28439/03
WyrokETPCz2010-03-23ECLI:CE:ECHR:2010:0323JUD002843903
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy wykorzystanie w postępowaniu karnym oświadczeń uzyskanych od oskarżonego bez dostępu do adwokata narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
2. Czy brak doręczenia oskarżonemu opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu odwoławczym narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
3. Czy zarzuty dotyczące złego traktowania w areszcie, niepoparte wiarygodnymi dowodami medycznymi i szczegółowymi informacjami, są dopuszczalne na podstawie art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji) zostało naruszone, ponieważ krajowe sądy oparły skazanie skarżącego na jego samooskarżających zeznaniach złożonych w areszcie śledczym bez dostępu do adwokata. Trybunał podkreślił, że w takich okolicznościach, gdy nie wykazano jednoznacznego i świadomego zrzeczenia się prawa do adwokata, późniejsza pomoc prawna i kontradyktoryjny charakter dalszego postępowania nie mogły naprawić początkowych wad. Dodatkowo, Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 z powodu braku doręczenia skarżącemu opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu odwoławczym, co naruszyło zasadę równości broni. Trybunał uznał, że zarzuty złego traktowania (art. 3) były niedopuszczalne z powodu braku wiarygodnych dowodów medycznych i szczegółowych informacji, które mogłyby uzasadnić dalsze dochodzenie.Stan faktyczny
Skarżący Hakan Duman został zatrzymany 11 stycznia 2002 r. pod zarzutem kradzieży. Podczas zatrzymania, bez obecności adwokata, przyznał się do winy i uczestniczył w rekonstrukcji zdarzeń. Raport medyczny z dnia zatrzymania wykazał drobne otarcia, natomiast raport z dnia zwolnienia z aresztu (14 stycznia 2002 r.) nie wykazał śladów pobicia. Skarżący został skazany przez Sąd Karny w Bursie na karę 9 lat, 2 miesięcy i 5 dni pozbawienia wolności, a jego apelacja została oddalona przez Sąd Kasacyjny. W trakcie postępowania odwoławczego nie doręczono mu opinii Prokuratora Generalnego. Skarżący twierdził, że zeznania zostały wymuszone torturami i że nie miał dostępu do adwokata.Rozstrzygnięcie
1. Skargi na podstawie art. 6 ust. 1 Konwencji dotyczące niedoręczenia opinii Prokuratora Generalnego oraz skazania na podstawie zeznań uzyskanych w postępowaniu przygotowawczym bez dostępu do adwokata są dopuszczalne, pozostała część skargi jest niedopuszczalna.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
3. Zasądza na rzecz skarżącego 1 800 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 250 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie należne podatki i odsetki za zwłokę.
4. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no. 28439/03)
KARAR
STRAZBURG Mart 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 28439/03 no’lu davanın nedeni Hakan Duman adlı
T.C. vatandaꢀının (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 12 Mayıs tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin
(“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde Bursa Barosu avukatlarından N. Bener tarafından temsil
edilmiꢀtir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Baꢀvuran 1983 doğumludur ve Bursa’da yaꢀamaktadır. Daha önce 21 Mart 2001
tarihinde hırsızlık suçundan mahkûm oluꢀ ve aldığı hapis cezası para cezasına çevrilmiꢀtir. Ocak 2002 günü saat 0.40 sıralarında baꢀvuran çeꢀitli hırsızlık suçlarını iꢀlediği
ꢀüphesiyle, baꢀka bir ꢀahısla birlikte yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. Aynı gün saat 14.40
sıralarında doktor muayenesinden geçen baꢀvuranın sol omzu ve sağ dizinin altında sıyrıklar
tespit edilmiꢀtir.
Baꢀvuran, hırsızlık suçunu iꢀlediğini itiraf etmiꢀ, yapılan tatbikatı müteakip kendisi ve
polis memurları tarafından imzalanan tutanakta iꢀlediği hırsızlık suçlarına iliꢀkin ayrıntıları
ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran aynı zamanda yakalanan ꢀahıslara sessiz kalma ve avukattan
yararlanma gibi haklarını anlatan bir matbu formu imzalamıꢀtır.
Baꢀvuran, sorgusu yapıldıktan sonra 14 Ocak 2002 tarihinde gözaltından çıkarılmıꢀ,
aynı tarihte düzenlenen adli tıp raporuna göre baꢀvuranın vücudunda darp veya cebir izi tespit
edilmemiꢀ, baꢀvuranın da bu konuda herhangi bir ꢀikâyeti olmamıꢀtır.
Aynı tarihte Bursa Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan baꢀvurana yasal hakları
hatırlatılmıꢀ, polise verdiği ifade okunmuꢀ, baꢀvuran bunları kabul etmiꢀtir. Yine dava
dosyasındaki belgeler okunmuꢀ, baꢀvuran bunların doğruluğuna itiraz etmemiꢀtir. Baꢀvuran
sözkonusu mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine konulmuꢀtur. ꢁubat 2002 tarihinde Bursa savcısı, Bursa Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunduğu
iddianamede baꢀvuranı beꢀ ayrı hırsızlık olayıyla suçlamıꢀtır. 28 ꢁubat 2002 tarihli
duruꢀmada baꢀvuran, önceki ifadelerini geri almıꢀ, mahkemeye çıkarılmadan önceki altı günü
aꢀkın süren gözaltında iꢀkenceye uğradığını ve suçları itiraf etmeye zorlandığını, ifade
tutanağını imzalamadığını iddia etmiꢀtir. Mahkemenin dinlediği diğer sanıklar ve ꢀikâyetçiler,
baꢀvuranın tatbikat sırasında suçlamaları kabul ettiğini ifade etmiꢀtir. Mayıs 2002 tarihli duruꢀmada Bursa Asliye Ceza Mahkemesi baꢀvuranı üzerine atılı
suçlardan mahkûm etmiꢀ ve 9 yıl 2 ay 5 gün hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Baꢀvuran ilk derece
mahkemesi kararını 27 Mayıs 2002 tarihinde temyize götürmüꢀ, suçunu kanıtlayan delil
bulunmadığını, polisteki ifadesinin ꢀikâyetçilerin beyanlarıyla kaleme alındığını, CMUK’un
135. maddesinde öngörülen haklarının kendisine hatırlatılmadığı ve gözaltında ve Sulh Ceza
Mahkemesi’nde verdiği ifadelerin kendi özgür iradesiyle verilmediğini, gözaltında gördüğü
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI
iꢀkence, baskı ve zorlama nedeniyle bitkin bir halde olduğundan sözkonusu mahkeme önünde
ifade vermeye uygun durumda olmadığını iddia etmiꢀtir. Eylül 2002 tarihinde Yargıtay, CMUK’un 318. maddesine dayalı olarak baꢀvuranın
duruꢀma yapılması talebini reddederek ilk derece mahkemesi kararını onamıꢀtır. Yargıtay
Baꢀsavcısı’nın görüꢀleri baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀ, baꢀvuranın karar düzeltme talebi 19
ꢁubat 2003 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiꢀtir. Aralık 2004 tarihinde Bursa Asliye Ceza Mahkemesi, yeni TCK’nın ilgili hükümleri
uyarınca baꢀvuranın salıverilmesine karar vermiꢀtir. 29 Haziran 2005 tarihli ek bir kararla ilk
derece mahkemesi baꢀvuranın cezasını yeni TCK hükümlerine uygun olarak düzeltmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, baꢀvuru formunda, gözaltında iꢀkenceye uğradığını ima etmiꢀtir. AĐHM,
baꢀvuranın beyanının 3. maddeye dayalı olarak incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
Hükümet, iç hukukta mevcut idari yargı yolunun kullanılmamıꢀ olması nedeniyle
baꢀvuranın AĐHS'nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralını
yerine getirmediğini savunmuꢀtur. Ayrıca baꢀvurunun bu kısmının AĐHS'nin 35/1 maddesinde
öngörülen altı aylık süreye uyulmamıꢀ olması nedeniyle reddini talep etmiꢀtir.
AĐHM, sözkonusu ꢀikâyet her halükârda aꢀağıdaki sebeplerden kabuledilemez
olduğundan baꢀvuranın AĐHS'nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarını tüketip
tüketmediği ya da altı ay kuralına uyup uymadığının tespitinin gereksiz olduğu kanaatindedir.
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini hatırlatır
(bkz. özellikle Tanrıkulu vd. – Türkiye, no. 45907/99). AĐHM, bu kanıtları değerlendirmede
“makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt standardını uygulamaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince
güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya
konabilir (bkz. diğer içtihatların yanı sıra Labita – Đtalya [BD], no. 26772/95; Süleyman
Erkan – Türkiye, no. 26803/02).
AĐHM, somut davada baꢀvuranın yaklaꢀık üç gün gözaltında kaldığını gözlemler.
Ayrıca yakalanmasını müteakip düzenlenen tıbbi raporun baꢀvuranın sol omzunda 2 x 2
cm’lik bir sıyrık ve sağ dizinde bir sıyrığı tespit ettiğini kaydeder. Ancak AĐHM, baꢀvuru
sırasında ve sunduğu müteakip görüꢀlerde baꢀvuranın sözkonusu rapordaki cüzi bulguları
teyit eden ya da destekleyen herhangi bir ayrıntı sunmamıꢀtır.
Benzer ꢀekilde AĐHM, ceza kovuꢀturması boyunca bir avukat tarafından temsil edilen
baꢀvuranın genel olarak iꢀkence ve kötü muameleye tâbi tutulduğunu iddia ettiğini, sadece 28
ꢁubat 2002 tarihli duruꢀmada genel ifadelerle vücuduna elektrik verildiğini, üzerine su
sıkıldığını ve sopa ile dövüldüğünü öne sürdüğünü gözlemler. Yetkililere faillerin fiziki ya da
diğer belirleyici özelliklerini vermemiꢀtir. AĐHM ayrıca, baꢀvuranın gözaltı süresi sonunda
düzenlenen tıbbi raporda iddia edildiği gibi fiziksel kötü muamele gördüğü yönünde bilgi
bulunmadığını gözlemler. AĐHM, sözkonusu raporun ayrıntıdan yoksun olduğu ve kötü
muamele iddialarıyla ilgili davaların incelenmesinde düzenli olarak dikkate aldığı, hem
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI
Avrupa Đꢀkence ve Đnsanlık Dıꢀı veya Aꢀağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme
Komitesi’nin (AĐÖK) tavsiye ettiği standartlar (bkz. diğer kararların yanı sıra Akkoç –
Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93) hem de Birleꢀmiꢀ Milletler Đnsan Hakları Yüksek
Komiserliği’ne sunulan Đꢀkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık dıꢀı veya Aꢀağılayıcı Muamele
veya Cezanın Etkili Bir ꢁekilde Soruꢀturulması ve Belgelenmesi Đçin El Kılavuzu’nda
(“Đstanbul Protokolü”) belirtilen ilkelerin büyük oranda gerisinde kaldığı kanısındadır (bkz.
Batı vd. – Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00). Ne var ki AĐHM, dava dosyasında sözkonusu
rapor bulgularını sorgulayacak ya da baꢀvuranın iddialarını destekleyecek delil bulunmadığını
kaydeder. Bu bağlamda AĐHM ayrıca baꢀvuranın gözaltındayken düzenlenen tıbbi raporlara
itiraz etmediğini ve dava dosyasında, baꢀvuranın gözaltındayken ya da gözaltı bitiminde
baꢀka bir doktora muayene olmak isteyip bu isteğinin reddedildiği yönünde bir bilgi
bulunmadığını kaydeder.
Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranın iꢀkence ve kötü muamele gördüğü iddiasıyla tutarlı
olarak fiziksel yaralanma ya da ruhsal travma geçirdiğine dair herhangi bir tıbbi kanıt
sunmadığı kanaatindedir (bkz. diğer içtihatların yanı sıra Yaꢀar – Türkiye, no. 55938/00;
Künkül – Türkiye, no. 57177/00; S.T. – Türkiye, no. 28310/95 ve bunların tersine Mehmet
Eren – Türkiye, no. 32347/02).
AĐHM ayrıca inandırıcı detaylardan yoksun, salt kötü muamele iddiasının pozitif
yükümlülüğü ortaya çıkaracak, savunulabilir bir iddia teꢀkil etmek için yeterli olmadığı
kanaatindedir. Bu nedenle baꢀvuran, kendisi ya da avukatı vasıtasıyla ilgili makamlara
soruꢀturma için güvenilir bir baꢀlangıç noktası sunmadığından, kötü muamele ꢀikâyetiyle
ilgili etraflı bir soruꢀturma yapılmasını meꢀru olarak talep edemez (bkz. örneğin Yıldırım –
Türkiye, no. 33396/02).
Yukarıdaki değerlendirmeler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın gözaltında kötü muameleye
uğradığına dair savunulabilir bir iddia ortaya koyamadığını tespit etmiꢀtir. Baꢀvuran,
yetkililerin AĐHS'nin 3. maddesinde belirtilen usul yükümlülüğü uyarınca soruꢀturmalarını
gerektirecek bir iddiada bulunmamıꢀtır (bkz. Assenov vd. – Bulgaristan, Karar Raporları
1998-VIII). Bu nedenlerle sözkonusu ꢀikâyet, AĐHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları
çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olduğundan kabuledilemez niteliktedir.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, AĐHS'nin 6/1 maddesine dayanarak Yargıtay Baꢀsavcısı’nın görüꢀlerinin
kendisine tebliğ edilmediğini öne sürmüꢀtür. AĐHS'nin 6/2 maddesine dayanarak
mahkûmiyetinin gözaltında kanun dıꢀı olarak elde edilen delillere dayandığını iddia etmiꢀtir.
AĐHM, sözkonusu ꢀikâyetleri AĐHS'nin 6/1 maddesi bağlamında inceleyecektir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, baꢀvuru Yargıtay’ın karar tarihini ya da alternatif olarak olay tarihini takip
eden altı ay içerisinde yapılmadığından, baꢀvuranın ꢀikâyetlerinin altı ay kuralına uyulmadığı
gerekçesiyle reddini talep etmiꢀtir.
AĐHM, Yargıtay’ın 26 Eylül 2002 tarihli kararının ilk derece mahkemesine 16 Aralık tarihinde geri gönderildiğini ve mevcut baꢀvurunun sözkonusu tarihi müteakip altı ay
içerisinde, 12 Mayıs 2003 tarihinde yapıldığını gözlemler.
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI
Baꢀvurunun bu kısmı, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
taꢀımadığından kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Kanun dıꢀı olarak elde edildiği iddia edilen ifadelerin Bursa Asliye Ceza
Mahkemesi tarafından kullanılması
a) Tarafların görüꢀleri
Hükümet baꢀvuranın sadece ifadelerine dayanarak mahkûm edilmediğini, ulusal
mahkemelerin aynı zamanda diğer sanıkların ifadelerini ve diğer delilleri dikkate alıp
değerlendirdiğini savunmuꢀtur.
Baꢀvuran gözaltındayken kötü muamele gördüğünü ve polisten hissettiği baskının ilk
derece mahkemesi önündeki duruꢀmalara kadar sürdüğünü ve bir avukat tuttuktan sonra da
devam ettiğini ifade etmiꢀtir. Bu bağlamda baꢀvuran, kendisini suçlu çıkarmasının mantıklı
olmayacağını belirtmiꢀtir. Ayrıca polisin kendisini, iç hukukta mevcut hakları hatırlatılmadan
önce sorguya tâbi tuttuğuna iꢀaret etmiꢀtir.
b) AĐHM'nin değerlendirmesi
AĐHM, ifade almanın öncelikle iç hukukta düzenlendiğini ve prensipte kendisine
sunulan delilleri değerlendirme görevinin ulusal mahkemelere ait olduğunu hatırlatır.
AĐHS’ye göre AĐHM’nin görevi, ifadelerin alınması dahil olmak üzere yargılamanın bir bütün
olarak adil olup olmadığını belirlemektir (bkz. diğer içtihatların yanında Edwards – Đngiltere,
A Serisi no. 247-B). Normalde tüm ifadeler, çekiꢀmeli usulü sağlamak amacıyla açık
duruꢀmada, sanıklar hazır olduğu halde alınmalıdır. Ancak polis soruꢀturması ve adli
soruꢀturma sırasında alınan ifadelerin delil olarak kullanılması, savunmanın haklarına saygı
gösterildiği takdirde tek baꢀına 6. maddenin 1. paragrafına aykırı değildir. Bu noktada AĐHM,
6. maddeye göre adil yargılama kavramıyla ilgili olarak verdiği kararlarında ortaya koyduğu
temel ilkeleri dikkate alır (bkz. özellikle Imbrioscia – Đsviçre, A Serisi no. 275; Öcalan –
Türkiye [BD], no. 46221/99; Salduz – Türkiye [BD], no. 36391/02 ve Jalloh – Almanya [BD],
no. 54810/00).
AĐHM ayrıca kendi aleyhine tanıklık etmeme ya da susma hakkının adil yargılamanın
temelinde yer alan, genel kabul görmüꢀ uluslararası standartlar olduğunu hatırlatır. Bu
hakların amacı sanığın yetkililerin uygunsuz zorlamalarından korunup dolayısıyla adli
hataların önlenmesi ve 6. maddenin amaçlarının sağlanmasıdır (bkz. John Murray – Đngiltere,
Raporlar 1996-I). Bu hak, ceza davalarında iddia makamının sanığa karꢀı savlarını, sanığın
isteği dıꢀında, zorla veya baskı ile elde edilen delillere baꢀvurmadan kanıtlamaya
çalıꢀmalarını gerektirir (bkz. Jalloh, yukarıda anılan; Kolu - Türkiye, no. 35811/97). Avukata
erken eriꢀim, AĐHM'nin bir yargılama usulünün kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkının
esasını ortadan kaldırıp kaldırmadığını incelerken özellikle dikkate alacağı usule iliꢀkin
güvencelerin bir parçasıdır (bkz. Salduz, yukarıda anılan).
AĐHM son olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin kiꢀinin adil yargılanmanın belli
güvencelerinden, kendi isteği ile, açıkça veya zımnen vazgeçmesini engellemediğini hatırlatır
(bkz. Kwiatkowska – Đtalya, no. 52868/99; Pishchalnikov – Rusya, no. 7025/04). Ancak, bir
haktan vazgeçmenin AĐHS bağlamında kabuledilebilir olması için, kiꢀinin bu haktan
vazgeçtiği tartıꢀmasız bir ꢀekilde tespit edilmeli ve bu haktan vazgeçmesine mütenasip asgari
güvenceler sağlanmalıdır (bkz. Poitrimol – Fransa, A Serisi no. 277-A). Ayrıca bu durum
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI
kamu yararına aykırı olmamalıdır (bkz. Hakansson ve Sturesson – Đsveç, A Serisi no 171-A).
AĐHM ayrıca bir sanığın AĐHS'nin 6. maddesine dayalı önemli bir haktan tutumu vasıtasıyla,
zımnen vazgeçtiğinin söylenebilmesi için, haktan vazgeçmesinin sonuçlarını makul olarak
öngörebileceğinin ortaya konulması gerektiğine iꢀaret etmektedir (bkz. Jones – Đngiltere, no.
30900/02).
Somut davada baꢀvuran 11 Ocak 2002 tarihinde yakalanmıꢀ ve 14 Ocak 2002 tarihine
kadar gözetim altında tutulmuꢀtur. Yakalanmasını takiben baꢀvuranın birtakım hırsızlık
eylemlerinde bulunduğunu itiraf ettiği, bunun sonucunda olay yerinde tatbikat yaptırıldığını,
bu tatbikat sırasında da baꢀvuranın kendisini suçlayıcı, ayrıntılı birtakım beyanlarda
bulunduğu görülmektedir. 13 Ocak 2002 tarihinde ise baꢀvuran, tatbikat sırasında itiraf ettiği
beꢀ olayla ilgili olarak iki polis memuru tarafından sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuran, son olarak 14
Ocak 2002 tarihinde hakim önüne çıkarılmıꢀ, polise vermiꢀ olduğu ifadeleri burada, daha
fazla detay vermeden kabul etmiꢀtir. Baꢀvuran, bu aꢀamaların hiçbirinde avukat yardımından
yararlanmamıꢀtır. Baꢀvuranın gözaltında kötü muameleye uğradığı ya da baꢀka bir ꢀekilde
ifade vermeye zorlandığı makul ꢀüphenin ötesinde kanıtlanamadığından AĐHM, baꢀvurunun
bu kısmının incelemesinin gözaltında, bir avukat hazır bulunmadan alınan ifadelerin ilk
derece mahkemesi tarafından kullanılması ile sınırlı kalması gerektiği kanaatindedir (bkz.
Öngün – Türkiye, no. 15737/02).
AĐHM somut davada, olay tarihinde yürürlükte olan eski CMUK’un ilgili hükümleri
(135, 136 ve 138. maddeler) uyarınca baꢀvuranın gözaltına alındığı andan itibaren avukat
hakkına sahip olduğunu gözlemler. AĐHM ayrıca baꢀvuranın, 13 Ocak 2002 tarihinde iki polis
memuru tarafından sorgulandığında ve ardından 14 Ocak 2002 tarihinde Bursa Ceza
Mahkemesi hakimi önünde, susma hakkı ve avukat hakkı dahil olmak üzere yasal hakları
konusunda bilgilendirildiğini, ancak baꢀvuranın görünüꢀe göre bunlardan feragat ettiğini
kaydeder. Ancak baꢀvuran, o tarihe kadar, bir ifade tutanağı bulunmayıꢀı nedeniyle AĐHM'nin
bilmediği koꢀullar altında suçunu itiraf etmiꢀ ve bunun sonucunda ayrıntılı suçlayıcı ifadeler
beyan ettiği birtakım tatbikatlara katılmıꢀtır. Bu ifadeler daha sonra baꢀvuran hakkında hüküm
tesis edilirken kullanılmıꢀtır. Bu bağlamda AĐHM, dava dosyasında üzerinde tarih
bulunmayan, önceden basılmıꢀ ve imzalanmıꢀ bir belgenin bulunmasının, baꢀvuranın suçunu
itiraf etmesinden ve tatbikatlardan önce avukat hakkı ve susma hakkı konusunda gereği gibi
bilgilendirildiğini gösterdiği konusunda ikna olmamıꢀtır. Dolayısıyla bu ꢀartlar altında
baꢀvuranın AĐHS'nin 6. maddesine dayalı haklarından bilerek ve net bir ꢀekilde vazgeçtiği
söylenemez (bkz. mutatis mutandis, Seyithan Demir – Türkiye, no. 25381/02; Savaꢀ –
Türkiye, no. 9762/03). Baꢀvuranın daha sonra haklarından haberdar edilmesi ve bunlara
hemen baꢀvurmamaya karar vermesi bu bulguyu değiꢀtirmemektedir.
AĐHM ayrıca baꢀvuranın müteakip ceza yargılamasında avukata eriꢀiminin ve iddia
makamının görüꢀlerine itiraz etme imkânının bulunduğunu gözlemler. Yine de, Bursa Ceza
Mahkemesi baꢀvuranı mahkûm ederken baꢀvuranın yargılama öncesinde bir avukat hazır
bulunmadan verdiği ve sonradan geri aldığı ifadelerine ağırlık vermiꢀtir. Ne daha sonra
sağlanan avukat yardımı ne de müteakip yargılamanın çekiꢀmeli niteliği baꢀvuran
gözaltındayken ortaya çıkan kusurları giderebilmiꢀtir (bkz. Kolu, yukarıda anılan). Bu
bağlamda AĐHM, baꢀvurana verilen cezanın ciddiyeti ve mahkûm edilmesinde kendisinden
tatbikat sırasında alınan bilgilerin kullanılmasına karꢀın ulusal mahkemelerin baꢀvuranın
belgelendirilmemiꢀ itirafından önce avukat hakkı ve susma hakkından net bir ꢀekilde feragat
ettiğinin kabul edilip edilemeyeceği konusunda, görünüꢀe göre titiz bir inceleme yapılmamıꢀ
olmasına önem vermektedir.
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI
Özetle, baꢀvuranın, aleyhindeki delillere ilk derece yargılaması ve temyiz aꢀamasında
itiraz etme imkânı bulunmasına karꢀın gözaltında avukat hakkından yararlanamaması, net ve
bilerek oluꢀturduğu bir feragatnamenin olmadığı bir ortamda, savunma haklarına, telafisi
mümkün olmayan bir ꢀekilde zarar vermiꢀtir.
Dolayısıyla baꢀvuranın hazırlık soruꢀturması aꢀamasında, avukat yardımı olmadan
alınan ifadelerinin mahkûmiyetine dayanak olarak kullanılması nedeniyle AĐHS'nin 6/1
maddesi ihlal edilmiꢀtir.
2. Yargıtay Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀlerinin tebliğ edilmemesi nedeniyle
yargılamanın adil olmayıꢀı
AĐHM, daha önce aynı mağduriyeti incelediğini ve AĐHS'nin 6/1 maddesinin ihlal
edildiğini tespit ettiğini belirtir (bkz. özellikle Göç – Türkiye [BD], no. 36590/97; Abdullah
Aydın – Türkiye (no. 2), no. 63739/00; Ayçoban vd. – Türkiye, no. 42208/02, 43491/02 ve
43495/02).
AĐHM somut davayı incelemiꢀ ve yukarıda belirtilen davalardaki tespitlerinden
ayrılmasını gerektirecek özel koꢀullar tespit etmemiꢀtir.
Buna göre Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀlerinin baꢀvurana tebliğ
edilmemesi nedeniyle AĐHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, baꢀvuru formunda ayrıca AĐHS'nin 5/1, 5/2 ve 5/3 maddelerine dayanarak,
yakalanmasını gerektirecek makul ꢀüphe bulunmadığını, yakalanmasının nedenleri konusunda
derhal bilgilendirilmediğini, gözaltı süresinin makul süre ꢀartını ihlal ettiğini ve mahkemede
gözaltı süresinin uzatılması kararının gıyabında alındığını ileri sürmüꢀ, 6/1 ve 6/2 maddelerine
dayanarak ise Yargıtay’da ifade verme talebinin geri çevrildiğini, Yargıtay’ın yazılı
kararlarının kendisine tebliğ edilmemesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ve Bursa
Sulh Ceza Mahkemesi’nde verdiği ifadelerin kendisine imzalatılmadığını öne sürmüꢀtür.
AĐHM, sözkonusu ꢀikâyetleri incelemiꢀ ve elinde bulunan deliller ıꢀığında bunların
AĐHS ve Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini
ortaya çıkardığını tespit etmemiꢀtir. Dolayısıyla bu ꢀikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve
4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri
gerekmektedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI
Baꢀvuran yakalanma tarihinden itibaren geçerli yasal faiziyle birlikte 150,000 Euro
manevi tazminat talep etmiꢀ, Hükümet miktara karꢀı çıkmıꢀtır.
AĐHM, hakkaniyete uygun bir değerlendirmeyle baꢀvurana 1,800 Euro manevi tazminat
ödenmesini uygun bulmaktadır.
AĐHM ayrıca sözkonusu ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde
baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı
kanısındadır (bkz. Salduz, yukarıda anılan).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki masraf ve harcamalara karꢀılık olarak
15,000 Euro ödenmesini talep etmiꢀ, taleplerini desteklemek üzere, posta ve tercüme
giderlerine iliꢀkin birtakım makbuzlar ibraz etmiꢀtir.
Hükümet miktara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AĐHM,
ulusal mahkemeler önündeki masraf ve harcamaların geri ödenmesi talebini reddederek
AĐHM önündeki yargılama için 250 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine
uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Yargıtay Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀlerinin baꢀvurana tebliğ edilmemesine ve baꢀvuranın
hazırlık soruꢀturması sırasında alınan ifadelerine dayanılarak mahkûm edilmesi nedeniyle
yargılamanın adil olmadığı iddiasına iliꢀkin olarak AĐHS'nin 6/1 maddesine dayalı
ꢀikâyetlerin kabuledilebilir, baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Savunmacı devletin baꢀvurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına
çevrilmek üzere:
(i) 1,800 (bin sekiz yüz) Euro manevi tazminat;
(ii) 250 (iki yüz elli) Euro yargılama masraf ve giderleri;
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları uyarınca 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło