26892/02

WyrokETPCz2009-10-27ECLI:CE:ECHR:2009:1027JUD002689202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy udział sędziów wojskowych w Państwowym Sądzie Bezpieczeństwa (DGM) oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżących do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM), który skazał skarżących, nie był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji. Opierał się na swojej ugruntowanej linii orzeczniczej, wskazującej, że obecność sędziów wojskowych w DGM budziła uzasadnione wątpliwości co do niezawisłości i bezstronności. Fakt, że sędzia wojskowy został zastąpiony przez sędziego cywilnego przed zakończeniem postępowania, nie był wystarczający, ponieważ zmiana nastąpiła z opóźnieniem i nie doprowadziła do ponownego rozpatrzenia sprawy od początku. Ponadto, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne, trwające około ośmiu lat i dziesięciu miesięcy, było nadmiernie długie, naruszając wymóg "rozsądnego terminu" z art. 6 ust. 1, pomimo złożoności sprawy.
Stan faktyczny
Skarżący, Şehmus Yıldız i Muhyedin Sevinç, zostali aresztowani w styczniu 1993 roku w ramach operacji przeciwko PKK i oskarżeni o przestępstwa związane z terroryzmem. W styczniu 1993 roku zostali aresztowani przez sędziego Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM). W marcu 1993 roku prokurator wniósł akt oskarżenia. W kwietniu 2000 roku, po zmianach konstytucyjnych eliminujących sędziów wojskowych z DGM, skarżący zostali skazani na dożywocie przez skład sędziów cywilnych. Sąd Kasacyjny (Yargıtay) podtrzymał wyrok w październiku 2001 roku, a opinia Prokuratora Generalnego nie została doręczona skarżącym.
Rozstrzygnięcie
1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłego i bezstronnego charakteru Państwowego Sądu Bezpieczeństwa oraz przewlekłości postępowania karnego. 3. Uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego badania innych skarg dotyczących art. 6 Konwencji. 4. Zasądza każdemu ze skarżących po 4 800 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami ustawowymi w przypadku opóźnienia. 5. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   YILDIZ VE SEVĐNÇ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 26892/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (26892/02) no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları ꢁehmus Yıldız ve Muhyedin Sevinç’in (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne 26 Mart 2002 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına   iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu   avukatlarından S. Kaya tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Baꢀvuranlar sırasıyla 1974 ve 1967 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Ocak 1993 tarihinde yasadıꢀı örgüt PKK’ya yönelik düzenlenen operasyon kapsamında   baꢀvuranlar yakalanmıꢀ ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü yerel ꢀubelerinde gözaltına   alınmıꢀtır.   Ocak 1993 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi karꢀısına   çıkarılan baꢀvuranlar hakkında tutukluluk kararı verilmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı 3 Mart 1993   tarihinde aralarında baꢀvuranların da yer aldığı 49 kiꢀiyi Devletin bölünmez bütünlüğüne karꢀı   gelmek, PKK üyesi olmak ve bu örgüte yardım ve yataklık etmek suçları ile itham etmiꢀtir.   Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143. maddesinin değiꢀtirilmesini öngören yasa   değiꢀikliği gerçekleꢀtirilmiꢀ ve askeri hakimlerin savcılık ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri   bünyesindeki varlıklarına son verilmiꢀtir.   Nisan 2000 tarihinde tümüyle sivil hakimlerden oluꢀan esas hakimleri, Türk Ceza   Kanunu’nun 125. maddesine dayalı olarak baꢀvuranları isnat edilen suçlardan suçlu bulmuꢀ   ve adı geçenleri müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme üyeleri karar gerekçelerinde   bütün delil unsurlarını, adli soruꢀturma esnasında verilen ifadeleri, yakalama, arama ve   yüzleꢀtirme tutanaklarını, olayların aktarılmasını, dava kapsamında gerçekleꢀtirilen bilirkiꢀi   incelemelerini ve sanık tarafından olayların teyit edilmesi hususlarını göz önünde   bulundurmuꢀtur.   Baꢀvuranlar temyize gitmiꢀtir. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀü baꢀvuranlara tebliğ   edilmemiꢀtir.   Ekim 2001 tarihinde Yargıtay bir duruꢀma yapmasının akabinde ilk derece mahkemesinin   kararını baꢀvuranlar açısından onamıꢀtır.   HUKUK   Baꢀvuranlar ilk olarak yargılamanın büyük bir bölümüne askeri hakimlerin katılımı nedeniyle   bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından yargılandıklarını ileri sürmektedir.   Baꢀvuranlar ayrıca yargılamanın uzunluğundan ve hakkaniyete uygun gerçekleꢀmediğinden   yakınmaktadır. Baꢀvuranlar mahkumiyet kararının gözaltında verdikleri ifadelere dayandığını   ve Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısının görüꢀünün kendilerine tebliğ edilmemesinin savunma   haklarını kullanmaları önünde bir engel oluꢀturduğunu öne sürmektedir. Baꢀvuranlar   AĐHS’nin 6/1, 2, 3 a) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Hükümet baꢀvuranların   iddialarına karꢀı çıkmakta ve anayasal değiꢀikliğin ardından bütünüyle sivil hakimlerin   katılımıyla sekiz duruꢀmanın gerçekleꢀtirildiğini savunmaktadır.   AĐHM, mevcut baꢀvuruda AĐHS’nin 35. maddesine uygun olarak herhangi bir   kabuledilemezlik gerekçesinin yer almadığını ifade etmekte ve yapılan ꢀikayetleri   kabuledilebilir olarak nitelendirmektedir.   Yargılama sürecinin uzunluğu hususunda AĐHM, dikkate alınması gereken dönemin   baꢀvuranların yakalandıkları 2 Ocak 1993 tarihinde baꢀlayıp Yargıtay’ın 9 Ekim 2001 tarihli   kararı ile sona erdiğini dile getirmektedir. Đki dereceli mahkemede görülen dava yaklaꢀık sekiz   yıl on ay sürmüꢀtür.   AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de   davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ   ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında,   Pelissier ve Sassi-Fransa kararı no: 25444/94).   AĐHM ulusal mahkemelerin aralarında baꢀvuranın da bulunduğu birçok sanığın karıꢀtığı ve   ciddi suç emarelerini ortaya koyan bir davayı yönetmek durumunda olmaları dolayısıyla   sözkonusu yargı sürecinin belirli bir karmaꢀık yapısının bulunduğunu hatırlatır.   AĐHM bununla birlikte mahkemeye sunulan bütün delilleri incelemesinin ardından ve bu   konudaki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında dava sürecinin uzunluğunun aꢀırı olduğuna ve «makul»   süre koꢀulunu karꢀılamadığına itibar etmektedir.   Bu nedenle AĐHS'nin 6/1 maddesi bu bakımdan ihlal edilmiꢀtir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde askeri bir hakimin hazır bulunması nedeniyle bu   mahkemenin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak nitelendirilemeyeceği yönündeki   ꢀikayet ile ilgili olarak AĐHM, geçmiꢀte daha önce de buna benzer ꢀikayetlerin dile   getirildiğini ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yer alan askeri hakimlerin kimi belirgin   özelliklerinin olması ve bu mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda ꢀüphe   uyandırmaları dolayısıyla bu hükmün ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz.   diğerleri arasında, Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998,ayrıca Öcalan-Türkiye Büyük Daire   kararı, no: 46221/99). AĐHM, sözü edilen dava sonuçlanmadan evvel askeri hakimin   değiꢀmesinin baꢀvuranın bu mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki ꢀüphelerini   dağıtmaya yetmediği, bu değiꢀimin gecikmeli olarak gerçekleꢀtiği ve yargılamanın herhangi   bir aꢀamasının yeniden ele alınmadığı kanısındadır.   Mevcut baꢀvuruda, 18 Haziran 1999 ve 25 Nisan 2000 tarihleri arasındaki sekiz duruꢀma   tutanağında Devlet Güvenlik Mahkemesindeki askeri hakimin yerini sivil hakimin almasını   müteakip davanın yeniden ele alındığını gösterir herhangi bir iꢀlem sözkonusu değildir. Sivil   hakim son duruꢀmalarda bazı suç ortağı sanıkların katıldıkları duruꢀmayı yönetmekle   yetinmiꢀtir. AĐHM ayrıca, Hükümetin baꢀvuranların mahkumiyetinin dayanağını oluꢀturan   temel unsurların askeri hakimin yerini sivil hakimin almasının ardından davanın yeniden   değerlendirildiğini gösterir bir emarenin olmadığını not etmektedir.   Sözü edilen bu koꢀullar ıꢀığında, AĐHM mevcut baꢀvurunun bu konudaki yerleꢀik içtihadın   dıꢀına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir istisnai durumu içermediğini dile getirmekte ve   yargı süreci tamamlanmadan önce askeri hakimin değiꢀmesinin baꢀvuranların kendilerini   yargılayıp mahkum eden mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki ꢀüphelerini   ortadan kaldırmaya yetmediğine kanaat getirmektedir (Bkz. Göcekli-Türkiye kararı, no:   71813/01 21 Aralık 2006, Aslan ve ꢁancı-Türkiye kararı, no: 53431/99, 23 Ekim 2003, a   contrario, Ceylan-Türkiye kararı, 68953/01, 30 Ağustos 2005 ve Yılmaz-Türkiye kararı,   62230/00 20 Eylül 2005).   AĐHM, bu nedenle baꢀvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin   AĐHS'nin 6/1 maddesi gereğince bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna   varmaktadır.   Baꢀvuranların davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanması hakkının ihlal   edilmesi ıꢀığında AĐHM, yargılamanın hakkaniyete uygunluğu hakkındaki diğer ꢀikayetleri   incelemeyi gerekli görmemektedir (Bkz. diğerleri arasında Çıraklar-Türkiye kararı, 28 Ekim   1998).   Geriye AĐHS'nin 41. maddesinin uygulanması hususu kalmaktadır. Baꢀvuran taraf sırasıyla ꢀu   meblağları talep etmektedir: ꢁehmus Yıldız için 134.000 Euro ve Muhyedin Sevinç için   140.800 Euro maddi tazminat ve herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmaksızın baꢀvuranların her   biri için 75.000 Euro manevi tazminat. Baꢀvuranlar son olarak AĐHM önünde yapmıꢀ   oldukları yargılama giderleri ve avukatlık ücreti için 30.000 Euro talep etmektedir fakat   yargılama masraf ve giderlerini ispat edici hiçbir belge sunmamıꢀtır.   Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranların maddi tazminat ve yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin taleplerinin   herhangi bir belge ile desteklenmediğini hatırlatmakta ve bu talepleri reddetmektedir. Buna   karꢀılık AĐHM, baꢀvuranların her birine 4.800 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun   görmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanması hakkının ihlal edildiği   durumda prensip olarak en uygun telafi yönteminin baꢀvuranın, talep etmesi halinde,   AĐHS’nin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karꢀılayacak ꢀekilde yeniden yargılanması olacağı   kanısındadır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme yapısından uzak olması   ve cezai yargılama sürecinin uzunluğu nedeniyle AĐHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS'nin 6. maddesine iliꢀkin diğer ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuranların her birine   4.800 (dört bin sekiz yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 27 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło