28809/05
WyrokETPCz2010-03-02ECLI:CE:ECHR:2010:0302JUD002880905
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy władze państwowe naruszyły pozytywny obowiązek ochrony życia żołnierza z art. 2 Konwencji, który popełnił samobójstwo podczas obowiązkowej służby wojskowej, pomimo znanych problemów psychologicznych?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo ma pozytywny obowiązek ochrony życia osób znajdujących się pod jego odpowiedzialnością, w tym żołnierzy odbywających obowiązkową służbę wojskową. W przypadku Atalaya Demirciego, pomimo regularnego monitorowania jego stanu psychicznego, władze nie podjęły wystarczających konkretnych środków zapobiegawczych, takich jak zwolnienie go z obowiązków związanych z użyciem broni lub uniemożliwienie mu dostępu do niej. Trybunał podkreślił, że w sytuacjach zagrożenia życia, zwłaszcza gdy państwo powierza obywatelom broń, musi działać ze szczególną starannością i zapewnić odpowiednie środki dla żołnierzy z zaburzeniami psychicznymi.Stan faktyczny
Atalay Demirci, żołnierz odbywający obowiązkową służbę wojskową w Turcji, popełnił samobójstwo 6 stycznia 2003 roku, używając powierzonego mu karabinu. Od początku służby był poddawany badaniom medycznym i psychologicznym, zdiagnozowano u niego stany lękowe i parasomnię, a także przepisano mu leki antydepresyjne. Pomimo monitorowania jego stanu przez przełożonych i lekarzy, nie został zwolniony z obowiązków związanych z bronią, a jego prośba o pracę w kantynie została odrzucona, ponieważ chciał 'prawdziwej służby wojskowej'.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie odrzucił zarzut wstępny rządu i uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji (stosunkiem głosów 5 do 2). Jednogłośnie uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych skarg. Zasądził zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe dla skarżących, odrzucając jednocześnie roszczenia o szkody majątkowe oraz koszty i wydatki z powodu braku dowodów.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
LÜTFĐ DEMĐRCĐ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 28809/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (28809/05) baꢀvuru numaralı davanın nedeni
T.C. vatandaꢀları ve sırasıyla 1947, 1965, 1980, 1989 ve 1985 doğumlu ve Samsun’da ikamet
eden Lütfi Demirci, Fadime Demirci, Döndü Demirci, Sabire Demirci ve Kadir Demirci’nin
(baꢀvuranlar) 28 Temmuz 2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Samsun Barosu
avukatlarından C. Balcı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Đlk iki baꢀvuran 6 Ocak 2003 tarihinde vefat eden Atalay Demirci’nin anne ve babası, diğer
baꢀvuranlar kız kardeꢀi ve erkek kardeꢀidir.
Atalay Demirci, askerlik hizmetine 27 Ağustos 2002 tarihinde Adana’da baꢀlamıꢀtır.
Jandarma taburunda askeri eğitime baꢀlamadan önce tüm askerlere uygulanan iꢀlemler
kapsamında ilgili ꢀahıs da psikolojik muayene dahil tıbbi bir muayeneden geçirilmiꢀtir. Eylül ve 28 Ekim 2002 tarihli raporlara göre ilgili ꢀahıs, çocukken bir polis tarafından
dövüldüğünü ve bunun sonucunda kekeme olduğunu, bu olayın etkisinden hiçbir zaman
kurtulamadığını ve bu yüzden devamlı uyku bozukluğu yaꢀadığını anlatmıꢀtır. Komutan ilgili
ꢀahıs hakkında düzenlenen raporu «durumunun takip ve kontrol edilmesi gerekir» notunu
düꢀerek imzalamıꢀtır. Kasım 2002 tarihinde, mide ağrısından ꢀikâyetçi olan Atalay Demirci, revir doktoru
tarafından muayene edilmiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde, baꢀkomutan ilgili ꢀahsı taburun tıbbi birimine sevk etmiꢀtir.
Orada yine kötü anılarından ꢀikâyetçi olan Atalay Demirci, çok zor ꢀartlar yaꢀadığını ve
askerlik hizmetine baꢀlamadan hemen öncesine kadar iꢀ yerinde uyumak zorunda kaldığını
eklemiꢀtir. Doktor kendisini Adana Askeri Hastanesi’nin psikiyatri bölümüne sevk etmiꢀ ve
orada muayene eden psikiatr «anksiyete durumu ve parasomni » teꢀhisi koyarak yedi günlük
doktor raporu vermiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde, tabur komutanı Atalay Demirci’yle karꢀılıklı konuꢀmuꢀtur. Bu
görüꢀmeyle ilgili tutanakta ꢀöyle denilmektedir : « Đlgili ꢀahıs geçmiꢀte birçok sorun
yaꢀadığını söylüyor. Gerekli talimatlar kendisine verildi. Ona istediği zaman yine gelebileceği
hatırlatıldı. Psikolojik destek servisi ve sevk için gerekli emir verildi ». Aralık 2002 tarihinde, ilgili ꢀahıs « psikolojik ağırlıklı ꢀikâyeti » sonrasında, tabur
doktoru tarafından yeniden Adana Askeri Hastanesi’ne sevk edilmiꢀtir. Psikiyatr kendisine on
günlük doktor raporu vermiꢀ ve üç hafta sonra tekrar muayene edilmesi için sevkini talep
etmiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde, tabur komutanı Atalay Demirci’yle bir kez daha konuꢀmuꢀtur.
Bu görüꢀme çerçevesinde düzenlenen belgede ꢀöyle denilmektedir : « Đlgili ꢀahıs psikolojik
destek servisi ve askeri hastanede tedavi gördüğünü doğruluyor. ꢁimdilik hiçbir sorunu
olmadığını söylüyor. Ekip komutanına takip ve kontrol edilmesi için emir verildi ».
Belirtilmeyen bir tarihte, Atalay Demirci’ye bir antidepresan ilaç yazılmıꢀtır. Baꢀvuranlar
sözkonusu ilacın prospektüsündeki bilgilerin davayla ilgili bölümünü iletmiꢀlerdir, bu
bölümde ꢀöyle denilmektedir: « Depresif hastalarda intihar riski nedeniyle ilaç küçük
miktarlarda reçete edilmeli veya hastaya verilmelidir ».
En son 2 ve 3 Ocak 2003 tarihlerinde merhumun psikolojik destek merkezinde üstleriyle
yaptığı görüꢀmelerle ilgili olarak düzenlenen raporlarda ilgili ꢀahısın kendisini daha iyi
hissettiğini söylediği belirtilmiꢀtir.
Dosyada merhum tarafından imzalanan ve içerisinde genel güvenlik ve silahlanmayla ilgili
uyulması gerekli yüzlerce emir ve talimatın yar aldığı birçok belge bulunmaktadır.
Talimatlardan bazıları ꢀöyledir: « Psikolojik ve ailesel sorunlarım olduğunda ilk önce
komutanıma baꢀvurmalıyım», «Eğer param kalmadıysa, önce komutanımdan istemeliyim»,
«Yaralayıcı cisimlerle oynamamalıyım», «Dolu olmasa bile silahımı asla baꢀkasına karꢀı
çevirmemeliyim», «Silahımın emniyet pimi daima kapalı durumda olmalıdır», «Nöbet
sırasında silahımla oynamamalıyım», « Depresif arkadaꢀlarım varsa komutanıma
bildirmeliyim», « Nöbetçi arkadaꢀım anormal davranıꢀlar sergiliyorsa komutanıma
bildirmeliyim», v.s. Ocak 2003 tarihinde, nöbet tutarken, Atalay Demirci kendisine teslim edilen tüfeği
ateꢀleyerek intihar etmiꢀtir.
Bu olaydan sonra, olay yeri inceleme, otopsi, merhumun ellerinde barut izi araꢀtırması,
balistik incelemeler ve parmak izi incelemeleri yapılmıꢀ, merhumun yazdığı notlar üzerinde
bir grafolojik bilirkiꢀi raporu düzenlenmiꢀ ve birçok tanığın ifadesi alınmıꢀtır.
Jandarma içerisinde de bir soruꢀturma baꢀlatılmıꢀ ve merhumun hiyerarꢀik üstleri ve
arkadaꢀları sorgulanmıꢀtır. Bu soruꢀturma kapsamında dinlenen tanık tutanaklarına göre, ilgili
ꢀahıs psikolojik sorunları nedeniyle tabur komutanının emriyle dıꢀ nöbet diye adlandırılan
nöbetlerde değil, kıꢀla içerisindeki nöbetlerde görevlendirilmiꢀtir; silahla ilgili görevlerini
yerine getiremeyeceğine dair hiçbir tıbbi rapor bulunmamaktadır ve bizzat kendisi kantinde
çalıꢀma teklifini « gerçek askerlik yapmak » istediğini belirterek reddetmiꢀtir; para sıkıntısı
bulunmamaktadır; son olarak da tabur içerisinde hakaret veya dövme gibi olaylar vuku
bulmamıꢀtır. Aralık 2003 tarihinde, intihar ettiği sonucunu çıkaran Adana askeri savcısı delillere
dayanarak ve üçüncü ꢀahıslara sorumluluk yükleyecek unsur bulunmadığını belirterek,
takipsizlik kararı vermiꢀtir. ꢁubat 2004 tarihinde, bu karar merhumun babası baꢀvuran Bay Lütfi Demirci’ye tebliğ
edilmiꢀtir. Ekim 2004 tarihinde, askeri idare mahkemesi bu arada yapılan tam kadro mahkeme
oturumu talebini baꢀvuranların yakınının ölümü ile idarenin bir hatası ya da objektif
sorumluluğu arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, askeri yetkililerin genç adamın geçmiꢀteki psikolojik sorunlarını dikkate
almaları ve kendisine silah vermemeleri gerektiği yönündeki argümanlarını yineleyerek ve
verilen ilacın onu intihara sürüklediğini iddia ederek, askeri idare hukukundaki tek itiraz yolu
olan kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuꢀlardır. 2 ꢁubat 2005 tarihinde, mahkeme bu
talebi reddetmiꢀtir.
HUKUK
Yetkililerin yakınlarını koruyamadığına kanaat getiren baꢀvuranlar, AĐHS’nin 2.
maddesinin ihlal edildiğinden ꢀikâyetçi olmaktadır. Özellikle Atalay Demirci’ye verilen ilacın
prospektüsündeki bilgilere atıfta bulunan baꢀvuranlar, bu ilacın intihara sürükleyici nitelikte
olduğunu ve yakınlarının bu ilaçla yapılan tedavi süresince kontrol altında tutulması
gerektiğini iddia etmektedir.
Baꢀvuranlar, ayrıca AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddelerine atıfta bulunarak, idare
mahkemesinin kendi argümanlarını gereği gibi incelemediklerini ve sözkonusu ilaçla ilgili
iddialarının doğruluğunu araꢀtırmak üzere bilirkiꢀi raporu istemediklerini ileri sürmektedir.
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN
Hükümet, baꢀvuranların 31 Aralık 2003 tarihli takipsizlik kararına itiraz etmediklerini
gerekçe göstererek AĐHM’nin öncelikle baꢀvuruyu kabuledilemez ilan etmesini istemektedir.
AĐHM, baꢀvuranların askeri idare mahkemesi önünde bir tam kadro mahkeme oturumu
baꢀvurusu yaptıklarını gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, baꢀvuranların iç hukuk yollarını
tükettiği kanaatine varmaktadır. Üstelik baꢀvuranlar iç hukuk yollarının çokluğu dolayısıyla
ve bu yolların hepsini kullanamayıp sadece birini seçmek zorunda bırakıldıkları için 31 Aralık tarihli karara itiraz etmemiꢀlerdir (bakınız, mutatis mutandis, Rusya aleyhine Umayeva
davası (karar), no 1200/03, 11 Aralık 2007; yine bakınız Türkiye aleyhine Salman davası
[GC], no 21986/93, prg. 83, CEDH 2000-VII ; Türkiye aleyhine Acar davası (karar), no
24940/94, 3 Mayıs 2001 ; ve Türkiye aleyhine Erdoğan davası (karar), no 26337/95, 6 Eylül ; bir askerin üstünün aꢀağılayıcı davranıꢀları karꢀısında intihar ettiği ve Hükümetin
baꢀvuran daha önce ceza davasını baꢀlattığı gerekçesiyle idari hukukta tazminat davası
açmadığı ve bu suretle iç hukuk yollarını tüketmediği yönündeki ön itirazının AĐHM
tarafından reddedildiği Türkiye aleyhine Abdullah Yılmaz davasının koꢀullarıyla
karꢀılaꢀtırınız, no 21899/02, prg. 47, 17 Haziran 2008,). Dolayısıyla, Hükümetin mevcut
davada sunduğu ön itirazın da reddedilmesi uygun olacaktır.
AĐHM, ayrıca baꢀvurunun AĐHS’nin 35. maddesinde belirtilen baꢀka bir kabuledilemezlik
gerekçesi bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu itibarla, baꢀvurunun kabuledilebilir ilan
edilmesi uygun olacaktır.
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, esas itibariyle yakınlarının intihar etmesini engelleyebilecek önlemlerin
yokluğundan ꢀikâyetçi olmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranların bu savına karꢀı çıkmakta ve askerin intiharında yetkililerin hiçbir
sorumluluğu olmadığını savunmaktadır.
AĐHS’nin 2. maddesinin mevcut davayı ilgilendiren bölümü aꢀağıdaki gibi kaleme
alınmıꢀtır:
A. Genel ilkeler
AĐHS’nin 2. maddesinde, Devletlere, bir kimseyi yetkililerin sorumluluğu altında
bulunurken üçüncü kiꢀilerin ölümcül eylemlerine (Birleꢀik Krallık aleyhine Osman davası
[GC], 28 Ekim 1998, prg. 115, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII) ya da bazı özel
koꢀullarda kendi eylemlerine karꢀı korumaları amacıyla uygulamaya iliꢀkin tüm tedbirleri
almalarını içeren pozitif yükümlülük yüklenmektedir (Birleꢀik Krallık aleyhine Keenan
davası, no 27229/95, prg. 89-93, CEDH 2001-III). Bu yükümlülük hiç ꢀüphesiz zorunlu
askerlik hizmeti için de geçerlidir ve Devletler bu hayati önem taꢀıyan görevlerini yerine
getirirken etkili yasal ve idari bir sistemi uygulamaya koymak durumundadır (Đspanya
aleyhine Álvarez Ramón davası (karar), no 51192/99, 3 Temmuz 2001 ve Türkiye aleyhine
Abdullah Yılmaz davası, no 21899/02, prg. 55-58, 17 Haziran 2008).
Bu özel alanda yapılacak düzenleme, risklere uygun kurallara bağlanmalı ve Devlet
tarafından ellerine silah verilen vatandaꢀların bazı faaliyetlerin doğası icabı ya da insan
unsuru dolayısıyla askerlik yaptıkları süre içerisinde bulundukları hayati tehlikeye karꢀı etkili
bir ꢀekilde korunmasını sağlayacak ve farklı kademelerde yetkililerin olası hatalı
davranıꢀlarını bertaraf edecek uygun tedbirlerin alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda,
ilgili sağlık kurumlarının da silah altına çağırılan askerlerin korunmasını sağlayacak önlemleri
alması gerekmektedir, zira bazı durumlarda silah altındaki askerlerin sağlıklarını ilgilendiren
konularda ortaya çıkan eksik ve aksaklıklar askeri tıp kurumlarını AĐHS’nin 2. maddesi
açısından sorumlu hale getirebilir (Türkiye aleyhine Kılınç ve diğerleri davası, no 40145/98,
prg. 40-43, 7 Haziran 2005).
B. Mevcut davada uygulama
AĐHM, öncelikle prospektüste yazılan bilgilerde aslında ilacın hastayı intihara sürüklediği
değil, intihar eğilimli depresif hastanın bütün hapları bir anda içerek intihar etmesini
engellemek için ilacın küçük miktarlarda verilmesi gerektiği belirtilmekte olduğundan,
baꢀvuranların yakınlarına reçete edilen antidepresan ilaçla ilgili iddialarının sonucu
değiꢀtirmediğini kaydetmektedir.
Daha sonra, yukarıdaki ilkelere atıfta bulunan AĐHM, Atalay Demirci’nin askerlik
hizmetinin baꢀlangıcından itibaren düzenli olarak tıbbi ve psikolojik açıdan takip edildiğini
gözlemlemektedir. Đlgili ꢀahısın durumu ayrıca hiyerarꢀik üstleri tarafından da takip
edilmekteydi. Böylelikle kendisi 15 Eylül 2002 ile 3 Ocak 2003 tarihleri arasında onlarca kez
muayene edilmiꢀ ve karꢀılıklı görüꢀmelere konu olmuꢀtur.
AĐHM, ayrıca baꢀvuranların yakınlarının psikolojik bozukluğunun askerlik hizmetiyle
alakalı olmadığını ve diğer askerler ya da hiyerarꢀik üstlerinin aꢀağılayıcı veya değer
düꢀürücü davranıꢀlarına maruz kalmadığını kaydetmektedir (Abdullah Yılmaz davası, ilgili
bölüm ile karꢀılaꢀtırınız). Üstelik, soruꢀturma sırasında alınan ifadelere bakıldığında, prensip
olarak bir asker eğer silah gerektiren görevleri yerine getiremeyecek durumda ise doktorların
raporlarında bu durumu belirttikleri anlaꢀılmaktadır.
Oysa mevcut davada ya bu sistem yanlıꢀ iꢀledi, ya da davanın bu boyutu pasif kalan
yetkililer tarafından gereği gibi incelenmedi. Askeri yetkililer her ne kadar Bay Atalay’ın tıbbi
muayene ve takibini sıklaꢀtırarak yakından kontrol altına almıꢀ olsalar da, gerekli korumayı
sağlayamamıꢀlardır. Dolayısıyla yetkililer, örneğin, yalnızca 2 ve 3 Ocak 2003 tarihlerindeki
ifadelerinde kendisini daha iyi hissettiğini söylemesine bakarak ilgili ꢀahsın kantinde çalıꢀma
teklifini reddetmesini onun isteğine bırakmamaları gerekirdi. Yetkililer, ilgili ꢀahsa verdikleri
psikolojik ve tıbbi takibe paralel olarak silah kullanımıyla alakalı görevlerden muaf tutmaları,
hatta onun silahlara ulaꢀımını engellemeleri gerekirdi. Askerliğin zorunlu olduğu ülkelerde
Devlet’in pozitif yükümlülükler ıꢀığında silah taꢀımayı gerektiren askerlik hizmeti gibi
bireylerin hayatlarının tehlikede olduğu durumlarda özel bir itinayla hareket etmesi ve
psikolojik rahatsızlıkları bulunan askerler için uygun önlemler ve tedavi öngörmesi
gerekmektedir. Mevcut davada, böylesi bir bozukluk askerlik hizmetinin baꢀlangıcında ortaya
çıktığına göre Devlet’in askerlik hizmeti sırasında intiharları önlemek amacıyla kurduğu
sistem, yetkililerden beklenen makul somut önlemlerin alınmadığı yani ilgili ꢀahısın öldürücü
silahlara ulaꢀımının engellenmediği anlaꢀılmaktadır (Türkiye aleyhine Ataman davası, no
46252/99, prg. 61, 27 Nisan 2006, karꢀılaꢀtırınız Türkiye aleyhine Ömer Aydın davası, no
34813/02, prg. 6-32 ve 51-59, 25 Kasım 2008, ve Türkiye aleyhine Salgın davası, no
46748/99, prg. 11-50 ve 79-84, 20 ꢁubat 2007).
Devlet’in Atalay Demirci’yi kendi davranıꢀlarına karꢀı korumak için uygun önlemlerin
alınması yönündeki pozitif yükümlülükleriyle ilgili olarak AĐHS’nin 2. maddesi ihlal
edilmiꢀtir.
III. DĐĞER ꢁĐKÂYETLER HAKKINDA
AĐHS’nin 2. maddesi için bir ihlalin söz konusu olduğunu tespit eden AĐHM, diğer
ꢀikâyetlerle ilgili olarak mevcut baꢀvuruda ortaya konan temel hukuki sorunu incelediği
kanaatine varmaktadır. Davadaki olaylar ve tarafların argümanları göz önüne alındığında
AĐHM, AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddelerine dayalı diğer ꢀikâyetlerin karara bağlanması
gerekmediği sonucuna varmaktadır (Türkiye aleyhine Kamil Uzun davası, no 37410/97,
prg. 64, 10 Mayıs 2007).
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
41. madde bağlamında Bay Lütfi Demirci ve Bayan Fadime Demirci, oğullarının mali
desteğini kaybettikleri gerekçesiyle maddi tazminat olarak sırasıyla 6 000 ABD Doları ve 000 ABD Doları verilmesini talep etmektedir.
Yukarıda adı geçen baꢀvuranlar ayrıca manevi tazminat olarak her biri için 5 000
Amerikan Doları talep etmektedir. Diğer üç baꢀvuran, manevi tazminat olarak her biri için 000 ABD Doları talep etmektedir (manevi zarar karꢀılığı olarak talep edilen bu rakamlar
talep tarihi olan 16 ꢁubat 2009 tarihinde sırasıyla yaklaꢀık 3 920 Euro ve 1 570 Euro tutarına
tekabül etmektedir).
Yargılama gider ve masraflarıyla ilgili olarak baꢀvuranlar avukat ücreti olarak 1 000 ABD
Doları ve AĐHM önünde görülen yargılamayla ilgili olarak yapılan çeꢀitli harcamalar
karꢀılığında da 500 ABD Doları talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM, iddia edilen zarar ile AĐHS’nin ihlali arasında açık bir nedensellik bağı olması
gerektiğini ve adil tatminin, gerektiğinde, maddi destek kaybı karꢀılığında bir tazminat
içerebileceğini hatırlatmaktadır (bakınız, Türkiye aleyhine Kavak davası, no 53489/99,
prg. 109, 6 Temmuz 2006). Bununla birlikte, mevcut davada, AĐHM baꢀvuranların Atalay
Demirci’nin vefatına kadar verdiği maddi destekle ilgili herhangi bir kanıt belgesi ya da
açıklama sunmadığını gözlemlemektedir. Bu durumda AĐHM, maddi tazminat talebini
reddetmektedir.
Buna karꢀın AĐHM, yetkililerin baꢀvuranların yakınının hayatını koruma yükümlülüklerini
yerine getirmek için gerekli önlemleri almadıklarını tespit etmektedir. Bu olay sonrası
baꢀvuranlar, hayal kırıklığına uğramıꢀ, sıkıntı ve kaygı duymuꢀlar; dolayısıyla AĐHS’nin
ihlalinin tespitinin yeterli olamayacağı derecede manevi yıkıntı yaꢀamıꢀlardır (bakınız,
diğerleri arasından, Kavak, ilgili bölüm, prg. 110). Bu itibarla AĐHM, manevi tazminat olarak,
talep edilen tutarın tamamının baꢀvuranlara ödenmesine hükmetmektedir.
Diğer talepler için AĐHM, baꢀvuranların avukat ücretleri ile yargılama gider ve masrafları
için herhangi bir kanıt belgesi ya da makbuz sunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla,
AĐHM bu talepleri reddetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, Hükümetin ön itirazının reddine ve baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Đkiye karꢀı beꢀ oyla AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, kalan diğer ꢀikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
4. Oybirliğiyle,
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından manevi tazminat olarak;
i. baꢀvuran Lütfi Demirci’ye 3.920 (üç bin dokuz yüz yirmi) Euro ödenmesine,
ii. baꢀvuran Fadime Demirci’ye 3.920 (üç bin dokuz yüz yirmi) Euro ödenmesine,
iii. baꢀvuran Döndü Demirci’ye 1 570 (bin beꢀ yüz yetmiꢀ) Euro ödenmesine,
iv. baꢀvuran Sabire Demirci’ye 1 570 (bin beꢀ yüz yetmiꢀ) Euro ödenmesine,
v. baꢀvuran Kadir Demirci’ye 1 570 (bin beꢀ yüz yetmiꢀ) Euro ödenmesine,
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Oybirliğiyle, adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 2 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 ve Đçtüzüğün 74/2 maddelerine uygun olarak Yargıçlar
Ireneu Cabral Barreto ve András Sajó’nun ayrı oy görüꢀü yer almaktadır.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło