26733/02
WyrokETPCz2007-11-29ECLI:CE:ECHR:2007:1129JUD002673302
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie posła mandatu parlamentarnego i nałożenie na niego zakazu działalności politycznej w wyniku rozwiązania partii politycznej za działania sprzeczne z zasadą świeckości państwa stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego prawo do wolnych wyborów, gwarantowane przez art. 3 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że pozbawienie skarżącego mandatu poselskiego, będące konsekwencją rozwiązania Partii Cnoty, stanowiło ingerencję w jego prawo do wolnych wyborów. Chociaż cel ochrony świeckiego charakteru państwa tureckiego był uzasadniony, Trybunał stwierdził, że zastosowany środek był nieproporcjonalny. Trybunał podkreślił, że art. 69/6 Konstytucji tureckiej, w brzmieniu obowiązującym w czasie zdarzeń, był zbyt szeroki, pozwalając na pociąganie partii do odpowiedzialności za działania członków bez rozróżniania ich wagi. Pozbawienie mandatu poselskiego jest bardzo surową sankcją, a w tej sprawie nie było wystarczających, przekonujących powodów, aby pozbawić skarżącego jego mandatu i wyborców ich przedstawiciela.Stan faktyczny
Skarżący, Bekir Sobacı, został wybrany posłem do parlamentu tureckiego z listy Partii Cnoty (Fazilet Partisi) w 1999 roku. W maju 1999 roku Prokurator Generalny wniósł do Sądu Konstytucyjnego sprawę o rozwiązanie Partii Cnoty, zarzucając jej, że stała się ośrodkiem działań sprzecznych z zasadą świeckości państwa. Wśród dowodów Prokurator wskazał na wypowiedzi i działania skarżącego oraz innych członków partii, którzy publicznie wspierali noszenie chust na głowę w szkołach i urzędach publicznych. Sąd Konstytucyjny w czerwcu 2001 roku rozwiązał partię i dodatkowo pozbawił skarżącego mandatu poselskiego oraz nałożył na niego pięcioletni zakaz pełnienia funkcji w innych partiach politycznych.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 3 Protokołu nr 1. 3. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 9, 10 i 11 Konwencji. 4. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 5. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
SOBACI - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 26733/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Kasım 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 26733/02 no’lu davanın nedeni T.C vatandaꢀı
Bekir Sobacı’nın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması
Sözleꢀmesinin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 21 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Ankara Barosu avukatlarından M. Atasoy tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI doğumlu olan baꢀvuran Tokat’ta ikamet etmektedir.
Baꢀvuran 18 Nisan 1999 tarihinde Fazilet Partisi listesinden milletvekili seçilerek TBMM’ye
girmiꢀtir.
Yargıtay Baꢀsavcısı 7 Mayıs 1999 tarihinde, laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline
geldiği ve Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla kesin olarak feshedilen Refah Partisi’nin devamı
olduğu gerekçesiyle Fazilet Partisi’nin feshedilmesi için Anayasa Mahkemesi’nde bir dava
açmıꢀtır. Savcı, baꢀvuranla birlikte Fazilet Partisi üyesi diğer tüm milletvekillerinin
milletvekilliğinin düꢀürülmesini ve beꢀ yıl süreyle baꢀka bir siyasi partinin kurucusu, üyesi,
yöneticisi ya da denetçisi olmalarının yasaklanmasını da talep etmiꢀtir.
Baꢀsavcı, talebini desteklemek üzere,
- Anayasa Mahkemesinin laiklik ilkesine aykırı olduğunu belirtmesine rağmen Fazilet
Partisi genel baꢀkanı, yönetici ve üyelerinin kamuoyuna yaptıkları tüm konuꢀmalarda
türbanın üniversitelerde ve resmi dairelerde kullanılmasını savunmaları,
- Fazilet Partisi’nin türbana bağlılığını açıkça ortaya koyan Merve Kavakçı’yı
milletvekili adayı olarak listeye koyması ve milletvekili seçilmesini sağlaması,
- Milletvekili Nazlı Ilıcak’ın 2 ve 3 Mayıs 1999 tarihlerinde yaptığı televizyon
konuꢀmalarında Merve Kavakçı’nın Fazilet Partisi üyeleri ve yöneticileri tarafından
baꢀörtüsü meselesini TBMM’ye taꢀımak için seçildiğini ifade etmesi,
- 3 Mayıs 1999 tarihinde TBMM’de yapılan yemin törenine baꢀörtüsüyle gelen Merve
Kavakçı’ya Fazilet Partisi milletvekillerinin tezahüratta bulunmaları, sözkonusu
milletvekillerinden bazılarının Merve Kavakçı’nın davranıꢀı nedeniyle çıkan
olaylardan sonra adıgeçen tarafından düzenlenen basın toplantısına katılmaları,
- partinin genel baꢀkan yardımcılığını yürüten Abdullah Gül’ün 2 Mayıs 1999 tarihinde
yaptığı televizyon konuꢀmasında TBMM içerisinde türban takılmasının Anayasa ihlali
teꢀkil etmediğini belirtmesi ve dini ilkelerin kamusal alanda uygulanmasını savunması
gibi Fazilet Partisi yönetici ve üyeleri tarafından sarf edilen ifade ve yapılan eylemlere atıfta
bulunmuꢀtur.
Baꢀsavcı ayrıca yargı tarafından hakkında toplatma kararı verilen Mehmet Sılay’a ait 1998
yılında yayınlanmıꢀ Parlamentodan Haber adlı kitaba da atıfta bulunmuꢀtur.
Baꢀsavcı 4 Haziran 1999 tarihinde bu parti aleyhinde ek deliller sunmuꢀtur. Bu deliller
arasında baꢀvuranın 13 Haziran 1999 tarihinde yaptığı konuꢀma da yer almıꢀtır. Baꢀsavcı
ayrıca,
-
Fazilet Partisi Genel Baꢀkanı Recai Kutan’ın baꢀörtüsü takan öğrencilerin
üniversitelere alınmasına izin vermeyen rektörleri eleꢀtirdiği 10 Ekim 1998 tarihli
konuꢀmasında baꢀörtüsü yasağını ‘zulüm’ olarak nitelendirerek Fazilet Partisi’nin
iktidara geldiğinde bu zulme son vereceğini bildirmesi,
-
-
Fazilet Partisi Genel Đdare Kurulu üyesi Nazlı Ilıcak’ın konuꢀmalarında baꢀörtüsü
yasağını bir ‘zulüm’ olarak değerlendirerek Fazilet Partisi’nin iktidara gelmesi ve
Merve Kavakçı’nın TBMM’ye girmesi halinde bu durumun sona ereceğini savunması,
Abdullatif ꢁener’in 8 Mart 1999 tarihinde yaptığı bir konuꢀmada imam hatip
öğrencilerinin baꢀörtülerini çıkarmaya zorlanmasını abesle iꢀtigal olarak
değerlendirerek baꢀörtüsü meselesinin ancak TBMM’de çözülebileceğini ve bunun
Merve Kavakçı’nın bununla görevli olduğunu ifade etmesi, yine Abdüllatif ꢁener’in
bir televizyon konuꢀmasında Nobel barıꢀ ödülünün Necmettin Erbakan’a verilmesi
gerektiğini beyan etmesi,
-
Fazilet Partisi Genel Baꢀkan yardımcısı Abdullah Gül’ün TBMM’de yaptığı
konuꢀmalarda üniversitelerde ve imam hatip okullarında uygulanan baꢀörtüsü yasağını
eleꢀtirerek Hükümeti tahrik ve ayrımcılıkla suçlaması,
-
-
Milletvekili Musa Uzunkaya’nın türbana destek vererek okullarda uygulanacak kılık
kıyafet yönetmeliğini eleꢀtirmesi,
Milletvekili Bülent Arınç’ın 11 Haziran 1998 tarihinde TBMM’de yaptığı konuꢀmada
Anayasa Mahkemesi’nin baꢀörtüsüne iliꢀkin yasağını eleꢀtirmesi ve 5 Mayıs 1999
tarihli konuꢀmasında Merve Kavakçı’nın baꢀörtüsünü siyasi bir simge olarak taktığını
ve TBMM’ye baꢀörtülü olarak girecek ilk kadın olduğunu ifade etmesi,
Milletvekili Mustafa Kamalak’ın 17 Haziran 1996 tarihinde TBMM’de yaptığı
konuꢀmada baꢀörtüsü yasağını ‘zorbalık’ olarak nitelendirmesi,
Milletvekili Ramazan Yenidede’nin 15 Haziran 1998 tarihinde yapılan bir basın
toplantısında bir dine mensubiyet temelinde halkı nefret ve düꢀmanlığa teꢀvik ettiği
gerekçesiyle 27 Mayıs 1999 tarihinde TCK’nın 312/2 maddesi uyarınca aleyhinde bir
ceza davası açılması,
-
-
-
Milletvekili Cemil Çiçek’in 9 Haziran 1998 tarihinde Fazilet Partisi’ne katılması
vesilesiyle yaptığı konuꢀmada halkın dini vecibeler ve devletin kanunları arasında
sıkıꢀtığını ve bunların birbiriyle karꢀıt olduğunu ifade etmesi
gibi Fazilet Partisi yöneticileri ve üyeleri tarafından sarf edilen ifade ve yapılan eylemlere
de atıfta bulunmuꢀtur.
Anayasa Mahkemesi 22 Haziran 2001 tarihinde, ‘laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline
geldiği’ gerekçesiyle Fazilet Partisinin kapatılmasına karar vermiꢀtir. Kararını Anayasanın 68.
ve 69. maddelerine ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 101 b) ve 103/1 maddelerine
dayandıran mahkeme Fazilet Partisinin Refah Partisinin devamı olduğu yönündeki iddiaları
ise reddetmiꢀtir.
Anayasa Mahkemesine göre aꢀağıdaki kanıt unsurları Fazilet Partisinin ‘laikliğe aykırı
eylemlerin odağı haline geldiğini’ ortaya koymaktaydı :
-
Baꢀvuran baꢀörtüsü taktıkları gerekçesiyle okullarından atılan öğrenciler için bir basın
toplantısı düzenlemiꢀ ve desteğini bildirmiꢀtir.
-
-
Fazilet Partisi Genel Baꢀkanı ve diğer yöneticileri kamuoyuna yaptıkları her
açıklamada devlet okullarında ve resmi dairelerde baꢀörtüsü takılmasını teꢀvik
etmiꢀler ve baꢀörtüsü yasağına karꢀı yapılan protesto gösterilerine katılmıꢀlardır.
Kuzey Amerika Đslam Birliği tarafından 1996 yılında düzenlenen kongrede ve Filistin
Derneği tarafından 26 Aralık 1997 tarihinde Chicago’da düzenlenen konferansta
yaptığı konuꢀmalarda Milletvekili Merve Kavakçı teokratik bir rejim kurulmasını
savunmuꢀtur.
-
- Mayıs 1999 tarihinde düzenlenen yemin töreni sırasında baꢀörtüsü tak an
Milletvekili Merve Kavakçı’nın yemin etmesi engellenmiꢀ ve meclis salonunu terk
etmeye zorlanmıꢀtı. Merve Kavakçı’nın ismi okunduğunda Fazilet Partisi
milletvekillerinin tamamı alkıꢀlamıꢀtı. Anayasa Mahkemesine göre bu adıgeçen
partinin yöneticileri ve üyeleri tarafından planlanmıꢀ ve teꢀvik edilmiꢀ bir gösteriydi. Mayıs 1999 tarihinde meydana gelen hadisenin ardından düzenlenen basın
toplantısında Milletvekili Merve Kavakçı sözkonusu gösterinin Amerika’daki
siyahların insan hakları mücadelesine benzediğini beyan etmiꢀ ve Fazilet Partisi Genel
Baꢀkan yardımcısı Abdüllatif ꢁener ve çok sayıda milletvekili de bu basın toplantısına
katılmıꢀtır.
-
-
Milletvekili Nazlı Ilıcak’ın 10 Ekim 1998 tarihinde Kayseri’de yaptığı konuꢀma..
Milletvekili Nazlı Ilıcak 2, 3 Mayıs 1999 tarihlerinde televizyonda yaptığı
konuꢀmalarda Merve Kavakçı’nın baꢀörtüsü meselesini TBMM’ye taꢀıması için
seçildiğini beyan etmiꢀtir.
-
-
eski Milletvekili Ramazan Yenidede 15 Haziran 1998 tarihinde resmi dairelerde ve
devlet okullarındaki baꢀörtüsü yasağını bir zulüm ve keyfi bir uygulama olarak
nitelendirmiꢀtir. Anayasa Mahkemesi, baꢀsavcı tarafından adıgeçen hakkında dine
dayalı ayrımcılık yaparak halkı kin ve düꢀmanlığa teꢀvik ettiği gerekçesiyle ceza
davası açıldığına iꢀaret etmiꢀtir.
eski Milletvekili Mehmet Sılay’ın 1998 yılında yayınlanan Parlamentodan Haber adlı
kitabının önsözünde yer verdiği ifadeler.
Anayasa Mahkemesi, Refah Partisi kararında baꢀörtüsünün okullarda ve resmi dairelerde
kullanılmasını teꢀvik eden söylemlerin laiklik ilkesine aykırı olduğunu belirtmesine rağmen
Fazilet Partisinin siyasi programını baꢀörtüsü meselesi üzerine inꢀa ettiğini ve Merve
Kavakçı’nın milletvekili seçilmesini sağladığını tespit etmiꢀtir.
Anayasa Mahkemesi ayrıca, Fazilet Partisi’nin genel baꢀkan, yönetici ve üyelerinin
kamuoyuna yaptıkları tüm açıklamalarda okullarda ve resmi dairelerde uygulanan baꢀörtüsü
yasağını bir hak ve özgürlük ihlali ve zulüm olarak nitelendirdiklerini tespit etmiꢀtir. Anayasa
Mahkemesi bu kiꢀilerin halkı kamu otoritesine karꢀı kin ve düꢀmanlığa sevk ettiği ve kamu
düzenine zarar verdiği kanaatine varmıꢀtır. Anayasa Mahkemesi baꢀörtüsü meselesinin Merve
Kavakçı aracılığıyla bir protesto eylemi ꢀeklinde TBMM’ye taꢀınmasının laiklik ilkesini ihlal
ettiğini tespit etmiꢀtir. Mahkeme, Fazilet Partisi Genel Baꢀkanıyla birlikte tüm
milletvekillerinin bu gösteriye katılmasının bu partinin ‘laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline
geldiğini’ gösterdiğini değerlendirmiꢀtir. Partinin potansiyel oy oranını ve savunduğu modelin
uygulanması ihtimalini göz önünde bulunduran Anayasa Mahkemesi bu durumun laik
demokratik düzen için bir tehlike arz ettiğini ve Fazilet Partisinin kapatılmasının acil bir
toplumsal ihtiyaca cevap verdiğini değerlendirmiꢀtir.
Anayasa mahkemesi ek ceza olarak Anayasa’nın 84. maddesi uyarınca baꢀvuranın ve Nazlı
Ilıcak’ın milletvekilliklerinin düꢀürülmesine karar vermiꢀtir. Anayasa’nın 69/8 maddesi
uyarınca adıgeçenlerle birlikte parti üyesi diğer üç kiꢀinin de beꢀ yıl süreyle bir baꢀka partinin
kurucusu, üyesi, yöneticisi ya da denetçisi olmaları yasaklanmıꢀtır.
Baꢀvuran 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde bağımsız aday olmuꢀ
ancak seçilememiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 9., 10. VE 11. MADDELERĐNĐN VE 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 3.
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 9. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, milletvekilliğinin baꢀörtülü öğrencilerin
davasına destek verdiği gerekçesiyle düꢀürüldüğünü ileri sürmektedir.
Baꢀvuran Fazilet Partisinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından
milletvekilliğinin düꢀürülmesinin ve seçilme hakkının kısıtlanmasının AĐHS’nin 10.
maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir ihlal teꢀkil ettiği
iddiasındadır. Baꢀvuran, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu ilkeleri hakkında bir görüꢀ
bildirmediğini ya da bunları protesto etmediğini, yalnızca baꢀörtüsü sorunu hakkında
fikirlerini belirttiğini ifade etmektedir. Baꢀvuran kendisine uygulanan kısıtlamanın haksız ve
izlenen hedefle orantısız olduğu kanaatindedir.
AĐHS’nin 11. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran dernek kurma ve toplantı özgürlüğü
hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır. Kendisine uygulanan yaptırımlardan ꢀikayetçi olan
baꢀvuran bu yaptırımların izlenen amaçlarla orantısız olduğunu ve demokratik bir toplumda
gerekli olmadığını ileri sürmektedir.
Baꢀvuran Fazilet Partisinin kapatılmasının kendisini beꢀ yıl süreyle herhangi bir siyasi faaliyet
yürütme imkanından da yoksun bıraktığından ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu hususta 1
No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
AĐHM bu ꢀikayetlerin tamamının 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesi açısından incelenmesini
uygun görmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranın baꢀvurusunu sunarken altı ay süresi kuralına riayet etmediği itirazında
bulunmaktadır. Hükümete göre bu süre Anayasa Mahkemesinin Fazilet Partisinin kapatılması
kararı verdiği 22 Haziran 2001 tarihinden itibaren iꢀlemeye baꢀlamıꢀtır.
Baꢀvurana göre bu süre Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihten
itibaren hesaplanmalıdır.
AĐHM altı ay süresinin, ilgilinin kesin iç hukuk kararı hakkında yeterli ve etkili surette bilgi
sahibi olduğu tarihten itibaren baꢀlayabileceğini anımsatır (Baghli – Fransa, no: 34374/97,
prg. 31). Halihazırda Anayasa Mahkemesi kararı Resmi Gazete’de 5 Ocak 2002 tarihinde
yayınlanmıꢀtır. Baꢀvuru 21 Mayıs 2002 tarihinde yapıldığından Hükümetin itirazının
reddedilmesi yerinde olacaktır.
AĐHM bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve baꢀkaca herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit
etmektedir. Bu itibarla sözkonusu ꢀikayetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
Hükümet baꢀvuranın ifade ve toplantı özgürlüğüne yönelik müdahalenin AĐHS’nin 10. ve 11.
maddelerinin ikinci fıkralarında mesnet bulduğunu savunmaktadır. Baꢀvuranın siyasi
haklarına yönelik kısıtlamalara iliꢀkin olarak Hükümet baꢀvuranın bağımsız aday olarak
seçimlere katılabildiğine dikkat çekmektedir.
Hükümet AĐHS hükümleri ve AĐHM içtihatları ile uyum sağlaması amacıyla yapılan yasal
reformlara atıfta bulunmaktadır. Hükümet bu hususta Anayasa’nın 69. maddesinde öngörülen
değiꢀiklik ile Anayasa Mahkemesi’nin bir siyasi partiyi kapatmak yerine dava fiillerinin
ağırlığına göre ilgili partiyi devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakmaya
karar verebileceğini belirtmektedir.
Baꢀvuran Anayasanın 83/1 maddesi uyarınca milletvekillerinin TBMM çatısı altında sarf
ettikleri sözlerden sorumlu tutulamayacaklarına dikkat çekmektedir. Bağımsız aday olarak
seçimlere katılabilme imkanına iliꢀkin olarak ise baꢀvuran bağımsız aday olarak seçilmenin
son derece zor olduğunu ileri sürmektedir.
AĐHM 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesiyle oy verme ve seçimlerde aday olma hakkı gibi
sübjektif hakların güvence altına alındığını anımsatır (Mathieu-Mohin ve Clerfayt - Belçika, 2
Mart 1987, no: 113, prg. 46-51, Hirst – Birleꢀik Krallık (no:2), no: 74025/01, prg. 56-57, daha
yakın tarihli, Ždanoka – Letonya, no: 58278/00, prg 102, 16 Mart 2006, ve Lykourezos –
Yunanistan, no: 33554/03, prg. 50). Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu gerçek bir
demokrasinin temellerinin ayakta tutulması ve yerleꢀtirilmesi bakımından vazgeçilmez önemi
haiz olan bu haklar mutlak haklar değildir. Bu haklara ‘zımni sınırlamalar’ getirilebilmesi
mümkündür ve sözleꢀmeci devletlere konuyla ilgili olarak bir takdir yetkisi tanınması gerekir.
AĐHM devletlerin bu konuda takdir hakkının geniꢀ olduğu hususunu bir kez daha vurgular
(Matthews – Birleꢀik Krallık, no: 24833/94, prg. 63, ve Labita – Đtalya, no: 26772/95, prg.
201).
Bununla birlikte 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesindeki koꢀullara riayet edilip edilmediği
hususunda bir hükme varmak nihai karar mercii olarak AĐHM’nin görevidir. Bunu yaparken
AĐHM, oy verme ve seçimlerde aday olma haklarına bağlı koꢀulların sözkonusu hakları,
özlerini zedeleyecek ve etkinliklerini ortadan kaldıracak ꢀekilde etkilemediği, meꢀru bir
amaca yönelik olarak uygulandıkları ve uygulanan yöntemlerin orantısız olmadığı hususunda
ikna olmalıdır (Mathieu-Mohin, adıgeçen, prg. 52).
Öngörülen bu koꢀullardan hiçbiri halkın yasama organlarının seçimi konusundaki özgür
iradesine sekte vurmamalıdır. Bir baꢀka deyiꢀle bu koꢀullar, halkın hür iradesini genel
seçimler aracılığıyla ortaya koymasına yönelik bir seçim sürecinin bütünlüğünü ve etkinliğini
koruma kaygısını yansıtmalı, bunlara engel teꢀkil etmemelidir (Hirst, adıgeçen, prg. 62). Aynı
ꢀekilde, halk demokratik iradesini serbestçe ortaya koyduktan sonra seçim sisteminde
yapılacak herhangi bir değiꢀiklik demokratik düzen açısından zorlayıcı gerekçeler olmadıkça
bu tercihi tartıꢀmalı hale getiremez (Lykourezos, adıgeçen, prg. 52). Kaldı ki AĐHM daha önce
de bu hükmün herkese seçimlerde aday olma ve bir kez seçildiğinde de temsil hakkını
güvence altına aldığı hükmüne varmıꢀtır (bkz. Selim Sadak ve diğerleri - Türkiye no:
25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95, prg. 33, ve adıgeçen Lykourezos kararı, prg. 50).
Gerçekten demokratik bir siyasi rejime özgü temel bir ilkeye hasredilmiꢀ olan 1 No’lu Ek
Protokol’ün 3. maddesi AĐHS sistemi içinde temel bir önemi haizdir (Mathieu- Mohin ve
Clerfayt, adıgeçen, prg. 47 ve daha yakın tarihli, Yumak ve Sadak – Türkiye, no: 10226/03,
prg. 59).
Halihazırda Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 69/6 maddesine istinaden Fazilet Partisinin
laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği hükmüne varmıꢀtır. Anayasa
Mahkemesi tarafından Fazilet Partisinin kapatılması konusunda öne sürülen gerekçeler
partinin genel baꢀkanı, bazı yönetici ve baꢀvuranın da aralarında bulunduğu bazı üyelerin
eylem ve sözleriyle ilgilidir. Đlave ceza olarak mahkeme Anayasa’nın 84 in fine maddesi
uyarınca baꢀvuranla birlikte bir baꢀka milletvekilinin de milletvekilliğinin düꢀürülmesine
karar vermiꢀtir.
AĐHM ihtilaf konusu tedbir ile Türkiye’deki siyasi rejimin laik niteliğinin korunmasının
amaçlandığını kaydetmektedir. Bu ilkenin Türkiye’deki demokratik rejim açısından önemini
göz önünde bulunduran AĐHM sözkonusu tedbirin düzenin ve baꢀkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması meꢀru amaçlarına yönelik olduğu kanaatine varmaktadır.
Bundan sonra sözkonusu tedbirin izlenen amaçlarla orantılı olup olmadığının tespit edilmesi
gerekmektedir. Bu doğrultuda, demokratik düzen açısından baꢀvuranın meꢀru olarak elde
ettiği milletvekilliği sıfatından ve bir dönem boyunca TBMM’de kendilerini temsil etmesi için
hür ve demokratik bir biçimde seçen seçmenlerin milletvekillerinden yoksun bırakılmasını
gerektirecek zorlayıcı gerekçeler bulunup bulunmadığının belirlenmesi icap eder.
Bu maksatla AĐHM baꢀvuranın milletvekilliği düꢀürülmesinin Fazilet Partisinin
kapatılmasının bir sonucu olduğu cihetle parti kapatmayı düzenleyen anayasa hükümlerinin
dikkate alınması gerektiği kanaatindedir (karꢀılaꢀtırınız, mutatis mutandis, Selim Sadak ve
diğerleri, adıgeçen, prg. 37). Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu haliyle
69/6 maddesinin kapsamı oldukça geniꢀti. Bir partinin Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı
olduğu değerlendirilirken üyelerin her türlü eylem ve beyanlarından parti sorumlu
tutulabilmekte ve partinin feshine karar verilebilmekteydi. Sözkonusu faaliyetlerin
derecelendirilmesinde bir ayrıma gidilmemiꢀtir. Bu bağlamda, baꢀvuranınkine benzer bir
durumda bulunan bazı parti üyelerinin ve özellikle parti genel baꢀkanı ve yardımcısının
herhangi bir yaptırıma uğramadıklarını belirtmek gerekir.
Müdahalelerin orantılılığını belirlerken bu müdahalelerin niteliğinin ve ağırlığının da dikkate
alınması lazım gelir. Bu hususta AĐHM, daha evvel de, milletvekilliğinin düꢀürülmesinin son
derece ağır bir yaptırım olduğunu tespit etmiꢀtir (Selim Sadak ve diğerleri, adıgeçen, prg. 38).
Yukarıda ifade olunan hususları göz önünde bulunduran AĐHM baꢀvuranın milletvekilliğinin
düꢀürülmesinin güdülen amaçlarla orantılı olmadığı sonucuna varmaktadır. Bu itibarla ihtilaf
konusu tedbir baꢀvuranın seçilme ve temsil hakkını ve kendisini milletvekili seçen
seçmenlerin bağımsız yetkisini zedelemiꢀtir.
Bu itibarla 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
AĐHM, Anayasa’nın 69/6 maddesinde yapılan değiꢀikliği ilgiyle not etmektedir. Bu değiꢀiklik
uyarınca bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir ꢀekilde iꢀlenmesi
ve bu durumun o partinin organlarınca zımnen ya da açıkça benimsenmesi halinde söz konusu
fiillerin odağı haline gelmiꢀ sayılır. Buna ilaveten Anayasa’nın 69/7 maddesinde yapılan
değiꢀiklikle Anayasa Mahkemesi’ne devlet yardımından yoksun bırakma gibi bir partinin
temelli kapatılmasından daha hafif yaptırımlar uygulamasına imkan tanınmıꢀtır. Bu sayede
milletvekilliğinin düꢀürülmesi uygulamasına daha az rastlanacağı anlaꢀılmaktadır. Bu
değiꢀikliklerle parlamenter statüsü daha da güçlendirilmiꢀ olmaktadır.
Yukarıda varılan sonuçları göz önünde bulunduran AĐHM baꢀvuranın siyasi haklarına yönelik
kısıtlamaya iliꢀkin ꢀikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran milletvekilliğinin düꢀürülmemiꢀ olması halinde alacağı maaꢀlarına tekabül eden bir
maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca 2002 yılı Kasım ayında düzenlenen
milletvekili genel seçimlerine katılamaması nedeniyle bir zarara uğradığını belirtmektedir.
Baꢀvuran bu zararı 333.000 ABD Doları olarak hesaplamaktadır.
Manevi tazminat için ise baꢀvuran 33.000 ABD Doları talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
Tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı görmeyen AĐHM bu
yöndeki talebi reddeder.
AĐHM, baꢀvuranın belli bir manevi zarara uğradığını ve bunun telafisi için ihlal tespitinin
yeterli olacağını düꢀünmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 5.000 ABD Doları talep
etmektedir. Baꢀvuran bu konuda herhangi bir belge sunmamıꢀtır.
Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.
AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin iadesini ancak bu
masraf ve giderlerin gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu ortaya koyduğu
takdirde emin edebilir.
Elindeki unsurları ve yukarıda ifade edilen kıstasları dikkate alan AĐHM yargılama masraf ve
giderlerine iliꢀkin talebi reddeder.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Baꢀvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna ;
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesinin ihlal edildiğine ;
3. AĐHS’nin 9, 10 ve 11. maddeleri yönünden yapılan ꢀikayetleri ayrıca incelemeye gerek
olmadığına ;
4. Đhlal tespitinin baꢀvuranın maruz kaldığı manevi zarar için baꢀlı baꢀına yeterli bir adil
tatmin teꢀkil ettiğine ;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine ;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło