26482/95

WyrokETPCz2003-11-12ECLI:CE:ECHR:2003:1112JUD002648295

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy rozwiązanie partii politycznej wyłącznie na podstawie jej programu, bez dowodów na konkretne działania podważające jedność narodową lub integralność terytorialną, stanowi naruszenie wolności zrzeszania się gwarantowanej w art. 11 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że rozwiązanie partii politycznej jest najdalej idącym środkiem ingerencji w wolność zrzeszania się i wymaga ścisłej interpretacji. Stwierdził, że państwo ma ograniczony margines oceny w takich sprawach. W przypadku STP, partia została rozwiązana natychmiast po jej utworzeniu, zanim zdążyła podjąć jakiekolwiek działania. Trybunał nie znalazł w programie partii elementów nawołujących do przemocy ani odrzucających zasady demokratyczne. Uznał, że samo kwestionowanie istniejącej struktury państwa w programie politycznym, bez nawoływania do przemocy, nie jest sprzeczne z demokracją. Dlatego tak radykalny środek, jak rozwiązanie partii, był nieproporcjonalny do zamierzonego celu i nie był konieczny w społeczeństwie demokratycznym.
Stan faktyczny
Socjalistyczna Partia Turcji (STP) została założona 6 listopada 1992 roku. 25 lutego 1993 roku Prokurator Generalny Sądu Kasacyjnego wniósł do Sądu Konstytucyjnego o rozwiązanie partii. 30 listopada 1993 roku Sąd Konstytucyjny orzekł o rozwiązaniu STP, uzasadniając to tym, że program partii, mówiący o istnieniu odrębnego narodu kurdyjskiego i prawie Kurdów do samostanowienia, był sprzeczny z jednością narodową i integralnością terytorialną Turcji. Decyzja ta została opublikowana 9 sierpnia 1994 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdził naruszenie art. 11 Konwencji. 2. Uznał, że nie ma potrzeby badania art. 9, 10 i 14 Konwencji. 3. Odrzucił żądania STP dotyczące odszkodowania za szkodę majątkową. 4. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 5. Zasądził 10 000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków. 6. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   SOSYALİST TÜRKİYE PARTİSİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 26482/95)   NİHAİ KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Kasım 2003   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (26482/95) başvuru no'lu   davanın nedeni siyasi bir parti olan Sosyalist Türkiye Partisi ve on üç üyesinin;   İlhamı Alkan, Süleyman Zeyyat Baba, Murat Beşer, Sedat Cengiz, Nihat   Çağlı, Mehmet Ali Doğan, Aydemir Güler, Kemal İbrahim Okuyan, Uğur   Pişmanlık, Ahmet Hamdi Samancılar, Hüseyin Yıldız^Neşenur Domaniç, ve   Selma Kuzulugil'in (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 3 Şubat   Temmuz 1995 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Temel İnsan   Haklarını güvence altına alan 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu   başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde   İstanbul'da avukat B.H.Durna tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Birinci başvuran Sosyalist Türkiye Partisi (STP) siyasi bir parti olup   Anayasa Mahkemesi tarafından 30 Kasım 1993 tarihli kararı ile kapatılmıştır.   STP, 6 Kasım 1992 tarihinde kurularak parti kuruluş bildirisi İçişleri   Bakanlığına sunulmuştur.   Şubat 1993 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa   Mahkemesinde STP'nin feshi yönünde dava açmıştır. Başsavcı   iddianamesinde Anayasal unsurlara ve Siyasi partiler yasasına dayanarak   partinin programının ve amaçlarının ulusal birliğe ve toprak bütünlüğüne aykırı   olduğunu belirtmiştir.   Haziran 1993 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı davanın esasına   ilişkin mütalâasını Anayasa Mahkemesine sunmuştur.   Temmuz 1993'te STP'nin avukatı esas hakkındaki savunmasını   iletmiştir.   Kasım 1993'te Anayasa Mahkemesi STP'nin kapatılmasına karar   vermiştir.   Ağustos 1994 tarihinde Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren   karannda Anayasa Mahkemesi mezkur davada Anayasanın temel   prensiplerini hatırlatarak Türk topraklarında yaşayan kişilerin etnik kökenleri   ne olursa olsun ortak kültür çerçevesinde bütünlük arz ettiklerine, bu kişilerin   ______________________________________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2003. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı   tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı   bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   bir bütün olarak «türk ulusu» olarak adlandırılan Türkiye Cumhuriyeti Devletini   oluşturduklarına, etnik grupların çoğunlukta veya azınlıkta olmalarına göre   ayrılmadıklarına değinmiştir. Mahkeme Anayasaya göre türk vatandaşları   arasında ırk ve etnik kökene dayalı siyasi veya hukuki hiçbir ayrım   yapılmadığını ve tüm vatandaşların temel yurttaşlık, siyasi ve ekonomik   haklarından eşit ölçüde yararlandıklarını hatırlatmaktadır.   Anayasa Mahkemesi özellikle kurt kökenli vatandaşların Türkiye'nin her   bölgesindeki türk vatandaşları ile aynı haklara sahip olduğunu, Anayasanın   kurt kimliğini tanımadığı yönündeki eleştirilerin doğru olmadığını : kurt kökenli   vatandaşların kimliklerini dile getirmelerine engel olunmadığının, kürtçenin   tüm özel alanlarda; yazılı basında, edebiyatta ve sanatsal eserlerde   kullanıldığının altını çizmiştir.   Anayasa Mahkemesi, herkesin onaylamasa dahi Anayasada yer alan   esaslara uyma zorunluluğu bulunduğunu, Anayasanın farklı değerlerin   savunulmasına değil etnik ayrımcılığa dayalı propaganda yapılmasını   yasakladığını, Lozan Antlaşmasına göre bir grubun azınlık olarak   nitelendirilmesi için ayrı bir dilin ve etnik bir kökenin olmasının yeterli   olmayacağını hatırlatmaktadır.   Anayasa Mahkemesi STP'nin parti programının içeriğinde, Türkiye'den   ayrı farklı dil ye kültüre sahip bir kurt halkının varlığından söz edildiğini   gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesine göre STP kültlerin kendi kaderlerini   kendilerinin belirleme hakkında sahip olmalarını, bu amaç bir «bağımsızlık   savaşı» vermeleri gerektiğini savunmaktadır. Mahkeme sözkonusu partinin bu   tutumunun şiddet yanlısı terörist bir grubun provokatif yaklaşımı ile   bağdaştırılabileceğini eklemektedir.   Anayasa Mahkemesi sonuç olarak STP'nin faaliyetlerinin Avrupa İnsan   Hakları Sözleşmesinin 11. maddesinin 2. paragrafında yer alan kısıtlamaların   yanı sıra 17. madde çerçevesindeki esasların da ihlali anlamına geldiğini, bu   bağlamda yeni bir Avrupa için Paris Şartı'nın ırkçılığı, etnik kökenden kaynaklı   kin ve nefreti, terörizmi mahkum ettiğini, bunun dışında Helsinki Nihai   Senedinin sınırların dokunulmazlığı ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması   prensiplerini garanti altına aldığını dile getirmiştir.   Anayasa Mahkemesi STP'nin parti programında Devletin ulusal birliği ve   toprak bütünlüğü aleyhinde bir tutum izlenmesi nedeniyle Siyasi partiler   kanununun 101. maddesinin a fıkrasına uygun olarak feshedildiği   açıklamasını yapmıştır.   HUKUK AÇISINDAN   1. AİHS'NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuranlar STP'nin feshedilmesi ile Sözleşmenin 11. maddesi ile   güvence altına alınan dernek kurma ve toplantı özgürlüğünün ihlal edildiğini   ileri sürmektedirler.   1. Müdahalenin varlığına ilişkin   Hükümet de STP'nin kapatılması ile dernek kurma ve toplantı   özgürlüğünün güvence altına alındığı Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal   edildiğini kabul etmektedir. Bu aynı zamanda Mahkemenin de görüşüdür.   2. Müdahalenin yasallığına ilişkin   Benzer müdahalede 2. maddede yer alan «yasayla öngörme» ve   «demokratik bir toplum için zaruret» gibi bir ya da birden çok amacı içermediği   hallerde 11. maddeye yönelik bir ihlal sözkonusudur.   a) «Yasayla öngörme»   Taraflar sözkonusu müdahalenin Anayasa Mahkemesi tarafından   Anayasanın 2,3,14 ve 68 ve Anayasanın 78, 80, 81, 90 ve 101. maddelerine   ve 2820 sayılı siyasi partiler kanununa dayanarak yapıldığı ve bu   müdahalenin «yasayla öngörüldüğü» hususunda görüş birliği içerisindedirler.   Mahkeme bu tespiti ayrıca değerlendirmeyi gerekli görmemiştir.   b) Meşru amaç   Hükümete göre mevcut müdahale kamu emniyetinin sağlanması,   başkalarının haklarının korunması, ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün   sağlanması gibi birçok meşru amaca yöneliktir.   Başvuranlar ne kürtlerin Türkiye'den ayrılmasını ne de yeni bir kurt   devleti kurulmasını savunduklarını ileri sürmüşlerdir.   AİHM, mezkur müdahalelerin 11. maddenin 2. paragrafında yer alan   ilkelerden en azından biri olan «ulusal güvenliğin» sağlanması amacını   taşıdığına itibar etmektedir.   c) «Demokratik bir toplum için gereklilik»   i. Tarafların görüşleri   Başvuranlar STP parti programında özellikle Türkiye'ye veya kurt   hareketine değil aynı zamanda global dünya düzenine ve Orta Doğuya değin   analizler yapıldığını, toplumun belli bir kesiminin ayrılmasından ziyade   halkların birlikteliğine dikkat çekildiğini ve hiçbir şekilde «vatandaşlar arasında   etnik ayrımcılık yaparak kine ve şiddete» çağrıda bulunulmadığını   savunmaktadırlar.   Başvuranlar STP parti programının genel olarak «halkların kendi   kaderlerini kendilerinin tayin etmesini, türk ve kurt halklarının bir arada   yaşaması için dillerinin ve kültürlerinin korunması gerektiğini» savunduğunu   ifade etmektedirler.   Hükümet, STP parti programının içeriğinin Türkiye Cumhuriyetinin   anayasal ilkeleriyle bağdaşmayan yeni bir siyasi düzen oluşturmak amacıyla   türk halkının bir bölümünü yasadışı faaliyetlere teşvik unsurlarını taşıdığını   belirtmektedir.   Temel kanunlar yürürlükte olduğu müddetçe Marksist ve Leninist   hedeflerin gündemde kalamayacağına ilişkin Komünist partisinin iddialarım   reddeden Alman Anayasasına atıfta bulunan Hükümet, STP'nin parti   programının Türkiye Cumhuriyeti Anayasa düzenini görmezden geldiğinin   altını çizmektedir.   Ayrıca «kurt halkı ile türk halkı» arasında ayrımcılık yaparak ve «kurt   halkının kendi kaderini kendisi belirleme hakkı» savıyla STP, Türk ulusunda   etnik kökene dayalı bir ayrımcılık oluşturmaya çalışmaktadır. Ulusal bazda   etnik kökene dayalı bir azınlığın oluşturulmasını savunan bu yaklaşım ulusal   toprak bütünlüğü ile bağdaşmamaktadır. Oysa ki ulusal toprak bütünlüğü   ayrını yapmaksızın vatandaşların aynı haklara sahip olma esasına   dayanmaktadır. Hükümet bu koşullar çerçevesinde STP'nin fesih kararının   kamu düzeninin sağlanması ve başkalarının haklarının korunması bakımından   «demokratik bir toplum için gerekli» olduğu ve «sosyal bir ihtiyaca cevap »   verdiği kanaatindedir.   ii. AİHM'nin değerlendirmesi   AİHM, AİHS'nin 11. maddesinin, özerk anlamına ve özel uygulama   alanına karşın, görülmekte olan davanın AİHS'nin 10. maddesi ışığında   değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Fikirlerin korunması ve ifade   özgürlüğü AİHS'nin 11. maddesinde öngörülen dernek kurma ve toplantı   özgürlüğünün önemli unsurlarından biridir. Siyasal Partilerin demokrasinin   layıkıyla işlemesinde ve çoğulculuğun korunmasındaki önemli rolleri dikkate   alındığında bu hükmün öncelikle uygulanacağı açıktır.   AİHM'ye göre çoğulculuk olmaksızın demokrasi olmaz. Bu nedenle,   AİHS'nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğünün, 2. fıkrası uyarınca,   sadece açıklanan bilgi ve fikirlere taraftar olunduğunda, rahatsız etmediğinde   ya da farklı olmadığında değil, aynı zamanda; taciz eden, şok eden, rahatsız   eden bir nitelik taşıdığında da söz konusudur (Bkz, 7 Aralık 1976 tarihli   Handyside- İngiltere kararı, s. 23, § 49, ve 23 Eylül 1994 tarihli Jersild-   Danimarka kararı, s. 26, § 37).   Siyasi partiler faaliyetlerini kolektif olarak ifade özgürlüğünün   uygulanması üzerine oluşturduklarından, AİHS'nin 10. ve 11. maddelerinin   güvencesi altındadırlar. (Bkz, 30 Ocak 1998 tarihli Türkiye Birleşik Komünist   Partisi- Türkiye karan, §§ 42-43).   Bu noktada AİHM, bir siyasi partinin bir yasada ya da Devletin yasal ve   anayasal yapılarında değişiklik yapmayı iki koşulla önerebileceğini   düşünmektedir: birincisi bu amaçla kullanılan araçlar yasal ve demokratik   olmalıdır; ikincisi önerilen değişikliğin kendisi temel demokratik ilkelerle   uyuşmalıdır. AİHM, liderleri şiddeti teşvik eden, demokrasiye saygı duymayan   demokrasiyi, demokraside tanınan hak ve özgürlükleri yok etmeyi amaçlayan   bir siyasi partinin, bu gerekçelerle kendisine karşı uygulanan cezalara karşı   Sözleşmenin korumasını ileri süremeyeceğini düşünmektedir (Bkz, 9 Nisan   tarihli Yazar ve diğerler i-Türkiye kararı, n: 22723/93,22724/93 ve   22725/93, § 49 ve mutatis mutandis, 1 Temmuz 1961 tarihli Lawless-İrlanda   kararı, §§ 46-47, Refah Partisi ve diğerleri-Türkiye kararı, n: 41340/98,   42342/98, 41343/98 ve 41344/98, § 98).   Ayrıca, AİHS'nin 11 § 2 maddesi uyarınca, demokratik bir toplumda   "gerekli" olup olmadığı yani "sosyal bir ihtiyaca" cevap verip vermediği ve   izlenen meşru amaç ile arasında bir orantının olup olmadığı konusu da önem   taşımaktadır.   AİHM, yerel mahkemelerin görevini ikame etme gibi bir sorumluluk   üstlenmediğini fakat alman kararların ve yapılan müdahalelerin ifade   özgürlüğünü güvence altına alan 11. maddeye yönelik bir kısıtlama getirilip   getirilmediğinin denetim altına alındığını eklemektedir. Davalı hükümetin   içtenlikle, özenle ve mantıklı bir şekilde yetkisini kullanıp kullanmadığı ve   davanın bütünü ışığında müdahalenin "izlenen yasal amaç için" yapılıp   yapılmadığının belirlenmesi ve yetkililer tarafından öne sürülen gerekçelerin   "yeterli" olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Mahkemenin ulusal   yetkililerin kuralları AİHS'nin 11. maddesine uygun olarak yerine   getirdiklerinden emin olması gerekmektedir (Bkz, mutatis mutantis, aleyhine 2   Eylül 1998 tarihli Ahmed ve diğerleri- İngiltere kararı, Derleme ,§55, İngiltere   aleyhine 27 Mart 1996 tarihli Goodwin kararı, §40 görülebilir).   AİHM, STP'nin siyasi faaliyetlerine başlamadan kapatıldığını ve bu   önlemin sadece parti programından dolayı alındığını hatırlatmaktadır. AİHM,   söz konusu müdahalenin gerekliliğini incelemek için ulusal yetkililerin aldıkları   önlemler üzerinde dayanak oluşturacaktır.   AİHM, Anayasa Mahkemesi'nin STP'nin Kürtlerin gelecekte kaderlerini   kendilerinin tayin etme hakkını talep ettiğini ve "bağımsızlık savaşı" yapma   hakkını tanıdığını belirttiğini ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi, parti   programında Kürt ve Türk Milletlerini ayırarak, Türk Milletinin ve Devletinin   bölünmez bütünlüğü aleyhine Türkiye sınırları dahilinde azınlıkların   oluşumunu savunduğu gerekçesiyle kendi kaderini tayin hakkının ve özellikle   bağımsız bölge fikrinin yasaklanmasını haklı görmüştür.   AİHM'nin görüşüne göre bu tip bir programın Türk Devletinin mevcut   prensipleri ve yapısı ile uyumlu olmaması demokrasi ile de çelişkili olması   anlamına gelmez; Mevcut bir devletin yapısını sorgulasa dahi farklı politik   programların teklif edilmesi ve tartışılması, demokrasinin kendisine zarar   vermemesi şartıyla demokratik sistemin vazgeçilmez öğeleridir (Bkz, yukarıda   anılan Sosyalist Parti ve diğerleri kararına, s. 1257 § 47).   Sonuç olarak, AİHM, örgütlenme özgürlüğünün yalnızca inandırıcı ve   zorlayıcı sebeplerle kısıtlanabileceğinden, AİHS'nin 11. maddesinde   öngörülen istisnalar, siyasal partiler söz konusu olduğunda dar bir yorumu   zorunlu kıldığını belirtmektedir. Bu nedenle taraf devletler, AİHS'nin 11 § 2   maddesinde öngörülen zorunluluğun varlığının tespiti konusunda; hem   yasalar, hem de bu yasaların uygulanması için alınan kararlar-buna bağımsız   yargı organlarının kararlan da dahil- üzerinde sıkı bir Avrupa denetimi olan,   sınırlı bir takdir marjına sahiptirler.   STP'nin parti programının tetkiki sonucunda, AİHM, değerlendirmeye   alınması gereken unsurlar olan demokratik ilkelerin farklı reddetme biçimlerine   veya ayaklanmaya ve şiddete çağrı yapacak herhangi bir unsur görmemiştir   (Bkz, 8 Temmuz 1999 tarihli Okçuoğlu -Türkiye kararı, n: 24246/94, § 48).   AİHM'ye göre, demokrasinin temel özelliklerinden biri bir ülkenin   karşılaştığı sorunları, taciz edici olsalar da, şiddete başvurmaksızın, diyalogla   çözmesidir. Demokrasi ifade özgürlüğü ile beslenir. Bu ilişki altında, bir siyasal   grubu, sadece bir devletin bir kısım halkının kaderini aleni olarak tartışmak   istemesi ve demokratik kurallara saygı içinde, tüm ilgilileri tatmin edecek   çözümler bulma amacı ile siyasal yaşama katılmak istemesi nedeni ile endişe   duymamalıdır. Bu bağlamda, parti programının incelenmesi sonucunda   STP'nin niyetinin açık olduğu anlaşılmaktadır.(Bkz. Sözü edilen Türkiye   Birleşik Komünist Partisi kararı ve diğerleri, § 57).   Ancak siyasi bir partinin, programında alenen açıklananlardan farklı   hedef ve niyetlerinin varolma olasılığı dışlanamaz. Bundan emin olmak için,   bu programın içeriği ile, sahibinin eylemleri ve tutumlarını karşılaştırmak   gerekir (Bkz, yukarıda anılan TBKP ve diğerleri , § 58 ve Sosyalist Parti ve   diğerleri kararlarına, § 48).   Mevcut durumda STP'nin programının herhangi bir somut eylemi ile   yalanlanması olanağı yoktur, zira kurulur kurulmaz kapatılmış ve programım   uygulama zamanı bile bulamamıştır. Böylece sadece ifade özgürlüğünün   kullanılmasından kaynaklanan bir davranış ile cezalandırılmış bulunmaktadır.   AİHM, incelemesine sunulan olayı çevreleyen koşulları, özellikle de   terörizme karşı mücadelenin güçlüklerini (Bkz, yukarıda değinilen İrlanda-   Birleşik Krallık kararı, § 11; ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy- Türkiye kararı, §§   ve 80) de dikkate almaya hazırdır. Ancak bu somut olayda, herhangi bir   faaliyeti olmaksızın, terörizmin Türkiye'de yol açtığı sorunlarda STP'nin   sorumluluğunun olduğu sonucuna varma olanağı verecek herhangi bir kanıt   görememektedir.   Tüm bunlar karşısında, STP'nin derhal ve nihai olarak kapatılması gibi   radikal bir tedbir, hedeflenen amaca göre orantısızdır ve demokratik bir   toplumda gerekli değildir. Sonuç olarak bu tedbir AİHS'nin 1 1 . maddesini   ihlal etmiştir.   II. AİHS'NİN 9, 10 VE 14. MADDELERİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN   Başvuranlar aynı zamanda Sözleşmenin 9,10 ve 14. maddelerinin ihlal   edildiğini ileri sürmektedirler. AİHM aynı olaylarla ilgili yapılan bu şikayetlerin   11. madde başlığı altında incelendiğinden bunların ayrıca incelenmesini yersiz   bulmuştur.   III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Zarar   STP, partinin kapatılması ve hukuki kimliğini kaybetmesi nedeniyle gelir   kaybına uğradıklarım öne sürerek uğradıkları maddi zarar için 10.000.000 FF   karşılığı 1.524.490 Euro talep etmektedir.   Maddi ve manevi zarar olarak başvuranların her biri 3.000.000. FF   karşılığı 457.347 Euro talep etmektedir.   STP'ye ilişkin AİHM, başvuran partinin taleplerine dair herhangi bir   kanıtlayıcı belgeyi Mahkemeye sunmadığını hatırlatmaktadır. Sonuç olarak bu   talep kabul edilemez bulunmaktadır. (Bkz. sözü edilen TBKP ve diğ. kararı, §   69).   AİHM, başvuranların ve STP'nin kurucu üyelerinin manevi zarara   uğradıklarını kabul etmektedir. Bu yönde AİHS'nin 11. maddesinin ihlalinin   tespitinin adil tazmin için yeterli olacağı kanısındadır.   B. Masraf ve harcamalar   Masraf ve harcamalara ilişkin başvuranlar 140.000 FF; 21.342 Euro   talep etmektedirler.   Hükümet bu konuda görüş bildirmemiştir.   Mahkeme, adil ve hakkaniyete uygun olarak başvuranlara masraf ve   harcamalara ilişkin toplam 10.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Temerrüt faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı %3'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS'nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AİHS'nin 9, 10 ve 14. maddelerinin incelenmesine gerek olmadığına;   3. STP'nin manevi tazminata ilişkin taleplerinin reddine;   4. Mevcut kararın başlı başına manevi tazmin için yeterli olduğuna;   5. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla   birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek üzere   Savunmacı Hükümetin başvuranlara masraf ve harcamalar için 10.000 (on   bin) Euro ödemesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına   kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç   puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;   6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§   ve 3. maddelerine uygun olarak 12 Kasım 2003 tarihinde yazıyla   bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło