28637/95

WyrokETPCz2004-07-13ECLI:CE:ECHR:2004:0713JUD002863795

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy władze tureckie naruszyły art. 2 Konwencji poprzez niezaprzeczalne zabójstwo brata skarżącego oraz poprzez brak skutecznego dochodzenia w sprawie jego zaginięcia po zatrzymaniu przez policję?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak jest wystarczających dowodów, aby stwierdzić, że brat skarżącego został zabity przez siły bezpieczeństwa, stosując standard dowodowy „poza wszelką uzasadnioną wątpliwość”. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji, ponieważ krajowe dochodzenie w sprawie zaginięcia brata skarżącego było niewystarczające i nieefektywne. Prokurator oparł się na dochodzeniu prowadzonym przez policję i decyzji rady dyscyplinarnej policji, zamiast przeprowadzić niezależne przesłuchanie funkcjonariuszy bezpośrednio odpowiedzialnych za zatrzymanie i rzekomą ucieczkę. Brak niezależności i dokładności dochodzenia uniemożliwił ustalenie prawdy o losie zaginionego.
Stan faktyczny
Brat skarżącego, Namık Erkek, został zatrzymany przez turecką policję antyterrorystyczną w Mersin 19 grudnia 1992 roku pod zarzutem wymuszenia. Według raportu policyjnego, uciekł 20 grudnia 1992 roku, gdy był przewożony na miejsce zdarzenia, by wskazać lokalizację. Skarżący twierdził, że jego brat został torturowany i zabity podczas zatrzymania, a raport policyjny był fałszywy. Władze krajowe przeprowadziły dochodzenie dyscyplinarne i karne, które zakończyły się decyzją o nieściganiu funkcjonariuszy, opierając się na braku dowodów i zeznaniach rzekomych członków PKK, że Namık Erkek został wysłany do innej prowincji.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza, że nie udowodniono naruszenia art. 2 Konwencji w zakresie zarzutu zabójstwa brata skarżącego. Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji z powodu braku skutecznego dochodzenia przez rząd pozwany. Trybunał jednogłośnie zasądza na rzecz skarżącego 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, wraz z odsetkami za zwłokę. Trybunał jednogłośnie oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   Erkek - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:28637/95)   NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   Temmuz 2004   İŞLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no:28637/95) başvuru no'lu davanın nedeni   Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Serdin Erkek ("Başvuran"), 20 Nisan 1995 tarihinde İnsan   Haklan ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesinin "AİHS" ("Sözleşme") 25. maddesi   gereğince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine "AİHM" yaptığı başvurudur.   Başvuran Mersin'de avukat olan Sn. H. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   doğumlu başvuran Mersin'de ikamet etmektedir.   A. Olaylar   Mersin'de ticaretle uğraşan Cuma Akgün 10 Aralık 1992 tarihinde, Türk hukukunda   yasaklanan terör örgütü PKK'nın, işlettiği dükkanın kapatılmasına ilişkin kararını yerine   getirmeyi reddettiği gerekçesiyle kendisinden haraç istemeye gelen kişi hakkında   polise bilgi vermiştir.   Başvuranın kardeşi Namık Erkek 19 Aralık 1992 tarihinde Mersin Emniyet Müdürlüğü   Terörle Mücadele Şubesi görevlileri tarafından daha önceden kararlaştırılan yerde   tutuklanarak göz altına alınmıştır. Başvuranın kardeşi Namık Erkek 1992 yılının 19   Aralık gününü 20 Aralık gününe bağlayan gece saat 3:00'e doğru Emniyet Müdürlüğü   binasından firar etmiştir.   Aralık 1992 tarihinde saat 13:00'e doğru düzenlenen ve on bir görevli tarafından   imzalanan olay tutanağında, Cuma Akgün'ün telefonla aranarak kendisinden istenilen   haracı 19 Aralık 1992 tarihinde saat 13:30'a doğru portakal serasına bırakması   yönünde talimat aldığı yer almaktadır. Polisler olay yerine gelerek haraççıları   tutuklamak amacıyla tedbir almışlardır. Olay yerine gelen iki kişiden biri kaçmayı   başarmış ancak başvuranın kardeşi tutuklanmıştır. Emniyet Müdürlüğüne götürülen   başvuranın kardeşi, adresini bilmediği "Mardin'li Apo" adındaki kaçan kişinin, sözüm   ona bir kişinin kendisine olan borcunu almak için kendisiyle beraber gitmek isteyip   istemediğini sorduğunu belirtmiştir. Başvuranın kardeşi, bu kişinin portakal seraların   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   yanındaki bir eve bir çok defa girip çıktığını belirtmiş ve polislere evin yerini göstermeyi   önermiştir. Aralığın 19'unu 20'sine bağlayan gece saat 3:00'e doğru evin bulunduğu   yerin yakınlarına gelindiğinde polisler şüphe çekmemek için başvuranın kardeşinin   kelepçelerini çıkarmışlardır. Serbest kalan başvuranın kardeşi polisleri aniden iterek   kendisini nehre atmıştır. Tutanakta, yapılan aramaların sonuçsuz kaldığı ve tehlike   yaratmamak için polislerin silahlarını kullanmadıkları yer almaktadır. Sonuç olarak söz   konusu evin portakal serasına ters istikamette bir uzaklıkta bulunduğu ortaya   çıkarılmıştır.   Emniyet Müdürlüğü 21 Aralık 1992 tarihinde Mersin Cumhuriyet Savcısına söz konusu   firar hakkında bilgi vermiştir.   Emniyet Müdürlüğü 23 Aralık 1992 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne firar ve   firardan sorumlu görevliler hakkında idari soruşturma açılması konusunda bilgi   vermiştir.   Başvuran, 28 Aralık 1992 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı nezdinde kardeşinin akıbeti   hakkında araştırma yapmıştır. Başvuran, kardeşinin tutuklanmasının ardından   kendisinden hiç bir haber alamadığını belirtmiş ve Emniyet Müdürlüğünde yaptığı   girişimlere rağmen kardeşi hakkında hiç bir bilgi alamamıştır.   Aralık 1992 tarihinde polisler tarafından dinlenilen başvuran, kardeşinin on günden   beri kayıp olduğunu ve firarı hakkında kendisine henüz şimdi bilgi verildiğini belirtmiştir.   Başvuran, doğduğu köyde oturan kardeşinin gidebileceği bazı yakınlarının adreslerini   vermiştir.   Emniyet Müdürlüğü, 29 Aralık 1992 tarihli yazıyla Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünden   firarinin yakalanması amacıyla o bölgede bulunan jandarmayla işbirliği halinde   araştırmalar yapılmasını istemiştir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 8 Şubat 1993 tarihinde Emniyet Müdürlüğüne Namık   Erkek hakkında arama müzekkeresinin çıkarıldığı yönünde bilgi vermiştir.   içişleri Bakanlığındaki aynı günün tarihini taşıyan bilgi notunda, Emniyet Müdürlüğü   olayı anlatarak edinilen bazı bilgilere göre firarinin başka bir bölgede bulunduğunu   belirtmiştir.   B. Yerel Makamlar Tarafından Yürütülen Muhakeme Usulü   1. Polisler hakkında yürütülen disiplin soruşturması   Namık Erkek'in firarının hemen ardından, sorumlu on bir polis hakkında görevlerini   yerine getirirken PKK üyesi olduğu sanılan kişinin firarına neden olan ihmallerinden   dolayı disiplin soruşturması başlatılmıştır. Tetkik Şubesi Müdürü (soruşturmacı)   soruşturmayı yürütmekle görevlendirilmiştir.   Soruşturmacı, 3 Mayıs 1993 tarihinde olay yerine gelmiş ve daha sonra gece geri   gelmiştir.   Soruşturmacı görüş alanının kısıtlı olduğu ve bataklık alanının firara elverişli olduğu   sonucuna varmıştır. Soruşturmacı güvenlik güçlerinin meydana gelebilecek tehlikeden   kaçınmak amacıyla silahlarını kullanmadıklarını belirtmiştir. Olay yerinin bir krokisi   çıkarılmıştır.   Mersin bölgesi Polis Disiplin Konseyi 27 Haziran 1993 tarihinde verdiği kararla dava   koşullarında dosya unsurlarının dava konusu polisler hakkında ceza kararının   verilmesine neden olamayacağı sonucuna varmıştır.   2. Polisler hakkında yürütülen ceza soruşturması   Başvuran, 20 Kasım 1994 tarihinde Cumhuriyet Savcılığında kardeşinin göz altına   alınmasından sorumlu polisler hakkında şikayette bulunmuştur. Başvuran Emniyet   Müdürlüğünün beyanlarının gerçeği yansıtmadığını öne sürmüş ve kardeşinin göz altı   sırasında maruz kaldığı işkencenin ardından öldüğünü savunmuştur.   Cumhuriyet Savcısı, 29 Mart 1995 tarihinde olayla ilgili olarak Emniyet Müdürlüğüne   soru yöneltmiştir.   Emniyet Müdürlüğü, 11 Nisan 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına başvuranın   kardeşinin bir şantaj olayı çerçevesinde tutuklandığı, 1992 yılı Aralık ayının 19'unu   20'sine bağlayan gecede firar ettiği ve firardan sorumlu polisler hakkında idari   soruşturmanın yürütüldüğü yönünde bilgi vermiştir. Bu bilgilere Polis Disiplin   Konseyinin 27 Temmuz 1993 tarihli kararının bir kopyası da eklenmiştir.   Cumhuriyet Savcısı, 22 Ekim 1996 tarihinde Siirt ve Şanlıurfa Savcılıklarından firar   hakkında iki polisin ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.   Emniyet Müdürlüğüne gönderilen aynı tarihli yazıda, Cumhuriyet Savcısı dava konusu   polislere yapılan çağrıyı yinelemiştir. Savcı daha önce dile getirdiği taleplerinin   sonuçsuz kaldığını ortaya koyarak bu ilgisizliğin gerekçeleri hakkında bilgi talep   etmiştir.   Cumhuriyet Savcılığı, 25 Ekim 1996 tarihinde söz konusu firarın ardından gelişen   olaylar hakkında Adalet Bakanlığına bilgi vermiştir. Savcı Cuma Akgün'ün 30 Eylül   tarihinde PKK üyesi kişilerce öldürüldüğünü ve davaya ilişkin soruşturmanın   Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi "DGM" Savcılığına devredildiğini belirtmiştir. Savcı   PKK üyesi olduğu öne sürülen kişilerin verdiği beyanlara göre firarinin Muş bölgesine   gönderilmiş olabileceğini eklemiştir. Savcı son olarak başvuranın yaptığı şikayet   üzerine polisler hakkında ceza soruşturmasının başlatıldığını ve polislerin dinlenildiğini   açıklamıştır.   Şubat 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı dosya unsurlarının başvuranın kardeşinin   göz altı sırasında öldürüldüğünü kanıtlamadığı gerekçesiyle muhakemenin men-i kararı   almış ve başvuranın iddialarının bu yönde dayanaktan yoksun olduğuna kanaat   getirmiştir. Savcı, Polis Disiplin Konseyinin 27 Temmuz 1993 tarihli kararına ve PKK   üyesi olduğu öne sürülen kişilerin beyanlarına atıfta bulunarak ceza kovuşturmalarının   başlatılmasını gerekli kılacak delil unsurunun bulunmadığı kanaatine varmıştır.   Dolayısıyla Cumhuriyet Savcısı, polislerin ithaf edildiği olayların, kanunen emredildiği   ve görev ihmalini ele alan Türk Ceza Kanunun "TCK" 230. maddesi alanına girdiğine   kanaat getirmiştir.   Hükümet, PKK üyesi olmakla suçlanan bazı kişilerin verdiği ifade tutanaklarını   mahkemeye sunmuştur. Tutanaklardan şüphelilerden birinin haracı ödemediğinden   dolayı Cuma Akgün'ün öldürülmesi emri verdiğini kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bir diğer   şüpheli ise, Namık Erkek'in firarının ardından silahlı mücadeleye katılmak için Muş   bölgesine gönderildiğini duyduğunu belirtmiştir.   3. Başvuranın kardeşi hakkında yürütülen ceza muhakeme usulü   Cumhuriyet Savcısı 30 Aralık 1992 tarihinde, bir kimsenin bir şeyi işlemek veya   işlemesine müsaade etmek ya da o şeyi işlememeye mecbur etmek için diğer bir   kimseye şiddet veya tehdit kullanılmasını öngören TCK'nun 188§3 maddesine   dayanarak başvuranın kardeşi hakkında dava açmıştır.   Mersin Ağır Ceza Mahkemesi 8 Ocak 1993 tarihinde ratione materiae yetkisizlik kararı   almış ve dosyayı Malatya DGM'ye göndermiştir.   Malatya DGM, 13 Mayıs 1995 tarihinde başvuran hakkında tevkif müzekkeresi   çıkarmıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS'NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİ HAKKINDA   Başvuran, kardeşinin göz altı sırasında güvenlik güçlerinin uyguladığı işkence   sonucunda öldüğünü savunarak AİHS'nin hiçbir maddesini öne sürmemiştir. AİHM, bu   şikayeti AİHS'nin 2. maddesi bağlamında incelemiştir.   A. Tarafların İddiaları   1. Başvuran   Başvuran olaylar hakkındaki yorumunu aynı şekilde sürdürmüştür. Başvurana göre   polisler tarafından düzenlenen olay tutanağının Hükümetin ileri sürdüğü firar iddiasını   çürütmüştür. Başvuran ayrıca olay yeri krokisinin gerçeği yansıtmadığım savunarak bu   bağlamda mahkemeye başka bir kroki sunmuştur.   2. Hükümet   Hükümet başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ve AİHS'nin 2.   maddesinin bu davada öne sürülemeyeceğini savunmuştur. Hükümete göre idari   soruşturmanın sonucuyla beraber PKK üyesi olduğu öne sürülen ve haraç olayına   kansan bazı kişilerin verdiği ifadeler başvuranın kardeşinin firarını doğrulamaktadır.   Hükümet ayrıca " mağdur olarak nitelendirilebilecek bir kimsenin bulunmaması   durumunda Sözleşme sistemi actio popularis sistemini tanımadığından Sözleşmenin 2.   maddesinin birinci paragrafının uygulanmasını in abstracto kontrolünün   düşünülemeyeceğini" öne sürmüştür.   Hükümet, Namık Erkek'in kayboluşuna ilişkin soruşturma hakkında yetkililerin   başvuranın iddialarına kayıtsız kalmadıklarına dikkati çekerek bu yönde, tahkikleri   yürüttüklerini ve dosya unsurları ışığında muhakemenin men-i kararı aldıklarını   savunmuştur.   B. AİHM'nin Yorumu   1. Namık Erkek 'in Kayboluşu   AİHM, AİHS'nin en önemli maddelerinden biri olan 2. maddenin 3. maddeyle beraber,   Avrupa Konseyi 'ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birine yer   verdiğini hatırlatmıştır (Bkz. Çakıcı, §86, Finucane-İngiltere, no: 29178/95, §§ 67-71,   2003-Vflf). Buna ilave olarak 2. maddenin ele aldığı korumanın önemini kabul eden   AİHM'nin, yaşam hakkına ilişkin şikayetleri büyük bir dikkatle inceleyerek yorum   getirmesi gerekmektedir (Bkz. Ekinci-Türkiye, no: 25625/94, §70, 18 Temmuz 2000).   AİHM, tarafların Namık Erkek'in güvenlik güçleri tarafından tutuklandığını kabul ettiğini   ortaya koymuş ancak Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında davaya ilişkin olaylardan   çıkarılacak olan sonuçlar hakkındaki anlatımlar tümüyle farklılık göstermektedir.   AİHM, özellikle Hükümetin gerçekleştirilen adli soruşturmalar hakkındaki dava   dosyasına koyduğu belgeler ve tarafların sunduğu görüşler ışığında ortaya çıkan   sorulan inceleyecektir. AİHM, delilleri değerlendirmek için "makul şüpheye yer   vermeyen" delil kriterinden yararlanmıştır (Bkz. mutatis mutandis Îrlanda-İngiltere, 18   Ocak 1978 tarihli karar, seri A, no: 25, s. 64-65, §§ 160-161). Buna benzer bir delil   ancak emareler demetinin veya yeterince önemli, kesin ve birbiriyle uyumlu   çürütülmemiş karinelerin sonucu olabilir ( Bkz. Abdurrahman Orak-Türkiye, no:   31889/96, § 69, 14 Şubat 2002).   Bu durumda, AİHM, işbu davaya ilişkin olayların, o dönemde ülkenin bazı bölgelerinde   yürürlükte olan olağanüstü halin uygulanmadığı şehir olan Mersin'de meydana geldiğini   hatırlatmıştır.   AİHM, soruşturma dosyasında bulunan unsulardan başvuranın kardeşinin 19 Aralık   tarihinde tutuklanarak göz altına alındığını ve 20 Aralık 1992 tarihinde saat 3:00'e   doğru olay yerine götürülürken firar ettiğinin ortaya çıktığını kaydetmiştir. Firann hemen   ardından yapılan araştırmalar sonuçsuz kalmıştır. AİHM ayrıca, Cumhuriyet Savcısıyla   beraber Emniyet Genel Müdürlüğünün hemen olay hakkında bilgilendirildiğini ve   şartların firara müsait olduğu sonucunun ortaya çıktığı bir idari soruşturmanın   yürütülmüş olduğunu kaydetmiştir.   AİHM, başvuranın iddialarının somut ve kanıtlanabilecek olaylara dayanmadığını ve   hiçbir tanık ifadesiyle veya başka bir delil unsuruyla inandırıcı bir şekilde   desteklenmediğini ortaya koymuştur. Bu koşullarda, AİHM, başvuranın kardeşinin   güvenlik güçleri tarafından uygulanan şiddetin ardından öldüğü sonucunun, iddia ve   spekülasyon olmaktan çıkıp güvenilir birer gösterge olacağı kanaatine varmıştır. Ancak   AİHM, elinde bulunan kanıt unsurlarının benzeri bir sonucu destekleyecek nitelikte bir   göstergeyi içermediği görüşündedir.   Buradan yola çıkarak AİHS'nin 2. maddesinin bu bağlamda hiç bir ihlali oluşmamıştır.   1. Yürütülen araştırmaların niteliği hakkında*   AİHM, "kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşmede açıklanan hak ve   özgürlükleri tanır" hükmünü içeren AİHS'nin 1. maddesi gereğince devletin üzerine   düşen genel yükümlülük ile beraber 2. maddenin güvence altına aldığı yaşam hakkını   koruma zorunluluğu, zor kullanmanın ardından bir kimsenin ölümüne yol açıldığında   etkili bir soruşturma yürütmeyi gerekli kılmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, McCann ve   diğerleri-İngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, seri A, no: 324, s. 49, § 161 ve Kaya, s.   329, §105).   AİHM, yukarıda açıklanan zorunluluğun sadece devlet görevlilerin bir kimsenin   ölümüne neden olduğu durumlarda geçerli olmadığının altını çizmiştir. Yetkililerin   sadece ölüm hakkında bilgisi olması bile ipso facto 2. maddeden gelen olayın meydana   geldiği şartlar hakkında etkili bir soruşturma yapma zorunluluğunu doğurmaktadır (Bkz.   mutatis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, 1998-IV, s.1778, §82,   Yaşa, s.2438, § 100, ve Hugh Jordan-İngiltere, no:24746/94, §§ 107-109,2001-IH).   Ayrıca AİHM, soruşturmanın asgari etkililik kriterine cevap verecek araştırmanın niteliği   ve derecesinin dava koşullarına bağlı olduğuna kanaat getirmiştir. Araştırmanın niteliği   ve derecesi uygun olayların tümüne dayanarak ve soruşturma işlemindeki uygulamalar   göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla meydana gelebilecek   değişik durumları sadece soruşturma eylem listesine veya diğer basit kriterlere   indirgemek mümkün değildir (Bkz. mutatis mutandis, Velikova-Bulgaristan, no:   41488/98, §80, 2000-VI).   İşbu durumda ön soruşturmadan sorumlu yetkililerin ve yetkili savcılığın olayın   ardından yaptığı girişimler tartışmaya meydan vermemektedir.   AİHM, başvurunun kendilerine ilan edilmesinin ardından Hükümetin soruşturma   dosyasının bir kopyasıyla beraber soruşturmanın gidişatı hakkında bilgi temin ettiğini   kaydetmiştir.   Bu unsurlardan başvuranın firarının hemen ardından firardan sorumlu polisler hakkında   görev ihmali nedeniyle disiplin soruşturmasının başlatıldığı anlaşılmaktadır.   Soruşturma Emniyetin Tetkik Şubesi Müdürü tarafından yürütülmüştür. Mersin bölgesi   Polis Disiplin Konseyi 21 Temmuz 1993 tarihinde, soruşturma sonuçlarına dayanarak   dosya unsurlarının disiplin cezası karan almaya yeterli olmadığı sonucuna varmıştır.   AİHM, ceza soruşturması hakkında 20 Kasım 1994 tarihinde başvuran tarafından   yapılan şikayetin ardından Cumhuriyet Savcısının ön soruşturma yaptığını   gözlemlemiştir. Cumhuriyet Savcısı Mersin Emniyet Müdürlüğünde olay hakkında   soruşturma yapmış ve itham edilen polisleri beyanlarını almak üzere savcılığa celp   etmiştir. Bu yönde AİHM, Cumhuriyet Savcısının 22 Ekim 1996 tarihinde Siirt ve   Şanlıurfa Savcılıklarından firar hakkında iki polisin ifadelerinin alınmasını istemiştir.   Aynı gün Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısında daha önceki taleplerinin sonuçsuz   kalması durumunda itham edilen polisler hakkında yapılan çağrıyı yinelemiş ve bu   ilgisizliğin gerekçeleri hakkında bilgilendirilmesini talep etmiştir.   AİHM, soruşturma dosyasında bulunan unsurlardan polislerin beyanlarının alındığının   anlaşıldığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak 16 Şubat 1998 tarihinde yani şikayetin   yapıldığı tarihten yaklaşık üç yıl üç ay sonra, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın   iddialarını destekleyecek delilin bulunmaması nedeniyle muhakemenin men-i kararı   almıştır. Cumhuriyet Savcısı, Polis Disiplin Konseyinin polisler hakkında ceza kararının   alınmasına gerek olmadığına kanaat getirdiğini ve PKK'nın üyesi olduğu öne sürülen   kişilerin verdiği beyanatlara göre firarinin bu örgüt tarafından Muş bölgesine   gönderilmiş olduğunu ortaya koymuştur.   AİHM, Cumhuriyet Savcısının itham edilen polisleri dinlemediği ve muhakemenin" men-   i kararı almak için PKK üyesi olduğu öne sürülen kişilerin beyanları ve 27 Temmuz   tarihli Disiplin Konseyi kararıyla yetindiği sonucuna varmıştır. Bu bağlamda AİHM,   bu muhakemenin men-i kararının polis tarafından yürütülen bir soruşturmaya   dayandığını kaydetmiştir.   AİHM, dava koşullarında, başvuranın kardeşinin kayboluşundan direk olarak sorumlu   tutuldukları göz önünde bulundurulduğunda polislerin bağımsız bir organ tarafından   dinlenilmesinin büyük bir önem taşıdığının altını çizmiştir.   AİHM, yetkililerin başvuranın beyanları karşısında duyarsız kalmadıklarını söylemekle   birlikte, Cumhuriyet Savcısının yürüttüğü soruşturmanın eksik olduğuna kanaat   getirmiştir. Sonuç olarak AİHM, Savunmacı Hükümetin başvuranın kardeşinin   kaybolma koşulları hakkında uygun ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine   getirmediği sonucuna varmıştır.   Bu bağlamda Sözleşmenin 2. maddesi ihlal edilmiştir.   II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,   A. Tazminat   Başvuran maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmamıştır. Ancak, başvurusunu   yaptığı aşamada 1 000 000 Amerikan Doları tutarında maddi ve manevi zarara   uğradığını iddia etmiştir.   AÎHM, maddi tazminat konusunda başvuranın, kardeşinin ölümünden doğacak gelir   kaybına uğradığına dair kanıt gösteremediğini dolayısıyla bu bağlamda tazminat   verilmesi için bir neden bulunmadığına kanaat getirmiştir.   AİHM, başvuranın, sadece ihlalin bulunduğu sonucuyla tazmin edilemeyecek bir   manevi zarara uğramış olabileceğini kabul etmiştir. AİHM, hakkaniyete uygun karar   alarak başvurana manevi tazminat adı altında 10 000 euro verilmesine karar vermiştir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran masraf ve harcamalara ilişkin hiç bir talepte bulunmamıştır.   Hükümet görüş bildirmemiştir.   AİHM, konuya ilişkin elinde bulunan unsurları ve içtihatı göz önünde bulundurarak bu   bağlamda başvurana herhangi bir miktarın ödenmesi için bir neden bulunmadığına   kanaat getirmiştir.   C. Temerrüt faizi   AİHM, gecikme faiz oranının %3 'lük bir faiz oranı uygulayan Avrupa Merkez   Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına dayandırılmasının   uygun olacağına karar vermiştir.   BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE   AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilerek başvuranın kardeşinin öldürüldüğü iddiasının   ortaya konulamadığına;   Savunmacı Hükümetin etkili soruşturma yürütme zorunluluğunu yerine getirmeden   eksiklik bulunması nedeniyle AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;   a) a) Bu kararın, AİHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme   tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere manevi tazminat için   Savunmacı Hükümetin 10 000 EUR'yu ( on bin euro) başvurana ödemesine;   b) b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için,   yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan   eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine oy birliğiyle karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 13 Temmuz 2004 tarihinde, İçtüzüğün   77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca"yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło