28299/95

WyrokETPCz2005-10-06ECLI:CE:ECHR:2005:1006JUD002829995

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy władze państwowe przeprowadziły skuteczne i rzetelne śledztwo w sprawie zaginięcia męża skarżącej, zgodnie z proceduralnym aspektem art. 2 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć brak jest wystarczających dowodów, aby stwierdzić, że mąż skarżącej został uprowadzony i zabity przez funkcjonariuszy państwowych (brak naruszenia materialnego art. 2), to władze tureckie nie wywiązały się z proceduralnego obowiązku przeprowadzenia skutecznego śledztwa w sprawie jego zaginięcia. Trybunał wskazał na znaczące zaniedbania w śledztwie, takie jak opóźnione rozpoczęcie (dwa lata po zdarzeniu), brak podjęcia zeznań od skarżącej i członków rodziny przez długi czas, oraz nieprzesłuchanie kluczowych świadków, w tym Fahri Hazara. Mimo braku współpracy ze strony skarżącej (niepodanie nowego adresu, brak odwołań), Trybunał podkreślił, że nie zwalnia to władz z ich podstawowego obowiązku prowadzenia rzetelnego śledztwa w sprawie zaginięcia, które w kontekście sytuacji w południowo-wschodniej Turcji w latach 90. mogło być zagrożeniem dla życia.
Stan faktyczny
Skarżąca, Nesibe Haran, twierdziła, że jej mąż, İhsan Haran, zaginął 24 grudnia 1994 roku po tym, jak został zabrany przez umundurowanych policjantów z placu budowy w Diyarbakır. Wcześniej jej mąż i jego bracia byli podejrzewani o związki z PKK. Skarżąca próbowała uzyskać informacje o jego losie, ale twierdziła, że policja uniemożliwiła jej złożenie skargi prokuratorowi. Władze tureckie rozpoczęły śledztwo dopiero po komunikacji skargi do ETPCz, dwa lata po zdarzeniu, i nie znalazły dowodów na zatrzymanie męża skarżącej przez policję.
Rozstrzygnięcie
Odrzuca wstępne zarzuty Rządu. Stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji w zakresie materialnym. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w zakresie proceduralnym. Uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania zarzutu zaniedbania ochrony prawa do życia w prawie krajowym na podstawie art. 2 Konwencji. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji. Stwierdza brak naruszenia art. 5 Konwencji. Uznaje, że nie wyłania się odrębna kwestia na podstawie art. 13 Konwencji. Stwierdza brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 2, 3 i 5. Stwierdza brak naruszenia art. 18 Konwencji. Uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania art. 34 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącej 10 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odrzuca pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   NESİBE HARAN – TÜRKİYE   (Başvuru no. 28299/95)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2005   Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle   ilişkin değişiklik yapılabilir.   Nesibe Haran – Türkiye davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),   Başkan B.M. ZUPANCIC,   Yargıçlar J. HEDIGAN,   C. BIRSAN,   M. TSATSA – NIKOLOVSKA,   R. JAEGER,   E. MYJER,   Geçici yargıç F. GÖLCÜKLÜ ve   Bölüm Sekreteri V. BERGER’in katılımı ile kapalı oturumda 15 Eylül 2005 tarihinde   toplanmış ve anılan tarihte izleyen kararı vermiştir:   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) eski 25.   maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Nesibe Haran   (“başvuran”) tarafından, 22 Haziran 1995 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na   (“Komisyon”) yapılan başvurudan (no. 28299/95) kaynaklanmaktadır.   2. Başvuran, Londra’da Kürt İnsan Hakları Projesi (“KiHP”)’ne bağlı bir avukat olan   A. Stock, Londra’da görev yapan avukatlar M. Muller, T. Otty, J. Gordon ve Diyarbakır   Barosu’na bağlı avukatlar R. Yalçındağ ve C. Aydın tarafından temsil edilmiştir. Türk   Hükümeti (“Hükümet”) Sözleşme kurumları huzurundaki işlemler için bir Ajan tayin   etmemiştir.   3. Başvuran, özellikle, 1994 tarihinde eşinin ortadan kayboluşundan Devlet   yetkililerinin sorumlu olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi’nin 2., 3., 5., 13., 14. ve 18. maddelerine atıfta bulunmuştur.   4. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi’nin 11 No.’lu Protokol’ünün yürürlüğe girdiği tarih olan, 1 Kasım 1998’de   iletilmiştir (11 No.’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).   5. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Birinci Daire’sine tevzi edilmiştir   (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Bu Daire içinde davaya bakacak olan Bölüm   (AİHS’nin 27 § 1. maddesi), İç Tüzük’ün 26 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi   oluşturulmuştur.   6. Türkiye adına seçilen hakim Rıza Türmen, dava heyetinden çekilmiştir (İç Tüzük   28. madde). Hükümet, dolayısıyla, heyette ad hoc hakim olarak yer almak üzere, Feyyaz   Gölcüklü’yü tayin etmiştir ( AİHS’nin 27 § 2. maddesi ve İç Tüzük 29 § 1. madde).   7. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 22 Haziran 1999 tarihli bir karar ile başvurunun   kabuledilebilir olduğunu açıklamıştır.   8. 1 Kasım 2004 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Daire’lerinin yapısını   değiştirmiştir ( İç Tüzük 25 § 1. madde). Bu dava, yeni oluşturulmuş Üçüncü Daire’ye   verilmiştir (İç Tüzük 52 § 1. madde).   9. Başvuran ve Hükümet, esaslara ilişkin görüş bildirmişlerdir (İç Tüzük 59 § 1.   madde).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   10. Başvuran 1971 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   A. Giriş   11. İhsan Haran’ın ortadan kayboluşu sırasında mevcut olan olaylar taraflar arasında   ihtilaf halindedir. Başvuran tarafından sunulduğu şekliyle olaylar aşağıda yer alan B   Kısmı’nda ortaya konmaktadır(bkz. 13-22. paragraflar). Hükümet’in olaylara ilişkin görüşleri   aşağıda yer alan C Kısmı’nda özetlenmiştir (bkz. 23-26. paragraflar).   12. Taraflarca sunulan ilgili belgelerin özetleri ayrı ayrı sırasıyla D (bkz. 27-29.   paragraflar) ve E (bkz. 30-53. paragraflar) Kısımları’nda ortaya konmuştur. Avrupa İnsan   Hakları Mahkemesi, taraflarca sunulan belgeleri özetlerken, kişilerin adlarını bu belgelerde   belirtildiği gibi kullanmıştır. Bunlar, bu kişilerin adlarının doğru yazımını yansıtmayabilirler.   B. Başvuranın olaylara ilişkin görüşleri   13. Belirsiz bir tarihte, başvuranın erkek kardeşlerinden biri ve baba tarafından olan   bir kuzeni PKK’ya katılmışlardır. Sözkonusu zamanda, başvuran ve İhsan Haran, Lice   Cumhuriyet Savcılığı’na gitmişler ve Cumhuriyet Savcısına, başvuranın erkek kardeşi ve   kuzeninin yaptığı hiçbir şeyde en ufak bir sorumlulukları olmadıklarını ve erkek kardeşin ve   kuzenin, başvuran ve İhsan Haran’ın bilgisi olmadan PKK’ya katılmış olduklarını   söylemişlerdir. Cumhuriyet Savcısı, bu olaylardan dolayı İhsan Haran veya başvurana karşı   herhangi türde bir dava açma niyetinde olmadığını söylemiştir. Her halükarda, İhsan Haran,   ikamet ettikleri Arıklı köyüne askerler geldiği zaman ormana saklanacaktır.   14. 12 Mayıs 1994 tarihinde, köylerinin güvenlik güçleri tarafından yıkılmasından   sonra, başvuran ve eşi çocuklarıyla beraber köylerinden Diyarbakır’a taşınmışlardır.   Yetkililere yeni adreslerini vermelerinin uygun olduğunu düşünmemişlerdir.   15. 24 Aralık 1994 tarihinde, başvuranın eşi İhsan Haran, son sekiz gündür çalışmakta   olduğu Diyarbakır yeraltı çarşısı inşaat alanından dönmemiştir. Başvuran ve diğer aile üyeleri   bunu olağandışı bulmamışlardır çünkü ek iş olduğu zaman işte kalır ve eve dönmezdi.   16. 27 Aralık 1994 tarihinde, aynı köyden olan Fahri Hazar, başvuranın evine gelmiş   ve ona, 24 Aralık 1994 sabahında, İhsan Haran’ın çalışmakta olduğu inşaat alanında   üniformalı polis memurları tarafından kimlik kontrolü yapıldığını ve onların İhsan Haran’ın   kimlik belgelerini kontrol ederken kendi aralarında tartışmaya başladıklarını söylemiştir. Bu   tartışma yaklaşık on dakika sürmüş ve sonra polis memurları İhsan Haran’ı götürmüşlerdir.   17. 30 Aralık 1994 tarihinde, Fahri Hazar tutuklanmış ve gözaltına alınmıştır.   18. Eşinin polis memurları tarafından tutuklandığını öğrendikten sonra, başvuran,   onun yerini öğrenmek için Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe   sunmaya çalışmıştır. Ancak, dilekçesini sunması, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde duran   polis memurları tarafından engellenmiştir. Başvuran ve diğer aile üyeleri, yaklaşık bir ay   boyunca Cumhuriyet Savcısı’yla görüşmeye çalışmışlar ancak başarılı olamamışlardır.   19. Başvuran, daha sonra, herhangi birinin eşini görüp görmediğini öğrenmek için   birkaç hapishaneyi ziyaret etmeye başlamıştır. Başvuran, ondan isminin verilmemesini   isteyen, Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde 31. Koğuş’ta kalan ve başvurana İhsan Haran’ı   nezarette görmüş olduğunu söyleyen bir kişiyle tanışmıştır.   20. 1 Şubat 1995 tarihinde, İhsan Haran’ın erkek kardeşleri gözaltına alınmıştır. Kendi   yasal temsilcilerine verilen 7 Eylül 2004 tarihli bir ifadede, polis nezareti altında tutulurken   polis memurları tarafından erkek kardeşleri İhsan Haran gibi kendilerinin de öldürüleceği   şeklinde tehdit edildiklerini söylemişlerdir (bkz. aşağıda 27. paragraf).   21. 1997 yılında, başvuranın görümcesi polis memurları tarafından rahatsız edilmiştir.   22. 15 Aralık 1998 tarihinde, başvuranın yanına, polis olduğunu iddia eden bir adam   gelmiştir. Adam ona yakındaki bir arabaya binmesini söylemiştir. Başvuran reddetmiştir.   Adam başvuranın ailesi hakkında bilgi sahibidir ve başvurana bilgi karşılığında mali destek   teklif etmiştir. 21 Aralık 1998 tarihinde, başvuran, avukatına, kendisine yeni bir kimlik kartı   verilmemiş olduğunu ve evine yapılan baskınlar da dahil olmak üzere güvenlik güçlerinin   verdiği rahatsızlıktan dolayı sık sık evini değiştirmeye mecbur bırakıldığını söylemiştir.   C. Hükümet’in olaylara ilişkin görüşleri   23. Başvurunun, 26 Şubat 1996 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tarafından   Hükümet’e iletilmesine müteakiben, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı başvuranın iddialarına   yönelik bir soruşturma başlatmıştır.   24. 21 Ocak 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, İhsan Haran’ın polis   nezaretinde ortadan kaybolduğunu gösteren bir delil olmaması dolayısıyla, ileri bir   soruşturmaya gerek olmadığı kararını vermiştir (bkz. aşağıda 36. paragraf). Cumhuriyet   Savcısı, 1994 yılından bu yana, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Devlet Güvenlik   Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı ve Lice Cumhuriyet Savcılığı’na yapılan hiçbir şikayet   kaydı olmadığını gözlemlemiştir. İhsan Haran’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Terörle   Mücadele Şubesi ve İl Jandarma Komutanı tarafından gözaltına alınmış olduğuna yönelik   hiçbir kayıt bulunmamış olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, İhsan Haran’ın Diyarbakır Terörle   Mücadele Şubesi tarafından aranmakta olduğunu gözlemlemiştir. Başvuran, bu karara itiraz   etmemiştir.   25. İhsan Haran’ın ortadan kayboluşu sırasında mevcut olan şartlara yönelik   soruşturma halen, başarısızlıkla, devam etmektedir (bkz. aşağıda 38-47. paragraflar).   26. 12 Nisan 2004 tarihinde, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Adalet   Bakanlığı’na, İhsan Haran’ın, bazı şüphelilerin ifadeleri üzerine, yasadışı bir örgütle   ilişkisinden arandığını bildirmiştir. Aynı mektupta, Adalet Bakanlığına, Nesibe Haran ve   İhsan Haran’ın evli olmadıkları bildirilmiştir (bkz. aşağıda 50. paragraf).   D. Başvuran tarafından sunulan ilgili yazılı deliller   1. İhsan Haran’ın erkek kardeşlerinin, avukatlarına verilmiş 7 Eylül 2004   tarihli ifadeleri   27. Seyithan Haran ve Abdullah Haran, ifadelerinde, polis memurları tarafından 1   Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır’da tutuklanmış olduklarını öne sürmüşlerdir. Polis nezareti   altında tutulurken kötü muameleye maruz kalmış olduklarını ve kendilerine erkek kardeşleri   İhsan’ın gördüğü muamelenin aynısını göreceklerinin söylenmiş olduğunu iddia etmişlerdir.   Kendilerine, ayrıca, suçlarını itiraf etmezlerse ortadan kaldırılacaklarının ve erkek kardeşleri   İhsan’la aynı kadere katlanacaklarının söylenmiş olduğunu ileri sürmüşlerdir.   2. Türkiye İnsan Hakları Derneği’nin Mart 2004 tarihli Raporu   28. Raporun ilgili kısmının alıntıları şöyledir:   “Azad kod adlı İhsan Haran Lice’lidir. Ya bir militan ya da bir milistir. Şehrin dışına   götürülmüş, sorgulanmış ve infaz edilmiştir. Davasına ilişkin bazı bilgiler: 28 Aralık 1994   tarihinde, işyerine giderken tutuklanmıştır. Eşi Nesibe Haran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne   tekrar tekrar gitmiş olduğunu, ancak bir yanıt almamış olduğunu belirtmiştir (Azadi, 12 Şubat   1995). Mehmet Haran, (…) yeğeni İhsan Haran’ın “ortadan kaybolmuş” olduğunu belirtmiştir   (Evrensel, 26 Aralık 1995). Basındaki haberlerden sonra, Nesibe Haran şunları belirtmiştir:   “Eşimin köyden Hazro’ya götürüldüğü ilk sefer 1993 yılındaydı. On üç gün boyunca nezarette   kaldı. Sonradan Diyarbakır’a taşındık. Dört ay sonra, sivil kişiler onu kaçırdı. Beş ayı aşkın bir   süre, devamlı olarak Cumhuriyet Savcısı’ndan bilgi talep ettim, ancak Cumhuriyet Savcısı eşimin   tutuklanmış olduğunu kabul etmedi. Bir gün, eve giderken, bir kişi beni durdurdu ve konuşmak   istedi. Ben karşı çıkınca, bir polis memuru olduğunu söyledi. Bana eşimin öldürülmüş olduğunu   söyledi; yerini bilmiyordu ancak kimin yaptığını biliyordu. Bana birçok kişi hakkında soru sordu ve   ben onları tanımadığımı söyledim. Benim onlar için çalışmamı, bir bakıma onların ajanı olmamı,   istedi. İHD’ye şikayette bulundum ve beni daha fazla rahatsız etmediler.”   3. ROJTV’deki Rojname programında Abdulkadir Aygan tarafından verilen   röportaja ait video kayıt bandı   29. Eski bir PKK üyesi ve iddiaya göre eski JİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle   Mücadele) üyesi olan Abdulkadir Aygan, 4 Mayıs 2004 tarihinde, ROJTV’de bir röportaj   vermiş ve bu röportajda, JİTEM’in, önde gelen Kürt aydınlarının yargısız infazını   yürüttüğünü iddia etmiştir. Programın son kısmında, JİTEM tarafından öldürüldüğü iddia   edilen diğer kişilerden oluşan bir isimler listesi sunmuştur. Abdulkadir Aygan tarafından   İhsan Haran’ın adı da verilmiştir, Abdulkadir Aygan, herhangi bir detay vermeden, İhsan   Haran’ın JİTEM tarafından sorgulandığını ve öldürüldüğünü belirtmiştir. Video kayıt   bandının ilgili kısmının alıntıları şöyledir:   “Azad kod adlı İhsan Haran Lice’lidir. Ya bir militan ya da bir milistir. Şehrin dışına   götürülmüş, sorgulanmış ve infaz edilmiştir.”   E. Hükümet tarafından sunulan ilgili yazılı deliller   1. Gözaltı raporları   30. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün 22 Ocak 1994 ve 31 Aralık 1995 tarihleri   arasındaki döneme ait gözaltı raporları, İhsan Haran ismini içermemektedir.   2. İhsan Haran’ın erkek kardeşlerinin polis nezaretindeki 20 Şubat 1995 tarihli   İfadeleri   31. 20 Şubat 1995 tarihinde, Abdullah Haran gözaltına alınmıştır. İfadesinin ilgili   kısmının alıntısı şöyledir:   “Abdullah Haran (Mehmet Sedat Gökmen adına sahte kimlik belgeleri): Biz dokuz kardeşiz,   babam inşaat alanlarında bekçi olarak çalışır, annem temizlikçidir, kardeşlerim şöyledir; İhsan   Haran: 1968 doğumlu. 1993 yılından beri kırsal kesimdeki PKK faaliyetleri ile ilişkilidir. Kod adı   Azat (K)’tır. Lice bölgesinde halen aktiftir.”   32. 20 Şubat 1995 tarihinde, Seyithan Haran gözaltına alınmıştır. İfadesinin ilgili   kısmının alıntısı şöyledir:   “Seyithan Haran (kod adı Behzan, Refik Manay adına sahte kimlik belgeleri): Biz dokuz   kardeşiz, babam inşaat alanlarında bekçi olarak çalışır, annem ev kadınıdır, kardeşlerim şöyledir;   İhsan Haran: 1968 doğumlu. 1993 yılında PKK’nın kırsal kesim koluna katıldı. Kırsal kesimlerde   halen aktiftir. Kod adı Azat (K)’tır.”   3. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Dışişleri Bakanlığı’na 22   Mayıs 1996 tarihli mektup   33. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı’na, başvuranın   Avrupa İnsan Hakları Komisyonu huzurundaki iddialarına yönelik bir soruşturma yürütülmüş   olduğunu bildirmiştir. İhsan Haran’ın 24 Aralık 1994 ve 1 Şubat 1995 tarihleri arasında   gözaltına alınmış olduğuna dair bir kayıt bulmamıştır. Ayrıca, İhsan Haran’ın arşivlerden   hiçbirinde çıkmadığını bildirmiştir.   4. Başvuran ve İhsan Haran’ın Nüfus Kayıtları   34. Başvuranın nüfus kağıdına göre, başvuran bekardır ve kızlık soyadı Haran’dır. On   bir kardeşi vardır ve Medeni Kanun’un 290. maddesi uyarınca, 2 Ağustos 1996 tarihinde   nüfusa kaydettirilen üç çocuğu vardır. Çocuklarının babasının adı İhsan olarak   belirtilmektedir.   35. İhsan Haran’ın nüfus kağıdına göre, o bekardır ve sekiz kardeşi vardır.   5. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nın 21 Ocak 1998 tarihli kararı   36. 21 Ocak 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, delil yetersizliğinden   dolayı ileri soruşturmaya hiçbir gerek olmadığı kararını vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, 1994   yılından bu yana, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcılığı ve Lice Cumhuriyet Savcılığı’na yapılan hiçbir şikayet kaydı   olmadığını gözlemlemiştir. İhsan Haran’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Terörle   Mücadele Şubesi ve İl Jandarma Komutanı tarafından gözaltına alınmış olduğuna yönelik   hiçbir kayıt bulunmamış olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, İhsan Haran’ın Diyarbakır Terörle   Mücadele Şubesi tarafından arandığını gözlemlemiştir.   6. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’ndan Diyarbakır   Cumhuriyet Savcılığı’na 3 Nisan 2000 tarihli mektup   37. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır   Cumhuriyet Savcılığı’na, İhsan Haran’ın, N.Z.’nin Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki   ifadeleri üzerine, PKK adındaki yasadışı örgüte üye olma şüphesi üzerine arandığını   bildirmiştir. İhsan Haran’ın ortadan kaybolmuş veya gözaltına alınmış olduğunu gösteren   hiçbir bilgi veya belgenin olmadığını ileri sürmüştür.   7. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma   38. 16 Ekim 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Belediyesi’nden, 1994   tarihinde Diyarbakır yeraltı çarşısının inşaatıyla ilişkili şirketlerin isimlerini kendisi için   bulmasını talep etmiştir. 30 Ekim 2000 tarihinde, Diyarbakır Belediyesi, talep edilen bilgiyi   göndermiştir.   39. 27 Ekim 2000 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Cumhuriyet   Başsavcılığı’na, İhsan Haran’ın ortadan kayboluşuna yönelik soruşturmanın devam etmekte   olduğunu bildirmiştir.   40. 23 Mart 2000 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 1994-1995 yıllarına ait   gözaltı kayıtlarını sunmuştur.   41. 29 Şubat 2000 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Nesibe Haran’ın,   Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na, eşinin polis nezaretinde ortadan kaybolmuş olduğunu,   iki görgü tanığı olduğunu ve Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunmasının polis tarafından   engellenmiş olduğunu iddia eden bir başvuru yapmış olduğunu belirtmiştir. Buna göre, Lice   Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, aşağıda belirtilen soruşturmaları yürütmesini emretmiştir:   (a) Eşinin ortadan kayboluşuna ait şikayeti hakkında Nesibe Haran’ın ifadesini   almak;   (b) Başvurandan, görgü tanıklarının adlarını vermesini ve tanıkların kimliklerini ve   açık adreslerini belirlemesini talep etmek;   (c) Polisin, Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunmasına engel olmuş olduğuna   ilişkin şikayeti hakkında Nesibe Haran’ın ifadesini almak;   (d) Başvurandan, yukarıda belirtilen olayın muhtemel görgü tanıklarının adlarını   vermesini talep etmek;   (e) Başvurandan, nereye şikayette bulunmaya çalışmış olduğunu ve bunu yapmasının   engellendiğini aydınlatmasını talep etmek.   42. 21 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Lice Nüfus   Müdürlüğü’nden, Nesibe Haran’ın nüfus kayıtlarını talep etmiştir.   43. 15 Mayıs 2001 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Lice Cumhuriyet   Savcılığı’ndan, eşinin ortadan kayboluşu hakkında ifadelerini almak için, başvuranın yerini   tespit etmesini talep etmiştir. Ayrıca, başvuranın köyünde bulunmaması durumunda, yeni   adresinin yetkililere kaydedilip edilmediği üzerine bir araştırma talep etmiştir. Son olarak,   Lice Cumhuriyet Savcılığı’ndan, başvuranın yakın akrabalarının adreslerini tespit etmesini   istemiştir.   44. 21 Kasım 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğü’nden, 1994 ve 1995 tarihleri arasında üç inşaat şirketi tarafından çalıştırılan   işçilerin isimlerini bulmasını talep etmiştir.   45. 29 Ocak 2003 ve 25 Eylül 2003 tarihlerinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı,   Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na, İhsan Haran’ın ortadan kayboluşuna ilişkin   soruşturmanın devam etmekte olduğunu bildirmiştir.   46. 1 Aralık 2003 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Cumhuriyet   Başsavcılığı’na, Diyarbakır Trafik Tescil Şubesi, Devlet Hastanesi, Diyarbakır Tapu   Müdürlüğü, ve Diyarbakır Nüfus Müdürlüğü, Lice Nüfus Müdürlüğü ve Lice Tapu   Müdürlüğü’nün İhsan Haran’ın 1 Aralık 1994’ten beri herhangi bir eylem gerçekleştirip   gerçekleştirmediğine dair yanıtını hala beklediklerini bildirmiştir.   47.3 Ocak 2004 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Cumhuriyet   Başsavcılığı’na, İhsan Haran’ın idari merciler huzurunda 1 Şubat’tan önce herhangi bir idari   eylem gerçekleştirip gerçekleştirmediğine dair Lice Tapu Müdürlüğü’nden halen yanıt   beklediklerini bildirmiştir.   8. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Lice Jandarma Komutanlığı’na yazdığı 21   Haziran 2001 tarihli yazı   48.Cumhuriyet Savcısı, Lice Jandarma Komutanlığı’na, en kısa sürede, ifadesi   alınmak üzere müşteki Nesibe Haran’ı Cumhuriyet Savcılığı’na getirmesini talep etmiştir.   Açık adresi “Arıklı Köyü” olarak belirtilmiştir.   9.Mehmet Ali Kızıl ve Bünyamin Keskin’in Cumhuriyet Savcılığı huzurunda 13 Aralık 2002   tarihinde verdikleri ifade   49. Her iki tanık, 15 Aralık 1994 ve 2 Ocak 1995 tarihleri arasında, Emniyet   Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulduklarını ve o sırada İhsan Baran   adlı bir şahsı görmediklerini ve tanımadıklarını teyit etmişlerdir.   10. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 12 Nisan 2004 tarihli yazısı   50. Emniyet Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı’na, PKK/KONTRA-GEL’ yönelik   bir operasyon sırasında yakalanan on yedi şüphelinin ifadesinde İhsan Haran’ın adının   geçtiğini ve dolayısıyla, o sırada arandığını bildirmiştir.Ayrıca, İhsan Haran’ın gözaltında   görünmesine karşın, erkek kardeşlerinin 20 Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğü’nde verdikleri ifadelerde, kendisinin 1993 yılında PKK’ya katıldığını ve Azad kod   adıyla faaliyetlerine devam ettiğini belirtmişlerdir.Son olarak, Diyarbakır Nüfus Müdürlüğü   Doğum Kayıtlarına göre, İhsan Haran ve Nesime Haran’ın evli olmadığını ifade etmişlerdir.   11. İhsan Haran’ın erkek kardeşlerine yönelik cezai yargılama dahilinde Diyarbakır   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 20 Mart 1995 ve 16 Haziran 1996 tarihleri arasında   yapılan duruşmaların tutanakları   51. Seyithan Haran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde, gözaltındayken   zorla ifadesinin alındığını, Abdullah Haran ise, kendisine mahkemede okunan ifadenin polis   gözaltında verdiği ifade olmadığını iddia etmiştir.   52. İhsan Haran’ın erkek kardeşleri, Arıklı Köyü’nden Fahri Hazar isimli bir şahıs   dahil olmak üzere, diğer sekiz sanıkla birlikte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde   yargılanmışlardır. Seyithan Haran ve Abdullah Haran, 16 Haziran 1996 tarihinde hüküm   giymiş ve üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırılmıştır.   12. Eylül 1994 ile Nisan 1995 tarihleri arasında RE-HA İnşaat Şirketi’nde çalışan   işçilerin listesi   53. RE-HA İnşaat Şirketi’nde çalışan işçilerin listesinde İhsan Haran’ın ismi   bulunmamaktadır.   II.İLGİLİ İÇ HUKUK   54. İlgili iç hukuk ve uygulaması için, AİHM, Ülkü Ekinci – Türkiye (no. 27602/95, §§   111-118, 16 Temmuz 2002) ve Tepe – Türkiye (no. 27244/95, §§ 115-122, 9 Mayıs 2003)   davalarına atıfta bulunur.   HUKUK   I.HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI   A.Ulusal hukuk yollarının tüketilmemesi   55.Kabuledilebilirlik kararından sonra, Hükümet’in AİHM’ye ilettiği ek görüşlerde,   Hükümet, başvuranın ulusal hukuk yollarını tüketmediği üzerinde durmuştur. Bu bağlamda,   Hükümet, bilhassa medeni hukuk yolları olmak üzere, faydalanılabilecek hukuk yollarına   değinmiştir. Hükümet, başvuranın İhsan Haran’ın kaybolmasını yetkililere hiç bildirmediğine   ve yine başvuranın Cumhuriyet Savcısı’nın 21 Ocak 1998 tarihli kararına itiraz etmediğine   işaret etmiştir.   56. AİHM, bu konunun kabuledilebilirlik kararında ele alındığını not ederek tekrar   incelenmesinin gerekli olmadığı kanısına varmıştır. Dolayısıyla, Hükümet’in ön itirazını   reddeder.   B.Mağdur statüsünün bulunmaması   57. 11 Ağustos 2004 tarihinde başvuran tarafından gönderilen yazıya cevaben (bkz.   62. paragraf), Hükümet, 26 Kasım 2004 tarihli yazısında şunu belirtmiştir:   “Başvuran, kendi adının ve İhsan Haran’ın adının aile kayıtlarında aynı sayfada olması   gerektiğini ifade etmiştir. Hükümet, başvuranın ve İhsan Haran’ın adının evli olmadıkları için   ayrı sayfalarda yer aldığını AİHM’nin dikkatine sunar.”   58. AİHM, bu olgunun, başvuranın mağdur statüsünü kendisinden almadığına işaret   eder (bkz. örneğin, Ceyhan Demir ve Diğerleri – Türkiye, no. 34491/97, §§ 81-85, 13 Ocak   2005). Taraflarca yapılan herhangi bir açıklama olmadığından, AİHM, başvuranın İhsan   Haran’la olan ilişkisinin niteliği hakkında spekülasyon yapamaz. Ancak, Hükümet aksi   doğrultuda herhangi bir argüman sunmadığından, AİHM, başvuranın en azından İhsan   Haran’ın partneri ve kendisinden üç çocuğu olduğunu göz ardı edemez (bkz 34. paragraf).   59. Buna göre, AİHM, İhsan Haran’ın partneri olarak başvuranın, partnerinin   kaybolması gibi trajik bir olayın mağduru olduğunu meşru olarak iddia edebileceği   kanısındadır. Dolayısıyla, Hükümet’in itirazının reddedilmesi gereklidir.   II.AİHS’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   60.Başvuran, kocasının, hayatı tehdit eden şartlarda, Devlet görevlileri tarafından   gizlice tutuklu bulundurulduğu ve ulusal hukukun yaşam hakkına ilişkin yeterince koruma   sağlamadığı şeklinde temel bir risk bulunduğunu iddia etmiştir. AİHS’nin 2. maddesine atıfta   bulunmuştur; sözkonusu madde şöyledir:   “1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı   bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç   kimse kasten öldürülemez.   2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline   gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:   a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;   b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir   kişinin kaçmasını önlemek için;   c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”   A.Tarafların görüşleri   1.Başvuran   61. Başvuran, kocasının kaybolmasından Devlet’in sorumlu olduğunu, zira köyden bir   şahsın kocasının polisler tarafından gözaltına alındığını kendisine söylediğini ifade etmiştir.   Ayrıca, kendisi ve ailesinin hapishaneye ziyarete gitmeye başladığında başka bir görgü   tanığının, kocasının tutuklu olduğunu söylediğini iddia etmiştir. Bir şahsı tutuklamış olmanın   inkar edilmesinin kaybolmanın bir parçası olduğunu ve buna ilişkin şikayetin, kapsamlı, etkili   ve objektif bir soruşturma yapılmasını gerektirdiğini belirtmiştir. Başvuran, kocasına ilişkin   olarak bunun yapılmadığını iddia etmiştir. Bu açıdan, AİHM’nin, kaybolan şahısların, aksi   iddialara rağmen, Devlet tarafından tutuklandığına dair güçlü kanıtlar bulduğu içtihadına   atıfta bulunmuştur.   62. Başvuran, 11 Ağustos 2004 tarihli yazısında, Hükümet’in, kocasının kaybolmasına   yönelik herhangi bir anlamlı soruşturma yapmadığını ve davaya ilişkin belgelerin, çoğunlukla   Devlet makamları ve ilgili birimler arasındaki yazışmalar olduğunu tekrarlamıştır. Ayrıca,   doğum kayıtlarının kendisini ve İhsan Haran’ın birlikte bir sayfa üzerinde göstermediğini ve   bunun doğru olmadığını, zira kendisi ve kaybolan kocasının evli olduklarını ifade etmiştir.   2.Hükümet   63. Hükümet, başvuranın iddialarını ilgili makamların dikkatine sunmadığını ve   makamların İhsan Haran’ın kaybolmasından ancak 5 Mart 1996 tarihli başvurunun   kendilerine bildirilmesinden, yani iddia edilen kaybolma olayından iki yıl sonra, haberdar   olduklarını öne sürmüştür. Hükümet, iddia edilen tanıkların varlığından haberdar   olmadıklarını ve kimliklerinin kendilerine bildirilmediğini ileri sürmüştür. Hükümet,   başvuranın Cumhuriyet Savcısı’nın 21 Ocak 1998 tarihli kararına itiraz etmemesinin, bir kez   daha, başvuranın faydalanabileceği iç hukuk yollarını tüketme isteğinin olmadığını   gösterdiğine işaret etmiştir. Hükümet, başvuranın bu başlık altında iddialarına ilişkin olarak   herhangi bir kanıt sunmadığını ve Hükümet’in, başvuranın adresini bilmemesinden dolayı,   kocasının halen kayıp olup olmadığını doğrulamanın imkansız olduğunu öne sürmüştür.   B.AİHM’nin değerlendirmesi   1.İhsan Haran’ın kaybolması   64.AİHM, AİHS’nin yaşam hakkını teminat altına alan 2. maddesinin, AİHS’nin en   temel maddelerinden birisini teşkil ettiğini ve AİHS’nin 3. maddesi ile birlikte, Avrupa   Konseyi’ni oluşturan demokratik toplumların en temel değerlerinden birini muhafaza ettiğini   tekrarlar (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Çakıcı – Türkiye [BD], no. 23657/94, § 86, AİHM, 1999-   IV ve Finacune – İngiltere, no. 29178/95, § 67-71, AİHM 2003-VIII). 2. madde ile teminat   altına alınan yaşam hakkının korunmasının ehemmiyeti çerçevesinde, AİHM’nin, yalnızca   Devlet görevlilerinin davranışlarını değil aynı zamanda bütün koşulları dikkate alarak, yaşam   hakkının elden alınmasını azami titizliğe tabi tutması gereklidir (bkz diğerlerinin yanı sıra   Orhan – Türkiye, no. 25656/94, § 326, 18 Haziran 2002).   65. AİHM, bu davada sunulan yazılı kanıtlar çerçevesinde, özellikle Hükümet’in bu   davada yapılan adli soruşturmalara ilişkin sunduğu belgeler ve tarafların yazılı görüşleri   olmak üzere, ortaya çıkan konuları inceleyecektir. Ayrıca, AİHM, AİHS’nin amacı   çerçevesinde gerekli olan kanıt standardının, “hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde” ilke   olduğunu ve bu tür bir kanıtın, yeterince güçlü, açık ve birbiriyle uyumlu çıkarımlardan veya   benzeri çürütülmemiş maddi karinelerden elde edilebileceğini tekrarlar (bkz, mutatis   mutandis, İrlanda – İngiltere, 18 Ocak 1978 kararı, Seri A no. 25, ss. 64-65, §§ 160-161 ve   yukarıda anılan Ülkü Ekinci, §§ 141-142).   66. AİHM, başvuranın, İhsan Haran’ın kaybolmasına sebep olan koşullara ilişkin   iddialarının, görgü tanığı olduğu ileri sürülen Fahri Hazar’ın anlattıklarına dayandığını   gözlemler. Ancak, başvuran, Hazar’ın ifadesini AİHM’ye iletmemiştir. Kocasının gözaltında   görüldüğüne ilişkin iddiayla ilgili olarak, başvuran, kimliği AİHM’ye bildirilmeyen tanığın   ifadesini de iletmemiştir. Bunun ötesinde, AİHM, İhsan Haran’ın erkek kardeşlerinin   ifadelerini güvenilir bulmamaktadır (bkz. 27. paragraf), zira bu bilgi, 27 Eylül 2004’e kadar   ne yerel makamlara ne de AİHM’ye sunulmuştur. Buna göre, başvuranın, İhsan Haran’ın   kaybolmasının Devlet görevlileri tarafından organize edildiği iddiası, somut kanıtlara değil,   söylentilere dayanmaktadır.   67. Aygan’ın ROJTV’de, 24 Mayıs 2004 tarihinde, JITEM’in yargısız infazlara   karıştığından ve İhsan Haran’ın da kurbanlardan birisi olduğundan bahsettiği açıklamalarına   ilişkin olarak, AİHM, sözkonusu açıklamanın, İhsan Haran hakkında yukarıda anlatılanların   dışında (29. paragraf) herhangi bir detay veya tarih içermediğini not eder. Dolayısıyla, AİHM,   sınanmamış ve ikinci derecede kanıt olduğundan, buna herhangi belirleyici bir önem   atfetmeyecektir (bkz. Issa ve Diğerleri – Türkiye, no. 31821/96, § 79, 16 Kasım 2004).   68. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, İhsan Haran’ın kaybolduğu gerçek   koşulların bir spekülasyon konusu olduğunu ve buna göre, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak   şekilde, İhsan Haran’ın, başvuranın iddia ettiği gibi, Devlet görevlilerinin suç ortaklığı ile   gizlice tutuklandığı ve öldürüldüğü sonucuna varmak için yeterli kanıtsal temel bulunmadığı   kanısındadır.   69. Dolayısıyla, AİHS’nin 2. maddesi bu bağlamda ihlal edilmemiştir.   2.Soruşturmanın yetersizliği iddiası   70. AİHM, 2. madde bağlamında yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün,   Devlet’in 1. madde çerçevesinde “yetkisi dahilindeki herkese AİHS’de tanımlanan hak ve   özgürlükleri tanıma” şeklindeki genel görevinin, bireyler güç kullanımı sebebiyle   öldürüldüklerinde etkili bir resmi soruşturma yapılmasını gerektirdiğini hatırlatır (bkz mutatis   mutandis, McCann ve Diğerleri – İngiltere, 27 Eylül 1995 kararı, Seri A, 324, s. 49, § 161).   Bu yükümlülük, öldürmenin bir Devlet görevlisi tarafından yapıldığının belirlendiği davalarda   sınırlı değildir. Aynı şekilde, merhumun ailesinden bireylerin ya da başkalarının öldürmeyle   ilgili olarak yetkili merciye resmi şikayette bulunup bulunmaması da belirleyici değildir.   Mercilere yalnızca başvuranın kocasının öldürüldüğünün haber verilmesi gerçeği, ipso facto,   2. madde kapsamında ölümü çevreleyen koşullara yönelik etkili bir soruşturma yapma   yükümlülüğü doğurmuştur (bkz. Tanrıkulu – Türkiye [BD], no. 23763/94, §§ 101 ve 103,   AİHM 1999-IV).   71.AİHM, ayrıca, Sözleşmeci Devletlere 2 § 1. madde ile getirilen kesin   yükümlülüğün, yaşam hakkının kanunla korunmasını gerektirdiğine işaret eder. Bu,   Devletlerin, en azından, yaşamın elden alınmasını yasaklayan bir hukuk çerçevesi sağlamak   ve bu yasakları yürürlüğe koymak için gerekli yapıyı sunmak, buna dahil olarak ihlalleri   soruşturma ve önlemek sorumluluğu olan bir polis gücü bulundurma yükümlülüğü vardır   (bkz. Osman – İngiltere, 28 Ekim 1998 kararı, Reports of Judgments and Decisions 1998-   VIII, s. 3159, § 115). Ancak, bu kesin yükümlülük, bir Devlet’e, ölümcül saldırıların faillerini   saptamak ve kovuşturmakta mutlaka başarılı olması şartını yüklemez.   72. Bu bağlamda, AİHM, bir soruşturmanın etkinliğinin asgari sınırını karşılayan   titizliğin niteliği ve derecesinin, her davanın kendi koşullarına bağlı olduğunu tekrarlar.   Bunun, ilgili tüm kanıtlar temelinde ve soruşturmaya ilişkin uygulama realiteleri dikkate   alınarak değerlendirilmesi gereklidir (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, AİHM   2000-VI ve yukarıda anılan Ülkü Ekinci, § 144).   73. Bu bağlamda, bir ivedilik ve makul süratlilik gerekliliği de bulunmaktadır (Yaşa –   Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, §§ 102-04; yukarıda anılan Çakıcı, §§ 80-87   ve 106, yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109, ve Mahmut Kaya – Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-   07, AİHM 2000-III). Belirli bir durumda, bir soruşturmada ilerlemeyi engelleyebilecek   zorlukların olabileceği kabul edilmelidir. Ancak, yetkililerin, bir ölümcül güç kullanımını   veya bir kaybolma olayını soruşturmadaki süratliliği, genel olarak, kamunun hukukun   üstünlüğüne olan güvenini muhafaza etmede ve kanunsuz fiillere karışma veya bu tür fiillere   tolerans gösterme görüntüsünü önlemede esas olduğu düşünülebilir (bkz, genel olarak McKerr   – İngiltere, no. 28883/95, §§ 108-15, AİHM 2001-III, ve Avşar – Türkiye, no. 25657/94, §§   390-395, AİHM 2001-VII (bölümler)).   74. Bu davada, AİHM, İhsan Haran’ın öldürüldüğüne dair hiçbir kanıt bulunmadığını   not eder. Ancak, yukarıda bahsedilen usuli yükümlülükler, Devlet görevlilerinin ölümcül güç   kullanmasından kaynaklanan kasti öldürme vakalarına kadar uzanır ancak bunlarla sınırlı   değildir. AİHM, bu yükümlülüklerin, bir bireyin, hayatı tehdit ettiği düşünülebilecek   koşullarda kaybolmasına ilişkin davalar için de geçerli olduğu kansındadır. Bu bağlamda,   yetkililerin, PKK ile ilişiği olduğunu düşündükleri bir bireyin kaybolmasının ve kayıtsız   tutuklanmasının, 1993’te Türkiye’nin güneydoğusundaki durumun genel koşullar   çerçevesinde hayatı tehdit ettiği düşünülebilir (bkz Timurtaş – Türkiye, no. 23531/94, § 85,   AİHM 2000-VI). İncelenmesine karar verdiği ve 1994’te meydana gelmiş olan kaybolma   olaylarını içeren davaları dikkate alarak AİHM, bu genel koşulların sözkonusu yılda da devam   ettiği sonucuna varmıştır (bkz. örneğin, Çiçek – Türkiye, no. 25704, 27 Şubat 2001; İrfan   Bilgin – Türkiye, no. 25659/94, AİHM 2001-VIII; yukarıda anılan Orhan; İpek – Türkiye, no.   25760/94, AİHM 2004-…). Ayrıca, kesin tarihin AİHM tarafından belirlenememesi gerçeğine   rağmen, yetkililerin gerçekten İhsan Haran’ın PKK ile bağlantısı olduğundan süphelendiği   görülmektedir (bkz 36-37 ve 50. paragraflar). Bu şartlarda, AİHM, İhsan Haran’ın   kaybolmasının, hayatı tehdit ettiğinin düşünülebileceği kanısındadır. Bu bağlamda, kaybolan   kişiye dair herhangi bir haberin alınmadığı ne kadar çok zaman geçerse, o kişinin öldüğü   ihtimali o kadar artmaktadır (bkz. Tahsin Acar – Türkiye [BD], no. 26307/95, § 226, AİHM   2004-…).   75.AİHM, başvuranın iddialarına yönelik soruşturmanın, başvurunun Hükümet’e   bildirilmesinden sonra, yani olaylardan iki yıl sonra, başladığını not eder. Ayrıca, AİHM, bu   soruşturmanın, Cumhuriyet Savcısı’nın kanıt yetersizliğinden dolayı ileri soruşturma   yapılmasının gerekli olmadığına dair 21 Ocak 1998 tarihli tespitinin yer aldığı kararıyla   sonuçlandığını gözlemler. Ancak, dava dosyasından, İhsan Haran’ın kaybolmasına ilişkin   resmi araştırmaların halen herhangi bir başarı elde edilmeksizin devam ettiği de   görülmektedir.   76. Bu bağlamda, AİHM, başvuranın veya İhsan Haran’ın ailesinden herhangi bir   bireyin sürmekte olan soruşturmalara katılmak istememesi karşısında şaşkınlığa uğramıştır.   İhsan Haran’ın 1994’te kaybolmasından bu yana, başvuran tarafından, kendisinin veya   ailesinden başka bir ferdin, İhsan Haran’ın kaybolmasına ilişkin soruşturmanın durumunu   sorgular nitelikte herhangi bir adım atıldığını gösteren hiçbir kanıt sunulmamıştır. Bu   bağlamda, AİHM, başvuranın, Cumhuriyet Savcısı’nın 21 Ocak 1998 tarihli kararına itiraz   etmediğini not eder. Aynı şekilde, soruşturma ile ilgili olarak, hiçbir yerel merciden bilgi   talebinde bulunmamıştır. AİHM özellikle, Diyarbakır’daki yeni adresini yetkili makamlara   bildirmeyen başvuranın, yerel makamların kendisini bulmasını ve dolayısıyla, olaylara ilişkin   ifadesini almasını zorlaştırdığını gözlemlemiştir. AİHM, yerel makamların sözkonusu işbirliği   eksikliğinin, İhsan Haran’ın ortadan kaybolmasına ilişkin koşulların soruşturulmasını olumsuz   yönde etkilediğinin kabul edilmesi gerektiği kanısındadır.   77. Ancak, başvuranın tutumu, yerel makamları, soruşturmanın uygulanabilir   gerçeklerinin sınırı içerisinde ortadan kaybolmaya ilişkin koşulları soruşturma   yükümlülüklerini yerine getirmekten alıkoymaz. Sözkonusu davada AİHM, soruşturmanın   yürütülmesinde dikkat çekici ihmaller olduğu kanısındadır. Bu bağlamda AİHM, Diyarbakır   Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen başlangıç soruşturmasının, Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğü’nün gözaltı kayıtlarını kontrol etmekten ibaret olduğunu gözlemlemiştir (bkz.   paragraf 36) ve 29 Şubat 2000 ve 15 mayıs 2001 tarihlerinden önce Diyarbakır Cumhuriyet   Savcılığı, başvuran ve diğer aile mensuplarının ifadelerini almaya çalışmamıştır (bkz.   paragraflar 41 ve 43). AİHM sözkonusu tarihlerden önce almalarının, ortadan kaybolma   iddiasına ilişkin bir soruşturmada makul bir başlangıç noktası olmuş olacağı kanısındadır.   AİHM özellikle, Devlet’in tam yetkisi altında, 1996 senesinde İhsan Haran’ın hapis cezasına   mahkum edilen erkek kardeşlerinin ifadelerinin ne sebeple alınmadığı hususunda bir sonuca   varamamıştır (bkz. paragraf 52). Ayrıca AİHM, görgü tanıklarından birinin kimliği hiçbir   zaman kendilerine açıklanmadığı halde, başvuranın ifadesine göre 24 Aralık 1994 tarihinde   İhsan Haran’ın polis memurları tarafından yakalanmasına görgü tanıklığı ettiği iddia edilen   Fahri Hazar’ın farkında olduklarını gözlemlemiştir. Hükümet tarafından sunulan dokümanlar,   sözkonusu kişinin de hiçbir zaman yetkili makamlar tarafından dinlenmediğini   göstermektedir.   78. Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, yerel makamların İhsan Haran’ın ortadan   kaybolmasına ilişkin koşullar hususunda yeterli ve etkin bir soruşturma yapmadıkları   kanısındadır. Sonuç olarak, Devlet’in 2. madde uyarınca yaşam hakkını koruma yükümlülüğü   ihlal edilmiştir.   3.Yaşam hakkının korunmasının yerel hukukta ihmal edildiği iddiası   79. Tarafların görüşlerini inceleyen AİHM, İhsan Haran’ın ortadan kaybolmasına   ilişkin koşullar ışığında ulaştığı sonuçları ve yetkili makamların, etkin bir soruşturma   yürütmeyerek AİHS’nin 2. maddesini ihlal etmiş olduklarını değerlendirmiş ve sözkonusu   dava koşulları altında sözkonusu esasa ilişkin ayrı bir karar vermesinin gerekli olmadığı   sonucuna varmıştır.   III. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   80. Başvuran, eşinin akibetinin ortaya çıkarılmaması karşısındaki üzüntüsünün,   insanlık dışı ve küçük düşürücü muamele ve aşağıda kaydedilen 3. maddenin ihlali anlamına   geldiği hususunda şikayette bulunmuştur:   “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”   81. Hükümet, başvuranın iddialarının olaylara dayanan temellerini yadsımanın   ötesinde, 3. maddeye dayanarak yapılan şikayet ile özel olarak ilgilenmemiştir.   82. AİHM, bir aile mensubunun mağdur olup olmamasının, kendisine ve   akrabalarına sıkıntı veren ve insan haklarını ciddi şekilde ihlal eden özel unsurların varlığına   bağlı olduğunu hatırlatır (bkz. Çakıcı, yukarıda kaydedilen, § 98). İlgili unsurlar, aile   bağlarının güçlülüğünü, aile mensubunun sözkonusu olaylara tanık olma derecesini, aile   mensuplarının ortadan kaybolan kişi hakkında bilgi edinme çabalarına dahil oluşunu ve yetkili   makamların, sözkonusu soruşturmalara cevap verme biçimini kapsayacaktır. AİHM ayrıca, bu   tür bir ihlalin esasının, aile mensubunun ortadan kaybolmasına dayanmaktan çok duruma   dikkatleri çekildiğinde yetkili makamların tepki ve tutumlarıyla ilgili olduğunu vurgulamıştır   (bkz. Orhan, § 358).   83. Sözkonusu davada AİHM, başvuranın mevcut olmadığını ve İhsan Haran’ın   ortadan kaybolmasına yol açtığı iddia edilen olaylara tanıklık etmediğini gözlemlemiştir.   Ayrıca, İhsan Haran’ın akibetini öğrenmek için de soruşturmalarda bulunmamış ya da   dilekçeler vermemiştir (bkz. Akdeniz ve Diğerleri/Türkiye, no. 23954/94, § 102, 31 Mayıs   2001, Çakıcı, § 99, a contrario, Orhan, § 359). Bu bağlamda AİHM, başvuranın İhsan   Haran’ın ortadan kaybolmasına ilişkin devam etmekte olan soruşturmalara dahil olduğunu   kanıtlayamadığını hatırlatır.   84. Yukarıda kaydedilenleri gözönüne alan AİHM, devam etmekte olan ve uzayan   süre boyunca başvuranın yaşadığı belirsizlik, sıkıntı çekmesine neden olmuş olsa da,   sözkonusu dava koşulları altında ve dava dosyası ışığında, çektiği sıkıntının, mağdurun   yakınlarının ciddi bir insan hakları ihlaline maruz bırakılmasına neden olduğu kabul edilen   duygusal sıkıntıdan farklı bir boyuta ve karaktere ulaştığı sonucuna varılamayacağı   kanısındadır. Dolayısıyla, AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmemiş olduğu   kanısındadır.   III. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   85. İddialarını AİHS’nin 5. maddesine dayandıran başvuran, eşinin, özgürlük ve   güvenlik hakkını teminat altına alan sözkonusu maddenin 1. ila 5. paragraflarında öngörülen   ihtiyatların tamamen gözardı edilerek tutuklandığını ileri sürmüştür. 5. madde aşağıda   kaydedilmiştir:   “1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada   belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz,   a) Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak   hapsedilmesi;   b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya   yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya   tutulu durumda bulundurulması,   c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra   kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin   yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması,   d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu   durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulu   durumda bulundurulması,   e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde   bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması,   f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında sınır dışı   etme ya da geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu   durumda bulundurulması,   2. Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa   zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.   3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan   herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır;   kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır.   Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.   4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes,   özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı   görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.   5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru   olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”   86. Hükümet, başvuranın iddialarının olaylara dayanan temelini yadsımanın   ötesinde, 5. maddeye dayanan şikayet ile özel olarak ilgilenmemiştir.   87. AİHM, herhangi bir Devlet yetkilisi ya da Devlet adına görev yapmakta olan bir   kişinin, İhsan Haran’ın iddia edilen kaçırılması ile ilgisi bulunduğunun, makul şüphenin   ötesinde, tespit edilmiş olmadığına ilişkin yukarıda kaydedilen bulgusuna değinmektedir (bkz.   paragraf 69). Sonuç olarak, başvuran tarafından iddia edildiği gibi sözkonusu maddenin ihlal   edildiği sonucuna varmak için olaylara dayanan bir gerekçe bulunmamaktadır.   88. Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.   V. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   89. Başvuran, huzurunda başarıya ulaşması umudu ile yukarıda kaydedilen   şikayetlerde bulunulabilecek bağımsız bir makam hususunda şikayette bulunmuştur. Bu   şikayetini, AİHS’nin aşağıda kaydedilen 13. maddesine dayandırmıştır:   “Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan   kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme   hakkına sahiptir.”   90. Her iki taraf da AİHS’nin 13. maddesine dayanarak belirli bir görüş   belirtmemiştir. Ancak, iç hukuk yollarının etkinliğine ilişkin uzun iddialarda bulunmuşlardır.   Bu bakımdan, başvuran özellikle, DGM Cumhuriyet Savcısı’na dilekçe sunma çabasında   bulunduğunu, ancak polisin, kendisinin Cumhuriyet Savcısı’nı görmesini engellediğini iddia   etmiştir. Ayrıca, ailesinin bir ay boyunca dilekçe sunmaya çalışmaya devam ettiğini ve   sunamayınca, bilgi edinip edinemeyeceklerini görmek için hapishane ziyaretlerine   başladıklarını ileri sürmüştür. Buna ilaveten, Cumhuriyet Savcısı’na sunulan bir şikayetin,   kendi şikayetinin niteliği gereği tüketilmesi uygun bir iç hukuk yolu olduğunu ve kendisinin   tüketmesi için mevcut bir etkin iç hukuk yolu olduğuna dair delil olmadığını iddia etmiştir.   91. Sözkonusu davada başvuranın sunduğu görüşleri ve usule ait esasına ilişkin 2.   maddenin ihlal edildiğinin tespitini dayandırdığı gerekçeyi gözönüne alan AİHM (bkz.   paragraflar 75-78), AİHS’nin 13. maddesi uyarınca ayrı bir meselenin açığa çıkmadığı   kanısındadır.   VI. AİHS’NİN 2, 3 VE 5. MADDELERİ BAĞLANTILI OLAN 14. MADDENİN İHLAL   EDİLDİĞİ İDDİASI   92. Başvuran, etnik köken gerekçesine dayalı ayrımcılığa ilişkin bir idari uygulama   olduğunu ileri sürmüştür. Bu iddiasını, AİHS’nin 14. maddesine dayandırmıştır:   “Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya   diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir   durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”   93. İlk başvuru formunda başvuranın temsilcileri, Akkum ve Diğerleri/Türkiye   davasındaki görüşlerine değinmiştir (no. 21894/93, ECHR 2005-… (özetler)). Daha sonraki   görüşlerinde, 14. maddeye dayanan belirli hiçbir görüş sunmamışlardır.   94. Hükümet, AİHS’nin 14. maddesine dayanan şikayet ile özel olarak   ilgilenmemiştir.   95. AİHM, kendisine sunulan deliller ışığında başvuranın iddialarını incelemiş,   ancak iddiaların kanıtlanamadığı sonucuna varmıştır. Özellikle başvuran, İhsan Haran’ın etnik   kökeni hususunda zoraki bir ortadan kaybolmanın kasıtlı hedefi olduğuna ilişkin iddialarını   destekleyecek hiçbir delil sunmamıştır. Sonuç olarak, AİHS’nin 14. maddesi ihlal   edilmemiştir.   VII. AİHS’NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   96. Başvuran, kendisinin ve eşinin AİHS’de öngörülen hakları ve özgürlükleri   üzerindeki kısıtlamaların, AİHS uyarınca müsaade edilmeyen amaçlar için getirildiğini ileri   sürmüştür. Bu iddiasını, AİHS’nin 18. maddesine dayandırmıştır:   “Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak   öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”   97. AİHM, kendisine sunulan deliller ışığında, başvuranın sözkonusu başlık   altındaki iddialarının kanıtlanamadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin 18.   maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.   VIII. AİHS’NİN 34. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   98. 8 Ekim 1999 tarihinde sunulan esaslara ilişkin nihai görüşlerinde başvuranın   İngiltere’de bulunan temsilcisi, AİHM’ye başvuran ile temasa geçemediklerini bildirmiş ve   AİHM’den başvuranın şikayetlerinin AİHM tarafından değerlendirilmesi hakkına kabul   edilemeyecek şekilde müdahale olarak değerlendirdikleri üç olayı (bkz. paragraflar 21-22)   gözönüne almasını istemişlerdir.   99. AİHM, sözkonusu şikayeti AİHS’nin aşağıda kaydedilen 34. maddesi   bağlamında incelemeyi uygun görmüştür:   “İşbu Sözleşme ve Protokollarında tanınan hakların Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından   ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı her kuruluş veya kişi   grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde   kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler.”   100. AİHM, sözkonusu şikayetin, taraflar arasında sözkonusu mesele hususunda   görüş alışverişinde bulunulmasına izin verecek kadar erken belirtilmediğini veya   hazırlanmadığını belirtmektedir. Dava koşulları altında, konuyu şu aşamada yargılamalar   sırasında incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz. Nuray Şen/Türkiye (no. 2), no.   25354/94, §§ 199-200, 30 Mart 2004).   IX. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   101. AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Maddi Zarar   102. Aksoy/Türkiye (18 Aralık 1996 tarihli karar, Raporlar 1996-VI), Kurt/Türkiye (25   Mayıs 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-III), ve Kaya/Türkiye (19 Şubat 1998 tarihli karar,   Raporlar 1998-I) davalarında verilen tazminatlara değinen başvuran, eşinin yararına, uğramış   olduğu maddi zararlar için ödenen meblağı kabul edeceğini ileri sürmüştür. Sözkonusu başlık   altında bir meblağ belirtmemiştir.   103. Hükümet, görüş belirtmemiştir.   104. AİHM başvuranın, belirli bir meblağ belirtmediğini veya iddiasını desteklemek   için hiçbir görüş ya da doküman sunmadığını belirtir. Dolayısıyla, sözkonusu iddiayı   reddetmiştir.   B. Manevi Zarar   105. Başvuran, AİHS’nin 3. maddesinin ihlaline ilişkin olarak eşinin uğradığı zarar   için 40,000 Sterlin, kendisinin uğradığı zarar için 10,000 Sterlin tazminat talep etmiştir.   Benzer davalarda, özellikle de Kurt ve Kaya davalarında verilen tazminatlara değinmiştir.   106. Hükümet, başvuranın iddiaları hususunda görüş belirtmemiştir.   107. AİHM, AİHS’nin 2. maddesinin öngördüğü usule ilişkin yükümlülük aksine   yetkili makamların, İhsan Haran’ın ortadan kaybolmasına ilişkin olaylara dair etkin bir   soruşturma yapmadıklarını tespit etmiş olduğunu hatırlatır. Benzer davalardaki (bkz. Tahsin   Acar, § 264) yerleşmiş içtihatlar ışığında dava olaylarını gözönüne alan AİHM, başvurana   sözkonusu başlık altında 10,000 Euro (EUR) tazminat ödenmesine karar vermiştir.   C. Mahkeme Masrafları   108. Son olarak başvuran, AİHS organları huzurunda davasının hazırlanması ve   sunumuna ilişkin ücretler ve masraflar için 6,704 Sterlin tazminat talep etmiştir. Bu meblağa,   İngiliz temsilcilerinin yaptıkları yasal çalışma ve idari masraflar (sırasıyla 2,250 Sterlin ve   89,50 Sterlin), Türk temsilcilerinin yaptıkları yasal çalışma ve idari masraflar (sırasıyla 1,800   Sterlin ve 560 Sterlin), ve telefon görüşmeleri, posta ücreti, fotokopi ve İngilizce’den   Türkçe’ye – Türkçe’den İngilizce’ye çevirileri ve özetleri (725 Sterlin) de dahil olmak üzere   KHRP’nin kırtasiye masrafları da (sırasıyla 1,000 Sterlin ve 280 Sterlin) dahildir.   109. Hükümet, görüş belirtmemiştir.   110. AİHM, gerekli olarak yapıldığı ve meblağlar makul olduğu sürece tazminat   ödenmesine karar verecektir (bkz. Sawicka/Polonya, no. 37645/97, § 54, 1 Ekim 2002).   AİHM, sözkonusu davada tüm masraf ve harcamaların gerekli olduğu için yapıldığı   hususunda tatmin olmamıştır. Özellikle, altı ayrı avukat tarafından yapılan yasal işlerin   saatlerinin toplam sayısının da dahil olduğu tüm bu yasal masrafların, gerektiği için yapılmış   olduğunun kanıtlanamadığı kanısındadır. Diğer taraftan AİHM, çeviriler, özetler ve idari   masraflara ilişkin iddiaların, gerekli olduğu için yapıldığı ve meblağlarının makul olduğu   kanısındadır. Ancak AİHM, başvuranın sözkonusu masraflar hususunda makbuz sunmadığını   gözlemlemiştir. Tarafsız şekilde karar veren ve başvuran tarafından öne sürülen iddiaların   detaylarını gözönünde bulunduran AİHM, ödeme gününde Sterlin’e çevrilmek ve başvuran   tarafından belirtilen İngiltere’deki banka hesabına yatırılmak üzere iddia edilen ücretler ve   masraflar için 4,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.   D. Gecikme Faizi   111. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz   oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesinin uygun olduğu   kanısındadır.   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM   1. Hükümet’in ilk itirazlarını reddetmiş,   2. İhsan Haran’ın Devlet yetkililerince veya Devlet adına görev yapmakta olan kişilerce   kaçırıldığı ve öldürüldüğüne ilişkin başvuranın iddialarına ilişkin AİHS’nin 2. maddesinin   ihlal edilmemiş olduğuna,   3. İhsan Haran’ın ortadan kaybolmasına ilişkin koşullar hususunda yerel makamların yeterli   ve etkin bir soruşturma gerçekleştirmemesine ilişkin AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmiş   olduğuna,   4. Başvuranın, yerel hukukta yaşam hakkının korunmasının ihmal edildiği iddiasına ilişkin   şikayetini, AİHS’nin 2. maddesi uyarınca değerlendirmenin gerekli olmadığına,   5. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine,   6. AİHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediğine,   7. AİHS’nin 13. maddesi uyarınca ayrı bir meselenin ortaya çıkmadığına,   8. 2, 3 ve 5. maddelerle bağlantılı olan 14. maddenin ihlal edilmediğine,   9. AİHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine,   10. AİHS’nin 34. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesinin gerekli   olmadığına,   11. (a) Sorumlu Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içerisinde aşağıda kaydedilen miktarları ödemesi gerektiğine:   (i) Ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere,   manevi zarar için 10,000 Euro (on bin Euro),   (ii) Masraf ve harcamalar için ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Sterlin’e   çevrilecek ve başvuran tarafından belirtilen İngiltere’deki bir banka hesabına   yatırılacak 4,000 Euro (dört bin Euro),   (iii) Yukarıda kaydedilen miktarlara uygulanabilecek her tür vergi,   (b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar basit faizin,   Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme süresince uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oran üzerinden yukarıda kaydedilen miktarlara   uygulanmasına karar vermiş,   12. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmını reddetmiştir.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2. ve 3.   maddeleri uyarınca 6 Ekim 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Vincent BERGER   Boštjan M. ZUPANČIČ   Sekreter   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło