28268/02
WyrokETPCz2008-01-08ECLI:CE:ECHR:2008:0108JUD002826802
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy zarzuty złego traktowania podczas zatrzymania i brak skutecznego środka odwoławczego naruszyły art. 3 i 13 Konwencji?Ratio decidendi
W odniesieniu do zarzutów złego traktowania (art. 3 i 13), Trybunał uznał, że skarżący nie przedstawił wystarczających dowodów na poparcie swoich twierdzeń, stosując standard dowodowy „poza wszelką rozsądną wątpliwość”. Raport medyczny nie potwierdzał obrażeń wynikających z opisanego przez skarżącego pobicia, a skarżący nie dostarczył dodatkowych dowodów medycznych. Brak wiarygodnej skargi na złe traktowanie skutkował również brakiem „uzasadnionego” roszczenia w rozumieniu art. 13. W kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne, trwające ponad sześć lat i siedem miesięcy przez trzy instancje, było nadmiernie długie. Szczególnie długi okres pięciu lat między wyrokiem sądu pierwszej instancji a uchyleniem go przez Sąd Kasacyjny, za który rząd nie przedstawił wyjaśnień, doprowadził do naruszenia wymogu „rozsądnego terminu”.Stan faktyczny
Skarżący, Ali Eriş, urodzony w 1932 roku, został zatrzymany 30 września 1999 roku podczas uczestnictwa w ceremonii pogrzebowej, która przerodziła się w demonstrację. Zarzucał, że podczas zatrzymania był źle traktowany przez policję, co miało skutkować obrażeniami. Wobec skarżącego wszczęto postępowanie karne za udział w nielegalnej demonstracji, w którym został skazany na karę pozbawienia wolności i grzywnę. Postępowanie to trwało ponad sześć lat i siedem miesięcy, zanim zostało umorzone z powodu przedawnienia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę dotyczącą przewlekłości postępowania karnego za dopuszczalną. Większością głosów uznał pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Jednogłośnie zasądził skarżącemu 900 EUR zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Jednogłośnie oddalił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ERĐꢀ/TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 28268/02)
KARAR
STRAZBURG Ocak 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 28268/02 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀı Ali Eriꢀ’in (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Mayıs 2002
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) Temel Đnsan Haklarını güvence
altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran, 1932 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır.
A. Baꢁvuranın yakalanması ve kötü muamele iddiası Eylül 1999’da, öğlen 12.15’te baꢀvuran, Ankara’daki Ulucanlar Cezaevi’nde
güvenlik güçlerince düzenlenen bir operasyonda öldürüldüğü iddia edilen bir mahkumun ceza
törenine katılmıꢀtır. Eylül 1999 tarihli olay raporuna göre, polis gruba uyarıda bulunmuꢀ ve
dağılmalarını istemiꢀtir. Ancak, göstericiler uyarılara uymayarak sloganlar atmaya devam
etmiꢀ ve Karacaahmet Mezarlığı’na yürümüꢀtür. Polis, müdahale etmek durumunda kalmıꢀ ve
aralarında baꢀvuranın da bulunduğu otuz dokuz kiꢀiyi yakalamıꢀtır.
Aynı gün, 1.30’da baꢀvuran, Haydarpaꢀa Numune Hastanesi doktorunca muayene
edilmiꢀtir.
Aynı gün 19.30’da hastanede iki polis memuru tarafından baꢀvuranın ifadesi
alınmıꢀtır. Bu ifadede baꢀvuran, emekli olduğunu belirtmiꢀtir. Bir kahvehanede oturduğu
sırada bir cenaze olduğunu duyduğunu ve katılmaya karar verdiğini; bu nedenle gruba
katıldığını ileri sürmüꢀtür. Ancak, göstericilerle polis arasında kalmıꢀ ve yere düꢀmüꢀtür.
Gösteriye dahil olduğunu reddetmiꢀtir. Mart 2000’de baꢀvuranın avukatları, yakalama eylemi sırasında baꢀvurana kötü
muamelede bulundukları iddia edilen polis memurları aleyhinde Üsküdar Cumhuriyet
Savcılığı’na ꢀikayette bulunmuꢀtur. Nisan 2001’de Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, takipsizlik kararı vermiꢀtir. Kararında,
baꢀvuranın polisin müdahalesi sırasında yere düꢀmesi nedeniyle yaralandığını iddia ettiği
ifadesine değinmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı ayrıca, polis müdahalesinin ve müdahale sırasında
kullanılan gücün, dava koꢀullarında kanuna uygun ve ölçülü olduğunu belirtmiꢀtir. Aralık 2001’de baꢀvuranın avukatlarından biri, Cumhuriyet Savcısı’nın kararına
itiraz etmiꢀtir. Đtiraz dilekçesinde, baꢀvuranın muayene edilmesini öngörmediği ve baꢀvuranı
ya da diğer gördü tanıklarını dinlemediği için Cumhuriyet Savcısı’nın yeterli bir soruꢀturma
yürütmediğini iddia etmiꢀtir. Ocak 2002’de Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀtir.
B. Baꢁvuran aleyhindeki cezai takibat Ekim 1999’da Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın da dahil olduğu otuz dokuz
kiꢀi aleyhinde bir iddianame sunmuꢀtur. Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı ve diğer sanıkları Nolu Kanun’un 32. maddesi uyarınca yasadıꢀı bir gösteride yer almakla suçlamıꢀtır. Aralık 1999’da gerçekleꢀtirilen duruꢀmada baꢀvuran, Üsküdar Asliye Ceza
Mahkemesi önünde, Ankara’da öldürülen bir mahkumla ilgili olarak Cemevi dıꢀında bir basın
açıklaması yapılacağını duyduğunu belirtmiꢀtir. Bu nedenle Üsküdar Cemevi’ne giden bir
otobüse binmiꢀ ve otobüsten inerken polis tarafından yakalanmıꢀtır. Baꢀvuran ayrıca
yakalanması sırasında dövüldüğünü belirtmiꢀ ve polise vermiꢀ olduğu ifadeyi reddetmiꢀtir. Nisan 2001’de Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi, baꢀvuranı suçlu bularak bir yıl
altı ay hapis ve para cezasına mahkum etmiꢀtir. Mart 2006’da Yargıtay, Yeni Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005’te kabulünü
müteakiben Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararını iptal etmiꢀtir. Mayıs 2006’da Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 102. maddesi
bağlamındaki beꢀ yıllık zaman limitinin dolmuꢀ olduğu gerekçesiyle baꢀvuran aleyhinde
açılan cezai takibatı sona erdirmeye karar vermiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca yakalanması sırasında kötü
muameleye maruz kaldığı ve yetkili makamların, kötü muamele iddialarına iliꢀkin etkin bir
soruꢀturma yürütmediği hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur.
Hükümet iddiaları reddetmiꢀtir. Ayrıca AĐHM’den AĐHS’nin 35/1. maddesi
bağlamındaki iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uyulmaması nedeniyle ꢀikayeti
reddetmesini istemiꢀtir. Baꢀvuranın, idare mahkemelerinde dava açarak uğradığını iddia ettiği
zararın tazminini arayabileceğini ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ olmasına iliꢀkin daha önce de
benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu yinelemektedir
(özellikle Karayiğit/Türkiye, no. 63181/00, 5 Ekim 2004). AĐHM, bu davada, yukarıda anılan
davalarda verdiği hükümlerden farklı bir hüküm vermesini gerektirecek özel bir durum
görmemektedir. Sonuç olarak, Hükümet’in ön itirazını reddetmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın 3. madde bağlamındaki ꢀikayetine iliꢀkin kötü muamele
iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini belirtmektedir. Delilleri
değerlendirmek maksadıyla ‘her türlü makul ꢀüpheden uzak’ delil ölçütüne baꢀvurmaktadır.
Böyle bir delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut
çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir.
Mevcut davada baꢀvuran, yakalanması sırasında baꢀına, göğsüne, kollarına ve
bacaklarına sertçe vurulduğunu ileri sürmüꢀtür. Đddialarını desteklemek için sol lomber
bölgesinde ve sol hemitoraksın alt kısmında hassasiyet tespit edildiği belirtilen 30 Eylül 1999
tarihli bir sağlık raporu sunmuꢀtur. Ancak bu tür göstergeler baꢀvuranın tanımladığı sert
vuruꢀları kanıtlamak için yeterli değildir. AĐHM, kötü muamelenin, baꢀvuran tarafından
tanımlandığı ꢀekliyle, vücudunda doktorun gözlemleyebileceği izler bırakacağı kanısındadır.
Ayrıca AĐHM, baꢀvuranın yakalanmasından bir gün sonra 1 Ekim 1999’da serbest
bırakıldığını belirtmektedir. Bu nedenle, iddialarını destekleyecek ek sağlık raporları
alabilirdi. Ancak almamıꢀtır. 30 Eylül 1999’da polise verdiği ifadede göstericiler ve polis
arasında kaldığını ve yere düꢀtüğünü belirtmiꢀ olsa da olaydan altı ay sonra Cumhuriyet
Savcısı’na sunduğu dilekçesinde, yakalanması sırasında polis tarafından dövüldüğünü
belirtmiꢀtir.
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, dava dosyasındaki delillerin,
yakalanması sırasında baꢀvurana makul ꢀüphenin ötesinde, aꢀırı ꢀekilde bir güç uygulandığını
göstermediği kanısındadır. Bu nedenle baꢀvurun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
,Baꢀvuranın AĐHS’nin 13. maddesine dayanarak yaptığı ꢀikayete iliꢀkin olarak, AĐHM
13. maddenin, kiꢀinin ꢀikayetinin haklı olup olmamasından bağımsız olarak, bireyin AĐHS
kapsamında olduğu iddia edilen her türlü mağduriyetine iliꢀkin iç hukuk yolunun olması
gerektiği ꢀeklinde yorumlanamayacağını yinelemektedir. Mağduriyet, AĐHS bağlamında
savunulabilir olmalıdır. AĐHM, yukarıdaki değerlendirmesi ıꢀığında, baꢀvuranın 3. madde
bağlamındaki haklarının ihlal edildiği hususunda, 13. madde çerçevesinde telafi gerektiren,
savunulabilir bir iddiaya sahip olmadığı sonucuna varmaktadır.
Sonuç olarak baꢀvurunun bu kısmı da AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu için reddedilmelidir.
II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar hukuki yargılama süresinin, AĐHS’nin 6/1. maddesinin “makul süre”
zorunluluğunu aꢀmasından ꢀikâyetçi olmuꢀlardır.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.
Göz önüne alınması gereken süre, baꢀvuranın yakalandığı 30 Eylül 1999’da baꢀlamıꢀ
ve Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’nin 25 Mayıs 2006 tarihli kararı ile sona ermiꢀtir. Bu
nedenle, üç aꢀamalı bir yargı için altı yıl yedi aydan fazla sürmüꢀtür.
A. Kabuledilebilirlik
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
taꢀımadığını tespit etmektedir. Bu nedenle baꢀvuru, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun, davanın ꢀartları ıꢀığında, AĐHM içtihadında
yer alan ölçütlerin ve özellikle de davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuran ve ilgili mercilerin
tutumunun dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler.
AĐHM, bu davadakine benzer unsurlar ortaya koyan davalarda sıklıkla AĐHS’nin 6/1.
maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir.
Mevcut davada yerel mahkemeler, altı yıl yedi aylık zaman içerisinde üç karara
varmıꢀtır. Ancak AĐHM, Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16 Nisan 2001 tarihli kararı ile
Yargıtay’ın 25 Mayıs 2006 tarihli kararı arasında beꢀ yıl gibi uzun bir süre geçtiği gerçeğini
göz ardı edemez. Hükümet, bu duruma bir açıklama getirmemiꢀtir. Hükümet’in açıklama
getirmemesi ve baꢀvuranın suçlu olduğuna dair bir gösterge bulunmaması nedeniyle söz
konusu gecikmenin, yerel mahkemelerin temyiz iꢀlemlerini ele alıꢀlarına atfedilebileceği
kabul edilmelidir.
AĐHM, konuya iliꢀkin içtihadını dikkate alarak, bu davada, yargılamanın haddinden
fazla sürdüğü ve “makul süre” ꢀartını karꢀılamadığı kanaatine varmıꢀtır.
Dolayısıyla, 6/1. madde ihlal edilmiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen
telafi edilebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören
tarafın adil tazminine hükmeder”.
A. Tazminat
Baꢀvuran, hem maddi hem manevi tazminat istemiꢀ ve miktarın değerlendirmesini
AĐHM’nin takdirine bırakmıꢀtır.
Hükümet, AĐHM’den hiçbir zararı tazmin etmemesini istemiꢀtir.
AĐHM, tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı
bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle talebi reddetmektedir.
Ancak, manevi tazminata iliꢀkin hakkaniyete uygun temellere dayanarak
değerlendirmede bulunan AĐHM, baꢀvurana 900 Euro (EUR) tazminat ödenmesine karar
vermiꢀtir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, yargılama masraf ve giderleri için belirli bir miktar talep etmeyerek
değerlendirmeyi AĐHM’nin takdirine bırakmıꢀtır.
AĐHM, baꢀvurana yasal yardım verildiğini belirtmektedir. Ayrıca AĐHM içtihadına
göre, baꢀvuranın gerçekten gerekli olduğunu ve meblağın makul olduğunu göstermek
suretiyle yargılama masraf ve giderlerinin tazminine hak kazanacağını hatırlatmaktadır.
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın destekleyici bir belge sunmadığını belirtmektedir. Bu
nedenle, bu baꢀlık altında herhangi bir tazminat ödenmesine karar vermemektedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,
1. Oybirliğiyle yargılamanın gereğinden uzun sürmesine iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir
olduğuna;
2. Oy çoğunluğuyla baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
3. Oybirliğiyle AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle,
(a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren
üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek
üzere ve uygulanabilecek her tür vergiden muaf olarak Savunmacı Hükümet
tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 900 Euro (dokuz yüz Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı
oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Oybirliğiyle adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2. ve 3. maddeleri
gereğince 8 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło