26891/02

WyrokETPCz2008-05-20ECLI:CE:ECHR:2008:0520JUD002689102

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy tymczasowe aresztowanie trwające ponad osiem lat, uzasadniane przez sądy krajowe stereotypowymi i niewystarczającymi powodami, naruszyło prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć początkowe podejrzenie popełnienia przestępstwa może uzasadniać areszt, to po pewnym czasie nie jest to wystarczające. Sąd krajowy ma obowiązek przedstawić "istotne" i "wystarczające" powody dla dalszego pozbawienia wolności, a także wykazać "szczególną staranność" w prowadzeniu postępowania. W niniejszej sprawie, sądy tureckie przez ponad osiem lat powtarzały ogólnikowe uzasadnienia ("stan dowodów", "charakter przestępstwa", "ryzyko ucieczki"), które nie były wystarczające do usprawiedliwienia tak długiego aresztu. Brak indywidualnej oceny i powtarzalność argumentacji doprowadziły do naruszenia art. 5 ust. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Seyit Veyis Boyraz, został aresztowany 28 listopada 1992 roku w ramach operacji antyterrorystycznej w Stambule. Był podejrzany o przynależność do lewicowej organizacji terrorystycznej. W grudniu 1992 roku został formalnie aresztowany, a w styczniu 1993 roku oskarżony o próbę obalenia porządku konstytucyjnego, za co prokurator żądał kary śmierci. Skarżący przebywał w areszcie tymczasowym przez 8 lat, 10 miesięcy i 15 dni, do 12 października 2001 roku, kiedy to został zwolniony. W 2004 roku został skazany na dożywocie, ale wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny w 2005 roku, a sprawa nadal toczyła się w 2007 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 7 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 4. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   BOYRAZ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 26891/02 )   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2008   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 26891/02 numaralı baꢀvurunun nedeni T.C. vatandaꢀı   Seyit Veyis Boyraz’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 4 Nisan 2002   tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran AĐHM önünde Đstanbul barosu avukatlarından M. A. Kırdök ve M. Kırdök   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1968 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran 28 Kasım 1992 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi   ekiplerinin silahlı aꢀırı solcu Devrimci Sol Örgütü’ne karꢀı düzenlediği operasyon   kapsamında yakalanmıꢀtır.   Gözaltında bulunduğu sırada 10 Aralık 1992 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   (DGM) nöbetçi hakimi tarafından ifadesi alınmıꢀ ve tutuklanmasına karar verilmiꢀtir.   DGM Cumhuriyet Savcısı 5 Ocak 1993 tarihinde aralarında baꢀvuranın da yer aldığı otuz   sanığı anayasal düzeni yıkmaya teꢀebbüs etme suçu ile itham etmiꢀ ve TCK’nın 146/1   maddesi uyarınca haklarında idam cezası talep etmiꢀtir.   Açılan davalar 5 ꢁubat 1993 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye baꢀlanılmıꢀ ve   «kanıtların durumu», «iꢀlenen suçun niteliği» gerekçeleri ile tüm sanıkların tutuklu   yargılanmalarına karar verilmiꢀtir.   Mart tarihli duruꢀmada hazır bulunmayan baꢀvuran 28 Nisan 1993 tarihli duruꢀmaya   gelmiꢀtir. Baꢀvuran hakkında yapılan suçlamaları reddetmiꢀ, polise verdiği ifadeyi gözleri   bağlı olarak imzaladığını öne sürerek itiraz etmiꢀ ve serbest bırakılmasını talep etmiꢀtir. Esas   hakimleri bu talebi «kanıtların durumu, isnat edilen suçun niteliği ve tutuklanma tarihi»   ıꢀığında reddetmiꢀtir.   DGM 21 Haziran 1993 tarihinden 12 Ekim 2001 tarihine dek elli dört duruꢀma   gerçekleꢀtirmiꢀtir. Bu duruꢀmaların her birinde esas hakimleri –yirmiye yakını baꢀvuran   tarafından gerekçelendirilenler de dahil- serbest bırakılma taleplerini reddetme kararlarını   hemen hemen birbirinin aynı ifadelerle gerekçelendirmiꢀlerdir.   Hakimler her defasında «kanıtların durumu», «iꢀlenen suçun niteliği» gerekçelerini kullanmıꢀ,   bunlara kırk bir kez «tutuklulukta geçen süre»; dokuz kez «davanın hüküm aꢀamasında   olduğu», iki kez «tutuklanma nedenlerinin sürdüğü» gerekçelerini eklemiꢀ ve dört kez de   «firar riskinin olduğuna» atıfta bulunmuꢀtur.   DGM 12 Ekim 2001 tarihinde yapılan 54. duruꢀmada baꢀvuranın o tarihine kadar sekiz yıl on   ay on beꢀ gün süren tutukluluk süresini dikkate alarak serbest bırakılmasını kararlaꢀtırmıꢀtır.   Esas hakimleri takip eden 23 Ocak 2002 tarihli duruꢀmada dosya bilgilerine göre baꢀvuranın,   baꢀka mahkemeler tarafından verilen tutuklama kararları nedeniyle, serbest bırakılma   kararının ifa edilmediğini tespit etmiꢀlerdir. Buna karꢀın, baꢀvuranın avukatı müvekkilinin   Kocaeli cezaevinden tahliye edildiğini bildirmiꢀtir.   sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca dava 11 Ağustos 2004 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’ne (Ağır Ceza Mahkemesi) geçmiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi 27 Ekim 2004 tarihinde baꢀvuranı (ağırlaꢀtırılmıꢀ) müebbet hapis   cezasına çarptırmıꢀtır.   Yargıtay 18 Temmuz 2005 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozmuꢀtur.   Ağır Ceza Mahkemesi 12 Aralık 2005 tarihinde Yargıtay kararının ardından ilk duruꢀmasını   gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Dava 2 Mart 2007 tarihinde halen Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam etmekteydi.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran 28 Kasım 1992 tarihinde tutuklanmasıyla baꢀlayıp 12 Ekim 2001 tarihinde serbest   bırakılmasıyla sona eren tutukluluk süresinin aꢀırı uzunluğundan ꢀikayetçi olmakta, AĐHS’nin   5/3 maddesine göndermede bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder.   B. Esasa dair   AĐHM’nin bu yöndeki yerleꢀik içtihadına göndermede bulunan Hükümet, baꢀvuranın bir suç   iꢀlediğinden ꢀüphe duyulacak makul gerekçelerin varlığı nedeniyle tutuklandığının altını   çizmektedir. Đç hukuktaki mahkemeler baꢀvuranın tutukluluk halinin devamı hakkındaki   kararlarını gerekçelendirmiꢀlerdir: DGM soruꢀturmaların sürdürülmesi gerektiğine itibar   etmiꢀ, firar tehlikesi ve kamu düzeninin korunması zorunluluğu unsurlarına dayalı olarak   serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀtir. Hükümet son olarak tutukluluk kararının gerekli   olduğunu ve yargı sürecinin seyrine «özel ihtimam» gösteren DGM’nin bu yönde yapılan   talepleri gerekçelendirerek geri çevirdiğini ifade etmektedir.   Baꢀvuran bu söylemlere karꢀı çıkmakta, iç hukuktaki mahkemelerin ayrıntılara inmeksizin   benzer gerekçelerle ve dayanaktan yoksun olarak serbest bırakılma taleplerini sistematik   olarak reddettiğini ileri sürmektedir.   AĐHM, ilk olarak ulusal makamların tutukluluk süresinin makul sınırı aꢀmamasını gözetmekle   birinci derecede yükümlü olduklarını hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi   doğrultusunda bireysel özgürlüğe saygı kuralına istisna getirilmesini meꢀru kılan kamu   çıkarının gerektirdiği gerçek bir zorunluluğun olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün   koꢀulları incelemeli ve tutuksuz yargılanma talebini reddettiğinde kararında bunu   gerekçelendirmelidir. AĐHM, AĐHS’nin 5 / 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını   tespit ederken, sözkonusu kararlardaki gerekçeleri ve baꢀvuran tarafından yerel mahkeme   nezdinde yapılan baꢀvurularda dile getirilen tartıꢀılmaz verileri değerlendirecektir. (Bkz.   Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998).   Bu bağlamda yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlediğinden ꢀüphe edilmesine neden olan makul   nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz)   koꢀuldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar   tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye   yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,   bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip   göstermediğini araꢀtırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no:   61446/00).   AĐHM bu baꢀvuruda baꢀvuranın tutukluluk süresinin 28 Kasım 1992 tarihinde baꢀlayıp,   serbest bırakıldığı 12 Ekim 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu sekiz yıl on   aydan fazla bir süredir.   Dava dosyasında yer alan unsurlara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi neredeyse benzer hatta   basmakalıp ifadelerle baꢀvuranın yinelediği serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀ ve   tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. DGM her seferinde sözünü ettiği «kanıtların   durumu» ve «iꢀlenen suçun niteliği» gerekçelerine kırk bir kez «tutuklulukta geçen süre»;   dokuz kez «davanın hüküm aꢀamasında olduğu», iki kez «tutuklanma nedenlerinin sürdüğü»   gerekçelerini eklemiꢀ ve dört kez de «firar riskinin olduğuna» atıfta bulunmuꢀtur.   AĐHM’ye göre “kanıtların durumu” suçluluğun ciddi belirtilerinin var olduğu ve var olmaya   devam ettiği ꢀeklinde değerlendirilebilmekle ve genel olarak bu deliller davayla alakalı   önemli hususlar olabilmekle birlikte, bu davada, bu kadar uzun bir süre baꢀvuranın tutuklu   kalmaya devam etmesini tek baꢀına haklı gösteremez (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı).   AĐHM ayrıca Hükümetin kamu düzeninin korunmasının gerekliliği argümanlarının ulusal   mahkemeler tarafından dikkate alınmıꢀ görünmediğini gözlemlemektedir (Bkz. mutatis   mutandis, Acunbay-Türkiye kararı, no: 61442/00 ve61445/00, 31 Mayıs 2005).   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine karar   vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu miktara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM ihlal tespiti ıꢀığında baꢀvuranın mağduriyetini kesin olarak kanıtlama zorunluluğunun   olduğuna itibar etmekte, bu bağlamda hakkaniyete uygun baꢀvurana manevi tazminat olarak   7.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran avukatlık giderleri için 6.000 YTL talep etmekte, bu yönde avukatları ile KDV dahil   saati 300 YTL üzerinden anlaꢀarak imzaladığı avukatlık ücreti sözleꢀmesini sunmaktadır.   Baꢀvuran ayrıca AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargı giderleri için 300 YTL talep etmektedir.   Herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmayan baꢀvuran bu konuda takdiri AĐHM’ye bırakmaktadır.   Hükümet bu miktarların aꢀırı olduğunu ve kanıtlayıcı belgelerle desteklenmediğini   belirtmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM avukatlık ücreti için baꢀvuran tarafından   sunulan sözleꢀmeyi dikkate alarak hakkaniyete uygun ꢀekilde baꢀvurana yargı giderleri için   2.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme tarihindeki döviz   kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin baꢀvurana   i)   ii)   manevi tazminat olarak 7.000 (yedi bin) Euro ödemesine;   yargılama giderleri için 2000 (iki bin) Euro ödemesine,   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło