27341/02

WyrokETPCz2007-06-26ECLI:CE:ECHR:2007:0626JUD002734102

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy Wojskowy Sąd Dyscyplinarny, który skazał skarżącego, był niezależnym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, biorąc pod uwagę charakter zarzutów i surowość kary?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że Wojskowy Sąd Dyscyplinarny, składający się z trzech oficerów, z których tylko jeden posiadał wykształcenie prawnicze, nie był niezależny ani bezstronny. Sędziowie byli mianowani przez dowódcę wojskowego, podlegali hierarchii wojskowej i dyscyplinie, a generał, który wniósł akt oskarżenia, był ich przełożonym hierarchicznym. W związku z tym skarżący miał uzasadnione powody, by wątpić w niezależność i bezstronność sądu. Ponadto, Trybunał zastosował kryteria Engel, stwierdzając, że surowość kary (pozbawienie wolności na 40-110 dni) kwalifikowała postępowanie jako dotyczące „zarzutu karnego” w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Zülfikar Veyisoğlu, kapral w Tureckich Siłach Lądowych, został oskarżony o obrażanie podwładnych, celowe ukrywanie prawdy przed przełożonymi oraz wydawanie obraźliwych rozkazów. Wojskowy Sąd Dyscyplinarny skazał go na 110 dni „aresztu w pokoju”. Po odwołaniu, Wyższy Sąd Dyscyplinarny w Van uniewinnił go od dwóch zarzutów, ale podtrzymał skazanie za wydawanie obraźliwych rozkazów, zmniejszając karę do 40 dni „aresztu w pokoju”. Wniosek skarżącego o skierowanie sprawy do Wojskowego Sądu Kasacyjnego został odrzucony.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza dopuszczalność skargi. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 5 § 1 lit. a Konwencji. 4. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 5. Zasądza na rzecz skarżącego 1 000 euro tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   VEYĐSOĞLU/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 27341/02)   KARAR   STRAZBURG   Haziran 2007   Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin   değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaꢀı Zülfikar Veyisoğlu’nun (“baꢀvuran”), 1 Temmuz   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin   (“Sözleꢀme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   yaptığı baꢀvurudur (baꢀvuru no. 27341/02).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1978 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır.   Olayların gerçekleꢀtiği tarihte Türk Kara Kuvvetleri Hakkari Dağ ve Komando   Tugayı’nda onbaꢀıdır.   Ocak 2002’de tuğgeneral, Hakkari Dağ ve Komando Tugayı’na bağlı Askeri   Disiplin Mahkemesi’ne bir iddianame sunmuꢀtur. Baꢀvuranı, kendisine tabi olanlara hakaret   etmekle, üstlerinden kasıtlı olarak gerçeği saklamakla ve kendisine tabi olanlara askerlik   hizmeti ile bağdaꢀmayan emirler vermekle suçlamıꢀtır. 6 ꢁubat 2002’de bir binbaꢀı, bir   yüzbaꢀı ve bir baꢀçavuꢀtan oluꢀan Hakkari Askeri Disiplin Mahkemesi, baꢀvuranı suçlu   bulmuꢀ ve 110 günlük “oda hapsine” mahkum etmiꢀtir.   ꢁubat 2002’de baꢀvuran karara itiraz etmiꢀtir.   Mart 2002’de Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı Van Yüksek Disiplin   Mahkemesi, ilk suçlamaya iliꢀkin takipsizlik kararı almıꢀ ve dava dosyasını tekrar görüꢀülmek   üzere Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı Askeri Mahkeme’ye göndermiꢀtir. Baꢀvuranın,   iki suçlamadan beraatine karar vermiꢀtir. Ancak, kendisine tabi olanlara hakaret içerikli   emirler vermiꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir. Bu nedenle, üçüncü suçlama hususunda 6 ꢁubat 2002   tarihli kararı onamıꢀtır. Sonuç olarak, baꢀvuranın 40 gün “oda hapsinde” kalmasına karar   verilmiꢀtir.   Nisan 2002’de baꢀvuran Adalet Bakanlığı’na bir dilekçe sunarak Van Yüksek   Disiplin Mahkemesi kararının temyizi yoluyla davasının, Askeri Yargıtay Cumhuriyet   Savcılığı’na havale edilmesini istemiꢀtir. Özellikle AĐHS’nin 5 § 1. ve 6 § 1. maddelerinin   ihlal edildiği hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Haziran 2002’de Askeri Adalet Đꢀleri Baꢀkanı, Adalet Bakanlığı adına baꢀvuranın   dilekçesini reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK   Baꢀvuran, kendisini yargılayan Askeri Disiplin Mahkemesi’nin AĐHS’nin ilgili   kısımları aꢀağıda kaydedilen 6 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi bağımsız ve tarafsız olmadığı   hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur:   “Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla   kurulmuꢀ bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak   görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, baꢀvuran aleyhindeki suçlamaların “ceza” ile değil “disiplin” ile ilgili   olduğunu ileri sürmüꢀtür. Bu nedenle, sözkonusu davada 6 § 1. maddenin uygulanmamıꢀtır ve   sözkonusu ꢀikayet, AĐHS hükümlerine ratione materiae (konu bakımından) uygun olmadığı   için reddedilmelidir.   Baꢀvuran Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀ ve bir onbaꢀı olarak 477 No.lu Kanun’un   38. maddesinin (C) paragrafında belirtilen hükümler uyarınca cezasını çekmiꢀ olduğunu ileri   sürmüꢀtür. Dolayısıyla, kapıda bir muhafız ile birlikte 40 gün boyunca bir hücrede kilitli   kalmıꢀtır. Bununla birlikte, bu süreç askerlik hizmetine dahil edilmediği için ordudan   öngörüldüğünden 40 gün sonra terhis edilmiꢀtir.   AĐHM, Hükümet’in 6 § 1. maddenin uygulanması ile ilgili ilk itirazının, sözkonusu   ꢀikayetin esaslarının incelenmesi ile bağlantılı olduğu kanısındadır. Bu nedenle AĐHM ilk   itiraz ile sözkonusu ꢀikayet arasında bağlantı kurmaktadır. Ayrıca sözkonusu ꢀikayetin,   AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden yoksun olmadığını belirtmektedir.   Kabuledilmez olduğuna karar vermek için de gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle   kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   B. Esaslar   1. Madde 6 § 1’in uygulanabilirliği   AĐHM öncelikle iꢀlenen suçu tanımlayan hükümlerin, sorumlu Devlet’in hukuk   sistemine göre, ceza hukukuna mı, disiplin hukukuna mı veya aynı zamanda her ikisine birden   mi ait olduğunu tespit etmenin gerekli olduğunu hatırlatmaktadır. Ancak bu yalnızca baꢀlama   noktasıdır. Elde edilen delillerin yalnızca resmi, göreceli bir değeri bulunmaktadır ve birçok   Sözleꢀmeci Devlet’te karꢀılaꢀtırmalı hukukun ortak paydasında ele alınmalıdır. Suçun niteliği   daha önemlidir. Ancak, AĐHM denetimi burda bitmemektedir. Bu tür bir denetim, ilgili   kiꢀinin maruz kalma riskini taꢀıdığı suçun ağırlık derecesi gözönüne alınmadığı takdirde   aldatıcı olacaktır (Engel ve Diğerleri/Hollanda, 8 Haziran 1976 tarihli karar, A Serisi no. 22,   §§ 82-83).   AĐHM, ilgili iç hukukun sözkonusu davada anılan suçlara (tabi olanlara hakaret etmek,   kasıtlı olarak üstlerinden gerçeği gizlemek ve tabi olanlara hakaret içeren emirler vermek)   disiplinle ilgili bir mesele olarak yaklaꢀtığını gözlemlemektedir. Sözkonusu suçlar   tasarlanmıꢀtır ve askeriye içerisinde düzeni devam ettirme amacını izlemektedir. Siviller için   eꢀit seviyede ve net bir cezai hukuk mevcut değildir. Ancak yukarıda anılan Engel kriterinin   alternatif olması ve çeꢀitlilik gereği taꢀımaması nedeniyle, “suçun” “cezai” niteliğine ilke   olarak yalnızca yaptırımın niteliği ve ꢀiddeti temelinde karar verilebilir.   Yukarıda anılanlar ıꢀığında AĐHM sözkonusu davada AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin   uygulanabilirliğine karar vermedeki kilit noktanın, baꢀvuranın cezasının ꢀiddetinin   değerlendirilmesi olduğu kanısındadır.   Bu bağlamda AĐHM ilk olarak Askeri Disiplin Mahkemesi’nin baꢀvuranı üç suçtan   suçlu bulduğunu ve onu 110 günlük “oda hapsine” mahkum ettiğini gözlemlemektedir.   Dolayısıyla Van Yüksek Disiplin Mahkemesi, baꢀvuranın suçların ikisinden beraatine ve   kalan suç için 40 gün “oda hapsinde” kalmasına karar vermiꢀtir. Ancak AĐHM temyizin nihai   sonucunun, baꢀvuran için tehlike arz eden durumların önemini azaltmadığı sonucuna   varmıꢀtır.   AĐHM baꢀvuran aleyhindeki suçlamaların, uzun süre özgürlükten mahrum bırakmayı   da içeren ciddi cezalara yol açması nedeniyle cezai alan kapsamında bulunduğu kanısındadır.   Bu nedenle cezanın niteliği ve ꢀiddeti gözönüne alındığında AĐHM baꢀvuranın AĐHS’nin 6 §   1. maddesi bağlamında cezai bir suçlamaya maruz kaldığına karar vermektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin sözkonusu davaya uygulanabilir olduğu sonucuna   varmıꢀtır.   2. Madde 6 § 1’in ihlal edildiği iddiasının esası   Baꢀvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Askeri Disiplin Mahkemesi’nin   mensuplarının, adli görevleri yanında kendilerini atıyan bir komutana tabi oldukları idari   görevleri de olması nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmüꢀtür. Aynı zamanda   dıꢀ baskılara karꢀı koruma mevcut olmadığını iddia etmiꢀtir.   Hükümet, Anayasa’nın ve 477 No.lu Kanun’un ilgili hükümleri ıꢀığında Askeri   Disiplin Mahkemeleri kürsülerinde oturan subayların kanuna aykırı baskılara karꢀı koruma   sağladığını ileri sürmüꢀtür. Bu nedenle sözkonusu mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olduğu   kabul edilmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin askeri mahkemelerin Madde 6 § 1’de öngörülen bağımsızlık ve   tarafsızlığın teminine saygı duyulması koꢀuluyla askeri personel aleyhindeki cezai   suçlamalara iliꢀkin karar vermelerini yasaklamadığını yinelemektedir.   Madde 6 § 1 bağlamında bir mahkemenin “bağımsız” olup olmadığına karar vermek   için inter alia (diğerlerine ilaveten) menusplarının atanma ꢀeklinin ve görev sürelerinin, dıꢀ   baskılara karꢀı teminatların mevcut olduğunun ve bağımsız bir görüntü arz edip etmediğinin   gözönüne alınması gerektiğini belirtmektedir.   Sözkonusu madde kapsamı içerisinde “tarafsızlık” durumuna iliꢀkin olarak   uygulanabilecek iki test mevcuttur: ilki subjektiftir; bir davada belirli bir hakimin ꢀahsi   kanaatleri değerlendirilmektedir. Diğeri objektiftir; bu hususta hakimin haklı kuꢀkulanmaları   yok edecek yeterli teminatı sağlayıp sağlamadığı tespit edilmektedir.   AĐHM sözkonusu davanın, bir askerin askeri disiplin kurallarına uymadığı için   yargılandığı askeri mahkeme önündeki davalara iliꢀkin olduğunu belirtmektedir. Ayrıca   sözkonusu olan yalnızca Askeri Disiplin Mahkemesi kürsüsünde oturan hakimlerin   bağımsızlıkları ve objektif tarafsızlıkları olduğunu belirtmektedir.   AĐHM, 477 No.lu Kanun’un 2. maddesine göre, Askeri Disiplin Mahkemelerinin   orduda asker olan ve üstlerinden emir alan üç subaydan oluꢀtuğunu gözlemlemektedir. Bu   subaylardan yalnızca bir tanesinin hukuki eğitim almıꢀ bir askeri hakim olduğunu   belirtmektedir (477 No.lu Kanun’un 6. maddesi). Atanmalarında dikkat çeken bir özellik emir   yetkilerinin bir yılla kısıtlanmıꢀ olmasıdır. Askeri Birlik Komutanı tarafından atanmaktadırlar.   Bu nedenle askeri hiyerarꢀi içerisinde komutanlarının emirleri altındadırlar. Askeri disipline   tabi olurlar ve ordu tarafından bu amaçla tayin ve takdir edilmektedirler. AĐHM özellikle   sözkonusu davada baꢀvurana karꢀı bir iddianame sunan tuğgeneralin, yine baꢀvuranı   yargılayan ve mahkum eden Askeri Disiplin Mahkemesi kürsüsünde bulunan subayların   hiyerarꢀik üstü olduğunu belirtmektedir.   Sözkonusu unsurlar gözönüne alındığında AĐHM baꢀvuranın Askeri Disiplin   Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığından kuꢀku duymak için meꢀru bir nedeni olduğu   sonucuna varmaktadır.   Sonuç olarak AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermektedir.   II. AĐHS’NĐN 5 § 1. (a) MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, kendisini özgürlüğünden mahrum bırakan Askeri Disiplin Mahkemesi’nin   AĐHS’nin 5 § 1. (c) maddesi uyarınca yetkili bir mahkeme olmadığı hususunda ꢀikayette   bulunmuꢀtur.   AĐHM sözkonusu ꢀikayetin, yukarıda incelenen ꢀikayet ile yakından bağlantılı   olduğunu ve bu nedenle kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini   gözlemlemektedir.   AĐHM ayrıca baꢀvuranı yargılayan ve “oda hapsine” mahkum eden Askeri Disiplin   Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığını belirtmektedir. Tespit edilen ihlal ve dava   koꢀulları ıꢀığında AĐHM baꢀvuranın iddialarını AĐHS’nin 5 § 1. (a) maddesi bağlamında   ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi aꢀağıda kaydedilmiꢀtir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Türkiye’de verilen yasal asgari ücreti gözönünde bulunduran baꢀvuran, askerlikten 40   gün erken terhis edilmesi nedeniyle uğradığı maddi zarar için 507.28 Yeni Türk Lirası (YTL)   [yaklaꢀık 275 Euro] talep etmiꢀtir. Bununla birlikte manevi zarar için de 10,000 Euro talep   etmiꢀtir.   Hükümet sözkonusu taleplere itiraz etmiꢀtir.   Maddi tazminata iliꢀkin olarak AĐHM, 6 § 1. madde bağlamındaki davaların   sonuçlarının ne olacağına iliꢀkin çıkarımlarda bulunamayacağı kanısındadır. Ayrıca   baꢀvuranın maddi tazminat talebini destekleyen bir delil mevcut değildir. Bu nedenle talebi   reddetmektedir.   Baꢀvuranın manevi tazminat talebine iliꢀkin, ihlal bulgusunun baꢀlıbaꢀına baꢀvuranın   maruz kaldığı manevi zarar için tazminat teꢀkil ettiği kanısındadır.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran, AĐHM huzurundaki davalarda ve yerel davalarda yaptığı harcamalarla   birlikte avukat ücreti için 3,540 YTL [yaklaꢀık 1,915 Euro] tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet sözkonusu talebe itiraz etmiꢀtir.   AĐHM içtihatına göre bir baꢀvuran ancak gerekli olduğu için yaptığını ve miktarının   makul olduğunu kanıtladığı sürece masraflarının tazminine hak kazanmaktadır. Sözkonusu   davada kendisine sunulan delilleri ve bilgileri gözönüne alan AĐHM, baꢀvurana sözkonusu   baꢀlık altında toplam 1,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5 § 1. (a) maddesi bağlamındaki ꢀikayeti ayrıca değerlendirme gereği   bulunmadığına;   4. Đhlal bulgusunun baꢀlıbaꢀına baꢀvuranın maruz kaldığı maddi zarar için tazmin teꢀkil   ettiğine;   5. (a) sorumlu Devletin baꢀvurana, kararın AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içerisinde, uygulanabilecek her türlü vergi ile birlikte kararın   verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere mahkeme   masrafları için 1,000 Euro (bin Euro) ödemesi gerektiğine;   (b) Yukarıda kaydedilmiꢀ olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,   Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   oluꢀacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle   yükümlü olduğuna karar vermiꢀ,   6. Baꢀvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 26 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło