28150/03
WyrokETPCz2007-06-12ECLI:CE:ECHR:2007:0612JUD002815003
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy nadmiernie długi areszt tymczasowy naruszył prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego z art. 5 ust. 3 Konwencji? Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość aresztu tymczasowego skarżącego, trwającego łącznie ponad 12 lat, była nadmierna. Stwierdził, że uzasadnienia sądów krajowych dla przedłużania aresztu, takie jak „rodzaj przestępstwa”, „stan dowodów” czy „długość aresztu”, były ogólnikowe i powtarzalne, nie wskazując konkretnych i wystarczających powodów uzasadniających tak długie pozbawienie wolności. W odniesieniu do przewlekłości postępowania, Trybunał stwierdził, że trwające ponad 14 lat postępowanie karne, które nadal było w toku w momencie wydania wyroku, przekroczyło „rozsądny termin” wymagany przez art. 6 ust. 1 Konwencji, biorąc pod uwagę złożoność sprawy oraz postawę władz krajowych.Stan faktyczny
Skarżący, Kemal Tamcan, urodzony w 1969 roku, został aresztowany 13 lipca 1992 roku po umieszczeniu materiałów wybuchowych w ogrodzie posterunku policji. Został oskarżony o członkostwo w nielegalnej organizacji DHKP-C oraz udział w zabójstwach policjantów. Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w Stambule skazał go na karę śmierci 24 grudnia 2002 roku, która została następnie zamieniona na dożywotnie ciężkie więzienie. W trakcie postępowania skarżący był wielokrotnie odmawiany zwolnienia z aresztu, a jego areszt tymczasowy trwał łącznie ponad 12 lat. Postępowanie karne, włącznie z dwukrotnym odwołaniem, trwało ponad 14 lat i nadal było w toku w momencie wydania wyroku ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza, że skarga jest dopuszczalna; stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądza na rzecz skarżącego 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków; odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
TAMCAN-TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:28150/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2007
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (28150/03) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı olan Kemal Tamcan’ın (baꢀvuran) 4 Ağustos 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) Đnsan Hakları ve Temel
özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından H.Yıldırım tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1969 doğumlu olup Kırꢀehir’de ikamet etmektedir.
Baꢀvuran, bir polis karakolunun bahçesine patlayıcı madde yerleꢀtirdikten sonra 13
Temmuz 1992 tarihinde yakalanmıꢀtır.
Baꢀvuran, 28 Temmuz 1992 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne
(DGM) çıkartılmıꢀ ve hakkında tutuklu yargılama kararı verilmiꢀtir.
Đstanbul DGM Cumhuriyet Savcılığı, 18 Eylül 1992 tarihli iddianame ile baꢀvuranla
birlikte diğer beꢀ kiꢀi hakkında yasadıꢀı DHKP-C örgütüne üye olmak suçundan ceza davası
açmıꢀtır. Baꢀvuran örgüt adına gerçekleꢀtirilen birçok eylem ve saldırıdan sorumlu
tutulmuꢀtur. Ekim 1992 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından iki polis memurunun
öldürülmesiyle ilgili olarak baꢀvuran aleyhinde ikinci bir iddianame hazırlanmıꢀ TCK’nın 31, ve 146 § 1 maddeleri ve ayrıca 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi
uyarınca baꢀvuranın mahkum edilmesi talep edilmiꢀtir. Mayıs 1994 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından baꢀka bir polis memurunun
öldürülmesiyle ilgili olarak baꢀvuran aleyhinde üçüncü bir iddianame hazırlanmıꢀtır.
DGM davaların birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir.
DGM 24 Aralık 2002 tarihinde baꢀvuranı ölüm cezasına mahkum etmiꢀtir. Sözkonusu
ceza, 4771 sayılı Kanun uyarınca ömür boyu ağır hapis cezasına çevrilmiꢀtir.
Kararın açıklandığı 24 Aralık 2002 tarihinde kadar DGM, altmıꢀ üç duruꢀma
düzenlemiꢀ ve bu duruꢀmalardan on sekiz tanesi baꢀvuranın yokluğunda gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
Duruꢀmalar sırasında baꢀvuran tutuksuz yargılanma talebinde bulunmuꢀtur.
Baꢀvuranın talepleri DGM tarafından reddedilmiꢀtir. DGM “isnat edilen suçun cinsi, dosyanın
içeriği ve kanıtların durumu ile birlikte tutuklu yargılama süresi dikkate alınarak tutuklu
yargılamanın devam etmesine” karar vermiꢀtir.
Bu duruꢀmaların bazılarında DGM, baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına res’en
karar vermiꢀtir.
Temyiz baꢀvurusu sonrasında dava DGM tarafından incelenmiꢀtir. 15 Temmuz 2003
tarihinde birinci duruꢀma ve 17 Ağustos 2004 tarihine kadar dört duruꢀma düzenlenmiꢀtir. Bu
duruꢀmalarda baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar verilmiꢀtir. Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin
kaldırılmasından sonra dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevkedilmiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi, DGM tarafından ilan edilen gerekçeleri benimseyerek
baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ocak 2005 tarihinde baꢀvuranın tutukluluk süresini dikkate
alarak baꢀvuranın serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Kasım 2006 tarihli bir kararla baꢀvuranı ömür boyu hapis
cezasına mahkum etmiꢀ ve aynı zamanda aleyhinde yakalama müzekkeresinin çıkarılmasını
talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran 26 Aralık 2006 tarihinde temyiz talebinde bulunmuꢀtur. Dosyada yer alan
unsurlardan davanın, 2 Mart 2007 tarihinde halen mahkemede görülmekte olduğu
anlaꢀılmaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabuledilemezlik itirazı dile
getirmektedir. Hükümet, AĐHM’ye baꢀvuru yapıldığı sırada davanın ulusal mahkemelerde
görülmekte olduğunu belirtmektedir.
Ayrıca Hükümet, AĐHM’nin içtihadına atıfta bulunarak (Remli-Fransa, 23 Nisan 1996
tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler) tutuklu yargılama süresi ve dava süresi ile ilgili
olarak ileri sürdüğü ꢀikayetleri, davaya bakan ulusal mahkemeler önünde dile getirmeyen
baꢀvuranın iç hukukun tüketilmesi gerekliliğini yerine getirmediğine kanaat getirmektedir.
Baꢀvuran bu iddiaya itiraz etmektedir.
AĐHM baꢀvuranın hem tutukluluk süresinden hem de halen ulusal mahkemeler önünde
görülmekte olan cezai yargılama süresinden dolayı ꢀikayetçi olduğunu tespit etmektedir.
Tutuklu yargılama ile ilgili olarak baꢀvuranın birçok kez çeꢀitli mahkemelerde yapılan
duruꢀmalar sırasında serbest bırakılma talebinde bulunduğunu ve bu taleplerin tamamının
reddedildiğini hatırlatmakta fayda bulunmaktadır. Dava süresi ile ilgili olarak AĐHM, Türk
hukukunun yargılanabilir kiꢀilerin bir davanın süresi ile ilgili olarak AĐHS’nin 13. maddesi
uyarınca ꢀikayetlerini dile getirebilecekleri etkili bir baꢀvuru yolu sunmadığını daha önce
tespit etme olanağını bulduğunu vurgulamaktadır (Tendik ve diğerleri-Türkiye, no: 23188/02, Aralık 2005). Ancak baꢀvuranın, ꢀikayetine cevap verecek nitelikte bir baꢀvuru yoluna
sahip olduğu ortaya konulmamıꢀtır.
Bu noktada Hükümet tarafından iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair dile getirilen
ön itirazın iki kısmının da reddedilmesi uygun olacaktır. AĐHM ayrıca bu ꢀikayetlerin
AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir.
AĐHM ayrıca bu ꢀikayetin baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi kapsamına girmediğini
tespit etmektedir.
II. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran tutuklu yargılama süresinden dolayı ꢀikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda
AĐHS’nin 5 § 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet çok sayıda mağdurun ve sanığın olaya dahil olması sebebiyle mevcut
davanın karmaꢀıklık arzettiğini belirtmektedir. Hükümet baꢀvuranın sanıklarla birlikte
anayasal düzene karꢀı iꢀlenen çok sayıda suça, cinayete ve ayrıca bombalı saldırı olayına
karıꢀtığını belirtmektedir. Bu bakımdan ilgili kiꢀinin serbest bırakılması halinde kaçma
tehlikesinin olduğunu ifade etmektedir. Hükümet sonuç olarak ilgilinin tutuklu olarak
yargılanmasının, kamu yararının bir gereği olduğunu belirtmektedir. Yargılama süresince
ilgilinin serbest bırakılma taleplerini inceleyen DGM’nin bu yönde dile getirilen talepleri
reddetme yetkisi bulunmaktaydı.
Baꢀvuran Hükümet tarafından dile getirilen argümanları reddetmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinde belirtilen sürenin bitiꢀ tarihinin “ilk derece
mahkemelerinde suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün” olduğunu hatırlatmaktadır
(Bkz. Wehoff-Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, Labita-Đtalya [Büyük Daire], no:
26772/95).
Mevcut davada baꢀvuranın tutuklu bulundurulma halinin ilk dönemi, 13 Temmuz tarihinde yakalanması ile birlikte baꢀlamıꢀ ve 24 Aralık 2002 tarihinde mahkum
edilmesi ile birlikte sona ermiꢀtir. Bu dönem yaklaꢀık on yıl, beꢀ ay ve on bir gün sürmüꢀtür.
Bu tarihten sonra baꢀvuran yetkili hukuki merci karꢀısına çıkarılmak amacıyla değil de
“yetkili bir mahkeme tarafından mahkum edildikten sonra” tutulmuꢀtur (Bkz., I.A.-Fransa, 23
Eylül 1998 tarihli karar, Derleme, ve Baltacı-Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006 tarihli
karar).
Yargıtay’ın 24 Aralık 2002 tarihli kararı onadığı 28 Nisan 2003 tarihinden itibaren
dava DGM önünde tekrar görülmeye baꢀlanmıꢀ ve AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin c) bendi
uyarınca ikinci bir tutuklu bulundurulma dönemi baꢀlamıꢀtır. Bu ikinci dönem, baꢀvuranın
serbest bırakıldığı 24 Ocak 2005 tarihinde sona ermiꢀtir. O halde bu dönem bir yıl, sekiz ay ve
yirmi altı gün sürmüꢀtür. Bu durumda toplamda baꢀvuran on iki yıl, iki ay ve yedi gün
boyunca tutuklu olarak yargılanmıꢀtır.
AĐHM bilhassa mevcut kararlarda yer alan gerekçelere ve aynı zamanda ilgili
tarafından yapılan baꢀvurularda ihtilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak, AĐHS’nin 5 §
3. maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit etmesi gerektiğine dair içtihadına atıfta
bulunmaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998
tarihli karar, Derleme, ve Ali Haydar Polat-Türkiye, no: 61446/00, 5 Nisan 2005 tarihli karar).
Dosyada yer alan unsurlardan DGM’nin ve 17 Ağustos 2004 tarihinden itibaren
davaya bakan Ağır Ceza Mahkemesi’nin baꢀvuranın tekrarlanan taleplerini reddettiği ve
“isnat edilen suçun cinsi ve/ya da niteliği”, “kanıtların durumu” ya da “tutukluluk süresi” gibi
benzer hatta aynı ifadeleri yineleyerek tutukluluk halinin devam etmesine karar verdiği
anlaꢀılmaktadır.
Oysa ki AĐHM’ye göre, her ne kadar “kanıtların durumu” ꢀayet suçluluğun varlığını,
derecesinin ağırlığını ortaya koymaya ve olayların nedenlerini genel olarak açıklamaya
yetiyor ise de mevcut davada baꢀvuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu bulundurulmasını
haklı göstermemektedir (Ali Hıdır Polat kararı).
Bu koꢀullar dahilinde AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine karar
vermektedir.
III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde
öngörülen “makul süre” ilkesine riayet edilmediğini ileri sürmektedir.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
AĐHM değerlendirmeye alınacak sürenin 13 Temmuz 1992 tarihinde baꢀladığını tespit
etmektedir. Dosyada yer alan unsurlardan iꢀbu kararın alındığı tarihte davanın halen
görülmekte olduğu anlaꢀılmaktadır. Bu durumda yargılama iki kez baꢀvurulan temyiz ile
yaklaꢀık on dört yıl ve on ay sürmüꢀtür.
AĐHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının dava koꢀullarına göre ve özellikle
davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumları gibi AĐHM içtihadının yer
verdiği kriterler göz önüne alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz., diğerleri
arasında, Pélissier ve Sassi-Fransa [Büyük Daire], no: 25444/94).
AĐHM bu davadakine benzer soruların gündeme getirildiği baꢀka davalar da incelemiꢀ
ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır (ibidem).
AĐHM, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra Hükümet’in davayı farklı
ꢀekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmektedir. AĐHM
konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alarak, mevcut davada dava konusu yargılama süresinin
uzun olduğuna ve “makul süre” gerekliliğine cevap vermediğine kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran maddi tazminat olarak 40.000 Yeni Türk Lirası (Y.T.L.) [yaklaꢀık 21.700
Euro] ve manevi tazminat olarak 35.000 Y.T.L. [yaklaꢀık 19.000 Euro] talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı
görememekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın tutuklu yargılama süresinin ve cezai
yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle baꢀvuranın zarara uğradığını ve ihlal tespitinin bu
zararı yeterli ölçüde telafi etmediğini kabul etmektedir (Bkz., özellikle, Kudla-Polonya
[Büyük Daire], no: 30210/96, ve Acunbay-Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005
tarihli karar). AĐHM hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 15.000 Euro tutarında manevi
tazminat ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.
Üstelik AĐHM taraflarca sunulan bilgilerden davanın yaklaꢀık on dört yıl ve on ay
sonra ulusal mahkemeler önünde görülmekte olduğunu kaydetmektedir. Bu durumda dava
halen görülmekte ise de AĐHM, tespit edilen ihlale son vermenin en uygun yolunun AĐHS’nin § 1. maddesi ile öngörüldüğü ꢀekliyle adaletin iyi idaresinin gereklerini dikkate alarak
davanın mümkün olan en kısa sürede görülmesi olacağına kanaat getirmektedir (Bkz.
Yakisan-Türkiye, no: 11339/03, 6 Mart 2007, kesinleꢀmemiꢀ).
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 12.885 Y.T.L. [yaklaꢀık
7.000] talep etmektedir. Baꢀvuran bununla ilgili olarak avukatlık ücret makbuzunu
sunmaktadır.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM’nin içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul miktardaki masraf ve
harcamalar geri ödenebilmektedir. Mevcut davada elindeki mevcut delilleri ve yukarıda ifade
edilen kriterleri dikkate alan AĐHM tüm masraflarla birlikte baꢀvurana 1.500 Euro
ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek
üzere ve her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından
baꢀvurana manevi tazminat olarak 15.000 Euro (on beꢀ bin) masraf ve harcamalar
için 1.500 Euro (bin beꢀ yüz) ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının
üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 § 2 ve 77 § 3
maddesi gereğince 12 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło