26973/95

WyrokETPCz2003-07-24ECLI:CE:ECHR:2003:0724JUD002697395

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zniszczenie domu i mienia skarżącego przez siły bezpieczeństwa, brak skutecznego dochodzenia oraz brak skutecznego środka odwoławczego naruszyły jego prawa wynikające z art. 3, 8, 13 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1?
Ratio decidendi
Trybunał ustalił, że siły bezpieczeństwa celowo zniszczyły dom i mienie skarżącego, zmuszając jego rodzinę do opuszczenia wioski. Takie działania, w kontekście zagrożeń i przymusu, stanowiły nieludzkie traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji. Zniszczenie mienia i przymusowe opuszczenie miejsca zamieszkania naruszyło również prawo do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego oraz mienia, zgodnie z art. 8 Konwencji i art. 1 Protokołu nr 1. Ponadto, Trybunał stwierdził, że krajowe postępowanie dochodzeniowe było nieskuteczne i obarczone poważnymi wadami, co uniemożliwiło skarżącemu uzyskanie skutecznego środka odwoławczego, naruszając art. 13 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Celalettin Yöyler, turecki obywatel, mieszkał w wiosce Dirimpınar do czerwca 1994 roku. Po tym, jak trzy kobiety z jego rodziny dołączyły do PKK, 15 września 1994 roku dowódca żandarmerii zagroził spaleniem wioski, jeśli kobiety nie zostaną zwrócone. 18 września 1994 roku, zamaskowani żandarmi wraz z lokalnym strażnikiem wiejskim, spalili dom skarżącego i domy jego krewnych, zmuszając rodzinę do ucieczki. Skarżący złożył skargę do prokuratury, ale krajowe dochodzenie było nieskuteczne.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. 2. Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji i art. 1 Protokołu nr 1. 3. Uznaje za niepotrzebne orzekanie w przedmiocie naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. 5. Stwierdza brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 3, 6, 8 i 13 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1. 6. Stwierdza brak naruszenia art. 18 Konwencji. 7. Zasądza na rzecz skarżącego 25 000 EUR tytułem szkody majątkowej i 14 500 EUR tytułem szkody niemajątkowej, do zapłaty w lirach tureckich po kursie obowiązującym w dniu płatności. 8. Zasądza na rzecz przedstawiciela skarżącego 14 700 EUR minus 355 EUR otrzymane z pomocy prawnej, tytułem kosztów i wydatków, do zapłaty w funtach szterlingach na konto bankowe w Wielkiej Brytanii. 9. Odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÖRDÜNCÜ KISIM   YÖYLER - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no.26973/95)   KARAR   STRAZBURG   Temmuz 2003   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2003. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Yöyler-Türkiye Davasında,   Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (4. Kısım),   Sn.   Sn.   Sn.   Sn.   Sn.   Sn.   Sn.   A.PastorRidruejo, Başkan   L. Caflisch,   V.Butkevych,   N. Vajic,   M.Pellonpaâ,   S. Botoucharova, yargıçlar   F. Gölcüklü, ad hoc yargıç   İle Kısım Sekreteri Sn. V. Berger'in katılımı ile Avrupa İnsan-Hakları Mahkemesi   Heyeti olarak toplanmış,   Mart ve 26 Ekim 2000 ile 3 Temmuz 2003 tarihlerinde yapılan özel görüşmeler   sonucunda, yukarıda son anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:   USULİ İŞLEMLER   1. Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Celalettin Yöyler'in ("başvuran"), 4 Nisan   tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Haklan Korumaya Dair Sözleşmenin   ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları   Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no. 26973/95).   2. Yasal yardım alan başvuranı Londra'da faaliyet gösteren Bn. A. Stock temsil   etmiştir. Bu davaya yönelik olarak Türk Hükümeti ("Hükümet") bir Ajan tayin   etmemiştir.   3. Başvuran Dirimpınar köyündeki evinin ve eşyalarının güvenlik görevlilerince yok   edildiğini iddia etmektedir. Bu iddiasıyla ilgili olarak başvuran Sözleşmenin 3, 6, 8, 13,   ve 18. maddeleriyle l Nolu Protokol'ün 1. maddesine dayanmaktadır.   4. Başvuru, 13 Ocak 1997 tarihinde Komisyon tarafından kabuledilebilir bulunmuş ve   Kasım 1999 tarihinde de, bu tarihe kadar incelenmesi tamamlanmadığı için   Sözleşme'ye ek 11 No'lu Protokolün 5§3 maddesinin ikinci cümlesi uyarınca   Mahkeme'ye gönderilmiştir.   5. Başvuru Mahkemenin Dördüncü Kısmına havale edilmiştir (İçtüzük m. 52/1). Bu   Kısım içinde davayı inceleyecek olan Daire (Sözleşme m.27/1), İçtüzüğün 26/1   hükmü uyarınca oluşturulmuştur. Türkiye adına seçilen Yargıç Sn. R. Türmen davaya   bakacak olan heyetten çekilmiş, yerine atj froc yargıç olarak Sn. Feyyaz Gölcüklü   atanmıştır (Sözleşme m.27/2 ve İçtüzük m.29/1).   6. Başvuranın mülkünün yok edildiği iddiası bağlamındaki olaylara ilişkin olarak   taraflar arasındaki olgusal çelişkileri göz önünde bulunduran Mahkeme, Sözleşmenin   38/1 hükmü uyarınca kendisi bir inceleme yapmıştır. Bu amaçla Mahkeme, Ankara'da   2-5 Nisan 2001 tarihlerinde gerçekleştirilen tanık dinleme duruşmasına katılmak   üzere üç delege tayin etmiştir.   7. Gerek başvuran, gerekse Hükümet esaslara ilişkin görüşlerim Mahkemeye   sunmuşlardır (İçtüzük m.59/1). Taraflara danıştıktan sonra Daire esaslara ilişkin   olarak 'duruşma yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir (İçtüzük m.59/3 vd.).   Taraflar birbirlerinin görüşlerini yazılı olarak yanıtlamıştır.   8. 1 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme, Kısımların oluşumunu değiştirmiş (İçtüzük   m.25/1), fakat bu dava eski IV. Kısım dahilinde oluşturulan Dairede bırakılmıştır.   OLAYLAR   I. Davaya Esas Teşkil Eden Olaylar   9. Başvuran Celalettin Yöyler, 1941 doğumlu bir Türk Yurttaşı olup şu anda   İstanbul'da yaşamaktadır. Haziran 1994'e kadar Muş'un Malazgirt ilçesine-bağlı   Dirimpınar köyünde yaşamıştır. 1966 ve 1994 yılları arasında köyün İmamlığını   yapan başvuran Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP), Halkın Emek Partisi (HEP) ve   Demokrasi Partisi (DEP) gibi siyasi partilerin yerel yöneticiliğini üstlenmesi   sonucunda çeşitli vesilelerle cezaevinde yatmıştır. Başvuran ölümle tehdit edildiği için   iddia konusu olaylar meydana gelmeden önce köyü terk etmiş ve bir daha da hiç   dönmemiştir. Başvuru güvenlik güçlerinin evini yok etmesiyle ilgili olarak başvuranın   dile getirdiği iddialarla ilgilidir.   A. Olaylar   10. Başvuranın evinin yok edilmesiyle ilgili olaylar taraflar arasında tartışma   konusudur.   1. Başvurana göre olaylar   11. 1994 yılında, üçü de başvuranın geniş ailesine mensup olan üç kadın PKK'ya   katılmaya karar verirler.   12. 15 Eylül 1994 tarihinde Malazgirt Jandarma Komutanı köye gelerek, üç gün   içinde adıgeçen üç kadın kendisine getirilmezse köyü ateşe vermekle tehdit eder.   13. Bu tehditten korkan başvuranın ailesiyle kadınların aileleri eşyalarını alarak   kaçarlar. Fakat özel timlerle birlikte jandarmalar onları köye dönmeye ve eşyalarını   bırakmaya zorlarlar. Jandarma ve özel tim aileleri bir eve toplayarak, başvuranın   karısının da aralarında bulunduğu bazılarına saldırıda bulunurlar. Jandarma ve özel   tim köylülere, ilerde hatırlamalarına yardımcı olması için evlerinin güzel resimlerini   çekmelerini söyleyerek köyden giderler.   14. 18 Eylül 1994 günü saat 20.00'de jandarma timleri ve köy korucuları köye gelirler.   Köylülere evlerine girerek ışıkları söndürmeleri emredilir. Güvenlik güçleri daha sonra   köylülerin traktörlerinden mazot alarak başvuran ve ailesinin evini ateşe verir.   Başvuran evi yakılırken, köyde değil İzmir'de bulunmaktadır.   15. 23 Eylül 1994 günü başvuran İzmir Karşıyaka Cumhuriyet Savcısına Malazgirt   Cumhuriyet Savcısına iletilmek üzere şikayette bulunur. Olay yeri incelemesi ve   faillere yönelik soruşturma açılması talebini de içeren başvuru Karşıyaka Cumhuriyet   Savcılığında 35798 dosya no.su ile kaydedilir.   16. 24 Eylül 1994 günü başvuran, İnsan Hakları Derneği aracılığıyla, aynı gün Kürt   yanlısı Özgür Ülke gazetesinde de yer alan bir basın açıklaması yapar.   17. 8 Kasım 1994 günü Cumhuriyet Savcısı Malazgirt Jandarma Komutanına   başvuranın iddialarıyla ilgili rapor hazırlanmasını talep eden bir yazı (no.31583)   gönderir. Cumhuriyet Savcısı sözkonusu talebini 8 Aralık 1994 (no.30965) ve 2 Şubat   (no.315,83) tarihli yazılarla tekrarlar.   18. Aldığı ifadelerin tutanaklarım sunduğu 2 Mart 1995 tarihli bir yazıyla Malazgirt İlçe   Jandarma Komutanı, Savcının 8 Aralık 1994 tarihli yazısına cevap verir. Savcı Mayıs   1995'te ve Jandarma komutam M.A Haziran ve Kasım 1995'te başka ifadeler de   alırlar. Kasım 1995'ten beri soruşturmada herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir.   2. Hükümete göre olaylar r   19. Başvuran eşi ve çocuklarıyla birlikte kendi isteğiyle Dirimpmar köyünü terk   ederek, önce Adapazarı'na sonra da İstanbul ve İzmir'e yerleşir. Hükümet,   Mahkeme'ye, başvuranın evinin yakılmasıyla ilgili olarak yetkililer tarafından alınan   çeşitli ifadeler sunmuştur.   (a) 29 Mayıs 1995 tarihinde alınan ifadeler   20. Dirimpınar köyü Muhtarı Muhsettin Yöyler'in Savcıya verdiği ifadeye göre, kendisi   olay gecesi bazı şahısların başvuranın evini ateşe verdiklerini görmüş, fakat yüzleri   kapalı olduğu için bu şahısları teşhis edememiştir. Bununla birlikte Nurettin köyü   korucularından Ahmet'i (A. K) teşhis etmiştir.   Başvuranla aynı köyden Abdülcebbar Sezen verdiği ifadede olayın meydana geldiği   sırada başvuranın köyde bulunmadığını, fakat ailesinin köyde olduğunu belirtmiştir.   (b) Jandarma komutanı M.A önünde alınan 19 Haziran 1995 tarihli ifadeler   21. Muhsettin Yöyler başvuranın evinin yakıldığını görmesine karşın, karanlık olduğu   için kimlerin yaktığını görmediğini belirtmiştir.   Aynı köyden Süleyman Yılmaz ve Ömer Sezen benzer ifadeler vermişlerdir.   (c) Başvuranla aynı köyde yaşayanların jandarma komutanı M.A'ya 22 Kasım 1995   tarihinde verdikleri ifadeler   22. Aydın Sezen üstte adıgeçen jandarma komutanına verdiği ifadede başvuranın   Devlete karşı hep yıkıcı faaliyetler içinde yer aldığını, evinin gerçekten yakıldığını,   evin kim/kimler tarafından ateşe verildiğini görmediğini, ama bunu yapanın kesinlikle   güvenlik gücü mensubu olmadığını belirtmiştir. Muhsettin Yöyler M.A'ya verdiği başka   bir ifadede başvuranın hep PKK'yı desteklediğini, başvuran ve ailesinin olay gecesi   köyde bulunmadıklarını, evi ateşe verenleri görmediğini fakat faillerin güvenlik güçleri   olmadığından emin olduğunu ayrıca evi yakanın belki de başvuranın kendisi   olabileceğini söylemiştir.   23. Abdülcebbar Sezen, polis tutanaklarına başvuranın PKK mensubu ve köydeki   sorunların kaynağı olduğunu, köyü terk ettiği için köylülerin memnuniyet duyduklarını   belirten kişi olarak geçmiştir. Adıgeçen ayrıca başvuranın evinin kesinlikle güvenlik   güçlerince y akıtmadığını ve güvenlik güçlerinin köylülere daima yardım ettiklerini   belirtmiştir.   24. Muhlis Umulgan başvuranın PKK ile işbirliği yaptığını, olay gecesi başvuranın   evinin yandığını gördüğünü, fakat o dönemde bölgede PKK'nın olduğunu bildiği için   dışarıya çıkmaya korktuğunu belirtmiştir.   25. Süleyman Yılmaz başvuranın olay meydana geldiği sırada köyde bulunmadığını,   yangından üç gün önce başvuranın eşiyle çocuklarının eşyalarını da alarak köyden   ayrıldıklarını, olaydan birkaç gün önce köyde bulunsalar da olay günü güvenlik   güçlerinin köyde bulunmadıklarını ifade etmiştir. Yılmaz ayrıca başvuranın evini ateşe   vereni bilmediğini fakat jandarma olmadığından kesinlikle emin olduğunu da   belirtmiştir.   26. Başvuranın yokluğunda soruşturma yürütülememiştir. Malazgirt İlçe Jandarma   Komutanının 2 Nisan 1995 tarihli yazısına göre başvuran, Dirimpınar'ı terk ederek   bilinmeyen bir yere, muhtemelen Adapazarı'na taşınmıştır.   B. Tarafların sundukları belgeler   1. Başvuran tarafından sunulan belgeler   27. Bu başlık altındaki belgeler, başvuranın verdiği ifadeler, yetkililere yaptığı   şikayetler ve başvuranın iddialarım desteklemek üzere başka tanıklardan alman   ifadelerden oluşmaktadır.   (a) Dile getirdiği iddialarla ilgili olarak başvuranın verdiği ifadeler ve dilekçeler   28. Aşağıda, başvuranın evinin Malazgirt jandarması tarafından yakıldığına ilişkin   şikayetlerle ilgili belgeler sıralanmıştır.   (i) Başvuran tarafından 23 Eylül 1994 tarihinde Karşıya Cumhuriyet Savcılığına   Malazgirt Cumhuriyet Savcılığına iletilmek üzere verilen dilekçe;   (ü) Başvuranın Londra'daki Kurdish Human Rights Project ("KHRP")'ten Kerim   Yıldız'a evinin yok edilmesiyle ilgili olarak yazdığı yazı;   (iii) Başvuran tarafından imzalanan iddia konusu olayların sırasını ve yok edilen   mülkün ayrıntılarını içeren 23 Kasım 1994 tarihli rapor;   (iv) Başvuranın KHRP'den Kerim Yıldız ve Philip Leach'e yazdığı ve şikayetleriyle   ilgili olarak iç hukuk yollarını tüketmeye çalıştığım belirttiği 11 Mayıs 2000 tarihli yazı;   (v) Başvuranın KHRP'ye yazdığı muhtar Muhsettin Yöyler'in jandarmaya verdiği   ifadelerle ilgili 4 Temmuz 2000 tarihli yazı;   (vi) Başvuranın KHRP'den Kerim Yıldız'a yazdığı ve jandarmanın diğer köylülerden   aldığı ifadelerle ilgili yorumlarını içeren 9 Aralık 2000 tarihli yazı.   (b) Başvuranın gösterdiği tanıklardan alınan ifadeler   29. Aşağıda adıgeçen tanıklar verdikleri ifadelerde jandarmaların 18 Eylül 1994 günü   Dirimpmar'da başvuranın eviyle birlikte başka evleri de yaktıklarını belirtmişlerdir.   (i) Dilsa, Saliha, Leyla, Evin, Cülustan ve Ziri (Esma) Yöyler ile Kutbettin Fırtına'dan   Mayıs 2000 tarihinde alınan ifadeler;   (ii) Ahmet Kmay'dan belirsiz bir tarihte alınan bir ifade ile Bahattin Kınay'dan 23 Aralık   ve 20 Mayıs 2000 tarihlerinde alınan ifadeler;   (iii) Bahattin Sezen'den 9 Ocak 2001 tarihinde alınan ifade;   (iv) Zeynel Abidin Daş'dan 3 Kasım 2000 tarihinde alınan ifade ile adıgeçenin yine   aynı tarihte İnsan Hakları Derneğinin Sakarya şubesine vermiş olduğu ifade.   (c) Basın açıklamaları ve makaleler   30. İlgili dönemde güneydoğudaki genel durum ile evinin güvenlik görevlilerince   yakılması iddiasına ilişkin olarak başvuranın yaptığı basın açıklamaları ve yazdığı   makaleler.   (i) 15 Eylül 1994 tarihinde Turkish Daily News gazetesinde yer alan makale;   (ii) Başvuranın güneydoğudaki genel durumu açıklayarak evinin yok edilmesiyle ilgili   şikayette bulunduğu 23 Eylül 1994 tarihinde basma verilen ifade;   (iii) 24 Eylül 1994 tarihinde başvuranın eviyle birlikte Nusaybin ve Malazgirt ilçelerinin   köylerindeki diğer evlerin de yakılmasıyla ilgili olarak Özgür Ülke gazetesinde yer   alan makale.   (d) Diğer belgeler ,   (i) Dirimpınar köyü planının fotokopisi   (ii) Başvuranın Dirimpınar'daki evi, arazisi ve binalarına ait tapunun fotokopisi   (iii) BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından yayınlanan Dahildeki Yer   Değiştirmelere İlişkin Rehber İlkeleri   2. Hükümet tarafından sunulan belgeler   31. Aşağıda sıralanan belgeler başvuranın iddialarına ilişkin olarak, çeşitli tanıklardan   alınan ifadeler, iddia konusu olaylara ilişkin olarak ulusal makamlarca yürütülen   soruşturma ve PKK üyesi olduğu gerekçesiyle başvurana karşı yürütülen cezai   kovuşturmayla ilgilidir.   (a) Başvuranın köyünde yaşayan diğer köylülerden alınan ifadeler   32. Aşağıda adıgeçen tanıklar yetkililere verdikleri ifadelerde başvuranın evinin kimler   tarafından yakıldığını bilmediklerini ve görmediklerini iddia etmişlerdir. Sözkonusu   tanıklar başvuranın, evinin jandarmalar tarafından yakıldığına ilişkin iddialarım   reddetmişlerdir. Adıgeçenlere göre, başvuran PKK üyesi olduğu için kendisini köyde   kimse istememektedir.   (i) Başvuranın iddialarıyla ilgili olarak Muhsettin Yöyler'in jandarma tarafından alınan   ifadelerini içeren 27 Aralık 1994 tarihli tutunak;   (ii) Zilkif ve Gürsel Polat, Abdülmuttalip, Abdülkerim ve Abdülbaki Koçak ile Celal   Çelik'in Malazgirt Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan 28 Nisan 1999 tarihli ifadeleri   (iii) Ali Haydar, Azmi, Yılmaz ve Hüseyin Polat, İhsan Erkoçak, Mehmet, Kemal,   Bahattin ve Abdullah Koçak ile Nizamettin ve Ahmet Çelik'in 29 Nisan 1999 tarihinde   Malazgirt Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadeleri.   (iv) Ahmet Kınay'ın 20 Mayıs 2000 tarihli ifadesi;   (v) Aydın Sezen'in 22 Kasını 1995 ve 20 Haziran 2000 tarihli ifadeleri;   (vi) Ömer Sezen'in 19 ve 20 Haziran 1995 ile 20 ve 23 Haziran 2000 tarihli ifadeleri;   (vii) Muhlis Umulgan'ın 22 Kasım 1995, 26 Temmuz 1996 ve 23 Temmuz 2000 tarihli   ifadeleri;   (viii) Süleyman Yılmaz'ın 19 ve 20 Haziran 1995, 22 Kasım 1995 ile 20 ve 23 Haziran   tarihli ifadeleri;   (ix) Abdülcebbar Sezen'in 27 Aralık 1994, 29 Mayıs 1995, 19 ve 20 Haziran 1995, 22   Kasım 1995, 26 Temmuz 1996 ile 20 ve 23 Haziran 2000 tarihli ifadeleri;   (x) Muhsettin Yöyler'in 27 Aralık 1994, 29 Mayıs 1995, 19 ve 20 Haziran 1995, 22   Kasım 1995, 26 Temmuz 1996 ile 20 ve 23 Haziran 2000 tarihli ifadeleri.   (b) Soruşturmayla ilgili belgeler   33. Aşağıdaki belgeler başvuranın evinin jandarmalar tarafından yakıldığı iddiasına   ilişkin olarak ulusal makamların yürüttüğü soruşturmayla ilgilidir.   (i) 15-20 Eylül 1994 tarihleri arasındaki görev çizelgeleri;   (ii) Malazgirt Cumhuriyet Savcılığının Malazgirt İlçe Jandarma Komutanlığına yazdığı   Kasım 1994, 8 Aralık 1994, 2 Şubat 1995, 14 Mart 1995, 5 Mayıs 1995 ve 7 Mayıs   tarihli yazıları;   (iii) Malatya İlçe Jandarma Komutanlığı'nın Malazgirt Cumhuriyet Savcılığına yazdığı   Mart 1995, 21 Nisan 1995 ve 25 Ağustos 1995 tarihli yazıları;   (iv) Jandarma tarafından tutulan 18 Nisan 1994 tarihli tutanak;   (v) Jandarma tarafından hazırlanan 19 Haziran 1995 tarihli olay yeri tespit tutanağı;   (vi) Jandarma tarafından hazırlanan 2 Ağustos 1995 tarihli tutanak;   (vii) Malazgirt Cumhuriyet Savcısının Malazgirt Sulh Ceza Mahkemesine gönderdiği   30965 No ve 23 Ekim 1995 tarihli yazı;   (viii) Malazgirt Kaymakamının, İlçe İdare Kurulu tarafından muhakkik olarak tayin   edilen ziraat mühendisi Metin Alacuklu'ya muhatap 3 Ekim 1996 tarihli yazısı;   (ix) Malazgirt Kaymakamının Malazgirt Sulh Ceza Mahkemesine gönderdiği 16 Ekim   tarihli yazı;   (x) Malazgirt Kaymakamının Malazgirt İlçe Jandarma Komutanına yazdığı 16 Ekim   tarihli yazısı;   (xi) Malazgirt Cumhuriyet Savcısının, Malazgirt Kaymakamına yazdığı 6 Kasım 1996   tarihli yazısı;   (xii) Malazgirt İlçe Jandarma Komutan Yardımcısının Malazgirt İlçe Ziraat   Müdürlüğüne yazdığı 7 Kasım 199.6 tarihli yazı;   (xiii) Metin Alacuklu'nun Malazgirt Kaymakamlığına sunulmak üzere hazırladığı 19   Kasım 1996 tarihli inceleme tutanağı;   (xiv) Metin Alacuklu'nun Malazgirt Kaymakamına yazdığı 19 Kasım 1996 tarihli yazı;   (xv) Memurin Muhakematı Komisyonunun, başvuranın evini yakmakla suçlanan   jandarma subaylarına karşı yürütülen ceza kovuşturmasını sona erdirmeye yönelik   Haziran 1997 tarihli kararı;   (xvi) Malazgirt Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan 16 Ocak 1997 tarihli olay   yeri inceleme tutanağı;   (xvii) Dirimpınar köyündeki evlerin yakılmasıyla ilgili 16 Ocak 1997 tarihli muhakkik   raporu;   (xviii) Dirimpınar köyündeki evlerin yakılmasıyla ilgili 21 Ocak 1997 tarihli bilirkişi   raporu ve krokiler;   (xix) Malazgirt Belediye Başkan Yardımcısının Malazgirt Cumhuriyet Savcılığına   yazdığı 27 Ocak 1997 tarihli yazı;   (xx) Malazgirt Cumhuriyet Savcısının Muş Cumhuriyet Başsavcılığına sunmak üzere   hazırladığı soruşturma raporu;   (xxi) Malazgirt Kaymakamının Van İl İdare Kuruluna yazdığı 25 Mart 1997 tarihli   rapor;   (xxii) Van İdare Mahkemesinin, Memurin Muhakematı Komisyonunun 15 Ocak 1997   tarihli kararını onadığı l Nisan 1997 tarihli karan.   (xxiii) Muş Cumhuriyet Savcısının, Muş Ağır Ceza Mahkemesine yazdığı 4 Haziran   tarihli yazısıyla, Muş Ağır Ceza Mahkemesinin aynı tarihli cevabi yazısı;   (xxiv) Muş Cumhuriyet Savcısının, Muş Ağır Ceza Mahkemesine yazdığı 5 Haziran   tarihli yazısıyla, Muş Ağır Ceza Mahkemesinin aynı tarihli cevabi yazısı;   (xxv) Malazgirt Cumhuriyet Savcısının 6 Haziran 1997 tarihli görevsizlik kararı;   Dirimpınar köyü muhtarı Muhsettin Yöyler ile aynı köyden iki kişinin daha imzaladığı   Eylül 1997 tarihli tutanak;   (xxvii) Başvuranın evini yakanları bulmak üzere Malazgirt Cumhuriyet Savcısı   tarafından çıkarılan 14 Kasım 1997 tarihli arama müzekkeresi;   (xxviii) Dirimpınar köyü muhtarı Muhsettin Yöyler ile iki jandarma tarafından   imzalanan 4 Şubat 1998, 19 Mayıs 1998, 20 Eylül 1998, 22 Aralık 1998 ve 17 Eylül   tarihli tutanaklar;   (xxix) Malazgirt İlçe Jandarma Komutan Yardımcısının Malazgirt Cumhuriyet   Savcısına yazdığı 8 Şubat 1998, 24 Haziran 1998 ve 6 Nisan 1999 tarihli yazılar;   (xxx) Malazgirt İlçe Jandarma Komutanının Malazgirt Cumhuriyet Savcısına yazdığı   Mart 1998, 24 Haziran 1998, 23 Eylül 1998, 5 Mayıs 1999 ve 22 EylüL1999 tarihli   yazılar;   (xxxi) Malazgirt Cumhuriyet Savcısının Malazgirt İlçe Jandarma Komutanına yazdığı   Mart 1999 ve 24 Nisan 1999 tarihli yazılar;   (xxxii) Üç jandarma tarafından hazırlanan ve imzalanan 24 Mart 1999 tarihli yazı;   (xxxiii) Malazgirt Cumhuriyet Savcısının Muş Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı 1   Ekim 1999 tarihli yazı;   (xxxiv) Köy muhtarı Muhsettin Yöyler tarafından hazırlanan Abdülcebbar Sezen ve   Celalettin Yöyler'in artık Dirimpınar köyünde ikamet etmediklerini gösterir tarihsiz bir   belge.   (c) Ahmet Kınay'a karşı yürütülen cezai kovuşturma   34. Bu belgeler başvuranla aynı köyde yaşayan Ahmet Kınay'a karşı başvuranın evini   ateşe verdiği iddiasıyla yürütülen cezai kovuşturmayla ilgilidir. Ahmet Kınay Muş Ağır   Ceza Mahkemesinin 6 Mayıs 1997 tarihli kararıyla beraat etmiştir.   (i) Ahmet Kınay'a ait 23 Ekim 1995 tarihli doğum belgesi sureti;   (ii) Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığının Adalet Bakanlığına yazdığı 23 Ekim 1995   tarihli yazı;   (iii) Sakarya Emniyet Müdürünün Sakarya Cumhuriyet Başsavcısına yazdığı 23 Ekim   tarihli yazı;   (iv) Sakarya Emniyetine bağlı polislerin hazırladığı 23 Ekim 1995 tarihli tutanak;   (v) Malazgirt Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 25 Ekim 1995 tarihinde Ahmet   Kınay'a karşı çıkarılan gıyabi tutuklama müzekkeresi;   (vi) Ahmet Kınay'm tutuklanmasıyla ilgili 13 Kasım 1996 tarihli tutanak;   (vii) Ahmet Kınay'la ilgili üst arama tutanağı;   (viii) Ahmet Kınay'ın Sakarya Cumhuriyet Savcılığına Malazgirt Cumhuriyet   Savcılığına iletilmek üzere verdiği 15 Kasım 1996 tarihli dilekçesi;   (ix) Sakarya Emniyet Müdürünün Asayiş Şube Müdürlüğüne yazdığı 15 Aralık 1995   tarihli yazı;   (x) Ahmet Kınay'ın Sakarya Ceza Mahkemesine Malazgirt Ceza Mahkemesine   iletilmek üzere verdiği serbest bırakılma talebini de içeren 18 Kasım 1996 tarihli   dilekçe;   (Kİ) Ahmet Kınay'ın avukatının Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığına Malazgirt   Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmek üzere verdiği 18 Kasım 1996 tarihli dilekçe;   (xii) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısının 9 Eylül 1996 tarihli görevsizlik kararı;   (xiii) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısının Ahmet Kınay'a karşı yürütülen cezai   kovuşturmadaki jandarmalar aleyhindeki cezai kovuşturmanın sona erdirilmesine   ilişkin 9 Eylül 1996 tarihli kararı;   (xiv) Muş Cumhuriyet Başsavcısının Ahmet Kınay'ı başvuranın evini ateşe   vermekle suçladığı 7 Şubat 1997 tarihli iddianame;   (xv) Başvuranın evini ateşe vermekle suçlanan Ahmet Kınay'ın tutukluluk halinin   devamına ilişkin olarak Muş Cumhuriyet Başsavcısı tarafından verilen 31 Ocak 1997   tarihli karar;   (xvi) Ahmet Kınay'la ilgili olarak Muş Ağır Ceza Mahkemesinde hazırlık   duruşmalarının 7 Şubat 1997 ve 6 Mart 1997 tarihli tutanakları;   (xvii) Ahmet Kınay'ın beraatine hükmeden Muş Ağır Ceza Mahkemesinin 6 Mayıs   tarihli kararı.   (d) Başvurana karşı yürütülen cezai kovuşturma   35. Bu başlık altındaki belgeler PKK üyesi olduğu iddiasıyla başvurana karşı   başlatılan cezai kovuşturmayla ilgilidir.   (i) Bölücü faaliyetlere katılma ve PKK üyesi olma suçlarından başvuranın beraatine   hükmeden Erzincan DGM'nin 10 Mart 1992 tarihli kararı;   (ii) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısının başvurana karşı PKK üyesi olduğu iddiasıyla   yürütülen cezai kovuşturmanın sona erdirilmesine ilişkin 24 Eylül 1992 tarihli   tamamlayıcı kararı;   (iii) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısının başvurana karşı PKK üyesi olduğu iddiasıyla   yürütülen cezai kovuşturmanın sona erdirilmesine ilişkin 24 Kasım 1992 tarihli   tamamlayıcı kararı;   (iv) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısının başvurana karşı yürütülen cezai   kovuşturmanın durdurulmasına ilişkin 11 Mart 1992 tarihli kararı;   (v) Yargıtay'ın, ilk derece mahkemesinin başvuranın soyadını değiştirme talebini   reddetme kararını onadığı 27 Mart 1992 tarihli kararı;   (vi) Diyarbakır DGM Başsavcısının başvurana karşı PKK'ya yardım ve yataklık ettiği   iddiasıyla yürütülen, cezai kovuşturmanın sona erdirilmesine ilişkin 10 Şubat 1994   tarihli kararı.   C. Mahkemeye verilen ifadeler   36. Tarafların davanın olgularına ilişkin olarak sunduğu görüşler arasında ihtilaf   bulunduğu için. Mahkeme tarafların yardımıyla bir soruşturma yürütmüştür. Bu   bağlamda Mahkemenin atadığı üç Delege (Sn. A. Pastor Ridrueja, Sn. M. Pellonpââ   ve Sn. S. Boutoucharova) 2-5 Nisan 2001 tarihlerinde otuz tanığın ifadesini   almışlardır. Dört tanık daha ifade vermeye çağrılmakla birlikte çeşitli nedenlerle   katılmamışlardır. Delegeler aşağıdaki tanıkların ifadelerine başvurmuşlardır [Not:   Tanıkların verdikleri ifadeler Mahkemenin arşivlerinde olup kamuya açıktır].   (1)CelalettinYöyler;   (2) Dilsa Yöyler;   (3) Saliha Yöyler;   (4) Leyla Yöyler;   (5) Gülistan Yöyler;   (6) Evin Yöyler;   (7) Ahmet Kınay;   (8)BahattinKınay;   (9) Esma (Ziri) Yöyler;   (10)Kutbettin Fırtına;   (11) Zeynel Abidin Daş;   (12) Mehmet Şirin Yıldız;   (13) Selahattin Yıldırım;   (14)SerhatYöyler;   (15) Hakan Tekin;   (16) Halil İbrahim Akkan;   (17) Muhsettin Yöyler;   (18) Abdulcabbar Sezen;   (19) Muhlis Umulgan;   (20) Ömer Sezen;   (21) Ahmet Çelik   (22) İsmail Mezgil;   (23) Süleyman Yılmaz;   (24) Fuat Girişken;   (25) Mustafa Akkan;   (26) Erdal Yanıker;   (27) Halil İbrahim Kuş;   (28) Sacit Savasçi;   (29) Cengiz Yıldız;   (30) Turgut Abas.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA   A. Anayasa   37. Anayasanın 125. maddesi aşağıdaki gibidir:   "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır... İdare, kendi eylem   ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."   38. Bu hüküm olağanüstü hal ve savaş hali de dahil olmak üzere hiçbir sınırlamaya   tabi değildir. 125. maddenin son hükmü, "sosyal risk" kuramına dayalı mutlak ve   objektif sorumluluk taşıyan idarenin sorumlu tutulabilmesi için mutlaka hatalı   olduğunun kanıtlanmasını şart koşmaz. Dolayısıyla, idare, kimliği belirsiz kişilerce ya   da teröristlerce işlenen fiillerden zarar gören şahıslara, kamu düzeni ve güvenliğiyle   ya da bireysel yaşam ve mülkiyetin korunmasıyla ilgili görevlerini yerine getirmediği   gerekçesiyle tazminat ödeyebilir.   39. İdari sorumluluk ilkesi 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı OHAL Kanununda da   açıkça yansıtılmaktadır:   “...Bu kanunda öngörülen yetkilerin kullanılmasıyla ilgili tazminat davaları idare   aleyhine idare mahkemelerinde açılır."   B. Cezai Sorumluluk   40. Türk Ceza Kanunu (TCK) şu fiilleri suç saymıştır:   (a) Bir kimseyi kanunsuz olarak özgürlüğünden yoksun bırakmak (genel olarak m.   176, memurlar bakımından m. 181)   (b) Bir kimsenin bir şeyi işlemek veya işlemesine müsaade etmek ya da o şeyi   işlememeye mecbur etmek için diğer bir kimseye zor kullanması veya onu tehdit   etmesi (madde 188);   (c)tehdit (madde 191)   (d) kişinin konutunu kanunsuz olarak aramak (rnadde 193 ve 194);   (e) yangın çıkarma (m. 369, 370, 371, 372), ya da insan yaşamım tehdit edecek   şekilde ciddi yangın çıkarma (m.382)   (f) dikkatsizlik, tedbirsizlik ve tecrübesizlik sonucu istemeyerek yangın çıkarmak (m.   383)   (g) bir başkasının malına kasten zarar vermek (526 vd maddeler)   41. Bu suçlarla ilgili tüm şikayetler, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 151 ve   153. maddeleri uyarınca Cumhuriyet Savcısı'na ya da yerel idari makamlara   yapılabilir. Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği   şüphesini uyandıracak bir durumla karşılaşır karşılaşmaz kamu davası açmaya gerek   olup olmadığına karar vermek üzere hemen soruşturma açmakla mükelleftir (Madde   153). Şikayetler yazılı ya da sözlü yapılabilir. Bir şikayetçi, savcının cezai kovuşturma   başlatılmasına gerek olmadığı yönündeki kararma itiraz edebilir.   42. Şikayet konusu fiilleri işlediğinden şüphe edilenler, askeri personelse, verilen   emirlere uymadıklarında, Askeri Ceza Kanununun 86. ve 87. maddeleri uyarınca,   zarara sebebiyet vermek, insan yaşamım tehlikeye düşürmek ve mala zarar   vermekten kovuşturulabilirler. Bu durumda, soruşturma CMUK'a göre yetkili makam   nezdindeki (asker olmayan) şahıslarca ya da zanlının hiyerarşik üstü tarafından   başlatılabilir (Askeri Mahkemelerin Kuruluş ve İşleyişine ilişkin 353 Sayılı Kanun'un   ve 95. maddeleri)   43. Eğer zanlı bir Devlet görevlisi ya da memuru ise, yerel idare kurullarından lüzumu   muhakeme kararı alınması gerekmektedir. İdare kurulu kararlan, Danıştay'da temyiz   edilebilir; idare kurullarının vermiş olduğu men-i muhakeme kararları Danıştay   tarafından re 'sen incelenir.   C. Tazminata ilişkin hükümler   44. Memurların işledikleri maddi ya da manevi zarar veren yasadışı fıiler, hukuk   mahkemelerinde tazminat davası konusu olabilir.   45. İdare aleyhindeki davalar, yazılı usulde davalara bakan idare mahkemeleri   önünde görülür.   46. Terör şiddetinin neden olduğu zararlar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma   Fonundan karşılanabilir.   D. Olağanüstü Hal İle İlgili Olarak Alınan Tedbirler   47. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu (25 Ekim 1983) uyarınca yürürlüğe giren   kararnameler özellikle de 424, 425 ve 430 sayılı kararnameler ile değişik 285 sayılı   kararname ile olağanüstü hal bölge valilerine geniş yetkiler tanınmıştır.   48. 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname 3713 sayılı Terörle Mücadele   Kanunu'nun (1991) uygulanışına değişiklik getirmiştir; olağanüstü halin sürdüğü   yerlerde güvenlik güçlerini yargılama yetkisi savcılardan alınmış ve bu yetki yerel   idare kurullarına verilmiştir. Bu kurullar devlet memurlarından oluşturulur ve güvenlik   güçlerine de başkanlık eden il valilerinin yetkisi altındadır.   49. 16 Aralık 1990 tarihli 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesi   aşağıda sunulmuştur:   " Bu Kanun Hükmünde Kararname ile İçişleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge   Valisine ve olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yetkilerin   kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruflarından dolayı bunlar hakkında cezai,   mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı   merciine başvurulamaz. Kişilerin sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten   tazminat talep etme hakları saklıdır”.   Başvurana göre, sözkonusu madde valilere kişisel dokunulmazlık sağlamakta ve   bölge valisinin köylerin süreli veya süresiz olarak boşaltılması, yerleşim kısıtlamaları   getirme ve insanların farklı yerlere gönderilmesi yetkilerim kuvvetlendirmektedir.   Terörle mücadele kapsamında uğranılan zararlarla ilgili olarak gösterilen mazeretin   makul olduğu kabul edilecek ve bu nedenle dava açılmayacaktır.   HUKUK   MAHKEMENİN KANITLARLA İLGİLİ DEĞERLENDİRMESİ VE OLAYLARIN TESPİT   EDİLMESİ   Tarafların İddiaları   l. Başvuran   50. Başvuran, 18 Eylül 1994 tarihinde jandarmaların köye saldırdıklarını   akrabalarından altı kişinin mülkü de dahil olmak üzere kendi evinin ve mülkünün   yokedildiğini iddia etmiştir. Mahkemeden, mülkünün yokedilmesi ve etkili bir   soruşturma yapılmamasının Devletin 3,6,8,13,14 ve 18. maddeleri ve l No'lu   Protokol'ün 1. maddesi ile güvenceye alınan sorumluluklarını yerine getirmediği ve   sözkonusu maddelerin ihlal edildiğine karar vermesini istemiştir.   2. Hükümet   51. Hükümet, güvenlik güçlerinin başvuranın evini yaktığım ispatlayacak kanıtın   olmadığını ileri sürmüştür. Diğer köylülerin verdikleri ifadelerle ilgili olarak Hükümet,   jandarmaların o gece Dirimpınar Köyü'nde olmadığını iddia etmiş ve güvenlik   güçlerinin yangının sorumlusu olamayacağını, yangının bir tartışma sonucunda   ortaya çıkmış olabileceğini belirtmiştir.   Mahkemenin olaylarla ilgili değerlendirmesi   1. Mahkemenin tarafların ifadeleri ve kanıtlarla ilgili değerlendirmesi   52. Mahkeme, kanıtları değerlendirirken bütün şüpheleri ortadan kaldıracak nitelikte   olması gerektiğini tekrarlamıştır, (bkz. Orhan /Türkiye Kararı, başvuru no 25656/94,   prg. 264, AİHM 2002) Bu tür kanıtlar kuvvetli, açık, birbiriyle bağdaşacak şekilde   ortaya çıkan sonuçların ve reddedilemeyecek bazı gerçeklerin birarada bulunması ile   kabul edilebilir. Bu bağlamda, kanıt toplanırken tarafların sergilediği tutum ve   davranışlar dikkate alınmak zorundadır, (bkz 18 Ocak 1978 tarihli İrlanda/İngiltere   Kararı, dizi A, no 25, s. 65, prg.161). Mahkeme ayrıca Devletin kurumlan ve   memurlarının davranışları hakkındaki Sözleşmeden kaynaklanan sorumluluğun diğer   şahısların cezai sorumluluğu ile karıştırılmaması gerektiğini tekrar etmiştir.   (Avşar/Türkiye no 25657/94, prg. 284, AİHM 2001 -VII).   53. Başvuran, güvenlik güçlerinin 18 Eylül 1994 tarihinde köye saldırdığını ve evi   yaktığını iddia etmiştir. Hükümet, bu iddiayı reddetmiştir. Mahkeme, toplanan   kanıtların ağırlığını ve etkilerini değerlendirmek suretiyle sözkonusu iddiayı tasdik   edecektir.   54. Başvuranın ailesine mensup üç genç kadının kaybolmasının ardından başvuranın   ve akrabalarının Dirimpınar'daki evleri 18 Eylül 1994 tarihinde yakılmıştır. Ancak   Mahkeme'ye başvuranın evinin 18 Eylül 1994 tarihinde yakılışına kadar gerçekleşen   olaylar ve sorumluların kimliği gibi konularda birbiriyle çelişen bilgiler sunulmuştur.   55. Mahkeme, başvuranın delegelere ayrıntılı ve doğru ifade verdiğini belirtmiştir.   Evinin yanmasının ardından ulusal makamlara ve de Sözleşme Kurumlarına verdiği   ifadelerin ve başvuruların birbiriyle tutarlı olduğunu belirtmiştir. Başvuranın vermiş   olduğu ifadeden jandarmanın Dirimpınar'daki altı evle birlikte başvuranın evini de   yaktığı ortaya çıkmaktadır.   56. Aile bireylerinin; Dilsa Yöyler (eşi), Saliha Yöyler (gelini); Leyla, Gülistan ve Evin   Yöyler (kızları) ve Esma Yöyler (yengesi) vermiş olduğu ifadeler, Sözleşme   organlarına sunulmuş olan daha önceki ifadelerle tutarlıdır. 15 ve 18 Eylül 1994   tarihleri arasındaki olayların tam saati ve tarihi ile ilgili olarak verilen ifadeler arasında   çok az bir farklılık olmasına rağmen, evlerin ateşe verilmesi, kadınların   kaybolmasının ardından güvenlik güçlerinin köye gelişi, Malazgirt Jandarma   Komutam tarafından yapılan tehditler ve evleri yakılması planlanan kimselerin   listesini muhtara gösteren ve muhtardan sözkonusu evleri göstermesini isteyen   Ahmet Çelik ile jandarmaların tehditleri hakkında detaylı bilgi vermişlerdir. Sözkonusu   kadınların verdikleri ifadeler, başvuranın ve diğer altı köylünün evlerinin 18 Eylül 1994   tarihinde yakıldığı iddiasını desteklemektedir.   57. Ahmet ve Bahattin Kınay, Kutbettin Fırtına, Zeynel Abidin Daş, Muhsettin Yöyler,   Abdulcabbar Sezen ve Muhlis Umulgan isimli kimseler güvenilir tanıklardır ve   verdikleri ifadeler de önemli detaylar konusunda birbiriyle tutarlıdır. Sözkonusu   ifadeler başvuranın anlattıklarını onaylamaktadır. Köy İhtiyar Meclisi üyelerinden   Muhsettin Yöyler, Abdulcabbar Sezen ve Muhlis Umulgan isimli tanıklar, ifadelerin   doğru olmadığını iddia etmişlerdir. Daha sonradan jandarmalar tarafından   doldurulacak olan boş kağıtlara imza atmaya zorlandıklarını iddia etmişlerdir.   Köylülere kağıtlarda yazılı olanlar okunmamıştır okuma yazma bilmedikleri için ne   yazılı olduğunu bilmedikleri kağıtlara imza atmış olmaları da   mümkündür.Abdulcabbar Sezen güneydoğuda her karakolda muhtar tarafından   imzalanmış boş kağıtların bulunduğunu iddia etmiştir. Tanıkların sözkonusu ifadeleri   karşısında Mahkemenin jandarmalar tarafından hazırlanan ifadeleri dikkate alması   mümkün değildir.   58. Mahkeme, Serhat Yöyler, Ömer Sezen ve Süleyman Yılmaz isimli tanıkların   gördükleri ve de bildikleri şeyleri sakladıkları kanaatindedir. Genel olarak işleriyle   meşgul oldukları için evleri ateşe verenlerin kim olduğunu bilmediklerini   söylemişlerdir. Mahkeme, Mehmet Şirin Yıldız, Selahattin Yıldırım ve Beşçatak Köyü   muhtarının verdikleri ifadelerin gerçekleri yansıtmadığı görüşündedir; çünkü sadece   altı veya yedi kilometre uzaklıktaki Dirimpınar Köyü'ndeki yangını duymamaları ikna   edici değildir. Bu nedenle ilgili tanıkların ifadelerinden bir sonuca varılamaz.   59. Nurettin Köyü'ndeki köy korucularının başı, Ahmet Çelik'in ifadesi tutarsız olduğu   için Mahkeme, güvenilir olmadığını düşünmektedir. Bu bağlamda tanık köylülerin   kendisine teröristlerin evleri yaktıklarını söylemelerine rağmen, bu bilgiyi veren kişinin   ismini vermemiştir. Kendisinin de olaylara karıştığı şeklindeki iddiaları reddetmiş ve   olay gecesinde uyumakta olduğunu ifade etmiştir.   60. Malazgirt Karakolu'nun Komutanı Yüzbaşı İsmail Mezgil tarafından verilen ifade   doğrulan yansıtmıyordu. Başvuranın evinin yakılması için emir verdiği iddialarını   reddetmiştir. Ancak kızların kaybolmasından hemen sonra köye gittiğini, köy   meydanında köylülerle konuştuğunu ve kızların bulunup geri getirilmesini istediğini   kabul etmiştir.   61. Mahkeme, başvuranın iddiaları hakkında soruşturma yapan Fuat Girişken,   Mustafa Akgün, Erdal Yanıker, Cengiz Yıldız ve Turgut Abas isimli jandarmaların   ifadelerini incelemiştir. Muhtarın veya ihtiyar meclisi üyelerinin boş kağıtlara veya   daha sonra hazırlanan ifadelere imza artıklan iddialannı reddetmişlerdir. Köylülerin   ifadelerinin teker teker alındığını ve her birinin söylediklerinin anında yazıya'   döküldüğünü belirtmişlerdir. Jandarmalar, ifadelerin birbirleriyle benzerliğinin sebebi   olarak, köylülerin karakola gelirken söyleyecekleri şeyleri aralarında konuşmuş   olabileceklerini ileri sürmüşlerdir. Cengiz Yıldız ayrıca, ifadeleri yazıya geçiren kişinin   kendi stilini kullanmış olabileceğini de belirtmiştir. Onun görüşüne göre, jandarmaların   evleri yakmış olması mümkün değildir. Mahkeme tanıkların ifadelerine fazlaca ağırlık   vermemiştir.   62. Yetkisizlik kararı veren Halil İbrahim Kuş ile ilgili olarak, mahkeme, başvuranın   evinin yanışı ile ilgili soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı olduğunu belirtmiştir.   Başvuranın iddiaları ile ilgili olarak muhtann ve ihtiyar meclisi üyelerinin ifadelerini   almıştır. Ancak olayın gerçekleştiği yeri görmemiştir. Mahkeme, tanığın, evin   yakılması hakkındaki iddialar karşısında jandarmaların ifadelerinin alınması   gerekmediği şeklindeki düşüncesi karşısında şaşkınlığa uğramıştır. Tanığa göre,   ifadeleri alınmış olsaydı bile jandarmalar iddiaları reddedecek ve her halükarda   Dirimpınar'daki evlerin yakılmasının sorumluluları olamayacaklarını belirtmiştir.   63. Diğer üç savcı ile ilgili olarak, Mahkeme Sacit Savaşçı'nm Ocak ve Ağustos 2000   tarihleri arasında Nurettin Köyü'nün 15 köy korucusunun ifadelerini aldığını ifade   etmiştir. İfadeler alınırken söylenen her kelimenin yazıya geçirildiğini bildirmiştir.   Ancak, korucuların ifadelerinin uzunluk, içerik ve kullanılan dil gibi konularda birbiri ile   benzeşmesi tanığın iddialarına ve güvenirliğine gölge düşürmektedir.   Ocak 1997 tarihinde olay yeri incelemesi yapan ve muhtar ile köylülerin ifadelerini   alan Hakan Tekin, dosyada eksik olan tek şeyin olay yeri incelemesi olduğunu   belirtmişti. Mahkeme tanığın ifadesinin çelişkili olduğu kanaatindedir; çünkü bir   taraftan evlerin jandarmalar tarafından yakıldığı iddiasıyla karşılaşmadığını   söylerken, diğer taraftan başvuranın evinin jandarmalar tarafından yakıldığını iddia   eden dilekçesini gördüğünü söylemiştir.   Halil İbrahim Akkan ile ilgili olarak Mahkeme, soruşturma ile ilgisinin olayın faillerinin   bulunması için çıkardığı arama emri ile sınırlı olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle   Mahkeme sözkonusu kişinin ifadesinden herhangibir sonuca varamamıştır.   2. Mahkemenin Olaylarla İlgili Tespiti ve Vardığı Sonuç   64. Mahkeme delegelerinin dinlemiş olduğu ifadelerin ve de tarafların sunmuş olduğu   belgelerin ışığında (bkz. Prg. 36 ), güvenlik güçlerinin bilerek ve isteyerek başvuranın   evini ve eşyalarının bir kısmını yaktıklarını ve bu nedenle de Dirimpınar'ı terketmek   zorunda bırakıldıklarının şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmasını istemiştir.   Mahkeme başvuranın evinin yakılması ile ilgili olarak aşağıdaki olayların doğru   olduğunu kabul etmiştir.   65. Haziran 1994'de başvuran köyünü terketmiş ve güvenlik güçlerinin bölgede   uyguladıkları baskı yüzünden bir daha dönmemiştir.   66. 15 Eylül 1994 tarihinde başvuranın akrabası olan olan üç kadın PKK' y a katılmak   için Dirimpınar'ı terketmiştir.   67. 16 Eylül 1994 sabahı üç kız kardeşin babası ve muhtar kızların kaybolduğunu   bildirmek için karakola gitmişlerdir. Jandarmalar öncelikle onları karakola   götürmüşlerdir. Üsteğmen İsmail Mezgil eşliğindeki jandarmalarla birlikte köye   götürülmüşlerdir. İsmail Mezgil Dirimpmar köylülerini köy meydanında toplamış ve   birçok tanığın ifadesine göre kayıp kızlar üç gün içinde geri getirilmezlerse evleri   yakmakla tehdit etmiştir. Sözkonusu olayın üzerine başvuranın ailesi diğer köylülerle   birlikte kamyon kiralamış ve eşyalarım yükleyip kaçma hazırlıklarına başlamışlardır.   68. 17 Eylül 1994 tarihinde köylülerin eşyalarıyla birlikte kaçtığım öğrenen jandarma   özel timle birlikte yolda kamyonları durdurmuş ve köye dönmeye zorlamıştır.   Jandarmaların ayrılmasından sonra başvuranın ailesi eşyaların bir bölümünü   muhtarın garajına saklamıştır.   69. 18 Eylül 1994 tarihinde saat 20.00 sıralarında yüzlerine maske takan jandarmalar   köye gelmişlerdir. Yanlarında Nurettin Köyü' nün baş köy korucusu Ahmet Çelik de   vardı. Ahmet Çelik maske takmıyordu ve evi yakılacak kimselerin listesini tutuyordu.   69. 18 Eylül 1994 tarihinde saat 20.00 sıralarında yüzlerine maske takan jandarmalar   köye gelmişlerdir. Yanlarında Nurettin Köyü'nün baş köy korucusu Ahmet Çelik de   vardı. Ahmet Çelik maske takmıyordu ve evi yakılacak kimselerin listesini tutuyordu.   Köylülere evlerine gitmeleri ve ışıklarını söndürmeleri söylenmiştir. Jandarmalar   muhtarı çağırmış ve listedeki kimselerin evlerini göstermesini istemiştir. Jandarmalar   varillerden ve traktörlerden dizel yağ alıp başvuranın ve akrabalarının evini ateşe   vermiştir.   70. Bu bulguların temelinde Mahkeme, başvuranın şikayetlerini Sözleşme hükümleri   temelinde incelemeye devam edecektir.   SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   71. Başvuran, evinin yok edilmesi ve ailesinin köyden ayrılmak zorunda   bırakılmasının Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlalini oluşturduğunu iddia etmiştir.   « Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi   tutulamaz ».   72. Hükümet, temelden yoksun olduğu için bu şikayeti reddetmiştir.   73. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin demokratik toplumların en önemli   değerlerinden birini koruma altına aldığını tekrarlamıştır. Terörle ve suçla mücadele   gibi en zor şartlar altında bile Sözleşme kafi surette bu maddeye aykırı davranmayı   yasaklamıştır. Mahkeme, kötü muamelenin 3. Maddenin kapsamı dahilinde   değerlendirilebilmesi için kötü muamelenin minimum seviyede şiddet içermesi   gerektiğini belirtmiştir. Bu minimum düzeyin değerlendirilmesi görecelidir:   muamelenin süresi, fiziksel ve/veya zihinsel etkileri ve bazı durumlarda da kurbanın   cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davanın bütün koşullarına bağlıdır, (bkz. 24   Nisan 1998 tarihli Selçuk ve Asker Kararı) Karar Raporları 1998- II, s.909, pr. 75-76).   74. Mahkeme, başvuranın evinin ailesinin gözleri önünde yakıldığını, bu nedenle   yaşadıkları yeri ve tanıdıklarını terketmek zorunda kaldıklarını belirtmiştir.   Mahkeme'nin görüşüne göre, bu olayın arkasında başvuranın ve akrabalarının PKK   ile bağlantılarından dolayı cezalandırılmalarının yattığını farzetmek böyle bir kötü   muameleyi maruz göstermez.   75. Mahkeme, başvuranın evinin ve eşyalarının yok edilmesinin ve ailesinin yaşadığı   stres ve sıkıntının güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddet sonucunda gerçekleştiğini ve   bu nedenle 3. maddenin anlamı dahilinde insanlık dışı muamele kapsamı içinde   düşünülmesi gerektiği kanaatindedir. ( bkz. Selçuk ve Asker Kararı, s. 910, prg. 77-   78).   76. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN VE l NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN   İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   77. Başvuran evinin ve eşyalarının kasıtlı olarak yokedildiğini iddia ederek, AİHS'nin   aşağıda verilen 8. ve l No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.   8. madde şöyledir:   « 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi   hakkına sahiptir.   2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik,   kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç   işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve   özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve   yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir ».   No'lu Protokol'ün 1. maddesi ise şu şekildedir :   « Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini   isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada   öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve   mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu   yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka   katkıların veya para cezalarının ödenmesini .sağlamak için gerekli gördükleri yasaları   uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez ».   78. Hükümet başvuranın şikayetlerini reddetmiş ve iddialarının temelden yoksun   olduğunu ileri sürmüştür.   79. Mahkeme, güvenlik güçlerinin başvuranın evini ve eşyalarını bilerek ve isteyerek   yok ettiğini ve ailesinin köyü terketmek zorunda kaldıklarının tespit edildiğini iddia   etmiştir. (bkz. yukarıdaki prg. 64). Bütün bu olaylar AİHS'nin 3. maddesinin ihlal   edilmesine sebep olmanın dışında özel hayata, aile ve ev yaşantısına ve ayrıca   mülkünden faydalanma hakkına saygı ilkesine de şüphesiz ters düşmektedir. (bkz. 28   Kasım 1997 tarihli Menteş ve diğerleri/Türkiye Kararı, Raporlar 1997-VIII, s. 2711,   prg. 73, ve 30 Ocak 2001 tarihli Dulaş/Türkiye Kararı, no 25801/94, prg. 60).   80. Mahkeme bu nedenle AİHS'nin 8. maddesinin ve l no'lu Protokol'ün 1.   maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.   AİHS'NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   81. Başvuran, evinin ve bütün mal ve mülklerinin güvenlik güçlerince yok edilmesine   itiraz edebileceği etkili bir iç hukuk yolu olmadığından şikayetçi olmuştur.   Gerekçelerini Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafına ve 13 maddelerine   dayandırmıştır.   6. madde:   "Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen   suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek   hakkına sahiptir " .   13. madde:   "Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru   yapabilme hakkına sahiptir ".   A. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN 1. PARAGRAFI   82. Başvuran kanuni haklarını savunmak için mahkemeye başvurma hakkının   engellendiğini, çünkü iddiaları hakkında etkili bir soruşturma yapılmadığını ifade   etmiştir. Başvuranın görüşüne göre böyle bir soruşturma yapılmadığı için açılacak bir   davanın istediği gibi sonuçlanması mümkün olmayacaktır.   83. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarım tüketmediğim savunmuştur. Mahkemeye   başvurmuş olsaydı kanuni haklarından etkili şekilde faydalanmış olacaktı.   84. Mahkeme, başvuranın 13 Ocak 1997 tarihli kabul edilebilirlik kararında belirtilen   sebeplerden dolayı dava açmadığını belirtmiştir. Bu nedenle başvuran dava açmış   olsaydı ulusal mahkemelerin nasıl bir karar vereceğini bilmek mümkün değildir.   Ancak Mahkeme'nin görüşüne göre, başvuranın şikayetleri genel olarak evinin ve   menkullerinin güvenlik güçlerince yokedilmesi hakkında etkili bir soruşturmanın   yapılmamış olması ile ilgilidir. Bu nedenle Mahkeme bu şikayeti 13. madde açısından   inceleyecektir; 13. madde Sözleşme ihlallerine karşı Sözleşmeci Devletlere iç hukuk   yollarını sağlamaları için daha genel bir sorumluluk yüklemektedir, (bkz. Selçuk ve   Asker Kararı, s. 912, prg. 92 ). Mahkeme bu nedenle Sözleşmenin 6. maddesinin 1.   paragrafının ihlalinin ihlaline ilişkin karar vermenin gerekli olmadığına karar vermiştir.   B. Sözleşmenin 13. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası   85. Başvuran Sözleşme ihlallerine ilişkin olarak başvurabileceği etkili ve yeterli bir iç   hukuk yolu olmadığını belirtmiştir. Köylerin yokedilmesi ile ilgili daha önceki davalarla   da ilişkili olarak başvuran, güneydoğu anadolu bölgesinde Sözleşmenin 13.   maddesinin ihlaline ilişkin idari bir uygulamanın varolduğunu ve kendisinin de bu   uygulamanın mağduru olduğunu iddia etmiştir.   86. Hükümet, başvuranın kasıtlı olarak iç hukuk yollarına başvurmadığı   kanaatindedir. Bu bağlamda Hükümet başvuranın İzmir Savcılığına şikayet   dilekçesini sunduktan sonra adli makamlara hiçbir adres bırakmaksızın ortadan   kaybolduğuna dikkati çekmiştir. Bu olumsuzluklara rağmen, Hükümet, köylülerin   ifadelerini almak suretiyle başvuranın iddiaları hakkında etkili bir soruşturma   yapmıştır.   87. Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin Sözleşme hak ve özgürlüklerinin   korunabilmesi için bir iç hukuk yolunun varlığım gerektirdiğini tekrarlamıştır. Böylece   13. madde, Sözleşmeci Devletlere ilgili hükme ne şekilde uyacakları hakkında takdir   yetkisinin verilmiş olmasına rağmen, Sözleşme ile ilişkili olarak sunulan şikayetin   incelenebilmesi için bir iç hukuk yolu hükmünü ve uygun bir çözümü gerekli kılar. 13.   maddenin yüklediği sorumluluğun kapsamı başvuranın şikayetinin niteliğine bağlıdır.   Ayrıca 13. maddenin gerektirdiği iç hukuk yolu hukukta olduğu kadar uygulamada da   etkili olmalıdır; sözkonusu iç hukuk yolunun uygulanması sorumlu Devletin   yetkililerinin haksız fiil ve davranışlarından etkilenmemelidir.   88. Bir kimsenin, evinin veya menkullerinin Devlet görevlileri tarafından imha   edildiğini iddia etmesi durumunda 13. madde, tazminat ödenmesine ek olarak,   sorumluların kimliğinin tespit edilip cezalandırılmalarını ve aynı zamanda da   başvuranın soruşturma prosedürüne etkin katılımını sağlayabilecek bir soruşturma   yapılmasını gerektirir, (bkz. Menteş ve Diğerleri, s. 2715-16, prg. 89).   89. Mahkeme, başvuranın evinin ve eşyalarının yokedilmesiyle Sözleşmenin 3. ve 8.   maddeleriyle 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine işaret etmiştir. Bu   nedenle başvuranın bu konudaki şikayetleri 13. madde açısından incelenebilir, (bkz   Nisan 1988 tarihli Böyle ve Rice/ İngiltere Kararı, Dizi A, No 131, s. 23, prg. 52 ve   ve Dulaş Kararı prg.67).   90. Mahkeme, güvenlik güçlerinin yasadışı eylemlerine ilişkin uygulanan ceza   sisteminin, 1990ların başında güneydoğuanadolu bölgesinin özel durumunu ortaya   koyduğunu ve bu bölgede yürürlükteki soruşturma sisteminde bulunan   yetersizliklerin, korumanın etkinliğine zarar verdiğini daha önce aldığı kararlarda   belirtmişti. Bu uygulama, güvenlik güçleri üyelerinin temel haklar ve özgürlüklere   saygılı demokratik toplumlarda hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmayan   eylemlerine izin vermekte ya da bu eylemleri teşvik etmektedir. (bkz. 16 Kasım 2000   tarihli Bilgin/ Türkiye Kararı, no. 23819/94, prg. 119).   91. Mahkeme, başvuranın evinin yok edilmesinden kısa bir süre sonra, Karşıyaka   Savcılığı'na şikayet dilekçesi sunduğunu belirtmiştir. Dilekçenin alınmasının ardından   Malazgirt Savcılığı başvuranın iddiaları hakkında soruşturma başlatmıştır. Ancak   soruşturmada büyük eksiklikler ve hatalar vardır. Mahkeme, köylülerin jandarmalar   tarafından alman ifadelerin içeriğine ve doğruluğuna itiraz ettiklerini; boş sayfa   üzerine imza attıklarını, ifadelerinin sonradan yazıldığını ve içeriğinin kendilerine   okunmadığını söylediklerini gözlemlemiştir, (bkz. 57. prg.) Mahkeme, bu üç tanığın   ifadesini güvenilir olduğu ve bu uygulamanın 13. maddenin gerektirdiği soruşturma ile   bağdaşmadığı görüşündedir. Mahkeme ayrıca onbeş korucudan alınan ifadenin   birbirine çok benzediğim; savcı tarafından hazırlandığı izlenimini verdiği   görüşündedir. Bu nedenle sözkonusu ifadelere ağırlık verilemeyeceği   düşüncesindedir. ( bkz. prg. 63).   92. Ayrıca, başvuranın evini ve eşyalarını yakan güvenlik güçleri üyelerinin isimlerini   vermesine rağmen, soruşturma devam ederken savcı sözkonusu kimselerin   ifadelerini almak için bir girişimde bulunmamıştır. Mahkeme, savcıların güvenlik   güçleri üyelerinin sözkonusu olaya karışmış olabilecekleri ihtimalini kabul etme   konusunda genel bir isteksizlik gösterdiklerini tespit etmiştir. ( bkz. prg. 62). Dahası   yargı otoriteleri olay yerini başvuranın şikayetini sunmasından iki yıl üç ay sonra   ziyaret etmişlerdir, (bkz. prg. 33 (xvi.).   93. 9 Eylül 1996 tarihinde soruşturma yetkisi jandarmalar aleyhine başlatılan cezai   işlemlerin durdurulmasına karar veren Malazgirt İdare Kurulu' na devredilmiştir.   Ancak, Mahkeme bu kurul tarafından yürütülen soruşturmanın bağımsız olduğunun   iddia edilemeyeceğini çünkü hiyerarşik olarak valiye bağlı memurlardan ve güvenlik   güçlerine bağlı bir memurdan oluştuğunu iddia etmiştir, (bkz. 27 Temmuz 1998 tarihli   Güleç /Türkiye Kararı, Raporlar 1998- IV, S. 1732-1733 prg. 80)   94. Son olarak, Mahkeme, suçun faili olmadığı ve de aleyhinde şikayet bulunmadığı   halde Ahmet Kınay'ın yargılanmasından ve gözaltına alınmasından üzüntü   duyduğunu ifade etmiştir. Mahkeme bunun sebebinin jandarmalar tarafından 20   Haziran 1995 tarihinde hazırlanan ve böyle bir ifade verdiğini reddeden ve imzanın   sahte olduğunu iddia eden Muhsettin Yöyler'in ismini ve imzasını taşıyan ifadeden   kaynaklandığını belirtmiştir. Mahkeme 'nin görüşüne göre bu durum başvuranın   iddiaları hakkında ciddi bir soruşturma yapılmadığının ve jandarmanın soruşturmaya   karışmasının bazı gerçeklerin gizlenmesi ile sonuçlandığını gösteren önemli bir   gerçektir.   95. Başvuranın yetkililere adres bırakmamasının soruşturmayı olumsuz etkilediği   yönündeki iddia ile ilgili olarak Mahkeme, ifadesinin alınabilmesi için yerinin tespit   edilmeye çalışıldığım doğru olduğunu belirtmiştir. Ancak evinin yokedilmesinden   sonra başvuranın ailesi ile birlikte başka bir şehre taşındığı için daimi bir adresinin   olmadığı unutulmamalıdır. Bu bağlamda başvuranın içinde bulunduğu sıkıntılı   durumun psikolojisi üzerinde yarattığı etki dikkate alınmalıdır, (bkz. Menteş ve   Diğerleri, s. 2707, prg. 59). Bu nedenle Mahkeme, başvuranın içinde bulunduğu   durumun ve soruşturmadaki eksiklik ve hataların, yetkililere adres bırakmamasından   daha ağır geldiği görüşündedir.   96. Sözkonusu olayların ışığında Mahkeme, yetkililerin etkili ve yeterli bir soruşturma   yapmadığı ve tazminat talebini de kapsayan bir iç hukuk yolunun bulunmadığı   sonucuna varmıştır.   97. Bu nedenle Sözleşme'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.   V. AİHS'NİN 3,6,8 VE 13. MADDELERİ VE l NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİ   İLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   98. Başvuran, Kürt kökenli olması nedeniyle ayırımcılık yapıldığını ve 3,6,8, ve 13.   maddelerle bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edildiğini iddia etmiştir. 14. madde   aşağıda verilmiştir:   "Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, dîn, siyasal veya   diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi   başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır".   99. Başvuran evinin ve eşyalarının yok edilmesinin resmi bir politikanın sonucu   olduğunu; ulusal azınlık üyesi olması sebebiyle ayırımcılık yapıldığını iddia etmiştir.   100. Mahkeme, kendisine sunulan kanıtların ışığında başvuranın iddiasını   incelemiştir ancak sözkonusu kanıtların temelden yoksun olduğu görüşündedir. Bu   nedenle Sözleşmenin 14. maddesinin ihlali sözkonusu değildir.   VI. AİHS'NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI'   101. Başvuran şikayet sözkonusu müdahalenin veya kısıtlamanın Sözleşme ile   bağdaşmayan amaçlar doğrultusunda verildiğini ve dolayısıyla AİHS'nin aşağıda   verilen 18. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir:   " Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen   sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir ".   102. Mahkeme, sözkonusu iddiayı kendisine sunulan kanıtların ışığında incelediğini   ve temelden yoksun olduğunun saptandığını belirtmiştir. Bu nedenle bu maddenin   ihlali söz konusu değildir.   VII. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   103. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:   'Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili   Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa,   Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın   tatminine hükmeder ".   A. Maddi Zarar   104. Başvuran evinin, eşyalarının, tarım makinalarının ve sahip olduğu bütün   mallarının yokedilmesi., gelir kaybı ve alternatif bir ikametgah aramak için yaptığı   harcamalar sonucunda uğradığı maddi zarar bağlamında 454,320 Dolar (USD) talep   etmiştir.   105. Hükümet, başvuranın iddialan ile ilgili olarak belirlenen zaman dilimi içinde görüş   belirtmemiş ve bu sebeple süre uzatılmıştır.   106. Başvuranın evinin ve eşyalarının güvenlik güçleri tarafından yokedildiği   şeklindeki saptamanın ışığında (bkz prg. 64 ve 79) Mahkeme maddi tazminata   hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Ancak başvuran kaybettiği mallarının nitelik   ve niceliği hakkında detaylı bilgi vermediği için Mahkeme hakkaniyete uygun bir   değerlendirme yapacaktır.   1. Başvuranın Evi ve Diğer Binalar   107. Başvuran, 166 m2'lik iki katlı ev, hakkında hiçbir detay vermediği tek katlı başka   bir ev. bir garaj ve 60 m2'lik bir tahıl ambarı ile ilgili olarak maddi zarar talebinde   bulunmuştur. Başvuran, üçünün değerini 70,000 Dolar (USD) olarak göstermiştir.   108. Önünde kesin kanıt olmaksızın yaptığı hakkaniyete uygun değerlendirme   sonucunda Mahkeme, hasar gören evi için 10,000 Euro (EUR) tazminata   hükmetmiştir.   2. Diğer Eşyalar   109. Başvuran, halılar, el yazması kitaplar ve mutfak eşyalarının değerinin yaklaşık   50,000 Dolar (USD) olduğunu iddia etmiştir. Buna ek olarak 20,000 Dolar değerinde   tarım makinası ve eşyası kaybettiğini iddia etmiştir.   110. Mahkeme, başvuranın ailesinin evleri yanmadan bir gün önce eşyalarının bir   kısmını muhtarın evine sakladığını tespit etmiştir, (bkz. prg. 68). Bu bilginin ışığında   başvuranın mal ve mülke ilişkin iddiaları hakkında bağımsız ve kat'i kanıtların   olmayışını gözönünde bulundurarak Mahkeme, 2.500 Euro tazminata hükmetmiştir.   3. Gelir Kaybı   111. Başvuran, çiftçilikten elde ettiği gelirinin kaybı ve çocuklarının eğitimlerine   devam edememeleri sonucunda uğradığı gelirin kaybı için 290,000 Dolar talep   etmiştir.   112. Başvuranın arazilerinden elde ettiği gelir hakkında bağımsız bir kanıt olmadığı   için hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak Mahkeme, bu başlık altında 6,000   Euro tazminata hükmetmiştir.   4. Alternatif İkamet   113. Başvuran 91 ay boyunca ödediği kira ve ailesinin su, yakacak ve ekmek gibi   ihtiyaçları için harcadığı 24.320 Doların tazmin edilmesini istemiştir.   114. Başvuranın bu iddiasının kanıtlanmaması ve hakkaniyete uygun olarak yapılan   değerlendirme sonucunda Mahkeme, başvurana alternatif ikamet için 6.500 Euro   ödenmesine hükmetmiştir.   5. Özet   115. Sonuç olarak, başvurana maddi zarar ile ilgili olarak hükmedilen 25,000   Euro'nün ödeme gününde geçerli kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek ödenmesine   karar verilmiştir.   B. Manevi Zarar   116. Başvuran manevi zarar ile ilgili olarak 654,523 Dolar talep etmiştir. Bu bağlamda   evinin yokedilmesi ve Demokrasi Partisiyle bağlantısı sonucunda kendisine baskı   yapılması sebebiyle çektiği sıkıntı ve üzüntüsünü dile getirmiştir.   117. Hükümet, bu iddia hakkında yorumda bulunmamıştır.   118. Mahkeme, Sözleşmenin 3,8, ve 13. maddeleri ve l No'lu Protokol'ün 1.   maddesinin ihlalinin ciddiyetini gözönünde bulundurarak manevi zarar hususunda   tazminat verilmesi gerektiği görüşündedir, (bkz. 76,80, ve 97. paragraflar). Başvurana   manevi zarar için hükmedilen 14,500 Euro'nun ödeme günündeki kur üzerinden Türk   Lirasına çevrilerek ödenmesine hükmedilmiştir.   C. Masraf ve Harcamalar   119. Başvuran davasının Sözleşme organları önünde hazırlanması ve sunulması için   yaptığı harcamalar için toplam 33,246.98 İngiliz Sterlini talep etmiştir. Sözkonusu   harcamalar şöyle özetlenebilir: (1) İngiliz Avukat Andrew Collender'in QC 90 saatlik   çalışması için 9.000 İngiliz Sterlini ), (2) Londra'daki KHRP'ye bağlı Kerim Yıldız,   Philip Leach, Anke Stock ve Diğerlerinin yaklaşık 244 saatlik hukuki çalışması için   23,942.98 İngiliz Sterlini ve ayrıca İngilizceden Türkçeye, Türkçeden İngilizceye çeviri   ve özetler için 1,570 İngiliz Sterlini, telefon görüşmeleri, posta, fotokopi ve kırtasiye   giderleri için 304 İngiliz Sterlini.   120. Hükümet, bu iddia hakkında da görüş bildirmemiştir.   121. Mahkeme, bu davanın Ankaradaki tanıkların ifadelerinin alınması da dahil   hukukla ve olaylarla ilgili detaylı bir incelemeyi gerektiren karmaşık konulan gündeme   getirdiğini belirtmiştir. Bu bağlamda sadece çok gerekli olan yasal harcamaların   Sözleşmenin 41. maddesi bağlamında ödenmesinin mümkün olduğunu tekrarlamıştır.   Mahkeme bu dava ile ilgili olarak yapılan bütün harcamaların çok gerekli harcamalar   olduğu konusunda ikna olmamıştır. Yasal temsilcilerinin toplam 334 saat çalıştığı   şeklindeki iddianın ve yapılan harcamaların gerekliliğinin ve makul harcamalar   olduğunun kanıtlanmadığı görüşündedir. Mahkeme, hakkaniyete uygun bir şekilde ve   başvuranın iddialarının detaylarını gözönünde bulundurarak, uygulanabilecek her   türlü katma değer vergisi hariç 14,700 Euro'dan Avrupa Konseyi'nden yasal yardım   yoluyla alınan 355 Euro'nun çıkartılmasıyla elde edilecek meblağın, İngiliz Sterlim   üzerinden başvuranın yasal temsilcinin İngiltere'deki banka hesabına yatırılmasına   karar vermiştir.   D. Hakların İade Edilmesi Talebi   122. Başvuran resîitutio in integrum prensibi temelinde, ailesi ile birlikte köyüne tekrar   yerleşmesinin sağlanması ve Eylül 1994'de gerçekleşen olaydan önce sahip olduğu   yaşam standartlarının tekrar sağlanması gerektiği görüşündedir.   123. Hükümet bu konuda görüş belirtmemiştir.   124. Mahkeme almış olduğu bir ihlal kararının, ilgili ihlale son verilmesi ve olaydan   önceki standardın tekrar yakalanması amacıyla gerekli düzenlemelerin yapılması için   Sözleşmeci Devlete sorumluluk yüklediğini tekrarlamıştır, (restitutio in integrum)   Ancak restitutio in integrum prensibinin gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı   durumlarda Sorumlu Devletler Mahkemenin ihlal kararına ne şekilde uyacakları   konusunda karar vermekte özgürdürler ve Mahkeme bu hususta beyanda   bulunmayacaktır. Bu konudaki denetim yetkisi ise Sözleşmenin 46. maddesinin 2.   paragrafı gereğince hareket eden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 'ne aittir, (bkz.   Selçuk ve Asker, s. 918, prg. 125).   E. Gecikme Faizi   125. Mahkeme, Avrupa Merkez Bankası'nın kredi faiz oranına, % 3 puan eklenmek   suretiyle ıllık gecikme faizi uygulanmasına karar vermiştir.   YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AİHS'nin 8. maddesinin ve l No'hı Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine   3. AİHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlali konusunda karar vermenin gerekli   olmadığına;   4. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   5. AİHS'nin 3,6,8, ve 13. maddeleri ve l No'lu Prokolün 1. maddesi ile bağlantılı   olarak 14. maddenin ihlal edilmediğine   6. 18. maddenin ihlal edilmediğine;   7.   a) Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince davanın kesinleştiği   tarihten itibaren geçerli olmak üzere Devletin başvurana aşağıda belirtilen   meblağların ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek   başvuranın Türkiye'deki banka hesabına yatırılmasına;   i) maddi zarar için 25,000 Euro   ii) manevi zarar için 14,500 Euro   b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödemenin yapıldığı   tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez   Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi   uygulanmasına;   8. a) Sorumlu Devletin Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince   başvuranın temsilcisine davanın kesinleştiği tarihten itibaren geçerli olmak   üzere üç ay içinde uygulanabilecek her türlü katma değer yergisinden muaf   olmak suretiyle mahkeme masrafları için belirlenen 14,700 Euro'an yasal yardım   yoluyla alınan 355 Euro'nun çıkartılarak ödeme günündeki kur üzerinden İngiliz   Sterlini'ne çevrildikten sonra, başvuranın İngiltere'deki hesabına yatırılmasına   b) Önceki paragrafta belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödemenin   yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez   Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi   uygulanmasına;   9. Başvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddine karar vermiştir.   Karar, İngilizce olarak hazırlanmış olup, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2.   ve 3. paragrafları gereğince 24 Temmuz 2003 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło