27690/03

WyrokETPCz2009-02-10ECLI:CE:ECHR:2009:0210JUD002769003

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za wypowiedzi dotyczące ludobójstwa Ormian i kwestii kurdyjskiej stanowiło naruszenie prawa do wolności wypowiedzi (art. 10 Konwencji)? Czy postępowanie przed tureckimi sądami, w tym obecność sędziego wojskowego i brak rozprawy przed Sądem Kasacyjnym, naruszyło prawo do rzetelnego procesu (art. 6 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że wypowiedzi skarżącego, będącego politykiem, dotyczyły kwestii o istotnym znaczeniu publicznym – „kwestii kurdyjskiej” i „kwestii ormiańskiej” – co wymaga węższego marginesu oceny państwa w zakresie ograniczeń wolności wypowiedzi. Stwierdził, że choć sądy krajowe skazały skarżącego za „propagandę separatystyczną” za użycie określeń „naród kurdyjski” i „Kurdistan”, jego wypowiedzi nie nawoływały do przemocy ani nienawiści. Trybunał podkreślił, że władze krajowe nie uwzględniły w wystarczającym stopniu prawa opinii publicznej do otrzymywania informacji o różnych perspektywach na sytuację w południowo-wschodniej Turcji oraz do prowadzenia demokratycznej debaty na temat polityki i historii kraju. W konsekwencji, skazanie, nawet jeśli później anulowane, oraz początkowa kara pozbawienia wolności i grzywny, zostały uznane za nieproporcjonalne do realizowanych celów.
Stan faktyczny
Skarżący, İbrahim Güçlü, prawnik i wiceprzewodniczący partii HAK-PAR, a także działacz organizacji pozarządowej, w dniu 22 stycznia 2001 r. na konferencji prasowej wyraził osobistą opinię o ludobójstwie Ormian i poruszył kwestię kurdyjską, używając m.in. terminu „Kurdistan”. W dniu 29 marca 2002 r. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Adanie skazał go za propagandę separatystyczną na podstawie art. 8 ust. 1 ustawy antyterrorystycznej na rok więzienia i grzywnę w wysokości około 875 EUR. Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok. Skarżący rozpoczął odbywanie kary 17 kwietnia 2003 r., a 21 lipca 2003 r. został zwolniony po uchyleniu art. 8 ust. 1 ustawy, odbywszy ponad trzy miesiące kary.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza dopuszczalność skargi w zakresie art. 10 Konwencji i niedopuszczalność w pozostałym zakresie. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   GÜÇLÜ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:27690/03 )   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ꢀubat 2009   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 27690/03 numaralı baꢀvurunun nedeni T.C. vatandaꢀı   Đbrahim Güçlü’nün 16 Haziran 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence   altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu   baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Paris barosu avukatlarından S.   Aydın-Izouli tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   doğumlu baꢀvuran avukattır ve HAK-PAR’ın (Hak ve Özgürlük Partisi) genel baꢀkan   yardımcısıdır. Baꢀvuran, ayrıca « demokrasi ve Kürt sorununu çözüm giriꢀimi » baꢀlıklı bir   sivil toplum kuruluꢀunda çalıꢀmaktaydı. Baꢀvuran baꢀvurunun yapıldığı tarihte Ankara’da   hükümlü bulunuyordu.   Ocak 2001 tarihinde baꢀvuran, Demokrasi ve Barıꢀ Partisi « DBP » tarafından   düzenlenen « demokrasi ve Kürt sorunu » baꢀlıklı bir toplantının bitiminde gazetecilerin   sorularına cevap ꢀeklinde bir açıklama yapmıꢀtır.   Polis tarafından alınan video kayıtlarına göre, gazetecilerin sorduğu: « Fransa   Parlamentosu’nun « Ermeni soykırımı » ile ilgili açıklamaları hakkında ne   düꢀünüyorsunuz ?» sorusuna cevaben baꢀvuran ꢀahsi görüꢀü olarak Ermeni soykırımı   olduğunu, ancak hareketleri tarafından bu konuda benimsenmiꢀ bir tutum olmadığını   belirtmiꢀtir.   Temmuz 2001 tarihinde Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi (« ADGM ») Cumhuriyet   Savcısı, baꢀvuran hakkında bir ceza kovuꢀturması baꢀlatmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı,   baꢀvuranın yaptığı konuꢀmaya dayanarak, kendisini 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın   8. maddesinin 1. fıkrası anlamında bölücülük propagandası yapmakla suçlamıꢀtır. Savcı   özellikle Đ. Güçlü’nün 1915 yılında bir Ermeni soykırımı yapıldığını iddia ettiğini   savunmuꢀtur.   Baꢀvuran, ADGM önünde bu suçlamaları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, orada siyasi bir konuꢀma   yaptığını ve hakkında baꢀlatılan ceza kovuꢀturmasının AĐHS ile güvence altına alınan ifade   özgürlüğü hakkının ihlâl edildiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran özellikle iddianamede   konuꢀmasının ne ꢀekilde bölücü propaganda olduğuna dair bir açıklık bulunmadığını   savunmuꢀtur. Baꢀvuran, basın toplantısında bir gazetecinin, 1915’te meydana gelen olayların   Ermeni soykırımı olarak tanınması yönünde uluslararası düzeyde meydana gelen son   geliꢀmeler hakkında sorduğu bir soruya cevap verdiğini ve özellikle Türkiye’nin inkâr etme   yoluyla sorunu gerçekçi bir ꢀekilde çözemeyeceği, ulusal düzeyde bir tartıꢀma baꢀlatılması ve   hatta Osmanlı arꢀivlerinin kamuya açılması gerektiği yönündeki düꢀüncelerini kamuoyuyla   paylaꢀtığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, Devlet ve kurumlarının görüꢀleri ile aynı görüꢀleri   paylaꢀmamasının münferiden bir bölücülük eylemi olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiꢀtir.   ADGM 29 Mart 2002 tarihli kararında, baꢀvuranı üzerine atılı suçlardan mahkum etmiꢀ ve   bir yıl hapis ve 1 000 000 000 Türk Lirası (yaklaꢀık 875 Euro) para cezasına çarptırmıꢀtır.   ADGM, ihtilaflı konuꢀmanın bazı bölümlerini kararına gerekçe olarak göstermiꢀtir.   Baꢀvuran kararı temyize götürmüꢀtür.   Aralık 2002 tarihli kararında Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀ ve   «cezanın niteliği» dolayısıyla duruꢀma yapılması talebini reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran, 17 Nisan 2003 tarihinde, Ulucanlar cezaevinde cezasını çekmeye baꢀlamıꢀtır.   Baꢀvuran, hükümlülüğü sırasında kendisine karꢀı aꢀağılayıcı bir tavır sergilendiğini ileri   sürmektedir.   sayılı yasanın 8. maddesi 1. fıkrasının 18 Temmuz 2003 tarih ve 4928 sayılı yasayla   yürürlükten kaldırılmasından sonra, Devlet Güvenlik Mahkemesi üç aydan fazla hapis yatan   baꢀvuranın cezasını iptal etmiꢀ ve baꢀvuran 21 Temmuz 2003 tarihinde tahliye edilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKIINDA   Baꢀvuran, bir basın toplantısı sırasında düꢀüncelerini ifade ettiği için ceza mahkemesi   tarafından mahkûm edilmek suretiyle, AĐHS’nin 10. maddesi anlamında düꢀünce ve ifade   özgürlüğü hakkının meꢀru olmayan bir ꢀekilde çiğnendiğini iddia etmektedir:   Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet, ilk olarak, baꢀvuranın, mahkumiyetinin iptal edilmiꢀ ve tahliye edilmiꢀ olması   dolayısıyla mağdur sıfatının ortadan kalktığı kanaatindedir.   Bu itirazı reddeden baꢀvuran, mevcut dava koꢀullarında ulusal makamların tutumundan   doğrudan doğruya ve ꢀahsen etkilendiğini hatırlatmaktadır.   AĐHM, daha önce de buna benzer davaları incelediğini ve mağdur sıfatının olmadığına   iliꢀkin itirazları reddettiğini hatırlatır. Baꢀvuran lehindeki bir karar ilke olarak, sadece ulusal   makamlar açıkça ya da özü bakımından AĐHS’nin ihlâlini kabul edip daha sonra telafi ettiği   sürece “mağdur” sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olur (Bakınız, mutatis mutandis,   Fransa aleyhine Amuur davası, 25 Haziran 1996, prg. 36, Karar ve hükümlerin derlemesi   1996-III ; Türkiye aleyhine Ergin davası (no 5), no 63925/00, prg. 24, 16 Haziran 2005. Yine   bakınız, kararın ertelenmesi bağlamında Türkiye aleyhine Yaꢀar Kaplan davası, no 56566/00,   prg. 32-34, 24 Ocak 2006, ve cezanın ertelenmesi bağlamında Türkiye aleyhine Aslı Güneꢀ   davası, no 53916/00, prg. 26, 27 Eylül 2005).   AĐHM mevcut davada, cezanın kaldırıldığı tarihte baꢀvuranın üç aydan fazla bir süredir   hapis yattığını ve verilen para cezasını ödediğini, bütün bunlara Hükümetin bir itirazı   olmadığını gözlemlemektedir. Baꢀvuranın mağdur sıfatını taꢀıdığını tespit eden AĐHM,   Hükümetin itirazını reddetmektedir.   Hükümet, diğer taraftan, baꢀvuranın ꢀikayetlerini iç hukuk düzeyinde dile getirmediğini   ileri sürmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’ye atıfta bulunarak ifade özgürlüğü hakkını sürdüğünü tespit   etmekte ve Hükümetin bu itirazını da reddetmektedir.   Ayrıca AĐHM, ꢀikâyetin baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit   etmektedir. Bu itibarla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢁkin   Baꢀvuran, 2000 yılında kurduğu «Demokrasi ve Kürt Sorununu Çözüm Giriꢀimi»   tarafından organize edilen bir konferans çerçevesinde düꢀüncelerini ifade ettiğini   hatırlatmaktadır. Baꢀvuran ifade özgürlüğünün, hiç kimsenin topluma iliꢀkin izlenimi veya   anlayıꢀı nedeniyle, kiꢀinin fikirlerinin bilinen ve kabul gören veya tam tersine kıꢀkırtıcı ve   marjinal olmalarından bağımsız olarak, rahatsız edilmemesini gerektirdiğini belirtmektedir   AĐHM, ihtilaflı önlemin baꢀvuranın AĐHS’nin 10/1 maddesiyle koruma altına alınan ifade   özgürlüğü hakkına bir müdahale teꢀkil ettiği ve bu müdahalenin yasayla öngörüldüğü   konusunda taraflar arasında bir fikir ayrılığı bulunmadığını kaydetmektedir.   AĐHM’nin görevi, söz konusu müdahalenin AĐHS’nin 10/2. maddesinde belirtilen meꢀru   amaçlara hizmet edip etmediğini ve « demokratik bir toplumda gerekli » olup olmadığını   belirlemektir.   AĐHS’nin 10.maddesinin 2. paragrafında belirtilen meꢀru amaçlarla ilgili olarak ise   Hükümet, silahlı terör örgütü PKK militanları tarafından iꢀlenen cinayetlere atıfta bulunarak   Türkiye’de «uzun yıllar boyunca endiꢀe verici boyutlara ulaꢀan bir olguya karꢀı mutlak   gereklilik » oluꢀturan terörle mücadele koꢀullarını hatırlatmaktadır. Hükümet, ihtilaflı   müdahalenin ulusal güvenlik ile kamu güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin korunması,   suç iꢀlenmesinin önüne geçilmesi ve baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi   birçok meꢀru amaca hizmet ettiğini savunmaktadır.   Baꢀvuran, PKK terör örgütüne karꢀı mücadele ederken Türk Devleti’nin kendisini   savunma ve ülke güvenliğini sağlamak için köklü tedbirler alma hakkına sahip olduğunu   düꢀündüğünü kabul etmektedir. Buna karꢀın baꢀvuran, kendisinin PKK terör örgütüyle   yakından uzaktan hiçbir bağlantısı olmadığını ve aksine adı geçen terör örgütünün   politikalarını birçok defa açıkça ve alenen eleꢀtirdiğini ve bunun herkes tarafından iyi   bilindiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran, mahkûmiyetinin meꢀru bir amacı olmadığını   savunmaktadır.   AĐHM’nin gözlemine göre, baꢀvuranın mahkûmiyetine dayanak olan eski 3713 sayılı   yasanın 8. madde 1. fıkrasında, « sınır bütünlüğünü » korumak meꢀru amaç bulunduğu açıkça   ifade edilmektedir. Bununla birlikte, mevcut davada, bu hükmün uygulamasındaki amacın   « meꢀru » sayılıp sayılamayacağını belirlemek gerekmektedir. AĐHM, bu son soruyla birlikte,   aralarındaki yakın iliꢀkiye binaen, daha geniꢀ bir kavram olan, demokratik bir toplumda bu   müdahalenin gerekli olup olmadığı sorusuna da cevap arayacaktır.   Mahkûmiyet kararında yer alan bölümlere atıfta bulunan Hükümet, bunların siyasi bir   tartıꢀmanın parçası olarak kabul edilemeyeceğini, içeriğinin halk arasında kin ve nefret   duyguları uyandırarak ꢀiddeti tetikleyecek nitelikte olduğunu savunmaktadır. Hükümet,   AĐHS’nin 17. maddesine atıfta bulunarak, ihtilaflı söylemin 10. maddenin koruması altında   olamayacağını ileri sürmektedir.   Baꢀvuran, Hükümetin bu analizinin saçma olduğunu değerlendirmekte ve ihtilaflı   ifadelerin Devletin geçmiꢀe yönelik sorumluluklarıyla yüzleꢀmesine ve birçok demokratik   ülkenin nitelediği gibi geçmiꢀte bir soykırım gerçekleꢀtirdiğini kabul etmesine yönelik   « uygar, ölçülü ve demokratik » bir çağrı olduğunu ileri sürmektedir. Baꢀvuran ayrıca   söyleminde, Türkiye’yi aynı hataya bir kez daha düꢀmeyerek « sınırları dahilinde yaꢀayan   yaklaꢀık 20 milyon nüfuslu bir Kürt ulusunun varlığını » kabul etmeye davet ettiğini   savunmaktadır.   Baꢀvuran, politikacı sıfatıyla Türk siyasi yaꢀamının bir aktörü olarak düꢀüncelerini ifade   ettiğini ve söylemini bir basın toplantısı sırasında gerçekleꢀtirdiğini, hiçbir surette ꢀiddet veya   silahlı direniꢀ çağrısı yapmadığını ve halkı ayaklanmaya teꢀvik etmediğini hatırlatmaktadır.   Baꢀvuran son olarak, kendisine takdir edilen cezaların Hükümetin atıfta bulunduğu meꢀru   amaçlar için oldukça sert ve orantısız olduğunu ileri sürmektedir.   AĐHM, ihtilaflı söylemin içeriğini ve anlatım tarzını daha iyi analiz edebilmek için, olaya   tarafların sunduğu açıdan bakmakta ve özellikle ulusal mahkemenin mahkûmiyet kararının   gerekçesine odaklanmaktadır.   AĐHM, ilk önce, Hükümetin iddiasının aksine olarak, ihtilaflı söylemin açıkça kamu   yararına bir tartıꢀma olduğunu gözlemlemektedir. Burada, hem Türkiye’nin sosyo-politik ve   tarihsel gündeminde sıcak bir tartıꢀma konusu olan « Kürt sorunu » hem yine aynı ülkede   ulusal düzeyde ve uluslararası platformlarda en çok tartıꢀılan konulardan biri olan « Ermeni   sorunu » söz konusudur. AĐHM, böylesine önemli bir konuda ifade özgürlüğü kısıtlamalarının   daha dar bir çerçevede yorumlanması gerektiği kanaatindedir .   AĐHM, ulusal mahkemelerin ihtilaflı söylemde üzerinde durdukları en önemli noktanın   baꢀvuran tarafından Kürt ve Ermeni sorunu hakkında yapılan bazı eleꢀtiriler olduğunu   kaydetmektedir. Baꢀvuran, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaꢀayan veya yaꢀamıꢀ olan   Ermeni ve Kürt halkını baꢀlı baꢀına ulusal bir halk olarak nitelendirmekte ve bu iki halktan   1915’te önce Ermenilerin ve daha ileri tarihlerde de Kürtlerin « zorla kendi topraklarından   uzaklaꢀtırıldıklarını » ileri sürmektedir. Konuꢀmasında söz konusu iki halkın baꢀına gelenlerin   benzerliğine dikkat çeken baꢀvuran, kendisini dinleyenlere önce « Ermenilere yapılan   haksızlığı » kabul etmeleri gerektiğini, zira kanaatince « Kürt sorununu » çözmek için bunun   bir ön ꢀart olduğunu vurgulamaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın konuyla ilgili yaptığı analizin ulusal makamların düꢀüncelerine   uymadığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte AĐHM, tartıꢀma kavramının genelde farklı   düꢀüncelerin karꢀı karꢀıya gelmesi olarak tanımlandığını hatırlatmaktadır. Eğer ihtilaflı   söylem, özellikle Devlet politikasını benimseyen bazı kimselerin düꢀünceleriyle çakıꢀan,   onları inciten ve hatta endiꢀelendiren sonuç ve öneriler içeriyorsa, AĐHM’nin daha önce de   birçok defa belirttiği gibi, bu tür düꢀünceler, bu kadarla sınırlı kaldığı sürece, ifade özgürlüğü   kapsamında mütalaa edilebilirler.   AĐHM, DGM’nin baꢀvuranı halkı ꢀiddet veya nefrete teꢀvik ettiği için değil, daha çok   Türkiye’de yaꢀayan Kürt ve Ermeni kökenli halkı baꢀlı baꢀına bir ulus olarak niteleyerek   bölücülük propagandası yaptığı için mahkûm ettiğini kaydetmektedir. Baꢀvuran, ayrıca   Türkiye’nin ulusal sınırları içerisindeki bir yeri tarif ederken « Kürdistan » kelimesini   kullanmıꢀtır.   Bu değerlendirme ulusal makamların öne sürdüğü meꢀru amaçlardan birine uygun olsa   bile, tek baꢀına baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin haklı gösterilmesi   için yeterli değildir. (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 4) [GC],   no 24762/94, prg. 58, 8 Temmuz 1999 ; Türkiye aleyhine Kızılyaprak davası, no 27528/95,   prg. 40, 2 Ekim 2003).   AĐHM, söylemin bütününü ve özellikle mahkûmiyete gerekçe olarak gösterilen bölümünü   inceledikten sonra, baꢀvuranın ulusal makamların ülkenin güneydoğusundaki icraatlarını   eleꢀtirdiği ve özellikle siyasal ve tarihsel sorunların tartıꢀılmasını desteklediği sonucunu   çıkarmaktadır.   Buraya kadar elde edilen bilgiler ıꢀığında AĐHM, ulusal makamların mevcut davada,   kamuoyunun Türkiye’nin güneydoğusundaki duruma iliꢀkin farklı bir bakıꢀ açısı konusunda   bilgi alma ve ülkenin politika ve tarihi hakkında demokratik bir tartıꢀma yapma hakkına   yeterli ihtimamı göstermediği kanaatine varmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Sürek (no 4)   ilgili bölüm, prg. 58).   AĐHM, müdahalenin orantılılığını belirlemek için, verilen cezaların niteliğinin ve   ağırlığının da dikkate alınması gerektiğini kaydetmektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM,   baꢀvuranın baꢀlangıçta bir yıl hapis ve ayrıca para cezasına mahkûm edildiğini ve baꢀvuran üç   ay hapis cezası çektikten sonra ulusal mahkemelerin bu mahkûmiyeti kaldırdıklarını   hatırlatmaktadır.   Yukarıdaki unsurları dikkate alan AĐHM, baꢀvuranın DGM tarafından mahkûm edilmesi   sonucu AĐHS’nin 10. maddesinin ihlâl edildiğini kaydetmektedir.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunarak, devlet güvenlik mahkemesinin   bünyesinde askeri bir hakim bulunması dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   tarafından yargılanmadığına ve Yargıtay’da duruꢀma yapılmadığına iliꢀkin iki ꢀikayette   bulunmaktadır.   Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Birinci ꢀikâyetle ilgili olarak AĐHM, mevcut davada, (Anayasanın 143. maddesinin 18   Haziran 1999 tarih ve 4338 sayılı yasayla değiꢀtirilmesinden sonra) Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin bünyesinde hiçbir askeri hakimin yer almadığını, bu nedenle de bağımsız ve   tarafsızlığının oluꢀtuğunu kaydetmektedir. Ayrıca, hakimlerin statüleri anayasal ve yasal   düzenlemelerle teminat altına alınmıꢀtır (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Đmrek   davası (karar), no 57175/00, 28 Ocak 2003).   Đkinci ꢀikâyetle ilgili olarak AĐHM, 6. maddenin, karara bağlanacak davanın cinsine   bakmaksızın, her zaman kamuya açık bir duruꢀma öngörmediğini hatırlatmaktadır.   Dolayısıyla, dava ilk derece mahkemesinde görülürken kamuya açık duruꢀmalar yapıldıysa,   ikinci ve üçüncü derece mahkemelerinde duruꢀma yapılmaması, söz konusu yargılamanın   niteliği göz önüne alınarak, makul kabul edilebilir. Bu ꢀekilde özellikle olguların değil   hukukun tartıꢀılmasına ayrılan duruꢀmalar, Yargıtay baꢀvurana mahkeme önünde savunma   hakkı vermemiꢀ olsa dahi, 6. maddenin ꢀartlarını yerine getirmiꢀ sayılır (bakınız, diğerleri   arasından, Đsveç aleyhine Ekbatani davası, 26 mayıs 1988, prg. 31, seri A no 134 ; Đsveç   aleyhine Jan-Ake Andersson davası, 29 Ekim 1991, prg. 27-28, seri A no 212-B kararları, ve   Türkiye aleyhine Hasan Celal Güzel davası (karar), no 54479/00, 10 Haziran 2003).   AĐHM, mevcut davada Yargıtay’ın davaya esastan bakmadığını ve yalnızca hukuk   kurallarını yorumladığını ve bir ilk derece mahkemesi olan DGM’deki duruꢀmaların kamuya   açık görüldüğünü hatırlatmaktadır (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine Göç davası [GC],   no 36590/97, CEDH 2002-V). Bu itibarla AĐHM’nin kanaatine göre, ikinci derece   mahkemede duruꢀmaların kamuya açık yapılmaması, AĐHS’nin 6. maddesinde öngörülen adil   yargılama ilkesini zedelemez.   AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi anlamında dile getirilen ꢀikâyetlerin açıkça dayanaktan   yoksun olduğu kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.maddeleri   gereğince kabuledilemez ilan edilmeleri uygun olacaktır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   A. Tazminat   Baꢀvuran 35.426,88 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Bu miktarın dağılımını ꢀu   ꢀekilde sıralamaktadır: para cezası için ödediği 875 Euro, mahkeme masrafları için 51,88   Euro, avukatlık yapamadığı üç aylık dönemde uğradığı gelir kaybı için 33.000 Euro, 3713   sayılı Kanun’un 8/1 maddesinin yürürlükten kaldırılması ile serbest bırakılması arasında   geçen, günlüğü 500 Euro’dan üç günlük çalıꢀma ücreti olarak 1.500 Euro.   Baꢀvuran manevi tazminat olarak 93.000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran bu rakam ile   ilgili olarak ꢀu gerekçeleri saymaktadır: bir yıl hapis cezasına mahkum edilmesi ve üç gün   fiilen hapis yatması, olayların meydana geldiği dönemdeki yaꢀı dikkate alındığında çekmiꢀ   olduğu sıkıntı ve üzüntüler, kötü muamele görmesi, ailesinden ayrı kalması ve profesyonel iꢀ   yaꢀamında kaybettiği itibar.   Hükümet bu meblağların dayanaksız olduğunu savunmaktadır.   Yukarıda dile getirilen çeꢀitli unsurlar ıꢀığında ve hakkaniyete uygun olarak AĐHM,   baꢀvurana uğradığı tüm zarar için 5.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran iç hukuktaki mahkemeler nezdinde ve AĐHM’de yapmıꢀ olduğu yargılama   giderleri için 13.825 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran öncelikli olarak ulaꢀım ve Türkiye’deki   iki avukatın giderlerini hesaba katmaktadır. Baꢀvuran bunlara eꢀinin hapishane ziyareti için   yaptığı giderleri eklemektedir. Baꢀvuran ikinci olarak avukatlık ücretini, tercüme masraflarını,   avukatının Türkiye’deki konaklama ve haberleꢀme giderlerini eklemektedir. Baꢀvuran ekte   avukatı tarafından hazırlanan 5.000 Euro’luk gider makbuzu ile 239,02 Euro’luk tercüme   faturasını ve ayrıca bunlara iliꢀkin 100 ve 150 Euro’luk iki tercüme faturasını sunmaktadır.   Hükümet bu talebin dayanaksız ve aꢀırı olduğunu savunmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu baꢀvuruda mahkemede sunulan belgeler ve   sözü edilen kıstaslar ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın ulusal mahkemeler nezdinde yapmıꢀ olduğu   yargı giderlerine iliꢀkin talebini reddetmiꢀ ve baꢀvurana AĐHM önündeki yargılama masraf ve   giderleri için 2.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 10. maddesi hakkındaki baꢀvurunun kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların   kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana uğradığı bütün   zararların karꢀılığında toplam 5.000 (beꢀ bin) Euro ve yargılama giderleri için 2.000 (iki bin)   Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 10 ꢁubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło