28137/02

WyrokETPCz2006-04-11ECLI:CE:ECHR:2006:0411JUD002813702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak możliwości ustosunkowania się skarżącego do opinii prokuratorów w postępowaniu odszkodowawczym naruszył jego prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak powiadomienia skarżącego o opiniach prokuratorów, zarówno przed sądem pierwszej instancji, jak i przed sądem kasacyjnym, pozbawił go możliwości skutecznego ustosunkowania się do tych opinii. Odwołując się do swojego wcześniejszego orzecznictwa (sprawa Göç), Trybunał podkreślił, że wymaganie od skarżącego samodzielnego dowiadywania się o statusie sprawy i ewentualnych nowych dokumentach nakładałoby na niego nadmierne obciążenie i nie gwarantowałoby rzeczywistej możliwości odpowiedzi. W konsekwencji, naruszona została zasada równości broni i prawo do obrony, co stanowi naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Şahin Çağdaş, został aresztowany 10 maja 2000 r. pod zarzutem pomocy nielegalnej organizacji PKK w 1995 r. Został zwolniony 3 sierpnia 2000 r., a postępowanie karne umorzono 2 listopada 2000 r. z powodu przedawnienia. Skarżący złożył wniosek o odszkodowanie za niesłuszne aresztowanie, który został oddalony przez sąd pierwszej instancji i sąd kasacyjny. W obu instancjach skarżący nie miał możliwości zapoznania się z opiniami prokuratorów i ustosunkowania się do nich.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą art. 6 ust. 1 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Orzekł, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za wszelką szkodę niemajątkową. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 1000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 5. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ꢀAHĐN ÇAĞDAꢀ1 – TÜRKĐYE   (Baꢁvuru no. 28137/02)   KARAR   Bu metin AĐHM Đç Tüzüğünün 81.maddesi uyarınca   Ağustos 2006 tarihinde düzeltilmiꢀtir.   STRAZBURG   Nisan 2006   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ꢀekle   iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir   Önceki karar metninde Çağdaꢀ ꢁahin olan isim ꢁahin Çağdaꢀ olarak 21 Ağustos 2006 tarihinde düzeltilmiꢀtir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaꢀı olan ꢁahin Çağdaꢀ (“baꢀvuran”)   tarafından, 25 Mart 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan baꢀvurudan   (no. 28137/02) kaynaklanmaktadır.   Baꢀvuran, Đzmir Barosu’na bağlı avukat S. Çetinkaya tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1966 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.   Mayıs 2000 tarihinde, baꢀvuran, Mart 1995’te PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) isimli   yasadıꢀı örgüte yardım ve yataklık yapmıꢀ olma ꢀüphesi üzerine yakalanmıꢀtır.   Mayıs 2000 tarihinde, Sulh Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasını   emretmiꢀtir.   Mayıs 2000 tarihinde, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Baꢀsavcısı,   baꢀvuranı, yasadıꢀı bir terör örgütüne yardım ve yataklık yapmakla suçlayan bir iddianame   sunmuꢀtur. Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı, Mart 1995’te yasadıꢀı faaliyetlere katılmıꢀ   olmakla, bilhassa, PKK üyelerini korumak, habercileri olarak hareket etmek ve örgüte yeni   üyeler toplamakla suçlamıꢀtır. Suçlamalar, ꢀu anda yürürlükten kaldırılmıꢀ olan Ceza   Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca yapılmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı, Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nden, 3713 sayılı Kanun’un (Terörle Mücadele Kanunu) 5. maddesine ve eski   Ceza Kanunu’nun 31., 33. ve 40. maddelerine uygun olarak, baꢀvurana verilecek cezanın, yarı   yarıya arttırılmasını talep etmiꢀtir.   Ağustos 2000 tarihinde, baꢀvuranın tutuksuz yargılanmasına karar verilmiꢀtir.   Kasım 2000 tarihinde, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 102 §   ve 104 § 2. maddelerinde ortaya konan beꢀ yıllık zamanaꢀımı süresinin sona ermiꢀ olduğunu   gözönüne alarak, baꢀvuran hakkındaki kovuꢀturmayı durdurma kararı almıꢀtır. AĐHM,   sözkonusu suçun Mart 1995’te iꢀlenmiꢀ olduğunun iddia edildiğini, ancak, iddianamenin 23   Mayıs 2000 tarihinde, iddia edilen suçun iꢀlenmesinden beꢀ yıldan fazla bir süre sonra,   sunulmuꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın bu süre zarfında herhangi bir yasa dıꢀı   faaliyete karıꢀmamıꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir.   Mart 2001 tarihinde, baꢀvuran, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne, 466 sayılı Kanun   uyarınca Hazine hakkında ꢀikayette bulunmuꢀ ve 10 Mayıs ve 3 Ağustos 2000 tarihleri   arasındaki tutukluluğuna karꢀılık tazminat olarak 10.500.000.000 Türk Lirası (TL) talep   etmiꢀtir.   Mart 2001 tarihinde, üç hakimden oluꢀan Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi, naip   hakimlerden bir tanesini davayı incelemek ve bir rapor düzenlemekle görevlendirmiꢀtir. Aynı   tarihte, raportör hakim, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’ndan, baꢀvuranın talebine iliꢀkin yazılı   görüꢀlerini istemeye karar vermiꢀtir.   Mart 2001 tarihinde, Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 466 sayılı Kanun’un gerektirdiği gibi,   Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne görüꢀünü sunmuꢀtur. Cumhuriyet Baꢀsavcısı, baꢀvuran   hakkındaki cezai iꢀlemlerin, Ceza Kanunu’nun 102 § 4 ve 104 § 2. maddelerinin anlamı   dahilinde, zamanaꢀımına uğradığı için durdurulduğunu kaydetmiꢀtir. Cumhuriyet Baꢀsavcısı,   baꢀvurana, manevi zarara karꢀılık tazminat verilmemesi gerektiğini zira 466 sayılı Kanun’un,   cezai iꢀlemlerin durdurulmasına iliꢀkin davalarda tazminat imkanı sağlamadığını ileri   sürmüꢀtür. Bu görüꢀ baꢀvurana bildirilmemiꢀtir.   Raportör hakim raporunu Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunmuꢀ ve Đzmir Ağır Ceza   Mahkemesi’nin, baꢀvuranın talebini kabul etmemesi gerektiği tavsiyesinde bulunmuꢀtur.   Mart 2001 tarihinde, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 466 sayılı Kanun uyarınca   tazminat hakkı olmadığını gözönünde tutarak baꢀvuranın tazminat talebini reddetmiꢀtir.   Mahkeme, 466 sayılı Kanun’un 1. maddesinin tazminat ödenmesini gerektirecek hallerin   ayrıntılı bir listesini sunduğunu ve baꢀvuranın durumunun bu kategorilerden hiçbirinin   kapsamına girmediğini tespit etmiꢀtir.   Baꢀvuran, 1 Ekim 2001 tarihinde, Yargıtay’a temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur. Hem   kanuna aykırı olarak tutuklu bulundurulduğunu hem de Đzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin kovuꢀturmayı durdurma kararı nedeniyle aklanma imkanından yoksun   bırakıldığını iddia etmiꢀtir. Bu nedenle, Yargıtay’dan, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını   bozmasını ve tazminat ödenmesine karar vermesini talep etmiꢀtir.   Ekim 2001 tarihinde, bu nitelikteki davalara iliꢀkin olarak Yargıtay’ın iꢀleyiꢀini   düzenleyen ilgili kurallara göre, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’nin dava dosyası, Yargıtay   Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla Yargıtay’ın yetkili birimine havale edilmiꢀtir.   Ocak 2002 tarihinde, Cumhuriyet Baꢀsavcısı, baꢀvuranın temyiz baꢀvurusunun   esaslarına iliꢀkin görüꢀünü sunmuꢀtur. Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’ne tebliğnamesinde,   Cumhuriyet Baꢀsavcısı, ilk derece mahkemesindeki iꢀlemleri, toplanan delilleri, iddianın   konusunu ve ilk derece mahkemesinin değerlendirmesini gözönünde tutarak, temyiz   baꢀvurusunun asılsız olduğunu ifade etmiꢀtir. Muhakeme usulü kuralları ve kanununa uygun   olarak temyiz baꢀvurusunun reddedilmesini ve ilk derece mahkemesi kararının onaylanmasını   tavsiye etmiꢀtir.   Bu görüꢀ baꢀvurana iletilmemiꢀtir.   ꢁubat 2002 tarihinde, Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi, inter alia, Cumhuriyet   Baꢀsavcısı’nın görüꢀünü gözönünde tutarak, 28 Mart 2001 tarihli kararı onamıꢀtır.   II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK   Sözkonusu zamandaki ilgili iç hukukun açıklaması Göç – Türkiye kararında   bulunabilir ([BD], no. 36590/97, § 34, AĐHM 2002-V).   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca, adil yargılama hakkının ihlal edilmiꢀ   olduğundan ꢀikayetçi olmuꢀtur, zira, baꢀvurana, Cumhuriyet Baꢀsavcılarının, Đzmir Ağır Ceza   Mahkemesi ve Yargıtay’a, sırasıyla, baꢀvuranın iddiasının ve temyiz baꢀvurusunun esaslarına   iliꢀkin olarak sundukları yazılı görüꢀlerine yanıt verme imkanı tanınmamıꢀtır. AĐHS’nin 6 § 1.   maddesinin ilgili kısmı ꢀöyledir:   “Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir   mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirlik   AĐHM, bu ꢀikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca, baꢀka açılardan da kabuledilmez olmadığını kaydeder.   B. Esaslar   Baꢀvuran, ulusal mahkemelerin, kendisine, Cumhuriyet Baꢀsavcılarının görüꢀlerini   bildirmemesinin, onu usule iliꢀkin eꢀitlik haklarından ve savunma haklarından yoksun   bıraktığını ve sonuçta adil yargılama görmediğini iddia etmiꢀtir.   Hükümet, davanın Yargıtay’a havale edilmesinin ardından, dava taraflarının iꢀlemlerin   durumuna iliꢀkin olarak her türlü bilgiyi mahkemenin yazı iꢀlerinden alabileceğini ileri   sürmüꢀtür. Baꢀvuran, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın hukuki görüꢀünden haberdar olduğunda,   gerekli tüm bilgileri talep edebilir, ek görüꢀler sunabilir veya Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın   görüꢀüne yanıt verebilirdi. Ayrıca, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀleri, yalnızca ilk derece   mahkemesinin kararını onaylayıp onaylamadığına dair fikrini içermiꢀtir. Dolayısıyla,   baꢀvurana, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀlerinin bildirilmemesi “usulde tarafların eꢀitliği”   ilkesini veya baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca olan haklarını ihlal etmemiꢀtir.   AĐHM, aynı ꢀikayeti geçmiꢀte incelemiꢀ olduğunu ve Göç kararında (yukarıda anılan,   § 58) AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlalini tespit ettiğini kaydeder. O kararda, AĐHM,   Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀlerinin niteliğini ve baꢀvurana yanıt olarak yazılı görüꢀlerde   bulunma imkanının verilmediği gerçeğini gözönünde tutarak, baꢀvuranın karꢀılıklı takip   iꢀlemi hakkının ihlal edilmiꢀ olduğu kararını vermiꢀtir (loc. cit. § 55). Ayrıca, bir baꢀvuranın   avukatının inisiyatifi ele almasını ve dava dosyasına yeni unsurların eklenip eklenmediğine   dair belli aralıklarla bilgi edinmesini talep etmenin, o kiꢀiye aꢀırı bir yük yüklemeye   varacağını ve sözkonusu görüꢀe karꢀılık vermesine dair gerçek bir imkanı kesin olarak   sağlamayacağını değerlendirmiꢀtir (loc. cit. § 57).   AĐHM, bu davayı incelemiꢀtir ve yukarıda belirtilen davadaki kararlarından sapmasını   gerektirecek özel durumlar olmadığı kararını vermiꢀtir.   Dolayısıyla, Cumhuriyet Baꢀsavcılarının Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay   huzurundaki görüꢀlerinin baꢀvurana bildirilmemesine iliꢀkin olarak, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi   ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 5 §§ 1 VE 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5 §§ 1 ve 5. maddesi uyarınca, iki ay yirmi üç gün süreyle   özgürlüğünden kanuna aykırı olarak mahrum bırakıldığından ve ulusal makamların, AĐHS   mağduriyetlerini telafi etmemiꢀ olduğundan ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Kabuledilebilirlik   Hükümet, baꢀvuranın yakalanmasının, bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna dair makul bir   ꢀüphenin varlığına dayandığını iddia etmiꢀtir. Ayrıca, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi,   baꢀvuranın sözde kanuna aykırı olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmasına karꢀılık   tazminat taleplerini, baꢀvuranın davasının ꢀartlarının 466 sayılı Kanun’un 1. maddesince   öngörülmemesi sebebiyle reddetmiꢀtir. Dolayısıyla, baꢀvuranın yakalanması, tutuklanması ve   yerel mahkemelerin ona tazminat vermeyi reddetmeleri, AĐHS’nin 5 §§ 1 ve 5. maddesi ile   uyumludur.   Baꢀvuranın ꢀikayetlerinin ilk bölümü hakkında, AĐHM, baꢀvuranın tutukluluğunun 3   Ağustos 2000 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Baꢀvuran, baꢀvurusunu, 25 Mart 2002   tarihinde, altı aydan fazla bir süre sonra sunmuꢀtur. AĐHM, bu ꢀikayetin geç yapıldığına ve   AĐHS’nin 35 § 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.   Baꢀvuranın ꢀikayetlerinin ikinci bölümü hakkında, AĐHM, AĐHS’nin 5 § 5. maddesi   uyarınca tutukluluk sonucu görülen maddi veya manevi zarara karꢀılık tazminat hakkının, 5.   madde paragraflarından birinin ihlaline bağlı olduğunu anımsar (bkz. Wassink – Hollanda, 27   Eylül 1990 tarihli karar, Seri A no. 185-A, s. 14, § 38). Dolayısıyla, AĐHM, bir baꢀvuranın   yalnızca 5 § 5. maddeye dayalı talebini, 5 §§ 1 ve 4. maddenin doğrudan veya esasta ihlali   tespit edilmemiꢀ olduğu sürece değerlendiremez ve AĐHS’nin 5 § 5. maddesi baꢀvurana belirli   miktarda tazminat hakkı tanımaz. Bu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve   AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, 4.887 Euro maddi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın, taleplerini destekleyen herhangi bir delil sunmamıꢀ olduğunu   ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, baꢀvuranın, AĐHS haklarının ihlal edilmesi sonucu maddi zarar gördüğünü   kanıtlayamadığını kaydeder. Dolayısıyla, bu baꢀlık altındaki talebi reddeder.   B. Manevi tazminat   Baꢀvuran, 30.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın talebine itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuran tarafından görülen herhangi bir manevi zarara karꢀılık ihlal tespitinin   baꢀlı baꢀına yeterli tazmin oluꢀturduğunu değerlendirmektedir (bkz. Parsıl – Türkiye, no.   39465/98, § 38, 26 Nisan 2005).   C. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran, mahkeme masraflarına karꢀılık toplam 7.500 Euro talep etmiꢀtir. Kanıtlayıcı   herhangi bir belge sunmamıꢀtır.   Hükümet, taleplerin haddinden fazla olduğunu ve makbuz veya benzeri diğer   belgelerin olmaması nedeniyle asılsız olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Mevcut bilgilere istinaden kendi kararını veren AĐHM, baꢀvurana, bu baꢀlık altında   1.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermeyi makul değerlendirir.   D. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasına iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir ve   baꢀvurunun kalanının kabuledilmez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Baꢀvuran tarafından maruz kalınan herhangi bir manevi zarara karꢀı ihlal tespitinin baꢀlı   baꢀına yeterli adil tazmin oluꢀturduğuna;   4. a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, mahkeme masraflarına karꢀılık 1.000 Euro (bin Euro) artı   tabi olabilecek her türlü vergiyi, ödeme günündeki kur üzerinden sorumlu Devlet’in ulusal   para birimine dönüꢀtürmek üzere ödemesine;   b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine   KARAR VERĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 11 Nisan 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   S. DOLLÉ   J.-P. COSTA   Zabıt Katibi   Baꢀkan   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło