26625/04
WyrokETPCz2010-03-16ECLI:CE:ECHR:2010:0316JUD002662504
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję wobec skarżącego podczas protestu studenckiego oraz nieskuteczność krajowego śledztwa w tej sprawie naruszyły art. 3 Konwencji? Czy zatrzymanie i ograniczenie wolności zgromadzeń naruszyły odpowiednio art. 5 ust. 1 lit. c) i art. 11 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że użycie siły fizycznej wobec osoby pozbawionej wolności lub stykającej się z siłami bezpieczeństwa, gdy nie jest to konieczne z uwagi na jej zachowanie, stanowi naruszenie godności ludzkiej i art. 3 Konwencji. Stwierdzono, że obrażenia skarżącego (siniaki, złamany nos) były wynikiem arbitralnego użycia siły przez policję, za co państwo ponosi odpowiedzialność. Ponadto, Trybunał uznał, że śledztwo krajowe było nieskuteczne, ponieważ prokuratura nie przesłuchała policjantów, nie zbadała okoliczności powstania obrażeń, a sprawa została umorzona z powodu przedawnienia, co stanowiło naruszenie proceduralnego aspektu art. 3.Stan faktyczny
Skarżący, Atilla Ağacı, student, został zatrzymany 13 marca 2001 r. podczas protestu przeciwko podwyżkom cen żywności na Uniwersytecie Technicznym w Stambule. Po zatrzymaniu stwierdzono u niego siniaki i złamany nos. Skarżący złożył skargę na złe traktowanie przez policję. Prokuratura wszczęła śledztwo, ale nie uzyskała informacji od policji, a sprawa została umorzona z powodu przedawnienia 28 grudnia 2006 r.Rozstrzygnięcie
Stwierdza dopuszczalność skargi w zakresie art. 3 Konwencji, a pozostałą część skargi uznaje za niedopuszczalną. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Zasądza na rzecz skarżącego 12 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Odrzuca pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
AꢀICI -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no:26625/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (26625/04) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı
Atilla Aꢀıcı’nın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 05 Nisan 2004 tarihinde
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından O. Ersoy tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1976 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir. Mart 2001 tarihinde, Đstanbul Teknik Üniversitesi yemekhanesinde yemeklere yapılan
zammı protesto etmek amacıyla, baꢀvuran ve on kadar öğrenci çantalarında yemeklerle
üniversiteye girmeye çalıꢀmıꢀlar ancak baꢀvuran ve on kadar öğrencinin yemekleri
öğrencilere dağıtmalarına engel olunmuꢀtur. Özel güvenlik görevlileri, Rektörlüğün dıꢀarıdan
yemek getirilmesini yasakladığı gerekçesi ile baꢀvuran ve on kadar öğrencinin üniversitenin
içersine girmelerine engel olmuꢀtur. Öğrencilerin direnmeleri üzerine, üniversite idaresinin
talebiyle polis müdahalede bulunmuꢀtur. Aynı gün düzenlenen tutanakta polisle öğrenciler
arasında arbede yaꢀanmıꢀtır. Öğrenciler çevik kuvvet tarafından etkisiz hale getirilmiꢀ ve
karakola götürülmüꢀledir.
Baꢀvuran, adli bir tabip tarafından muayene edilmiꢀtir. Adli tabip baꢀvuranın vücudunda
birkaç ekimoz ve burnunda kırık tespit etmiꢀtir. Aynı gün, Sarıyer Cumhuriyet Baꢀsavcılığı
tarafından baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀ ve baꢀvuran serbest bırakılmıꢀtır. Mart 2001 tarihinde, baꢀvuran, kötü muamele ile suçladığı Sarıyer Emniyet Müdürlüğü’ne
bağlı polis memurları hakkında ꢀikayette bulunmuꢀtur. 15 Mart 2001 tarihli sağlık raporu, 13
Mart tarihinde baꢀvuranın vücudunda tespit edilen yararları teyit etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıntılı
muayene için otorinolaringoloji bölümüne baꢀvurmuꢀtur. Savcılık, önceden düzenlenen sağlık
raporları ile ilgili olarak Beyoğlu Adli Tıp Kurumu’nun görüꢀlerini talep etmiꢀtir.
Önceki raporları bir araya getiren Beyoğlu Adli Tıp Kurum tarafından düzenlenen 1 Ekim tarihli sağlık raporu baꢀvuranın burnunun kırıldığını ve alnının sol bölümünde yüzeysel
sıyrıkların bulunduğunu teyit etmiꢀtir. Baꢀvurana on beꢀ günlük iꢀgöremez raporu verilmiꢀtir. Haziran 2001 ve 8 Ekim 2002 tarihinde, Sarıyer Savcılığı, baꢀvuranın kötü muamele
uyguladıklarını ileri sürdüğü polis memurlarının kimliklerini ileten Sarıyer Emniyet
Müdürlüğü’nden aramaya devam edilmesini talep ettiği görüꢀünü sunmuꢀtur. Ayrıca Savcılık,
soruꢀturmanın seyri ile ilgili olarak her üç ayda bir bilgilendirilme talebinde bulunmuꢀ ve
cevap verilmemesi durumunda, Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı sorumlular hakkında cezai
kovuꢀturma yapılacağını hatırlatmıꢀtır. Dosyada, Sarıyer Emniyet Müdürlüğü’ne ait hiçbir
cevap yer almamaktadır. Aralık 2006 tarihinde, zamanaꢀımı nedeniyle Savcılık takipsizlik kararı vermiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, polis memurları tarafından uygulanan kötü muameleden ve haklarında açılan ceza
davalarının yetersizliğinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta
bulunmaktadır.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Hükümet, sözkonusu yaraların güvenlik güçleri tarafından meydana geldiğine itiraz
etmemektedir. Ancak Hükümet, sözkonusu yaraların meꢀru bir müdahalenin ve göstericilerin
agresif tutumları ile haklı kılınan orantılı bir gücün ardından meydana geldiğini
belirtmektedir. Hükümet’e göre, sözkonusu yaralar, polis memurları tarafından baꢀvuranın
yakalanması sırasında kullanılan güçten kaynaklanmıꢀ olarak düꢀünülebilir.
AĐHM, bir kiꢀi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel olarak güvenlik güçleri
ile karꢀı karꢀıya kaldığında, davranıꢀı gerektirmediği halde kendisine karꢀı fiziksel güç
kullanılmasının insanlık onuruna yönelik bir müdahale olduğunu ve ilke olarak, AĐHS’nin 3.
maddesi ile güvence altına alınan hakka yönelik bir ihlal oluꢀturduğunu hatırlatmaktadır
(Labita-Đtalya, baꢀvuru no: 26772/95, Kartal ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 29768/03, 16
Aralık 2008 ve Kop-Türkiye, baꢀvuru no: 12728/05, 20 Ekim 2009). Dolayısıyla mevcut
davada kullanılan gücün gerekli olup olmadığının araꢀtırılması gerekmektedir. Bu bağlamda
AĐHM, meydana gelen yaralara ve sözkonusu yaraların meydana geliꢀ koꢀullarına özel bir
önem atfetmektedir.
Mevcut davada AĐHM, yakalanmasının ardından baꢀvuranın sağlık muayenelerinden
geçirildiğini ve muayenelerde baꢀvuranın vücudunda yara izlerine ve burnunda kırığa
rastlandığı belirtilmiꢀtir. Olayın ertesi günü, baꢀvuran yeni bir sağlık muayenesinden
geçirilmiꢀ ve sözkonusu muayenede baꢀvuranın vücudunda ilk muayenede tespit edilen
yaralar teyit edilmiꢀ ve baꢀvurana on beꢀ günlük iꢀgöremez raporu verilmesi sonucuna
ulaꢀılmıꢀtır.
Ayrıca AĐHM, tutanaklarda, baꢀvuranın yakalanmasına etkili bir biçimde direnmesine
rağmen, dosyada bulunan hiçbir unsurun, baꢀvuranın davranıꢀının kullanılan gücü kesinlikle
gerekli kıldığını açıkça ortaya koyma imkanı sunmadığını gözlemlemektedir (a contrario,
Kartal ve diğerleri). Nitekim AĐHM, Savcılığın polis memurlarının ifadelerini almadığını ve
sözkonusu yaraların meydana geliꢀ koꢀullarını incelemediğini tespit etmektedir.
Sözkonusu koꢀullarda ve aksine kanıt bulunmadığından, AĐHM, baꢀvurana karꢀı yapılan
ihlallerin keyfi bir nitelik taꢀıdığı ve ağrı ve acılara yol açtığına dair görüꢀü göz ardı
edememektedir; bu itibarla, sözkonusu ihlaller, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca küçük
düꢀürücü muameleler olarak nitelendirilmektedir. Takdirine sunulan unsurları göz önüne alan
AĐHM, Savunmacı Devlet’in baꢀvuranın vücudunda tespit edilen yararlardan sorumlu olduğu
kanaatindedir.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiꢀtir.
Soruꢀturmanın etkililiği ile ilgili olarak, AĐHM, Savcılık tarafından yürütülen soruꢀturma
çerçevesinde, Emniyet Müdürlüğü’nün, Savcılığın istediği bilgileri iletmeyi ihmal ettiğini
belirtmektedir. Ayrıca, esas bakımından bir inceleme yapılmadan zamanaꢀımı nedeniyle
soruꢀturma kapanmıꢀtır. Oysa adli makamların, cezai bir soruꢀturmanın tecellisinde belirleyici
rol üstlenen diğer birimlerce desteklenmesini sağlamak Devlet’e düꢀmektedir.
Sözkonusu koꢀullar, AĐHM’yi, AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği
sonucuna ulaꢀtırmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 5/1 c) ve 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
AĐHS’nin 5/1 c) maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, gözaltının yasaya aykırı olmasından
ꢀikayetçidir. Baꢀvuran, ayrıca AĐHS’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan barıꢀçıl gösteri
özgürlüğü hakkının ihlalinden de ꢀikayetçi olmaktadır.
AĐHM, baꢀvuranın göz altının 13 Mart 2001 tarihinde serbest bırakılması ile sona erdiğini
ancak baꢀvuranın baꢀvurusunu 6 Nisan 2004 tarihinde sunduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca,
davanın incelenmesi, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı ile belirlenen altı ay süresinin
durdurulmasını veya ertelenmesini sağlayacak hiçbir istisnai koꢀul sunmamaktadır.
Dolayısıyla AĐHS’nin 5. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayet gecikmeli olarak yapılmıꢀtır ve
AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
AĐHS’nin 11. maddesi kapsamında toplantı özgürlüğüne iliꢀkin ꢀikayet ile ilgili olarak,
AĐHM, baꢀvuranın, bir gösteriye katılmaya hazırlandığı sırada 13 Mart 2001 tarihinde
yakalandığını gözlemlemektedir. Bilahare AĐHM, bu olay nedeniyle baꢀvuran hakkında açılan
bir ceza davası hususunda dosyanın hiçbir bilgi içermediğini kaydetmektedir. AĐHM,
baꢀvuranın gösteri hakkı konusunda bir ceza davası bulunmaması nedeniyle, altı ay süresinin
ihtilaf konusu olaydan itibaren iꢀlemeye baꢀladığını kaydetmektedir (Ersoy-Türkiye, baꢀvuru
no: 43279/04, 28 Temmuz 2009). Bu itibarla, 6 Nisan 2004 tarihinde sunulan ꢀikayet
gecikmeli olarak yapılmıꢀtır. Sonuç olarak, belirlenen altı ay süresinin durdurulmasını veya
ertelenmesini sağlayacak hiçbir istisnai koꢀul bulunmadığından, AĐHM, baꢀvurunun
sözkonusu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi
gerektiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A.Maddi ve manevi tazminat
Baꢀvuran, belge sunmaksızın maruz kaldığı maddi ve manevi zararın 20.000 Euro olduğunu
ileri sürmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, ileri sürülen maddi zararın mesnetten yoksun olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla
maddi tazminat ödemeye gerek yoktur. Buna karꢀın AĐHM, hakkaniyete uygun olarak,
baꢀvurana 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve gideri
Baꢀvuran, avukatlık ücreti olarak 3.000 Euro ve yargılama masraf ve gideri için 50 Euro talep
etmektedir. Baꢀvuran, talebini destekleyecek hiçbir belge sunmamaktadır.
Hükümet sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, içtihadına göre bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir (bkz,
örneğin, Bottazzi-Đtalya, baꢀvuru no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya, baꢀvuru no: 37645/97, Ekim 2002). Mevcut davada belge sunulmamasını göz önüne alan AĐHM, yargılama masraf
ve giderlerine iliꢀkin talep reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin kabuledilebilir geri kalan kısmın
kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 12.000
Euro (on iki bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło