26518/95

WyrokETPCz2004-01-22ECLI:CE:ECHR:2004:0122JUD002651895

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego o odszkodowanie, trwającego ponad dziewięć lat i charakteryzującego się licznymi ekspertyzami biegłych, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie cywilne, które trwało ponad dziewięć lat, nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. Podkreślono, że sprawa dotyczyła odszkodowania za śmierć osoby, co wymagało od władz krajowych szczególnej szybkości działania. Mimo że skarżący przyczynili się do pewnych opóźnień (np. poprzez wnioski o nowe ekspertyzy), Trybunał uznał, że częstotliwość i liczba ekspertyz sądowych, nawet jeśli były kwestionowane przez strony, doprowadziły do znacznych opóźnień, za które odpowiedzialne jest państwo. Trybunał nie uznał sprawy za szczególnie skomplikowaną.
Stan faktyczny
Skarżący to siedmioro obywateli tureckich, których bliscy (A.S. i F.S.) zginęli 10 stycznia 1988 roku w wypadku kolejowym. 13 czerwca 1988 roku wnieśli pozew o odszkodowanie materialne i niematerialne przeciwko Tureckim Kolejom Państwowym (DDY) do Sądu Cywilnego w Ankarze. Postępowanie charakteryzowało się licznymi wnioskami o ekspertyzy biegłych, sprzeciwami stron wobec tych ekspertyz i powoływaniem kolejnych biegłych, co znacznie wydłużyło proces. Sąd pierwszej instancji częściowo uwzględnił powództwo w 1994 roku, ale Sąd Kasacyjny uchylił to orzeczenie. Po ponownym rozpoznaniu, sąd pierwszej instancji oddalił powództwo w 1996 roku, a Sąd Kasacyjny podtrzymał tę decyzję w 1997 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżących łącznie 9 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   SEKĠN ve DĠĞERLERĠ v. TÜRKĠYE   (Başvuru no. 26518/95)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2004   Kararın KesinleĢtiği Tarih   Mart 2004   İşbu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   Adalet Bakanlığı, 2014. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel   Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı   bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı   bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü   İnsan Hakları Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Sekin ve Diğerleri v. Türkiye davasında,   Başkan   G.RESS,   Yargıçlar   I.CABRAL BARRETO,   L.CAFLISCH,   P.KURIS,   R.TURMEN,   B.ZUPANCIC,   M.TSATSA - NIKOLOVSKA,   ve İkinci Daire Yazı İşleri Müdürü V.Berger‟ in katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan   Hakları Mahkemesi (Üçüncü Bölüm), Daire olarak, 16 Aralık 2003 tarihinde yapılan   müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:   USUL   1.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (26518/95 no‟lu) dava, yedi Türk vatandaşı,   Mahmut Sekin, Yakup Sekin, Hasan Sekin, Ömer Sekin, Ayşe Sekin ve Zeynep Sekin‟in   („başvuranlar‟) 16 Aralık 1994 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması‟na   ilişkin Sözleşme‟nin („Sözleşme‟) 25. maddesi uyarınca İnsan Hakları Komisyonu‟na   („Komisyon‟) yapmış oldukları başvurudan ibarettir.   2.   („Hükümet‟) kendi görevlisi Tugay Uluçevik tarafından temsil edilmektedir.   3. Başvuranlar, Sözleşme‟nin 6.maddesinin 1.paragrafında yer alan makul sürede   yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.   4. Başvuru, Sözleşme‟de 11 nolu Protokol‟ün yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Kasım 1998   tarihinde Mahkeme‟ye iletilmiştir.   Başvuranlar, Ankara Barosu avukatı Z. Aşçıoğlu tarafından, Türk Hükümeti ise   5.   Mahkeme (Birinci Bölüm) 15 Mayıs 2001 tarihinde aldığı kararla başvurunun kabul   edilebilir olduğunu açıklamıştır.   6.   Mahkeme 1 Kasım 2001 tarihinde Daire‟lerinin oluşumunu değiştirmiştir (İç   Tüzüğün 25. maddesinin 1. paragrafı). Bu kapsamda söz konusu başvuru da yeni oluşturulan   Üçüncü Daire‟ye verilmiştir. (52.maddenin 1.paragrafı). Bu Daire‟de, davayı takip edecek   ilgili birim İç Tüzüğün 26. maddesinin 1. paragrafına uygun olarak oluşturulmuştur   (Sözleşme‟nin 27. maddesinin 1. paragrafı).   7.   Başvuranlar gibi Hükümet de davanın esası hakkında yazılı görüşlerini bildirmiştir   (İç Tüzüğün 59. maddesinin 1. paragrafı).   OLAY ve OLGULAR   8.   9.   Başvuranlar Türk vatandaşıdırlar ve Adana‟da ikamet etmektedirler.   Başvuranların yakınları A.S. ve F.S., bir tren yolu geçidinde, bir aracın trenle   çarpışması sonucunda 10 Ocak 1988 tarihinde vefat etmişlerdir.   10. Başvuranlar, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi („Mahkeme‟) nezdinde Devlet Demir   Yolları Yönetimi‟ne (Devlet Demiryolları, bundan sonra „DDY‟ şeklinde geçecektir.) karşı   maddi ve manevi zararın karşılanması için 13 Haziran 1988 tarihinde dava açmışlardır.   11. Mahkeme, 30 Ocak 1989 tarihinde, tarafların isteği üzerine, kazaya uğrayan   tarafların kusur oranlarının tespiti için bilirkişi raporu hazırlanmasına karar vermiştir.   12. Mahkeme, başvuranların talebi doğrultusunda, 27 Nisan 1989 tarihinde, maddi   zararın tespiti için başka bir bilirkişi görevlendirmiştir.   13. Başvuranların talebi üzerine, müteveffaların kardeşleri tarafından açılan manevi   tazminat davası, derdest olan bu dava ile birleştirilmiştir.   14. Mahkemenin atadığı bilirkişiler, 13 Mart 1989 tarihinde raporlarını mahkemeye   sunmuşlardır. Başvuranların vekili 21 Mart 1989 tarihli bir dilekçe ile bu rapora itiraz etmiştir.   15. Maddi zararın miktarını içeren bilirkişi raporu 27 Nisan 1989 tarihinde sunulmuştur.   Başvuranların vekili ve DDY, 29 Eylül ve 9 Ekim 1989 tarihli dilekçeleri ile bu rapora itiraz   etmişlerdir ve yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını istemişlerdir. Mahkeme bu talebe   istinaden yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir. Bilirkişi, raporunu 10   Kasım 1989 tarihinde mahkemeye sunmuştur.   16. Taraflar, 27 Aralık 1989 tarihli duruşmada, raporda somut hata olduğu gerekçesiyle   mahkemeden yeni bilirkişi atamasını istemişlerdir. (Sunulan rapor, İzmir‟de gerçekleşen   başka bir kazayla ilgilidir).   17. Bilirkişiler, 6 Aralık 1990 tarihli raporlarında, araç şoförü A.S.‟nin kazada kusurlu   taraf olduğunu tespit etmişlerdir.   18. Başvuranların vekili, 6 Aralık 1990 tarihli duruşmada, mahkemeden tazminat   miktarının belirlenmesi için bilirkişi tayin etmesini istemiştir. Mahkeme talebi uygun bulmuş   ve bilirkişi inceleme kararı vermiştir. Bilirkişi, raporunu 18 Ocak 1991 tarihinde Mahkeme‟ye   sunmuştur. Taraflar, 19 Mart 1991 tarihli duruşmada rapora itiraz etmişlerdir. Bu talebe   istinaden, Mahkeme yeni bir bilirkişi atamıştır.   19. Ek rapor, taraflara 13 Mayıs 1991 tarihli duruşmada tebliğ edilmiştir. Taraflar,   davanın esası hakkında bilirkişi incelemesi yapılmasını mahkemeden talep etmişlerdir.   20. Mahkeme Farklı bir hâkimin başkanlığını yaptığı sırada, 29 Aralık 1992 tarihinde   başka bir muhasebe raporunun oluşturulmasını istemiştir. Bilirkişi, raporunu 22 Şubat 1993   tarihinde Mahkeme‟ye sunmuştur.   21. Taraflar, 6 Mayıs 1993 tarihli duruşmada, mahkemeden davanın esasının   incelenmesini talep etmişlerdir.   22. Mahkeme, 21 Haziran 1993 tarihli duruşmada, kazada taraflara atfedilebilir kusur   oranlarının belirlenmesi için başka bir bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.   Bilirkişiler, raporlarını 11 Ekim 1993 tarihinde sunmuşlardır. Raporda, DDY‟yi % 20 ve araç   şoförünü % 80 oranda kusurlu bulmuşlardır.   23. Mahkeme, raporu taraflara 15 Kasım 1993 tarihinde tebliğ etmiştir.   24. Mahkeme, 4 Ekim 1994 tarihli duruşmada, 11 Ekim 1993 tarihli rapora dayanarak   tazminatın miktarını belirlemek için tekrar bilirkişi atamıştır. Bilirkişi, raporunu 14 Kasım   tarihinde Mahkeme‟ye sunmuştur.   25. Davalı vekili, 29 Aralık 1993 tarihli duruşmada, mahkemenin tekrar bilirkişi   incelemesi yapılması için karar almasını talep etmiştir.   26. Mahkeme, iki başvuranın (Murat Sekin ve Ayşe Sekin) reşit yaşa gelmelerini dikkate   alarak, bu iki kişinin itilaf konusu hakkında bilgilendirilmelerine ve 8 Mart 1994 tarihli   duruşmaya katılmalarına karar vermiştir.   27. Mahkeme, 11 Ekim 1993 tarihli rapora dayanarak, 4 Ekim 1994 tarihli duruşmada,   tazminat miktarını belirlemek için tekrar bilirkişi atamıştır. Bilirkişi, raporunu 14 Kasım 1994   tarihinde Mahkeme‟ye sunmuştur.   28. Mahkeme, 19 Aralık 1994 tarihli kararıyla başvuranları kısmen haklı bulmuştur ve   DDY‟yi, başvuranların maddi ve manevi zararlarını karşılaması için belirli bir miktar para   cezasına mahkûm etmiştir.   29. DDY, temyiz yoluna giderek karara itiraz etmiştir. Yargıtay, 19 Aralık 1995 tarihli   kararıyla Mahkeme‟nin kararını bozmuştur. Yargıtay, 10 Ekim 1990 ve 11 Ekim 1993 tarihli   bilirkişi raporlarının uyuşmazlıklarına rağmen Mahkeme‟nin yeniden bilirkişi incelemesi   yaptırmadığını düşünmüştür.   30. Mahkeme, Yargıtay kararına uygun olarak İstanbul Teknik Üniversitesinde görevli   uzmanlardan bilirkişi atamıştır. 17 Eylül 1996 tarihli bilirkişi raporu, DDY‟ye herhangi bir   kusur atfedilemeyeceğini belirtmiştir. Mahkeme, raporu dikkate alarak, 10 Ekim 1996 tarihli   kararıyla başvuranların talebini reddetmiştir.   31. Başvuranlar, 19 Mart 1997 tarihinde temyiz yoluna giderek 10 Aralık 1996 tarihli   karara itiraz etmişlerdir.   32. Yargıtay, yerel mahkeme kararını 30 Haziran 1997 tarihinde onamıştır. Başvuranlar,   Yargıtay‟a yeniden başvuru yaparak, 19 Aralık 1997 tarihli kararla reddedilen düzeltme   başvurusunu yinelemiştir..   HUKUKÎ DEĞERLENDĠRME   I. SÖZLEġME’NĠN 6. MADDESĠNĠN 1. PARAGRAFININ ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ   ĠDDĠASI HAKKINDA   33. Başvuranlar, yargılanma süresinin makul süre ilkesine uygun olmadığından   şikâyetçilerdir. Sözleşme‟nin 6.maddesinin 1.paragrafının ihlal edildiğini iddia etmektedirler,   söz konusu maddenin ilgili bölümleri şöyledir:   " Herkes cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların haklılığı konusunda (…) karar verecek olan   bağımsız ve tarafsız (…) bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini   (…) isteme hakkına sahiptir (…) "   34. Mahkeme, davanın yargılama sürecinin 13 Haziran 1988 tarihinde başladığını ve 19   Aralık 1997 tarihinde Yargıtay kararıyla sonlandığını belirterek başvurunun kabul edilebilir   olduğuna karar vermiştir. Dava, yerel yargı organlarında 9 yıl, 6 ay sürmüştür.   35. Mahkeme, davada makul sürede yargılanma ilkesinin aşılıp aşılmadığını araştırmak   için, başvuruyu, özellikle davanın karmaşıklığına, Mahkeme içtihatlarına sadık ölçütlere,   davanın koşullarına, başvuranın ve yetkili makamların tutumuna göre değerlendirmektedir.   (diğer birçoğu yanı sıra, bkz, Di Pede v. İtalya, 26 Eylül 1996 tarihli karar, Hüküm ve   Kararların Derlemesi 1996-IV, 27.madde)   36. Hükümet, davanın uzun sürede yargılanmasında yetkili makamların sorumlu olduğunu   tamamıyla reddetmektedir. Hükümete göre bu dava, bilirkişilerin müdahalesini gerektiren   teknik bir davadır ve Asliye Hukuk Mahkemesi, yargılamanın adil ve uygun bir şekilde   yürütülmesi için, tarafların bilirkişi raporlarının sonuçlarıyla bağdaşmayan talebini kabul   etmiştir.   37. Ayrıca Hükümet, başvuranların yargılama süresine katkıda bulunduğunu ileri   sürmüştür ve bu yüzden, ertelemelerin çoğunun başvuranlara atfedilebilir olduğunu göstermek   amacıyla detaylı ve kronolojik bir analiz gerçekleştirilmiştir. Başvuranların vekili olmaması   yüzünden yaşanan gecikme bir yıldan fazla sürmüştür.   38. Başvuranlara göre söz konusu süreç, açıkça gereğinden fazla uzundur.   39. Mahkeme, öncelikle, davanın ayrıca bir karışıklığının olmadığını ortaya koymaktadır.   40. Mahkeme, başvuranların tutumu hakkındaki iddia için, her defasında bilirkişiye sevk   edilen dosyanın geri dönmesini beklerken başvuranların vekilinin mahkemeye mazeretler   sunduğunu ve bundan dolayı başvuranların dava sürecine olumlu katkıda bulunmaktan uzak   olduğunu göstermiştir.   41. Mahkeme, dokuz yıldan uzun süren bir tazminat davasının ilkesel olarak Sözleşme‟nin   6.maddesinin 1.paragrafınca sağlanan „makul sürede yargılanma ilkesi‟ gerekliliğine   uymadığını düşünmektedir. Ayrıca, bu tazminat davası bir kişinin ölümü sebebiyle açılmıştır   ve dava konusu, yerel yargı organlarının belirli bir hızla çalışmasını gerektirmektedir. Oysa   mahkeme tarafından karar verilen ancak başvuranlar tarafından itiraz edilen bilirkişi   incelemelerinin sıklığı önemli gecikmelere sebebiyet vermiştir. Bu yüzden, Mahkeme,   6.maddenin 1.paragrafı gereği „makul sürede yargılanma ilkesinin‟ ihlal edildiğine karar   vermiştir.   II. SÖZLEġMENĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA   42. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir;   “Mahkeme iş bu Sözleşme veya Protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Akit Tarafın   iç hukuku bu ihlali kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette   zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Manevi Zarar   43. Başvuranlar, davanın uzun yargılama süresinden kaynaklanan manevi zararı   karşılamak için 30.000 Amerikan Doları (USD) talep etmiştir.   44. Hükümet manevi tazminat hakkında görüş bildirmemiştir.   45. Mahkeme, başvuranların açıkça manevi bir zarara uğradığına karar vermiştir.   Sözleşme‟nin 41.maddesinin öngördüğü şekilde davanın koşulları ve hakkaniyete uygun   olarak müştereken 9.000 avro (EUR) ödenmesine karar vermiştir.   B. Masraf ve Harcamalar   46. Başvuranlar, Mahkeme önünde yaptıkları masraf ve harcamaların takdirini Mahkeme‟   ye bırakmıştır.   47. Mahkeme içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri   ödemesini, gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde   edebilir. (bkz., yukarıda anılan Bottazi Kararı, 30.madde). Mahkeme elinde bulundurduğu   unsurları ve yukarıda belirtilen ölçütleri dikkate alarak, başvuranların tümüne 3500 avro   (EUR) ödenmesinin makul olduğuna ve bu miktarın ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   48. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası‟nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.   Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle   1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‟nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine;   2. a) Mahkeme, Sözleşme‟nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereği, davalı devletin   başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde her türlü vergi   masraflarıyla birlikte manevi tazminat için 9 000 avro (dokuz bin avro), masraf ve   harcamalar için 3 500 avro (üç bin beş yüz avro) ödenmesine,   b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa   Merkez Bankası‟nın o dönem için geçerli faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit   faiz uygulanmasına,   3. Başvurunun geri kalan kısmına ilişkin adil tazmin taleplerinin reddedilmesine karar   vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğü‟nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 22 Ocak 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Vincent BERGER   Georg RESS   Yazı İşleri Müdürü   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło