28039/95
WyrokETPCz2005-10-04ECLI:CE:ECHR:2005:1004JUD002803995
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżącego przez 13 dni bez postawienia przed sędzią oraz zarzucane mu nieludzkie traktowanie podczas zatrzymania naruszyły odpowiednio art. 5 ust. 3 i art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność obrażeń na ciele osoby zatrzymanej, znajdującej się pod wyłączną kontrolą policji, rodzi silne domniemanie odpowiedzialności państwa, chyba że rząd przedstawi wiarygodne wyjaśnienie. W niniejszej sprawie rząd nie przedstawił takiego wyjaśnienia, a obrażenia były zgodne z zarzutami skarżącego o nieludzkie traktowanie. Co do art. 5 ust. 3, Trybunał przypomniał, że nawet w sprawach dotyczących terroryzmu, zatrzymanie trwające 13 dni bez postawienia przed sędzią przekracza rozsądny termin i narusza prawo do szybkiego przedstawienia zarzutów lub zwolnienia.Stan faktyczny
Skarżący, Cafer Cangöz, został aresztowany 15 czerwca 1995 r. w Stambule w związku z operacją przeciwko nielegalnej organizacji terrorystycznej TKP/ML-TIKKO. Był przetrzymywany przez 13 dni w areszcie policyjnym, gdzie, jak twierdził, był poddawany torturom, w tym „palestyńskiemu wieszaniu” i elektrowstrząsom. Lekarz sądowy stwierdził na jego ciele obrażenia. Skarżący został następnie oskarżony o działalność terrorystyczną i skazany. Wszczęto również postępowanie karne przeciwko policjantom, ale zostało ono umorzone.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Trybunał nie zasądza zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
CANGÖZ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:28039/95)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Ekim 2005
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 28039/95 başvuru no’lu davanın nedeni,
bu ülke vatandaşı olan Cafer Cangöz’ün (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na
(Komisyon) 19 Haziran 1995 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25.
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Rennes Barosu
avukatlarından H. Rouzaud-Le Boeuf tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu başvuran Türk vatandaşı olup, halen İstanbul’da bulunan Bayrampaşa
Cezaevinde yatmaktadır.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
A. Başvuranın Yakalanması ve Gözaltına Alınması
Başvuran, 15 Haziran 1995 tarihinde saat 11’de, yasadışı örgüt TKP/ML- TIKKO’ya
(Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu) karşı düzenlenen bir operasyon sırasında İstanbul
polisi tarafından yakalanmıştır. Başvuran polislere direnmiş, polisler güç kullanarak başvuranı
zaptetmişlerdir. Başvuranın üzerinde Ali Rıza Ataş adına kayıtlı kimlik kartı bulunmuştur.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltına alınan başvuran ifade
vermeyi reddetmiştir.
15-20 Haziran 1995 tarihleri arasında adı geçen operasyon çerçevesinde Emniyet
Müdürlüğü tarafından on iki kişi daha yakalanmıştır. Haziran 1995 tarihinde Emniyet Müdürlüğü, Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)
Cumhuriyet Başsavcısı’ndan başvuranın azami on beş gün gözaltında tutulması emrini
vermesini talep etmiştir.
İlgili 20 Haziran 1995 tarihinde avukatıyla görüşmüştür. Avukatına, iki polis
memurunun önünde Filistin askısıyla (eller sırtta bağlı bir şekilde kollardan asılma) asıldığı
için açlık grevi başlattığını ve aleyhinde yapılan suçlamaları kabul etmesi için kendisine
baskı yapıldığını belirtmiştir.
Başvuran 28 Haziran 1995 tarihinde, Adli Tıp Kurumu üyesi adli tıp doktoru
tarafından muayene edilmiştir. Başvuran doktora, gözaltındayken Filistin askısına ve
elektroşoka maruz kaldığını açıklamıştır. Doktor raporunda ilgili kişinin vücudunda şu izleri
tespit etmiştir; sağ omuzda 0,5x0,5 cm’ lik iki adet sıyrık ve sol omuzun dış cephesinin
ortasında 1x 0,5 cm’ lik yara. Adli tıp doktoru bu izlerin başvuranın hayatını tehlikeye
sokmadığını fakat bir günlük iş göremez raporunu gerektirdiğine kanaat getirmiştir.
Aynı gün başvuran DGM Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran
Emniyet Müdürlüğü polislerinin kendisine kötü muamelede bulunduğunu ve suçsuz olduğunu
ifade etmiştir. Başvuran aynı zamanda kendisine yapılan işkenceleri protesto etmek için on iki
gün süren bir açlık grevi yaptığını bildirmiştir. Sonuç olarak başvuran Cumhuriyet
Başsavcısı’na sözkonusu polislere karşı soruşturma başlatılmasını istediğini dile getirmiştir.
B. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başvuran aleyhine başlatılan cezai
yargılama Temmuz 1995 tarihinde sunulan iddianamede, DGM Cumhuriyet Başsavcısı,
başvuranı TIKKO’nun terörist faaliyetlerine katılmaktan, bu örgütün Doğu Anadolu Bölge
Komitesi’nde yer almaktan ve İstanbul’da yer alan Marmara Bölge Komitesi Sekreterliği
tarafından sorumlu olarak seçilmekten dolayı suçlamaktadır. Sözkonusu olaylar, Türk Ceza
Kanunu’nun kamu güçlerine ve Devlet’e karşı suç işleyebilecek silahlı örgütlerin kuruluşunu
ve aynı zamanda sahte kimlik kartı kullanımını cezalandıran 168 § 1. ve 350. maddelerini
ihlal etmiştir.
Başvurana karşı İstanbul DGM’de kamu davası açılmıştır.
Ekim 1995 tarihli duruşma sırasında ilgili kişi DGM’de, polis tarafından yapılan
soruşturma süresince işkenceye, özellikle de Filistin askısına ve elektroşoka maruz kaldığını
savunmaktadır.
Bu yargılama, aleyhine yapılan suçlamalardan dolayı, başvuranın mahkumiyeti ile
sonuçlanmış olduğu ortaya çıkmaktadır.
C. Suçlanan polisler aleyhine başlatılan cezai yargılama Temmuz 1995 tarihli bir kararla DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, başvuranın
uğradığını iddia ettiği kötü muamelelere ilişkin şikayetini incelemekte yetkisizlik kararı
vermiş ve dosyayı Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı’na ( İstanbul) göndermiştir.
Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı 13 Ocak 28 Mayıs tarihleri arasında başvuranla birlikte
tutuklu bulundurulanların gözaltına alınmalarından sorumlu beş polis memurunun ifadelerini
almıştır. Sözkonusu polisler işkence iddialarının TIKKO üyelerinin kullandıkları bir savunma
şekli olduğunu belirtmektedirler. Sağlık raporlarında belirtilen zedelenmelerin, tutukluların
yakalanması sırasında direnmeleri nedeni ile kaçınılmaz olarak kuvvete başvurulması sonucu
meydana gelmiş olabileceğini, hatta bu kişilerin polis raporlarına itiraz edebilmek için bu
zedelenmeleri kasıtlı olarak yapmış olabileceklerini ifade etmişlerdir. Eylül 1997 tarihli iddianameyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, İstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’nde 15 Haziran 1995 tarihinde tutuklanan aralarında başvuranın da bulunduğu
sanıkların gözaltından sorumlu olan polisler aleyhine cezai yargılama başlatmıştır. İstanbul
Ağır Ceza Mahkemesi polisleri TCK’nın, bilgi edinmek ve itiraf ettirmek amacıyla sanıklara
uygulanan işkenceyi cezalandıran 243. maddesini ihlal etmekle suçlamıştır. İki polis memuru
başvuranın sorgusundan sorumlu tutulmuşlardır. Kasım 1997 tarihinde suçlanan polislerden biri olan F.H, gözaltı süresi boyunca
sanıkların açlık grevi yaptıklarını, polisler tarafından doktora götürülmeyi reddettiklerini ve
avukatlarıyla görüştüklerini açıklamıştır Kasım 2002 tarihli kararla Ağır Ceza Mahkemesi, polisler aleyhine açılan ceza
davasının düştüğünü beyan etmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Başvuran , Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulduğu 13 gün boyunca, kötü
muameleye, hatta işkencelere maruz kaldığını savunmaktadır. Özellikle de Filistin askısı,
elektroşoklar ve tekmeler şeklinde kötü muameleye maruz kaldığından ve hakarete
uğradığından şikayetçi olmaktadır.
Hükümet sözkonusu işkence ve kötü muamele iddialarının dayanaktan yoksun
olduğunu ifade etmektedir.
AİHM, bir kimse tamamen polis memurlarının kontrolü altında olduğu halde
gözaltındayken yaralandığında, bu süreçte meydana gelen her türlü yaralanmanın, olaylara
dair güçlü karinelere sebebiyet verdiğini hatırlatır ( Bkz. Salman-Turkiye [GC], no 21986/93,
§ 100, CEDH 2000-VII). Dolayısıyla bu yaraların kaynağı hakkında makul bir açıklama
getirmek ve mağdurun iddialarını - özellikle de bu iddialar tıbbi belgelerle desteklenmişse -
şüpheye düşürebilecek olayları doğrulayan kanıtlar sunmak Hükümet’in sorumluluğundadır
(Bkz., diğerleri arasında, Selmouni-Fransa [GC], no: 25803/94, § 87, CEDH 1999-V;
Berktay-Türkiye, no: 22493/93, § 167, 1 Mart 2001, ve Ayşe Tepe, adı geçen karar, § 35).
AİHM, bu durumda Hükümet’in 13 gün boyunca tutulan ve avukatla görüşmesi
yasaklanan başvuranın vücudunda tespit edilen izlerin nedenleri konusunda hiçbir açıklama
yapmadığını tespit etmektedir. Bu izlerin, ilgili kişinin Savcı önünde dile getirdiği kötü
muameleler sonucunda meydana gelebilecek izlere tam olarak benzemediği de bir gerçektir.
Bununla birlikte, bu izler başvuranın 20 Haziran 1995 tarihinde, iki polis memuru önünde
gözaltında tutulduğu ilk günlerde maruz kaldığı kötü muameleleri avukatına anlattığı olaylarla
bağdaşabilir.
Diğer yandan, her ne kadar bazı polis memurları İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde
başvuranı zor kullanarak tutukladıklarını ve vücudunda tespit edilen izlerin tutuklama
sonucunda meydana gelmiş olabileceğini ifade etmişlerse de, AİHM gözaltı başlangıcında
gerçekleştirilen sağlık muayenesinin bulunmayışını gözönüne alarak, sözkonusu izlerin
tutuklamaya bağlı olarak meydana gelmediğini düşünmektedir.
Takdirine sunulan unsurların bütünü ve Hükümet’in makul bir açıklama getirmediği
gerçeği gözönüne alındığında, AİHM Adli Tıp Kurumu’nun sağlık raporunda belirtilen izlerin
Hükümet’in sorumluluğunu taşıdığı insanlık dışı bir muameleye dayandığı kanaatine
varmaktadır.
AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. AİHS’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran gözaltı süresinden şikayet etmektedir. AİHS’nin 5 § 3 maddesine gönderme
yapmaktadır.
Hükümet, başvurana atfedilen suçların hiç itirazsız bir şekilde genel hukukta
öngörülen suçlardan farklı olarak daha uzun bir gözaltı süresi gerektirdiğini ifade etmektedir.
Hükümet, sözkonusu sürenin AİHS’nin bu maddesini ihlal etmediğini düşünmektedir.
Başvuran sözkonusu sürenin çok uzun olduğunu düşünmektedir.
AİHM, AİHS’de yer alan 5. maddenin insan haklarını yani şahsın özgürlüğüne yönelik
Devletin keyfi müdahalelerine karşı, şahsın korunması konusunu içerdiğini hatırlatmaktadır.
Yürütme gücünün benzer müdahalede adli denetimi, keyfiyet riskini aza indirgemek ve
hukukun üstünlüğünü sağlamak için düzenlenen 5 § 3. maddenin uygulanmasının temin
edilmesi konusunda temel teşkil etmektedir ( Bkzç Sakık ve diğerleri- Türkiye, 26 Kasım tarihli karar, Karar ve Hükümlerin derlemesi 1997-VII, s. 2623, § 44).
AİHM, daha önce de Terör suçlarına ilişkin soruşturmaların, kaçınılmaz olarak yetkili
makamları farklı sorunlarla karşı karşıya getirdiğini ifade etmiştir ( Bkz Brogan ve diğerleri-
Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, A serisi no: 145-B, s. 33, § 61 ; Aksoy-Türkiye, 18 Aralık tarihli karar, Derleme 1996-VI, s. 2282, § 78; Sakık ve diğerleri, adıgeçen, ibidem;
Dikme-Türkiye, no: 20869/92, CEDH 2000-VIII; Filiz ve Kalkan- Türkiye, no: 34481/97, § 24, Haziran 2002). Bununla birlikte, makamların terör suçu olduğunu her beyan edişlerinde, 5.
madde uyarınca, ulusal mahkemeler ve son kertede AİHM’nin denetim organlarının her türlü
denetiminden yoksun olarak şüphelileri tutuklamak ve gözaltına almak hakkına sahip
oldukları anlamına gelmemektedir ( Murray-Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994 tarihli karar, A
serisi no:300-A, s. 27, § 58).
AİHM bir önceki davada, teröre karşı toplumun genelini uyarmak amacı gütse bile,
hakim karşısına çıkmaksızın dört gün altı saatlik bir gözaltı süresinin 5 § 3 .maddede belirtilen
asgari zaman sınırını aştığı kanaatine varmıştır ( Bkz. Brogan ve diğerleri, adı geçen, s.33, §
62).
Başvuranın gözaltı süresi, 15 Haziran 1995 tarihinde başlamış ve İstanbul DGM
Hakimi tarafından dinlendiği gün olan 28 Haziran 1995 tarihinde sona ermiştir. Sonuç olarak
AİHM gözaltı süresinin 13 gün sürdüğünü tespit etmektedir.
Başvuranın yaptığı iddia edilen faaliyetler, her ne kadar bir terör tehdidi niteliği taşısa
da, hakim karşısına çıkmaksızın 13 gün boyunca tutulmasının gerekli olduğu düşüncesini
kabul etmemektedir.
Sonuç olarak AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran kabul edilebilirlik kararı sonrasında adil tazmine ilişkin hiçbir talepte
bulunmamıştır. Başvurana gönderilen 2 Temmuz 1999 tarihli mektupta, Sözleşmenin 41.
maddesine dayanılarak yapılan her türlü adil tazmin talebinin esasa ilişkin yazılan
gözlemlerde dile getirilmesi gerektiğini belirten AİHM’nin İçtüzüğü’nün 60. maddesine
dikkati çekilmiştir. Sonuç olarak, başvuranın esasa ilişkin gözlemlerini sunması için kendisine
tanınan süre zarfında isteklerini dile getirmediğini gözönüne alan AİHM, bu ad altında
başvurana herhangi bir miktar ödenmesinin gereksiz olduğu sonucuna varmaktadır
( Willekens- Belçika, no:50859/99, § 27, 24 Nisan 2003; Roobaert-Belçika, no: 52231/99, §
24, 29 Temmuz 2004).
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran masraf ve harcamalar adı altında hiçbir miktar talep etmemektedir
AİHM, o halde Avrupa Konseyi tarafından adli yardım adı altında başvurana ödenen
miktarın masraf ve harcamalarını karşıladığını düşünmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 4 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło