27693/95

WyrokETPCz2005-05-31ECLI:CE:ECHR:2005:0531JUD002769395

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy państwo ponosi odpowiedzialność za śmierć osoby porwanej przez funkcjonariuszy państwowych oraz czy władze przeprowadziły skuteczne śledztwo w sprawie tej śmierci, zgodnie z art. 2 Konwencji? Czy brak skutecznego śledztwa i środka odwoławczego naruszył art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak współpracy rządu tureckiego w przedstawieniu wymaganych dokumentów, w tym rejestrów zatrzymań, bez zadowalającego wyjaśnienia, pozwala na wyciągnięcie wniosków na niekorzyść rządu. Na tej podstawie Trybunał stwierdził, że brat skarżącego został zatrzymany przez funkcjonariuszy państwowych, a ponieważ rząd nie przedstawił wyjaśnień co do okoliczności jego śmierci w ich rękach, państwo ponosi odpowiedzialność za jego śmierć, co stanowi naruszenie art. 2 Konwencji. Dodatkowo, Trybunał stwierdził, że śledztwo krajowe w sprawie śmierci brata skarżącego było nieskuteczne z powodu licznych uchybień, co naruszyło proceduralny aspekt art. 2. Brak skutecznego śledztwa i niemożność skorzystania z innych środków prawnych, takich jak odszkodowanie, doprowadziły do naruszenia art. 13 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdurrahman Çelikbilek, twierdził, że jego brat Abdülkadir Çelikbilek został porwany przez czterech cywilnych policjantów 14 grudnia 1994 roku w Diyarbakırze. Sześć dni później, 21 grudnia 1994 roku, ciało Abdülkadira, noszące ślady tortur i uduszenia, zostało znalezione na wysypisku śmieci. Skarżący zgłosił zaginięcie brata i próbował uzyskać informacje od władz, ale bezskutecznie, gdyż policja twierdziła, że brat nie figuruje na listach zatrzymanych. Władze krajowe wszczęły śledztwo w sprawie śmierci, ale skarżący zarzucił mu liczne uchybienia i nieskuteczność. Rząd turecki zaprzeczył udziałowi funkcjonariuszy państwowych i sugerował, że śmierć mogła być wynikiem porachunków mafijnych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: odrzuca wstępny zarzut rządu; stwierdza, że państwo pozwane nie wypełniło obowiązku zapewnienia wszelkich niezbędnych udogodnień Trybunałowi w ustalaniu faktów, zgodnie z art. 38 Konwencji; stwierdza, że rząd jest odpowiedzialny za śmierć brata skarżącego, co stanowi naruszenie art. 2 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji z powodu braku skutecznego śledztwa w sprawie śmierci brata skarżącego; stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji; uznaje, że nie jest konieczne rozstrzyganie, czy doszło do naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 2, 3 i 6; zasądza na rzecz skarżącego 60 000 EUR tytułem szkody majątkowej dla żony i dzieci Abdülkadira Çelikbileka, 20 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej dla żony i dzieci Abdülkadira Çelikbileka, 3 500 EUR tytułem szkody niemajątkowej dla samego skarżącego oraz 8 000 EUR tytułem kosztów i wydatków; odrzuca pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   ÇELİKBİLEK - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 27693/95)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2005   Bu karar, AİHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle   ilişkin değişiklik yapılabilir.   Çelikbilek -Türkiye Davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),   Sn. J.-P. COSTA, Başkan,   Sn. I. CABRAL BARRETO,   Sn. K. JUNGWIERT,   Sn. V. BUTKEVYCH,   Sn. M. UGREKHELIDZE,   Sn. E. FURA-SANDSTRŐM, yargıçlar,   Sn. F. GÖLCÜKLÜ, ad hoc yargıç,   ile Bölüm Sekreteri Sn. S. DOLLÉ’in katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi   Heyeti olarak toplanmış, 10 Mayıs 2005 tarihinde yapılan özel görüşmeler sonucunda, bu   tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULİ İŞLEMLER   1. Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Abdurrahman Çelikbilek’in (“başvuran”),   İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) önceki 25.   maddesi uyarınca, 13 Haziran 1995 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan   Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no: 27693/95).   2. Başvuran, Londra’da görev yapmakta olan Dr. Anke Stock tarafından temsil   edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM önündeki işlemler için bir ajan tayin   etmemiştir.   3. Başvuran, erkek kardeşinin 1994 yılında Devlet memurları tarafından kaçırılıp   öldürüldüğünü iddia etmiştir. Başvuran, AİHS’nin 2, 3, 6 ve 14. maddelerine başvurmuştur.   4. Başvuru, AİHS’nin 11 No.lu Protokolü’nün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998   tarihinde AİHM’ye gönderilmiştir (11 No.lu Protokol’ün 5 § 2 maddesi).   5. Başvuru, AİHM’nin Birinci Dairesi’ne verilmiştir (İçtüzüğün 52 § 1 maddesi). Bu   Daire içerisinde, davaya bakacak olan Heyet ( AİHS’nin 27 § 1 maddesi) İçtüzüğün 26 § 1   maddesine göre oluşturulmuştur. Türkiye için seçilen yargıç Rıza Türmen davadan çekilmiştir   (İçtüzüğün 28. maddesi). Bunun üzerine Hükümet, ad hoc yargıç olarak Profesör Feyyaz   Gölcüklü’yü atamıştır (AİHS’nin 27 § 2 maddesi ve İçtüzüğün 29 § 1 maddesi).   6. AİHM, 22 Haziran 1999 tarihinde, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar   vermiştir.   7. Başvuran ve Hükümet, esaslarla ilgili görüşlerini bildirmişlerdir (İçtüzüğün 59 § 1   maddesi). Taraflara danıştıktan sonra Heyet’in esaslarla ilgili bir duruşmanın gerekmediğine   karar vermesinin ardından (İçtüzüğün 59 § 3 maddesi in fine), taraflar, birbirlerinin   görüşlerine yazılı olarak cevap vermişlerdir.   8. 1 Kasım 2004’te AİHM, Dairelerinin içeriğini değiştirmiştir (İçtüzüğün 25 § 1   maddesi). Bu dava, yeni oluşturulan İkinci Daire’ye verilmiştir (İçtüzüğün 52 § 1 maddesi).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   9. Kürt kökenli bir Türk vatandaşı olan başvuran, 1951 doğumlu olup Diyarbakır’da   ikamet etmektedir.   A. Giriş   10. Başvuranın kardeşi Abdülkadir Çelikbilek’in öldürülmesine sebep olan olaylar,   taraflar tarafından tartışılmaktadır.   11. Başvuranın anlattığı şekliyle olaylar, aşağıdaki B bölümünde yer almaktadır (bkz   12-23. paragraflar). Hükümet’in olaylarla ilgili ifadeleri aşağıdaki C bölümünde   özetlenmektedir (bkz. 24-28. paragraflar). Hükümet’in sunmuş olduğu belgesel kanıt D   bölümünde özetlenmektedir (bkz. 29-46. paragraflar).   B. Başvuranın olaylarla ilgili ifadeleri   12. 9 Haziran 1994’te, başvuranın kardeşi Abdülkadir Çelikbilek, Diyarbakır Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nde (bundan sonra “Diyarbakır Mahkemesi”) Savcı’ya bir ifade   vermiştir. Çelikbilek, 8 Haziran 1994’te saat 21:30’da, askeri bir operasyon sırasında Amber   Yılmaz adında birinin üç katlı bir evin çatısından düştüğünü duyduğunu belirtmiştir.   Çelikbilek ayrıca, Yılmaz’ın eşi Fethi Yaşar’ın bir PKK1 üyesi olduğunu ve Yaşar’ın PKK   üyesi olmaktan dolayı şu an 36 yıllık hapis cezasını yerine getirdiğini duymuştur. Çelikbilek   son olarak, Yılmaz ile PKK arasındaki bağlantılardan haberi olmadığını belirtmiştir (bkz 30.   paragraf).   13. Bu ifadeyi verdikten sonra, Abdülkadir birçok kez takip edilmiştir. Kasım 1994’te   Abdülkadir Çelikbilek’in eşi Aynur Çelikbilek, eşinin nerede olduğu hakkında kendisine   sorular soran iki polis tarafından ziyaret edilmiştir.   14. 14 Aralık 1994’te, 11:00 sularında, Abdülkadir Diyarbakır merkezdeki Esnaflar   Kahvehanesine gitmiştir. Gittikten yaklaşık on dakika sonra, içinde dört sivil polisin   bulunduğu beyaz bir Renault araba kahvehanenin önünde durmuştur. Türkiye’nin   güneydoğusunda, bu tür bir arabanın sivil polis memurları tarafından kullanıldığı yaygın   olarak bilinmektedir. İki polis kahvehaneye girerken, diğer ikisi arabada kalmıştır. Bu iki   polis memuru, daha önce eşinin nerede olduğu hakkında Aynur Çelikbilek’i sorgulayanlardı.   Silahlı oldukları için, bu iki kişinin polis olduğu açıktı. Yalnızca güvenlik güçleri üyeleri,   Diyarbakır’daki bir kahvehaneye ateşli silahlarla girebilirlerdi. Başvuranın kardeşi   kahvehaneden ayrılırken, iki polis memuru da kahvehaneden ayrılmıştır. Kahvehanenin   dışında, iki polis memuru Abdülkadir’i kollarından tutup, orada bekleyen beyaz Renault’un   içine sokmaya zorlamışlardır. Kahvehanede bulunan herkes bunu görmüştür. Araba,   Diyarbakır Emniyet Amirliği yönüne gitmiştir. İki polis memuru Abdülkadir’i götürürken   kahvehanede bulunan iki kişi, daha sonra başvurana bu olaydan bahsetmiş ve kardeşini   kaçıran kişilerin kesinlikle polis olduklarını eklemiştir.   15. 15 Aralık 1994’te, başvuran olay hakkında kendilerini haberdar etmek için, İnsan   Hakları Derneği’nin Diyarbakır Şubesine gitmiştir. Başvurana Diyarbakır Mahkemesi’ndeki   Savcılığa dilekçe yazması tavsiye edilmiştir. Bunun üzerine başvuran dilekçe vermek için   Diyarbakır Mahkemesi’ne gitmiştir.Ancak, mahkeme binasının kapısındaki polis, kardeşinin   isminin listelerinde olmadığını söylemiştir. Başvuran, ilerleyen günler içinde birçok kez   Diyarbakır Mahkemesi’ne gitmiş ve kardeşi hakkında bilgi alma girişimleri başarısız olmuştur.   16. 21 Aralık 1994’te saat 7:30 civarında, üç polis memuru başvuranın evine gelmiş ve   başvurana kardeşinin yaralı olduğunu ve hastaneye götürüldüğünü söylemişlerdir. Polis   memurları başvuranı arabalarına aldıklarında, kardeşinin cesedinin Diyarbakır’daki   Mardinkapı mezarlığının dışında bulunduğunu söylemişlerdir. Başvuran, polis memurlarıyla   birlikte kardeşinin cesedinin bulunduğu yere gitmiştir. Polis orada başvuranı aramıştır.   Cekedinin cebinden Diyarbakır Mahkemesi Savcısına yazılan dilekçeyi almışlardır.   Başvuranın istemesine rağmen, polis memurları geri vermeyi reddetmiştir. Başvuran,   Kürdistan İşçi Partisi     kendisinin Türk makamları aleyhinde açabileceği davaları zayıflatmak için, polis   memurlarının dilekçeyi geri vermeyi reddettikleri kanısındadır.   17. Başvuranın kardeşinin cesedi, Mardinkapı mezarlığının yanındaki çöp yığınının   üzerinde duruyordu. Cesedinin her yanından işkence izlerini görebilmek mümkündü. Ayak   tabanlarının derisi kerpetenle çekilmiş gibi görünüyordu. Kolları, bacakları ve başı kalın bir   şişle şişlenmiş gibi görünüyordu. Bütün vücudu siyah ve mordu, boğazında izler vardı.   18. Polis, başvurana kardeşinin cesedini gösterdikten sonra, kardeşinin evine gitmek   üzere başvuranı arabaya almıştır. Polis burada ev araması yapmış ve bu arama sırasında   başvuran, polis radyosundan Savcının kardeşinin cesedini görmeye gitmek üzere olduğunu   duymuştur. Polis, Savcıya katılmak için aramayı durdurmuştur. Başvuranı yanlarında   götürmüşlerdir. Savcı, başvurana hiçbir şey sormamıştır. Polis, cesedin yerini kaydetmiş ve   cesedi Devlet Hastanesi morguna götürmüştür. Başvuran da bir polis arabasıyla morga   götürülmüştür. Morga giderken, arabadaki bir polis, başvurana Tepecik’teki bütün köylülerin   yollarda aynı şekilde öleceğini söylemiştir.   19. Morgta, diğer bazı polis memurları, başvurana köy korucularının Tepecik köyünü   yaktıklarını ve kardeşini öldürenlerin büyük ihtimalle aynı köy korucuları olduğunu   söylemişlerdir. Başvuran, köy korucularının kardeşini öldürdüklerine inanmadığı cevabını   vermiş ve eğer köy korucuları kardeşini öldürmüş olsalardı, buna polisin yardım etmiş   olacağını eklemiştir. Polis memurları, başvuranın ölen kardeşinin kızı Leyla’nın, babasını   polisin öldürdüğünü düşündüğü cevabını vermişlerdir. Başvurana Leyla ile aynı şeyi düşünüp   düşünmediği sorulduğunda, başvuran aynı şeyi düşündüğünü söylemiştir.   20. Morgta başvuranın kardeşinin cesedine otopsi yapılmıştır. Başvuran, doktora   kardeşinin boynundaki izleri sormuştur. Doktor, kardeşi öldükten sonra boynunun   çevresinden bir şey geçmiş olabileceğini ve cesedinin bununla sürüklenmiş olabileceğini   söylemiştir. Otopsiden sonra ceset gömülmek üzere bırakılmıştır.   21. Başvuran morgtayken, bir başka polis takımı, ev aramasını bitirmek için   başvuranın kardeşinin evine geri dönmüştür. Bu polis memurları Leyla’ya, babasının polise   içinde büyük ihtimalle ateşli silah olan bir paketi olduğunu söylediğini bildirmiş ve Leyla’dan   paketi kendilerine vermesini istemişlerdir. Başvurana göre, bu soru, güvenlik güçlerinin   aslında kardeşini yakaladıklarını ve sorgulayıp işkence yaptıktan sonra öldürdüklerini   göstermekteydi. Aynı gün, Mardinkapı Polis Karakolunda başvuranın ifadesi alınmıştır (bkz.   37. paragraf).   22. Söz konusu olaylardan bir süre önce, başvuranın büyük oğlu Fesih PKK’ya   katılmıştır. Başvuran bunu gizlemeyi başarmıştır. Ancak, kardeşinin ölümünden on gün sonra,   terörle mücadele şubesinden olduğunu söyleyen Cevat adında bir kişi başvuranın evine   gelmiştir. Cevat, başvurana oğlunun PKK’ya katıldığını söylemiş ve başvurandan oğlunun ne   zaman eve geldiğini güvenlik güçlerine bildirmesini istemiştir. Başvuran böylece, kardeşinin   işkence altındayken güvenlik güçlerine Fesih’ten bahsettiğine ikna olmuştur.   23. Haziran 1996’da başvuran, Diyarbakır’da yolda yürürken Devlet ajanları   tarafından kaçırılmıştır. Bir arabaya bindirilmiş, görmesi ve konuşması engellenmiştir. Devlet   ajanlarının orada kendisini vurmak istedikleri kırsal bir alana götürülmüş, ancak daha sonra   bu ajanlar fikirlerini değiştirmişler ve başvuranı 14 aylık hapis sürecinden önce 31 gün   boyunca alıkonduğu Diyarbakır’daki suçüstü bürosuna götürmüşlerdir. Başvuran, gözaltında   bulunduğu sırada birkaç kez tehdit edilmiştir. Tehditler, “Oğlunun ya da kardeşinin yolundan   gitme. Yoksa seni de öldürürüz” şeklindeydi. Bu tehditler, Hükümet’in başvuranın kardeşinin   kaçırılmasından ve öldürülmesinden doğrudan sorumlu olduğuna başvuranı daha çok   inandırmıştır.   C. Hükümet’in olaylarla ilgili ifadeleri   24. 21 Aralık 1994’te saat 07:30 civarında, yoldan geçen kişiler, Mardin Kapı Polis   Karakolu’na Diyarbakır’daki Mardinkapı mezarlığının yanında bir kişinin yatmakta olduğunu   bildirmişlerdir. Bu bilgi üzerine, polis memurları elleri sırtına doğru bağlanmış bir ceset   bulmuşlardır. Ceset, mezarlığın yanındaki bir çöp yığınının üzerinde bulunmaktaydı. Polis,   cesedin üzerinde Abdülkadir Çelikbilek adına bir kimlik bulmuştur.   25. Polisten haber aldıktan sonra, sorumlu savcı Mehmet Tiftikçi ile Dr. Lokman   Yavuz olay yerine gelmişlerdir. Ayırt edilemedikleri için incelenemeyen ayak izleri   bulunmuştur. Hiçbir kavga izi görülmemiştir. Tekerlek izleri incelenmiş, ancak cesedin   bulunmasından sonra oluştukları görülmüştür. Olay raporu tutulduktan ve cesedin yerini   gösteren bir kroki hazırlandıktan sonra, ceset morga götürülmüştür.   26. Cesedin üzerinde bulunan kimlik kartına dayanarak, ölen kişinin ailesiyle iletişime   geçilmiştir. Ölen kişinin kardeşi Abdurrahman Çelikbilek morga getirilmiş ve cesedin kardeşi   Abdülkadir’e ait olduğunu tespit etmiştir. Bunun ardından otopsi yapılmıştır.   27. 21 Aralık 1994’te verdikleri ifadelere göre, başvuran ve ölen kişinin eşi Aynur,   Abdülkadir’i kimin öldürmüş olabileceğini bilmemekteydiler. Hiçbir düşmanları olmadığını   belirtmişlerdir. Başvuran ayrıca, bildiği kadarıyla kardeşinin 12 Eylül 1980 darbesinden sonra,   ateşli silah kaçakçılığından dolayı alıkonduğunu açıklamıştır. Ölen kişinin dul eşi de, eşini   öldüren kişi ya da kişiler aleyhinde şikayette bulunmak istediğini ifade etmiştir. Bu cezai   şikayet, resmi olarak 28 Aralık 1994 kayıtlıdır.   28. Savcı, şu an hala beklemede olan 1994/9249 dosya numaralı bir soruşturma   başlatmıştır. Savcı, polis makamlarından, kendisini bu soruşturmayla ilgili olarak düzenli bir   şekilde bilgilendirmesini istemiştir.   D. Hükümet’in sunduğu yazılı delil   29. Aşağıdaki bilgiler hükümetin sunduğu belgelerden alınmıştır.   30. 9 Haziran 1994’te Diyarbakır Mahkemesi Savcısı tarafından başvuranın kardeşi   Abdülkadir Çelikbilek’in ifadesi alınmıştır. Çelikbilek, önceki gün saat 09:30’da   gerçekleştirilen bir askeri operasyon sırasında, Amber Yılmaz adında bir kadının üç katlı bir   evin üstünden düştüğünü duyduğunu belirtmiştir. Çelikbilek ayrıca, Anbara’nın eşinin PKK   üyesi olması nedeniyle 36 yıllık hapis cezasını çekmekte olduğunu duyduğunu ifade etmiştir.   Bildiği kadarıyla, Anbara PKK üyesi değildi.   31. 21 Aralık 1994’te saat 07:45’te, bir emniyet amiri yardımcısı ve bir polis memuru,   bir olay yeri tespit tutanağı hazırlamıştır. Bu rapora göre, aynı gün saat 07:30’da, bazı kişiler   Mardinkapı mezarlığının yanındaki yolun kenarında bir kişinin yatmakta olduğunu   gördüklerini polise bildirmişlerdir. Polis olay yerine geldiğinde, sağ tarafta, mezarlığın   duvarıyla yol arasında donmuş bir erkek cesedi bulmuşlardır. Ceset, mezarlığın girişinden   yaklaşık 150-200 m. uzaklıkta bulunmaktaydı. Ölen kişinin elleri, giymiş olduğu paltonun   kemeriyle arkaya doğru bağlanmıştı. Ceset üzerinde bulunan kimlik kartına göre, ölen kişi   Abdülkadir Çelikbilek’ti. Olay yerinde hiçbir kanıt bulunmamıştı.   32. Aynı gün saat 09:00’da polis memurlarının cesedin yerini göstermek için   hazırladıkları bir taslakta, ölüm sebebinin boğulma olduğu kaydedilmiştir.   33. Aynı gün hazırlanan bir diğer olay yeri tespit tutanağına göre, görevli Savcı ve   patolog, “uzun bir telle boğulmuş” olan kişinin cesedini incelemiştir. Cesedin yanında çok   sayıda ayak izi gözlemlemişlerdir. Bununla beraber, sayıları çok fazla olduğundan ve hepsi   birbirine karıştığından, bu ayak izlerinin kalıpları yapılmamıştır. Aynı şekilde, cesedin   yanında görülen tekerlek izlerinin de kalıpları yapılmamıştır, çünkü bu izlerin “olayla hiçbir   ilgisi olmayan” araçlara ait olduğu sonucuna varılmıştır. Olay yerinde hiçbir kavga izi   görülmemiştir. Ayrıca, cinayetin fail(ler)i hakkında ipucu verebilen hiçbir kanıta   rastlanmamıştır. Bu raporda ayrıca, cesedin daha önce polis tarafından resminin çekildiği   belirtilmiştir. Savcı, cesedin otopsi için Diyarbakır Devlet Hastanesi morguna gönderilmesi   talimatını vermiştir.   34. Otopsi raporuna göre, ceset aynı gün saat 09:30 civarında hastaneye götürülmüştür.   Kardeşinin cesedi geldiğinde, başvuran hastanede bulunmaktaydı. Başvuran, kardeşinin   kimliğini tespit etmiş, kardeşinin sekiz gündür kayıp olduğunu ve bu süre içinde ailesinin   aramalarının başarısızlıkla sonuçlandığını ifade etmiştir. Başvuran, kardeşini kimin öldürmüş   olabileceğini bilmediğini eklemiştir.   35. Savcı, rigor mortisin (ölümden sonra vücudun katılaşması) başlamış olduğunu   gözlemlemiştir. Aynı zamanda, yüzde ve gövdede çok sayıda yara ve ekimoz görülmüştür.   Doktor, bu yaralardan bazılarının üç gün önceden, bazılarının ise altı ila on iki gün önceden   kaldığı sonucuna varmıştır.   36. Doktor tarafından gerçekleştirilen tam otopsiye göre, ölüm sebebinin mekanik   asphyxiation (nefes alamama) olduğu saptanmış ve öldürmenin kasıtlı olduğu sonucuna   varılmıştır. Doktor, rigor mortisin başlamış olduğunu göz önüne alarak, ölümün yaklaşık 10-   saat önce gerçekleştiği sonucuna varmıştır. Otopsinin sonunda, cesedin bir kez daha   fotoğrafı çekilmiştir. Savcı, gömme izni çıkarmış ve polis memurlarına kapsamlı bir araştırma   gerçekleştirmeleri talimatını vermiştir.   37. 21 Aralık 1994’te saat 15:30’da, Mardinkapı Polis Karakolunda, emniyet amiri   tarafından başvuranın bir ifadesi daha alınmıştır. Başvuran, kardeşinin 14 Aralık 1994 akşamı   evine dönmediğini ifade etmiştir. Başvuran ertesi gün, kardeşinin sık sık gittiği kahvehaneye   gitmiş ve oradaki kişilere kardeşini görüp görmediklerini sormuştur. Oradaki kişiler, önceki   gün dört kişinin kahvehaneye geldiğini ve kahvehanede oturmakta olan Abdülkadir’in yanına   gittiklerini söylemişlerdir. Daha sonra dört adam ile birlikte Abdülkadir kahvehaneden   ayrılmış ve beyaz bir station vagon Renault arabaya binip gitmişlerdir. Aracın plaka numarası   “belirgin” değildi. Başvuran, kahvehanedeki kişilerin kendisine anlatmış oldukları bu olayın   doğruyu ne kadar yansıttığını bilmediğini ifade etmiştir. Başvuran ayrıca, Diyarbakır   Mahkemesi Savcısına bir dilekçe vermeye çalıştığını, ancak bunun kabul edilmediğini   belirtmiştir. Başvuran, özellikle şüphelendiği birisi olmadığını ve ailenin hiçbir düşmanı   bulunmadığını eklemiştir. Başvuran son olarak, kardeşinin silahlarla ilgili bir suçtan dolayı   1980’den sonra hapis cezası çektiğini ifade etmiştir.   38. Aynı gün, Mardinkapı Polis Karakolu emniyet amiri, başvuranın ölen kardeşi   Abdülkadir’in dul eşi Aynur Çelikbilek’in ifadesini almıştır. Çelikbilek, 14 Aralık 1994’te   saat 11:00 civarında eşinin evlerinden ayrıldığını belirtmiştir. Eşi akşam eve dönmeyince,   Çelikbilek kayınbiraderi olan başvuranı haberdar etmiş ve ondan eşini bulması için gerekli   soruşturmaları yapmasını istemiştir. Bütün çabalara rağmen, eşini bulamamışlardır.   Çelikbilek’in özellikle şüphelendiği bir kişi yoktu ve ailenin hiçbir düşmanı bulunmamaktaydı.   Başvuran, Çelikbilek’e eşinin beyaz Renault marka bir arabayla kahvehaneden götürüldüğünü   söylemiştir. Çelikbilek Savcıdan, eşini öldüren kişilere karşı cezai takibat başlatmasını   istemiştir.   39. Son olarak, 21 Aralık 1994’te Mardinkapı Polis Karakolu emniyet amiri,   Diyarbakır Emniyet Amirliğine, yetkisi altındaki bölgede bulunan ceset hakkında bilgi verdiği   bir rapor yollamıştır. Mardinkapı Polis Karakolu emniyet amiri, bu rapora iki ifadeyi (bkz. 37-   38. paragraflar), olay yeri tespit tutanaklarını ve aynı gün hazırlanan taslakları (bkz. 31-33.   paragraflar) eklemiştir.   40. Bu raporun ve eklerinin, aynı öldürülme olayına ilişkin soruşturma başlatan   Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na gönderildiği görülmektedir. Soruşturmaya 1994/9249   numarası verilmiştir.   41. 23 Aralık 1994 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne   öldürme olayının faili/faillerini arama talimatı vermiştir.   42. 6 Ocak 1995 tarihinde, Savcı bu talimatını yinelemiş ve 20 Aralık 2014 tarihinde   yasal süre sınırlaması bitene değin bütün muhtemel gelişmelerden üç ayda bir haberdar   edilmeyi talep etmiştir. Savcı, 1 Ocak 1996, 28 Şubat 1996 ve 29 Mart 1996 tarihlerinde,   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne verdiği talimatını tekrarlamıştır.   43. 20 Haziran 1996 tarihinde, Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü, 10 Haziran 1996   tarihinde Dışişleri Bakanlığı’nın talebine cevaben olduğu anlaşılan bir yazıyı anılan Bakanlığa   göndermiş, akabinde Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’nden “AİHM’ye başvurmuş olan   Abdurrahman Çelikbilek’in merhum erkek kardeşinin sahtecilik ve uyuşturucu satışıyla ilgisi   olduğunu gösterir suç kayıtlarını Dışişleri’ne göndermesi” talep edilmiştir. Dışişleri   Bakanlığı’na gönderilen yazıya göre, Abdülkadir Çelikbilek 1985 ve 1986 yıllarında   uyuşturucu satmak ve sahtecilik suçlarından kovuşturulmuş ve hapsedilmiştir.   44. 1 Aralık 1996 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na, Mardinkapı Polis   Karakolu komiseri tarafından cinayet faillerini aradıkları fakat bulamadıkları bilgisi   verilmiştir.   45. 6 Aralık 1996 tarihinde bir polis memuru, Mardinkapı Polis Karakolu’na cinayet   faillerini aradıklarını ancak bulamadıklarını bildirmiştir.   46. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 6 Aralık 1996, 6 Ocak 1997, 13 Ağustos 1997 ve   son olarak 15 Mart 1999 tarihlerinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne verdiği talimatları   yinelemiştir.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI   47. İlgili iç hukuk ve uygulaması Tepe- Türkiye davasında ortaya konulmuştur (no.   27244/95, §§115-122, 9 Mayıs 2003).   HUKUK   I.HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI   48. AİHM, 22 Haziran 1999 tarihli kararında, sözkonusu cezai soruşturmanın AİHS   kapsamında etkili olarak görülüp görülemeyeceği sorusunun, başvuranın şikayetleri ile   yakından bağlantılı olduğu ve esaslara eklenmesi gerektiği kanısında olduğunu hatırlatır. Bu   konuyla ilgili olarak taraflarca sunulan argümanları dikkate alarak AİHM, bu hususu,   başvuranın AİHS’nin 2. madde kapsamında yaptığı şikayetinin konusunu incelerken ele   almasının uygun olacağı kanısındadır (bkz. aşağıdaki 79-94. paragraflar).   II. AİHM’NİN KANITLARI DEĞERLENDİRMESİ VE OLAYLARI   BELİRLEMESİ   A.Tarafların görüşleri   1.Başvuran   49. Başvuran, AİHM’nin, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, erkek kardeşinin polis   tarafından kasten öldürüldüğü sonucuna varması için yeterli kanıt bulunduğunu öne sürmüştür.   Başvuran, AİHM’nin dikkatini, yerel makamların gerektiği gibi bir soruşturma   yürütmemesine ve Hükümet’in AİHM tarafından talep edilen bazı kilit belgeleri vücuda   getirmemesine çekmiştir. Bu noksanlıklar, başvurana göre, katilleri korumak için bir örtbasa   işaret etmektedir.   50. Başvuran, AİHM’nin, erkek kardeşinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde polis   gözaltında öldürüldüğü hususunda tatmin olmaması halinde, bunun, olasılıklar dengesi   temelinde mütalaa edilmesinin gerektiğini; ki bunun da, kendisinin öne sürdüğü üzere,   gözaltında ölüm vakalarında uygun test olduğunu belirtmiştir. Erkek kardeşinin ailesi değil,   yalnızca makamların görevleri ve kaynakları, erkek kardeşinin ölümünün sebebine dair kanıt   elde edecek konumda idi. Aile, etkili bir soruşturma yapılması hususunda makamlara bağımlı   idi. Ancak, soruşturma oldukça yetersizdi, dolayısıyla, sorumlu yetkililerin noksanlıklarının   bir sonucu olarak, ailenin daha fazla kanıt vücuda getirecek durumu olmamıştır.   II.Hükümet   51. Hükümet, Abdülkadir Çelikbilek’in güvenlik güçlerince öldürüldüğüne ilişkin hiçbir kanıt   bulunmadığını öne sürmüştür. Görüşlerini desteklemek amacıyla, Hükümet, başvuranın   Savcı’ya verdiği ifadelerle Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na verdiği başvuru formundaki   iddiaları arasında ciddi çelişkiler olduğunu öne sürmüştür. Özellikle, başvuran, başvuru   formunda ortaya konulan iddiaları Savcı’nın dikkatine arzetmemiştir. Ancak Komisyon,   başvuruyu Hükümet’e bildirdiğinde yetkililer bu iddialardan haberdar olmuştur.   52. Ayrıca, başvuranın kahvedeki kişilerden elde edildiği iddia edilen bilgi dolaylı idi ve kati   olarak görülemezdi. Başvuran Diyarbakır Mahkemesi’ne başvurmak üzere gittiğinde, orada   kendisine erkek kardeşinin tutuklanmadığı bildirilmiştir.   53. Başvuranın sabıka kayıtlarından, geçmişte kendisine yönelik narkotik ve sahtecilik   suçlarından cezai soruşturma açıldığı görülmüştür. 5 Kasım 1986 tarihinde, uyuşturucu   kaçakçılığı örgütü kurmak ve eroin bulundurmaya iştirak ettiği iddiasına ilişkin olarak   yakalanmış ve tutuklanmıştır. Dolayısıyla, başvuranın erkek kardeşinin öldürülmesinin mafya   tipi kan davasından kaynaklanmış olması mümkündü.   54.Hükümet ayrıca, İçişleri Bakanlığı tarafından temin edilen bilgiye göre, PKK’ya mensup   olmaktan ötürü başvurana yönelik soruşturma açılmış olduğunu ve oğlu Fetih’in bu örgütün   faal bir üyesi olduğunun belirlendiğini ileri sürmüştür.   55. Buna ek olarak, başvuran, 1996 yılında PKK’ya yönelik bir operasyon esnasında sorguya   çekilmiş ve tutuklu yargılanmıştır. PKK’ya mensup olduğu gerekçesiyle kendisine yönelik   cezai işlem başlatılmıştır. Diyarbakır Mahkemesi, bu işlemler sırasında tutuklanması   talimatını vermiştir.   B. Madde 38 § 1 (a) ve AİHM’nin vardığı sonuçlar   56. Kanıtları değerlendirmeye geçmeden önce, AİHM AİHS’nin 34. maddesi   kapsamındaki kişisel başvuru sisteminin etkili olarak işleyebilmesi açısından, başvuruların   gerektiği gibi ve etkili olarak incelenmesinin mümkün kılınması için Devletlerin, bütün   gerekli imkanları sunması gerektiğini tekrarlar (bkz. Tanrıkulu – İngiltere [BD], no. 23763/94,   § 70, AİHM 1999-IV). Bir başvuranın, Devlet görevlilerini, kendisinin AİHS haklarını ihlal   etmekle suçladığı hallerde, belirli durumlarda yalnızca sorumlu Hükümet’in bu iddiaları   doğrulayan veya reddeden bilgiye erişimi olması, bu tür davalara ilişkin işlemlerin özünde yer   alır. Tatmin edici bir açıklama yapmaksızın Hükümet’in elindeki bilgiyi sunmaması, yalnızca   başvuranın iddialarının temeli olduğuna dair çıkarımların ortaya çıkmasına sebep olmakla   kalmaz, aynı zamanda sorumlu Devlet’in AİHS’nin 38 § 1 (a). maddesi kapsamındaki   yükümlülüklerine bağlı kalma seviyesine dair olumsuzluk yansıtabilir (bkz. Timurtaş –   Türkiye, no. 23531/94, §§ 66 ve 70, AİHM 2000-VI).   57. Bu bağlamda, AİHM, Hükümet’in, AİHM’nin bilgi ve belge taleplerine verdiği   yanıta ilişkin birkaç hususu dikkatle not etmiştir. Spesifik belgelere ilişkin olarak yapılan   taleplerden ayrı olarak, Hükümet’ten birkaç kez dava dosyasının tamamını sunması da talep   edilmiştir.   58. Yerel soruşturma dosyasına ilişkin olarak, AİHM, kendisinin 2 Temmuz 1999   tarihinde Hükümet’ten dava dosyasının tümünü sunmasını talep ettiğini gözlemler. Hükümet   cevaben “AİHM’nin talep ettiği, dava dosyasındaki, Hükümet görüşlerinin eklenmediği,   birkaç belgeyi” AİHM’ye göndermiştir. Daha sonra AİHM, Hükümet’ten kendilerine o tarihe   kadar gönderilen belgelerin, başvuranın erkek kardeşinin ölümüne yönelik soruşturmaya   ilişkin tam dava dosyası olup olmadığını teyit etmesini talep etmiştir. Bu soruya hiçbir yanıt   alınmamıştır.   59. Her halükarda, AİHM, Hükümetçe sunulan belgelerin, tam soruşturma dosyası   olmadığını gözlemler. Yukarıda özetlenen belgelerden, yerel soruşturma dosyasındaki birkaç   belgenin, ne Komisyon’a ne de AİHM’ye gönderildiği görülmektedir.   60. İlk olarak, 21 Aralık 1994 tarihli olay yeri raporu ve tam otopsi raporu (bkz   yukarıdaki 33. ve 36. paragraflar) başvuranın kardeşinin bedeninin, hem bulunduğu yerde   hem de otopsi esnasında fotoğrafının çekildiği açıktır. Bu fotoğrafların hiçbiri AİHS   kurumlarına gönderilmemiştir.   61. İkinci olarak, Dışişleri Bakanlığı’nca Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’ne 10   Haziran 1996 tarihinde (bkz. yukarıdaki 43. paragraf) gönderilmiş olan ve başvuranın   merhum kardeşinin geçmişteki suç faaliyetlerine ilişkin bilgi istenen yazı, AİHS kurumlarına   gönderilmemiştir.   62. Son olarak ve daha önemlisi, AİHM, 2 Temmuz 1999 tarihinde Hükümet’ten özel   olarak Diyarbakır’da Aralık 1994 tarihinin bütün tutukevi kayıtlarının sunulmasını talep   edildiğini gözlemler. 17 Eylül 1999 tarihinde AİHM’nin, sözkonusu gözaltı kayıtlarını   sunulmasına ilişkin yaptığı hatırlatmaya rağmen, Hükümet bu kayıtları göndermemiştir.   Ancak, Hükümet, AİHM’ye gönderdiği 23 Şubat 2000 tarihli görüşünde, AİHM’nin 17 Eylül   tarihli talebi gereğince, yetkili mercilerin Diyarbakır’daki tutukevlerinin kayıtlarını   incelediğini ve Abdulkadir Çelikbilek’in Aralık 1994’te tutuklanmadığının belirlendiğini öne   sürmüştür. Ancak Hükümet, gözaltı kayıtlarını, görüşüne eklememiştir.   63. AİHM, Hükümet’in, AİHM’nin ilgili belge ve bilgi talebine verdiği cevaptaki   noksanlıklarına ilişkin herhangi bir açıklama getirmediğini gözlemler. Dolayısıyla,   Hükümet’in bu husustaki tutumundan çıkarımlar elde edebileceğini tespit etmiştir. Ayrıca,   sorumlu Hükümet’in AİHS işlemlerinde göstereceği işbirliğinin önemine atıfta bulunarak   (bkz. yukarıdaki 56. paragraf), AİHM, AİHS’nin 38 § 1 (a). maddesindeki olayları   belirlemede AİHM’ye gerekli tüm olanakları temin etme yükümlülüğünü yerine getirmediğini   tespit etmiştir.   C. AİHM’nin olayları değerlendirmesi   64. Başvuran, erkek kardeşinin sivil polisler tarafından 14 Aralık 1994 tarihinde   götürüldüğünü ve akabinde onlar tarafından öldürüldüğünü ileri sürmüştür.   65. Hükümet, kaçırma olayına herhangi bir Devlet görevlisinin karışmasını ve   akabinde başvuranın öldürülmesini inkar etmiş ve öldürmenin mafya tipi kan davasından   kaynaklandığını öne sürmüştür.   66. Kanıtları değerlendirirken, AİHM genel olarak “hiçbir şüpheye yer bırakmayacak   şekilde” kanıt standardını uygulamıştır (bkz. İrlanda – İngiltere, 18 Ocak 1978 kararı, Seri A,   no. 25, ss. 64-65, § 161). Bu tür bir kanıt, olaylara ilişkin yeteri kadar güçlü, açık ve birbiriyle   bağlantılı çıkarımların veya benzeri çürütülmemiş karinelerin bulunmasıyla edinilebilir.   Olayların tamamının veya büyük bir bölümünün, gözaltında kendi kontrollerinde olan   kişilerin durumunda olduğu gibi, yetkililerin kendi bilgileri dahilinde olduğu hallerde,   tutukluluk halinde gerçekleşen yaralanmalarla ve ölümle ilgili olarak güçlü maddi karineler   ortaya çıkacaktır. O durumda, kanıt külfetinin, tatminkar ve ikna edici açıklama temin etmek   açısından yetkililere ait olduğu görülebilir (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93, AİHM   2000-VII, § 100).   67. AİHM, halihazırda, Hükümet’in AİHM’ye ilgili gözaltı kayıtlarını sunmadığını not   etmiştir (bkz. 62. paragraf). AİHM’ye göre, sözkonusu kayıtlar başvuranın iddialarının   doğruluğunun sınanmasına çok büyük önem teşkil edecekti (yukarıda anılan Tepe davası, §§   ve 163).   68. AİHM ayrıca, Hükümet’in gözaltı kayıtlarının soruşturma yetkililerinin dikkatine   arzedildiğini gösterecek herhangi bir belge veya bilgi sunmadığına işaret eder. Özellikle,   sözkonusu raporlara, başvurana Diyarbakır Mahkemesi’nde başvuranın erkek kardeşinin polis   tarafından tutuklandığı bilgisini veren polis memurunun (bkz. yukarıdaki 15. ve 52.   paragraflar) veya soruşturmadan sorumlu Cumhuriyet Savcısı’nın (bkz. yukarıdaki 40.   paragraf) danıştığını gösteren hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Bu koşullarda, ne başvuran ne de   AİHS kurumlarının, Hükümet’in işbirliği olmadan bu belgelere erişim imkanı olmamıştır.   69. AİHM, iddialarını kanıtlamak için, başvuranın kendisinden mantıken ve gerçekçi   olarak beklenebilecek her şey yaptığı kanısındadır. Bu davanın koşulları çerçevesinde, AİHM,   kanıtların Hükümet’in elinde olduğundan hareketle, başvuranın, iddialarını desteklemek için   yeterli kanıt sunmadığı sonucuna varmanın uygun olmadığını tespit etmiştir. Bu safhada,   AİHM, bir başvuran tarafından yapılan iddiaları doğrulayacak veya reddedecek bilgiye   erişime yalnızca sorumlu Hükümet’in sahip olduğu durumda, tatminkar bir açıklama   yapmaksızın Hükümet’in bu tür bilgileri sunmamasının, başvuranın iddialarının temeli   olduğuna dair çıkarımlarda bulunulmasına sebep olabileceğini bir kez daha tekrarlar (bkz.   yukarıdaki 56. paragraf).   70. Dolayısıyla, bu davada olduğu gibi, Hükümet’in kendi elindeki önemli belgeleri   göstermemesi ve bunun da AİHM’nin olayları belirlemesinde engel oluşturması gibi   durumlarda, sözkonusu belgelerin neden başvuranın iddialarını doğrulamaya yaramayacağını   kati olarak ortaya koymak Hükümet’e düşmektedir (bkz. Akkum ve Diğerleri – İngiltere, no.   21894/93, § 211, 24 Mart 2005).   71. AİHM bu bağlamda, Hükümet’in, yetkili mercilerin 17 Eylül 1999 ve 23 Şubat   tarihleri arasında bir safhada ilgili gözaltı kayıtlarını incelediği ve Abdülkadir   Çelikbilek’in Aralık 1994 tarihinde tutuklanmadığının belirlendiği şeklindeki ifadesini   gözlemler. Ancak, AİHM, kanıtların değerlendirilmesinin ve olayların belirlenmesinin   AİHM’nin işi ve kendisine sunulan belgelerin kanıtsal değeri hakkında karar vermenin de   yine AİHM’nin görevi olduğunu vurgular. Kendisine yeterli fırsat tanınmış olmasına rağmen,   Hükümet, gözaltı kayıtlarını sunmamış ve AİHM’nin taleplerine uygun hareket etmeyi   reddetmesinin nedenini açıklamamıştır.   72. Yukarıda anlatıların ışığında, AİHM, Hükümet’in, gözaltı kayıtlarının yetkililerce   incelendiği şeklindeki ifadesinin, Hükümet’in, sözkonusu gözaltı kayıtlarının başvuranın   iddialarını doğrulamaya yaramayacağı yönündeki görüşünün, yukarıda da belirtilmiş olan,   sözkonusu gözaltı kayıtlarının başvuranın iddialarını doğrulamaya yaramayacağını kanıtlamak   görevinin yerine getirdiğinin düşünülebilmesi için yeterli olmadığını tespit etmiştir.   Dolayısıyla, yalnızca, başvuranın kardeşinin, başvuranın da iddia ettiği üzere, gerçekten   Devlet görevlilerince yakalandığı ve tutuklandığı sonucuna varabilir. Bu durumda, Devlet   görevlilerinin elindeyken Abdülkadir Çelikbilek’in nasıl öldürüldüğüne açıklama getirmek,   Hükümet’in yükümlülüğü kapsamına girmektedir. Hükümet tarafından bu tür bir açıklama   yapılmamasından hareketle, AİHM, Hükümet’in Abdülkadir Çelikbilek’in öldürülmesine   açıklama getirmediği sonucuna varmıştır.   III. AİHS’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   73. AİHS’nin 2. maddesine göre:   “1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı   bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse   kasten   öldürülemez.   2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi   sonucunda   a)   meydana   Bir   gelmişse,   kimsenin   bu   yasadışı   maddenin   ihlali   şiddete   suretiyle   karşı   yapılmış   korunması   sayılmaz:   için;   b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin   kaçmasını   önlemek için;   c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”   A. Abdulkadir Çelikbilek’in öldürülmesi   1. Tarafların görüşleri   74. Başvuran kardeşinin, AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmiş olduğunu gösterecek   şekilde Devlet ajanları tarafından öldürülmüş olduğunu ileri sürmüştür.   75. Hükümet, sözkonusu iddiayı reddetmiştir.   2. AİHM’nin değerlendirmesi   76. Yaşam hakkını teminat altına alan ve yaşamdan mahrum bırakılmanın, haklı   görülebileceği durumları ortaya koyan 2. madde, AİHS’nin üzerinde hiçbir değişiklik   yapılmasına izin verilmeyen temel hükümlerinden biridir. 3. madde ile birlikte, Avrupa   Konseyi’ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini taşır. Bu nedenle,   yaşamdan mahrum bırakılmanın haklı görülebileceği koşullar, kesin bir şekilde tahlil   edilmelidir. AİHS’nin, insanların korunması için bir vasıta olarak kapsam ve amacı,   teminatlarını pratik ve etkin hale getirmek için 2. maddenin yorumlanması ve uygulanmasını   da gerektirir (bkz. McCann ve Diğerleri/İngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, A Serisi no.   324, sayfa 45-46, §§ 146-147).   77. 2. maddenin metni, bir bütün olarak okunduğu zaman, yalnızca kasıtlı adam   öldürmeleri değil, kasıtsız bir sonuç olarak hayattan mahrum bırakma ile sonuçlanabilecek   “güç kullanımı”na izin verilen durumları da kapsadığını göstermektedir. Ancak, öldürücü   gücün kasıtlı ya da kasıtsız kullanımı, gerekliliğini değerlendirmede ele alınabilecek   faktörlerin yalnızca biridir. Hiçbir güç kullanımı, (a) ve (c) alt paragrafları arasında ortaya   konan amaçların biri ya da daha fazlasının gerçekleştirilmesi için “kesinlikle gerekli”   niteliğinden başka bir niteliğe sahip olamaz. Sözkonusu terim, AİHS’nin 8 ve 11 arası   maddelerinin 2. paragrafları uyarınca Devlet etkisinin, “demokratik bir toplumda gerekli”   olup olmadığına karar verirken normalde uygulanandan daha katı ve zorlayıcı bir gereklilik   testinin uygulanması gerektiğini gösterir. Sonuç olarak, kullanılan güç izin verilen amaçların   gerçekleştirilmesi ile kesin olarak orantılı olmalıdır (ibid. sayfa 46, §§ 148-149).   78. 2. madde tarafından sağlanan korumanın önemi ışığında AİHM, yalnızca Devlet   ajanlarının eylemlerini değil, diğer faktörleri de gözönüne alarak yaşamdan mahrum   bırakmayı en dikkatli incelemelere tabi tutmalıdır. 2. maddenin 2. paragrafında tanımlanan   amaçlardan birini gerçekleştirmek için Devlet ajanları tarafından güç kullanımı, iyi amaçlarla   zamanında geçerli olduğuna inanılan fakat zamanla yanlışanlaşıla gelen dürüst bir kanaate   dayandığı durumlarda haklı görülebilir (ibid., sayfa 58-59, § 200).   79. AİHM, Hükümet’in Abdulkadir Çelikbilek’in ölümüne ilişkin açıklamada   bulunmadığını tespit etmiştir (bkz. yukarıda kaydedilen paragraf 71). Abdulkadir   Çelikbilek’in öldürülmesi hususunda AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği kanısındadır.   B. Soruşturmanın yetersiz olduğu iddiası   80. Başvuran, yetkili makamların kardeşinin öldürülmesine ilişkin yeterli ve etkin bir   soruşturma yapmamaları hususunda AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmiş olduğunu iddia   etmiştir. Başvuran, inter alia, soruşturmada aşağıda kaydedilen aksaklıkları saptamıştır:   (a) Cesedin bulunmuş olduğu mahal, olduğu şekliyle muhafaza edilmemiştir ve   bilhassa ayak izleri ve araba lastiği izlerinin örnekleri, Hükümet’in bilgisi altında olduğu   halde alınmamıştır,   (b) Mağdurun boğulmuş olduğuna dair bulgular olduğu halde parmak izi testlerinin   yapılmakta olduğuna dair hiçbir delil bulunmamaktadır,   (c) Cumhuriyet Savcısı, kahvehanenin sahibi ve müşterilerinden, yöredeki sakinlerden,   Diyarbakır havalisindeki polis tesislerinden sorumlu memurlardan ve cesedin bulunduğu 21   Kasım 1994 tarihinde polise bilgi veren halktan ifade almamıştır,   (d) Cesedin fotoğrafları ve Diyarbakır bölgesindeki gözaltı kayıtları hiçbir zaman   başvurana gösterilmemiştir, ve son olarak,   (e) öldürülmeyi soruşturmak için harcanan zamanın uzunluğu.   81. Hükümet, Abdulkadir Çelikbilek’in cesedi yanında, cinayetin faillerinin   bulunmasına ışık tutacak hiçbir delil bulunmamış olduğunu belirtmiştir. Cumhuriyet Savcısı,   otopsi yaparak ve ölmüş kişinin karısı ve erkek kardeşini sorgulayarak bir soruşturmayı teşvik   etmiştir. Sözkonusu soruşturma, 20 Aralık 2014 tarihine kadar devam etmiştir ve Cumhuriyet   Savcısı, her üç ayda bir, soruşturmadaki olası gelişmelerden haberdar edilmiştir.   82. AİHM, AİHS’nin 2. maddesi uyarınca yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün,   Devlet’in AİHS’nin 1. maddesi uyarınca “kendi yetki alan[ı] içinde bulunan herkese   Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma” görevi ile bağlantılı   olarak ele alındığında, kişiler güç kullanımı sonucu öldürüldüklerinde resmi ve etkin bir   soruşturma şekli olmasını gerektirdiğini hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, McCann ve   Diğerleri, yukarıda kaydedilen, § 161, bkz. Kaya/Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Hüküm   ve Karar Raporları 1998-I, § 105). Bu bağlamda AİHM, sözkonusu yükümlülüğün,   öldürmeye bir Devlet ajanının neden olduğunun açık olduğu durumlarla sınırlı olmadığını   belirtir (bkz. Salman, yukarıda kaydedilen, § 105).   83. AİHM başlangıç olarak, başvuranın 15 Aralık 1994 tarihinde Diyarbakır   Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na gitmiş olduğunu fakat Mahkeme binasının kapısındaki   polisin kendisine, kardeşinin adının listede olmadığını söylemiş olduğunu ileri sürdüğünü   gözlemlemiştir (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 15). AİHM ayrıca, 21 Aralık 1994   tarihinde Cumhuriyet Savcısı huzurunda yine bu yönde bir ifade vermiş olduğunu   gözlemlemiştir (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 37).   84. Başvuranın Diyarbakır Mahkemesi’ne gitmiş olduğuna dair iddiası, başvuranın   Diyarbakır Mahkemesi’ne başvurmuş olduğunu ve orada kendisine, polis memurları   tarafından kardeşinin gözaltına alınanlar arasında bulunmadığının söylendiğini belirten   Hükümet tarafından doğrulanmıştır.   85. Hükümet’in, başvuranın kardeşinin polis memurları tarafından gözaltına   alınmasını ilişkin iddiasını hiçbir zaman yetkili makamların huzurunda sunmamış olması (bkz.   yukarıda kaydedilen paragraflar 51) yönündeki iddiası, başvuran Diyarbakır Mahkemesi’nde   kardeşinin gözaltına alınmadığını söylendiği yönünde yukarıda kaydedilmiş olan beyanları ile   uyuşmamaktadır (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 52). Bu tür bir cevap ancak, bir   kişinin polis tarafından gözaltına alınıp alınmadığına dair bir soruşturmaya verilmiş bir cevap   olabilir.   86. Olayların gerçekleştiği sırada yürürlükte olan CMUK’un 153. maddesine göre, bir   suçun işlendiğine dair şüpheye yer veren herhangi bir durumdan haberdar edilen bir   Cumhuriyet Savcısı, cezai bir takibat olup olmadığına karar vermek için olayları   soruşturmakla yükümlüdür. Ayrıca, olayların gerçekleşmiş olduğu tarihte yürürlükte olan   Ceza Kanunu’nun 179. maddesi, bir kişinin özgürlüğünü kanuna aykırı olarak kısıtlamanın bir   suç olduğunu öngörmüştür. AİHM başvuranın, yetkili adli makamlara yeterli bilgiyi vermiş   olduğunu tespit etmiştir. Sözkonusu zamandan itibaren bu yetkili makamlar, Abdulkadir   Çelik’in ortadan kaybolmasına ilişkin etkin bir soruşturma yürütme görevini üstlenmiştir.   87. Hükümet tarafından, sözkonusu yetkili makamların Çelik’in ortadan kaybolmasını   takip eden günlerde hiçbir girişimde bulunmadığına dair hiçbir doküman sunulmamıştır.   Özellikle başvuranın da belirtmiş olduğu gibi, kahvehanenin sahibinin, müşterilerinin ya da   polislerden birinin, Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmış olduğunu gösterecek hiçbir   doküman bulunmamaktadır. Ayrıca ilgili gözaltı kayıtlarının, Cumhuriyet Savcısı tarafından   iddiaların doğruluğunu kontrol etmek için incelediğini gösteren bir delil de bulunmamaktadır.   Benzer şekilde, başvuranın ya da başvuranın erkek kardeşinin eşinin ifadeleri de alınmamıştır.   88. AİHM, yetkili makamların sözkonusu günlerde, Türkiye’nin güney doğu   bölgesinde birçok insan öldürüldüğü bir dönemde, pasif kalmış oldukları sonucuna varmıştır.   89. Başvuranın erkek kardeşinin öldürülmesine ilişkin soruşturma ile ilgili olarak   AİHM, Abdullah Çelikbilek’in cesedinin bulunmasının AİHS’nin 2. maddesi uyarınca ölümü   çevreleyen olaylara dair etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü getirdiği ipso facto   kararını vermiştir (bkz. mutatis mutandis, Ergi/Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar,   Raporlar 1998-IV § 82, Yaşa/Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-VI § 100).   90. Olay mahallinde hazırlanan raporlardan (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan 31-33   paragraflar arası) cesedin bulunmuş olduğu bölgenin incelenmediği anlaşılmaktadır. Bu   bakımdan AİHM, başvuran tarafından vurgulanmış olduğu üzere eksikliklere ve ihmallere   değinmektedir (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 79).   91. Ayrıca yerel Cumhuriyet Savcısı’nın da bulunduğu olay mahallinde hazırlanmış   olan raporda, Abdullah Çelikbilek’in telle boğulmuş olduğu belirtildiği halde, Hükümet   parmak izi ya da DNA için adli testleri içeren, sözkonusu tel ya da diğer ilgili delillerin   bulunması için araştırma yapıldığı sonucuna varılmasını sağlayacak hiçbir bilgi sunmamıştır.   92. Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruşturmaya ilişkin olarak AİHM,   Sözleşme organlarına sunulmuş olan dokümanlara göre, hiçbir girişimde bulunulmamış   olduğunu gözlemlemiştir. Soruşturma, otopsi ve başvurandan ve ölen kişinin karısından   alınmış olan ifadelerden oluşmaktadır ve bunlarla sınırlıdır.   93. AİHM, 2014 senesinde kanuni sürenin bitimine kadar soruşturmanın devam   etmekte olacağını belirtmiştir. Ancak, sözkonusu tarihe kadar, soruşturmanın bu kısmının,   polisin düzenli olarak halen failleri aramakta olduklarını belirtmesi ile birlikte, Cumhuriyet   Savcısı ve polis arasında gönderilip alınan bir grup mektupla sınırlı olduğu görülmektedir   (bkz. yukarıda kaydedilen paragraflar 41-42 ve 44-46 arası). Sözkonusu mektuplarda   bulunulan girişimlerle ilgili hiçbir bilgi olmamasından dolayı AİHM, mektupların etkin bir   soruşturmanın kanıtı olarak görülemeyeceği kararını vermiştir.   94. Yukarıda tanımlanan çok ciddi aksaklıklar ışığında AİHM, yerel makamların   AİHS’nin 2. maddesi tarafından öngörüldüğü şekilde, başvuranın erkek kardeşinin ölümüne   ilişkin etkin bir soruşturma yürütmediği sonucuna varmıştır.   95. Dolayısıyla, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması iddiasına   dayanan ilk itirazını reddetmiştir (bkz. yukarıda kaydedilmiş olan paragraf 48) ve prosedür   bağlamında AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmiş olduğu kararını vermiştir.   IV. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLMİŞ OLDUĞU İDDİASI   96. Başvuran, AİHS’nin 3. maddesine dayanarak erkek kardeşinin kaçırılması ve   öldürülmesinin ve yetkililerin duruma tepkisiz kalmasının, kendisinin insanlık dışı muamele   anlamına gelecek şekilde sıkıntı çekmesine neden olduğu hususunda şikayette bulunmuştur.   AİHS’nin 3. maddesine göre:   “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”   97. Hükümet, başvuranın iddialarının somut temelini reddetmenin ötesinde, AİHS’nin   3. maddesinin öngördüğü şekilde şikayeti özel olarak bir karara bağlamamıştır.   98. AİHM’nin, erkek kardeşinin öldürülmesinin başvuranın sıkıntı çekmesine neden   olduğu hususunda şüphesi bulunmamaktadır, ancak bu bağlamda AİHS’nin 3. maddesinin   ihlal edilmiş olduğu sonucuna varmak için bir gerekçe görmemektedir (bkz, a contrario,   ortadan kaybolma davaları, Tanlı/Türkiye, no. 26129/95, § 159, ECHR 2001-III (extracts)).   99. Sonuç olarak AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmemiş olduğu sonucuna   varmıştır.   V. AİHS’NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLMİŞ OLDUĞU   İDDİALARI   100. Başvuran AİHS’nin 6. maddesine dayanarak, erkek kardeşinin öldürülmesine   ilişkin yeterli cezai araştırma yapılmamasının bir sonucu olarak, teşhis edilemeyen failler   aleyhine dava açmak için Mahkeme’ye ulaşma şansı olmadığı hususunda şikayette   bulunmuştur.   101. Komisyon’a ve AİHM’ye sunmuş olduğu görüşlerinde başvuran, soruşturmadaki   eksikliklerin ayrıca AİHS’nin 13. maddesinin ihlalini oluşturduğunu iddia etmiştir.   102. Hükümet, başvuranın iddialarına ilişkin açıklamada bulunmamıştır.   103. AİHM ilk olarak başvuranın, başvuru formunda AİHS’nin 13. maddesini dayanak   olarak göstermemiş olduğunu gözlemlemiştir, sözkonusu maddeye ilk olarak başvuranın, 27   Kasım 1996 tarihli görüşlerinde başvurulmuştur.   104. Ancak AİHM, hukuken dava olaylarına nitelik yükleme hususunda otorite olması   nedeniyle, başvuran, Hükümet veya Komisyon tarafından gerçekleştirilen “nitelik yükleme”   ile sınırlı olamdığını hatırlatır. Jura novit curia ilkesine dayanarak, kendi önerge şikayetlerini,   daha önce huzurunda başvurulmamış olan maddeler ve paragraf uyarınca değerlendirmektedir.   Bir şikayet, yalnızca dayanılan yasal temeller ve iddialarla değil, aynı zamanda içerisinde   sözü geçen olaylarla da nitelendirilir (bkz. Guerra ve Diğerleri/Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli   karar, Raporlar 1998-I, § 44, Powell vw Rayner/İngiltere, 21 Şubat 1990 tarihli karar, A   Serisi no. 172, sayfa 13, § 29, bkz. aynı zamanda Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim   tarihli karar, Raporlar 1998-VIII, § 132).   105. Her durumda AİHM, sözkonusu sıkıntılar yetkili makamların, soruşturma   yürütme yollarına ilişkin başvuranın daha genel şikayetleri ile bağlantılı olduğu için, benzer   şikayetleri 6. madde yerine 13. madde uyarınca incelemekte olduğunu gözlemlemiştir. 13.   maddenin ilgili madde olduğu düşünülmektedir, özellikle AİHS’nin 2. maddesinin ihlali   olarak, mağdurun yakınlarına tazminat ödenmesi yolu ile telafi edilemez (bkz., mutatis   mutandis, Kaya, yukarıda kaydedilen, §§ 104-105).   106. Sözkonusu davada AİHM, başvuranın şikayetinin Cumhuriyet Savcısı tarafından   erkek kardeşinin öldürülmesine ilişkin başlatılan soruşturma aleyhine yöneltilmiş olduğunu   ve başvuranın, dava açmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla başvuru, yalnızca AİHS’nin aşağıda   kaydedilmiş olan 13. maddesi uyarınca incelenmelidir:   “Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme   hakkına sahiptir.”   107. AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, Sözleşme’nin öngördüğü haklar ve özgürlükler,   yerel yasal düzenden ne şekilde korunmakta olsa da bir iç hukuk yolunun, sözkonusu hakları   ve özgürlüklerin esasını yerel düzeyde teyit edeceğini temin eder. 13. maddenin etkisi, AİHS   uyarınca “ileri sürülebilir bir şikayetin” esasını karara bağlamak için bir iç hukuk yolu şartını   gerektirmek ve Sözleşmeci Devletler, sözkonusu şart uyarınca değerlendirildiği halde, destek   sağlamaktır. Ancak 13. maddenin öngördüğü iç hukuk yolu, kanunen olduğu kadar   uygulamada da “etkin” olmalıdır ve özellikle uygulanması, Sorumlu Devlet’in yetkili   makamlarının faaliyetleri veya ihmalleri sonucu nahak yere engellenmemelidir (bkz.   Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Raporlar 1996-VI, sayfa 2286, § 95;   Aydın/Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-VI, sayfa 1895-96, § 103, Kaya,   yukarıda kaydedilen, § 106).   108. Yaşam hakkının temel önemi dikkate alındığında, 13. madde, uygun durumlarda   tazminat ödenmesinin yanı sıra, ölümden sorumlu kişilerin tespiti ile cezalandırılmasını ve   şikayetçinin soruşturma sürecinden etkin bir şekilde yararlanmasını sağlayabilecek, etkili bir   soruşturma da gerektirmektedir (bkz. yukarıda anılan Kaya, § 107).   109. Sözkonusu davada sunulan kanıtlar temelinde, AİHM, sorumlu Devlet’in,   AİHS’nin ikinci maddesi uyarınca başvuranın kardeşinin ölümünden sorumlu olduğu   hükmüne varmıştır. Dolayısıyla başvuranın bu konudaki şikeyetleri 13. madde uyarınca   “savunulabilir” özelliktedir (bkz. yukarıda anılan Salman, § 122 ve orada anılan diğer   davalar).   110. Dolayısıyla, yetkili makamların başvuranın kardeşinin ölüm şartlarına ilişkin   etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğü vardır. Yukarıda belirtilen nedenlerle (bkz. 86-93.   paragraflar), 2. madde ile getirilen soruşturma yürütme yükümlülüğünden daha kapsamlı   şartlar gerektiren 13. Madde’ye uygın bir soruşturma yürütülmemiştir (bkz. yukarıda anılan   Kaya, § 107). Bu nedenle AİHM, başvuranın, kardeşinin ölümüne ilişkin olarak, etkili bir   hukuk yolundan yararlanamadığı ve dolayısıyla faydalanabileceği tazminat talebi gibi diğer   hukuk yollarını kullanamadığı hükmüne varır.   111. Bu nedenle AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.   VI. AİHS’NİN 2., 3. VE 6. MADDELERİ BAĞLAMINDA 14. MADDENİN İHLAL   EDİLDİĞİ İDDİASI   112. Başvuran, Kürt kökenli olması nedeniyle, kendisi ve merhum kardeşinin,   AİHS’nin 2., 3. ve 6. maddeleri bağlamında 14. maddesine aykırı bir şekilde ayrımcılığa   maruz kaldıklarını ileri sürmüştür. 14. madde şöyledir:   “Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal   veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya   herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”   113. AİHM, AİHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğine karar verdiğini not eder;   bu şikayetleri AİHS’nin 14. maddesi bağlamında yeniden incelemesinin gerekli olmadığı   kanaatindedir.   VII. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI   114. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Maddi tazminat   115. Başvuran, öldüğü sırada 38 yaşında olan merhum kardeşinin evli olduğunu ve bir   yaşında ikiz kızları olduğunu belirtmiştir. Hayattayken, Diyarbakır’daki hayvan pazarında   alıcılarla satıcılar arasında aracılık yaparak yılda 6.672,88 sterlin kazanmaktaydı. Sözkonusu   dönemde Türkiye’deki yaşam beklentisi dikkate alındığında, başvuran, aktüeryal tablolara   göre kardeşinin toplam kazanç kaybını 11.437,09 Sterlin olarak hesaplamıştır. Başvuran, aynı   zamanda kardeşinin ikiz kızlarının eğitimi için harcadığı 12.710 Sterlin’in tazminini de talep   etmiştir.   116. Hükümet, iddialarını kanıtlayamadığı için başvurana herhangi bir tazminat   ödenmesinin gerekmediğini ileri sürmüştür. Başvuranın kullandığı, İngiltere için hazırlanmış   olan aktüeryal tabloların uygulanabilirliğine de itiraz etmiştir. Son olarak Hükümet,   AİHM’nin uygun göreceği tazminat miktarının haksız kazanç oluşturmaması gerektiğini iddia   etmiştir.   117. Başvuranın kazanç kaybı iddialarına ilişkin olarak, AİHM’nin yerleşik içtihatları,   başvuranın talep ettiği tazminat ile AİHS ihlali arasında açık bir sebep-sonuç ilişkisi olması   gerektiği ve uygun şartlarda bunun kazanç kaybının tazminini de kapsayabileceği yönündedir   (diğerlerinin yanı sıra bkz. Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya (50. Madde), 13 Haziran   tarihli karar, Seri A no. 285-C, ss. 57-58, §§ 16-20).   118. AİHM, aile durumunu ve başvuranın merhum kardeşi Abdulkadir Çelikbilek’in   yaşını da not eder. AİHM, aynı zamanda, AİHS’nin 2. Maddesi uyarınca ölümden yetkili   makamların sorumlu olduğu hükmüne vardığını da dikkate alır (bkz. yukarıdaki 78. paragraf).   Bu şartlar altında, 2. Madde’nin ihlali ile Abdülkadir Çelikbilek’in ölümü nedeniyle ailesinin   yitirdiği maddi destek arasında doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi bulunmaktadır.   119. Yukarıda anlatılanların ışığı altında, yaptığı tarafsız değerlendirme sonucunda,   AİHM, Abdülkadir Çelikbilek’in eşi ve çocukları için başvurana 60.000 Euro (EUR)   ödenmesine karar vermiştir.   B. Manevi tazminat   120. Başvuran kardeşinin öldürülmesi için 40.000 Sterlin ve AİHS’nin 3. ve 13.   maddelerinin ihlali bağlamında kendisi için de 10.000 Sterlin tazminat talebinde bulunmuştur.   121. Hükümet, iddialarını kanıtlayamadığı için başvurana herhangi bir ödeme   yapılmasının gerekmediğini öne sürmüştür.   122. AİHM, Abdülkadir Çelikbilek’in ölümünden yetkili makamların sorumlu olduğu   hükmüne vardığına dikkat çeker. Bu konudaki 2. madde ihlaline ilaveten, yetkili makamların,   AİHS’nin 2. maddesindeki usuli yükümlülüğün aksine ve AİHS’nin 13. maddesine aykırı   olarak, bu ihlal hakkında etkili bir soruşturma ve hukuk yolu sağlayamadığı kararına da   varmıştır. Bu şartlar altında ve benzer davalarda uygun görülen tazminatlar da dikkate   alındığında, AİHM, yaptığı tarafsız değerlendirme sonucunda, Abdülkadir Çelikbilek’in eşi   ve çocukları için manevi tazminat olarak başvurana 20.000 Euro (EUR) ödenmesine karar   vermiştir. Aynı zamanda kendisi için de başvurana 3.500 EUR manevi tazminat ödenmesine   karar vermiştir.   C. Mahkeme masrafları   123. Başvuran, başvurusunu AİHM huzuruna getirirken girdiği masraflar için toplam   11.966,90 Sterlin talep etmiştir. Bu meblağ içerisinde aşağıdaki kalemler yer almaktadır:   (a) İngiltere’deki avukatların ücretleri için 3.080 Sterlin;   (b) Türkiye’deki avukatların ücretleri için 2.970 Sterlin;   (c) İngiltere’deki avukatların çeviri masrafları için 510 Sterlin;   (d) İngiltere’deki avukatların idari masrafları için 156,90 Sterlin;   (e)Türkiye’deki avukatların idari masrafları için 950 Sterlin;   (f) Kürt İnsan Hakları Projesi (KHRP) tarafından istihdam edilen personelin yasal ve   idari ücretleri için 2.500 Sterlin;   (g) KHRP’nin idari masrafları için 375 Sterlin; ve son olarak,   (h) KHRP’nin çeviri masrafları için 1.425 Sterlin.   124. Hükümet, başvuranın talep ettiği ücretlerin aşırı ve hayali olduğunu öne   sürmüştür. Ayrıca Hükümet, yapıldığı iddia edilen harcamaların hiçbirinin belgelenmediği   kanaatindedir.   125. Mevcut bilgiler temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda, AİHM, başvurana   mahkeme masrafları için – uygulanabilecek her türlü katma değer vergisi hariç olmak üzere –   8.000 Sterlin ödenmesine karar vermiştir. Net meblağ, başvuranın talep ettiği ve belirlediği   şekilde, başvuranın temsilcisinin İngiltere’deki banka hesabına Sterlin olarak ödenecektir.   D. Gecikme faizi   126. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç yüzde puanı eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar vermiştir.   BU NEDENLERLE AİHM OYBİRLİĞİ İLE   1. Hükümet’in ön itirazının reddine;   2. Sorumlu Devlet’in AİHS’nin 38. maddesine dayanan, AİHM’nin olayları saptama   görevinde gerekli tüm kolaylıkları sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğine;   3. Hükümet’in, AİHS’nin 2. maddesine aykırı olarak, başvuranın kardeşinin   ölümünden sorumlu olduğuna;   4. Sorumlu Devlet’in yetkili makamlarının, başvuranın kardeşinin öldürülmesi   hakkında etkili bir soruşturma yürütmemesi nedeniyle AİHS’nin 2. maddesinin ihlal   edildiğine;   5. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;   6. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   7. AİHS’nin 2., 3. ve 6. maddeleri bağlamında AİHS’nin 14. maddesinin ihlal edilip   edilmediğinin belirlenmesinin gerekli olmadığına;   8. (a) Sorumlu Devlet’in, madi tazminat olarak, başvurana, kararın AİHS’nin 44 § 2.   maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, her türlü vergi dahil olmak   üzere 60.000 EUR (altmışbin Euro) ödemesine; bu miktarın ödeme tarihindeki kur üzerinde   Türk lirasına çevrilerek Abdullah Çelikbilek’in eşi ve çocukları için başvurana ödenmesine.   (b) Sorumlu Devlet’in, manevi tazminat olarak, başvurana, yukarıda anılan üç aylık   süre içerisinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki   meblağları ödemesine:   (i) Abdulkadir Çelikbilek’in eşi ve çocukları için 20.000 Euro (yirmibin Euro);   (ii) başvuran için 3.500 Euro (üçbinbeşyüz Euro); ve   (iii) yukarıdaki tutarlara uygulanabilecek her türlü vergi;   (c) Sorumlu Devlet’in, mahkeme masrafları için, başvurana, aynı üç aylık süre içinde,   kendisinin İngiltere’de belirlediği banka hesabına yatırılmak üzere, her türlü katma değer   vergisi ile birlikte, ödeme tarihindeki kur üzerinden Sterlin’e çevrilerek 8.000 Euro (sekizbin   Euro) ödemesine;   (d) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç yüzde puanı   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   9. Başvuranın adil tazmin taleplerinin kalan kısmının reddine, karar vermiştir.   İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri   uyarınca, 31 Mayıs 2005 tarihinde yazılı olarak tefhim edilmiştir.   S. DOLLÉ   Sekreter   J.-P. COSTA   Başkan   AİHS’nin 45 § 2. maddesi ve AİHM İç Tüzüğü’nün 74 § 2. maddesi uyarınca,   Costa’nın aşağıdaki kısmi mutabakat şerhi bu karara eklenmiştir:   J.-P.C.   S.D.   HAKİM COSTA’NIN KISMİ MUTABAKAT ŞERHİ   Kararın vardığı sonuçlara katılıyorum. Ancak, bir noktada benim kanaatimce   meslektaşlarıma katılmakta zorlanıyorum çünkü bu konudaki içtihatların katı ve değişime   açık olduğu kanaatini taşımaktayım. Başvuranın, kardeşinin kaçırılması ve ölümü ile yetkili   makamların gösterdiği duyarsızlık nedeniyle insanlıkdışı muameleye karşılık gelen üzüntü ve   acı yaşadığı iddiasından bahsediyorum.   Gerçekten de içtihatlar nüanslarla doludur ve kurbanın aile üyelerinden birinin,   AİHS’nin 3. maddesinin ihlali nedeniyle mağdur olduğunu nadiren kabul etmektedir. Örneğin   Kurt/Türkiye davasında (25 Mayıs 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions   1998-III) böyle bir şikayeti kabul etmişti; bu davada, yakalanan kişinin, yakalanma esnasında   hazır bulunan ve kendisinden haber alamayan annesinin, yaşadığı uzun süreli endişe   nedeniyle 3. madde ihlali mağduru olduğuna karar verilmişti.   Buna karşın, Çakıcı/Türkiye davasında (no.23657/94, AİHM 1999-IV), AİHM   başvuranın 3. maddenin ihlali nedeniyle mağdur olduğunu kabul etmemiştir, çünkü başvuran   güvenlik kuvvetleri kardeşini yakaladığı sırada olay yerinde değildir, yetkili makamlara   dilekçe verme ve soru sorma işini üstlenmemiştir ve yetkili makamların tepkisinden   kaynaklanan ağırlaştırıcı sebepler bulunmamaktadır (bkz. Çakıcı, § 99). Komisyon’un, büyük   bir çoğunlukla, aksi görüşü ifade ettiğine dikkat çekerim.   Bu davada kurbanın kardeşi olan başvuran, kurbanın polis tarafından kaçırılması   sırasında olay yerinde bulunmamaktadır, ki bu olaya birçok başka şahit vardır. Ancak   başvuran özellikle savcı ve mahkeme ile temasa geçmeye yönelik adımlar atmıştır.   Kaçırılmadan bir hafta sonra, polisin kendisine haber vermesini takiben, kardeşinin korkunç   işkence izleri taşıyan cesedini görmüştür. Ek olarak, sözkonusu karar, Hükümet’i ölümden   sorumlu bulmuş ve yetkili makamlar tarafından cinayetin etkili bir şekilde soruşturulmadığına   karar vermiştir (çift yönlü bir 2. madde ihlali).   Bu şartlar altında, sözkonusu davada başvuranın yaşadığı acının insanlıkdışı davranışa   tekabül ettiği iddia edilebilir.   Bu kadar ileri gitmememin iki nedeni var. Birincisi, uzun ve ailenin yas süreci   yaşamasını engelleyen bir kaybolma sürecinin yarattığı üzüntü, muhtemelen, cinayetin hızla   açığa çıkmasından çok daha insanlık dışıdır; ancak yas da çok büyük acıya neden   olabilmektedir. İkincisi, AİHM içtihatları aile bağlarının yakınlığını hesaba katmakta ve   ebeveyn-çocuk bağına kardeşler arasındaki bağdan daha fazla önem vermekedir (bkz. Çakıcı,   § 98). Yine de bu dava hakkında oldukça mütereddidim.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło