26896/02
WyrokETPCz2007-07-31ECLI:CE:ECHR:2007:0731JUD002689602
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długość aresztu tymczasowego skarżącego, trwającego około pięciu lat i trzech miesięcy, naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia z aresztu zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że łączny okres aresztu tymczasowego skarżącego, wynoszący około pięciu lat i trzech miesięcy, był nadmiernie długi i niezgodny z wymogiem 'rozsądnego terminu' z art. 5 ust. 3 Konwencji. Trybunał odwołał się do swojego ugruntowanego orzecznictwa w podobnych sprawach przeciwko Turcji, w których stwierdzano naruszenia tego przepisu, i uznał, że rząd nie przedstawił żadnych dowodów ani argumentów, które uzasadniałyby odmienne rozstrzygnięcie. Natomiast w odniesieniu do długości postępowania sądowego (art. 6 ust. 1), Trybunał stwierdził, że pomimo złożoności sprawy i wielokrotnego uchylania wyroków przez Sąd Kasacyjny, nie zaobserwowano okresów bezczynności, które można by przypisać władzom krajowym, co uzasadniało odrzucenie skargi jako oczywiście bezzasadnej.Stan faktyczny
Skarżący, Rıfat Bayam, został aresztowany 14 grudnia 1993 roku pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji terrorystycznej PKK. Był wielokrotnie skazywany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır, a wyroki te były dwukrotnie uchylane przez Sąd Kasacyjny. Ostatecznie został skazany 26 września 2000 roku na dwanaście lat i sześć miesięcy pozbawienia wolności za członkostwo w PKK, a jego apelacja została odrzucona 22 lutego 2001 roku z powodu uchybienia terminowi. W momencie składania skargi do ETPCz przebywał w więzieniu w Batmanie.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargę dotyczącą długości aresztu tymczasowego za dopuszczalną, a pozostałe części skargi za niedopuszczalne.
2. Stwierdził naruszenie art. 5 § 3 Konwencji.
3. Orzekł, że państwo pozwane ma zapłacić skarżącemu w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku:
(i) 4 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe;
(ii) 1 000 euro tytułem kosztów i wydatków.
4. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
._____
^
X
_____________
C O U N C I L
^
^
AVRUPA
KONSEYİ
O F E U R O P E
*
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
ihhtGTG{Ă
(Başvuru no. 26896/02)
rhyhypuGÜl{GÍl}ĶyĶzĶG
z{yhi|ynG
ZXG{¡GYWW^
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
İşbu karar AÎHS'nin 44 § 2. MaddesVnde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Davanın nedeni, Rıfat Bayam adlı Türk vatandaşının (“başvuran”)* İnsan Haklarının ve
Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 23.11,2000
tarihinde yapmış olduğu 26896/02 no’lu başvurudur.
Başvuran Diyarbakır Barosuna bağlı avukat M. Vefa tarafından temsil edilmiştir.
AİHM, 13.04.2006 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AİHS’nin 29 § 3.
Maddesi’ııi uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye
karar vermiştir.
OLAYLAR
DAVANIN AYRINTILARI d o ğ u m l u b a ş v u r a n b a ş v u r u s u n u A İ H M ’y e y a p t ı ğ ı t â r i h t e B a t m a n E - T i p i
Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydı.
Başvuran 14.12.1993 tarihinde yasadışı terör örgütü PKK (Kürdistan İşçi Partisi) üyesi
olduğu şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
Batman Sulh Ceza Mahkemesi 28,12.1993 tarihinde başvuranın tutuklanmasına karar
vermiştir.
Cumhuriyet Savcısı 25.01.1994 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Malıkemesi’ne
başvuran ve diğer on iki kişi hakkında bir iddianame sunmuş, başvuranı devletin birliğini
bozmaya ve topraklarının bir kısmını devletin. idaresinden ayırmaya yönelik eylemlerde
bulunmakla suçlamıştır. Mahkemeden başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi
çerçevesinde cezalandırmasını istemiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı 27.12.1996 tarihinde Türk Ceza
Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi uyarınca PKK üyesi olmaktan suçlu bulmuş, on iki yıl altı ay
hapis cezasına mahkum etmiştir.
Yargıtay 10.11.1997 tarihinde, başvuran ve R.K. adlı kişinin Türk Ceza Kanunu’nun 168
§ 2 ve 264. Maddeleri kapsamında PKK üyesi olmak ve patlatıcı fırlatmak suçlarından
mahkum edilmeleri gerektiğine karar vererek, ilk derece mahkemesinin başvuran ve R.K. ile
ilgili kararını bozmuştur. Başvuran ve R.K. hakkmdaki dava Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi’ne havale edilmiştir.
İlk derece mahkemesi 03.11.1998 tarihinde başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2 ve
264. Maddeleri kapsamında suçlu bulmuştur. Başvuranı PKK üyesi olmaktan on iki yıl altı ay,
patlayıcı fırlatmaktan ise beş yıl altı ay yirmi gün hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 15.06.1999 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bir kez daha bozmuştur.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 26.09.2000 tarihinde başvuranı Türk Ceza
Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi uyarınca suçlu bulmuş ancak Türk Ceza Kanunu’nun 264.
Maddesi kapsamındaki suçlardan beraat ettirmiştir.
Yargıtay 22.02.2001 tarihinde başvuranın itirazını yasal süre içerisinde sunmaması
nedeniyle reddetmiştir.
HUKUKA İLİŞKİN
I. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESÎ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran gözaltında tutulma süresinin AİHS’nin 5 § 3. Maddesi kapsamında “makul
süre” koşulunu aştığından şikayetçi olmuştur. İlgili Maddenin ilgili kısmına göre:
“Bu maddenin l.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan
herkesin ... makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı
vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”
Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
h UGr ĥ Gť
Hükümet, AİHMMen iç hukuk yollan tüketilmediği gerekçesiyle başvuruyu AİHS’nin 35
§ 1. M addesi uyarınca reddetm esini talep etm iştir. B u bakım dan, başvuranın devam eden
tutukluluğuna itiraz etmediğini belirtmişlerdir. Ayıca başvuranın 466 Sayılı Kanun Dışı
Yakalanan veya Tutuklanan Kişilere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun’la uyumlu olarak
tazminat talep edebileceğini ileri sürmüştür.
AİHM benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelediğini ve reddettiğini anımsar
(bkz. Koşti - Türkiye, 4 3 2 1 / 0 1 ; Yağcı ve Sargın - Türkiye), AİHM mevcut davada, yargı
içtihadından sapmasını gerektirecek özel koşullar bulunmadığını belirtir. Sonuç olarak
Hükümet’in ön itirazlarım reddeder.
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeder. Ayrıca şikayetin başka bir gerekçe altında da kabuledilmez. olarak
değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir olarak ilan edilmek
dunımundadır.
i UGl
AİHM, göz önünde bulundurulacak süre hesaplandığında, başvuranın birbiri ardına ve
birden fazla gözaltında tutulduğu sürenin bir bütün olarak göz önünde bulundurulması
gerektiğini kaydeder. Başvuranın yargı önüne çıkarılmadan önce gözaltında tutulduğu sürenin
makul olup olmadığını değerlendirirken, AİHS’nin 5 § 3. Maddesi kapsamında, birikmiş
gözaltı sürelerinin genel bir değeriendirmesini yapması gerekir (bkz. Solmaz - Türkiye,
27561/02). Sonuç olarak, başvuranın hapis cezasına çarptırıldıktan sonra tutuklu bulunduğu
27.12.1996 - 10.11.1997, 03.11.1998 - 15.06.1999 ve 26.09.2000 - 22.02.2001 tarihleri
arasındaki süreler özgürlüğünden mahrum bırakıldığı toplam süreden düşüldükten sonra,
mevcut davada göz Önünde bulundıınılması gereken süre yaklaşık beş yıl üç aydır.
AÎHM, mevcut başvurudakine benzer meseleleri inceleyen davalarda sıklıkla AİHS’nin 5
§ 3. M addesi’nin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz., örn., Atıcı - Türkiye, 1 9 7 3 5 /0 2 ; Solmaz;
Dereci - Türkiye, 77845/01; Taciroğlu - Türkiye, 25324/02).
AİHM kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeleri incelemiş, Hükümet’in mevcut davada
farklı bir karara varmasını sağlayacak hiçbir delil ya da görüş sunmadığı kanısına varmıştır.
Konuyla ilgili içtihadım göz önünde bulundurarak, AİHM, mevcut davada başvuranın
yargılama öncesi tutukluluk süresinin haddinden uzun ve AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’ne aykırı
olduğu sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla bu madde ihlal edilmiştir.
II. A İH S ’N İN 6. M A D D E S İ’N İN İH L A L E D İL D İĞ İ İD D İA S I
Başvuran AİHS’nin 6 § 1. Maddesi kapsamında yargı!anmasının uzun sürdüğünden
şikayetçi olmuştur.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
AİHM, yargılama süresinin makullüğünün, davanın karmaşıklığı, başvuranın tutumu ve
yetkili makamların tutumu da dahil olmak üzere davanın özel koşulları ışığında
değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz. Pelissier ve Sassi - Fransa [BD], 25444/94).
Mevcut davada göz Önünde bulundurulacak dönem, başvuranın gözaltına alındığı
14.12.1993 tarihinde başlamakta, Yargıtay’ın nihai kararını verdiği 22.02.2001 tarihinde sona
ermektedir. Dolayıyla her biri davayı liç kez inceleyen iki yargı aşaması yedi yıl iki ay
sürmüştür.
AİHM, davanın karmaşık olduğunu kaydeder. Dava yasadışı örgüt üyeliği ile ilgili pek
çok sanık ve suçlamayı ihtiva etmektedir. Makamların tutumları ile ilgili olarak ise, AİHM,
ulusal mahkemelere atfedilebilecek bir hareketsizlik dönemi gözlemlememektedir. Ayrıca
temyiz taleplerinin ardından Yargıtay dava ile ilgili kararını bir yıldan kısa süre içinde
vermiştir.
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, mevcut davada yargılama süresinin uzunluğunun
AİHS’nin 6 § 1. Maddesi çerçevesindeki makul süre koşulunu yerine getirmediği biçiminde
değerlendirilemeyeceği sonucuna varır (bkz. Özkan —Türkiye, 12822/02; Bayram Yılmaz ve
Diğerleri, 38370/02).
Dolayısıyla başvurunun bu kısmı AİHS’nin 35 §§3. ve 4. Maddesi çerçevesinde açıkça
dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
III. AİHS’NİN 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS’nin 3. Maddesi’ne atıfta bulunarak, yargılanması sırasında idam cezası
korkusuyla yaşadığını iddia etmiştir.
AİHM, öncelikle, başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca suçlamalarla
karşı karşıya olduğunu, ilk derece mahkemesinin ise 27.12.1996 tarihinde ilk kararını verip,
Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi uyarınca başvuranı on iki yıl altı ay hapis cezasına
çarptırdığını kaydeder. Diğer duruşmalar sırasında da başvuran Türk Ceza Kanunu’nun 168 §
2. Maddesi uyarınca yargılanmıştır. AİHM, 1984 yılının Ekim ayından itibaren Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nin idam cezasının uygulanmasına izin verecek hiçbir karar
çıkarmadığını gözlemler. Bu nedenle, davanın koşullarında, başvurana idam cezasının
uygulanacağı endişesi boştur. AÎHM, başvuranın, idam edilme beklentisiyle, onu AÎHS’nin 3.
Maddesi ’nde belirlenmiş sınırların ötesine geçen bir muameleye maruz bırakacak yeterince
gerçek ve yakın bir ıstırap yaşamış olduğunun düşünülemeyeceği sonucuna varmıştır (bkz.
Osman - Türkiye, 4 4 1 5 /0 2 ; Çınar - Türkiye, 17864/91 ve Sertkaya - Türkiye, 77113/01).
Bu nedenle AİHM, şikayetin bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
AÎHS’nin 35 §§ 3. ve 4. Maddesi çerçevesinde kabuledilmez olduğu kanısına varır.
IV. AİHS’NİN İHLAL EDİLDİĞİNE DAİR DİĞER İDDİALAR
Başvuran, Hükümet’in görüşlerine cevaben diğer şikayetlerini belirtmiştir. Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen duruşmalara katılmak için Batman ve Diyarbakır
arasında 120 km yolculuk yapmak zorunda kaldığını iddia etmiştir. Ayrıca gözaltında tutuklu
bulunma süresinin uzunluğundan şikayetçi olmuş, buradayken hukuki yardım alma hakkından
mahrum edildiğini belirtmiştir. Son olarak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle, bu mahkemenin bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Bu şikayetlerle ilgili olarak
AÎHS’nin 3., 5. ve 6. Maddelerine atıfta bulunmuştur.
AİHM, AİHS’nin 35 § 1. Maddesi’yle uyumlu olarak, AİHM’nin konuyu yalnız “kesin
karardan itibaren altı aylık süre İçinde” ele alabileceğini anımsar. Altı aylık sürenin işlemesi,
genel ilke olarak, başvuranın başvuru yapma niyeti ile yapılan şikayetlerin niteliklerini
belirten ilk mektubu ile durur. Başvurunun başlangıcında belirtilmeyen şikayetler için, altı
aylık sürenin işlemesi, şikayetlerin ilk kez bir AİHS organına sunulduğu tarihe kadar durmaz
(bkz. Allan - İngiltere, 48539/99).
Mevcut davada, başvuranın 5. Madde’ye ilişkin şikayeti ile ilgili altı aylık süre 28.12.1993
tarihinde, 3. ve 5. Madde’ye ilişkin şikayeti ile ilgili altı aylık süre ise 22.02.2001 tarihinde
başlamıştır. AİHM bu şikayetlerin 25.05.2006 tarihinden önceki hiçbir mektupta
belirtilmediğini kaydeder.
Sonuç olarak, AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 §§ 1. ve 4. Maddesi’nde
belirtilen sürenin dışında yapılması nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varır.
V. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesi’ne göre:
(
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin İhlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, M ahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
h U G { ¡
Başvuran, maddi tazminat olarak 1,500 Euro, manevi tazminat olarak ise 25.000 Euro
talep etmiştir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir nedensellik ilişkisi
tespit edememiştir. Öte yandan, başvuranın, yargılama öncesi tutuklu bulunma süresinin
kanunlara aykırı uzunluğu nedeniyle manevi zarar gölmüş olduğunu ve bu durumun yalnızca
ihlal tespitiyle yeterince telafi edilemeyeceğini kabul etmektedir, AİHM tarafsızlık esasıyla
hareket ederek, başvurana 4.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
¢G
iUGķG
Başvuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AİHM’de açılan davalardan doğan yargılama
giderleri için 2.537 Euro talep etmiştir.
Hükümet temelsiz olduğu ve belgelenemediği için başvuranın talebine itiraz etmiştir.
AİHM, elindeki bilgilerle hareket ederek, AİHM’de açılan davalardan doğan yargılama
giderleri için başvurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
j UGn Gm ¡
AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nm kısa vadeli kredilere uyguladığı
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuranın tutuklu bulunm a süresi ile ilgili şikayetin kabuiedilebilir, başvurunun geri
kalanının kabuledilmez olduğuna;
2. AİHS’nin 5 § 3, Maddesi’nin ihlal edildiğine;
3. (a) Sorumlu Devletin, aşağıdaki meblağları, AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden
Yeni Türk Lirası5na çevirerek başvurana ödemesine:
(i)
(ii)
4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat;
yargılama giderleri için 1.000 Euro (bin Euro);
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
4. B aşvuranların adil tazm in taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 31.07.2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilm iştir.
F. TULKENS
Başkan
F. ELENS-PASSOS
Zabıt Katibi
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło