27633/02

WyrokETPCz2006-08-10ECLI:CE:ECHR:2006:0810JUD002763302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy opóźnienie w wypłacie dodatkowego odszkodowania za wywłaszczenie, prowadzące do jego dewaluacji, oraz sposób naliczania odsetek naruszyły prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że opóźnienie w wypłacie dodatkowego odszkodowania za wywłaszczenie, przypisywalne władzom, spowodowało dodatkową stratę dla właściciela. To opóźnienie i ogólny czas trwania postępowania nałożyły na skarżącego indywidualne i nadmierne obciążenie, naruszając sprawiedliwą równowagę między interesem publicznym a prawem do poszanowania mienia. W konsekwencji, doszło do naruszenia art. 1 Protokołu nr 1. Skarga dotycząca daty naliczania odsetek została uznana za niedopuszczalną, ponieważ wycena gruntu opierała się na jego aktualnej wartości, a nie wartości z daty wywłaszczenia.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Ali Gündüz, został pozbawiony trzech działek w 1981 r. na potrzeby budowy tamy. Odszkodowanie zostało zdeponowane, ale skarżący nie został o tym powiadomiony. W 1998 r. wniósł pozew o odszkodowanie za faktyczne wywłaszczenie. Sąd krajowy w 1999 r. zasądził dodatkowe odszkodowanie oparte na aktualnej wartości gruntu, z odsetkami od daty wniesienia pozwu (1998), a nie od daty wywłaszczenia (1981). Odszkodowanie wypłacono dopiero w październiku 2001 r.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza niedopuszczalność skargi dotyczącej naliczania odsetek od daty wniesienia pozwu. Stwierdza dopuszczalność skargi dotyczącej opóźnienia w wypłacie odszkodowania. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Zasądza 13 671 EUR tytułem szkody majątkowej. Zasądza 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddala pozostałą część roszczeń o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   BEŞİNCİ DAİRE   Mehmet Ali GÜNDÜZ – TÜRKİYE   (Başvuru no. 27633/02)   KARAR   STRAZBURG   Ağustos 2006   Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle   ilişkin değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Mehmet Ali Gündüz   (“başvuran”) tarafından, 1 Nisan 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan   başvurudan (no. 27633/02) kaynaklanmaktadır.   Başvuran, AİHM’de İstanbul Barosu’na bağlı avukat Günay Çelik tarafından temsil   edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuran 1931 doğumludur ve İzmit’te ikamet etmektedir.   Kasım 1981 tarihinde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, baraj inşaatı için,   başvurana ait üç arsaya el koymuş ve daha sonra bu arsaları kamulaştırmıştır. Bir uzmanlar   kurulu arsaların değerini takdir etmiş ve ilgili miktar 23 Haziran 1982 tarihinde başvuran   adına bir bankaya yatırılmıştır. Ancak, kamulaştırma emri ve tazminat hakkında bilgi içeren   belge başvurana tebliğ edilmemiştir.   Mayıs 1998 tarihinde, başvuran, kamulaştırmasız el koymaya karşılık tazminat   talebiyle Akyaka Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıştır. Mahkeme, başvurana tebliğ   edilmemesine rağmen fiili kamulaştırma gerçekleştiğini tespit etmiştir.   İki olay yeri ziyareti gerçekleştirdikten ve iki ayrı grup bilirkişi raporunu dikkate   aldıktan sonra, mahkeme, kamulaştırma gerçekleşmemiş olduğu takdirde arsanın o günkü cari   değerinin ne olacağını tespit etmiştir. 14 Ekim 1999 tarihinde, başvurana, tekabül eden ek   kamulaştırma tazminatının artı onun bu davayı açtığı tarih olan 1 Mayıs 1998 tarihinden   itibaren işleyen yasal oranda faizin ödenmesine karar vermiştir. Tazminat miktarı arsanın   yılındaki değerini değil o günkü cari değerini temel aldığı için, mahkeme, başvuranın,   faizin el koyma tarihinden itibaren işlemesi talebini reddetmiştir.   Ekim 2000 tarihinde, Yargıtay, kararı onamıştır. 8 Şubat 2001 tarihinde, aynı   mahkeme, karar düzeltme talebini reddetmiştir.   Ekim 2001 tarihinde, gereken miktar başvurana ödenmiştir.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA   İlgili iç hukuk ve uygulama Akkuş – Türkiye kararında (9 Temmuz 1997 tarihli karar)   ortaya konmaktadır.   HUKUK   I. 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, yetkililerden ancak Ekim 2001’de almış olduğu ek kamulaştırma   tazminatının, ödenebilir gecikme faizinin Türkiye’deki yüksek enflasyon oranına ayak   uydurmamış olması dolayısıyla, değer kaybetmiş olduğundan şikayetçi olmuştur.   Aynı başlık altında, ayrıca, 18 Kasım 1981 tarihi itibari ile mülkiyet haklarından   yoksun bırakılmış olduğu gerçeğine rağmen yasal oranda faizin 1 Mayıs 1998 tarihinden   itibaren işlemiş olduğundan şikayetçi olmuştur.   Başvuran, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesine istinat etmiştir, sözkonusu maddenin   ilgili kısmı şöyledir:   “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun   genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.”   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AİHM’den, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35 § 1. maddesi uyarınca   altı ay kuralına uymadığı için bu şikayetleri kabuledilmez bularak reddetmesini talep etmiştir.   Hükümet, başvuranın, iç hukuktaki nihai karar tarihinden itibaren altı ay içinde değil bu   kararın infaz tarihinden itibaren altı ay içinde başvuruda bulunduğunu kaydetmiştir.   AİHM, yukarıda anılan Akkuş içtihadını takip eden önceki davalarda birçok kez aynı   ön itirazı reddetmiştir. Bu davada, yerleşik kabuledilebilirlik içtihadından sapmasını   sağlayacak bir gerekçe görmemektedir.   AİHM, başvuranın 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca olan şikayetinin iki   yönlü olduğunu gözlemlemektedir. İlk olarak, gecikme faizinin, fiili kamulaştırma tarihinden   itibaren değil ilk derece mahkemesinde davasının açılma tarihinden itibaren işlemeye   başlamış olduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Değerlendirmenin, kamulaştırmanın   gerçekleştiği 1981 yılı ile ödemenin yapıldığı 2001 yılı arasındaki Türkiye’deki enflasyon   oranını hesaba katmış olması gerektiğini iddia etmiştir.   AİHM, üzerine faiz işletmek için 1981 yılındaki çok daha düşük değer temel alınmış   olsaydı, başvuranın, makul olarak, yasal faizin kamulaştırmanın gerçekleştiği 1981 yılından   itibaren işlemesi beklentisinde olabileceğini kaydetmiştir. Ancak, değerlendirmenin,   kamulaştırma işlemi gerçekleşmemişçesine, arsanın o günkü cari değerini göz önünde   bulundurduğu açıktır.   AİHM, AİHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca, şikayetin bu bölümünün açıkça   dayanaktan yoksun olduğuna ve reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.   Şikayetin ikinci bölümü, yetkililerin ek kamulaştırma tazminatını ödemede   gecikmelerine ve bunun sonucunda başvuranın maruz kaldığı zarara ilişkindir. AİHM,   içtihadında kabul ettiği ilkeler (bkz, diğer içtihatların yanı sıra, yukarıda anılan, Akkuş) ve   elindeki bütün deliller ışığında, bu şikayetin esaslara ilişkin inceleme gerektirdiği ve bu   şikayeti kabuledilemez bulmak için bir gerekçe olmadığı kararına varmıştır.   B. Esaslar   AİHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan bazı davalarda, 1 No.’lu   Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz., yukarıda anılan, Akkuş).   Hükümet tarafından sunulan delilleri ve iddiaları inceledikten sonra, AİHM, önceki   davalardaki kararlarından sapmasını sağlayacak hiçbir şey olmadığını değerlendirmiştir.   AİHM, yerel mahkemeler tarafından ödenmesine karar verilen ek kamulaştırma tazminatının   ödemesindeki gecikmenin, kamulaştırma makamına isnat olunabileceğine ve mal sahibinin   kamulaştırılmış arsanın kaybına ek diğer bir kayba maruz kalmasına sebep olduğuna karar   vermiştir. Bu gecikmenin ve işlemlerin süresinin bütün olarak bir sonucu olarak, AİHM,   başvuranın, kamu yararı gerekleri ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini   isteme hakkının korunması arasında muhafaza edilmesi gereken adil dengeyi bozan, kişisel ve   haddinden fazla sıkıntı yaşamak zorunda kalmış olduğuna karar vermiştir.   Sonuç olarak, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NİN 41. MADDESİNİN   UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Maddi ve manevi tazminat   Başvuran 136.000 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Ayrıca, 10.000 Euro manevi   tazminat talep etmiştir.   Hükümet onun taleplerine itiraz etmiştir.   AİHM, Akkuş kararında (yukarıda anılan, s. 1311, §§ 35-36 ve 39) olduğu gibi aynı   hesaplama yöntemini kullanarak ve ilgili ekonomik verileri göz önünde tutarak, başvurana,   13.671 Euro maddi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   AİHM, başvuranın uğradığı herhangi bir manevi zarara karşı, 1 No.’lu Protokol’ün 1.   maddesinin ihlalinin tespitinin başlı başına yeterli adil tazmin oluşturduğunu   değerlendirmektedir.   B. Mahkeme masrafları   Başvuran, aynı zamanda, mahkeme masraflarına karşılık 6.000 Euro talep etmiştir.   Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.   AİHM, mevcut bilgilere istinaden kendi kararını vererek, başvurana, bu başlık altında,   1.000 Euro ödenmesini makul değerlendirmiştir.   C. Gecikme faizi   AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE   1. Yasal faizin iç hukukta başvurunun yapıldığı tarihten itibaren işlemesi ile ilgili olarak 1   No.’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca olan şikayetin kabuledilemez olduğuna;   2. Yetkililerin ek kamulaştırma tazminatını ödemekte gecikmeleri ile ilgili olarak 1 No.’lu   Protokol’ün 1. maddesi uyarınca olan şikayetin kabuledilebilir olduğuna;   3. 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4.Başvuran tarafından maruz kalınan herhangi bir manevi zarara karşı ihlal tespitinin   başlıbaşına yeterli adil tazmin oluşturduğuna;   5. a) Sorumlu Devlet’in, başvurana, aşağıdaki miktarları, AİHS’nin 44 § 2. maddesine göre   kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni   Türk Lirası’na dönüştürmek üzere ödemesine:   (i) 13.671 Euro (on üç bin altı yüz yetmiş bir Euro) maddi tazminat;   (ii) 1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafları;   (iii) yukarıdaki miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;   b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 10 Ağustos 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Claudia WESTERDIEK   Peer LORENZEN   Yazı İşleri Müdürü   Başkan   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło