29109/03
WyrokETPCz2008-06-17ECLI:CE:ECHR:2008:0617JUD002910903
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy władze tureckie naruszyły materialny i proceduralny aspekt art. 2 Konwencji w związku z zaginięciem i śmiercią İzzettina Yıldırıma, w tym poprzez brak skutecznego śledztwa?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak jest wystarczających dowodów, aby przypisać państwu odpowiedzialność za śmierć İzzettina Yıldırıma w aspekcie materialnym art. 2, ponieważ nie wykazano, że funkcjonariusze państwowi byli bezpośrednio zaangażowani lub działali w porozumieniu z Hizbullah, ani że władze wiedziały o realnym i bezpośrednim zagrożeniu jego życia. Natomiast, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2, podkreślając, że śledztwo krajowe było nieefektywne, opóźnione i nieskoordynowane. Wskazano na brak natychmiastowego przesłuchania kluczowych świadków, opóźnienia w sporządzeniu raportu z autopsji, brak powiązania sprawy Yıldırıma z głównym procesem Hizbullah przez długi czas oraz brak przekazywania informacji rodzinie, co uniemożliwiło ustalenie i ukaranie odpowiedzialnych.Stan faktyczny
Skarżący są krewnymi İzzettina Yıldırıma, prezesa Fundacji Zehra, znanej z działalności edukacyjnej. İzzettin Yıldırım zaginął 29 grudnia 1999 roku. 17 stycznia 2000 roku, podczas operacji policyjnej przeciwko organizacji Hizbullah, znaleziono kasetę wideo przedstawiającą tortury Yıldırıma. 28 stycznia 2000 roku jego ciało, wraz z ciałami innych ofiar, zostało znalezione zakopane w ogrodzie domu wynajmowanego przez członków Hizbullah. Autopsja wykazała, że Yıldırım był torturowany i uduszony. Władze krajowe wszczęły śledztwo, które początkowo nie powiązało bezpośrednio śmierci Yıldırıma z głównym procesem przeciwko Hizbullah, a jego rodzina miała trudności z uzyskaniem informacji.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Odmawia uwzględnienia wstępnego zarzutu rządu.
2. Uznaje skargę za dopuszczalną.
3. Stwierdza brak naruszenia materialnego aspektu art. 2 Konwencji w związku ze śmiercią İzzettina Yıldırıma.
4. Stwierdza naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji w związku z niedociągnięciami w postępowaniu karnym dotyczącym śmierci İzzettina Yıldırıma.
5. Stwierdza, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych zarzutów.
6. Zasądza, że Rząd pozwany ma zapłacić, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku:
a) każdemu z siedmiu skarżących kwotę 12 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, wolne od wszelkich podatków;
b) skarżącym łącznie kwotę 6 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, wolną od wszelkich podatków.
7. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
CESĐM YILDIRIM VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 29109/03 )
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup bazı
ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (19728/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı
Cesim Yıldırım, Ali Yıldırım, Osman Yıldırım, M. Emin Yıldırım, ꢁemsettin Yıldırım,
Cevahir Bayraktar ve Zezo Yıldırım’ın (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(AĐHM) 19 Ağustos 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından N. Osmanoğlu ve H. Kaya tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1954, 1945, 1952, 1953, 1949, 1948 ve 1920 doğumludur ve Van’da
ikamet etmektedirler. Baꢀvuranlar Đzzettin Yıldırım’ın erkek, kız kardeꢀleri ve annesidir.
Đzzetin Yıldırım Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı’nın (Zehra Vakfı) baꢀkanıydı. Kürt kökenli
olan adı geçen bu vakıf bünyesindeki eğitim faaliyetleri ile tanınmaktaydı. Zehra Vakfı 1990
yılında kurulmuꢀ ve Doğu Anadolu Bölgesi de dahil Türkiye’nin çeꢀitli bölgelerine
yayılmıꢀtır. Vakıf yoksul öğrencilere barınak, yiyecek ve çeꢀitli yardımlarda bulunmakta;
kültürel faaliyetler yürütmekteydi.
Đzzettin Yıldırım’ın arkadaꢀları Mehmet Kanlıbıçak ve Mehmet ꢁehit Avcı sırasıyla 27 ve 28
Aralık 1999 tarihlerinde kaybolmuꢀtur. Kayıpların aileleri gerekli baꢀvurularda bulunmuꢀtur.
Đzzettin Yıldırım’ın avukatı 30 Aralık 1999 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na
ꢀikayette bulunarak müvekkilinin 29 Aralık 1999 tarihinden bu yana kayıp olduğunu
bildirmiꢀtir. Avukat sivil giyimli iki kiꢀinin Đzzettin Yıldırım’ı H.B. ile beraber oturduğu
evinden kaçırdıklarını öne sürmüꢀtür. Aralık 1999 tarihinde Mazlum-Der (Đnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanıꢀma Derneği)
ve Zehra Vakfı Đstanbul’da son aylarda meydana gelen bir dizi kayıp olayı ile ilgili ortak bir
basın toplantısı düzenlemiꢀlerdir. Dokuz kayıp olayı polise bildirilmiꢀ ancak sonuçsuz
kalmıꢀtır. Yayınlanan kayıplar listesinde Mehmet Kanlıbıçak, Mehmet ꢁehit Avcı ve Đzzettin
Yıldırım’ın adları da yer almıꢀtır.
Zehra Vakfı aynı gün baꢀka bir basın toplantısı yaparak vakfın «yasadıꢀı hiçbir örgüt ile
bağlantısı» olmadığının altını çizmiꢀ ve kimseyi suçlamadıklarını, baꢀkan Đzzet Yıldırım’ın
«tek amacının demokratik ve yasal bir platformda ülke sorunlarına çözüm bulunması
olduğunu ve bunun için yapıcı görüꢀ ve eleꢀtiriler yönelttiğini» ifade etmiꢀtir.
Polis kayıplar hakkında yürütülen soruꢀturmalar çerçevesinde 31 Aralık 1999 tarihinde saat
21.30’da Mehmet Kanlıbıçak’ın eꢀini dinlemiꢀtir. Bu kiꢀi kocasının dayısı Mehmet ꢁehit
Avcı’nın ꢀirketinde denetçi olarak çalıꢀtığını ifade etmiꢀ, polis kendisine Đzzettin Yıldırım’ı
tanıyıp tanımadığını sormuꢀ, o da adı geçenden bahsedildiğini hiç duymadığı karꢀılığını
vermiꢀtir.
Polis aynı gece saat 22.30’da Mehmet ꢁehit Avcı’nın ortağı B.S.’nin ifadesine baꢀvurmuꢀtur.
B. S. 29 Aralık 1999 tarihinde yanında çalıꢀan F.S.’nin Mehmet Kanlıbıçak’ın ve Mehmet
ꢁehit Avcı’nın iꢀyerine gelmediklerini kendisine haber verdiğini ifade etmiꢀtir. B.S. Đzzettin
Yıldırım’ı Zehra Vakfı’ndaki kültürel faaliyetleri nedeniyle tanıdığını fakat nerede olduğunu
bilmediğini söylemiꢀtir.
Polis yine aynı gece Mehmet Kanlıbıçak’ın arkadaꢀı R.K.’yı ve Mehmet ꢁehit Avcı’nın eꢀini
dinlemiꢀ, ancak kayıplar hakkında daha fazla bilgi edinmemiꢀtir. Bu kiꢀiler de aynı ꢀekilde
Đzzettin Yıldırım’ı Zehra Vakfı’ndaki faaliyetleri nedeniyle tanıdıklarını dile getirmiꢀlerdir.
Takip eden günlerde kırk kadar sivil toplum örgütü kamuoyunun dikkatini kayıplara çekmiꢀ,
kayıplar arasında bir kültür vakfının baꢀkanı olarak Đzettin Yıldırım’ı ve kadının durumuna
iliꢀkin açıklamaları ve Kuran’a getiridiği modern yorum ile tanınan islamcı yazar Konca
Kuriꢀ’i saymıꢀtır. Ocak 2000 tarihinde, polis, Mehmet Kanlıbıçak’ın arkadaꢀı F.S.’nin ifadesini almıꢀtır. F.S.
Đzzettin Yıldırım’ı Zehra derneğinin faaliyetlerinden tanıdığını ancak ortadan kaybolması
hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını ifade etmiꢀtir.
Aynı gün B.S., polis tarafından yeniden dinlenmiꢀtir. B.S. Đzzettin Yıldırım hakkında verdiği
ilk ifadesini teyit etmiꢀtir. Ocak 2000 tarihinde, Đstanbul’un Beykoz mahallesinde, yasadıꢀı örgüt olan Hizbullah’a
yönelik yürütülen bir operasyon sırasında, polis, bir apartman dairesinde sözkonusu örgütün
militanları tarafından Đzzettin Yıldırım’a iꢀkence yapılırken çekilen bir kaset bulmuꢀtur.
Sözkonusu kaydın çözümünden, iki sesten birinin kurbana diğerinin ise “X” kiꢀi olarak
tanımlanan kiꢀiye ait olduğu anlaꢀılmıꢀtır. Polis, arama sırasında Đzzettin Yıldırım’ın nüfus
cüzdanını ve kaybolmalarından beri hesaplarından para çekildiği anlaꢀılan Mehmet ꢁehit Avcı
ve Mehmet Kanlıbıçak’ın banka dekontlarını bulmuꢀtur. Ayrıca, birçok belgeye, çok sayıda
silaha ve aralarında yazar Konca Kuriꢀ’in de bulunduğu alıkonulan kiꢀilere uygulanan iꢀkence
görüntülerinin yer aldığı videokasetler de bulmuꢀtur.
Sözkonusu operasyon sırasında, Hizbullah örgütünün lideri Hüseyin Velioğlu öldürülmüꢀ ve
diğer iki örgüt mensubu yakalanmıꢀtır. Beꢀ saat süren operasyon, televizyon kanallarında
naklen yayınlanmıꢀtır. Ocak 2000 tarihinde, Đstanbul Üsküdar’da bir evin bahçesinde, aralarında Konca Kuriꢀ’in
de bulunduğu on ceset çıkarılmıꢀtır. Kimlik tespiti için polis baꢀvuranları çağırmıꢀtır.
Cesetlerin çürümüꢀlük derecesinden dolayı baꢀvuranların kardeꢀlerini teꢀhis edememeleri
üzerine baꢀvurulan diꢀçisi, cesetlerden hiçbirinin Đzzettin Yıldırım’a ait olmadığını
belirtmiꢀtir. ve 27 Ocak 2000 tarihlerinde, Doğu ve Güneydoğu’da Mardin ve Batman illeri çevresinde
yürütülen operasyonlar sırasında, Hizbullah’a ait evlerde ateꢀli silahlar ve cephaneler ele
geçirilmiꢀ ve bunlar medya aracılığıyla sergilenmiꢀtir. Kaçırılan kiꢀileri hapsetmek için özel
olarak yapılmıꢀ ve sadece yiyecek yollamaya yarayan delikler dıꢀında tamamen kapalı olan
hücreler de bulunmuꢀtur. Ocak 2000 tarihinde Hizbullah’a ait bir evde düzenlenen ikinci operasyon sırasında,
bahçede gömülü dokuz ceset bulunmuꢀtur. Polis bir basın toplantısı düzenlemiꢀ ve ilk
bulgulara göre, sözkonusu cinayetlerin Beykoz’da gerçekleꢀtirilen operasyon ardından
iꢀlenmiꢀ olabileceğini ifade etmiꢀtir. Aynı gün, baꢀvuranlardan biri, dokuz ceset arasından
Đzzettin Yıldırım’ın cesedini teꢀhis etmiꢀtir. Mehmet ꢁehit Avcı ve Mehmet Kanlıbıçak’ın
cesetleri de bahçede bulunmuꢀtur. Đstanbul Savcılığı ön soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.
Đzleyen günlerde, basına göre, Đstanbul, Ankara, Konya, Tarsus ve Adana’da toplam 33 ceset
bulunmuꢀtur. Baꢀvuranlar tarafından dosyaya eklenen gazete kupürlerinden, “domuz bağı ile
boğma” olarak nitelendirilen “ çömelmiꢀ pozisyonda boğazını sıkarak boğma”, “ erimiꢀ
naylon parçacıkları veya sigara ile yakma”, “kafatasına çivi çakma” “kolları, bacakları kesip
diri diri toprağa gömme”, “tırnaklarının altından iğneler batırma” gibi barbar eylemler olarak
nitelendirilen ve kurbanlara uygulanan iꢀkencelerin temsili resimlerinin, cesetlerin
bulunmasının ardından geniꢀ bir biçimde medyada yayınladığı anlaꢀılmaktadır. Sözkonusu
yayınların ardından, milletvekilleri, gazete yazarları, siyasetçiler, “Susurluk raporuna” atıfta
bulunarak, siyasi kiꢀiler, devlet kurumları ve mafya arasındaki üçlü gayrımeꢀru iliꢀkilere
yönelik imalarda bulunmuꢀlardır. Ulusal gazetelerde, devlet görevlilerinden bazılarının
Hizbullah’a yardım ettiklerini ileri süren iddiaları içeren çok sayıda yazı yayımlamıꢀtır. Ocak 2000 tarihinde, Đzzettin Yıldırım’ın cesedine otopsi yapılmıꢀtır. 30 Haziran 2000
tarihli otopsi raporu, Đzzettin Yıldırım’ın 31 Ocak 2000 tarihinden üç ila yedi gün önce
iꢀkence gördükten sonra boğazlanarak öldürülmüꢀ olabileceğini belirtmektedir. Mart 2000 tarihinde, Đzzettin Yıldırım’ın ev arkadaꢀı H.B.’nin ifadesi alınmıꢀtır. H.B. 29
Aralık 1999 tarihinde, sivil üç kiꢀinin, saat 18’e doğru evlerine geldiklerini ve Đzzettin
Yıldırım’dan kendileri ile gelmesini istediklerini beyan etmiꢀtir. Đzzettin Yıldırım
endiꢀelenmiꢀ ancak arkadaꢀı Mehmet ꢁehit Avcı ile telefon görüꢀmesi yaptıktan sonra
sözkonusu kiꢀiler ile gitmeyi kabul etmiꢀtir. Bilahare gece, H.B. bir saatliğine evden çıkmıꢀ
ve döndüğünde, Đzzettin Yıldırım’ın odasının karıꢀtırılmıꢀ olduğunu fark etmiꢀtir. H.B., Zehra
Derneği’ndeki arkadaꢀlarını aramıꢀ ve bu kiꢀiler aracılığıyla, olay, polisin bilgisine
sunulmuꢀtur. Mayıs 2000 tarihinde, Hacı Đnan diye biri yakalanmıꢀ ve Hizbullah’a yönelik düzenlenen
operasyon çerçevesinde Savcılık tarafından ifadesi alınmıꢀtır.
Hacı Đnan, Đzettin Yıldırım’ın Müslüman Kürt kimliği ile Hizbullah’a rakip olan Zehra
Derneği’nin baꢀkanı olduğu için Hüseyin Velioğlu tarafından öldürülmüꢀ olabileceğini
söylemiꢀtir. Sessiz kalma hakkını kullanan Hacı Đnan daha fazla bilgi vermeyi reddetmiꢀtir.
Đstanbul DGM Savcılığı 8 Haziran 2000 tarihli bir iddianame ile on beꢀ kiꢀinin kaybolması ve
aralarında Mehmet ꢁehit Avcı ve Mehmet Kanlıbıçak’ın da bulunduğu 23 kiꢀinin öldürülmesi
ile ilgili olarak cezai takibat baꢀlatmıꢀtır. Mağdur yakınlarından kırk üç kiꢀi müdahil taraf
olmuꢀlardır. Cumhuriyet Savcısı Hacı Đnan’ın da aralarında bulunduğu on bir kiꢀi aleyhinde
Hizbullah’a üye olmak ve anayasal düzeni değiꢀtirerek ꢀeriat esaslarına dayalı bir sistem
kurmak amacıyla suç eylemleri düzenledikleri suçlamasında bulunmuꢀtur. Đzzettin Yıldırım’ın
kaybolması ve avukatlarının yaptığı suç duyurusu da isnat edilen suçlar arasında sayılmıꢀtır.
Đddianameye ayrıca Hacı Đnan’ın emri üzerine Đzzettin Yıldırım’ın bankadaki parasını çekmek
üzere Đzzettin Yıldırım’ın hüviyetini kullanan sanık A.A.’nın ifadesi de eklenmiꢀtir. Ancak
Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesi sanıklara isnat edilen suçlar arasında yer almamıꢀtır.
Baꢀvuranların otopsi raporunun bir nüshasını elde etmeye yönelik taleplerine 12 Ocak 2001
tarihine kadar bir cevap verilmemiꢀtir. Sözkonusu tarihte raporun okunamayacak durumdaki
bir nüshası baꢀvuranlara tebliğ edilmiꢀtir.
Baꢀvuranların avukatı 25 ꢁubat 2003’te Đstanbul DGM Savcılığı’ndan Đzzettin Yıldırım’ın
ölümü üzerine açılan ceza soruꢀturmasının sonuçları hakkında bilgi talep etmiꢀtir.
Aynı gün savcılık sözkonusu talebi ‘Hizbullah davasına’ bakmakla görevli Đstanbul DGM’ye
sevk etmiꢀtir. Đstanbul 5 No’lu DGM Hakimliği, görülmekte olan davanın Đzzettin Yıldırım’ın
ölümünü kapsamadığı cevabını vermiꢀtir.
Savcı 31 Mart 2006 tarihli ek iddianamesinde Đzzettin Yıldırım ile ilgili ön soruꢀturmanın
Hacı Đnan ve diğer ꢀahısların sanık olduğu Hizbullah ile ilgili ceza davasıyla birleꢀtirilmesini
talep etmiꢀtir. Savcı talebini, sanıkların Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesiyle ilgili olarak sessiz
kalma haklarını kullanmalarına karꢀın adıgeçen ꢀahsın cesedinin ilgililerce kiralanan evde
bulunduğunun kanıtlandığı gerekçesine dayandırmıꢀtır. Savcı, Hacı Đnan ve diğer sanıklardan
bazılarının Hizbullah’ın karar kurulunda yer aldıklarına bu nedenle de sorguya çekme ve
kaçırılan ve zorla alıkonulan kimseleri infaz etme konularında örgütün bunlara yetki verdiğine
dikkat çekmiꢀtir. Savcı son olarak Hacı Đnan’ın ifadesine atıfta bulunmuꢀtur. Mayıs 2006 tarihli duruꢀma tutanağına göre sanıklar Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesi
olayından kendilerini sorumlu tutan ek iddianameye itiraz ederek kendilerine bir avukat tayin
edilmesini talep etmiꢀlerdir. Đstanbul DGM duruꢀmayı ertelemiꢀtir. Bavuran tarafın müdahil
olma talebini kabul etmiꢀ ve Cesim Yıldırım’ı ifade vermek üzere çağırmıꢀtır.
Dava hala derdesttir.
HUKUK
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA
Hükümet Đzzettin Yıldırım’ın katil zanlıları hakkında yürütülen ceza davasının iç hukukta
halen devam etmesi dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmakta ve
kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır.
Baꢀvuranlar Hükümetin savına karꢀı çıkmakta ve Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesine iliꢀkin
iddianamenin adıgeçenin kaybolmasından altı yıl üç ay sonra ve bu baꢀvurunun Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi’ne yapılmasının ardından yapıldığını ileri sürmektedirler.
AĐHM, davanın mevcut koꢀullarında Hükümetin itirazının baꢀvuranların AĐHS’nin 2. maddesi
bakımından yapmıꢀ oldukları ꢀikayet ile ilintili olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM sonuç
olarak bu itirazı ꢀikayetin esası ile birleꢀtirmekte ve baꢀvuruyu kabuledilebilir bulmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar Đzzettin Yıldırım yargısız infaz kurbanı olduğundan AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal
edildiğinden ꢀikayetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlara göre yakınlarının hayatını koruyamayan ve
katil zanlısına karꢀı etkili bir soruꢀturma yürütemeyen Hükümet bu durumdan sorumludur.
Baꢀvuranlar bu yönde AĐHS’nin 2. maddesini ileri sürmektedir.
A. Tarafların görüꢁleri
1. Baꢀvuranlar
Baꢀvuranlar Đzzettin Yıldırım’ın bilhassa Risale-i Nur cemaatiyle ilintili bazı Đslami
çevrelerde saygınlığı olan bir kiꢀi olduğunu savunmaktadır. Baꢀkanı olduğu Zehra Vakfı
bünyesindeki eğitim faaliyetleri dolayısıyla, özellikle memleketi olan Doğu Anadolu’da
tanınmaktaydı. Baꢀvuranlara göre ulusal merciler Đ. Yıldırım’ın Hizbullah örgütüne bir rakip
teꢀkil ettiğini biliyorlardı. Baꢀvuranlar özellikle kayboluꢀ tarihi ile öldürülmesi arasında geçen
zaman zarfında ulusal yetkililerin Đzzettin Yıldırım’ın yaꢀamını koruma sorumluluğunu yerini
getirmediklerini öne sürmektedir.
Baꢀvuranlar bu çerçevede özellikle AĐHM’nin Kılıç-Türkiye (sözü edilen) ve Akkoç-Türkiye
(baꢀvuru no: 22947/93 ve 22948/93) kararlarına atıfta bulunmakta ve 1993 yılında Meclis
Araꢀtırma Komisyonu’nun Hizbullah terör örgütünün karıꢀtığı kaybolma olayları ve yargısız
infaz cinayetleri ile ilgili olarak bir rapor yayınladığını hatırlatmaktadırlar. Baꢀvuranlar Milli
Đstihbarat Teꢀkilatı (MĐT) ile Türk Hizbullah örgütü arasında bir bağ olduğunu ve adli
mercilerin ceza davası sırasında pek çok kaybolma ve cinayetlerin kaynağı olan bu bağı
incelemekten kaçındıklarını ileri sürmektedirler. Baꢀvuranlar ceza kovuꢀturmasındaki
yetersizliklerin bu düꢀüncelerini pekiꢀtirdiğini belirtmekte, Đzzettin Yıldırım’ın önce
kaybolması ve ardından öldürülmesi ile ilgili yürütülen resmi soruꢀturmanın yetersiz bir
yapıda olmasından ve savcılık tarafından baꢀlatılan ceza soruꢀturmasının akıbeti hakkında
yeterince aydınlatılmadıklarından yakınmaktadırlar. Baꢀvuranlar yakınları hakkındaki
soruꢀturma dosyasının, ancak AĐHM’ye yaptıkları baꢀvuru Hükümet’e tebliğ edildikten sonra,
Hizbullah üyeleri hakkında açılan ceza davası ile birleꢀtirildiğini gözlemlemektedirler.
2. Hükümet
Hükümet güvenlik güçlerinin baꢀvuranların yakınlarının öldürülmesi olayına karıꢀmıꢀ
olmaları olasılığını tümüyle reddetmektedir. Hükümet Đzzettin Yıldırım’ın 29 Aralık 1999
tarihinde polis memurları tarafından yakalanmadığını gözlemlemekte, soruꢀturma ile ilgili
olarak ise herhangi bir bilgiye sahip olabilecek herkesin ifadesine baꢀvurulduğunu
kaydetmektedir. Hükümet, Đzzettin Yıldırım’ın kaybolmasının Hizbullah tarafından
gerçekleꢀtirilen kaçırılma olayları ile ilintili olduğunun anlaꢀıldığını ve bununla ilgili ceza
davasının Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen sürdüğünü ifade etmektedir. Çok geniꢀ
çaplı soruꢀturmaların ve yasadıꢀı silahlı örgütün çökertilmesini gerektiren bir dava
sözkonusudur. Ayrıca, baꢀvuranların yakını ile ilgili olarak sanıkların susma hakkını
kullanmıꢀ olmaları nedeniyle baꢀka soruꢀturmalar yapılması gerekmiꢀtir.
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
1. Đzzettin Yıldırım’ın hayatını koruma yükümlülüğündeki eksikliklere iliꢀkin iddialar
hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 2/1 maddesinin ilk cümlesi Devlet’in yalnızca bilerek ve kanunsuz ölüme
sebebiyet vermekten kaçınmasını değil, aynı zamanda iç hukuki düzende kendi yargısına tabi
kiꢀilerin yaꢀam haklarının korunması için gerekli önlemleri almasını da zorunlu kılmaktadır
(Bkz. L.C.B.-Birleꢀik Krallık kararı, 9 Haziran 1998). Bu bağlamda Devletin birinci
sorumluluğu, kiꢀi hayatına yönelik eylemleri caydırıcı somut bir ceza mevzuatı oluꢀturmak ve
ihlalleri caydırmak, önlemek ve cezalandırmak için oluꢀturulmuꢀ bir uygulama
gerçekleꢀtirmek suretiyle yaꢀam hakkını güvenceye almaktır. AĐHS’nin 2/1 maddesi, bazı
belli ꢀartlarda, devletler için, üçüncü kiꢀilerin suç fiilleri nedeniyle yaꢀamı tehdit altında olan
kiꢀileri korumak üzere önleyici tedbirler almak yönünde pozitif bir yükümlülük de
getirmektedir (Bkz. Osman-Birleꢀik Krallık kararı, 28 Ekim 1998).
Günümüz toplumlarında, polisin görevini yerine getirirken karꢀılaꢀtığı zorlukları, insan
davranıꢀlarının öngörülemezliği ve öncelikler ile kaynaklar açısından yapılması gereken
iꢀlevsel seçimleri göz önüne alarak, bu pozitif yükümlülüğün kapsamı, yetkili makamlara
yüklenecek dayanılmaz ve aꢀırı bir yük getirmeyecek biçiminde yorumlanmalıdır. Bu
çerçevede, AĐHS bakımından yetkililer, insan yaꢀamına yönelik olası her hayati tehdidin
ortadan kalkması için somut önlemler almakla yükümlü değillerdir. Pozitif yükümlülüğün
olması için, yetkililerin, sözkonusu esnada, ꢀahıs ya da ꢀahısların yaꢀamlarının üçüncü
kiꢀilerin suç fiilleri nedeniyle gerçek ve yakın bir tehdit altında bulunduğunu bildikleri veya
bilmeleri gerektiği ve makul bir açıdan bakıldığında yetkileri dahilinde sözkonusu tehlikeyi
bertaraf etmek için kuꢀkuya yer bırakmayacak ꢀekilde önlem almadıkları ortaya konulmalıdır
(sözü edilen Osman).
Ulusal makamların sorumluluğunu belirlemek için, AĐHS’nin amaçları doğrultusunda
uygulanacak kıstas, “her türlü makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt kıstasıdır; böylesi bir kanıt,
yeterince ciddi, belirli ve tutarlı emareler veya çürütülemeyen karineler demetinden de
doğabilmektedir (Đrlanda-Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar). AĐHM, kanıtların
değerlendirilmesi konusunda ikinci derecede role sahiptir ve dava koꢀulları verilen kanıtların
değerlendirilmesini gerektirmediğinde olaylara bakmaya yetkili olan ilk derece mahkemesinin
rolünü üstlenmede ihtiyatlı davranmalıdır (Tahsin Acar- Türkiye, baꢀvuru no: 26307/95).
Mevcut davada AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın cesedinin 28 Ocak 2000 tarihinde, diğer dokuz
ceset ile birlikte, Hizbullah militanları tarafından kiralanan bir evin bahçesinde bulunduğunu
belirtmektedir. AĐHM, diğer iki kiꢀinin cesedinin de kurbanın kendi çevresinden olduğunu
gözlemlemektedir. Adli soruꢀturmadan, Hizbullah örgütü mensuplarının sözkonusu
cinayetlerle suçlandıkları sonucuna ulaꢀılmaktadır. AĐHM önünde kimse, bu cinayetlerin
sözkonusu örgüt tarafından iꢀlendiğine karꢀı çıkmamaktadır. Dosyada, sözkonusu kiꢀilerin,
devlet görevlileri ile bağlantılı olduklarını veya onlar adına hareket ettiklerini ortaya
koyabilen doğrudan hiçbir kanıta ulaꢀılamamaktadır.
Geriye ulusal makamların, hayati bir tehlike karꢀısında ilgiliyi koruma pozitif yükümlülüğünü
ihmal edip etmediklerinin araꢀtırılması kalmaktadır.
Bu konuda AĐHM, ne kurbanın avukatının kurbanın ortadan kaybolması hakkındaki ilk
ꢀikayetinde ne ortadan kaybolmalar çerçevesinde ifadesi alınan diğer kiꢀilerin devlet
görevlilerinin yükümlülüğünü ileri süren iddialarını yetkili merciler önünde dile getirdiklerini
tespit etmektedir. Ayrıca baꢀvuranlar tarafından, ortadan kaybolmasından önce, Đzzettin
Yıldırım’ın, hayati tehdit aldığı yönünde ulusal makamlara baꢀvuruda bulunduğu da iddia
edilmemiꢀtir. AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın ölümünden önce tehdit altında olduğunu
düꢀündürecek bir unsur tespit etmemiꢀtir..
Genel olarak inandırıcılığını inceleyen AĐHM, baꢀvuranların iddialarının, somut olgulara
dayanmadığı, ikna edici somut kanıtlarla veya tanık ifadeleriyle ya da baꢀka bir kanıt unsuru
ile desteklenmediği kanaatindedir (Mordeniz-Türkiye, baꢀvuru no: 49160/99, 10 Ocak 2006).
Sahip olduğu unsurlar ıꢀığında AĐHM, kurbanın Devlet görevlileri tarafından veya Devlet
görevlileri adına hareket eden ya da Devlet görevlileri ile bağlantılı olan kiꢀiler tarafından
öldürüldüğü sonucunun güvenilir emarelerden çok varsayım ve spekülasyondan ibaret
olduğuna kanaat getirmektedir. Bu koꢀullarda AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesinde
Devletin sorumluluğunun her türlü makul ꢀüphenin ötesinde ortaya konmadığı kanaatindedir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 2. maddesi esas bakımından ihlal edilmemiꢀtir.
2. Cezai soruꢁturmanın yetersiz olduğu iddiası hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi ile öngörülen yaꢀam hakkının korunması yükümlülüğünün, 1.
madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’de belirtilen hak ve
özgürlükleri tanıma[sı]” ꢀeklinde Devlete düꢀen genel görevle birlikte değerlendirildiğinde,
güç kullanmaya baꢀvurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin bir soruꢀturma
yürütülmesi anlamına geldiğini ve bunu ꢀart koꢀtuğunu hatırlatmaktadır (Kaya-Türkiye, 19
ꢁubat 1998; McCann ve diğerleri- Birleꢀik Krallık, 27 Eylül 1995). Fail oldukları iddia
edilenler ister devlet görevlileri isterse üçüncü ꢀahıslar olsun, güce baꢀvurmanın ardından bir
kimsenin ölümüne sebebiyet verildiği her durumda benzeri bir soruꢀturma yürütülmelidir
(Tahsin Acar). Sorgulamalar özellikle derinlemesine, tarafsız olarak ve dikkatli yapılmalıdır
(Çakıcı-Türkiye, baꢀvuru no: 23657/94, McCann ve diğerleri).
AĐHM, yukarıda bahsedilen yükümlülüğün, yalnızca, ölüme bir devlet görevlisinin neden
olduğunun ortaya konduğu durumlar için geçerli olmadığını belirtmektedir. Yetkili mercilerin
ölüm olayından haberdar edilmeleri bile, ölümün meydana geldiği koꢀullar hakkında
AĐHS’nin 2. maddesinden kaynaklanan etkin bir soruꢀturma yürütme yükümlülüğünü ipso
facto doğurmaktadır (mutatis, mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Yaꢀa-
Türkiye, 2 Aralık 1998 tarihli karar, Hugh Jordan-Birleꢀik Krallık baꢀvuru no: 24746/94, sözü
edilen Ekinci, sözü edilen Sabuktekin).
Yürütülen soruꢀturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip gerektiği takdirde
cezalandırılmalarını sağlayacak ꢀekilde etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, baꢀvuru no:
21594/93). Burada sözkonusu olan sonuca değil, araçlara iliꢀkin bir yükümlülüktür.
Yetkililerin, olayla ilgili delillerin toplanması için makul olarak ulaꢀılabilir olan tedbirleri
almıꢀ olmaları gerekmektedir (Salman-Türkiye, baꢀvuru no: 21986/93). Sorumlu kiꢀi ya da
kiꢀilerin tespit edilmesini sağlayabilecek soruꢀturmadaki her türlü eksiklik, soruꢀturmanın
etkisiz olduğuna karar verilmesine neden olabilir (Bayrak ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no:
42771/98, 12 Ocak 2006).
Bu bağlamda makul derecede ivedililik ve özen gereği zımni olarak kendini göstermektedir.
Belli bir durumda, soruꢀturmanın ilerlemesini önleyen zorluklar ve engellerin de ortaya
çıkabileceğini kabul etmek gerekir. Ancak, a fortiori barbarca eylemlerle böylesi
cinayetlerin iꢀlenmesi gibi ölüme sebebiyet veren güç kullanımı hakkında yapılan bir
soruꢀturma sözkonusu olduğunda, yetkililerin hızlı hareket etmesi, gayrımeꢀru eylemlere göz
yumulduğu veya suç ortaklığı yapıldığı izleniminin oluꢀmaması ve kamuoyunun meꢀruiyet
ilkesine güveninin devam etmesi açısından ꢀarttır (mutatis, mutandis, Mc Kerr-Birleꢀik
Krallık, baꢀvuru no: 28883/95).
Mevcut davada, dosyadan, polisin, Mehmet Kanlıbıçak’ın ve Mehmet ꢁehit Avcı’nın ortadan
kaybolmasının ardından derhal sözkonusu kiꢀilerin yakınlarının ifadelerine baꢀvurduğu
sonucuna ulaꢀılmaktadır. Ancak buna karꢀın, Đzzettin Yıldırım’ın ortadan kaybolmasının
ardından, ne aile fertlerinin, ne Zehra derneğinin yönetiminde bulunan kiꢀilerin ne de
Yıldırım’ın avukatının ifadesine baꢀvurulmuꢀtur. Oysa ortadan kaybolan kiꢀilerin hepsinin
sözkonusu derneğin faaliyetlerine katılan kiꢀiler olduğu görülmektedir. AĐHM, Đzzettin
Yıldırım’ın ev arkadaꢀı H.B.’nin 4 Mart 2000 tarihinde yani kurbanın avukatının ꢀikayetini
sunmasının ardından iki aydan fazla bir süre sonra dinlendiğini gözlemlemektedir. Ayrıca
otopsi raporu, kurbanın otopsisinin ardından beꢀ ay sonra 30 Haziran 2000 tarihinde
düzenlenmiꢀtir.
Hacı Đnan ve diğer Hizbullah üyeleri hakkında düzenlenen iddianamede kaybolma ve diğer
kanıt unsurlarından da söz edilse bile, hiçbir tedbir alınmamıꢀ, sanıklarla Đzzettin Yıldırım
cinayeti arasında bir bağlantı kurulmaya çalıꢀılmamıꢀtır. 24 Mayıs 2000 tarihli ifadesinde
cinayetin nedenleri ile ilgili önemli bilgiler veren baꢀ sanık Hacı Đnan, her ne kadar itirafta
bulunmamıꢀ ve sesiz kalma hakkını kullanmak istediğini ifade etmiꢀse de, bu durum, cinayet
hakkında derinlemesine bir araꢀtırma yapılmamasını haklı kılamamaktadır.
Đzzettin Yıldırım’ın ortadan kaybolması ile ilgili olarak yürütülen polis soruꢀturmasındaki
eksiklikler ve ailesine hiçbir bilgi iletilmemesi AĐHM’yi ꢀaꢀırtmıꢀtır. AĐHM, özellikle, sürekli
taleplerine rağmen, avukatına hiçbir bilgi iletilmediğini ve otopsi raporunun baꢀvuranlara
ancak 12 Aralık 2001 tarihinde iletildiğini kaydetmektedir. Bilahare Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi, hiçbir açıklamada bulunmaksızın, Đzzettin Yıldırım’ın cinayetinin, Hizbullah
mensubu olduğu varsayılan kiꢀiler hakkında yürütülen ceza davası çerçevesindeki suçlamalar
kapsamında olmadığına hükmetmiꢀtir.
Hükümet ön soruꢀturmadaki eksiklere iliꢀkin bir izahat vermemektedir. Bunun yanında
Hükümet Hacı Đnan’ın ifadesine ve diğer emarelere rağmen neden 8 Haziran 2000 tarihli
iddianamede Đzzettin Yıldırım’ın cinayetinden sanıkların sorumlu tutulmadığı hususunda bir
izahat vermemektedir. Ayrıca kurbana iliꢀkin ön soruꢀturma dosyasının, nihayet mevcut
baꢀvurunun Hükümete tebliğ edilmesinden sonra 31 Mart 2006 tarihinde esas dava dosyasına
eklenmesi son derece dikkate değerdir.
Üstelik, bu cinayetleri iꢀlemekle suçlanan sanıkların ceza davasının 24 Mayıs 2000 tarihinden
bu yana halen devam ettiği görülmektedir. AĐHM bu hususta, kamu görevlileri ya da üçüncü
ꢀahısların faili olduğu iddia edilen güç kullanımı nedeniyle ölümle sonuçlanan vakalara iliꢀkin
ceza davalarındaki eksiklikleri tespit ederek Türkiye aleyhinde birçok karar verdiğini
anımsatır (AĐHS’nin 2. maddesine iliꢀkin olarak, bu meyanda, mutatis mutandis Kaya –
Türkiye, 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, prg. 86-92 ; Ergi – Türkiye 28 Temmuz 1998 tarihli
karar, prg. 82-85 ; Yaꢀa adıgeçen ; Tanrıkulu – Türkiye, no: 23763/94, prg. 101-111,
AĐHS’nin 13. maddesine iliꢀkin olarak, mutatis mutandis Aksoy – Türkiye 18 Aralık 1996
tarihli karar, prg. 95-100 ; Aydın – Türkiye 25 Eylül 1997 tarihli karar, prg. 103-109 ; Menteꢀ
ve diğerleri – Türkiye 28 Kasım 1997 tarihli karar, prg. 89-92 ; Selçuk ve Asker – Türkiye 24
Nisan 1998 tarihli karar, prg. 93-98 ; Kurt – Türkiye 25 Mayıs 1998 tarihli karar, prg. 135-142
; Tekin – Türkiye 9 Haziran 1998 tarihli karar, prg. 62-69 ; Akkoç, adıgeçen, prg. 89 ; Kılıç,
adıgeçen, prg. 73).
Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesine iliꢀkin olarak yürütülen ceza soruꢀturmasındaki
gecikmeleri, eksiklikleri ve tutarsızlığı göz önünde bulunduran AĐHM konuyla ilgili kaygısını
belirtme ihtiyacı duymaktadır. Đzzettin Yıldırım’a ve diğer kurbanlara yapılan barbarca
muameleler kamuoyunda haklı olarak yankı bulmuꢀtur.
Bu cihetle AĐHM ceza soruꢀturmasının eꢀgüdümlü ve tek merkezden yürütülmediği, bunun da
soruꢀturmanın etkililiğine zarar verdiği kanaatine varmaktadır.
Türk Hizbullahı’nın güvenlik güçlerinden siyasi ve askeri destek aldığı yönündeki iddiaya
iliꢀkin olarak AĐHM, daha evvel de kimliği meçhul kimselerce iꢀlenen yargısız infazlara ve
cinayetlere iliꢀkin olarak 1993 yılında hazırlanan bir meclis araꢀtırma komisyonu raporuna
atıfta bulunmuꢀtu (Akkoç ve Kılıç, adıgeçen kararlar).
Aynı muhakeme tarzı mevcut davaya da uygulanabilir.
AĐHM’ye göre, Türk Hizbullahı’nın 1993’ten beri meydana gelen yüzlerce kayıp ve öldürme
vakasına karıꢀtığı konusunda kamuoyunca beslenen yaygın kanaatlere rağmen yetkili
makamlar onlarca cesedin bulunduğu 2000 yılına kadar terörist grubun eylemlerine karꢀı
gerekli tedbirler almayı ihmal etmiꢀlerdir. ꢁayet gerekli tedbirler alınmıꢀ olsa idi kamu
vicdanının rahatlaması ve hukuk devletine olan güven artması mümkün olabilirdi.
Tespit edilen eksiklikleri göz önünde bulunduran AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesi
hakkında ulusal makamlarca yapılan araꢀtırmaların ve geç bir tarihte baꢀlatılan cezai takibatın
etkili olarak addedilemeyeceği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla Hükümetin iç hukuktaki
baꢀvuru yollarının tüketilmediği yolundaki itirazı reddedilmelidir.
Bu itibarla AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi anlamında Savunmacı Devletin üzerine düꢀen usul
yükümlülüklerine riayet etmediği sonucuna varmaktadır.
III. AĐHS’NĐN 3., 5., 6., 8. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuranlar aynı olaylar temelinde AĐHS’nin 3., 5., 6., 8. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini
iddia etmektedirler.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHS’nin 2. maddesi bakımından vardığı ihlal tespitini göz önünde bulunduran AĐHM
mevcut baꢀvuruda gündeme getirilen asıl hukuki sorunu incelediği kanaatindedir.
Dava olaylarının ve tarafların argümanlarının tamamının dikkate alan AĐHM, AĐHS’nin 3., 5.,
6., 8. ve 13. maddeleri yönünden yapılan ꢀikayetler hakkında ayrıca bir karara varmasına
gerek kalmadığını değerlendirmektedir (Kamil Uzun – Türkiye, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007,
prg. 64, ve Feyzi Yıldırım – Türkiye, no: 40074/98, 19 Temmuz 2007, prg. 96).
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranlar herhangi bir maddi tazminat talebinde bulunmamıꢀlardır. Buna karꢀın
baꢀvuranlar 150.000 Euro manevi tazminat talep etmektedirler. Baꢀvuranlar, basında ve
televizyon kanallarında betimlenen ebeveynlerinin maruz kaldığı barbarca muamelelerden
telafisi imkansız bir ꢀekilde etkilendiklerini, Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesi konusunda
soruꢀturma yapılmaması hele de diğer cesetlerin bulunmasının ardından Hizbullah davasının
son derece hızlı bir ꢀekilde baꢀlamasına rağmen bu davanın Đzzettin Yıldırım’ın vakasını
kapsamaması sebebiyle kaygı ve ꢀaꢀkınlık içinde yaꢀadıklarını bildirmektedirler.
Hükümet bu talepleri aꢀırı bulmaktadır.
AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın kaybolmasına ve ölümüne iliꢀkin olarak yürütülen polis
araꢀtırmasının da cezai takibatın da, AĐHS’nin 2. maddesinden doğan usul yükümlükleri
hilafına yetkili makamlarca etkili bir biçimde yürütülmediğini anımsatır. AĐHS’nin 41.
maddesi uyarınca AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, yedi baꢀvuranın her birine 12.000 Euro
manevi tazminat ödenmesine hükmeder.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranlar ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 20.000
Euro talep etmektedirler. Baꢀvuranlar avukatlarıyla imzaladıkları 12.000 ABD Doları
tutarındaki bir vekalet sözleꢀmesini, Đzmir Barosu avukatlık ücret tarifesini ve gerçekleꢀtirilen
hizmet süresini gösteren bir tarife sunmaktadırlar.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir. Hükümet baꢀvuranların, özel bir sözleꢀme haricinde
yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin herhangi bir belge sunmadıklarına dikkat çekmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi bakımından yalnızca gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda
olduğu kanıtlanan masrafların iadesinin mümkün olduğunu anımsatır (Đatridis – Yunanistan
(adil tatmin), no: 31107/96, prg. 54). Mevcut davada elindeki bilgileri ve yukarıda anılan
kıstasları göz önünde bulunduran AĐHM bu yönde baꢀvuranlara her türlü vergiden muaf
tutulmak üzere ortaklaꢀa 6.000 Euro ödenmesinin makul olacağına hükmeder.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Hükümetin ilk itirazının esasa eklenmesine ve bu itirazın reddedilmesine ;
2. Baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesine ;
3. Đzzettin Yıldırım’ın ölümüne iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin esas bakımından ihlal
edilmediğine ;
4. Đzzettin Yıldırım’ın ölümüne iliꢀkin cezai süreçteki eksiklikler nedeniyle AĐHS’nin 2.
maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine ;
5. ꢁikayetlerin geriye kalanı hakkında bir karara varmaya gerek olmadığına ;
6.
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından,
i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için yedi
baꢀvuranın her birine 12.000 Euro (on iki bin Euro) ödenmesine ;
ii. yargılama masraf ve giderleri için ise yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf
tutularak baꢀvuranlara ortaklaꢀa 6.000 Euro (altı bin Euro) ödenmesine ;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
7. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 17 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
12
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło