28582/02
WyrokETPCz2007-11-27ECLI:CE:ECHR:2007:1127JUD002858202
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zajęcie książki skarżącego i wszczęcie przeciwko niemu postępowania karnego pod zarzutem propagandy separatystycznej stanowiło naruszenie prawa do wolności wyrażania opinii, zagwarantowanego w art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zajęcie książki skarżącego stanowiło ingerencję w jego wolność wyrażania opinii. Chociaż ingerencja ta miała podstawę prawną w prawie krajowym, Trybunał wyraził wątpliwości co do jej przewidywalności. Kluczowe było ustalenie, że ingerencja nie była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”, ponieważ uzasadnienia władz krajowych dotyczące „propagandy separatystycznej” nie były wystarczające ani proporcjonalne do celu, zwłaszcza biorąc pod uwagę naukowy charakter książki i brak wcześniejszych działań wobec jej pierwszego wydania. Tym samym nie spełniono wymogu „pilnej potrzeby społecznej”.Stan faktyczny
Skarżący, Ömer Şükrü Asan, turecki pisarz, opublikował książkę „Pontus Kültürü”, będącą studium historycznym, kulturowym, etnograficznym i językowym dotyczącym Greków Pontyjskich w Turcji. Po programie telewizyjnym w grudniu 2001 r., prokurator Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Stambule zażądał zajęcia książki, zarzucając propagandę separatystyczną. Sąd nakazał zajęcie wszystkich egzemplarzy w styczniu 2002 r. Skarżący został następnie oskarżony na podstawie ustawy antyterrorystycznej, ale w sierpniu 2003 r. został uniewinniony, a nakaz zajęcia uchylono w związku z uchyleniem odpowiedniego przepisu.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna.
2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji.
3. Zasądza na rzecz skarżącego 1.500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę majątkową i niemajątkową, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku.
4. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
ASAN - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 28582/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Kasım 2007
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 28582/02 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı
Ömer Şükrü Asan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 30 Nisan 2002
tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından
E. Cinmen tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1961 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran yazardır.
Başvuranın «Pontus Kültürü» adlı kitabı Belge yayınlarından yayımlanmış, Mayıs 1996
tarihinde ilk baskısı Türkçe olarak yapılmıştır. İkinci basım Nisan 2000’de yapılmıştır. Kitap,
ayrıca, 1999‘da da Yunanistan’da yayınlanmıştır.
Kitap Türkiye’deki Pontuslu Rumları hakkında tarihi, kültürel, etnografik ve dil yapılarına
ilişkin bir araştırmadır.
Başvuran bir alan çalışmasına dayanarak, özellikle Trabzon civarındaki 60 kadar köyde
Pontusça konuşan çok sayıda Müslüman olduğunu ortaya koymuştur. Kitabın önsözünü
Yunanlı Profesör N. Sarris yazmıştır.
Kitap Aralık 2001 tarihinde bir televizyon programına konu olmuş, bu programda bir ilahiyat
profesörü başvuranı «hain, Yunan dostu» olmakla ve müslüman bir bölgede Hıristiyan
Ortodoksluğu yeniden sokmaya çalışmakla suçlamıştır. Ocak 2002’de yayınlanan diğer
televizyon programlarında da tartışma sürmüştür. Ocak 2002 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı,
kitabın genelinde bölücülük propagandası yapıldığı gerekçesiyle nöbetçi hakimden sözkonusu
yayının tüm baskılarını toplatma kararı alması talebinde bulunmuştur.
Nöbetçi hakim bu talebi yerinde bulmuş ve Anayasa’nın 28., CMUK’un 86. ve 5680 sayılı
Basın Kanunu’nun ek 1. maddesinin 2. paragrafı uyarınca aynı tarihte kitabın toplatılmasına
karar vermiştir. DGM kararında kitaptan alıntılara yer verilmeden yayının tamamı üzerine
inceleme yapıldığı ifade edilmiştir.
Belge yayınevinin avukatı 24 Ocak 2002 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. AİHS’nin 10.
maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün korunması hususuna atıfta bulunarak toplatma
kararının ön yargılara dayandığını ve meşru dayanağının olmadığını ileri sürmüştür.
DGM 25 Ocak 2002 tarihinde bu itirazı reddetmiştir.
İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı 25 Mart 2002 tarihinde sunulan iddianame ile 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu’nun 8/1. maddesi uyarınca yayın yoluyla bölücülük propagandası
yaptığı gerekçesiyle başvuran hakkında ceza davası açmıştır.
Savcı davanın çıkış noktası olarak televizyon programlarına göndermede bulunmuş ve kitabın
önsözünden bir alıntıya yer vermiştir.
Hazırlanan iddianameye göre, kitabın yazarı Trabzon ili ve civarında halen Pontus kültürünün
etkisi altında yaşayan bir kesimin var olduğunu belirtmekle bölücülük propagandası
yapmaktadır. Kitabın günlük dilde kullanılan lehçeyle ilgili bölümünde yazar Rumca-Türkçe
«karşılaştırmalı sözlük»’e yer vermiş ve Erenköy köyünün bazı sakinlerini «Pontus» olarak
nitelendirmiştir. Savcı, önsöz yazarı N. Sarris’i Türkiye’nin kuzeyinde bir Pontus devleti
kurmayı amaçlayan derneğin bölücü eylemleriyle bilinen kişiliğine değinen müdahil taraf
Trabzonlular Dayanışma Derneği üyelerinin söylemlerine atıfta bulunmuştur. Temmuz 2002 tarihli DGM’deki duruşma esnasında on bir sayfalık savunmasını okuyan
başvuran özellikle hazırlanan iddianamede atıfta bulunulan önsözün ilgili kısmının tanınmış
tarihçilerin eserlerinde birçok kez dile getirdiklerinin tekrarından ibaret olduğunun altını
çizerek ilgili bölümlerin bir örneğini sunmuştur. Başvuran ayrıca kitabının 1996 yılından bu
yana herhangi bir soruşturma konusu olmadan satışının devam ettiğini ve ikinci baskısının
yapıldığını hatırlatmıştır.
Aynı duruşmada DGM «Pontusçuluk faaliyetleri»’nin terörist eylemler olarak sayılıp
sayılamayacağının belirlenmesi için genel bir soruşturma başlatılmasını istemiştir.
DGM 12 Ağustos 2003 tarihli bir kararla yargılandığı yasanın yürürlükten kalkmasına uygun
olarak 3713 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince başvuranın serbest bırakılmasına karar
vermiştir. Yine aynı kararla toplatılma kararı kaldırılmıştır.
HUKUK
I. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran «Pontus Kültürü» adlı kitabının toplatılmasının AİHS’nin 10. maddesi ile güvence
altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğunu ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet iki bakımdan kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet öncelikle
başvuranın sözkonusu toplatma ile ilgili iç hukukta alınan karar nihai hale gelmeden önce
AİHM’ye 12 Ağustos 2003 tarihinde başvurması doğrultusunda başvurunun erken yapıldığını
ve başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır.
AİHM, AİHS organlarının bu başvurudakine benzer olayları incelediğini ve yapılan itirazları
reddettiğini hatırlatır (Bkz. örneğin Feyzi Yıldırım-Türkiye kararı, no: 40074/98, 30 Mart
2006). AİHM yerleşik bu içtihadının dışına çıkmayı gerektirecek hiçbir unsurun
bulunmadığını kaydetmekte ve itirazı reddetmektedir.
Hükümet, sözü edilen toplatma kararının geçici olması ve başvuranın beraat etmesiyle birlikte
kaldırılması doğrultusunda, AİHS’nin 34. maddesine uygun olarak başvuranın mağdur
sıfatının olmadığına itibar etmektedir. Bahse konu yargı kararı başvuranın haklarına hiçbir
surette etki etmemiştir.
AİHM bu şikayetin 10. maddenin esasıyla ilintili olduğu ve esastan incelenmesi gerektiği
tespitini yapmakta ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.
B. Esas hakkında
1. Müdahalenin varlığı
Başvuran ilk olarak toplatma kararının kitabının on dokuz ay boyunca dağıtımını
engellediğini ve bunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğunu öne
sürmektedir.
Hükümet başvuranın mağdur sıfatına ilişkin görüşlerini yinelemektedir.
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre, başvurana yönelik alınan bir kararın veya uygulamanın,
başvuranın “mağdur” statüsünü ortadan kaldırması, ancak, ulusal makamların Sözleşme’nin
ihlal edildiğini açıkça veya esastan kabul etmeleri ve bunu telafi yoluna gitmeleri ile
mümkündür. (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı no: 22479/93, /73, AİHM 1999-VI). Oysa bu
başvuruda 12 Ağustos 2003 tarihinde yayının toplatılmasına yönelik tedbirin kaldırılması
başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi kararıyla serbest bırakılmasının bir sonucudur.
AİHS’nin 10. maddesi bakımından, benzeri durumlar daha önce AİHM tarafından kişinin,
özellikle de yazarların ve gazetecilerin faaliyetlerinin kısmen sansürlenmesi ve açıkça görüş
belirtme ve eleştiride bulunma imkanlarını büyük ölçüde sınırlanması anlamına geldiği
şeklinde değerlendirilmiştir (Bkz. mutatis mutandis, Yaşar Kaplan-Türkiye kararı, no:
56566/00, 24 Ocak 2006/00, Hertel-İsviçre kararı 25 Ağustos 1998 ve Erdoğdu-Türkiye
kararı, no: 25723/94).
Sonuç olarak, 12 Ağustos 2003 tarihli karar, toplatma kararını sonlandırmakla beraber, 19 ay
süren ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahale nedeniyle başvuranın doğrudan zarar gördüğü
bu tedbirin sonuçlarını ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla başvuranın mağdur sıfatının
bulunmamasına ilişkin Hükümet’in itirazını reddetmek uygun olacaktır.
AİHM sözkonusu tedbirin başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi
oluşturduğuna itibar etmektedir. AİHM Hükümetin itirazını reddetmekte ve başvuruyu
kabuledilebilir bulmaktadır.
2. Müdahalenin yerindeliği
a) «Kanun ile öngörme»
Hükümet AİHM bir müdahale olduğunu belirlemesi halinde, bu uygulamanın Anayasa’nın
28., CMUK’un 86. ve Basın Kanunu’nun ek 1. maddesinin 2. paragrafıyla öngörülmüş
olduğunu belirtmektedir.
Başvuran toplatma kararının muğlak olması nedeniyle, iki ay sonra hakkında düzenlenen
iddianameyi okuyana kadar böyle bir tedbirin alınmasının dayanağını bilemediğini
söylemektedir.
AİHM, AİHS’nin 8’den 11’e kadar olan maddelerinde yer alan «kanun ile öngörme»
ifadesinin öncelikle şikayet konusu tedbirin iç hukukta yasal bir dayanağı olmasını
öngörmekle birlikte, sözkonusu yasanın kalitesine de atıfta bulunmaktadır: kanunla öngörme,
aynı zamanda, yasanın ilgili kişi tarafından ulaşılabilir olmasını ve kişinin, gerektiğinde
yetkin kişilere de danışarak, belli bir eylemin sonuçları hakkında, olayın koşulları
çerçevesinde makul bir ölçüde öngörüde bulunabilmesini gerektirmektedir. (Bkz. Sunday
Times-Birleşik Krallık (no1) kararı, 26 Nisan 1979, Larissis vd.-Yunanistan kararı, 24 Şubat
1998, Hashman ve Harrup-Birleşik Krallık no: 25594/94 ve Bessarabie Metropalitan Kilisesi
vd.-Moldova kararı no: 45701/99).
Bunu sağlamak için, iç hukukta, Sözleşme ile güvenceye alınan haklara kamu erki tarafından
keyfi müdahaleyi önlemek amacıyla bir çeşit koruma sağlanmalıdır. Temel haklar sözkonusu
olduğunda, yürütmeye tanınan takdir hakkının sınırları olmazsa, yasa, Sözleşme tarafından
korunan ve demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü ilkesini
çiğnemiş olur. Sonuç olarak, yasanın, bu tür bir yetkinin sınırlarını ve kullanılma şartlarını
yeterli bir netlikle tanımlaması gerekir. (Bkz. Hassan ve Tchaouch-Bulgaristan kararı, no:
30985/96 ve N.F.-İtalya kararı, no: 37119/97).
Yerel mevzuatın netliği, —ki hiçbir zaman bütün olasılıkları öngörmesi mümkün değildir-
büyük ölçüde sözkosunu mevzuatın içeriğine, kapladığı alana, ve mevzuatın ilgilendiği
kişilerin statü ve sayısına bağlıdır. (Bkz. sözü edilen Hashman ve Harrup kararı).
Bu başvuruda AİHM, CMUK’un 86. maddesinin, Anayasa’nın 28. maddesiyle ve 5680 sayılı
Basın Kanunu’nun ek 1. maddesinin 2. paragrafıyla birlikte okunmak suretiyle, 21 Ocak 2002
tarihinde alınan toplatma kararının temelini oluşturan yasal düzenlemeyi oluşturduğunu
hatırlatır. O halde bahse konu müdahalenin iç hukukta dayanağı mevcuttu.
AİHM bu aşamada davanın özel koşulları dikkate alındığında, kanunun niteliği şartının da
yerine gelip gelmediğini değerlendirmelidir. Bu çerçevede, yasal dayanağın ulaşılabilir ve
öngörülebilir olup olmadığını kontrol etmelidir.
AİHM ilk olarak, iç hukukta uygulanan yasal dayanakların, bir yandan, basın özgürlüğüne
ilişkin genel ilkeleri sıralayan Anayasa hükmü, öte yandan, toplatma prosedürüne ilişkin
CMUK’un cok genel bir maddesi ve son olarak, Ceza Kanunu’nun 40 kadar maddesine atıf
yapan Basın Kanunu’nun bir maddesi olduğunu gözlemler. Bu maddelerin okunmasından,
tamamı devletin şahsı ve güçleriyle alakalı Ceza Kanunu’nda öngörülmüş suçlar çerçevesinde
yürütülen bir soruşturmanın gerekleri için kitabın toplatıldığı anlaşılsa da, kitabın toplanması
sırasında, bu 40 kadar suçtan hangisinin sözkonusu olduğu belirtilmemiştir.
Bu tespitten hareketle ve a fortiori, tarihi, kültürel, etnografik ve dil yapısı üzerine bir
araştırma içeren bir kitabın yazarının, uzman görüşü alsa bile, devletin toprak bütünlüğüne
karşı propaganda yapmaktan cezalandırılacağını makul şekilde öngörebileceğini düşünmek
bir hayli güçtür.
AİHM sözkonusu müdahalenin öngörülebilirliği konusunda şüphe duymaktadır. Bununla
birlikte müdahalenin gerekliliği açısından vardığı sonucu göz önüne aldığında, bu soruyu
irdeleme lüzumunu görmemektedir.
b) Meşru amaç
Hükümet, kitabın bir bütün olarak suç oluşturduğuna ilişkin ciddi bir şüphenin olduğu
durumda, kitabın toplatılması kararıyla «suçun önlenmesi», «kamu düzeninin sağlanması» ve
«ulusal güvenliğin korunması» gibi birtakım meşru amaçların izlendiğini savunmaktadır.
Başvuran toplatılma talebinin ve kararının Hükümetin dile getirdiği meşru amaçların hiçbirini
içeren ifadeler içermediğini öne sürmektedir. Başvuran ayrıca, Hükümet tarafından ileri
sürülen amaçları meşru kılacak şartların olmadığını savunduğu gibi, toplatma kararının,
ülkenin tarihi ile ilgili resmi tezi benimsemeyenler üzerinde baskı yapmayı ve onları
otosansür uygulamaya zorlamayı amaçladığını iddia etmektedir.
AİHM’ye göre, toplatma kararında yer alan bölücü propaganda ifadesinin ve kararda sayılan
yasal dayanakların teorik olarak “ulusal güvenliğin korunması” ve “kamu düzeni” amaçlarını
içermektedir. Ancak, mevcut davada, yasal dayanakların uygulanmasında hedeflenen amacın
meşru olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Mahkeme, bu son hususu, aralarındaki yakın
ilişki nedeniyle, bu tür bir müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı
konusuyla birlikte inceleyecektir.
c) Demokratik bir toplum için gereklilik
AİHM, amaçlanan hedeflere ulaşmak için mezkur toplatma kararının «demokratik bir toplum
için gereklilik» arz edip etmediğini irdeleyecektir. Mahkeme bu bağlamda yerleşik
içtihatlarından ileri gelen temel prensipleri hatırlatır (Bkz. birçokları arasında, sözü edilen
Hertel kararı).
i. Genel ilkeler
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan birini ve
toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil etmektedir.
10. maddenin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından
genel kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, toplumun
duygularını inciten, şok eden veya huzursuz kılan fikir ve bilgiler için de geçerlidir. Bu
yokluğu halinde demokratik bir toplumdan sözedemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve
açık fikirliliğin bir gereğidir. 10. maddede güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi
ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlanmasının ikna edici olması
gerekir.
AİHS’nin 10 / 2. maddesindeki anlamıyla “gerekli” ifadesi, “zorunlu bir toplumsal ihtiyaç” ın
varlığını gerektirmektedir. Sözleşmeci Devletler böyle bir ihtiyacın varlığını tespit ederken
belli bir takdir hakları bulunmaktadır, ancak bu hem kanunu hem kanunun uygulanmasına
ilişkin karara, bu karar bağımsız bir mahkeme kararı olsa da, yönelik çifte bir Avrupa
kontrolüne tabidir. Dolayısıyla AİHM, bir “kısıtlama”nın, AİHS’nin 10. maddesinin güvence
altına aldığı ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı hususuna karar vermede yetki sahibi
olan son mercidir.
AİHM’nin görevi hiçbir şekilde, bu denetimi yerine getirirken, yetkili iç yargı mercilerinin
yerini almak değil, fakat sözkonusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri
kararların, AİHS’nin 10. maddesi açısından doğruluğunu denetlemektir. Buradan çıkan sonuç,
AİHM, Savunmacı Devlet’in bu yetkiyi iyi niyetle, titizlikle ve makul bir şekilde kullanıp
kullanmadığını araştırmakla sınırlı değildir: AİHM, anlaşmazlık konusu olan müdahalenin
“gözetilen meşru amaçla orantılı” olup olmadığını ve bunu haklı göstermek için ulusal
makamlar tarafından ortaya konan gerekçelerin “uygun ve yeterli” görünüp görünmediğini
tespit edebilmek amacıyla, sözkonusu müdahaleyi, davanın bütününe bakarak değerlendirmek
zorundadır. AİHM, ulusal makamların 10. madde ile güvence altına alınan haklar ile uyumlu
kuralları uyguladıklarına, dahası, bu kuralları uygularken, olayla ilgili olguların makul
değerlendirmesine dayandıklarına ikna olmalıdır. ulusal mercilerin AİHS’nin 10. maddesinde
benimsenen ilkelere uygun hareket ettiklerinden emin olmalı, dahası, bunun, ilgili olayların
kabuledilebilir bir takdirine dayandığına ikna olmalıdır.
ii. Sözü edilen ilkelerin mevcut başvuruya uygulanması
Hükümet öncelikle başvuranın, yazarı olduğu bir kitabı yayımlayarak toplumun tamamına
görüşlerini açıklamayı tercih ettiği 2. maddenin ikinci paragrafı anlamında daha çok “görev
ve sorumluluğu” olduğunu belirtmektedir.
Hükümet, iç hukuk davasına konu eylemlerin devletin hayati çıkarlarını tehdit eden niteliği
nedeniyle, dava konusu toplatma kararının devletin takdir yetkisi içinde olduğunun
değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Acil bir sosyal ihtiyaç karşısında, bu müdahale
AİHS’nin 10. maddesi uyarınca meşrudur ve öngörülen meşru amaçla orantılıdır.
Başvuran yerel mahkemelerin ve Hükümetin benimsediği yaklaşımın sadece ve sadece ifade
özgürlüğünün ortadan kaldırılması anlayışından kaynaklandığını ve bunun demokratik bir
toplumda kabul edilemez olduğunu ileri sürmektedir.
AİHM, özellikle ulusal güvenliğin korunması ve kamu düzeninin sağlanması gerekçeleriyle
ifade özgürlüğüne karşı yapılan müdahalelere ilişkin başvuranın sunduğu şikayetlere benzer
şikayetleri daha önce de incelendiğini ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine
hükmettiğini tespit etmektedir. (Bkz. diğer birçokları arasında Ceylan-Türkiye kararı, no:
23556/94 ve sözü edilen Öztürk kararı).
AİHM, yerleşik içtihadı ışığında mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin Mahkemenin bu
davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespiti ve delili sunmadığına
itibar etmiştir. AİHM suç unsurunu teşkil eden kitapta kullanılan ifadelere ve kitabın
yayımlandığı bağlamda kullanılan terimlere özel bir dikkat vermiştir.. Bu anlamda, önündeki
davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadelede karşılaşılan güçlükleri dikkate
almaktadır. (Bkz. İbrahim Aksoy kararı, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, /60, 10 Ekim ve Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-I, s. 1568, / 58).
AİHM, ilk olarak bahse konu kitabın alan çalışmasına dayalı bir monografi olduğunu, tespit
eder. İnceleme alanı etnoloji, kültür, dil ve folklor gibi alanları kapsamakta ve referansları ve
politik tezleri içermemektedir. Daha önce bilinmeyen veya reddedilen bazı olguların varlığını
açıklamakla, başta medya olmak üzere polemik bir tartışma yarattığı ortada olmakla birlikte
yayın kendi başına polemik olarak kabul edilemez. (Bkz. a contario Lehideux ve Isorni-
Fransa kararı, 23 Eylül 1998) AİHM kitabın içeriğinin kamuyu ilgilendiren bir konu olduğunu
ve bu niteliğiyle 10. maddenin ikinci paragrafı uyarınca uygulanabilecek kısıtlamaların dar
AİHM tarafından yazıldığı şekildedir.
bir kapsamda yorumlanması gerektiğini gözlemlemektedir (Bkz. Giniewski-Fransa kararı, no:
64016/00).
AİHM ayrıca Pontus Kültürü’nün toplatılması kararının ikinci baskıya ilişkin olduğunun altını
çizmektedir. Toplatılma kararında atıfta olan mevzuat o tarihte halen yürürlükte olmasına
karşın kitabın 1996 tarihli ilk baskısı herhangi bir kovuşturma konusu olmamıştır (Bkz. Aydın
Tatlav-Türkiye kararı, no: 50692/99, 2 Mayıs 2006). Kitabın iki baskı dönemi arasındaki tek
değişim medyanın esere gösterdiği ilgi ve hazırlanan iddianamede geçen suç unsurları gibi
görünmektedir. Ne yerel mahkemeler ne Hükümet yasanın uygulanmasındaki farklılığı haklı
çıkarabilecek sosyo-politik bir gelişime atıfta bulunmuştur.
Yukarıda söz edilenler dikkate alındığında, «Pontus Kültürü» kitabının toplatılma gerekçeleri
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik müdahalenin «demokratik bir toplum için
gereklilik» arz ettiği hususunda AİHM’yi ikna etmeye yetmemektedir; özellikle de,
«bölücülük propagandası» nedeniyle alınan bu toplatılma kararı «sosyal bir ihtiyacı»
karşılamamaktadır. Sonuç olarak AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
AİHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuran kitabının dağıtımının on dokuz ay boyunca durdurulması nedeniyle uğradığı zarar
için 30.000 YTL (yaklaşık 16.000 Euro) maddi tazminat talep etmektedir. Bu talebe ilişkin
herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.
Başvuran manevi tazminat konusunda takdiri AİHM’ye bırakmıştır.
Hükümet maddi tazminata ilişkin talebin aşırı olduğunu ve öne sürülen zarar ile yapılan ihlal
arasında bir bağ bulunmadığını kaydetmektedir. Manevi zarar ile ilgili ise başvuranın bu
yönde bir talebinin olmadığını belirtmektedir.
AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana tüm maddi ve manevi zarar karşılığında 1.500
Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran yargı giderleri için 7.500 YTL. talep etmiş, bu doğrultuda kanıtlayıcı bir belge
sunmamıştır.
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu başvuruda AİHM, mahkemeye sunulan
deliller ve başvurana yapılan adli yardım dikkate alındığında bu doğrultuda bir ödeme
yapılmasını gerekli görmemektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS’nin 44 / 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana uğradığı tüm zarar
için 1.500 (bin beş yüz) Euro tazminat ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine
uygun olarak 27 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Mevcut karar ekinde AİHS’nin 45/2. ve İçtüzüğün 74/2. maddelerine uygun olarak Yargıçlar
Zagrebelsky ve Popovic’in ortak mutabık oy görüşü yer almaktadır.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło