26437/04

WyrokETPCz2010-03-23ECLI:CE:ECHR:2010:0323JUD002643704

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie oparte na decydującym zeznaniu świadka, który później zmienił swoje oświadczenie, bez możliwości ponownego przesłuchania tego świadka przez sąd krajowy, narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. d) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo do rzetelnego procesu, w tym prawo do przesłuchania świadków oskarżenia, jest fundamentalne. W sytuacji, gdy kluczowy świadek (Cahit Tekin) i inny świadek (Ahmet Dündar) zmienili swoje zeznania, a zeznanie Cahit Tekina było decydujące dla skazania, sąd krajowy miał obowiązek ponownego przesłuchania tego świadka lub zapewnienia skarżącemu możliwości jego zakwestionowania. Brak takiej możliwości, mimo że sąd krajowy próbował zlokalizować świadka, stanowił nieproporcjonalne ograniczenie praw obrony, niezgodne z wymogami art. 6 Konwencji, zwłaszcza że zeznanie to nie było jedynym dowodem, ale jego znaczenie było kluczowe.
Stan faktyczny
Skarżący, Orhan Çaçan, został aresztowany w 1999 roku w związku z operacją antyterrorystyczną przeciwko PKK. Oskarżono go o pomoc PKK, zabójstwo byłego strażnika wiejskiego i zranienie jego syna. Podczas przesłuchania bez adwokata przyznał się do zarzucanych czynów. Kluczowy świadek, Cahit Tekin (syn ofiary), zidentyfikował skarżącego jako jednego z zabójców. Później Cahit Tekin i inny świadek zmienili swoje zeznania, a Cahit Tekin miał wyrazić żal z powodu swojego wcześniejszego świadectwa. Sąd krajowy, mimo prób, nie był w stanie ponownie przesłuchać Cahit Tekina, a jego pierwotne zeznanie było decydujące dla skazania skarżącego na dożywocie.
Rozstrzygnięcie
Skarga dopuszczalna. Stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. d) Konwencji. Zasądzono na rzecz skarżącego 1 800 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 150 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odrzucono pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie. Trybunał uznał, że najwłaściwszym środkiem naprawczym byłoby ponowne rozpatrzenie sprawy skarżącego zgodnie z wymogami art. 6 ust. 1 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ORHAN ÇAÇAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 26437/04 )   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mart 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (26437/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Orhan Çaçan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 7 Mayıs 2004 tarihinde   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Adli yardım olanağından yararlanan baꢀvuran, Gaziantep Barosu avukatlarından N. Bulgan   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Baꢀvuran 1971 doğumludur.   Baꢀvuran Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi tarafından 28 Ocak 1999   tarihinde yasadıꢀı terör örgütü PKK’ya yönelik düzenlenen operasyon kapsamında   yakalanarak (daha önce yakalanan Nevruz Bozkurt’un yardımıyla) gözaltına alınmıꢀtır.   Baꢀvuran PKK’ya yardım etmek, eski köy korucusu Mehmet ꢁirin Tekin’i öldürmek ve oğlu   Cahit Tekin’i yaralamakla suçlanmıꢀtır.   Baꢀvuran gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanmamıꢀtır. Dava tutanaklarından   baꢀvuranın sorgulamaları sırasında PKK ile olan bağlantısı olduğu ve bu örgüt adına birçok   silahlı saldırıya katıldığını itiraf ettiği anlaꢀılmaktadır. Adı geçen aynı zamanda Mehmet ꢁirin   Tekin’in öldürülmesi olayının ayrıntılarını da vermiꢀtir.   Ocak 1999 tarihinde Cahit Tekin babasının öldürülmesi olayına karıꢀan iki kiꢀiden biri   olarak baꢀvuranı göstermiꢀtir. Ahmet Dündar adındaki bir kiꢀi de maktulün katil zanlısı olarak   baꢀvuranın adını vermiꢀtir.   Ocak 1999 tarihinde bu operasyon kapsamında gözaltına alınan kiꢀilerin tamamı arasında   bir yüzleꢀtirme yapılmıꢀtır.   ꢁubat 1999 tarihinde polis kriminal laboratuarı tarafından hazırlanan raporda suçun   meydana geldiği yerin yakınında kameraya alınan ve çok da net algılanamayan görüntülerde   sözkonusu bu iki kiꢀi arasında kiꢀisel benzerlikler kurulabileceği kaydedilmiꢀtir.   ꢁubat 1999 tarihinde baꢀvuran sağlık kontrolünden geçmiꢀ, vücudunda darp ya da herhangi   bir ize rastlanmamıꢀtır.   Baꢀvuran aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı önüne   çıkarılmıꢀ, burada hakkında yapılan ithamları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran aynı tarihte Đstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi önüne çıkarılmıꢀ ve avukat yardımından   yararlanmıꢀtır. Baꢀvuran bu dava ile ilgili her türlü bilgiyi inkâr etmiꢀtir. Hakim iꢀlenen suçun   niteliğini ve delillerin durumunu dikkate alarak baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Savcı 11 ꢁubat 1999 tarihli iddianame ile baꢀvuranı ve diğer dokuz kiꢀiyi bir yanda ulusal   toprak bütünlüğünü yıkma amacını güden terörist eylemleri düzenlemekle, öte yanda aynı   terörist saldırıda Mehmet ꢁirin Tekin’in öldürülmesi ve Cahit Tekin’in yaralanması olayına   karıꢀmakla itham etmiꢀ ve Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesine dayalı olarak ölüm   cezasına çarptırılmalarını talep etmiꢀtir.   DGM 30 Nisan 1999 tarihinde ilk duruꢀmasını yapmıꢀtır. Baꢀvuran yanında avukatının hazır   bulunduğu duruꢀmada aleyhinde yapılan tüm suçlamalara karꢀı çıkmıꢀtır.   Bu duruꢀmada mağdur Cahit Tekin 30 Ocak 1999 tarihli ifadesini teyit etmiꢀ ve babasını   öldüren iki kiꢀiden biri olarak baꢀvuranı ꢀahsen teꢀhis etmiꢀtir.   Baꢀvuran duruꢀmada söz almıꢀ ve Cahit Tekin’in baꢀvuranın gerçeği söylemediğini savunarak   bir kez daha bahse konu silahlı saldırının faillerinden biri olmadığını ileri sürmüꢀtür.   Temmuz 1999 tarihli duruꢀmada Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki ilk duruꢀmaya katılan   askeri hakimin yerini baꢀka bir hakim almıꢀtır. Hakimler dava dosyasında bulunan delillerin   tamamının bir kez daha okunmasını istemiꢀtir. Baꢀvuran olaylara ve aleyhindeki delillere   karꢀı çıkmıꢀtır. Baꢀvuranın avukatı Cahit Tekin’in müvekkilini cezaevinde ziyaret ettiğini ve   yapmıꢀ olduğu tanıklıktan üzüntü duyduğunu ifade ettiğini bildirmiꢀtir.   Eylül 1999 tarihli duruꢀmada hakimler Cahit Tekin’in katılmadığını belirterek yeniden   tanıklığına baꢀvurulmasına karar vermiꢀtir.   Cahit Tekin 1 Aralık 1999 tarihli duruꢀmaya da katılmamıꢀtır. Hakimler savcılıktan adı   geçenin izleyen duruꢀmaya katılımının sağlanmasını talep etmiꢀtir. 11 ꢁubat 2000 tarihli   duruꢀmada hakimler Cahit Tekin’in duruꢀmaya katılmadığını saptayarak savcılığın adı   geçenin adresini tespit edemediğini gözlemlemiꢀlerdir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi bu ꢀahsın dinlenmesine yer olmadığına karar vermiꢀtir.   Ahmet Dündar 21 Nisan 2000 tarihinde ifadesini değiꢀtirerek tanıklığı sırasında kimseyi katil   zanlısı olarak suçlamadığını beyan etmiꢀtir.   Ocak 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı iddianamesini sunmuꢀ ve baꢀvuranın   mahkumiyetini talep etmiꢀtir.   DGM 14 Mayıs 2003 tarihinde baꢀvuranın nihai görüꢀlerini dinlemesinin ardından, Türkiye   Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü parçalamayı hedef alan terörist eylemleri sürdürmekten   baꢀvuranı suçlu bulmuꢀ ve TCK’nın 125. maddesine dayalı olarak müebbet hapis cezasına   çarptırmıꢀtır. Mahkeme düzenlenen terörist saldırıda baꢀvuranın Mehmet ꢁirin Tekin’i   öldürdüğü ve Cahit Tekin’i (suç ortağı Nevruz Bozkurt ve diğer iki kiꢀi ile birlikte)   yaraladığının tespit edildiğine hükmetmiꢀtir.   Aralık 2003 tarihinde baꢀvuranın ve avukatının katıldığı duruꢀmada Yargıtay ilk derece   mahkemesinin kararını tüm hükümleri ile onamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 VE 3 D) MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesine atıfta bulunan baꢀvuran hakkaniyete uygun   yargılanmadığından ꢀikayetçidir. Baꢀvuran bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın kilit tanıklarından Cahit Tekin’in yargılama sürecinde olaylara iliꢀkin ifadesini   değiꢀtirmesine rağmen yeni bir duruꢀma gerçekleꢀtirmediğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran   ayrıca Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin olayları değerlendirmesinin aleyhindeki delil   unsurlarına dayandığından yakınmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. AĐHM’nin bu konudaki yerleꢀik içtihadına atıfta   bulunan Hükümet görgü tanıklarını da içeren delillerin kabuledilebilirliğinin ulusal   mahkemelerin ilk aꢀamada inceledikleri unsurlar olduğunu hatırlatır. Bununla birlikte, ulusal   mahkemeler tanıklar ve suç ortaklarının yer aldığı duruꢀmada, bütün aramalara rağmen adresi   tespit edilemeyen Cahit Tekin’in ifadesine yeniden baꢀvurulmasından vazgeçmek durumunda   kalmıꢀlardır. Hükümet ayrıca 24 Eylül 1999 tarihinde Cahit Tekin tarafından Devlet Güvenlik   Mahkemesi’ne gönderildiği ileri sürülen mektubun gerçekliğinin ve doğruluğunun kesin   olmadığını savunmaktadır, zira adı geçenin mektupta yazdıklarının aksine cezaevi ziyaret   kayıtlarından Cahit Tekin’in baꢀvuranı ziyaret ettiğine dair herhangi bir bilgi mevcut değildir.   Hükümet sonuç olarak sözü edilen yargılamanın AĐHS’nin 6. maddesinin gereklerini   karꢀılayacak ꢀekilde yapıldığını belirtmektedir.   Baꢀvuran Hükümetin bu argümanlarına karꢀı çıkmakta ve DGM’nin delil unsurlarını   değerlendirmede yanlıꢀlık yaptığını, DGM’nin davanın kilit tanığı konumundaki Cahit   Tekin’in de olduğu yeni bir duruꢀmayı düzenlemesi gerektiğini iddia etmektedir.   AĐHS’nin 6/3 maddesinin aynı maddenin 1. paragrafı ile güvence altına alınan adil   yargılanma hakkına yönelik istisnai koꢀullarda getirdiği zorunluluklar gereğince AĐHM, bu   ꢀikayeti her iki madde ile birlikte inceleyecektir (Bkz. diğer birçokları arasında, Van   Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997). AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde   baꢀvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan   bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru   kabuledilebilir niteliktedir.   AĐHM davanın esası ile ilgili olarak, maddi delil unsurlarının idaresine ve kabulüne iliꢀkin   yerleꢀik içtihadından ileri gelen genel ilkelere göndermede bulunmaktadır (Bkz. diğerleri   arasında, Schenk-Đsviçre kararı, 12 Temmuz 1988, Kolu-Türkiye no: 35811/97, 2 Ağustos   2005, Kok-Hollanda no: 43149/98, A.M.-Đtalya no: 37019/97, 24 Kasım 1986, Saidi-Fransa,   Eylül 1993, Menteꢀ-Türkiye no: 36487/02, 6 ꢁubat 2007 ve Söylemez-Türkiye no:   46661/99, 21 Eylül 2006).   AĐHM’nin görevi hiçbir ꢀekilde tanık ifadelerinin adaletin iyi idaresi bakımından kullanılıp   kullanılmadığını incelemek değil, fakat bütün olarak ele alındığında ki bunlara kanıt   araçlarının sunulması da dahil yargılama sürecinin hakkaniyete uygun bir yapıda gerçekleꢀip   gerçekleꢀmediğini değerlendirmektir (Bkz. diğerleri arasında, sözü edilen Van Mechelen vd.).   AĐHM bu yönde çekiꢀmeli yargı açısından kanıt unsurlarının halka açık bir duruꢀmada   baꢀvuranın huzurunda sunulması gerektiğini anımsatır. Bu ilke istisnai bir durum içermez,   ancak savunma haklarına yönelik olarak kabul edilebilmektedir; genel bir kural olarak,   AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragrafları sanığa iddia tanıklarına itiraz etme, onları   dinleme ve dinletme haklarını içermektedir. Bu amaçla, sanığın ilke olarak ifadenin verildiği   sırada veya sonrasında aleyhteki tanıkları sorgulama ve bunlara itiraz etme hakkına sahip   olmalıdır (Bkz. özellikle sözü edilen Saidi kararı). Bununla birlikte, sanık konumundaki bir   kimsenin ifadelerine dayanan ve bu ifadeleri ne ön soruꢀturma kapsamında ne de duruꢀmalar   sırasında sorgulama ve sorgulatma imkânının bulunmayıꢀı ölçüsünde, savunma haklarının   kısıtlanması esasına dayanan bir mahkumiyet kararı 6. madde ile öngörülen güvenceler ile   bağdaꢀmamaktadır (Đbidem).   Böylelikle bir «sanığın» ya da yasal temsilcisinin yargılamanın herhangi bir aꢀamasında   aleyhteki tanığı sorgulama olanağının yokluğunda, AĐHS’nin 6. maddesi hukuki mercilerin bu   beyanlarına dayanarak mahkumiyet kararına hükmetmelerinde takip eden gerekçeleri   izlemelerini öngörmektedir: öncelikle tanıkla yüzleꢀtirme olanağının bulunmadığı hallerde,   yetkili makamların bu kiꢀinin bulunması için etkili bir araꢀtırma sürdürmeleri; ikinci olarak   sözkonusu tanıklığın her halükarda mahkumiyetin tek dayanak noktasını oluꢀturması   zorunluluğu bulunmaktadır (Bkz. Rachdad-Fransa no: 71846/01, 13 Kasım 2003).   Mevcut baꢀvuruda AĐHM, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yapılan tüm çağrılara   rağmen duruꢀmalara gelmemesi ve yapılan aramalar sonucu adresinin tespit edilememesi   nedeniyle Cahit Tekin’in ifadesine baꢀvurmaya yer olmadığına karar verdiğini not etmektedir.   AĐHM bu davanın koꢀullarında, davanın kilit konumundaki görgü tanığının yeniden   mahkemede dinlenmesi gerektiğine itibar etmektedir, zira sözkonusu tanık vermiꢀ olduğu   ifadeyi açıkça geri almıꢀ ve ciddi ꢀüphelere yol açacak ꢀekilde dava olaylarına iliꢀkin   beyanlarını değiꢀtirmiꢀtir. AĐHM ayrıca Ahmet Dündar’ın da aynı ꢀekilde vermiꢀ olduğu   ifadesine geri döndüğünü ve tanıklığı sırasında kimseyi öldürmek için adam tutmadığını   gözlemlemektedir.   AĐHM kuꢀkusuz prensip olarak baꢀvuranın suçlu olup olmadığı ya da bu bağlamdaki   sözkonusu hükümlerin inandırıcı olup olmadığı hususunda görüꢀ bildirme niyetinde değildir.   Bununla birlikte, baꢀvuranın suçluluğuna dayanak oluꢀturmada Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin Yargıtay’ın da onadığı kararında Cahit Tekin’in aleyhte vermiꢀ olduğu   ifadelerin belirleyici olduğu görülmektedir. Baꢀka bir ifadeyle, bu baꢀvuruda Ahmet Dündar   olaylara dair beyanlarını değiꢀtirmiꢀ, baꢀvuranın mahkum edilmesinde belirleyici olan tek   unsur dava sürecinde tanık ifadesini aleni olarak değiꢀtiren Cahit Tekin’in beyanlarıdır.   AĐHM aynı ꢀekilde, Cahit Tekin’in Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yeniden ifadesine   baꢀvurulmamasının ve baꢀvuranın ilke olarak ihtilafa yol açan bu tanıklığa dayanılarak   mahkum edilmesinin baꢀvuranın savunma haklarına yönelik adil yargılanma gereklilikleri ile   bağdaꢀmayan bir sınırlama getirdiği kanaatine varmaktadır.   Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuran iç hukuktaki mahkemeler önünde yeniden yargılanma talebinde bulunmaktadır.   Baꢀvuran 360.000 TL, yaklaꢀık 162.000 Euro maddi tazminat ve 250.000 TL, yaklaꢀık   112.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuran ayrıca yargılama masraf ve   giderleri için 11.970 TL, yaklaꢀık 5.400 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı belge niteliğinde   avukatı ile yapmıꢀ olduğu sözleꢀmeyi ve 1.090 TL, yaklaꢀık 490 Euro tutarındaki iki faturayı   sunmaktadır.   Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı   kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AĐHM bununla birlikte, baꢀvuranın yalnızca ihlal   tespiti ile giderilemeyecek belirli bir manevi zarara uğradığını kabul etmektedir. Bu   bağlamda, AĐHM hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 1.800 Euro manevi tazminat   ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak AĐHM, Avrupa   Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı altında verilen 850 Euro’luk kısım düꢀülerek   baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.   AĐHM en uygun telafi yönteminin 6/1 maddesinin gereklerini karꢀılayacak ꢀekilde baꢀvuranın   yeniden yargılanması olacağına itibar etmektedir.   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,   1. Oyçokluğuyla, baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Đkiye karꢀı beꢀ oyla, AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesinin ihlal edildiğine;   3. Đkiye karꢀı beꢀ oyla,   a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından:   i. baꢀvurana 1.800 (bin sekiz yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;   ii. yargılama masraf ve giderleri için Avrupa Konseyi tarafından Adli yardım baꢀlığı altında   verilen 850 Euro’luk miktar 1.000 (bin) Euro’dan düꢀülerek kalan kısmın ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Mevcut karar ekinde, AĐHS’nin 45/2 maddesine ve Đçtüzüğün 74/2 maddesine uygun olarak   yargıçlar Cabral Barreto ve Sajo’nun ayrı oy görüꢀü yer almaktadır.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło