29100/03
WyrokETPCz2007-06-26ECLI:CE:ECHR:2007:0626JUD002910003
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy pobicie skarżącego przez funkcjonariuszy bezpieczeństwa stanowiło nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji, a także czy krajowe władze przeprowadziły skuteczne śledztwo w tej sprawie?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć obrażenia skarżącego były wystarczająco poważne, by wchodzić w zakres art. 3 Konwencji, to brak było jednoznacznych dowodów, by przypisać je funkcjonariuszom policji, zwłaszcza wobec braku identyfikacji sprawców przez skarżącego i braku zeznań świadków. Natomiast w aspekcie proceduralnym, Trybunał stwierdził, że śledztwo było nieskuteczne, ponieważ prokurator zbyt szybko podjął decyzję o nieściganiu, opierając się na zaprzeczeniach policji i nie przesłuchując kluczowego świadka (siostrzeńca skarżącego) ani potencjalnych świadków na miejscu zdarzenia, co uniemożliwiło ustalenie faktów i odpowiedzialności.Stan faktyczny
W dniu 11 lutego 2003 roku, podczas nielegalnej demonstracji przed domem skarżącego w Van, jego siostrzeniec został zatrzymany. Skarżący, próbując dowiedzieć się o przyczynach zatrzymania, został zaatakowany i pobity przez niezidentyfikowane osoby. Tego samego dnia raport medyczny potwierdził liczne obrażenia na jego ciele. Skarżący złożył skargę karną na policjantów, jednak prokurator wydał decyzję o nieściganiu, którą podtrzymał sąd, uznając, że brak jest dowodów na winę policji, a siostrzeniec skarżącego nie potwierdził pobicia przez policję.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł:
1. Skarga jest dopuszczalna.
2. Nie doszło do naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym.
3. Doszło do naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym.
4. Nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 5 i 13 Konwencji.
5. Zasądził na rzecz skarżącego 2 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
6. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
TĐMUR - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:29100/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (29100/03) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaꢀı Mustafa Timur’un (baꢀvuran) 13 Ağustos 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde Van Barosu avukatlarından M. Timur tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN UNSURLARI doğumlu olan baꢀvuran Van’da ikamet etmektedir. ꢁubat 2003 tarihinde baꢀvuranın evinin önünde yasadıꢀı bir gösteri yapılmıꢀtır. Bu gösteri
esnasında göstericiler güvenlik güçlerine taꢀ atmıꢀlar ve lastik yakmak suretiyle sokakta
barikat kurmuꢀlardır.
Güvenlik güçleri göstericileri dağıtmak amacıyla olaylara müdahale etmiꢀlerdir. Bu sırada
baꢀvuranın yeğeni (‘yeğen’) de sorguya alınmıꢀtır. Baꢀvuranın yeğeni gösteriye katılmak ve
güvenlik güçlerine taꢀ atmakla suçlanmıꢀtır.
Baꢀvuran güvenlik güçlerinden yeğeninin yakalanma nedenlerini öğrenmek istediğinde,
yüzlerini ve giysilerini göremediği kimselerce saldırıya uğramıꢀ ve dövülmüꢀtür.
Baꢀvuran muayene edilmesi için Van Devlet Hastanesi’ne götürülmüꢀtür.
Aynı gün saat 18 sularında düzenlenen tıbbi raporda, baꢀvuranın sırt üst bölgesinin her iki
tarafında 4 x 5 cm. ebatında on adet ekimoz, sağ elinin üzerinde 4 x 4 cm. ebatında bir sıyrık,
göğüs kafesinin sağ tarafında 5 x 3 cm. çapında bir ekimoz ve sağ ve sol bacaklarda 3 x 3 cm.
ebatında birer adet ekimoz tespit edildiği belirtilmiꢀtir. Bu yaraların baꢀvuranın hayatını
tehlikeye sokmadığı belirtilerek kendisine iki gün iꢀ göremezlik raporu verilmiꢀtir.
Baꢀvuran olayın meydana geldiği gün görevli polisler hakkında 26 ꢁubat 2003 tarihinde
resmen ꢀikayette bulunmuꢀtur.
Baꢀvuranın yeğeni hakkında yakalama tutanağı düzenleyen polisler hakkında cezai iꢀlem
baꢀlatılmıꢀtır.
Polisler 21 Nisan 2003 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermiꢀlerdir. Polisler olay günü
üniformalı olduklarını ve görevleri gereği göstercileri dağıtmak için müdahalede
bulunduklarını beyan etmiꢀlerdir. Ek olarak, baꢀvuranın yaralanmasına göstericiler tarafından
atılan taꢀların neden olmuꢀ olabileceğini ifade etmiꢀlerdir.
Cumhuriyet Savcılığı 25 Nisan 2003 tarihinde konuyla ilgili olarak takipsizlik kararı
vermiꢀtir. Savcılık, aleyhinde yapılan ceza yargılaması ve soruꢀturma çerçevesinde ifade
veren yeğeninin, amcasının söz konusu polisler tarafından dövüldüğü iddiasında
bulunmadığını göz önünde tutarak müꢀtekinin iddialarının kanıtlanamadığını
değerlendirmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı 21 mayıs 2003 tarihinde, yetkili Ağır Ceza Mahkemesi baꢀkanı nezdinde
takipsizlik kararına iliꢀkin olarak itirazda bulunmuꢀtur.
Erciꢀ Ağır Ceza Mahkemesi baꢀkanı 11 Haziran 2003 tarihli kesin kararında baꢀvuranın
avukatı tarafından yapılan itirazı reddetmiꢀtir. Mahkeme baꢀkanı bu iddiaları haklı kılacak bir
delil bulunmadığı kanaatine varmıꢀtır. Bu hususta, ꢀikayet dilekçesinde isimleri yer almayan
tanıkların dinlenmesine gerek olmadığını gözlemlemiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE DAĐR
AĐHS’nin 35/1 maddesine atıfta bulunan Hükümet, ilk olarak altı ay kuralına uyulmadığı
itirazında bulunmaktadır. Hükümet ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle
kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır. Bu hususta Hükümet, ceza yargılamasının
sonucuna rağmen baꢀvuranın, Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca bir tazminat davası açmak
suretiyle ya da Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen idari yargı önünde baꢀvuru yolunu
kullanarak zararını tazmin ettirmesinin mümkün olduğunu savunmaktadır.
Baꢀvuran Hükümet’in argümanlarına itiraz etmektedir.
Altı ay süresine riayet edilmediği yönünde yapılan itiraza iliꢀkin olarak AĐHM öncelikle, iç
hukuktaki son kesin kararın 11 Haziran 2003 tarihinde Erciꢀ Ağır Ceza Mahkemesi tarafından
verilen karar olduğunu tespit etmektedir. Müteakiben AĐHM, baꢀvurunun 13 Ağutos 2003
tarihinde dolayısıyla altı ay süresi içinde yapıldığını gözlemlemektedir. Bu itibarla
Hükümet’in itirazı kabul edilmeyecektir.
Đç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde yapılan itiraza iliꢀkin olarak ise AĐHM, devletin ya
da kamu görevlilerinin sorumlu tutulması muhtemel suç eylemleri karꢀısında Türk
Hukuku’nun idari, medeni ve cezai baꢀvuru yollarını öngördüğünü kaydetmektedir.
AĐHM evvela AĐHS’nin 35/1 maddesinin, eriꢀilebilir, uygun ve suçlanan ihlalle iliꢀkili
baꢀvuru yollarının tüketilmesini ꢀart koꢀtuğuna dikkat çekmektedir (bkz., mutatis mutandis,
Manoussakis ve diğerleri – Yunanistan, 26 Eylül 1996, § 33).
22. Đç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasına iliꢀkin olarak AĐHM, bizzat Devletin ya da
Devlet görevlilerinin sorumlu tutulabileceği yasaya aykırı ya da suç teꢀkil eden eylemlere
karsı Türk Hukuku’nda idari, hukuki ve cezai baꢀvuru yollarının mevcut olduğunu
kaydetmektedir.
23. AĐHM ilk olarak AĐHS’nin 35/1 maddesinin, ihlal iddialarıyla iliꢀkili, eriꢀilebilir ve uygun
iç hukuk yollarının tüketilmesini öngördüğüne dikkat çekmektedir (bkz., mutatis mutandis,
Manoussakis ve diğerleri – Yunanistan, 26 Eylül 1996, § 33). Bu hususta AĐHM, 3. maddede
AĐHM bu çerçevede, devletin basit bir tazminat ödemesi ile Sözleꢀme’nin 3. maddesi ile
getirilen yükümlülükleri yerine getirmiꢀ sayılmayacağı yönündeki yerleꢀik içtihadını
hatırlatmaktadır (bkz., diğerleri arasında, Kaya – Türkiye, 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, § 105,
ve McKerr – Birleꢀik Krallık, no: 28883/95, § 121). Esasen güvenlik güçleri tarafından
yapılan uygulamalardan kaynaklanan ꢀikayetlerle ilgili olarak uygun baꢀvuru yolu cezai
baꢀvurudur (bkz., sözgelimi, Parlak, Aktürk ve Yay – Türkiye , no: 24942/94, 24943/94,
25125/94, 9 Ocak 2001).
AĐHM, cezai baꢀvuru yolunun kullanıldığını ve 25 Nisan 2003 tarihinde takipsizlik kararıyla
neticelenerek bu kararın Ağır Ceza Mahkemesi baꢀkanı tarafından onandığını kaydetmektedir.
Bu itibarla baꢀvuranın yukarıda ifade olunan tazmin yollarına baꢀvurma zorunluluğu
bulunmamaktaydı. Bu nedenle Hükümetin itirazı kabul edilmeyecektir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
II. AĐHS’NIN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran güvenlik güçleri tarafından dövüldüğünü iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca maruz
kaldığı darp ve yaralara iliꢀkin olarak etkili hiçbir soruꢀturma yapılmadığından yakınmaktadır.
Baꢀvuran bu hususta AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
A. Polis tarafından kötü muamelede bulunulduğu iddiası hakkında
ꢁikâyetin yerindeliğine iliꢀkin olarak Hükümet, baꢀvuranın ꢀikâyette bulunmasını müteakiben
savcının haklarında suçlamada bulunulan polislerin ifadesine baꢀvurduğuna dikkat
çekmektedir. Sözkonusu polisler ꢀikâyet konusu olaylara karıꢀtıkları iddiasını reddetmiꢀlerdir.
Hükümet ayrıca, sözkonusu olaylara iliꢀkin olarak baꢀvuranla yeğeninin ifadeleri arasında
çeliꢀki bulunduğuna dikkat çekmektedir. Hükümet ayrıca AĐHM’den baꢀvuranın ꢀikâyetlerini
dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddetmesini talep etmektedir.
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı uygulamalara iliꢀkin iddiaların uygun delil unsurlarıyla
desteklenmesi gerektiği düꢀüncesinden (Dikme – Türkiye, no: 20869/92, § 73) hareket eden
AĐHM, ꢀiddet mağduru olduğu yönündeki iddiasını doğrulaması bakımından baꢀvuran
tarafından sunulan tıbbi raporun baꢀlı baꢀına sağlam ve yeterli bir temel temin ettiğini
gözlemlemektedir. Zaten bu nokta taraflar arasında bir ihtilafa yol açmamıꢀtır. Buna mukabil
taraflar sözkonusu ꢀiddeti uygulayan ꢀahısların kimliği hakkında anlaꢀmazlık içindedirler.
AĐHM, 11 ꢁubat 2003 tarihli tıbbi raporda tespit edilen ekimozların, baꢀvuranın yaralarına
iddia edildiği gibi polis tarafından sebebiyet verilmiꢀse, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına
girmesi bakımından yeterince ciddi olduğu kanaatine varmaya imkân tanıdığını derhal tespit
etmektedir (A. – Birleꢀik Krallık, § 21). Bundan sonra Savunmacı Devletin AĐHS’nin 3.
maddesi
bakımından
sözkonusu
yaralardan
sorumlu
olduğuna
hükmedilip
hükmedilemeyeceği hususunu incelemek gerekecektir.
AĐHM lezyonların niteliğinin haricinde yaraların nedeni hakkında da tıbbi raporda bilgi
verilmediğini gözlemlemektedir. Baꢀvuranın temsilcisine göre bu yaralara polisin darbeleri
yol açmıꢀtır. Oysa olayın ertesi günü alınan ifadesinde baꢀvuran kendisine saldırıda bulunan
ꢀahısların yüzlerini ya da giysilerini göremediğini belirtmiꢀtir.
AĐHM ayrıca, olaydan sorumlu oldukları iddia edilen polisler hakkında yapılan usul iꢀlemi
çerçevesinde ifadesine baꢀvurulan ve amcasının dövülmesiyle ilgili olayları aydınlatması
muhtemel tek tanık olan baꢀvuranın yeğeninin ne konuyla ilgili soruꢀturma sırasında ne de
aleyhinde yapılan ceza yargılaması çerçevesinde verdiği ifadelerde amcasına saldırıda
bulunulduğu yönünde herhangi bir beyanda bulunmadığını not eder.
Bu unsurları göz önünde bulunduran AĐHM kendisine sunulan delillerden hareketle
baꢀvuranın maruz kaldığı yaraların müsebbibinin baꢀvuranın iddia ettiği gibi polis olduğunu
kanıtlamanın imkânsız olduğuna hükmetmektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi özü bakımından ihlal edilmemiꢀtir.
B. Soruꢀturmaların uygunluğu hakkında
1) Uygulanabilir hüküm
AĐHM, baꢀvuranın kötü muamele iddiaları konusunda yürütülen soruꢀturmanın
etkisizliğinden yakınmak için 3. ve 13. maddelere atıfta bulunduğunu kaydetmektedir. AĐHM
bazı davalarda bu tur ꢀikayetleri AĐHS’nin 3. maddesi bakımından incelediğini
gözlemlemektedir (bkz., örnek olarak, Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998).
Bununla birlikte, ancak yetkili makamların ilgili dönemde müꢀtekiler tarafından dile getirilen
ꢀikâyetlere iliꢀkin etkili bir biçimde harekete geçmemeleri nedeniyle 3. maddeyle yasaklanmıꢀ
kötü muamelelerin yapılıp yapılmadığı noktasında AĐHM bir sonuca varamadığında,
AĐHS’nin 3. maddesinin usulüne atıfta bulunulmuꢀtur. Mevcut davada bu türden bir durum
sözkonusu olduğundan bu ꢀikâyeti 3. madde açısından incelemek yerinde olacaktır.
2) Esasa dair
AĐHM, 13. maddeyle birlikte ya da tek baꢀına ele alındığında AĐHS’nin 3. maddesinin usul
yükümlülüklerin kapsam ve konusunun ulusal makamları, kamu görevlilerine atfedilebilecek
eylem ya da ihmallere iliꢀkin olay ve sorumlulukları tespit etmeye icbar ettiğini
hatırlatmaktadır (bkz., sözgelimi, Assenov, adıgeçen, § 102, ve Z ve diğerleri – Birleꢀik
Krallık, no: 29392/95, §109). Oysa AĐHM daha evvel Ay – Türkiye (no: 30951/96, § 59, 22
Mart 2005) kararında belirttiği üzere bu türden bir sorumluluk ilke olarak yalnızca devletin
bilgisi dâhilinde gerçeklesen kötü muamele olaylarıyla sınırlı tutulamaz.
Bilhassa olayın ertesi günü düzenlenen tıbbi raporu göz önünde bulunduran AĐHM,
baꢀvuranın vücudunda ciddi lezyonlar oluꢀmasına yol açan kötü muamelelerin mağduru
olduğunu tespit etmektedir. Bu itibarla AĐHM ulusal makamların AĐHS’nin 3. maddesinin
usulü yönünden doğan yükümlülüklerini etkili bir biçimde yerine getirip getirmediği
hususunu araꢀtırmalıdır.
AĐHM yetkili makamların ancak baꢀvuranın 26 ꢁubat 2003 tarihinde ꢀikâyette bulunmasının
ardından bir ceza soruꢀturması açtığını ve baꢀvuranın yeğeninin yakalanması iꢀlemini
gerçekleꢀtiren polislerin ifadesine baꢀvurduğunu tespit etmektedir. Bu arada AĐHM
Cumhuriyet Savcısının olayın unsurlarını araꢀtırmadan bu denli kısa surede delil yetersizliği
hükmüne varmasını esefle karꢀılamaktadır. Savcı, baꢀvuranın iddialarını kesin bir dille
yalanlayan polislerin ifadelerini almakla ve baꢀvuranın yeğeninin hakkında yapılan ceza
yargılaması çerçevesinde verdiği ifadelerini inter alia esas almakla yetinmiꢀtir. AĐHM’ye
göre baꢀvuranın yeğeni yakalanmasının ardından meydana gelen olaylara iliꢀkin olarak
doğrudan sorgulanmıꢀ olsaydı önemli bilgiler verebilirdi. Bu eksiklik soruꢀturmanın
etkinliğine önemli ölçüde gölge düꢀürmüꢀtür.
Öte yandan yetkili makamlar, polislerin ifadelerine göre olay baꢀvuranın evinin önünde
meydana gelmiꢀ olmasına rağmen hiçbir zaman görgü tanıklarını bulmaya çalıꢀmamıꢀlardır.
Oysa olay yerinde birçok kiꢀinin bulunması muhtemeldi.
Yukarıda ifade olunan hususları göz önünde bulunduran AĐHM, yürütülen soruꢀturmanın
AĐHS’nin 3. maddesi bakımından derin ve etkili niteliğe sahip olmadığı kanaatine
varmaktadır. Bu nedenle AĐHS’nin bu hükmü usulü bakımından ihlal edilmiꢀtir. Ayrıca
AĐHM yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 13. maddesi açısından
incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
III. AĐHS’ NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, evinin önünde gerçekleꢀen yasadıꢀı bir gösteri yüzünden kötü muameleye maruz
kalması sebebiyle güvenlik hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunmaktadır. Bu hususta
baꢀvuran AĐHS’nin 5. maddesine atıfta bulunmaktadır.
AĐHM bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde daha evvel incelenen olaylara
dayandığını gözlemlemektedir. Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi yönünden vardığı sonucu
göz önünde bulunduran AĐHM sözkonusu ꢀikâyeti ayrıca 5. madde açısından incelemeye
gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini için 150.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.
AĐHM talep edilen maddi tazminat ile yapılan ihlal tespiti arasında bir illiyet bağı
görmediğinden bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın AĐHM hakkaniyete uygun olarak
baꢀvurana 2.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin yerinde olacağını değerlendirmektedir.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran yaptığı masraf ve harcamaların iadesi hususunu AĐHS’nin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.
AĐHM’nin içtihadı uyarınca bir baꢀvuran masraf ve harcamaların iadesini ancak bu masraf ve
harcamaların gerçekliği, zorunluluğu ve oranlarının makul olduğu kanıtlanması halinde elde
edebilir. Mevcut davada elindeki unsurları ve yukarıda ifade edilen ölçütleri göz önünde
bulunduran AĐHM baꢀvurana tüm masraf ve harcamaları için 500 Euro ödenmesinin makul
olacağı kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artıꢀın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.
BU GEREKCELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBIRLIGIYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin özü bakımından ihlal edilmediğine;
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 5. ve 13. maddeleri yönünden yapılan ꢀikayetleri ayrıca incelemeye
gerek olmadığına;
5. a) AĐHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından, baꢀvurana manevi tazminat olarak 2.000 Euro (iki bin Euro) ve masraf ve
harcamalar için miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak 500 Euro (beꢀ
yüz Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca hazırlanmıꢀ olup, iç tüzüğün 77/2 ve 77/3. maddelerine uygun olarak 26
Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło