29098/03

WyrokETPCz2008-07-17ECLI:CE:ECHR:2008:0717JUD002909803

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego i niezależnego śledztwa w sprawie wiarygodnych zarzutów złego traktowania przez policję naruszył proceduralny aspekt art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć zarzuty złego traktowania przez policję nie zostały udowodnione "ponad wszelką wątpliwość" w aspekcie materialnym art. 3, to jednak istniała wiarygodna skarga wymagająca skutecznego śledztwa. Trybunał stwierdził, że interwencja gubernatora, który powołał do zbadania sprawy funkcjonariusza policji z tej samej hierarchii co oskarżeni, a następnie odmówił wszczęcia postępowania karnego, uniemożliwiła przeprowadzenie niezależnego i skutecznego śledztwa. Taka sytuacja stanowiła naruszenie proceduralnego aspektu art. 3 Konwencji, ponieważ państwo nie wypełniło swojego obowiązku zapewnienia mechanizmu zdolnego do zidentyfikowania i ukarania odpowiedzialnych.
Stan faktyczny
Skarżący, Yunus Kızıl, został zatrzymany przez policję w Turcji 9 września 2002 roku po kłótni dotyczącej zajęcia jego motoroweru. Twierdził, że policjanci zabrali go do budki i pobili, co spowodowało obrażenia potwierdzone badaniem lekarskim i za które otrzymał trzy dni zwolnienia lekarskiego. Policja utrzymywała, że skarżący zaatakował funkcjonariusza, a siła została użyta w celu obezwładnienia go. Skarżący złożył skargę karną na policjantów, ale władze krajowe odmówiły wszczęcia postępowania karnego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę dotyczącą art. 3 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Stwierdził brak naruszenia materialnego aspektu art. 3 Konwencji. Stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 3 Konwencji. Zasądził skarżącemu 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   KIZIL - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 29098/03 )   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup bazı   ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (29098/03) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Yunus Kızıl’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 3 Temmuz 2003   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Batman Barosu avukatlarından S. Özevin ve M.T. Kuyumcu   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   doğumlu olan baꢀvuran Batman’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran 9 Eylül 2002 tarihinde polislerle yaꢀadığı bir münakaꢀanın ardından yakalanmıꢀtır.   Olay tutanağında, baꢀvuranla birlikte baꢀka bir kiꢀinin plakasız mobilet kullandıkları sırada   bir polis uygulama noktasında durduruldukları belirtilmiꢀtir. Yapılan incelemenin ardından   polisler sürücülerin ehliyet ve ruhsatlarının olmadığını tespit etmiꢀlerdir. Mobiletler trafikten   men edilerek sürücülere gerekli iꢀlemleri tamamladıktan sonra mobiletlerini trafik bölge   müdürlüğünden alabilecekleri bildirilmiꢀtir. Baꢀvuran saat 12:30 sularında polis uygulama   noktasına dönerek polislerin izni olmadan mobiletini almaya kalkıꢀmıꢀtır. Polis memuru   Hasan’ın idari iꢀlemleri tamamlamadan mobiletini geri alamayacağını söylemesi üzerine   baꢀvuran küfür ederek polis memuru Hasan’a yaklaꢀmıꢀ, yakasından tutarak sarsmıꢀ ve   vurmaya baꢀlamıꢀtır. Olay yerinde bulunan polisler baꢀvuranı etkisiz hale getirmek için zor   kullanmıꢀlardır. Daha sonra ilgili, karakoldan çağrılan polislere teslim edilmiꢀtir.   Sözkonusu tutanak dört polis memuru ve iki ꢀahit tarafından imzalanmıꢀtır. Bu ꢀahitler egzoz   gazı emisyon ölçümü yapmak üzere orada bulunan teknisyenlerdi. Baꢀvuran ise bu tutanağı   imzalamamıꢀtır.   Aynı gün baꢀvuran kendisini gözaltına alan polislerle birlikte sağlık kontrolünden   geçirilmiꢀtir.   Baꢀvuranla ilgili olarak düzenlenen raporda sağ omuz-kol üzerinde ekimozik alanlar, sol   omuz arka tarafında 5x10 cm.’lik ekimoz, sağ el bileğinde 3x3 cm. ekimoz ile sol ön kolda   5x5 cm. çapında ekimoza, sağ ayak bileğinde ekimozlara ve sağ kulak ve çevresinde ekimozik   alanlara rastlandığı belirtilmiꢀtir. Baꢀvurana üç gün iꢀ göremezlik raporu verilmiꢀtir.   Polis memuru Hasan ile ilgili olarak düzenlenen raporda ise göğüste ve sol ön kol iç tarafında   3x3 cm. çapında ekimotik bölgelere ve sol kol iç tarafında sıyrıklara rastlandığı belirtilmiꢀtir.   Diğer polislerin vücutlarında ise hiçbir darp ya da cebir izine rastlanmamıꢀtır.   Yine aynı gün baꢀvuranın, polis memurlarının ve diğer motosikletlinin ifadeleri alınmıꢀtır.   Baꢀvuran, evinde sıhhi tesisat iꢀleri yaptığı polis Murat ile arasında bir anlaꢀmazlık   olduğundan ve adıgeçen polisin kendisini tehdit ettiğinden söz ederek olay günü arkadaꢀıyla   birlikte motosikletleriyle uygulama noktasına doğru gittikleri esnada polis Murat’ın   kendilerini fark etmesi üzerine cep telefonuyla bir arama yaptığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ve   arkadaꢀı uygulama noktasında durdurulmuꢀ ve orada bulunan bir polis memuru   motosikletlilerden hangisinin baꢀvuran olduğunu öğrenmek için polis Murat’a telefon   etmiꢀtir. Yine aynı polis memuru baꢀvuran ve arkadaꢀına mahkemeye çıkmaktan kurtulmaları   için polis Murat’a gitmelerini tavsiye etmiꢀtir. Baꢀvuran ve arkadaꢀı polis Murat’ı bulmak için   bir baꢀka polis uygulama noktasına gitmiꢀlerdir. Uygulama noktasına vardıklarında, bir polis   memuru telefonla polis Murat’ı aramıꢀtır. Polis Murat kısa bir süre sonra yanlarına gelmiꢀtir.   Polis Murat, mobiletlere el konulmasıyla bir ilgisinin bulunmadığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran   daha sonra emniyet müdürlüğüne gitmiꢀtir. Emniyet müdürü, trafik bölge müdürü ve polis   Murat ile görüꢀtükten sonra baꢀvurana mobiletini polis uygulama noktasından almasını fakat   en kısa zamanda ehliyet ve ruhsat çıkartmasını söylemiꢀtir. Polisler, uygulama noktasında,   emniyet müdürlüğünden kendilerine bilgi verilmediği gerekçesiyle baꢀvurana mobiletini iade   etmeyi reddetmiꢀlerdir. Yaꢀanan münakaꢀanın ardından polisler baꢀvuranı bir kulübeye   sokarak yumruk ve tekmelerle dövmüꢀlerdir.   Polis Hasan, baꢀvuranın plakasız mobilet kullandığı gerekçesiyle yakalandığını, mobiletinin   trafikten men edildiğini ancak mobiletini trafik bölge müdürlüğünden alabileceğinin kendisine   söylendiğini ifade etmiꢀtir. Saat 12:30 sularında baꢀvuran uygulama noktasına dönmüꢀ ve   trafik müdürünün mobiletini alabileceği yönünde izin verdiğini bildirmiꢀtir. Polis Hasan bu   yönde kendisine bir bilgi verilmediği gerekçesiyle mobileti iade etmeyi reddetmiꢀtir. Bunun   üzerine baꢀvuran Polis Hasan’a küfrederek yakasını toplamıꢀ ve müessir fiilde bulunmuꢀtur.   Polis memurları Savaꢀ ve Lütfü duruma müdahale etmiꢀler ve baꢀvuranı zor kullanarak etkisiz   hale getirmiꢀlerdir.   Polis memurları Savaꢀ ve Lütfü polis memuru Hasan ile aynı yönde ifade vermiꢀlerdir.   Polis memuru Murat baꢀvuran ve baꢀvuranın kardeꢀiyle evinde yapılan sıhhi tesisat iꢀleri   nedeniyle bir ihtilaf olduğundan söz ederek olay günü baꢀvuranı ve baꢀvuranın arkadaꢀını   mobiletle ꢀehir merkezine doğru seyir halindeyken gördüğünü, yaklaꢀık bir saat sonra   meslektaꢀlarının telefonla kendisini aradıklarını ve baꢀvuranın kendisiyle konuꢀmak istediğini   söylediklerini, bilahare olay yerine gittiğini, baꢀvuranın mobiletinin trafikten men edildiğini   söyleyerek kendisinden yardım talep ettiğini, kendinin ise bu talebi reddettiğini, baꢀvuranın   emniyet müdürü nezdinde ꢀikayette bulunması üzerine emniyet müdürlüğüne gittiğini,   baꢀvuranı tehdit etmediğini ve mobiletine el koydurtmadığını belirtmiꢀtir.   Diğer motosikletli ꢁerefhan Kayra ise baꢀvuranın kendisinden kısa bir süre sonra   yakalandığını, polis uygulama noktasında bulunan bir polis memurunun telefonla birini   arayarak aralarından hangisinin baꢀvuran olduğunu sorduğunu ve kendilerine polis memuru   Murat ile görüꢀmelerini tavsiye ettiğini, polis memuru Murat’ı bir benzin istasyonunda   bulduklarını ve ondan yardım etmesi için ricada bulunduklarını, polis Murat’ın mobiletlerine   el konulmasına engel olamayacağını söylediğini, uygulama noktasına geri döndüklerinde   baꢀvuran ile polisler arasında ağız dalaꢀı çıktığını, baꢀvuranın nüfus cüzdanını polislere   fırlatarak olay yerini terk ettiğini, mobiletini almak için saat 13 sularında oraya geri   döndüğünde ise uzaktan baꢀvuranın ve polislerin el kol hareketlerinde bulunduğunu   gördüğünü ancak müessir fiilleri kimin gerçekleꢀtirdiğini ayırt edemediğini belirtmiꢀtir.   Eylül 2002 günü baꢀvuran yeniden muayene olmuꢀtur. Düzenlenen raporda, sağ omuzda   ekimozik alanlar, sol omuz arka tarafta 5x10 cm’lik ekimoz alanı, sağ el bileğinde 3x3 cm’lik   ekimozik alan, sağ kolda dirsek ve bilek hizasında ekimozik alanlar, sol ön kolda 5x5 cm’lik   ekimozik alan olduğu belirtilmiꢀtir. Baꢀvurana üç gün iꢀ göremezlik raporu verilmiꢀtir.   Aynı gün Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranı, diğer motosikletliyi ve polisleri dinlemiꢀtir.   A. Polisler aleyhindeki süreç   Ekim 2002 tarihinde baꢀvuran Cumhuriyet Savcılığı’na dört polis memuru aleyhinde kötü   muamele yaptıkları ve görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla suç duyurusunda   bulunmuꢀtur.   Cumhuriyet Savcılığı 23 Ekim 2002 tarihinde Batman Valiliği’nden soruꢀturma izni talep   etmiꢀtir.   Batman Valiliği olayla ilgili olarak 6 Kasım 2002 tarihinde bir emniyet müdürünü   görevlendirmiꢀtir. Emniyet müdürü daha önce ifadeleri alınan ꢀahısların yeniden ifadelerini   almıꢀtır. Bu ꢀahıslar evvelce vermiꢀ oldukları ifadeleri teyit etmiꢀlerdir. Sözkonusu emniyet   müdürü ayrıca tanık sıfatıyla baꢀka bir polis uygulama noktasında bulunan iki polis   memurunun, trafik ꢀube müdürünün ve olay yerinde bulunan iki teknisyenin ifadelerine   baꢀvurmuꢀtur. Polislerle aynı yönde ifade veren teknisyenler karakoldan gelecek polislerin   beklendiği sırada baꢀvuranın kelepçelenerek bir kulübeye götürüldüğünü belirtmiꢀlerdir.   Ön incelemeci yaptığı inceleme sonucunda polis memurları aleyhinde bir ceza soruꢀturması   açılmasına yer olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Vali, 2 Aralık 2002 tarihinde ön incelemecinin vardığı sonuçları onaylayarak ceza   soruꢀturması açılması izni vermemiꢀtir. Bölge Đdare Mahkemesi baꢀvuran tarafından bu karara   karꢀı yapılan itirazı reddetmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı valilik kararına istinaden takipsizlik kararı vermiꢀtir. Midyat Ağır Ceza   Mahkemesi 8 Temmuz 2003 tarihinde baꢀvuranın yaptığı itirazı reddetmiꢀtir.   Bu arada Bölge Disiplin Kurulu haklarında iddiada bulunulan polislere disiplin cezası   verilmesine yer olmadığı kanaatine varmıꢀtır.   B. Baꢁvuranlar aleyhindeki süreç   Cumhuriyet Savcısı 21 Kasım 2002 tarihinde baꢀvuranı görevli memura hakaret ve müessir   fiil suçuyla itham etmiꢀtir.   Dava, 6 Ekim 2005 tarihinde Batman Asliye Ceza Mahkemesi önünde halen devam   etmekteydi.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran polislerce dövüldüğünden ve bu eylemlerle ilgili olarak iç hukukta etkili baꢀvuru   yolları bulunmamasından ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerinin   ihlal edildiğini düꢀünmektedir.   AĐHM bu ꢀikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı   kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet, baꢀvuranın, bir tazminat elde etmek amacıyla iç hukuktaki idari ve medeni hukuk   yollarına baꢀvurmadığı cihetle baꢀvuru yollarının tamamını tüketme ꢀartını yerine   getirmediğini savunmaktadır.   Mevcut davada baꢀvuran Cumhuriyet Savcılığı’na bir suç duyurusunda bulunmuꢀtur. AĐHM,   bir suç duyurusunda bulunan ve Türkiye’deki cezai yargı sisteminin sunduğu tüm imkanları   kullanan baꢀvuranın bir hukuk mahkemesinde yeniden tazminat davası açmak ya da idare   mahkemeleri önünde tam yargı davası açmak suretiyle tazminat elde etmeyi denemesinin   zorunlu olmadığı kanısındadır (mutatis mutandis, Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28   Ekim 1998 tarihli karar, prg. 86, ve Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri – Türkiye, no: 19028/02,   prg. 75, 24 Temmuz 2007).   Tarafların tüm argümanlarını göz önünde bulunduran AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin olaylara ve   hukuka iliꢀkin olarak baꢀvurunun incelenmesinin bu aꢀamasında çözümü mümkün olmayan   ciddi sorular gündeme getirdiği bu nedenle de esastan incelenmesi gerektiği kanaatindedir.   Dolayısıyla bu ꢀikayet AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan   yoksun olarak ilan edilemez. Bu ꢀikayete iliꢀkin olarak baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik   gerekçesi tespit edilmemiꢀtir.   B. Esasa iliꢁkin   Baꢀvuran polislerin kendisini bir kulübeye götürdüklerini ve yumruk ve tekmeyle dövmeye   baꢀladıklarını iddia etmektedir. Baꢀvuran polis memuru Hasan’ın vücudundaki yaraların   kendini savunmaya çalıꢀması nedeniyle meydana geldiğini belirterek iddialarını   yinelemektedir. Baꢀvuran, her halükarda polisler tarafından kullanılan gücün orantısız   olduğunu ifade etmektedir. Baꢀvuran, tıbbi muayenenin ꢀikayet konusu olayların meydana   gelmesinden altı saat sonra gerçekleꢀtirildiğini ve vali tarafından olayı araꢀtırmakla   görevlendirilen ön incelemecinin emniyet mensubu olduğunu belirtmektedir.   Hükümet, baꢀvuranın iddialarının dosya unsurlarıyla ve tanıkların ifadeleriyle örtüꢀmediğini   savunmaktadır. Hükümete göre baꢀvuranın vücudunda gözlemlenen izler, diğer polis   memurlarının polis Hasan’a saldırılmasını engellemek amacıyla güç kullanmalarına bağlı   olarak meydana gelmiꢀtir. Hükümet baꢀvuranın iddialarıyla ilgili olarak etkili bir soruꢀturma   yürütüldüğünü eklemektedir.   1. Kötü muamele iddialarına dair   AĐHM kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini   anımsatır (Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993, prg. 30). Olayların tespit edilmesi için AĐHM   ‘her türlü makul ꢀüphenin ötesinde’ delil kıstasına baꢀvurur. Böylesi bir delil, itiraza mahal   bırakmayacak derecede ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da karinelerden doğabilir   (Đrlanda – Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978, prg. 161, ve Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg.   88).   Mevcut davada, baꢀvuranla polis memurları arasında bir münakaꢀa meydana geldiği ve   polislerin olay esnasında güç kullandıkları hususlarında taraflar arasında bir ihtilaf yoktur. Bu   çerçevede AĐHM baꢀvuranın yakalandıktan kısa bir süre sonra tıbbi muayeneye tabi tutulduğu   ve bu muayene neticesinde sağ omuzda ekimozik alanlar, sol omuz arka tarafta 5x10 cm’lik   ekimoz alanı, sağ el bileğinde 3x3 cm’lik ekimozik alan, sol ön kolda 5x5 cm’lik ekimoz, sağ   ayak bileğinde ekimozlar, sağ kulak ve çevresinde ekimoz alanlar tespit edildiğini   kaydetmektedir. Baꢀvurana üç gün iꢀ göremezlik raporu verilmiꢀtir. Aynı ꢀekilde polis   memuru Hasan’a yapılan tıbbi muayene sonucunda, göğsünde ekimozik alanlar, ön sağ kol iç   yüzünde 3x3 cm’lik ekimozik alanlar ve sol kol iç yüzünde sıyrıklar tespit edilmiꢀtir.   Olayların meydana geliꢀi ile ilgili olarak tarafların anlatımları birbirinden farklılık arz   etmektedir. Baꢀvurana göre polisler kendisini bir kulübeye götürerek tekme ve yumrukla   dövmeye baꢀlamıꢀlardır. Baꢀvuran polis memuru Hasan’ın vücudundaki yaraların kendisini   savunmak istemesi nedeniyle meydana gelmiꢀ olabileceğini belirtmektedir. Hükümet ise,   baꢀvuranın saldırgan tutumu nedeniyle güç kullanılmasının zorunlu hale geldiğini   savunmaktadır.   AĐHM, olay tutanağına ve polislerin ifadelerine göre baꢀvuranın mobiletinin bağlanmasından   birkaç saat sonra polis uygulama noktasına geri döndüğünü gözlemlemektedir. Polislerin   mobileti vermeye yanaꢀmaması sonucunda bir münakaꢀa çıktığı, baꢀvuranın polis memuru   Hasan’ın yakasını topladığı, sarstığı ve vurmaya baꢀladığı, bunun üzerine diğer polislerin   ilgiliyi etkisiz hale getirmek için güç kullanmak zorunda kaldığı iddia edilmiꢀtir.   Bununla birlikte baꢀvuran olay tutanağını imzalamaktan imtina etmiꢀtir. Baꢀvuran polise,   Cumhuriyet Savcısı’na ve polis müfettiꢀine verdiği ifadelerde, olay tutanağındaki anlatıma   itiraz ederek iddialarını tekrar etmiꢀtir.   Olay yerinde bulunan teknisyenler ise emniyet müdürü tarafından yapılan ön inceleme   çerçevesinde tanık sıfatıyla dinlenmiꢀlerdir. Teknisyenler, olay tutanağının içeriğini teyit   ederek polislerin baꢀvuranı kelepçeledikten sonra bir kulübeye götürdüklerini belirtmiꢀlerdir.   Bu koꢀullarda AĐHM, baꢀvuranın iddialarının elinde bulunan kanıt unsurlarıyla yeterince   desteklenmediği kanaatine varmaktadır. AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetine konu olan muameleler   nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin esası bakımından ihlal edildiği hükmüne varabilmesi için   olayların yeterince kanıtlanmamıꢀ olduğunu değerlendirmektedir.   2. Soruꢀturmanın etkililiğine dair   AĐHM, bir kimsenin, polisin elinde 3. maddeye aykırı ağır iꢀkencelere maruz kaldığı yönünde   savunulabilir bir iddiada bulunması halinde sözkonusu AĐHS hükmünün etkili bir resmi   soruꢀturma yürütülmesini gerekli kıldığını hatırlatır (Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28   Ekim 1998 tarihli karar, prg. 102). Bu soruꢀturma sorumluların tespit edilerek   cezalandırılmasını sağlamalıdır. Aksi takdirde taꢀıdığı temel öneme rağmen insanlık dıꢀı ve   onur kırıcı her türlü iꢀkence ve cezanın yasaklanması yönündeki genel hukuki yasak   uygulamada etkisiz hale gelir ki bazı durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse tam bir   dokunulmazlık içinde denetimleri altındaki kimselerin haklarını ayaklar altına alması   mümkün olur (Caloc – Fransa, no: 33951/96, prg. 89, ve Batı ve diğerleri – Türkiye, no:   33097/96 ve 57834/00, prg. 134).   Mevcut davada AĐHM baꢀvuran tarafından yapılan ꢀikayeti müteakip Cumhuriyet Savcısı’nın   Batman Valiliği’nden soruꢀturma izni talebinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Vali,   haklarında araꢀtırma yaptığı polis memurlarıyla aynı hiyerarꢀiye bağlı olan bir emniyet   müdürünü olayı araꢀtırmakla görevli ön incelemeci olarak atamıꢀtır. Ön incelemecinin vardığı   neticeye uygun olarak vali haklarında suç isnadı bulunan polisler aleyhinde soruꢀturma   açılmasına izin verilmemesini kararlaꢀtırmıꢀtır. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcısı takipsizlik   kararı vermek durumunda kalmıꢀtır. Bu nedenle hiçbir ceza soruꢀturması yapılmamıꢀtır.   AĐHM, ilgili idari organların AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerinde istenildiği gibi bağımsız   soruꢀturma yürütme kapasitesine sahip oldukları konusunda ciddi ꢀüpheler taꢀıdığını daha   evvel de beyan etmiꢀtir (Sunal – Türkiye, no: 43918/98, prg. 60, 25 Ocak 2005, ve Nazif   Yavuz – Türkiye, no: 69912/0, prg. 49, 12 Ocak 2006). Bu nedenle valinin müdahalesi, ihtilaf   konusu münakaꢀanın hangi koꢀullarda gerçekleꢀtiğinin tespitine mahsus etkili bir ceza   soruꢀturması açılması ve yürütülmesine mani olmuꢀtur.   Bu itibarla mevcut davada yürütülen soruꢀturma AĐHS’nin 3. maddesi anlamında etkili olarak   addedilemez. Bu nedenle AĐHM sözkonusu AĐHS hükmünün usulü bakımından ihlal edildiği   sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, makul bir neden olmadan yakalandığından ve gözlem altına alındığından, derhal bir   hakim karꢀısına çıkarılmadığından ve yakalanma nedenleri hakkında kendisine geç bilgi   verilmesinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu hususlarda AĐHS’nin 5. maddesinin 1.   fıkrasının c) bendinin ve 2. ve 3. fıkralarının ihlal edildiğini düꢀünmektedir.   AĐHM, baꢀvuru yolu bulunmadığı hallerde ya da mevcut baꢀvuru yollarının etkili olmadığı   hallerde AĐHS’nin 35/1 maddesinde sözü edilen altı ay süresinin, normalde, ꢀikayet konusu   eylem veya olayların gerçekleꢀtiği tarihten itibaren iꢀlemeye baꢀladığını anımsatır (Bayram ve   Yıldırım – Türkiye, no: 38587/97). AĐHM baꢀvuranın ihtilaf konusu gözaltı süresine itiraz   edebilmesi için Türk Hukuku’nda etkili bir baꢀvuru yolu bulunmadığını gözlemlemektedir   (bkz., mutatis mutandis, Sakık ve diğerleri – Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, prg. 53, ve   daha yakın tarihli, Yiğit ve diğerleri – Türkiye, no: 4218/02, 4260/02, 4262/02 ve 4271/02,   prg. 27, 20 Kasım 2007 tarihli karar).   Mevcut davada, baꢀvuranın gözaltı süresi 10 Eylül 2002 tarihinde serbest bırakılmasıyla sona   ermiꢀtir. Oysa baꢀvuran altı ayı geçkin bir süre sonra 3 Temmuz 2003 tarihinde baꢀvuruda   bulunmuꢀtur. Davanın incelenmesi sonucunda altı ay süresinin iꢀlemesini kesintiye uğratan ya   da durduran herhangi bir duruma rastlanmamıꢀtır. Dolayısıyla baꢀvurunun bu bölümü geç   sunulmuꢀ olup AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Bir rakam belirtmeksizin maddi tazminat talebinde bulunan baꢀvuran bu konuyu AĐHM’nin   takdirine bırakmaktadır. Baꢀvuran maruz kaldığı manevi zararın tazmini için 30.000 Euro   talep etmektedir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM maddi tazminat talebinin mesnetsiz olduğunu tespit etmektedir. Bu yönde bir   tazminata hükmedilmesine yer yoktur.   Buna karꢀın AĐHM manevi tazminat olarak baꢀvurana 3.000 Euro ödenmesinin yerinde   olacağına hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve giderler için 3.800   Euro talep etmektedir. Belge olarak baꢀvuran, avukatının çalıꢀma süresi dökümünü gösterir   bir belge, bir avukatlık ücret sözleꢀmesi ve toplam 650 YTL (yaklaꢀık 350 Euro) tutarında iki   adet tercüme makbuzu sunmaktadır.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvurana masraf ve giderlerinin iade edilmesi ancak bu masraf   ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu takdirde   mümkündür.   Elindeki bilgilere ve yukarıda anılan kıstaslara istinaden AĐHM tüm masrafları için baꢀvurana   1.500 Euro ödenmesinin makul olacağına hükmetmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun AĐHS’nin 3. maddesi yönünden yapılan ꢀikayete iliꢀkin olarak kabuledilebilir,   geriye kalanının ise kabuledilemez ilan edilmesine ;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine ;   3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine ;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek   her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana manevi   tazminat için 3.000 Euro (üç bin Euro) yargılama masraf ve giderleri için ise 1.500 Euro   (bin beꢀ yüz Euro) ödenmesine ;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 17 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło