28925/03

WyrokETPCz2008-04-08ECLI:CE:ECHR:2008:0408JUD002892503

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania katastralnego, trwającego ponad 40 lat, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji, a także prawo do rzetelnego procesu i prawo własności z art. 1 Protokołu nr 1?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie katastralne, które trwało od 1959 do 2002 roku, a w okresie objętym jurysdykcją Trybunału (od 1987) przez około 15 lat, było nadmiernie długie. Odwołując się do swojego ugruntowanego orzecznictwa, Trybunał ocenił długość postępowania w świetle złożoności sprawy, zachowania skarżących i władz krajowych oraz znaczenia sprawy dla stron. Stwierdził, że argumenty rządu tureckiego dotyczące złożoności sprawy i rzekomego przyczynienia się skarżących do opóźnień nie były przekonujące. W konsekwencji Trybunał uznał, że doszło do naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. W kwestii rzetelności postępowania, Trybunał przypomniał, że nie jest sądem czwartej instancji i nie znalazł podstaw do stwierdzenia naruszenia. Skargę z art. 1 Protokołu nr 1 uznał za nie wymagającą odrębnego badania w świetle stwierdzonego naruszenia art. 6 ust. 1.
Stan faktyczny
Skarżący, obywatele Turcji, byli stronami w długotrwałym postępowaniu katastralnym dotyczącym działki gruntu o numerze 780 w Tosmur (Alanya). Postępowanie zostało wszczęte w 1959 roku przez sołtysa wsi w celu zarejestrowania gruntu jako własności wiejskiej, czemu sprzeciwili się poprzednicy skarżących, powołując się na akt własności z 1936 roku. Sprawa obejmowała liczne decyzje sądu katastralnego i uchylenia przez Sąd Kasacyjny, dotyczące m.in. powierzchni gruntu, jego charakteru (nawadniany/nienawadniany) oraz zasiedzenia. Całe postępowanie trwało od 9 lutego 1959 roku do 16 grudnia 2002 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną w zakresie przewlekłości postępowania i art. 1 Protokołu nr 1, a w pozostałym zakresie za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Uznał, że nie ma potrzeby badania skargi na podstawie art. 1 Protokołu nr 1. 4. Zasądził od pozwanego państwa na rzecz skarżących, wspólnie, kwotę 10 800 EUR tytułem zadośćuczynienia niemajątkowego, powiększoną o odsetki ustawowe. 5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   ÖZGEN vd. -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:28925/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Nisan 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28925/03) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀları) Raziye Özgen, Huriye Akar (Özgen), Durkadın Karaosmanoğlu1, Ümmehani   Demir (Özgen), Fatma Yiğit (Özgen), Ummahani Akkanat (Özgen), Osman Özgen, Duran   Karaosmanoğlu2, Ömer Özkan’ın (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15   Ağustos 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar, sırasıyla 1919, 1960, 1939, 1951, 1953, 1943, 1947, 1938 ve 1940 doğumlu olup   Tosmur’da (Alanya) ikamet etmektedirler.   ꢁubat 1959 yılında, Tosmur Köyü (Alanya) muhtarı, köylülerin küçükbaꢀ hayvanları için   otlak olduğunu ileri sürerek, 780 parsel numaralı taꢀınmazın köy mülkü olarak kaydedilmesi   talebiyle Alanya Kadastro Mahkemesi’ne baꢀvuruda bulunmuꢀtur.   Sırasıyla 27 Nisan ve 26 Eylül 1959 tarihlerinde, Hazine ve Oba köyü, ihtilaflı taꢀınmaz   üzerinde hak talebinde bulunmuꢀ ve müdahil taraf sıfatıyla yargılamaya katılma talebinde   bulunmuꢀlardır.   Sözkonusu dava, Bekir Özkan ve Rüꢀtü Özgen aleyhine açılmıꢀtır.   Mart 1965 tarihinde, Kadastro Mahkemesi, sözkonusu talebi reddetmiꢀ ve ihtilaflı   taꢀınmazın müꢀterek olarak Bekir Özkan ve Rüꢀtü Özgen adına kaydedilmesine karar   vermiꢀtir.   Kasım 1965 tarihinde, Yargıtay, bu kararı bozmuꢀtur.   Davayı iadeten görmekte olan Kadastro Mahkemesi 9 Eylül 1977 tarihinde, Bekir Özkan ve   Rüꢀtü Özgen’in, taleplerini Mayıs 1936 tarihli tapu kaydıyla desteklediklerini tespit etmiꢀtir.   Kadastro Mahkemesi, dava konusu parselin 134.280 m2 lik bir alan olduğunu, davalı tarafın   sunduğu tapu kaydının ise yalnızca 13.785 m2 lik bir alanı kapsadığını belirlemiꢀtir.   Mahkeme, Hazine’nin yalnızca sözkonusu taꢀınmazın fazla olan kısmını talep ettiği sonucunu   çıkarmıꢀtır.   Bilirkiꢀi raporlarını temel alarak, Kadastro Mahkemesi, tapu kaydına kaydedilen alanın, dava   konusu taꢀınmazın gerçek alanına tekabül ettiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır. Sonuç olarak Mahkeme,   sözkonusu taꢀınmazın, Bekir Özkan ve yargılama sırasında 13 Ocak 1970 tarihinde vefat eden   Rüꢀtü Özgen’in mirasçıları adına müꢀterek olarak tescil edilmesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuranların avukatları tarafından sunulan nüfus kayıtlarında, baꢀvuranın Özgen olan soyadı, daha sonra   Karaosmanoğlu olarak değiꢀmiꢀtir.   Baꢀvuranların avukatları tarafından sunulan nüfus kayıtlarında, baꢀvuranın Özgen olan soyadı daha sonra   Karaosmanoğlu olarak değiꢀmiꢀtir.   Sözkonusu mirasçılar, baꢀvuranın eꢀi Raziye Özkan (Özgen) ile Durkadın Özgen, Ümmehani   Özgen, Fatma Özgen, Huriye Özgen ve Osman Özgen’di.   Aralık 1978 tarihinde Yargıtay, bu kararı bozmuꢀtur.   Nisan 1979 tarihinde, Yargıtay, karar düzeltme baꢀvurusunu reddetmiꢀtir.   Davayı iadeten görmekte olan Kadastro Mahkemesi, 18 Haziran 1986 tarihinde, tapu   kaydında geçtiği ꢀekliyle, taꢀınmazın hudutlarının, dar vadilerden oluꢀtuğuna, bu nedenle de   değiꢀmez olarak değerlendirilemeyeceğine, öyle ki tapu kaydında tanımlanan alanın değiꢀmiꢀ   ve daha geniꢀ bir alanı kaplar hale gelmiꢀ olmasının mümkün olduğuna kanaat getirmiꢀtir.   Yeni bilirkiꢀi raporlarının ve tanıkların dinlenmesinin ardından, Mahkeme, kadastro kaydı   dıꢀında kalan 6.917 m lik kayalık bölge haricindeki ihtilaflı taꢀınmazın baꢀvuranlar adına   tescil edilmesine karar vermiꢀtir.   Mayıs 1988 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, ihtilaflı taꢀınmazın zamanaꢀımı   yoluyla iktisaba konu olup olamayacağını araꢀtırmadığına kanaat getirerek, incelemenin   yetersiz yapıldığı gerekçesiyle bu kararı bozmuꢀtur.   Eylül 1989 tarihinde, Yargıtay, karar düzeltme talebini reddetmiꢀtir.   Davayı iadeten inceleyen Kadastro Mahkemesi, 29 Mayıs 1991 tarihinde yeni bilirkiꢀi raporu   ıꢀığında, Kadastro Mahkemesi, ihtilaflı taꢀınmazın 81.335 m2 geniꢀliğindeki kısmının,   zamanaꢀımı yoluyla iktisap uyarınca 1981 yılında ölen Bekir Özkan’ın mirasçılarının ve   Rüꢀtü Özgen’in adına müꢀterek olarak tescil edilmesine karar vermiꢀtir. Mahkeme ayrıca   Hazine’nin talebini kısmen haklı bulmuꢀ ve 52.945 m2 lik alanın da Hazine adına tescil   edilmesine karar vermiꢀtir. Bekir Özkan’ın mirasçıları Emine Özkan, Duran Özkan, Ömer   Özkan, Osman Özkan ve Ummahani Özkan’dı.   Haziran 1994 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını kısmen onamıꢀ ve   kanıtların değerlendirilmesinde ve hesaplamada hata yapıldığı gerekçesiyle de kararı kısmen   bozmuꢀtur. Yargıtay, 100 dönüme kadar olan alanlar için davalıların zamanaꢀımı yoluyla   iktisaptan yararlanma hakkına sahipken baꢀvuranlara verilen alanın yetersiz olduğunu   belirtmiꢀtir. Davalıların, zamanaꢀımı yoluyla iktisap uyarınca ek olarak 59.385 m2 lik alan   üzerinde hakları bulunmaktaydı.   Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay, baꢀvuranların yaptığı karar düzeltme talebini, ilk derece   mahkemesinin kararını onayladığı kısım için reddetmiꢀ, buna karꢀın, kararını bozduğu kısmı   için kabul etmiꢀtir. Bu bağlamda Yargıtay, ihtilaflı taꢀınmazın sulanabilir bir alan olduğunu,   bu nedenle de 13 Haziran 1994 tarihli kararında belirtildiği gibi 100 dönümlük alana değil 80   dönümlük alana tekabül ettiğini belirlemiꢀtir. Böylece, Yargıtay, böylece bu konudaki kararını   düzeltmiꢀtir.   Davayı iadeten yeniden gören Kadastro Mahkemesi, 5 Mayıs 2000 tarihinde Yargıtay’ın   kararına uymuꢀ ve ek bilirkiꢀi raporunu göz önüne alarak kadastro planında ve bilirkiꢀi   raporunda belirtilen sulanabilir alandan 39.385 m2 lik bir bölümün baꢀvuranlara ek olarak   verilmesi gerektiğine kanaat getirmiꢀtir. Taꢀınmazın geri kalan kısmı, Hazine’ye verilmiꢀtir.   ꢁubat 2001 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu taꢀınmazın 39.385 m2 lik alanının baꢀvuranlara   müꢀterek olarak, geri kalan kısmının da Hazine’ye verilmesine hükmeden ilk derece   mahkemesinin kararını onamıꢀtır. Yargıtay, bununla birlikte, ilk derece mahkemesinin   kararının, baꢀvuranlara verilen 39.385 m2 lik alanın içinde yer alan iki alanı belirtmeyi   atladığını tespit etmiꢀtir. Bu eksikliğin, ilk derece mahkemesinin kararının infazı sırasında   tereddüt oluꢀturabileceğine kanaat getirerek Yargıtay, maddi hata yapıldığı gerekçesiyle   kararın sadece bu kısmını bozmuꢀtur.   Temmuz 2001 tarihinde, Yargıtay, bu karar hakkında yapılan karar düzeltme baꢀvurusunu   reddetmiꢀtir.   Davayı iadeten gören Kadastro Mahkemesi, 28 Aralık 2001 tarihinde, ilk derece   mahkemesinin kararının bozulan kısmı haricinde kararın nihai hale geldiğini ve bu konuda   karar vermeye gerek olmadığını belirtmiꢀtir. Kadastro Mahkemesi, 5 Mayıs 2000 ve 20 ꢁubat   tarihli kararlarla tespit edilmesinin ardından baꢀvuranlara verilen alanları belirtmekle   yetinmiꢀtir.   Temmuz 2002 tarihinde, Yargıtay, alanın tespitine iliꢀkin olarak yapılan maddi bir hatanın   düzeltilmesinin ardından sözkonusu kararı onamıꢀtır.   Yargıtay 16 Aralık 2002 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiꢀ ve bu karar baꢀvuranların   avukatına 17 ꢁubat 2003’te bildirilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLMESĐ HAKKINDA   Baꢀvuranlar, yargılama sırasında yürürlüğe giren yasa hükümlerinin uygulanmasını ve   ifadelerin dikkate alınma yöntemlerini göz önüne alarak yargılamanın hakkaniyetten yoksun   olmasından ꢀikayetçilerdir. Ayrıca baꢀvuranlar, yargılama süresinin, AĐHS’nin 6/1 maddesi   ile öngörülen “makul süre” ilkesine riayet etmediğini ileri sürmektedirler.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   1. Yargılamanın hakkaniyetine iliꢀkin   Özellikle ifadelerin dikkate alınma yöntemini göz önüne alarak yargılamanın hakkaniyetten   yoksun olduğu kapsamında baꢀvuranların yapmıꢀ oldukları ꢀikayete iliꢀkin olarak AĐHM,   ulusal bir mahkemenin karar almasını sağlayan olayın unsurlarını değerlendirme yetkisinin   bulunmadığını zira kendisinin üçüncü veya dördünce derece yargı makamı olmadığını   hatırlatmaktadır. Ayrıca AĐHM’nin görevi tanıkların ifadelerinin hukuka uygun bir biçimde   delil olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda görüꢀ bildirmek olmayıp, kanıt unsurlarının   sunuluꢀ biçimleri de dahil olmak üzere bütünlük içerisinde değerlendirilen yargılamanın   hakkaniyete uygun olup olmadığını araꢀtırmaktır (Bkz. Van Mechelen ve diğerleri- Hollanda,   Nisan 1997 tarihli karar). Dosya unsurları göz önüne alındığında mevcut davanın   hakkaniyete uygun olduğu görülmektedir. Sonuç olarak, baꢀvurunun bu kısmı açıkça   dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmesi   gerekmektedir.   Yargılamanın hakkaniyetine iliꢀkin olarak yapılan mevzuat değiꢀiklikleri hususundaki iddiaya   iliꢀkin olarak ise ꢀikayetin genel bir üslupla düzenlendiğini ve baꢀvuranların, bu konuya hiçbir   açıklık getirmediğini tespit etmek gerekmektedir. Sözkonusu ꢀikayet, hiçbir hukuki mesnede   dayanmamaktadır. Sonuç olarak, sözkonusu ꢀikayet, açıkça dayanaktan yoksundur ve   AĐHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca ꢀikayetin reddedilmesi gerekmektedir.   2. Yargılama süresine iliꢀkin olarak   Hükümet, baꢀka bir açıklamada bulunmadan iç hukuk yollarlının tüketilmediği gerekçesiyle   AĐHM’ye sözkonusu ꢀikayeti reddetme çağrısında bulunmaktadır.   Baꢀvuranlar görüꢀ bildirmemektedirler.   AĐHM, Hükümet’in mevcut davada baꢀvuranların tüketmesi gereken iç hukuk yolları ve   amacı hususunda hiçbir açıklamada bulunmadığını belirtmektedir. Ayrıca AĐHM, Türk Hukuk   düzeninin yargılanabilirlere, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca yargılama süresi hakkında   ꢀikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir baꢀvuru yolu sunmadığını daha önce tespit etme   imkanı bulunduğunu hatırlatmaktadır (Tendik ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 23188/02, 22   Aralık 2005). Sonuç olarak, baꢀvuranların, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapmıꢀ   oldukları ꢀikayetleri çözüme kavuꢀturacak herhangi bir baꢀvuru yoluna sahip oldukları   belirtilmemiꢀtir. Hükümet’in bu husustaki itirazının kabuledilemez olduğu sonucuna   ulaꢀılmaktadır.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, davanın karmaꢀıklığı ile olgusal ve hukuki koꢀullar gibi davanın olağanüstü   koꢀullarını AĐHM’nin dikkatine sunmaktadır. Bu bağlamda Hükümet, iç hukukta bazılarında   baꢀvuranların hazır bulunmadığı yüze yakın duruꢀma gerçekleꢀtirildiğini belirtmiꢀtir. Ulusal   merciler, keꢀif yaptırmıꢀ, tanıkların ifadelerine baꢀvurmuꢀ ve bilirkiꢀi raporları hazırlatmıꢀtır..   Hükümet, yargılamanın yavaꢀlamasına baꢀvuranların katkısı olduğunu ve hiçbir eksikliğin,   ulusal mercilere isnat edilemeyeceğini savunmaktadır.   Baꢀvuranlar, bu argümanlara itiraz etmektedirler.   Đhtilaflı yargılama 9 ꢁubat 1959’da baꢀlamıꢀ ve 16 Aralık 2002 tarihinde sonlanmıꢀtır. Ancak,   dikkate alınacak dönem, 28 Ocak 1987 döneminde Türkiye’nin kiꢀisel baꢀvuru hakkını   tanımasıyla baꢀlamaktadır. Bununla birlikte, bu tarihten itibaren geçen sürenin makul   niteliğini değerlendirmek için, davanın sözkonusu dönemde içinde bulunduğu durumu göz   önüne almak gerekmektedir. Bu bağlamda sözkonusu tarihe kadar dava zaten yirmi sekiz yıl   sürmekteydi ve bu tarihten sonra da yaklaꢀık on beꢀ yıl daha devam etmiꢀtir.   AĐHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koꢀullarını takiben ve mahkeme yerleꢀik   içtihatları, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer   bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Frydlender-   Fransa, baꢀvuru no: 30979/96).   AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok dava incelemiꢀ ve AĐHS’nin   6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir.   Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AĐHM, Hükümet’in davanın   farklı sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.   Konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alarak AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin çok   uzun olduğuna ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediğine kanaat getirmektedir.   Bu durumda AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuranlar, ihtilaflı yargılama süresinin uzunluğunun, 1 No’lu Ek Protokol’un 1. maddesi ile   güvence altına alınan mallarına saygı haklarını ihlal etmesinden de ꢀikayetçidir.   Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin, yukarıda incelenen ꢀikayetle ilgili olduğunu ve kabuledilebilir   nitelikte olduğunu belirtmektedir.   AĐHS’nin 6/1 maddesi hakkındaki tespitini göz önüne alarak AĐHM, mevcut davada ihlal   edilmiꢀ olsa dahi sözkonusu hükmün ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir   (Zangi-Đtalya, 19 ꢁubat 1991).   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuranların her biri maruz kaldıkları maddi zarar için 30.000 Euro ve manevi tazminat   olarak da 70.000 Euro talep etmektedirler.   Hükümet, bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, ihlal edilen tespit ile iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı   görememektedir ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın AĐHM, baꢀvuranlara   ortaklaꢀa olarak 10.800 Euro manevi tazminat ödenmesine kanaat getirmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranlar, AĐHM organları veya ulusal mahkemeler önünde yapmıꢀ oldukları masraf ve   harcamaların geri ödemesini belirlenen süre içerisinde talep etmemiꢀlerdir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun, yargılamanın çok uzun olması ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi   kapsamında yapılan ꢀikayetlerinin kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez   olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin incelenmesine gerek   olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuranlara ortaklaꢀa   olarak 10.800 Euro manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 8 Nisan 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło