27243/95

WyrokETPCz2002-03-19ECLI:CE:ECHR:2002:0319JUD002724395

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy państwo ponosi odpowiedzialność za śmierć Saliha Sabuktekina na podstawie art. 2 Konwencji? 2. Czy dochodzenie w sprawie śmierci Saliha Sabuktekina było skuteczne i zgodne z art. 2 Konwencji? 3. Czy doszło do naruszenia prawa do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1) i prawa do skutecznego środka odwoławczego (art. 13) w związku z dochodzeniem w sprawie śmierci? 4. Czy doszło do naruszenia art. 3 i art. 14 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że dowody przedstawione w sprawie nie są wystarczające do udowodnienia, że Salih Sabuktekin został zabity przez siły bezpieczeństwa państwa, co wykluczyło naruszenie materialnego aspektu art. 2 Konwencji. W odniesieniu do proceduralnego aspektu art. 2, Trybunał stwierdził, że władze krajowe podjęły szereg działań dochodzeniowych, w tym oględziny miejsca zdarzenia, przesłuchania świadków, operacje antyterrorystyczne i postawienie zarzutów, co świadczy o braku bierności lub nieskuteczności dochodzenia, mimo że nie doprowadziło ono do skazania sprawców. W związku z tym nie stwierdzono naruszenia proceduralnego aspektu art. 2. Ponieważ nie stwierdzono naruszenia art. 2 w aspekcie proceduralnym, Trybunał uznał, że nie ma podstaw do badania skargi z art. 13, a tym samym nie ma potrzeby badania skargi z art. 6 ust. 1.
Stan faktyczny
Skarżąca, Sultan Sabuktekin, jest żoną Salih Sabuktekin, przedsiębiorcy i delegata partii HADEP w Adanie. 28 września 1994 r. Salih Sabuktekin został zamordowany przed swoim domem przez dwóch cywilów. Skarżąca twierdziła, że policja uniemożliwiła jej szwagrowi ściganie zabójców, a jej mąż był wcześniej nękany przez policję ze względu na jego działalność polityczną. Rząd przedstawił inną wersję wydarzeń i przebiegu postępowania.
Rozstrzygnięcie
1. Jednogłośnie odrzuca zarzut rządu. 2. Jednogłośnie stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji w związku ze śmiercią męża skarżącej. 3. Stwierdza (6 głosami do 1) brak naruszenia art. 2 Konwencji w związku z dochodzeniem prowadzonym przez władze krajowe w sprawie śmierci męża skarżącej. 4. Jednogłośnie stwierdza, że nie ma potrzeby badania istoty skargi skarżącej na podstawie art. 6 ust. 1 Konwencji. 5. Stwierdza (6 głosami do 1) brak naruszenia art. 13 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   SABUKTEKİN- TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 27243/95)   NİHAİ KARARININ ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Mart 2002   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   l.Olayların başvuran tarafından değerlendirilmesi   7. Başvuranın eşi, Salih Sabuktekin müteahhit olup, HADEP üyesi ve partinin   Yüreğir /Adana delegesidir. 28 Eylül 1994 günü evinin önünde otomobiline binerken   öldürülmüştür. Görgü tanıklarına göre Salih Sabuktekin sivil giyimli iki kişi tarafından,   arabada bekleyen erkek kardeşi Halil Sabuktekin de olmak üzere birden çok tanık   önünde silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştür.   8. Olayların gelişimi ve sonrasında cereyan eden olaylar taraflarca farklı   biçimde ifade edilmiştir.   9. Başvurana göre olaylar saat 6.30.-7 sularında meydana gelmiştir.   Kayınbiraderi Halil Sabuktekin kardeşinin katillerini yakalamak için atılmış, fakat sivil   polislerce engellenmiş ve ifadesi alınmak üzere göz altına alınmıştır. Başvuran, 31   Mart 1997'deki itirazlarında kayınbiraderinin Latif Turan adlı bir kişiyle birlikte katil   zanlılarının peşine düştüklerini, adı geçen kişinin 21 Haziran 1999'da bu beyanı   vermiş olduğunu belirtmektedir.   10. Vermiş olduğu ifadeyi teyit etmek için başvuran özellikle kayınbiraderinin 31   Mart 1997'deki insan Hakları Derneği ve HADEP'in bir üyesi önünde verdiği beyanını   Komisyona iletmiştir. Halil Sabuktekin'e göre saat 7'yi yaklaşık olarak on dakika   geçerken kardeşine ateş açılmış, kendisi bir arkadaşıyla birlikte katil zanlılarının   peşinden koşmuşlar fakat polislerce engellenmişlerdir. Adı geçenlerin PKK ve   Hizbullah ve HADEP'Ie ilgili olarak ifadeleri alındıktan sonra, Adana Devlet   Hastanesine sevk edilmişler -bu esnada H. Sabuktekin kardeşini yaralı olarak   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2002. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   sedyede yatıyor görmüştür- daha sonra Emniyet Müdürlüğü'ne götürülerek sorguya   alınmış, bir saat sonra da serbest bırakılmışlardır. H. Sabuktekin Hastaneye geri   döndüğünde kardeşinin kısa bir süre önce ölmüş olduğunu öğrenmiştir.   11. Başvuran, eşinin cenaze töreninde yirmiye yakın kişinin gözaltına alındığını,   ayrıca eşinin ölümünden önce üç defa polisin gece yarısı evlerine girerek aramalar   yaptığını ilk iki seferde S. Sabuktekin'in nerede olduğunu sorduğunu üçüncü kez   geldiklerinde eşini de yanlarına alarak gittiklerini, eşinin ertesi gün serbest   bırakıldığını belirtmekte, Üstelik, evlerinin sürekli polis tarafından gözlendiğini ifade   etmektedir.   12.Başvuran şubat veya mart 1998'den önce soruşturmayı yapan polisler   tarafından çağrılmadığını iddia etmektedir.   2. Hükümet açısından olayların değerlendirilmesi   13. Hükümet'e   göre maktule saat   sularında ateş açılmıştır.   Soruşturmadan H.Sabuktekin'in kardeşini anında Adana Devlet Hastanesine   götürdüğü anlaşılmaktadır.   14. Hükümet başvuranın cinayetten sonra karakola çağrıldığını fakat bu davete   karşılık vermediğini belirtmektedir.   15. İki doktor tarafından imzalanan hastane kayıtlarına göre S. Sabuktekin'in   hastaneye geliş saati saat 6.20'dir. 28 Eylül 1994'te iki polis memuru A.Ö. ve S.A   saat 6.30'da tutanak tutmuşlardır. S.Sabuktekin'in Adana Devlet Hastanesi Acil   Servisine saat 6.20'de geldiği ve ameliyata alındığı doktorlar tarafından   doğrulanmakladır. Aynı gün yapılan ikinci bir tutanağa iki polis memuru imza atmış,   yaralının üzerinden çıkan eşyalar kardeşi H. Sabuktekin'e teslim edilmiştir.   B. Ulusal makamların gerçekleştirdiği işlemler   16. Olayın ardından olay yerine gelen polisler yakın çevrenin krokisini çizmiş,   görgü tanıklarının isimlerini almış, cinayetin işlendiği alan ve civarında incelemelerde   bulunmuş : tutanaktan cinayet mahallinde yedi adet mermi kovanı bulunduğu   görülmektedir.   17. 28 Eylül 1994'de aralarında H. Sabuktekin'in de bulunduğu beş kişinin   ifadesi alınmış, H. Sabuktekin olayın 6.30 sularında meydana geldiğini, kardeşinin   yaralandığını anlar anlamaz hemen hastaneye götürdüğünü belirtmiş, katil zanlılarını   takip ettiğine ya da polis tarafından engellendiğine ilişkin bir açıklamada   bulunmamıştır.   Maktul için işçi olarak çalışan Abdullah Ertekin ateş açıldığı sırada aracın   arkasında bulunduğunu söyleyerek H.Sabuktekin ile aynı yönde ifade vermiştir. Polis   tarafından saat 7'de ifadesi alınan Ertekin, maktulün evinin önüne kamyonet ile   Mesut Şen’le geldiklerini ve olayın saat 6.30 sularında gerçekleştiğini belirtmiştir. İki   görgü tanığı, saldırganlar hakkında sadece genel bilgiler verebilmişlerdir. Kahvehane   sahibi Müslüm Olcay katil zanlılarından birinin yaşı, boyu, saç rengi hakkında bilgi   verebilmiş, fakat diğerinin eşkalini hatırlamadığını belirtmiştir. Kahveci o anda   kahvehanede on kadar kişinin olduğunu işçilerin o esnada kamyonete binmek için   ayrıldıklarının altını çizmiştir, ifadesinde, ateş açanların takip edildiğine dair beyanda   bulunmamıştır. Aynı polis memurları tarafından dinlenen fırıncı Suphi Özbudak,   faydalı olacak bilgiler verememiştir.   18. Adana Cumhuriyet Savcısı başvuranın eşinin öldürülmesiyle ilgili olarak   soruşturma başlatmıştır. 13 Ekim 1994'te Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle   Mücadele Şube Müdürlüğü Adana Cumhuriyet Savcısına 28 Eylül 1994 tarihinde   işlenen cinayete dair yürütülen takibat sonucunda elde edilen tutanakları, olay   yerinde elde edilen bulguları, ve maktulden çıkan kurşun örneğini iletmiştir. Adli Tıp   tarafından hazırlanan ve otopsi yapılmasını öneren ölüm raporu ile toxiolojik   incelemeler eklenmiş, ayrıca Balistik raporu sonuçları da ekte hazır   bulundurulmuştur.   19. 6 Aralık 1994 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı yürütülen soruşturmalar   çerçevesinde cinayetin araştırılması ve zanlıların yakalanması için arama emri   çıkarmıştır ve Emniyetin ilgili bilimlerine olay hakkında araştırma yapmaları ve   şüphelileri yakalamaları için talimat vermiştir. Ayrıca, savcı soruşturmanın gidişatı   hakkında her üç ayda bir Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verilmesini emretmiştir.   20. Temmuz 1995'de, Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi,   birçok HADEP üyesi ve PKK sempatizanı cinayetlerinden sonra yasadışı örgüt   Hizbullah'a dönük bir operasyon düzenlemiştir. 27 Temmuz 1995'deki operasyon   kapsamında tutuklanan on dört kişiden biri olan Z.T ifadesinde başka bir örgüt   mensubu H.T'nin kendisinden PKK örgütü ile HADEP'in bölgede bulunan üyeleri   hakkında ve özellikle de S. Sabuktekin ile ilgili bilgiler toplamasını istediğini belirtmiş,   ele geçirdiği bilgiler neticesinde bu kişilerin 1994-1995 yıllarında öldürüldüklerini   öğrenmiştir. Ayrıca bu cinayetlerin sorumluları ve öldürme emrini verenler hakkında   bilgi sahibi olmadığını da eklemiştir.   Tutuklular arasında bulunan H. T. İfadesinde kendisine yöneltilen tüm   suçlamaları reddetmiş, bu ifadelere ilişkin özet bilgiler Adana Cumhuriyet Savcısına   iletilmiştir.   21. Bu süre zarfında , 20 Temmuz 1995'te tutuklanan kişilerin evlerinde ele   geçirilen silah ve mermiler üzerinde inceleme yapılmış, incelemeden sonra mermi   kovanlarının bazı faili meçhul cinayetlerde kullanılanlardan farklı yapıda olduğunu   tespit etmiştir.   22. 4 Ağustos 1995'te Adana Cumhuriyet Savcısı on dört sanığı dinlemiş   aralarından altısı hakkında tutuklama kararı vermiştir.   23. 2 no'lu Asliye Hukuk Mahkemesi sanıkları dinledikten sonra aralarında H.T.   ve Z.T.'nin de bulunduğu beş kişinin tutuklanmasına altıncı kişinin ise serbest   bırakılmasına karar vermiştir.   24. Aynı gün Adana Cumhuriyet Savcısı, adam öldürme de dahil birtakım   yasadışı örgüt faaliyetlerine karışmakla suçlanan sanıkların yargılanmasında   Mahkemenin yetkisiz olduğunu belirterek, Konya DGM'nin devreye girdiğini ifade   etmiştir.   25. 11 Ağustos 1995'te Konya DGM Savcısı, tutuklu sanıkların ondördünden   sekizini yasadışı örgüt faaliyetlerine karıştıklarına dair somut deliller   bulunamadığından serbest bırakmış diğer altı sanığı mahkemeye sevk etmiştir.   26. 16 Ağustos 1995'te Konya DGM Savcısı Adana Cumhuriyet Savcısından 28   Eylül 1994'te ifadeleri alınan dört görgü tanığı ile Temmuz 1995'te tutuklanan ve   aralarında Z.T. ve H. T.'nin de bulunduğu sanıklar arasında yüzleştirme yapılmasını   talep etmiştir. l Eylül 1995'te Adana Cumhuriyet Savcısı, Adana Emniyet   Müdürlüğünden ve Adana Cezaevinden şahitlerin ve tutukluların yüzleştirilmesi için   getirilmelerini talep etmiştir. Müslüm Olcay 26 Eylül 1995'te savcının önünde hazır   bulunmuş. 26 Eylül 1995 tarihli bir nota göre, Halil Sabuktekin'in başka bir bölgede   bulunan Doğubeyazıt'ta askerlik görevini ifşa etmesi nedeniyle savcı önüne   çıkmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Abdullah Ertekin'in ve Suphi Özbudak'ın   adresleri değiştiği ve kimsenin yeni adreslerini tanımadığı için savcı önüne   çıkarılamamışlardır. 25 Eylül ve 18 Ekim 1995 tarihli mektuplar ile Adana Cumhuriyet   Savcısı, Konya DGM Savcısına, tutuklulardan birinin cezaevi kayıtlarında   bulunmaması nedeniyle ve diğerinin de Karaman ceza evine nakledildiğinden talep   edilen yüzleştirmenin gerçekleşemediğini belirtmiştir.   27. 7 Kasım 1995'te Konya DGM Savcısı, Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle   Mücadele Şubesinden sözü edilen dört görgü tanığının dinlenilmesi için mahkemeye   çağrılmasını talep etmiş, Terörle Mücadele Şubesi H. Sabuktekin'in Doğubeyazıt'ta   askerlik görevini yaptığını hatırlatmış, diğer tanıkların şehir dışına çıkabilmeleri için   yeterli maddi imkana sahip olmadıklarını mahkemenin bu masrafları üstlendiği ölçüde   tanıklık etmelerinin mümkün olacağının altını çizmiştir.   28. 28 Kasım 1995'te Konya DGM Savcısı özellikle 13 Ekim 1994 tarihli   zabıtnameye istinaden (bkz. 18. paragraf) Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle   Mücadele Şubesinden S.Sabuktekin'in faili olan iki kişinin yakalanması için çok yönlü   bir soruşturma yürütülmesi ve Mahkemenin her üç ayda bir gelişmeler hakkında bilgi   verilmesi talebinde bulunmuştur.   29. 12 Aralık 1995'te Konya DGM Savcısı Adana Cumhuriyet Savcısını   S.Sabuktekin'in ölümüyle ilgili görgü tanıklığı yapacak kişiler ve 11 Ağustos 1995'te   DGM'ye sevk edilen sanıklar arasında yüzleştirme yapılması istemiyle çağırmıştır.   30. 7 Mart 1996'da Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, Konya   DGM Savcısına 28 Kasım 1995 tarihli yazıya istinaden yürütülen çok yönlü   soruşturmadan bir sonuç alınamadığını, cinayeti işleyen faillerin bulunamadığını   bildirmiş, soruşturma kapsamındaki her türlü gelişmeden mahkemenin   bilgilendirileceğini eklemiştir.   31.14 Mart 1996'da Konya DGM Savcısı Adana Cumhuriyet Savcısını bir kez   daha çağırtarak tanıklar ve sanıklar arasında yeniden bir yüzleştirme yapmıştır.   32. 25 Temmuz 1996'da Konya DGM Savcısı 11 Ağustos 1995'te DGM'ye sevk   edilen altı sanığı delil yetersizliğinden serbest bırakmıştır, l Ağustos 1996'da Savcı,   kararı Yargıtay'a bildirmiş, 16 Şubat 1998'deki kararla Yargıtay 25 Temmuz 1996'daki   kararı onamıştır.   33. 25 Eylül 1996'da Konya DGM Savcısı 12 Aralık 1995 ve 14 Mart 1996 tarihli   yazılarına yanıt alamadığından 14 Mart 1996 tarihli talebini yinelemiş, mezkur   kişilerin muhtemel kimliklerinin belirlenebilmesi için çekilmiş fotoğraflarının   mahkemeye sunulmasını istemiştir. 3 ve 7 Ekim 1996'da Savcıya, 11 Ağustos 1996   tarihli iddianameyle çağrılan kişilerin bu çağrıya cevap vermedikleri bildirilmiştir.   34. 18 Ekim 1996'da, Konya DGM Savcısı Adana Savcılığına görgü tanıklığında   bulunan kişilerin serbest bırakıldığını bildirmiştir.   35. 5 Kasım 1996'da Konya DGM Savcısı Adana Savcısından maktulün olay   günü üzerinde bulunan ve muhtemelen kardeşi Abdulvahap'a teslim edilen   giysilerinin bir bilirkişi tayin edilerek incelenmesi, ayrıca 28 Eylül 1994'te ifadelerine   başvurulan dört görgü tanığının yeniden dinlenmesi ve olay yerinde yeniden bir keşif   yapılması isteminde bulunmuştur.   36. 13 Kasım 1996 tarihli ve 4210 sayılı yasaya istinaden Konya Devlet   Güvenlik Mahkemesinde görülen dava Adana Devlet Güvenlik Mahkemesine sevk   edilmiştir.   37. 23 Haziran 1997'de Adana DGM Savcısı Terörle Mücadele Şubesinden   ve 1995 yılları arasında işlenen yaralama ve aralarında S. Sabuktekin'in   öldürülmesi de dahil cinayetle sonuçlanan beş olayla ilgili tetkiklerin mahkemeye   iletilmesini, yasadışı örgütler Hizbullah ve PKK'nın işledikleri cinayetlerle ilgili savların   derinleştirilerek araştırılmasını talep etmiştir. Mahkeme katil zanlıları olarak,   şüphelerin H.T ve Z.T. üzerinde yoğunlaştığını buna istinaden 25 Eylül 1996'da   Konya DGM Savcısının istemiyle aralarında H. Sabuktekin'in ve Müslüm Olcay'ın da   yer aldığı dokuz tanığın dinlenildiğini ve sanık fotoğraflarının gösterildiğini   hatırlatmaktadır.   38. 3 Temmuz 1997'de Adana DGM Savcısı Müslüm Olcay'ın ifadesine   başvurmuş fakat 28 Eylül 1994'dekinden farklı bir bilgiye rastlamamıştır. M. Olcay'a   şüphelilerin fotoğrafları gösterilmiş, kendisi katillerin yüzlerini göremediğini ve   fotoğraflardan teşhis edemediğini ifade etmiştir.   39. Aynı gün Terörle Mücadele Şubesi mahkemeye sunulacak başka görgü   tanıkları bulunamadığını belirtmiştir.   40. 30 Temmuz 1997'de Adana DGM Savcısı Terörle Mücadele Şubesinden   H.T. ve Z. T. Üzerinde yoğunlaşan şüpheleri hatırlatarak soruşmanın yeniden   yürütülmesi ve mahkemeye aylık rapor sunulmasını talep etmiştir.   41. Terörle Mücadele Şubesi, Savcının 23 Haziran ve 30 Temmuz 1997'deki   yazılarına cevaben 28 Ağustos 1997 tarihli yazısında H.T.'nin ve Z.T.'nin ikametlerine   ilişkin hiçbir bilgi edinilemediğini, Z.T. ve H.T.'nin kardeşlerinin adreslerine ulaşıldığını   bu kişilerin de H. T.'nin yeriyle ilgili olarak bilgi vermediklerini dile getirmiş, Savcıya   iletilen 9 Eylül 1997'deki diğer bir yazıda 28 Eylül 1994'de işlenen cinayetle ilgili hiçbir   bilgi elde edilemediği belirtilmiştir.   42. 6 Kasım 1997, 6 Ocak, 3 Şubat ve 19 Mart 1998 tarihli yazılarıyla Adana   DGM Savcısı Terörle Mücadele Şubesini cinayetle ilgili olarak yürütülen   soruşturmanın seyrindeki gelişmeleri ve aylık olağan raporları iletmek üzere Savcılığa   çağırmış, Terörle Mücadele Şubesi Savcılığa gelerek bilgi vermiş, bunu müteakip 20   Mayıs, 20 Haziran , 20 Temmuz, 20 Ağustos ve 22 Eylül 1998 tarihli yazılarıyla   soruşturma kapsamında herhangi bir gelişme olmadığını rapor etmiştir.   43. Bu arada, 14 Nisan 1998'de Adana DGM Savcısı, Terörle Mücadele   Şubesinden başvuranın Abdulvahap ve H. Sabuktekin'in sorgulanması istemiyle   mahkemede hazır bulunmasını talep etmiştir. Abdulvahap'ın mahkemeye çağrıldığını   bildiren yazı ikamet ettiği İzmir'e DGM'ye ertesi gün iletilmiştir.   44. 15 Nisan 1998'de Adana DGM Savcısı, Terörle Mücadele Şubesinden olay   mahallinde incelemede bulunan polis memurlarının dinlenilmesi istemiyle   mahkemeye çağırmış, aynı gün Terörle Mücadele Şubesi polis memurunun askerlik   hizmetini yaptığını ve kendisine ulaşılamadığını beyan etmiştir.   45. 15 Nisan 1998'de başvuran DGM'de ifade vermiştir.   46. 16 Nisan 1998'de Abdullah Ertekin 28 Eylül 1994 tarihli ifadesine benzer bir   ifade vermiş, ateş edildikten hemen sonra yaralıyı Müslüm Olcay ile birlikte Adana   Devlet Hastanesine götürdüklerini dile getirmiştir. Aynı gün ifadesi alınan Müslüm   Olcay önceki ifadelerinin dışında farklı bir bilgi vermemiştir (bkz.17. paragraf).   47. Maktulün erkek kardeşi Abdulvahap Sabuktekin 20 Nisan 1998'de Savcı   tarafından dinlenmiş, kardeşinin ölümüyle ilgili çok az bilgisi olduğunu, olay anından   iş yerinde haberdar olduğunu, hastaneye kaldırılan kardeşinin yanına gittiğinde ölüm   haberini aldığını, kardeşinin üzerinden çıkan giysilerin kendisine verilmediğini ve   nerede olduğunu bilmediğini söylemiştir. H. Sabuktekin ise 22 Nisan 1998'de savcı   tarafından dinlenmiş ve ifade vermiştir.   48. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü 24   Nisan 1998'de Dışişleri Bakanlığına bir yazı göndererek soruşturmanın seyri   hakkında bilgi vermiş, ilgili dosyayı iletmiştir. Yazıda Salih Sabuktekin'in öldürüldüğü   gün polisin soruşturma düzenlediğini bu kapsamda görgü tanığı olarak Halil   Sabuktekin'i, başvuran Sultan Sabuktekin'i, Abdullah Ertekin'i, Müslüm Olcay'ı ve   Suphi Özbudak'ı dinlediğinin altını çizmiştir.   49. 8 Mayıs 1998'de Savcı Halil Sabuktekin'i yeniden sorgulamış ifadesini   almıştır.   50. 18 Eylül 1998'de Adana DGM Savcısı, 1994-1995 yılları arasında işlenmiş   adam öldürme ve yaralama suçlarıyla ilgili olarak yeni bir soruşturma açılması   yönünde Terörle Mücadele Şubesine talimat vermiştir.   51. 28 Eylül 1998'de Terörle Mücadele Şubesi. Savcının dikkatine bazı bilgiler   sunmuştur; Abdullah Ertekin 5 Kasım 1998'de 28 Eylül 1994 tarihli ifadesiyle paralel   bir ifade vermiştir.   52. Terörle Mücadele Şubesi 19 Mart 1998 tarihli yazıya istinaden Adana DGM   Savcısına gönderdiği 21 Ekim 1998 tarihli yazısında olayların seyrine ilişkin yürütülen   soruşturmayla ilgili olarak bilgi arz etmiştir.   53. 4 Kasım 1998'de Terörle Mücadele Şubesi Halil Sabuktekin'in ifadesine   yeniden başvurmuştur.   54. 9 Kasım 1998'de Mesut Şen Terörle Mücadele Şubesince yeniden   dinlenmiştir.   55. Mesut Şen, aynı gün Adana DGM Savcısına benzer ifadeler vermiştir.   56. 9 Kasım 1998'de Halil Sabuktekin cinayetin işlendiği gün tam karşısında   bulunan Kahvehanede bulunan kişilerle ilgili olarak ifade vermiştir.   57. 18 Kasım 1998'de başvuran Savcı tarafından dinlenmiştir.   58. Aynı gün Savcı Ali Acar'ı dinlemiş beyanını almıştır.   59.19 Kasım 1998'de Latif Turan'ın ifadesi alınmıştır.   HUKUK AÇISINDAN   1. HÜKÜMETİN İTİRAZI HAKKINDA   69. Hükümet 12 ve 29 Mayıs 2000 tarihli tamamlayıcı mütalaalarında AİHM   Komisyonu'nun başvuranın şikayetlerini iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle   reddetmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda Salih Sabuktekin'in   öldürülmesiyle ilgili olarak aynı gün başlatılan resmi soruşturmanın ve akabinde   açılan davanın altını çizmektedir.   Hükümete göre, Komisyonun yapılan başvuruyu «soruşturmanın somut veriler   ibraz etmediği» yönünde kabul edilebilir bulması doğru bir karar değildir.   70. Hükümet etkili başvuru ve soruşturma koşulunun yalnızca cürüm failini   tespit etmekle sınırlandırılamayacağını ileri sürmekte, bu tezini yetkililerce yürütülen   çok yönlü soruşturmayla desteklemektedir.   71. Hükümet ayrıca sivil ve idari mahkemenin ilgili içtihatlarını belirtmekte, bu   konuda Aytekin kararına göndermede bulunmakta (Bkz. 28 Eylül 1998 tarihli   Aytekin)   Türkiye kararı, AİHM, 1998-VII) ve Türk yetkililerinin güvenlik güçleriyle ilgili   yürütülen soruşturma kapsamında hiçbir çekincenin bulunmadığını sivil ve idari   yargının etkili bir dava yürüttüğünü ortaya koymaktadır. Hükümet, davanın T.C.   Anayasası’nın 125. idarenin her türlü eylem ve işlemlere karşı yargı yolunun açık   olduğu maddesine dayalı olarak yürütüldüğünü buna göre AİHM'nin bu yönde yapılan   itirazı dikkate almaması gerektiğini ifade etmiştir.   72. Başvuran, Hükümetin savına karşı çıkarak iç hukuk sürecinin   gerçekleşmediğini, AİHS'nin öngördüğü etkili iç hukuk yoluna değin ilgili maddelerinin   uygulanmasında Hükümetin yetersiz ve etkisiz kaldığını hatta güvenlik güçlerinin   kayınbiraderinin katil zanlılarının ardından gitmesine engel olduklarını ileri   sürmektedir.   73. AİHM, Savcının üç yıl beş ay süresince yürüttüğü soruşturma neticesinde   somut veriler elde edilemediğini hatırlatarak Hükümetin ortaya koyduğu delilleri,   itirazın kabul edilebilirliği yönünden reddetmiş, sonuç olarak mezkur soruşturmanın   yeterli bir başvuru olarak sayılamayacağını belirtmiştir.   74. AİHM, Hükümetin de kabul edilebilirlik açısından Komisyona sunduğu   itirazları esası bakımından, ön soruşturma sırasında ilke olarak açıklıkla   değerlendirdiğini hatırlatmaktadır. (Bkz. 28 Temmuz 1998 tarihli Erg-Türkiye kararı,   1998-IV, s.1769 , §59).   75. AİHM, başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin mütalaalarında Hükümetin   başvurunun seyriyle ilgili az sayıda detay bildirdiğini ifşa etmekte, başvurunun kabul   edilebilirliğinin ardından katil zanlısı veya zanlılarının yakalanması için çok yönlü bir   araştırmanın gerekliliğinin altını çizmektedir.   76. AİHM, AİHS'nin 35§1. maddesince iç hukuk yollarının etkili ve yeterince   tüketilmesinin ardından yapılan başvurunun sözkonusu maddenin ihlal edildiği   kapsamında değerlendirilebileceğini hatırlatmakta, bu başvuruların teoride olduğu   kadar uygulamada da islenilen yeterlilikte ve kesinlikte olması gerektiğini   vurgulamaktadır. (Bkz. 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye, başv.1996-Vl, s.2275-   2276, §§ 51-52 ve 16 Eylül 1996 tarihli Akdivar ve diğerleri-Türkiye davası, başv.   1996-IV, s. 1210, § 65-67).   77. AİHM, Türk hukukuna güre devlete ve kamu görevlilerine yönelik işlenen   haksız fiillerde sivil, idari ve ceza mahkemelerinin devreye girdiğinin altını   çizmektedir. (61-68. paragraflar).   78. AİHM, Hükümet görevlilerinin neden olduğu haksız fiillerin tazmini için bu fiili   işleyen şahısın kimliğinin belirlenmesi gerektiğini hatırlatmakta, bu yönde başvuranın   yaptığı şikayetlerde sorumluların somut biçimde ortaya konulamadığını   belirtmektedir.   79. T.C. Anayasası'nın 125. maddesi olan idarenin her türlü eylem ve işlemlere   karşı yargı yolunun açık olduğu ibaresine dayalı olarak tarafsız idari sorumluluğu   hatırlatan AİHM mütalaalarında 2 Eylül 1998 tarihli Yasa-Türkiye kararına atıfta   bulunmakta, (Bkz. Başvuru 1998-VI, s. 2431 § 74) buna istinaden AİHS'nin 2. ve 13.   ilgili maddelerinin Taraf Devletleri ölümle vuku bulan olaylarda yürütülecek   soruşturma kapsamında katil zanlısının kimliğini tespit etme ve sorumluları   yakalamaya ve başvuran tarafından yapılacak şikayeti müteakip etkili bir başvuru   imkanı ve iç hukukun tüketilmesi sürecini tamamlamaya ittiğini belirtmektedir.   80. Buna karşılık, başvuran sözkonusu idari ve sivil mahkemelerde dava   açtığını, itirazın bu çerçevede dayanaksız olduğunu ifade etmektedir.   81. Ceza yargılamaları konusunda AİHM, başvuranın eşinin ölümüyle ilgili   yürütülen ceza soruşturmasının sürekli olarak devam ettiğini buna müteakip yapılan   itirazın bundan önce yürütülen soruşmalarla benzerlik taşıdığını belirtmektedir.   82. AİHM bu bağlamda AİHS'nin 2. maddesine dayalı olarak yapılan   başvurunun sonucunda Hükümetin cezai itiraz açısının incelenmesini gerekli   görmemektedir.   II. AİHS'NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   83. Başvuran eşinin kürt yanlısı bir Partide faaliyet göstermesinden dolayı   güvenlik güçleri veya suç ortakları tarafından öldürüldüğünü iddia etmekte, cinayet   sonrasında uygun ve etkili bir soruşturma yürütülmediğinden şikayetçi olmakta bu   yönde AİHS’nin maddesine atıfta bulunmaktadır.   A. Tarafların delilleri   1.Başvuran   84. Başvuran her defasında eşinin, Devletin olağan güvenlik dışı bölgesi   yakınlarında öldürüldüğünü hatırlatmakta, buna istinaden AİHM'nin (28 Ekim 1998   tarihli Osman-İngiltere,1998-VllI) kararına atıfta bulunmakta, devlet yetkililerinin   ülkenin güneydoğusunda olduğu kadar olayın meydana geldiği Adana'nın bu   bölgesinde de yasaların etkili olamadığını ileri sürmektedir. Başvuran iddialarını   desteklemek için, yetkililerin bilgisi dahilinde birtakım yasadışı bağlantıların tespit   edildiği Susurluk raporuna göndermelerde bulunmaktadır. Başvuran olayın özel   koşulları bulunduğunu, eşinin kürt yanlısı bir parti olan HADEP'in aktif bir üyesi   olması nedeniyle saldırıların hedefi konumunda bulunduğunu, özellikle yasadışı örgüt   olan ve faaliyetleri yetkililerce bilinen kontr-gerilla'nın açık tehdidi altında olduğunu   buna karşın savunmacı Devletin eşinin hayatını korumak için gereken yasal   düzenlemeyi yapmadığını ileri sürmüştür.   85. Başvuran, AİHM'nin AİHS'nin ilgili 2. maddesince, eşinin ölümüne ilişkin   yeterli ve etkili bir soruşturma yapılmadığı ve mezkur kişinin yaşamının yasalarca   güvence altına almakta yetersiz kaldığı görüşünde olan Komisyonla aynı yönde   birleşmesi talebinde bulunmuştur.   2. Hükümet   86. Hükümet, ilk olarak Salih Sabuktekin'in kimliği meçhul kişilerce öldürülmesi   hususuna itiraz etmemekte fakat, AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna   katılmamaktadır. Bu bağlamda başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun   bulunduğunu, dava dosyalarında başvuranın eşinin güvenlik güçleri tarafından   öldürüldüğüne dair hiçbir unsur olmadığını ortaya koymaktadır.   87. Hükümet, yetkili merciler tarafından yürütülen cinayet soruşturması   kapsamında olayın çok yönlü ve detaylı olarak soruşturulduğu görüşünü savunmuş,   olayın meydana geldiği gün mağdurun erkek kardeşi ve diğer tanıkların ifadelerine   başvurulduğunu güvenlik   görevlilerinin ve balistik uzmanlarının olay yerinde çok yönlü araştırmalar   yaptığını belirtmiş, soruşturma kapsamında yasadışı örgüt Hizbullah'a dönük   operasyonlar düzenlenmiş, Salih Sabuktekin cinayetiyle de suçlanan altı kişi   hakkında ceza davası açıldığını kaydetmiştir.   88. Hükümet, yetkililerin gerekli yasal prosedür süreci yürüttüğünü, tanıkların   çok yönlü olarak dinlendiklerini ve bunun neticesinde güvenlik güçlerinin mezkur   olaya karışıklarına dair hiçbir veri elde edemediklerini, sonuç olarak hiçbir ihlalin   sözkonusu olmadığını dile getirmektedir.   3. Komisyon   89. Komisyon, başvuranın eşinin katil zanlılarının güvenlik güçleriyle bağlantısı   olduğuna dair ciddi savlar, spekülasyonlar ve emareler bulunduğunu ileri sürdüğünü   dile getirmektedir. Komisyon, yürütülen soruşturmada özellikle tanıkların kimliklerinin   tespit edilmesi, kahvehane ve olay mahallinin çevresinde bulunan kişilerin   tanımlanmasında bazı boşluklar bulunduğunu belirtmekte, başvuranın yaklaşık üç   buçuk yıl boyunca dinlendiğine dikkat çekmektedir. Komisyon, 1998 yılına kadar   soruşturmayı yürüten yetkililerin, farklı kaynaklar arasında bağlantı kurmaksızın ve   birtakım boşlukları dolduracak diğer görgü tanıklarının ifadelerini almadan, sadece   olay yerinde dinlediğini hatırlatmakta, soruşturmanın yetersiz, etkisiz olduğunu   belirterek, netice itibariyle yaşam hakkının korunmasında bir ihlalin sözkonusu   olduğunu belirtmiştir.   B.AİHM'nin değerlendirilmesi   1. Başvuranın eşinin ölümüne ilişkin   90. AİHM'ye sunulan unsurlar ışığında Komisyon, Salih Sabuktekin'in iddia   edildiği gibi Devletin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne dair bir karar verme   aşamasında olmadığını belirtmektedir.   91. Mahkeme, yaşama hakkını koruma altına alan AİHS'nin 2. maddesinin,   başlıca hükümlerden biri olduğunu ve 3. madde ile birlikte,   Avrupa Konseyi'ni   oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini koruma altına   aldığını tekrarlamıştır.(Bkz.Çakıcı-Türkiye davası, başvuru no:23657794, § 86, AİHM   1999-IV)   92. AİHM, olayların meydana geldiği Adana ilinin Türkiye'nin güneydoğu   bölgesinin ve olağan güvenlik dışında yer aldığını hatırlatmakta, Hükümetin başvuran   tarafından dile getirilenleri dikkate almadığını, AİHS'nin 2. maddesinin taraflarca farklı   ifade edildiğini belirtmektedir.   93. AİHM, olaya ilişkin mahkemeye sunulan kanıtlar ışığında şikayetleri özellikle   Hükümetin yürüttüğü yasal süreci ve tarafların mütalaalarını inceleyeceğinin altını   çizmektedir.(Bkz. mutadis mutandis 18 Ocak 1978 tarihli İrlanda-İngiltere davası seri :   A no: 25 s.64-65, §§ 160-161).   94. Başvuran eşinin kürt yanlısı bir Partide görev yapması nedeniyle güvenlik   güçleri tarafından öldürüldüğü iddiasını yinelemiş, bu meyanda kayınbiraderinin   ifadesine atıfla bulunmuştur.(Bkz.17,45,47,53,56 ve 57. paragraflar)   95. AİHM, bu kanıtlar ışığında Salih Sabuktekin cinayetinin güvenlik güçleri   tarafından işlendiği sonucunun birçok sav, spekülasyon ve emare içerdiğini ifade   etmekte, bu bağlamda sunulan delillerin olayın kaynağını açıklamakta yetersiz   bulunduğuna kanaat getirmektedir. (Bkz. 94.paragraf)   96. AİHM, dava dosyasında mahkemeye sunulan unsurlara müteakip Salih   Sabuktekin'in güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü kanıtlamaya yetmediği   sonucuna varmıştır.   Bu nedenle AİHS'nin 2. maddesiyle ilgili bir ihlal tespit edilmemiştir.   2. Yürütülen Soruşturmaya Değin   97. AİHM, yaşama hakkını koruma altına alan AİHS'nin 2. maddesinin, başlıca   hükümlerden biri olduğunu ve 3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi'ni oluşturan   demokratik toplumların temel değerlerinden birini koruma altına aldığını, ölümle   sonuçlanan olayın ardından etkili bir soruşturma yürütülmesi gerektiğini hatırlatmakta   ve (Bkz.mutadis mutandis 27 Eylül 1995 tarihli McCann ve diğerleri-İngiltere seri:A   no:324 s. 49, § 161, ve 19 Şubat 1998 tarihli Kaya-Türkiye kararı Başvuru 1998-1,   s.329, § 105) kararlarına atıfta bulunmaktadır.   98. AİHM, sözleşmeci devlete düşen sorumluluğun, sadece öldürme işinin bir   devlet   olmadığını, vurgulamış, Sözleşmenin   soruşturma yapma sorumluluğunu hatırlatmıştır. (Bkz. mutadis mutandis, Ergi   görevlisi tarafından gerçekleştirildiğinin tespit edildiği hallerle sınırlı   2. maddesi bağlamında etkili bir   kararları s. 1778, § 82, Yasa kararı, s. 2438, § 100 ve 4 Mayıs 2001 tarihli Jordan-   İngiltere davası no: 24746/94, §§ 107-109).   99. Mevcut halde, yetkililerce yürütülen ön soruşturma ve Savcı tarafından   yürütülen soruşturmada tartışmaya açık bir durum sözkonusu olmamaktadır.(Bkz.l6.   ve 59.paragraflar).   100. 28 Eylül 1994'de güvenlik güçlerinin olay yerinde çok kapsamlı bir   incelemede bulunduğu ve yedi adet mermi kovanı bulduğu belirtilmektedir.(Bkz.l6.,   17. paragraflar).   101. Terörle Mücadele Şubesi cinayet soruşturmasıyla ilgili olarak Adana   Cumhuriyet Savcısını bilgilendirmiştir.AİHM, güvenlik güçlerinin yürüttüğü   operasyonlar çerçevesinde yasadışı örgüt Hizbullah mensubu altı kişinin aralarında   S.Sabuktekin'in de öldürülmesi olayı da dahil çeşitli suçlarla ilgili tutuklanıp   mahkemeye sevk edildiğini tespit etmektedir. (Bkz. 18. ve 47. paragaflar).   102. AİHM, Komisyonun başvurunun kabul edilebilirliği üzerine Hükümetten   talep ettiği olayların seyrini içeren dava dosyasının iletildiğini ifade etmektedir. (Bkz.   45,57,59. paragraflar). Diğer tanıkların ifadelerine istinaden AİHM, Hükümet   yetkililerince yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen ifadelerde hiçbir çelişkiye   ve uyumsuzluğa rastlanmadığını bu ifadelerin soruşturmanın gidişatına ve iki   tetikçinin tespitine etki etmeyeceğini belirtmektedir.   103. AİHM, Hükümetin yürüttüğü soruşturmaya yönelik mahkemeye sunulan   unsurlar ve deliller ışığında Hükümet yetkililerinin başvuranın eşinin ölüme dönük   sürdürdüğü incelemelerde ve katil veya katillerin kimliklerinin tespit edilmesinde   etkisiz ve pasif kaldığına dair bir sonuç çıkarılamadığını dile getirmiştir.   104. AİHM, başvuranın eşinin ölüm nedenine dönük yürütülen ve farklı   kaynaklardan elde edilen verilerin mezkur kişinin ölüm nedenini açıklamakta   olduğunu, AİHS’nin 2.maddesine aykırı bir durum   olmadığını tespit etmiş, sonuç olarak AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediği   sonucuna varmıştır.   III. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN   105. Komisyon karşısında başvuran ülkenin diğer bölgelerine oranla güneydoğu   bölgesinde faili meçhul cinayet riskinin daha fazla olduğunu ve kürt kökenli kişilere   yönelik bir ayrım gözetildiğini ileri sürmüş fakat bu şikayetini AİHM'ye verdiği ifadede   belirtmemiştir.   106. AİHM, bu şikayeti dikkate almayı gerekli görmemiştir.   IV. AİHS'NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN   107. Başvuran adil yargılanma ve etkili başvuru sürecinin gerçekleşmediğini ileri   sürerek AİHS'nin 6§1. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   108. AİHM, başvuranın 6§1. maddesiyle ilgili olarak yaptığı şikayeti yetkili   makamların eşinin ölümüyle ilgili olarak yürüttükleri soruşturmadaki olumsuzlukların   etkili koruma mekanizmalarına ulaşma ve dolayısıyla ölüm olayı karşısındaki   üzüntülerinin giderilmesi konusundaki olumsuz etkileriyle ilgili genel şikayetiyle   birleşmiş olduğunu tespit eder. Başvuranın 6. maddenin ihlaline ilişkin şikayetini   Sözleşme'ye taraf olan devletlerin daha genel ödevi olan 13. maddedeki ödevleriyle   ilişkili olarak ele almak uygun olacaktır. (Bkz. Kaya ve diğer kararlar).   109. AİHM, AİHS'nin 13. Maddesinin, Sözleşme'deki hak ve özgürlüklerin iç   hukukta korunabilmesi için ulusal düzeyde bir iç hukuk yoluna başvurmayı güvence   altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu madde, Sözleşmeci Devletlerin sözleşme ile ilgili   sorumluluklarına uyma biçimleri konusunda, takdirin kendilerine ait olmasına rağmen   bir iç hukuk yolu hükmünün Sözleşme gereğince, "tartışılabilir bir şikayetle”le   ilgilenmesini ve uygun çareyi sağlamasını gerektirir. Sözleşme'nin 13. maddesi   kapsamındaki sorumluluğun amacı başvuranın şikayetinin niteliğine bağlı olarak   değişiklik gösterir. Yine de Sözleşme'nin 13. maddesinin gerektirdiği iç hukuk yolu   teoride olduğu kadar uygulamada da etkili olmalıdır, özellikle de uygulama, sorumlu   Devlet'in yetkililerinin fiilleri veya ihmalleri tarafından haksız bir biçimde   engellenmemelidir. (Bkz. Çakıcı davası, s.691, § 112 ; 27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve   Rice-İngiltere davası, seri:A no:131, s. 23, § 52).   110. Bu durum karşısında AİHM, mahkemeye sunulan unsurlar   ışığındabaşvuranın eşinin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne dair hiçbir   emare elde edilememiştir.   AİHS'nin 2. maddesinin ihlaline rastlanılmamıştır. (Bkz. sözü edilen Boyle ve   Rice davası). Sonuç itibariyle yapılan şikayetin esası etkili bir soruşturma   yürütülmesini gerektirmemektir. Çeşitli kaynaklardan elde edilen veriler   doğrultusunda AİHM, yetkili mercilerin cinayet soruşturması karşısında pasif ve   yetersiz kaldığına ilişkin bir sonuç elde edememiştir. (Bkz. 97-104 paragraflar).   AiHM, bu doğrultuda AİHS'nin 13. maddesinde bir ihlal olmadığı sonucuna   varmaktadır.   V, AİHS'NİN 2,6,13 VE BAĞLANTILI 14. MADDELERİNİN İHLALİNE İLİŞKİN   111. Komisyon önünde başvuran etnik kökeni ve siyasal görüşlerinden dolayı   ayrımcılığa maruz kaldığını AİHS'nin 2, 6 ve 13. maddeleriyle öngördüğü temel   haklardan intifa edemediğinden şikayetçi olmuş, fakat Mahkemeye verdiği ifadesinde   bundan bahsetmemiştir.   112. AİHM, bu şikayeti dikkate almayı gerekli görmemiştir.   BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME   1. Oybirliği ile, Hükümetin itirazının reddine,   2. Oybirliği ile, başvuranın eşinin ölümünde AİHS'nin 2. maddesinin ihlalinin   olmadığına,   3. 1'e karşı 6 oyla yerel makamların başvuranın eşinin ölümüyle ilgili yürüttüğü   soruşturmalarda AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine,   4. Oybirliği ile. başvuranın AİHS'nin 6§1. maddesince yaptığı şikayetin esasının   incelenmesine gerek olmadığına,   1.   1'e karşı 6 oyla AİHS'nin ilgili 13. maddesinin ihlal edilmediğine,   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 19 Mart 2002 tarihinde İçtüzüğün   77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tefhim edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło