28489/04

WyrokETPCz2008-05-27ECLI:CE:ECHR:2008:0527JUD002848904

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe tymczasowe aresztowanie i przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu, zgodnie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres tymczasowego aresztowania skarżącego, trwający około 11 lat i 7 miesięcy, był nadmierny i naruszył art. 5 ust. 3 Konwencji, pomimo złożoności sprawy i zachowania skarżącego. Władze krajowe nie uwzględniły upływu czasu na korzyść skarżącego. Ponadto, postępowanie karne, które trwało ponad 15 lat i 3 miesiące, zostało uznane za przewlekłe i niezgodne z wymogiem 'rozsądnego terminu' z art. 6 ust. 1 Konwencji, nawet biorąc pod uwagę złożoność sprawy i postawę skarżącego.
Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Rüzgar, urodzony w 1969 roku, mieszka w Stambule. Został oskarżony o udział w nielegalnej organizacji, morderstwo, napad z bronią w ręku oraz atak na porządek konstytucyjny. Aresztowano go w 1993 roku. W 2000 roku został skazany na karę śmierci (później zamienioną na dożywocie), ale wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny w 2001 roku. Ponownie skazany na dożywocie, wyrok ten również został uchylony w 2006 roku. Skarżący został zwolniony 4 października 2006 roku, jednak postępowanie karne było nadal w toku w momencie wydania orzeczenia ETPCz.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargi dotyczące art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji (stosunkiem głosów 6 do 1) oraz jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądził skarżącemu 7 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków prawnych. Pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie zostały oddalone.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   HASAN RÜZGAR - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 28489/04 )   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup bazı   ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28489/04) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Hasan Rüzgar’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 27   Temmuz 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından F. Yolcu tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu olan baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Ağustos 1990 tarihinde Tunceli’de güvenlik güçleriyle yasadıꢀı bir örgüt mensupları   arasında çıkan bir çatıꢀma sonucunda bir jandarma hayatını kaybetmiꢀtir. Erzincan DGM   Savcısı 28 Aralık 1990 tarihli bir iddianameyle baꢀvuranı gıyabında bu çatıꢀmaya katılmak   suretiyle Devletin anayasal düzenine saldırıda bulunmakla itham etmiꢀtir.   ꢁubat 1993’te baꢀvuranla birlikte on kiꢀi Đstanbul Polisi tarafından muhtelif terör   eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle yakalanmıꢀtır.   Đstanbul DGM Savcısı 10 ꢁubat 1993 tarihinde iddianamesini sunmuꢀtur.   Baꢀvuran Đstanbul DGM yedek hakimliğince 15 ꢁubat 1993 tarihinde tutuklanmıꢀtır.   Mayıs 1993 tarihli duruꢀmada baꢀvuranın da aralarında bulunduğu sekiz sanık slogan   atarak pankart açmaya teꢀebbüs etmiꢀlerdir. Đstanbul 3. DGM bu olayları tutanağa geçirerek   sanıklara bir daha aynı ꢀekilde davranmaları halinde duruꢀma salonundan çıkarılacakları   uyarısında bulunmuꢀtur.   Kasım 1993 tarihinde düzenlenen üçüncü duruꢀmada sanıklardan dördü yine slogan atmıꢀ,   bunun üzerine DGM sözkonusu sanıkların mahkemenin huzurunu bozdukları gerekçesiyle bir   daha duruꢀmaya çıkarılmamalarına karar vermiꢀtir. Bu karar baꢀvurana iliꢀkin olarak 28   Temmuz 1999 tarihine kadar uygulanmıꢀtır.   Bu süre zarfında, baꢀvuran ve sözkonusu örgüt mensupları aleyhinde 1990 ila 1993 yıllarında   iꢀlenen adam öldürme ve silahlı soygun suçlarından muhtelif mahkemeler önünde toplam dört   ceza davası açılmıꢀtır.   Baꢀvuranın sözkonusu örgütün emriyle cezaevinde tutuklu bulunan aynı örgüte mensup bir   kiꢀiyi iple boğarak öldürdüğü kanaatine varan Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı baꢀvuranı   taammüden adam öldürme suçuyla itham etmiꢀtir.   Sözkonusu davalar, farklı tarihlerde, Đstanbul DGM önünde görülen davaya eklenmiꢀtir.   Nisan 1998 tarihli duruꢀmada iki sanık aleyhte tanığı tehdit etmiꢀtir.   Haziran 2000’e kadar kırk sekiz duruꢀma yapmıꢀ olan DGM bu tarihte, yasadıꢀı bir örgüt   adına adam öldürme, polis karakoluna silahlı saldırı, güvenlik güçleriyle silahlı çatıꢀmaya   girme ve silahlı soygun gibi muhtelif terör eylemleri gerçekleꢀtirmek suretiyle devletin   anayasal düzenine saldırıda bulunduğu gerekçesiyle baꢀvuranı idam cezasına çarptırmıꢀtır.   Diğer on dokuz sanık da, sekiz cinayet ve on beꢀ adam yaralama ve maddi zarar verme gibi   mezkur örgüt adına iꢀledikleri iddia edilen yaklaꢀık yirmi kadar eylemle ilgili olarak aynı   cezaya çarptırılmıꢀtır.   Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay tespit ettiği iki usul hatası nedeniyle bu kararı bozmuꢀtur.   Yargıtay dosyada bulunan belgelerden birinin üzerindeki resmi mührün okunamayacak   durumda olduğunu ve Kocaeli Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 17 Kasım 1992 tarihinde   alınan sanık ifadelerinin sözkonusu dosyada bulunmadığını tespit etmiꢀtir.   Bu süre zarfında, baꢀvuran, birçok kez açlık grevine baꢀlamıꢀtır. Edirne Cezaevi revirinde   tedavi edilen baꢀvuran defaatle Trakya Üniversitesi Hastanesi’ne ve Tekirdağ Hastanesi’ne   götürülmüꢀtür. Baꢀvuranın sağlık sorunlarını neden göstererek yaptığı serbest bırakılma   talepleri gerekli tedavinin kendisine uygulandığı gerekçesiyle reddedilmiꢀtir.   Baꢀvuranın sağlık sorunlarını neden göstererek ya da baꢀka gerekçelerle yaptığı serbest   bırakılma talepleri, Đstanbul DGM tarafından isnad edilen suçların ağırlığı, delil durumu ve   ilgilinin kaçma tehlikesi gibi unsurlar göz önünde bulunarak reddedilmiꢀtir.   Bu arada bir takım anayasal ve yasal reformlar yürürlüğe girmiꢀtir. 9 Ağustos 2002 tarihinde   idam cezası, 30 Haziran 2004 tarihinde ise DGM’ler kaldırılmıꢀtır.   Bu çerçevede, davaya bakmakla görevlendirilen Đstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17 Eylül   tarihinde baꢀvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran tarafından bu   karara yapılan itiraz 8 Kasım 2004 tarihinde 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından   reddedilmiꢀtir.   Yapılan on sekiz duruꢀma neticesinde baꢀvuran bir kez daha ömür boyu hapis cezasına   mahkum edilmiꢀtir.   Mart 2006 tarihinde Yargıtay mahkumiyet kararını bir kez daha bozmuꢀtur.   Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın tutuklu kaldığı süreyi ve davayla ilgili tüm delillerin   toplandığını göz önünde bulundurarak baꢀvuranın serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir. Bir   sonraki duruꢀma 7 ꢁubat 2007 tarihinde düzenlenmiꢀtir.   Baꢀvuran ilk duruꢀmadan baꢀlamak üzere tüm dava süreci boyunca bir avukat tarafından   temsil edilmiꢀtir.   AĐHM davanın mevcut seyri hakkında bilgi sahibi değildir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan baꢀvuran yaklaꢀık on dört yıl olarak hesapladığı uzun   tutukluluk süresinden ꢀikayetçi olmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Yakup Köse ve diğerleri – Türkiye davasını (no: 50177/99, 2 Mayıs 2006) emsal gösteren   Hükümet, ilgilinin ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edilmesiyle kesintiye uğrayan   ilk iki tutukluluk dönemine (sırasıyla 12 Haziran 2000 ve 31 Ocak 2005) iliꢀkin baꢀvurunun   geç yapıldığı cihetle AĐHM’yi bu baꢀvuruyu reddetmeye davet etmektedir.   AĐHM, Hükümet tarafından zikredilen uygulamayı terk ettiği Solmaz – Türkiye kararına (no:   27651/02, prg. 23-37) atıfta bulunmaktadır. Bu kararda, altı ay süresi son tutukluluk   döneminden itibaren baꢀlatılarak art arda gelen tutukluluk dönemlerinin bir bütün olarak   değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiꢀtir (Solmaz, adıgeçen, prg. 36).   Bu itibarla AĐHM Hükümetin ilk iki tutukluluk dönemine iliꢀkin olarak altı ay süresi kuralına   riayet edilmediği yolundaki itirazını reddeder.   B. Esasa iliꢀkin   AĐHM, tarafların dikkate alınması gereken döneme dair açıkça bir görüꢀ belirtmediğini tespit   etmektedir. AĐHM bu dönemin 6 ꢁubat 1993 tarihinde (Bağrıyanık – Türkiye, no: 43256/04,   prg. 37, 5 Haziran 2007) baꢀvuranın yakalanmasıyla baꢀlayıp 4 Ekim 2006 tarihinde serbest   bırakılmasıyla sona erdiğini tespit etmektedir.   Bununla birlikte mahkumiyet kararının verildiği tarih esasen atıfta bulunulan madde   bakımından dikkate alınması gereken sürenin sonunu teꢀkil etmektedir, bu tarihten itibaren   ilgilinin tutukluluğu AĐHS’nin 5/1 a) maddesinin kapsamına girer (bkz., sözgelimi, I.A. –   Fransa, 23 Eylül 1998 tarihli karar, prg. 38). Bu itibarla her bir mahkumiyet ve bozma kararı   arasında geçen süreler, dikkate alınması gereken süreden düꢀülmelidir (Solmaz, adıgeçen, prg.   36).   Netice olarak AĐHM mevcut davada tutukluluk döneminin AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında   yaklaꢀık on bir yıl yedi ay sürdüğü kanaatine varmaktadır.   Hükümet sanık sayısı, isnad edilen suçların ağırlığı ve organize suçların karmaꢀık niteliği gibi   unsurların tutukluluk süresini haklı çıkardığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, duruꢀmanın   ortasında bir aleyhte tanığı tehdit etmeye kadar varan davranıꢀlar sergileyen sanıkların   kiꢀiliklerine dikkat çekmektedir. Hükümete göre, bu türden kimselerin serbest bırakılması   adaletin iꢀleyiꢀine ve delillerin toplanmasına zarar vereceği cihetle tasavvur dahi edilemez.   AĐHM içtihadında sabit olduğu üzere, tutukluluk süresinin ‘makul’ nitelikte olup olmadığı her   vakada davanın özelliklerine bakılarak belirlenmektedir.   Bir davada sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı aꢀmamasını sağlamak aslen ulusal adli   mercilerin görevidir. Bu çerçevede ulusal adli merciler masumiyet karinesini göz önünde   bulundurarak kamu menfaati bakımından bireysel özgürlüğe saygı kuralına bir istisna   getirmeyi haklı kılacak gerçek bir ihtiyacın olup olmadığını belirlemek için tüm koꢀulları   incelemeli ve verecekleri kararlarda tahliye taleplerini de dikkate almalıdırlar. Bu kararlarda   yer verilen gerekçeler ve ilgilinin baꢀvurularında belirttiği itiraza yol açmayan olaylar   temelinde AĐHM AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Assenov   ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 154, Remzi Aydın – Türkiye, no:   30911/04, prg. 51-58, 20 ꢁubat 2007).   Bilhassa sanıkların sayısını ve biriken dava sayısını göz önünde bulunduran AĐHM baꢀvurana   isnat edilen suçların ağırlığını kabul etmektedir. Ancak, dosyaya bakıldığında 1993 yılında   baꢀlayan asıl davanın mevcut kararın alındığı tarihte halen devam ettiği gözükmektedir. Adli   merciler baꢀvuranın lehine iꢀleyen süreyi, baꢀvuranın serbest bırakılmasına karar verdikleri 4   Ekim 2006 tarihine kadar dikkate almamıꢀlardır.   Daha evvel müteaddit defalar buna benzer meseleleri gündeme getiren davaları incelemiꢀ olan   AĐHM bu denli uzun tutukluluk sürelerinin AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlaline yol açtığı   hükmüne varmıꢀtır (bkz., diğerleri arasında, Dereci – Türkiye, no: 77485/01, 24 Mayıs 2005,   ve Taciroğlu – Türkiye, no: 25324/02, 2 ꢁubat 2006).   Yukarıda anılan içtihadına ve elinde bulunan unsurlara istinaden AĐHM baꢀvuranın ꢀikayetçi   olduğu tutukluluk süresinin AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırılık teꢀkil ettiği hükmüne   varmaktadır. Dolayısıyla sözkonusu AĐHS hükmü ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran ayrıca, aleyhinde açılan ceza davasının süresi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin   ihlal edildiğini iddia etmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHM bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını ve baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik unsurunun da bulunmadığını tespit   etmektedir. Bu itibarla sözkonusu ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.   B. Esasa iliꢀkin   Hükümete göre, yargılama süresi bilhassa davanın karmaꢀıklığı, baꢀka davalarla birleꢀtirilmiꢀ   olması, suç teꢀkil eden eylemlerin ve olaylara karıꢀan sanıkların sayısı gibi nedenlerle haklılık   kazanmaktadır. Hükümet ayrıca baꢀvuranın ve diğer sanıkların yargılama süresince   sergiledikleri tutuma atıfta bulunarak adli mercilerin sorumlu tutulmasını gerektirecek   herhangi bir atalet döneminin ya da uzatmanın sözkonusu olmadığını belirtmektedir.   AĐHM mevcut davada dikkate alınması gereken dönemin 6 ꢁubat 1993 tarihinde baꢀvuranın   yakalanmasıyla baꢀladığı kanaatindedir (Bağrıyanık, adıgeçen, prg. 54).   Sözkonusu dönemin sona erdiği tarihe iliꢀkin olarak ise AĐHM, ceza kesinleꢀmediği sürece   mahkumiyet kararının AĐHS’nin 6/1 maddesi anlamında ‘cezai alanda yöneltilmiꢀ   suçlamaların haklılığı’ temelinde alınmıꢀ bir karar olmayacağını anımsatır (Bağrıyanık,   adıgeçen, prg. 55).   AĐHM’nin bu baꢀvuruya iliꢀkin kararını aldığı tarih itibariyle sözkonusu davanın Đstanbul   Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam ettiği dosya unsurlarından anlaꢀılmaktadır. Bu   itibarla, hesaplanması gereken dava iki dereceden mahkeme tarafından beꢀ defa görüꢀülmüꢀ   olup on beꢀ yıl üç aydır devam etmektedir.   Bir yargılama süresinin makul olup olmadığı davanın koꢀullarına ve AĐHM içtihadında yer   verilen kıstaslara ve bilhassa da davanın karmaꢀıklığına, baꢀvuranın ve yetkili mercilerin   tutumlarına bakılarak anlaꢀılır (Đntiba – Türkiye, no: 42585/98, prg. 31-55, 24 Mayıs 2005).   Taraflarca takdim edildiği haliyle davanın tüm yönlerini inceleyen AĐHM Hükümet tarafından   belirtilen zorlukların farkında olmakla birlikte, yerleꢀik içtihadı gereğince (bkz. diğer   birçokları arasında, Remzi Aydın, adıgeçen, prg. 61-66) mevcut davadaki yargılama süresinin   AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında istenen ivedilik kıstasıyla uyumlu olmadığı kanaatine   varmaktadır.   Dolayısıyla AĐHS’nin bu hükmü ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 6/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran 9 Kasım 1993 tarihinden 28 Temmuz 1999 tarihine kadar hakkında uygulanan   duruꢀmaya çıkma yasağının, aleyhte tanıkları bizzat kendisinin sorgulamasına engel olduğunu   iddia etmektedir. Baꢀvuran bu hususta AĐHS’nin 6/3 d) maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu sava itiraz etmektedir. Hükümet öncelikle, baꢀvuran hakkında uygulanan   duruꢀmaya çıkma yasağının 28 Temmuz 1999 tarihinde kaldırıldığı ve baꢀvuranın konuyla   ilgili olarak herhangi bir iç hukuk yoluna baꢀvurmadığı cihetle baꢀvurunun geç yapıldığını   ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, ihtilaf konusu yasağın yapılan uyarıya rağmen   duruꢀmaların huzurunu bozmayı ısrarla sürdüren baꢀvuranın tutumundan kaynaklandığını   belirtmektedir. Hükümet ilgilinin ilk duruꢀmadan itibaren bir avukat tarafından temsil   edildiğine de dikkat çekmektedir.   Aꢀağıda ifade edilen gerekçeye istinaden AĐHM Hükümetin ilk itirazını incelemeyecektir.   AĐHM dosya unsurlarından yargılamanın halen devam ettiğini tespit etmektedir. Oysa 6.   maddede sunulan güvenceler yargılamanın tamamına uygulanmaktadır (Jean Wauters ve   Hélène Schollaert – Belçika, no: 13414/05, 13 Kasım 2007). Baꢀvuran, esas hakkındaki   yargılamayı sona erdirecek olası bir mahkumiyet kararı çıkması halinde temyize gitme ve bu   ꢀikayetini dile getirme imkanına sahip olacaktır. Bu itibarla sözkonusu ꢀikayet erken yapılmıꢀ   olup iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları   uyarınca reddedilmelidir.   Buna karꢀın, davanın iç hukukta sona erdiği ve iç hukuk yollarının tüketildiği varsayılsa dahi   AĐHM, ihtilaf konusu yasağın baꢀvuranın huzur bozucu davranıꢀlarından kaynaklandığını ve   tüm yargılama boyunca bir avukat tarafından faal bir ꢀekilde temsil edildiğini   gözlemlemektedir. 6. maddenin 3. fıkrasının d) bendi sanığın aleyhteki tanıkları bizzat   sorgulaması hakkını ihtiva etmez. Sözkonusu madde metninde sanığın tanıkları ‘sorgulatma’   hakkı olduğuna iꢀaret edilmektedir. Buna ilave olarak AĐHM, baꢀvuranın, avukatının tanıkları   sorgulayamamasından ya da AĐHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının d) bendi bakımından baꢀka   bir konudan ꢀikayetçi olmadığını tespit etmektedir.   Netice olarak bu ꢀikayet dile getirildiği haliyle açıkça dayanaktan yoksun olduğundan   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca kabuledilemezdir (bkz. mutatis mutandis,   Yves Loviconi – Fransa, no: 12094/86, 5 Ekim 1988 tarihli Komisyon kararı ; konuyla iligili   kıstaslar ve değerlendirmeler için, bkz. De Lorenzo – Đtalya, no: 69264/01, 12 ꢁubat 2004 ;   Karen Davtian – Gürcistan, no: 3241/01, 6 Eylül 2005).   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran 10.000 Euro maddi ve 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu meblağlara itiraz etmektedir.   AĐHM tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı bulunmadığından   bu talebi reddeder. Buna karꢀın AĐHM baꢀvuranın belli bir zarara maruz kaldığı   kanaatindedir. Hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM baꢀvurana 7.000 Euro manevi   tazminat ödenmesine hükmeder.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ayrıca, AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 600 YTL talep etmektedir.   Bu çerçevede baꢀvuran Đstanbul Barosu tarafından belirlenen avukatlık ücret tarifesini esas   alarak 4 Mayıs 2007 tarihinde avukatıyla imzaladığı vekalet sözleꢀmesini sunmaktadır.   Sözkonusu sözleꢀmede baꢀvuranın 300 YTL tutarında peꢀin ödeme yaptığı belirtilmektedir.   Baꢀvuran avukatının 20 saatlik çalıꢀma yaptığını belirterek bu süreyi Đstanbul Barosu   tarafından tespit edilen saat ücreti olan 200 YTL/saat ile çarpmaktadır. Bu itibarla baꢀvuran   avukatlık ücreti olarak 6.000 YTL (yaklaꢀık 3.300 Euro) talep etmektedir.   Hükümet konuyla ilgili olarak bir belge sunulmadığı cihetle AĐHM’yi bu talepleri reddetmeye   davet etmektedir.   AĐHM içtihadına göre bir baꢀvuran, yaptığı masraf ve harcamaların iadesini ancak bu masraf   ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu ortaya koyduğu   müddetçe alabilmektedir. Bu kıstasları ve konuyla ilgili olarak herhangi bir belge   sunulmadığını göz önünde bulunduran AĐHM yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin talebi   reddeder.   Avukatlık ücretine iliꢀkin olarak ise hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM 2.000 Euro   ödenmesine hükmeder.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM,   1. AĐHS’nin 5/3 ve 6/1 maddeleri yönünden yapılan ꢀikayetlerin kabuledilebilir, baꢀvurunun   geriye kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna oybirliğiyle ;   2. Bire karꢀı altı oyla AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine ;   3. Oybirliğiyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;   4. Oybirliğiyle,   a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana   i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için 7.000 Euro   (yedi bin Euro) ödenmesine;   ii. avukatlık ücreti için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło