28668/03

WyrokETPCz2008-11-04ECLI:CE:ECHR:2008:1104JUD002866803

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego, trwającego ponad 13 lat, w tym 5-letnie zawieszenie w oczekiwaniu na wynik postępowania karnego, naruszyła prawo skarżącej do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie cywilne trwało nadmiernie długo – ponad 13 lat i 2 miesiące. Kluczowym czynnikiem przyczyniającym się do przewlekłości było pięcioletnie zawieszenie postępowania w oczekiwaniu na wynik sprawy karnej. ETPCz podkreślił, że sąd cywilny, zgodnie z prawem tureckim, nie był związany orzeczeniem sądu karnego i nie miał obowiązku tak długiego oczekiwania. Rząd nie przedstawił zadowalającego wyjaśnienia dla tego opóźnienia, co doprowadziło do stwierdzenia naruszenia prawa do rozsądnego terminu.
Stan faktyczny
Skarżąca, Zöhre Akyol, uległa wypadkowi w windzie w 1990 roku, doznając złamania kręgosłupa. W 1992 roku wszczęła postępowanie cywilne o odszkodowanie za szkody materialne i niematerialne. Postępowanie to trwało ponad 13 lat, w tym pięcioletnie zawieszenie w oczekiwaniu na wynik postępowania karnego, które ostatecznie zakończyło się uniewinnieniem oskarżonych. Ostateczne orzeczenie zasądzające odszkodowanie zapadło w 2005 roku, a skarżąca otrzymała płatność w 2007 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga dotycząca długości postępowania jest dopuszczalna, a pozostała część skargi niedopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącej 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 90 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki ustawowe. 4. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   ZÖHRE AKYOL/TÜRKİYE   (Başvuru no. 28668/03)   KARAR   STRAZBURG   Kasım 2008   Sözkonusu karar AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULİ İŞLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaşı Zöhre Akyol’un (“başvuran”), 23 Temmuz 2003   tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)   34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı   başvurudur (başvuru no. 28668/03).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuran, 1958 doğumludur ve Ankara’da yaşamaktadır.   Kasım 1990’da Ankara’da bulunan Balıkçıoğlu İş Hanı’ndaki asansöre binerken   kaza geçirmiştir. Başvuran bilahare, binada hiçbir uyarı levhası bulunmamasına rağmen   sözkonusu tarihte asansörün onarım altına alındığını ve o durumda asansörü kullanmaya   çalışmasının kazaya sebebiyet verdiğini öğrenmiştir.   Kazayı müteakiben başvuran, Ankara Numune Hastanesi’ne kaldırılmış ve burada   tedavi görmüştür. 20 Ağustos 1991’de hastane ortopedistinin hazırladığı raporda, kaza   nedeniyle başvuranın sırt omurgasının kırıldığı, 45 gün işgöremeyeceği ve 180 gün tedavi   gerektiği belirtilmiştir.   Sözkonusu tarihte asansörü tamir etmekte olan iki işçi aleyhinde, mesleki   ihmalkarlıktan yaralanmaya sebebiyet verme suçlaması ile cezai takibat başlatılmıştır   (1990/986 nolu dava).   Mart 1993’te Ankara Ceza Mahkemesi, sözkonusu iki işçinin başvuranın   yaralanmasından sorumlu olmadığına karar vermiş ve işçiler beraat etmiştir.   Ankara Cumhuriyet Savcısı müteakiben Balıkçıoğlu İş Hanı yöneticisi ve görevlisi   aleyhinde mesleki ihmalkarlıktan yaralanmaya sebebiyet verme suçlaması ile cezai takibat   başlatmıştır (1993/678 nolu dava).   Nisan 1992’de başvuran, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde Balıkçıoğlu İş   Hanı yönetimi ve Elmas Elektrik Sanayi Ticaret A.Ş. (asansör bakım firması) aleyhinde   hukuk davası açmış (1992/284 nolu dava) ve kaza sonucu uğradığı maddi ve manevi zararın   telafisini istemiştir.   Birinci derece mahkemesi Balıkçıoğlu İş Hanı yönetiminin tüzel kişiliği olmaması   nedeniyle 4 Şubat 1993’te davayı reddetmiştir.   Şubat 1993 tarihli kararı müteakiben, 24 Mayıs 1993’te başvuran, Ankara Asliye   Hukuk Mahkemesi önünde Balıkçıoğlu İş Hanı’ndaki dükkan sahipleri ve yönetici aleyhinde   ikinci bir dava açmıştır (1993/452 nolu dava).   Müteakiben 1993/452 nolu dava, 1992/284 nolu dava ile birleştirilmiştir.   Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 2 Şubat 1994’te 1993/678 sayılı dava dosyasını   talep etmiştir. Dosya mahkemeye ulaşmadığı için bu tarihten 22 Mart 1995’ye kadar olan   duruşmalar ertelenmiştir.   Mart 1995’te, dosyayı aldıktan sonra, birinci derece mahkemesi cezai takibatın   sonucunu beklemeye karar vermiştir.   Mart 2000’de başvuranın yasal temsilcisi, birinci derece mahkemesine, Ceza   Kanunu’nun 102. maddesi kapsamındaki yasal sürenin dolması nedeniyle cezai takibatın 2   Kasım 1999’da sona erdiğini bildirmiştir.   Mart 2000 ve 21 Mart 2001 tarihleri arasında Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi yeni   deliller toplamıştır.   Mart 2001’de birinci derece mahkemesi, başvuranın kaza nedeniyle uğradığı maddi   zararın tayin edilmesi için dava dosyasını bilirkişiye göndermeye karar vermiştir.   Nisan 2001’de bilirkişi raporunu sunmuştur.   Ekim 2001’de başvuran, bilirkişinin 25 Nisan 2001 tarihli raporunda vardığı   sonuçları yansıtmak için birinci derece mahkemesine, daha önce talep ettiği tazminat   miktarında değişiklik yaptığı bir dilekçe sunmuştur.   Mayıs 2002’de Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Elmas Elektrik Sanayi Ticaret   A.Ş.’nin ve iş hanındaki dükkan sahiplerinin, başvurana uğramış olduğu maddi ve manevi   zarar için tazminat ödemelerini öngörmüştür.   Mayıs 2003’te Yargıtay 21 Mayıs 2002 tarihli kararı bozmuştur. Tazminat ödemesi   öngörülen şahıslardan birinin, olay tarihinde iş hanında dükkanı bulunmadığını ve birinci   derece mahkemesinin, kararını vermeden önce dükkan sahiplerinin isimlerini belirlemesi   gerektiğini kaydetmiştir. Ayrıca, başvuranın 17 Ekim 2001 tarihli dilekçesinin tüm davalılara   tebliğ edilmesi gerektiğini belirtmiştir.   Aralık 2003’te Yargıtay tarafların 12 Mayıs 2003 tarihli kararın düzeltilmesi   taleplerini reddetmiştir.   Mart 2005’te Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay’ın 12 Mayıs 2003 tarihli   kararı ışığında yeni bir karar vermiş ve Elmas Elektrik Sanayi Ticaret A.Ş. ile olay tarihinde iş   hanında dükkan sahibi olan yedi kişinin, başvurana 1 Kasım 1990’dan itibaren işlemeye   başlayan faiz ile birlikte 3,145,941,990 Türk Lirası (TRL) tazminat ödemelerini öngörmüştür.   Haziran 2005’te Yargıtay, 22 Mart 2005 tarihli kararı onaylamıştır.   Aralık 2007’de başvurana, 21,032.60 yeni Türk Lirası (TRY) ödenmiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, AİHS’nin 6/1 maddesi bağlamında hukuki yargılama süresinin “makul   süre” gereğine uymadığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca, AİHS’nin 13. maddesi kapsamında,   yargılama süresinin aşırı olması nedeniyle tazminat talepleri için başvurabileceği etkili bir iç   hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüştür.   AİHM, başvuranın AİHS’nin 13. maddesi kapsamındaki iddialarının, yargılama   süresine karşı başvurabileceği etkili bir iç hukuk yolu bulunmamasına ilişkin değil, makul bir   süre içerisinde yargılanma hakkına ilişkin olduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle AİHM, 13.   madde bağlamındaki şikayetin yalnızca AİHS’nin 6/1 maddesi yönünden incelenmesi   gerektiği kanaatindedir.   Hükümet, şikayete itiraz etmiştir. Davanın karmaşıklığı ve yükümlülük tespitindeki   güçlük göz önüne alındığında mevcut davadaki yargılama süresinin makul olduğunu ileri   sürmüştür. Hükümet ayrıca, ulusal mahkemenin duruşmaları, Ankara Ceza Mahkemesi   önünde görülen ceza davasının sonucunu beklemek için başvuranın talebi üzerine ertelediğini   ve ulusal mahkemelere atfedilebilecek bir gecikme süresi bulunmadığını belirtmiştir.   Göz önüne alınması gereken süre, başvuranın Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi   önünde dava açtığı 8 Nisan 1992’de başlamış ve Yargıtay’ın, davaya ilişkin nihai kararını   verdiği 23 Haziran 2005’te sona ermiştir. Bu nedenle, iki aşamalı yargılamada on üç yıl iki   aydan fazla sürmüştür.   A. Kabuledilebilirlik   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   AİHM, yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının, dava koşulları ışığında   ve davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumları ve başvuran için davada   neyin tehlikede olduğu gibi kriterlere atfen değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz.,   diğer hususlar meyanında, Frydlender/Fransa [BD], no. 30979/96, 43. paragraf, AİHM 2000-   VII).   AİHM, mevcut davada duruşmaların, Ankara Ceza Mahkemesi önünde görülen ceza   davasının sonucu beklemek için beş yıl süreyle ertelendiğini gözlemlemektedir (1993/678   nolu dava). Ancak AİHM, ne davanın karmaşıklığının ne de beş yıllık ertelemenin, takibatın   uzunluğunu açıkladığını kaydetmektedir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi kararını, hukuki   yargılamaya başlanmasından on yıl sonra vermiştir. Hükümet, sözkonusu aşırı gecikme için   tatmin edici bir açıklamada bulunmamıştır. AİHM, Türk hukuku uyarınca, birinci derece   mahkemesinin, ceza mahkemeleri kararlarına tabi olmadığını ve bu nedenle, ceza davasının   sonucunu beklemek için yargılamayı bu kadar uzun bir süre ertelemek durumunda olmadığını   kaydetmektedir (bkz. Mustafa Türkoğlu/Türkiye, no. 58922/00, 40. paragraf, 8 Ağustos 2006).   Sunulan delilleri inceleyen AİHM, Hükümet’in kendisini, mevcut yargılamanın   uzunluğunun aşırı olmadığına ve “makul süre” gereğini ihlal etmediğine ikna edecek deliller   ya da argümanlar ortaya koymadığı kanısına varmıştır.   Dolayısıyla AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, AİHS’ye ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak mülkiyet   hakkının, cezai yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürmüştür.   Yargılama, makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmış olsaydı, tazminat hakkını daha erken   elde edeceğini ve ondan daha erken yararlanacağını iddia etmiştir.   AİHM, 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin yalnızca mevcut mal ve mülk   dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkını kapsadığını hatırlatır (bkz.   Marckx/Belçika, 13 Haziran 1979 tarihli karar, A Serisi, no. 31, 23. sayfa, 50. paragraf).   AİHM, icraya konulabilirliği yeterince ispat edildiği takdirde bir “alacağın”, 1 no’lu   Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde bir “mülk” teşkil edebileceğini yinelemektedir (bkz.   Burdov/Rusya, no. 59498/00, 40. paragraf, AİHM 2002-III, ve Poltorachenko/Ukrayna, no.   77317/01, 45. paragraf, 18 Ocak 2005).   Mevcut davada, başvuranın tazminat talebi, nihai ve icra edilebilir bir mahkeme kararı   – ki bu karar, 23 Haziran 2005 tarihli Yargıtay kararıdır – ile icraya konulabilirliği ispat   edildiği takdirde bir “mülk” teşkil eder (bkz., mutatis mutandis, Pravednaya/Rusya, no.   69529/01, paragraflar 37-39, 18 Kasım 2004). Sözkonusu tarihten önce başvuran, müdahale   konusu olabilecek bir “mülke” sahip değildir. Bu nedenle başvuranın, tazminattan daha erken   bir tarihte yararlanamamasının, kendisini 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki   mülkiyet haklarından mahrum bıraktığı kabul edilemez.   Dolayısıyla sözkonusu şikayet, dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin 35. maddesinin 3.   ve 4. paragrafları bağlamında reddedilmelidir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran, maddi tazminat olarak 250,000 EUR talep etmiştir. Manevi tazminat olarak   da 50,000 EUR talep etmiştir.   Hükümet, bu taleplerin aşırı ve dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.   AİHM, başvuranın uğradığını iddia ettiği maddi zarara atfen, bu başlık altındaki   talebini gerekçelerle desteklemediğini kaydetmiş ve reddetmiştir. Ancak, başvuranın yalnızca   ihlal tespiti ile telafi edilemeyecek bir sıkıntıya uğramış olması gerektiği sonucuna varmıştır.   Mevcut davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önüne alan ve hakkaniyet temelinde   değerlendirmede bulunan AİHM, başvurana manevi tazminat olarak 10,000 EUR ödenmesine   karar vermiştir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, AİHM önünde yaptığı kırtasiye, fotokopi, çeviri ve posta masrafları için   YTL (yaklaşık 350 EUR) talep etmiştir. Toplam 170 YTL (yaklaşık 90 EUR) tutarında   harcama yaptığını gösteren faturalar sunmuştur.   Hükümet, başvuranın iddialarını kanıtlarla destekleyemediğini belirtmiştir.   AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığını ve   miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak   kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önünde   bulunduran AİHM, başvurana yaptığı masraf ve harcamalar için 90 EUR tazminat   ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE   1. Yargılama süresinin uzun oluşuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalan   kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere   Sorumlu Devlet tarafından başvurana aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;   (i) Manevi tazminat olarak 10,000 EUR (on bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;   (ii)Yargılama masraf ve giderleri için 90 EUR (doksan Euro) ve başvurana   uygulanabilecek her tür vergi;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 4 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło