26982/95

WyrokETPCz2004-04-06ECLI:CE:ECHR:2004:0406JUD002698295

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za propagandę separatystyczną na podstawie jego wypowiedzi w Parlamencie Europejskim naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji? Czy Sąd Bezpieczeństwa Państwa, który rozpatrywał sprawę skarżącego, był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za wypowiedzi polityczne, które nie nawoływały do przemocy, lecz dotyczyły kwestii integralności terytorialnej i praw Kurdów, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego wolność wyrażania opinii. Kara dwóch lat pozbawienia wolności była zbyt surowa i nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze stanowisko, że tureckie Sądy Bezpieczeństwa Państwa, w skład których wchodzili sędziowie wojskowi, nie spełniały wymogu niezawisłości i bezstronności sądu, co naruszało prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehdi Zana, obywatel turecki, został oskarżony na podstawie tureckiej ustawy antyterrorystycznej za wypowiedzi wygłoszone w Parlamencie Europejskim i jego Podkomisji Praw Człowieka. Wypowiedzi te dotyczyły krytyki działań władz tureckich na południowym wschodzie kraju oraz kwestii kurdyjskich. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze na karę pozbawienia wolności, która została później złagodzona, ale którą już odbył. Skarżący kwestionował zarówno naruszenie wolności słowa, jak i brak niezawisłości sądu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze. 3. Uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania skarg dotyczących art. 6 ust. 1 i 3 lit. c) Konwencji w pozostałym zakresie. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 7 500 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 Euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   Mehdi ZANA (No: 2) -TÜRKİYEDAVASI   (Başvuru no:26982/95)   Nisan 2004 NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Mehdi Zana “başvuran”, 21 Mart 1995   tarihinde, İnsan Haklarım ve Temel Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin “AİHS”   eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na   “Komisyon”, AİHS’nin 6 §§ l ve 3. ve 10. maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı   başvurudur (Başvuru no: 26982/95).   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “AİHM” önünde, Paris Barosu avukatlarından   D. Jacoby tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Davanın koşulları   Mart ve 19 Ekim 1993 tarihlerinde, Ankara Cumhuriyet Savcısı, Fransa’da   ikamet eden ve 1940 doğumlu olan başvuran hakkında 3713 Sayılı Terörle Mücadele   Yasası’nın 8. maddesi uyarınca kamu davası açmıştır. Başvuranın 28 Ekim 1992   tarihinde Avrupa Parlamentosunda ve 3 Aralık 1992 tarihinde Avrupa Parlamentosu   İnsan Hakları Alt Komisyonunda yaptığı basın açıklamalarına dayanarak Cumhuriyet   Savcısı başvuranın Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne muhalefet   yapmaktan suçlu bularak mahkumiyetini talep etmiştir.   Mayıs 1994 tarihli karar ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi “DGM”   başvuranı suçlu bularak 4 yıl hapis cezasına ve 200.000.000 TL’lik para cezasına   mahkum etmiştir .   Mayıs 1994 tarihinde, başvuran yakalanarak tutuklanmıştır.   Başvuranın söz konusu kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay, 21 Eylül 1994   tarihli karar ile ilk derce mahkemesinin kararını onamış ve 12 Ekim 1994 tarihinde   Cumhuriyet Savcılığına tebliği etmiştir.   Sayılı Yasası’nın 8 maddesince öngörülen hapis cezalarını hafifleten   ancak para cezalarını ağırlaştıran 27 Ekim 1995 tarihli 4126 Sayılı Yasa’nın 30 Ekim   tarihinde yürürlüğe girmiştir. 4126 Sayılı Yasa’nın geçici bir maddesi, 3713   sayılı Yasa’nın 8. maddesi çerçevesinde hükme bağlanan mahkumiyet kararlarının   re’sen yeniden görülmesini imkan tanımıştır. Bu sebepten ötürü, DGM, başvuranın   davasını esastan tekrar incelenmesine karar vererek 10 Kasım 1995 tarihli karar ile   başvuranı iki yıl hapis cezasına mahkum etmiştir. Başvuran, daha önceden hapis   cezasını tamamladığından, serbest bırakılmıştır.   Cezai Yargılama Süreci   Nisan 1993 tarihinde, DGM ‘deki duruşma sırasında, sorguya çekilen   başvuran savunmasını mahkeme heyetine sunmuştur.   Başvuranın katılımıyla ikinci duruşmasını 13 Mayıs 1993 tarihinde   gerçekleştiren DGM, kendini yetkisiz ilan ederek dava dosyasını Ankara Cumhuriyet   Savcılığına sevk etmiştir. Ankara Cumhuriyet Savcısı da aynı gerekçeden dolayı   dava dosyasını Yargıtay 3. Dairesine göndermiştir. Yargıtay, Ankara DGM’sini dava   dosyasına bakmakla görevlendirmiştir.   İlk duruşma sırasında, 16 Aralık 1993 tarihinde, Yargıtay’ın dava dosyasını geri   göndermesiyle DGM dosyaların birleştirilmesine karar vermiştir. Başvuran bu konuda   her hangi bir itirazda bulunmamıştır. Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı iddianamesinde,   Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesini ileri sürmüştür. Başvuran, mahkeme   __________________________________________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004 Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış   olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu   ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   heyetine cevap vermekten kaçınarak 3 Şubat, 7 Nisan ve 12 Mayıs 1994 tarihlerinde   yapılan duruşmalara katılmamıştır..   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, yerel makamların AİHS’nin 10.maddesinin ihlal ettiklerini ileri   sürmüştür.   Başvuran, mahkumiyet kararının AİHS’nin 10. maddesinde 2. fıkrasında dile   getirilen meşru amaçla hiçbir ilgisinin bulunmadığını ve mahkumiyet gerekçesinin   “Türkiye Cumhuriyeti devletinde Kürdistan adlı bir toprak parçasının ve Türk   toplumunda farklı bir halk bulunduğuna ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurt halkına   baskı ve işkence yaptığına“ dair görüşlerine dayandırıldığını iddia etmiştir. Ayrıca,   başvuran, söz edilen konuşmanın bir durum değerlendirmesi olduğunu ve metinde   adı geçmeyen bir terörist örgüt olan PKK’ya bir destek olarak görülmemesi gerektiğini   ileri sürmüştür.   Başvurana göre “Yerel Türk hukuku ve Anayasa Hükümleri ne olursa olsun,   demokratik bir ülkede, her bireyin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne   ilişkin görüşlerini ifade etme özgürlüğüne sahip olması gerekmektedir”.   Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin mahkumiyetine   neden olan bölücülük suçlarını cezalandıran Terörle Mücadele Yasası’nın 8.   maddesine dayandırıldığını ve toprak bütünlüğünün korunması ve ulusal güvenliğinin   sağlanması gibi meşru amaç doğrultusunda yapıldığını vurgulamıştır. Terörle   Mücadele Yasası’nın 8.maddesi, yasadışı bir örgüt olan PKK gibi terörist gruplara   destek amaçlı her türlü eylemleri yasaklamıştır.   Hükümet, AİHS’nin 10.maddesinin terörizmle karşı karşıya kalan Sözleşmeci   Devletlere belirli bir taktir yetkisi verdiğini hatırlatarak PKK’nın güvenlik güçlerine ve   sivil halka karşı birçok silahlı eylem gerçekleştirdiği sırada başvuranın beyanlarının   ciddiyetine dikkat çekmiştir.   AİHM, Konuyla ilgili içtihatlardan meydana gelen ilkeleri hatırlatmıştır (Bkz, 23   Nisan 1992 tarihli Castells-lspanya kararı , § 23, 25 Kasım 1997 tarihli Zana-Türkiye   kararı, § 51, Fressoz ve Roire-Fransa kararı, no: 29183/95, § 45, Ceylan-Türkiye   kararı, no: 23556/94, § 32, Öztürk -Türkiye kararı, no: 22479/93, § 64 ve İbrahim   Aksoy-Türkiye kararı, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, §§ 51-53).   AİHM, denetleyici yargı yetkisini kullanırken itiraz edilen müdahaleye,   başvurucunun sorumlu tutulduğu sözlerinin özü ve bunları hangi bağlamda   söylediğini de kapsayacak biçimde, davanın bütünün ışığında bakmalıdır. AİHM   özellikle dava konusu müdahalenin “izlenen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını   ve ulusal makamların bu müdahaleyi haklılaştırmak için ileri sürdükleri nedenlerin   “uygun ve yeterli” olup olmadığını saptamalıdır (bkz. yukarıda anılan Fressoz ve   Roire-Fransa kararı) Bunu yaparken AİHM, ulusal makamların 10. maddede   somutlaştırılan ilkelere uygun standartları uyguladıklarına ve bundan başka, ilgili   olayların kabul edilebilir bir nitelendirmesine dayandıklarına ikna olmalıdır.   AİHM, söz konusu beyanların hem içerik yönden hem de kullanılan kelimeler   yönünden siyasi nitelik taşıdığını belirtmiştir. Eski bir milletvekili olan başvuran   Türkiye’nin Güney doğusu’nda ulusal makamların ve özellikle silahlı kuvvetlerin   faaliyetlerini ağır biçimde eleştirmekle birlikte kurt halkı tarafından yürütülen   bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin engellendiğini ifade etmiştir. 28 Ekim 1992   tarihinde, “Mehdi Zana’dan çağrı” adlı bir bildiri Avrupa Parlamentosunda yapılan bir   basın açıklaması şurasında başvuran tarafından okunmuş ve dağıtılmıştır.   AİHM, 3 Aralık 1992 tarihinde Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Alt   Komisyonu’nun   huzurunda   yapılan   söylemde,   başvuranın   Türkiye’nin   Güneydoğusu’ndaki ulusal makamlarının faaliyetlerini kınayarak “PKK’nın Türk Silahlı   Kuvvetlerinin baskısından dolayı türediğini” beyan etmiştir.   AİHM, başvuranın şiddeti teşvik ettiği gerekçesiyle değil Türkiye’nin   Güneydoğusu’nun bazı bölümlerinin bağımsız bir Devlet - “Kürdistan” olarak   vasıflandırılarak yazısında bölücülük propagandası yaptığı için DGM tarafından   mahkum edildiğini ileri sürmüştür. AİHM, ilgili olmasına rağmen, başvuranın mahkum   edilmesi ve cezaya çarptırılmasına ilişkin DGM kararında belirtilen gerekçelerin   ilgilinin ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin haklı çıkarılması için yeterli olmadığı   görüşündedir (Bkz, 8 Temmuz 1999 tarihli Sürek-Türkiye kararı, no: 24762/94, § 58).   AİHM, mezkur söylemlerin Avrupa Parlamentosunda ve Avrupa Parlamentosu   İnsan Hakları Alt Komisyonunda yapıldığını ve başvuranın Türk siyasetinin bir aktörü   olarak toplumun bir kısmının geleceğim Avrupa Parlamentosunda gündemine   taşımak istediğini belirtmiştir.   AlHM, başvurana verilen iki yıl hapis cezasının ağır olduğuna dikkati çekmiştir.   Bu bağlamda AİHM, müdahalenin ölçüsü değerlendirilirken verilen cezanın şiddetinin   ve çeşidinin gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu belirtmiştir.   Yukarıdaki hususları dikkate alan AİHM, başvuranın mahkumiyetinin ve   cezasının amaçlanan hedefler ile orantısız olduğunu ve bu nedenle “demokratik bir   toplumda zaruri” olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu sebeple, bu dava konusu şartlar   altında AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, Ankara DGM’deki yargılaması boyunca sik aralılarla hakim karşısına   çıkarılmağından ve adı geçen adli makamın bağımsız ve tarafsız olmadığından   dolayı adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu konuda, AİHS’nin 6§§   ve 3 c) maddesine atıfta bulunmuştur.   A. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin   AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetin dile getirildiğini ve   bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya   koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak   hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanı sıra başvuranın aralarında   askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı olarak   yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısına   varmaktadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı   mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu   çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir, (sözü edilen meal   kararı s.1573, § 72 ).   AİHM, başvuranı yargıladığı sırada Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS‘nin 6 §   maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme vasfını taşımadığına karar   vermiştir.   Buna istinaden AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.   B. AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin ihlaline ilişkin   Başvuran, yargılaması boyunca DGM sık sık çıkarılmadığından dolayı adil   yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.   AİHM, başvuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkemece tarafından   görülmediğine dair ihlalin tespiti dikkate alındığında söz konusu şikayeti   incelenmesine gerek olmadı sonucuna varmıştır.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41.maddesi çerçevesinde   (ilgili madde)   A. Zarar   Başvuran hapsedilmesinden dolayı uğradığı maddi zarar için 590.000 Fransız   Frangı “FF” veya 89.944 Euro tazminat talep etmiştir. Ayrıca, başvuran, manevi   tazminat olarak 100.000 FF veya 15.244 Euro istemiştir.   Hükümet söz konusu meblağlara itirazda bulunmuştur.   Başvuranın tazmin taleplerine ilişkin olarak AİHM, maddi tazminat iddialarının   yeteri kadar açıklanmadığından dolayı her hangi bir tazminata yer olmadığı   kanısındadır.   Manevi tazminata gelince AİHM, başvuranın konuyla ilgi bazı sıkıntılarla karşı   karşıya kaldığını ve buna istinaden AİHS’nin 41.maddesi uyarınca hakkaniyet   çerçevesinde başvurana 7.500 Euro verilmesine hükmetmiştir.   B. Masraf ve harcamalar   Masraf ve harcamalar için başvuran dayanak göstermeksizin toplam 59.600 FF   veya 9.085 Euro talep etmiştir.   Hükümet’e göre talep edilen miktar temelden yoksun ve abartılıdır.   AİHM, AİHS’nin 41 maddesine dayanarak makul, gerçek ve ayrıntılı biçimde   ortaya konan masrafları ödediğini hatırlatmıştır (Bkz diğer karara, Nikolova-   Bulgaristan kararı, no: 31195/96, §79).   Konuyla ilgili uyguladığı kriterler gözönüne alındığında ve hakkaniyet uygun   olarak AİHM, başvurana 2.500 Euro verilmesine kararlaştırmıştır.   C. Temerrüt Faizi   AİHM, AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı %3 ‘lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmiştir.   Bu nedenden dolayı, AİHM, Oybirliğiyle,   1- AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2- Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı   gerekçesiyle AİHS’nin 6 §1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6 §§1 ve 3c) maddesine ilişkin şikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına;   4.   a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme   tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin   başvurana:   i) Manevi tazminat için 7.500 (yedi bin beş yüz) Euro;   ii) Masraf ve harcamalar için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro;   b) Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, sözkonusu   sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa   Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit   faizi uygulamasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 6 Nisan 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło