2910/04
WyrokETPCz2009-09-22ECLI:CE:ECHR:2009:0922JUD000291004
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas początkowego przesłuchania policyjnego naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał, powołując się na swoje ugruntowane orzecznictwo, w szczególności wyrok w sprawie Salduz przeciwko Turcji, podkreślił, że dostęp do adwokata od pierwszego przesłuchania policyjnego stanowi fundamentalne zabezpieczenie rzetelności procesu karnego. Stwierdził, że brak takiego dostępu, zwłaszcza gdy zeznania obciążające uzyskane bez obecności adwokata są później wykorzystywane w procesie skazującym, stanowi naruszenie art. 6 Konwencji. Rząd nie przedstawił przekonujących dowodów ani argumentów, które uzasadniałyby odstępstwo od tej zasady w niniejszej sprawie.Stan faktyczny
Skarżący zostali aresztowani 11 listopada 1997 r. podczas operacji antyterrorystycznej przeciwko PKK i przetrzymywani przez trzy dni bez dostępu do adwokata. W tym czasie złożyli zeznania, w których przyznali się do członkostwa w organizacji terrorystycznej i udziału w jej działaniach. Mimo że raport medyczny nie wykazał śladów przemocy, skarżący później twierdzili, że byli torturowani, a ich zeznania zostały wymuszone. Zostali skazani na podstawie tych zeznań i innych dowodów, otrzymując długoletnie wyroki więzienia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza dopuszczalność skargi w zakresie zarzutu braku dostępu do adwokata w areszcie, a pozostałe części skargi uznaje za niedopuszczalne.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) Konwencji.
3. Zasądza każdemu ze skarżących 1000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę.
4. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ÇELEBĐ VE DĐĞERLERĐ -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 2910/04 )
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Eylül 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22190/04) no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀları Mehmet Ali Çelebi, Abdurrahim ꢁen ve Cevdet Sinan Özdemir (baꢀvuranlar)
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 16 Aralık 2003 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel
Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS)
34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu
avukatlarından H. Çekiç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1956, 1971 ve 1974 doğumludur.
Baꢀvuranlar, 11 Kasım 1997 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele
ꢁubesi ekibi tarafından yasadıꢀı silahlı bir terör örgütü olan PKK’ya karꢀı düzenlenen
operasyon sırasında yakalanarak gözaltına alınmıꢀlardır.
Sorgulamalar 14 Kasım 1997 tarihine kadar sürmüꢀtür. Gözaltı süresince bir avukat
tarafından temsil edilmeyen baꢀvuranlar, bu terör örgütünün mensubu olduklarını ve aynı
örgüt adına birçok eyleme katıldıklarını itiraf etmiꢀlerdir.
Gözaltı sonrasında Adli Tıp Kurumu Đstanbul ꢁube Müdürlüğünde görevli bir doktor
tarafından ilgili ꢀahıslar üzerinde yapılan tıbbi muayene sonucu düzenlenen raporda darp ve
cebir izine rastlanmadığı, ancak Çelebi ve ꢁen’in ağrılardan ꢀikayetçi oldukları belirtilmiꢀtir.
Aynı gün, yani 14 Kasım 1997 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
savcılığına sevk edilen baꢀvuranlar kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul etmemiꢀlerdir.
Ayrıca, Mehmet Ali Çelebi ve Abdurrahim ꢁen ifadelerini polis baskısı altında zorla
verdiklerini ileri sürmüꢀlerdir.
Yine aynı tarihte, ilgili ꢀahıslar Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi önüne
çıkarılmıꢀlardır. Savcılığa verdikleri ifadeleri doğrulayan baꢀvuranlar, gözaltı sırasında polise
verdikleri ifadeleri değiꢀtirerek kendilerine isnad edilen suçları reddetmiꢀlerdir.
Hakim, « isnad edilen suçun niteliğini », « dosyanın içeriğini » ve «delil durumunu »
dikkate alarak baꢀvuranların tutuklanmalarına karar vermiꢀtir.
Baꢀvuranlar, 19 Kasım 1997 tarihinde DGM’ye bir yazı göndererek gözaltı sırasında
iꢀkence gördüklerinden ꢀikayetçi olmuꢀlardır.
Savcı, 31 Aralık 1997 tarihli iddianamesinde Mehmet Ali Çelebi ve Abdurrahim ꢁen’i
ulusal toprakların bir bölümünün ayrılmasını tahrik eden eylemler gerçekleꢀtirmekle suçlamıꢀ
ve Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi gereğince mahkûm edilmelerini istemiꢀtir. Savcı,
Cevdet Sinan Özdemir’i ise yasadıꢀı bir örgüte üye olmakla suçlamıꢀ ve Türk Ceza
Kanunu’nun 168. maddesinin 2. fıkrası kapsamında mahkûm edilmesini istemiꢀtir. Mayıs 1998 tarihli duruꢀmada avukatları tarafından temsil edilen baꢀvuranlar,
haklarındaki tüm suçlamalara itiraz etmiꢀler ve gözaltı sırasında iꢀkenceye maruz kaldıklarını
söylemiꢀlerdir.
Baꢀvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülen 21 Ağustos 2001 tarihli duruꢀmada
Terörle Mücadele ꢁubesi’nde maruz kaldıkları olayları anlatmıꢀlardır: kollardan asılma,
falaka, elektroꢀok, basınçlı su uygulaması, testislerin ezilmesi, dayak, tecavüz.
Yine aynı duruꢀmada savcı, baꢀvuranların mahkûm edilmelerini istediği iddianamesini
mahkemeye sunmuꢀtur. Nisan 2002 tarihli duruꢀmada baꢀvuranlar, avukatları aracılığıyla Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nden iꢀkence iddialarıyla ilgili soruꢀturma açılmasını talep etmiꢀlerdir. Bu talep,
gözaltı sonrasında düzenlenen Adli Tıp raporunda ilgili ꢀahısların hiçbir ꢀekilde ꢀiddete maruz
kalmadıkları belirtildiği için hakimler tarafından reddedilmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 21 Kasım 2002 tarihli kararında, isnad edilen suçlardan
dolayı baꢀvuranları suçlu bulmuꢀ ve Mehmet Ali Çelebi ile Abdurrahim ꢁen’i ömür boyu
hapse mahkûm etmiꢀtir. DGM, Cevdet Sinan Özdemir’i ise on iki yıl altı ay hapis cezasına
çarptırmıꢀtır. Mahkeme, karar gerekçesinde, sanıkların gözaltı sırasında suçlarını itiraf
etmelerini, biri davacı olan altı tanığın ifadelerini ve tutuklama, nakil, kimlik belirleme ve
yüzleꢀtirme tutanaklarını dikkate almıꢀtır. Nisan 2003 tarihinde, baꢀvuranların avukatı 21 Kasım 2002 tarihli mahkeme kararını
temyize götürmüꢀ ve bir duruꢀma yapılmasını talep etmiꢀtir. Avukat, diğer argümanların yanı
sıra özellikle baꢀvuranların gözaltı sırasında baskı altında zorla ifade verdiklerini ve bu
nedenle bu ifadelerin dikkate alınmaması gerektiğini savunmuꢀtur. Nisan 2003 tarihinde görülen duruꢀma sonrasında Yargıtay, temyiz edilen kararın
baꢀvuranlarla ilgili kısmını onamıꢀtır. Yargıtay kararı 7 Mayıs 2003 tarihinde baꢀvuranlar ve
avukatlarının gıyabında ilan edilmiꢀtir. Yargıtay kararı, 26 Haziran 2003 tarihinde
baꢀvuranların avukatına tebliğ edilmiꢀtir.
HUKUK
Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasıyla bağlantılı olarak 6/1 maddesine atıfta
bulunmakta ve gözaltındaki ilk sorgulama sırasında avukat bulundurma hakkından
yararlanamamaları nedeniyle savunma haklarının ihlal edildiğini öne sürmektedirler.
Hükümet, ilgili ꢀahısların gözaltı sürelerinin 14 Kasım 1997 tarihinde sona ermesi
dolayısıyla bu ꢀikâyetin altı aylık süre kuralına takıldığını ileri sürmektedir. Hükümet,
baꢀvuranlara yasal olarak uygulanan avukat eriꢀimi kısıtlamasının esasen AĐHS’nin 6.
maddesi tarafından teminat altına alınan adil yargılanma hakkını ihlâl niteliği taꢀımadığını
savunmaktadır. Hükümet, bir yargılamanın adil olup olmadığının belirlenmesi için
yargılamanın bütününün ele alınması gerektiğini ileri sürmektedir. Buradan yola çıkan
Hükümete göre, baꢀvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bir avukat tarafından
temsil edildikleri dikkate alındığında, adil yargılanma haklarının ihlâl edilmediği
anlaꢀılmaktadır. Hükümet ayrıca, baꢀvuranların polise verdikleri ifadelerin mahkûmiyetlerinin
yegâne delili olmadığını hatırlatmaktadır.
Baꢀvuranlar, Hükümetin bu tezine karꢀı çıkmakta ve ꢀikâyetlerinde ısrar etmektedirler.
AĐHM, altı ay kuralı ile ilgili olarak yerleꢀik içtihadını hatırlatmakta (Birleꢀik Krallık
aleyhine John Murray davası, 8 ꢁubat 1996, prg. 63, Karar ve hükümlerin derlemesi 1996-I, ve
Türkiye aleyhine Ditaban davası, no 69006/01, prg. 47, 14 Nisan 2009) ve bu içtihat gereğince
bir yargı sürecinin hakkaniyete uygun gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğinin dava unsurlarının bütünü
ıꢀığında değerlendirildiğini kaydetmektedir. AĐHM, mevcut davada 28 Nisan 2003 tarihli
Yargıtay kararının baꢀvuranların avukatına 26 Haziran 2003 tarihinde tebliğ edildiğini ve bu
tarihin AĐHS’nin 35/1 maddesi anlamında iç hukuktaki nihai karar tarihi olduğunu
gözlemlemektedir. AĐHM, ilgili ꢀahısların baꢀvurularını 16 Aralık 2003 tarihinde yani nihai
karar tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde yaptıklarını not etmektedir. AĐHM bu
durumda Hükümetin altı ay kuralına iliꢀkin itirazını reddetmektedir.
AĐHM yapılan ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu
itibarla baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
AĐHM, davanın esası hakkında, Türkiye aleyhine Salduz davası ([GC], no 36391/02, prg.
45-63, 27 Kasım 2008) kararına atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelerle mevcut davada da
AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlâl
edildiği sonucuna varmaktadır. AĐHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmaya
yetecek nitelikte inandırıcı hiçbir delil veya argüman sunmadığını kaydetmektedir.
Baꢀvuranlar ayrıca, gözaltı sırasında AĐHS’nin 3. maddesine aykırı nitelik taꢀıyan
uygulamalara maruz kaldıklarını iddia etmektedirler. Öte yandan baꢀvuranlar, AĐHS’nin 13.
maddesiyle bağlantılı olarak 3. ve 6/1 maddelerine atıfta bulunmakta ve yetkili makamları
iddia edilen kötü muameleler hakkında etkili bir soruꢀturma yürütmemekle suçlamaktadırlar.
Son olarak AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragraflarına atıfta bulunan baꢀvuranlar,
yalnızca gözaltı sırasında baskı altında zorla verdikleri ifadelere dayanarak mahkûm
edildiklerini ve suçluluklarının maddi delillerle desteklenmediğini ileri sürmektedirler.
AĐHM, ꢀikâyetleri baꢀvuranların sunduğu ꢀekliyle incelemiꢀ ve elinde bulunan tüm
unsurları dikkate almıꢀtır. Bu bağlamda AĐHS tarafından teminat altına alınan hak ve
özgürlüklerin ihlâl edildiğini gösteren herhangi bir olgu bulunmadığını gözlemleyen AĐHM,
bu ꢀikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususu kalmaktadır. Baꢀvuran taraf maddi
tazminat olarak Mehmet Ali Çelebi için 25.000 Euro, Abdurrahim ꢁen için 30.000 Euro ve
Cevdet Sinan Özdemir için 15.000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran taraf manevi tazminat
baꢀlığı altında ise Mehmet Ali Çelebi ve Abdurrahim ꢁen’in her biri için 20.000 Euro ve
Cevdet Sinan Özdemir için 10.000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuranlar ayrıca AĐHM önünde
yapmıꢀ oldukları yargılama giderleri için Đstanbul Barosu’nun avukatlık ücret tarifesini
dikkate alarak 15.500 Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat talebi arasında hiçbir illiyet bağı
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karꢀın, baꢀvuranların her birine
hakkaniyete uygun olarak 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır. Öte
yandan AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığında, ilke olarak en
uygun telafi yolunun, baꢀvuranlar için sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiꢀ olsaydı
içinde bulunacakları duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu
kanaatinde olduğunu yinelemektedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya no: 11931/03, Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı
no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AĐHM bu ilkenin bu baꢀvuruya uygulanabileceği
görüꢀündedir. Sonuç itibarıyla AĐHM, en uygun telafi yönteminin baꢀvuranların talep etmesi
halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karꢀılayacak ꢀekilde yeniden
yargılanmaları olacağı kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no:
53431/99, 23 Ekim 2003).
AĐHM yargılama masrafları ve giderlerine iliꢀkin bu konudaki yerleꢀik içtihadını
hatırlatmakta ve buna göre bir baꢀvuranın gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebileceğini vurgulamaktadır. Mevcut baꢀvuruda
baꢀvuranların öne sürmüꢀ oldukları yargılama giderlerini kanıtlayıcı herhangi bir belge
sunmadıklarını saptayan AĐHM, baꢀvuranlara bu yönde bir ödeme yapılmasını gerekli
görmemektedir.
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmaması kapsamında
yapılan ꢀikayete iliꢀkin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. Baꢀvuranların gözaltında avukat yardımından yararlanmamaları nedeniyle AĐHS’nin 6/3 c)
maddesiyle bağlantılı olarak 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz
kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranların her
birine 1.000 (bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło