmektedir.   Baꢀvuranın hastaneye geç götürüldüğü ꢀikayeti üzerine AĐHM, adı geçenin saat 14.00’te   yakalanarak gözaltına alındığını ve saat 17.00’de adli bir hekim tarafından muayene edildiğini   gözlemlemektedir. Dava dosyasının incelenmesinden baꢀvuranın hastaneye ivedilikle   götürülmesini gerektirecek özel bir durumun yer almadığı anlaꢀılmaktadır. Sonuç itibarıyla,   dayanaktan yoksun bulunan bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca reddedilmesi   gerekir.   AĐHM baꢀvuranın 3. maddeye iliꢀkin kalan diğer ꢀikayetlerinin AĐHS’nin 35. maddesinin 3.   paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka   açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle   ꢀikayetler kabuledilebilir niteliktedir.   Hükümet esasa dair baꢀvuranın kimi göstericilerin atmıꢀ oldukları taꢀlarla yaralandığını,   polislerin gösterici grubu dağıtmak ve yakalamak için meꢀru güç kullandığını savunmaktadır.   Göstericiler yaya ve araç trafiğini ulaꢀıma kapatmıꢀlar, polisin kalabalığı dağıtmak için   yapmıꢀ olduğu ikazları dinlememiꢀler ve direnmiꢀlerdir. Güvenlik güçleri kamu düzenini   tehdit eden bu olay üzerine güç kullanmak durumunda kalmıꢀtır. Polisin göstericileri   dağıtmak için baꢀvurduğu güç 2911 sayılı toplantı ve gösteri Kanunu’nun 24. maddesine   uygundur.   Usul ile ilgili olarak Hükümet, baꢀvuranın yaptığı suç duyurusunu müteakip hemen bir   soruꢀturma baꢀlatıldığını, polislerden birinin ifadesinin alındığını, tutanakların, sağlık   raporlarının incelendiğini ve dava dosyasında yer alan unsurlar ıꢀığında güvenlik güçlerinin   sayılı Kanun’un 24. maddesinde öngörülen güç kullanımı sınırlarını aꢀmadıklarına   kanaat getirildiğini belirtmektedir. Hükümet ayrıca baꢀvuran tarafından verilen ve güvenirliği   ispat edilemeyen video kaydının kanıt unsuru olarak sayılamayacağını savunmaktadır.   Baꢀvuran dava dosyasına eklemiꢀ olduğu video görüntülerine dayanarak kötü muamele   iddialarını yinelemektedir. Baꢀvuran bilhassa dövüldüğünü ve polisin gösteri sırasında   uyguladığı fiziki gücün meꢀru ve orantılı değil sadece keyfi olduğunu öne sürmektedir.   Cumhuriyet savcısı bu kiꢀi adına soruꢀturma açılmasına gerek duymadan takipsizlik kararı   vermiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinden ileri gelen temel ilkeler için (Labita-Đtalya [BD] no:   26772/95 ve Kop-Türkiye no: 12728/05, 20 Ekim 2009) kararlarına atıfta bulunmaktadır.   Bu baꢀvuruda AĐHM, baꢀvuran tarafından iletilen video kaydının içeriği üzerinde durulmasını   gerekli görmemektedir. AĐHM, baꢀvuranın da ꢀikayetçi olduğu bir durum olmasıyla birlikte   güvenlik güçlerinin göstericileri yakalamak için uyguladığı güç konusunun taraflar arasında   ihtilafa yol açmadığını gözlemlemektedir. Baꢀvuran yakalanmasının ardından sağlık   kontrollerinden geçirilmiꢀ ve ense omuz ve bel hizasında çizgi ꢀeklinde izler ve ekimozlar,   baꢀın üst kısmında iki cm’lik açılma, sağ elin üçüncü parmağının ekleminde ödem ve bu   bölgede hareket güçlüğü gibi çeꢀitli bulgulara rastlanmıꢀtır. AĐHM’ye göre bu yaralanmaların   kaynağının büyük bir bölümü polislerin gösteri esnasında uyguladıkları güçten ileri   gelmektedir.   Öte yandan, benzer bir müdahalenin gerekli olup olmadığı ayrıca ele alınmalıdır.   AĐHM, Hükümetin baꢀvuranın yakalanması sırasında güç kullanımını meꢀru kılacak koꢀulları   kesin bir surette ortaya koymadığını tespit etmektedir. Baꢀvuranda rastlanan bulgular adı   geçene üç günlük iꢀ göremez raporunun verilmesini zorunlu kılmıꢀtır, baꢀvuranın fiziki güç   kullanımı yoluyla yakalanmasını gerektirici bir iddianın yokluğunda, AĐHM güvenlik   güçlerinin yaptığı müdahalenin meꢀru sayılamayacağı kanısındadır (Bkz. aynı anlamda,   Karatepe vd.-Türkiye kararı, no: 33112/04, 36110/04, 41469/04, 41471/04, 7 Nisan 2009).   Baꢀvuranın yapmıꢀ olduğu ꢀikayet üzerine baꢀlatılan soruꢀturma ile ilgili AĐHM, savcının   mevcut halde güç kullanımını zorunlu kılan ꢀartların oluꢀup oluꢀmadığını inceleme gereği   duymaksızın 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesinde yer alan hükümlere göndermede   bulunmakla yetindiğini saptamaktadır (Bkz. sözü edilen Karatepe vd.-Türkiye ve Kop).   AĐHM bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 5/1 VE 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran AĐHS’nin 5/1 ve 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   Hükümet altı ay kuralına riayet edilmediği itirazında bulunmaktadır.   AĐHM iç hukukta bir baꢀvurunun yokluğunda altı ay kuralının yapılan baꢀvuruda suç   unsurunu oluꢀturan eylem tarihinden itibaren baꢀlaması gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğerleri   arasında, Hamza Yılmaz-Türkiye no: 46732/99, 1 Nisan 2003). Mevcut baꢀvuruda sözkonusu   gözaltı süresi 24 Ağustos 2003’te yani altı ay kuralının baꢀladığı tarihte sona ermiꢀ, oysa   baꢀvuru 14 Haziran 2004 tarihinde yapılmıꢀtır. AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca baꢀvurunun   bu kısmının altı ay kuralına riayet etmemesi nedeniyle 35/4 maddesinin uygulanmasına   istinaden reddedilmesi gerekir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Bu bağlamda baꢀvuran 20.000   Euro manevi zarara uğradığını ileri sürmektedir. Yargılama masraf ve giderleri için baꢀvuran   3.488 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı belge olarak Ankara Barosu’nun avukatlık ücret   tarifesine dayanılarak avukatı ile yapmıꢀ olduğu sözleꢀmeyi sunmaktadır.   Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHS’nin 3. maddesinin ihlali ıꢀığında, AĐHM baꢀvurana 12.000 Euro manevi tazminat   ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır. Yargılama giderlerine iliꢀkin sunulan deliller ve bu yöndeki   yerleꢀik içtihat ıꢀığında AĐHM baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesine dayalı olarak yakalandığı sırasında kötü muameleye   maruz kaldığı ve buna iliꢀkin etkili soruꢀturma yapılmadığı yönündeki ꢀikayetlerinin   kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana 12.000 (on iki   bin) Euro manevi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 (bin) Euro   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 9 ꢁubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło