29105/03
WyrokETPCz2009-10-20ECLI:CE:ECHR:2009:1020JUD002910503
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany złemu traktowaniu podczas zatrzymania przez policję, a władze krajowe nie przeprowadziły skutecznego dochodzenia w tej sprawie, co stanowi naruszenie art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że relacja skarżącego dotycząca złego traktowania była spójna, a rząd nie przedstawił przekonującego wyjaśnienia obrażeń odniesionych przez skarżącego w trakcie zatrzymania. Stwierdził, że dokumenty dotyczące zatrzymania i raporty medyczne były niespójne i niewystarczające. Trybunał podkreślił, że państwo ma obowiązek wyjaśnić obrażenia odniesione przez osobę w areszcie. Ponadto, Trybunał uznał, że dochodzenie przeprowadzone przez prokuratora było nieskuteczne, ponieważ nie przesłuchano skarżącego ani oskarżonych policjantów, nie podjęto poważnych prób identyfikacji sprawców, nie przesłuchano potencjalnych świadków i nie wyjaśniono sprzeczności w raportach medycznych.Stan faktyczny
Skarżący, urodzony w 1986 roku, został zatrzymany 30 marca 2002 roku pod zarzutem kradzieży. Twierdził, że podczas zatrzymania był bity, rażony prądem, grożono mu, poddawano zimnym prysznicom i rozbierano do naga. Raporty medyczne z 30 i 31 marca 2002 roku wykazały obrażenia, ale ich interpretacja była sporna. Skarżący złożył skargę karną przeciwko funkcjonariuszom policji za złe traktowanie i bezprawne pozbawienie wolności.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym i proceduralnym. 3. Zasądza na rzecz skarżącego 10 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 4. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
VOLKAN ÖZDEMĐR – TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 29105/03)
KARAR
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 29105/03 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı
Volkan Özdemir’in (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 18 Temmuz 2003
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”)
34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đzmir Barosu
avukatlarından M. N. Terzi tarafından temsil edilmiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1986 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.
A. Baꢀvuranın yakalanması ve gözaltına alınması Mart 2002 tarihinde, baꢀvuran, Buca Emniyet Müdürlüğü Polis Karakolu'na bağlı
polislerce hırsızlık yaptığı ꢀüphesiyle Z.K. isimli ꢀahıs ile birlikte yakalanmıꢀtır.
Aynı gün saat 19.10’da üç polis memuru tarafından hazırlanan ve baꢀvuran ile Z.K.
tarafından imzalanan yakalama tutanağına göre, polis saat 13.00 sularında iki kiꢀinin Buca
Egekent’teki üç ayrı eve girmeye çalıꢀtığı istihbaratını almıꢀtır. Görgü tanıklarının tarifine
uyan ꢀüpheliler görevlendirilen birim tarafından saat 19.00’da yakalanmıꢀtır. Yakalanma
sırasında koꢀarken taꢀlı bir zemine düꢀtüğü için baꢀvuranın dizleri, sırtı ve alnı yaralanmıꢀtır.
Aynı gün (30 Mart 2002) saat 19.30’da, kimlik tespiti sırasında görgü tanıklarından
biri baꢀvuran ile Z.K.’yi teꢀhis etmiꢀtir.
Ayrıntılı rapora göre reꢀit olmadığı için baꢀvuran sorgulanmamıꢀtır.
Baꢀvuran, baꢀvuru formunda, gözaltında bulunduğu sırada çeꢀitli ꢀekillerde kötü
muameleye maruz kaldığını ayrıntılı olarak ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, özellikle, duvarının bir
kısmı süngerle kaplı olan bir sorgu odasına alındığını ve polis memurlarının baꢀını bu duvara
vurduğunu ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, bu odada sivil giyimli dört polis memuru tarafından
dövüldüğünü, elektrik ꢀoku verildiğini ve tehdit edildiğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, gözleri
bağlı olduğu halde bir yerden görebildiğini ve polisleri seslerinden tanıyabildiğini ifade
etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, polis memurları tarafından soğuk duꢀ aldırıldığını, çırılçıplak
soyulduğunu ve ellerinin bağlandığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, bütün bunların mahkemeye
çıkarılmadan önce bazı iꢀlemler için götürüldüğü ꢁ. Coꢀkun Erçin Polis Karakolu’nda değil,
Buca Merkez Polis Karakolu’nda gerçekleꢀtiğini iddia etmiꢀtir.
Baꢀvuran, saat 19.45’te Buca sağlık merkezinde O.T. adlı doktor tarafından muayene
edilmiꢀtir. Muayene sonucunda, baꢀvuranın baꢀında 1,5 cm büyüklüğünde küçük bir cilt
lezyonu ve ödem, sırtının ortasında sürtünmeden veya vurmadan kaynaklanan yaklaꢀık 8 cm
boyutunda eliptik bir kızarık alan, sırtının sağ omuz kısmında hafif bir ekimoz ve sağ dizde
sürtünmeden kaynaklanan hafif bir sıyrık tespit edilmiꢀtir.
Mart 2002 tarihinde saat 14.35’te, baꢀvuran Buca sağlık merkezinde B.G. adlı
doktor tarafından muayene edilmiꢀtir. Baꢀvuranın sırtının ortasında 6-7 cm büyüklüğünde eski
bir ekimoz tespit edilmiꢀtir. Doktor, ekimozun yedi veya sekiz günlük olduğu sonucuna
varmıꢀtır.
ꢁ. Coꢀkun Erçin Polis Karakolu’nda baꢀvuran ile bir polis memuru tarafından
imzalanan tarihi belirtilmemiꢀ ꢀüpheli ve sanık hakları formuna göre, baꢀvuran saat 19.00’da
yakalanmıꢀtır. Ancak, 31 Mart 2002 tarihli sevk/serbest bırakma tutanağına göre, baꢀvuran 30
Mart 2002 tarihinde saat 13.30’da Đzmir Buca Çocuk Büro Amirliği tarafından yakalanmıꢀ, 31
Mart 2002 tarihinde saat 16.00’da serbest bırakılmıꢀtır. Polis tarafından hazırlanan fezlekeye
göre, baꢀvuran ile Z.K., 31 Mart 2002 tarihinde saat 19.10’da Buca Asayiꢀ Bürosu’nda
görevli polis memurları tarafından yakalanmıꢀlardır. Söz konusu fezlekede, E.C. adlı kiꢀinin Mart 2002 tarihinde saat 14.56’da karakola gelerek hırsızlık nedeniyle ꢀikayetçi olduğu
belirtilmektedir. Mart 2002 tarihinde polisin baꢀvuranı Cumhuriyet Savcısı ile hakim huzuruna
çıkarmaya çalıꢀtığı anlaꢀılmaktadır. Ancak, saatin çok geç olmasından dolayı, Cumhuriyet
Savcısı baꢀvuranın ertesi gün erken saatte getirilmesi talimatını vermiꢀtir. Baꢀvuran,
gözaltında tutulmak üzere Buca Çocuk Büro Amirliği’ne gönderilmiꢀtir.
B. Baꢀvuran aleyhindeki cezai kovuꢀturma Nisan 2002 tarihinde, baꢀvuran önce Đzmir Cumhuriyet Savcılığı, daha sonra Đzmir
Sulh Hukuk Mahkemesi huzuruna çıkartılmıꢀ ve aleyhindeki suçlamaları reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran, baro tarafından görevlendirilen bir avukat tarafından temsil edilmiꢀtir. Mahkeme,
baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
Đzmir Cumhuriyet Savcısı, 8 Nisan 2002 tarihinde, baꢀvuran ile Z.K.’yi 6 ꢁubat 2002
tarihinde hırsızlık yapmak, 30 Mart 2002 tarihinde üç ayrı evde hırsızlığa teꢀebbüs etmek
suçlarıyla itham eden bir iddianame ile Đzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açmıꢀtır.
Suçlamalar Ceza Kanunu’nun 493. ve 522. maddelerine dayandırılmıꢀtır.
Đzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi önünde baꢀvuran ile Z.K. aleyhinde cezai
kovuꢀturma baꢀlatılmıꢀtır. 29 Nisan 2002 tarihinde yapılan duruꢀmada, baꢀvuran, ilk hırsızlık
giriꢀimi sırasında Z.K.’nin ne yaptığını bilmediğini, ancak ikinci hırsızlık giriꢀiminde bunu
anlayabildiğini ifade etmiꢀtir. Bir avukat tarafından temsil edilen baꢀvuran, hiç kimsenin
evine girmediğini veya herhangi bir ꢀey çalmadığını ifade ederek ikinci hırsızlık giriꢀimi
sırasında arkadaꢀının ne yaptığını anlayınca kendisine koꢀmasının söylenmesi üzerine
koꢀmaya baꢀladığını ileri sürmüꢀtür. Mahkeme, baꢀvuran ile Z.K.’nin tutuksuz yargılanmak
üzere serbest bırakılmalarına karar vermiꢀtir.
C. Baꢀvuranın gözaltındayken kötü muamele gördüğü iddiasına iliꢀkin olarak
yapılan soruꢀturma Mayıs 2002 tarihinde, baꢀvuran, ꢁ. Coꢀkun Erçin Polis Karakolu’nda görevli
olduklarını düꢀündüğü sekiz polis memuru aleyhinde suç duyurusunda bulunmuꢀtur.
Baꢀvuran, karakoldayken karnına yumruk ve tekme atıldığını, duvara çarpıldığını, çırılçıplak
soyulduğunu, üzerine soğuk su tutulduğunu, elektrik ꢀokuyla tehdit edildiğini ve soğukta
bekletildiğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, 30 Mart 2002’de saat 13.30’da yakalanmıꢀ
olmasına karꢀın 1 Nisan 2002 tarihinde hakim önünde çıkarılması nedeniyle kanuna aykırı
olarak özgürlüğünden mahrum bırakıldığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ağustos 2002 tarihinde, Đzmir Cumhuriyet Savcısı C.Ç., baꢀvuranın kötü muamele
iddialarını destekleyen herhangi bir kanıt bulunmaması nedeniyle, ꢁ. Coꢀkun Erçin Polis
Karakolu’nda görevli üç polis memuru, Buca Çocuk Büro Amirliği’nde görevli iki polis
memuru ve Buca Asayiꢀ Bürosu’nda görevli üç polis memuru aleyhinde dava açmamaya
karar vermiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, özellikle yakalama tutanağına atıfta bulunarak, sağlık
raporundaki bulguların baꢀvuranın yakalanma anında düꢀtüğü zaman aldığı yaralarla tutarlı
olduğu kanaatine varmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, sağlık raporunda söz konusu
yaraların eski olduğunun belirtildiğini kaydetmiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde, baꢀvuran yukarıdaki karara itiraz etmiꢀtir. Ocak 2003 tarihinde, Karꢀıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın iddia konusu
kötü muameleye iliꢀkin itirazını reddetmiꢀtir. Mahkeme, bu bağlamda, baꢀvuranın polisten
kaçarken düꢀmesi sonucu aldığı yaralar dıꢀında kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir
fiziksel kanıt bulunmadığına karar vermiꢀtir. Öte yandan, Cumhuriyet Savcısı’nın saat
13.00’te derhal getirilmesini istediği halde, -reꢀit olmayan- baꢀvuranın 31 Mart 2002’de saat
19.45’te Cumhuriyet Savcısı’nın huzuruna çıkarılması nedeniyle, mahkeme, baꢀvuranın
özgürlüğünden mahrum bırakılmasına iliꢀkin itirazını kabul etmiꢀtir. Dolayısıyla, mahkeme,
görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle polis memurları aleyhinde cezai kovuꢀturma
baꢀlatılmasına karar vermiꢀtir. Söz konusu karar 21 Ocak 2003 tarihinde baꢀvuranın avukatına
tebliğ edilmiꢀtir.
Bu arada, Emniyet Müdürlüğü, baꢀvuranın tutukluluk süresiyle ilgili olarak kanuna
aykırı bir ꢀekilde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı yönündeki iddialarına iliꢀkin bir disiplin
soruꢀturması baꢀlatmıꢀtır. Disiplin Kurulu, 10 Eylül 2003 tarihinde, baꢀvuran ile annesinin
ifadelerinin de yer aldığı dava dosyasındaki kanıtlara dayanarak, Đzmir Emniyet
Müdürlüğü’ne bağlı sekiz polis memurunun disiplin cezasına çarptırılmasına gerek olmadığı
yönünde karar vermiꢀtir. Söz konusu karar 21 Ocak 2003 tarihinde baꢀvuranın avukatına
tebliğ edilmiꢀtir.
Đlk derece mahkemesi, 29 Mart 2004 tarihinde yapılan duruꢀmada baꢀvuranın ifadesini
almıꢀtır. Baꢀvuran, karakolda esmer tenli bir polis memuru tarafından dövüldüğünü ve
yanında baꢀkalarının da olduğunu ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, görmesi halinde bu kiꢀileri
tanıyabileceğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, polis memurları aleyhinde ꢀikayetçi
olmadığını ifade etmiꢀtir. yılında, ilk derece mahkemesi, polis memurlarının beraatına karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran temyize gitmiꢀtir. Dava halen Yargıtay önünde derdesttir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz bırakıldığı ve yerel
makamların iddialarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yapmadıkları konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ
ve bu ꢀikayetlerini AĐHS’nin 3., 6. ve 13. maddelerine dayandırmıꢀtır.
AĐHM, söz konusu ꢀikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesi
gerektiği kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin kabuledilebilirliğine iliꢀkin bazı itirazlarda
bulunmuꢀtur. Hükümet, ilk olarak, polis memurları aleyhindeki cezai yargılamanın yerel
mahkemeler önünde halen derdest olduğunu belirtmiꢀtir. Hükümet, ikinci olarak, baꢀvuranın
medeni ve idari hukukun sağladığı hukuk yollarından yararlanmaması nedeniyle iç hukuk
yollarının tüketilmediğini iddia etmiꢀtir. Hükümet, son olarak, baꢀvuranın Karꢀıyaka Ağır
Ceza Mahkemesi’nin kararından sonraki altı ay içerisinde veya olayın gerçekleꢀtiği tarihten
itibaren altı ay içerisinde AĐHM’ye baꢀvurmuꢀ olması gerektiğini iddia etmiꢀtir.
Baꢀvuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, ilk olarak, baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu ꢀikayetle
ilgili nihai kararın, ꢀikayetin esasını belirlediği gerekçesiyle, Cumhuriyet Savcısı’nın kararına
karꢀılık baꢀvuranın yaptığı itirazın reddedildiği 6 Ocak 2003 tarihli Karꢀıyaka Ağır Ceza
Mahkemesi kararı olduğu kanaatindedir (mutatis mutandis, Ete / Türkiye, no. 29315/02). Söz
konusu karar 21 Ocak 2003 tarihinde baꢀvuranın avukatına tebliğ edilmiꢀtir. AĐHM, ikinci
olarak, daha önceki davalarda Hükümet’in medeni ve idari hukuk yollarıyla ilgili benzer
iddialarını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Nevruz Koç / Türkiye, no. 18207/03; Eser Ceylan /
Türkiye, no. 14166/02). AĐHM, sözkonusu davada bu kararından ayrılmasını gerektirecek
herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHM, Hükümet’in iç hukuk
yollarının tüketilmediği yönündeki itirazını reddeder.
Ayrıca, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralının, baꢀvuranların iç hukuk
yollarının tüketilmesi sürecinde verilen nihai karardan itibaren altı ay içerisinde baꢀvuruda
bulunmalarını gerektirdiğini ve baꢀvuranın yerel mahkemelerce verilen nihai kararın yazılı bir
kopyasının kendisine tebliğ edilme hakkına sahip olması durumunda, AĐHS’nin 35/1 maddesi
uyarınca altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ tarihinden itibaren iꢀlediğini hatırlatan AĐHM, Temmuz 2003 tarihinde yapılan bu baꢀvurunun AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı
ay kuralına uygun olduğu kanaatindedir.
Ayrıca, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu baꢀvurunun açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, baꢀvuranın saat 19.00’da yakalandığını, yakalanma sırasında polisten
kaçarken düꢀtüğü için yaralandığını, 1 Nisan 2002 tarihinde Cumhuriyet Savcısı ve hakim
önüne çıkarıldığında kötü muamele konusunda ꢀikayetçi olmadığını, tam adresini vermediği
için ilk derece mahkemesi ile iꢀbirliğinde bulunmadığını, bunun sonucunda da 29 Mart 2004
tarihine kadar ifade vermesi için celp edilemediğini ve mahkeme önünde verdiği ifadelerin
daha önceki ifadeleriyle çeliꢀtiğini ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran iddialarını sürdürmüꢀtür. Baꢀvuran, özellikle, daha önce hırsızlık nedeniyle
birçok kez yakalandığı ve aynı polis memurlarıyla tekrar karꢀılaꢀabileceği için, 1 Nisan 2002
tarihinde Cumhuriyet Savcısı ve hakim önüne çıkarıldığında kötü muameleden ꢀikayetçi
olmaya korktuğunu ifade etmiꢀtir. Ayrıca, sağlık muayenesi düzgün bir ꢀekilde yapılmıꢀ
olsaydı, kötü muamelenin fiziksel belirtilerini gözlemlemek mümkün olabilecektir. Baꢀvuran,
ayrıca, ifadelerinde çeliꢀkiler olduğunu inkar etmiꢀtir. Baꢀvuran, elde suçlayıcı deliller varken
aynı civarda gerçekleꢀen hırsızlık olayından altı saat sonra yakalanmasının kendisine mantıklı
gelmediğini belirtmiꢀtir.
AĐHM, 3. maddenin, AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden biri
olduğunu hatırlatır. Ayrıca, bu madde, Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan demokratik toplumların
temel değerlerinden birini muhafaza etmektedir. Đnsan haklarının korunması için bir araç
olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi, söz konusu hükümlerin, sağladığı güvenceleri uygulanabilir
ve etkili kılmak amacıyla yorumlanmasını ve uygulanmasını da gerektirir (Avꢀar / Türkiye,
no. 25657/94). AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca iddialarda bulunulması durumunda, AĐHM’nin
özellikle kapsamlı bir inceleme yapması gerekmektedir (Ülkü Ekinci / Türkiye, no. 27602/95).
AĐHM, tarafların sunduğu belgelere dayanarak sözkonusu davada böyle bir inceleme
yapacaktır.
AĐHM, ayrıca, sağlık durumu iyi bir ꢀekilde gözaltına alınan bir bireyin serbest
bırakıldığında yaralı olması durumunda, Devletin bu yaraların nedenine iliꢀkin makul bir
açıklama getirmek ve mağdurun iddialarına -özellikle bu iddialar sağlık raporlarlarıyla
desteklenmiꢀse- karꢀı kanıtlar ileri sürmek yükümlülüğü taꢀıdığını hatırlatır (Çolak ve Filizer /
Türkiye, no. 32578/96; Selmouni / Fransa, no.25803/94; 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye
kararı, Hüküm ve Karar Raporları 1996-VI; 4 Aralık 1995 tarihli Ribitsch / Avusturya kararı).
AĐHM, delilleri değerlendirirken “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt standardını
uygulamıꢀtır (Orhan / Türkiye, no. 25656/94). Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve
anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (Ülkü
Ekinci, yukarıda kaydedilen). Ayrıca, sözkonusu olaylar, ꢀahsın gözaltında kendi
kontrollerinde olduğu sırada, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin bilgisi dahilinde
gerçekleꢀmiꢀse, gözaltı sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü maddi karineler
ortaya çıkacaktır. Tatminkar ve ikna edici bir açıklama getirme yükümlülüğünün yetkililere
ait olduğu söylenebilir (Salman / Türkiye, no. 21986/93).
Sözkonusu davada, henüz reꢀit olmayan baꢀvuran, dayak, tehdit ve soğuk duꢀu
kapsayan kötü muamele ꢀekillerinden ꢀikayetçi olmuꢀtur. AĐHM, bu bağlamda, Hükümet’in
iddiasının aksine, baꢀvuranın hem AĐHM hem yerel mahkemeler önünde olayları anlatma
ꢀeklinin, küçük ayrıntılar hariç, birbiriyle tutarlı olduğu sonucuna varmıꢀtır.
Hükümet, baꢀvuranın yalnızca yakalama sırasında düꢀtüğü için yaralandığı iddiasını
polisin hazırladığı yakalama tutanağına dayandırmıꢀtır. Bu noktada, baꢀvuranın 30 Mart 2002
tarihinde ꢁ. Coꢀkun Erçin polis karakolunda görevli polis memurları tarafından saat 19.00’da,
Đzmir Buca Çocuk Büro Amirliği’nde görevli polis memurları tarafından saat 13.30’da veya
Buca Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurları tarafından saat 19.10’da yakalandığına
dair resmi belgelerde yer alan yetersiz ve çeliꢀkili bilgileri göz önünde bulunduran AĐHM,
baꢀvuranı yakalayan polis memurlarının hazırladığı ve Hükümet’in doğruluğuna güvendiği
tutanağın içeriğine veya baꢀvuranın yaꢀı nedeniyle yakalandığı sıradaki korunmasızlığını
dikkate alarak baꢀvuranın bu belgeyi imzalamıꢀ olmasına itibar edemeyeceği kanaatindedir.
Tıbbi delille ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranın 30 ve 31 Mart 2002 tarihleri arasında
gözaltında bulunmasıyla ilgili olarak iki sağlık raporunun hazırlandığını kaydeder. Baꢀvuranın
yakalandığı gün kimlik tespitinden sonra hazırlanan birinci raporda kötü muamele göstergesi
olabilecek bazı fiziksel bulgulara yer verilmiꢀtir. Ancak, ertesi gün hazırlanan ikinci raporda
baꢀvuranın sırtındaki eski bir ekimozdan söz edilmiꢀtir. AĐHM, bu iki raporun birbiriyle
çeliꢀtiğini, ayrıntılara yer vermediğini ve AĐHM’nin kötü muameleye iliꢀkin davaları
incelerken göz önünde bulundurduğu Avrupa Đꢀkencenin ve Đnsanlık Dıꢀı veya Onur Kırıcı
Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin önerdiği standartları (Akkoç / Türkiye, no.
22947/93) ve BMMYK’ye sunulan Đꢀkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık Dıꢀı, Aꢀağılayıcı
Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruꢀturulması ve Belgelendirilmesi Đçin El
Kılavuzu’nda (“Đstanbul Protokolü”) belirtilen esasları yerine getirmediğini kaydeder (Batı ve
Diğerleri, yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AĐHM, söz konusu sağlık raporlarının
baꢀvuranın kötü muamele gördüğü iddiasını kanıtlamak veya çürütmek için öne sürülebilecek
ikna edici birer kanıt olmadıkları kanaatindedir (Mehmet Eren / Türkiye, no. 32347/02).
AĐHM, bu bağlamda, 27 Ocak 2009 tarihinde Hükümet’ten, diğer ek bilgi ve
belgelerin yanı sıra, baꢀvuranın 1 Nisan 2002’de tutuklanmasının ardından cezaevi doktoru
tarafından hazırlanan sağlık raporlarının birer kopyasını göndermesini talep ettiğini kaydeder.
Ancak, Hükümet, AĐHM Đçtüzüğü’nün 44/A maddesinde öngörülen AĐHM ile iꢀbirliğine
iliꢀkin hükümlere rağmen, herhangi bir gerekçe göstermeksizin söz konusu talebe cevap
vermemiꢀtir.
AĐHM, yukarıda anlatılanları göz önünde bulundurarak, makul ꢀüphenin ötesinde
baꢀvuranın iddia edildiği gibi kötü muamele gördüğü sonucuna götürecek somut öğelere
dayanan çıkarımlar bulunduğuna karar verir.
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin, makamların “savunulabilir” olan ve “makul ꢀüphe
uyandıran” kötü muamele iddialarını incelemesini gerektirdiğini hatırlatır (Ay / Türkiye, no.
30951/96). AĐHM içtihadı tarafından tanımlanan etkililiğe iliꢀkin asgari standartlar,
soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların örnek
bir titizlik ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirir (Çelik ve Đmret / Türkiye, no. 44093/98).
AĐHM, ayrıca, AĐHS’de yer alan hakların teorik ve aldatıcı değil, uygulanabilir ve etkili
olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla, bu tür davalarda, etkili bir soruꢀturma sorumluların
belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır (Orhan Kur / Türkiye, no.
32577/02).
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, baꢀvuranda görülen yaralanmalardan
Savunmacı Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıꢀtır. Bu sebeple, etkili bir soruꢀturma
yapılmıꢀ olması gerekmektedir.
AĐHM, sözkonusu davada, Cumhuriyet Savcılığı tarafından vakit kaybetmeden
baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin soruꢀturma yapıldığını gözlemlemektedir. Cumhuriyet
Savcısı’nın polis memurları hakkında kötü muamele nedeniyle kovuꢀturma baꢀlatılmamasına
yönelik kararının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanması ile söz konusu soruꢀturma 6
Ocak 2003 tarihinde sona ermiꢀtir. Dava dosyasında yer alan sınırlı sayıdaki belgeyi inceleyen
AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın soruꢀturmayı yapma ꢀeklinde eksiklikler olduğunu, bu
eksikliklerin de soruꢀturmanın etkinliğini etkilediğini gözlemlemektedir. Đlk olarak,
Cumhuriyet Savcısı’nın soruꢀturma sırasında baꢀvuranın veya sanık polis memurlarının
ifadesini alma yoluna gitmediği anlaꢀılmaktadır. AĐHM, ikinci olarak, Cumhuriyet
Savcısı’nın sanık polis memurlarının kimliklerinin belirlenmesi için herhangi bir ciddi
giriꢀimde bulunmadığını kaydeder. Bu bağlamda, baꢀvurandan hiçbir ꢀekilde, polis
fotoğraflarına bakarak veya kimlik tespit çalıꢀmasına katılarak, sanıkların kimliğini tespit
etmesinin istenmediği görülmektedir. Üçüncü olarak, Cumhuriyet Savcısı, o gün görevde olan
diğer polis memurlarının, baꢀvuranla birlikte yakalanan veya tutuklanan diğer kiꢀilerin veya
olayların yaꢀandığı gün karakolda bulunan kiꢀiler gibi olası görgü tanıklarının ifadesini
almamıꢀtır. AĐHM’ye göre, dava dosyasında kesin bir tıbbi delil bulunmadığından, söz
konusu ifadeler yaralanmalarının sebebine ıꢀık tutabilirdi. Son olarak, Cumhuriyet Savcısı, bir
gün arayla hazırlanan iki sağlık raporunda yer alan çeliꢀkileri gidermek için baꢀvuranı
muayene eden doktorların ifadesini almamıꢀtır.
AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, söz konusu soruꢀturmanın AĐHS’nin 3.
maddesinde öngörülen soruꢀturmanın esaslı ve etkili olması koꢀulunu yerine getirdiğinin
söylenemeyeceği kanaatindedir.
Bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi esas ve usul bakımından ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, manevi tazminat olarak 10,000 Euro talep etmiꢀtir.
Hükümet talep edilen miktara itiraz etmiꢀtir.
Söz konusu davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önünde bulunduran AĐHM,
hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana talep edilen miktarın tamamının ödenmesine karar verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ayrıca, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için
2,000 Euro talep etmiꢀtir.
Hükümet, talep edilen miktara itiraz etmiꢀtir.
Baꢀvuranın, AĐHM Đçtüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca, talebini herhangi bir makbuz
veya fatura ile desteklememesi nedeniyle, AĐHM bu baꢀlık altında herhangi bir ödeme
yapılmamasına karar verir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal edildiğine;
3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet
tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 10,000 Euro (on bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło