29286/95

WyrokETPCz2001-09-25ECLI:CE:ECHR:2001:0925JUD002928695

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego oraz brak niezawisłości i bezstronności sądu wojskowego naruszyły prawo skarżącego do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że 15-letnie i 1-miesięczne postępowanie karne było nadmiernie długie, przypisując odpowiedzialność władzom krajowym za niewłaściwą organizację systemu sądowniczego. Ponadto, Trybunał stwierdził, że skład Sądu Wojennego, obejmujący sędziów wojskowych i oficera podlegających hierarchii wojskowej i dyscyplinie, budził obiektywnie uzasadnione wątpliwości co do jego niezawisłości i bezstronności, zwłaszcza w przypadku cywila oskarżonego o próbę obalenia porządku konstytucyjnego. Te czynniki łącznie doprowadziły do naruszenia prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Ali Yılmaz, został aresztowany w 1980 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji Dev-Yol. W 1982 roku oskarżono go o próbę obalenia tureckiego porządku konstytucyjnego. W 1989 roku Sąd Wojenny w Ankarze skazał go na dożywocie. Po warunkowym zwolnieniu w 1991 roku, jego wyrok został ostatecznie zatwierdzony przez Sąd Kasacyjny w 1995 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania karnego. Trybunał stosunkiem głosów sześć do jednego stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Wojennego. Trybunał jednogłośnie zasądził skarżącemu 100 000 franków francuskich tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Odrzucono pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   MEHMET ALİ YILMAZ-Türkiye Davası   (29286/95)   Strazburg   Eylül 2001   USULİ İŞLEMLER   1.Davanın nedeni, bir Türk vatandaşı olan Mehmet Ali Yılmaz'ın ("başvuran"), 16   Ağustos 1995 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair   Sözleşme'nin ("Sözleşme") eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan   Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no. 29286/95).   2. Başvuranı Ankara’da faaliyet gösteren avukat Mehdi Bektaş temsil etmiştir. Bu   davaya yönelik olarak Türk Hükümeti bir Ajan tayin etmemiştir.   3. Başvuran, kendisine karşı yürütülen ceza yargılamasının “makul sürede”   sonuçlanmadığını ve tarafsız ve bağımsız olmayan Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi   tarafından yargılandığı için adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmek-   tedir. Ayrıca, polise baskı altında verdiği ifadelere dayanılarak mahkum edildiğini   öne sürmektedir.   4. Başvuru, 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleşme'nin 11 No'lu Protokolü yürürlüğe   girdiğinde, anılan Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Mahkeme’ye   gönderilmiştir.   5. Başvuru, Mahkeme'nin Birinci Bölümüne verilmiş (İçtüzük, 52. madde, 1.fıkra)   ve bu bölüm içinde davayı inceleyecek olan Daire (Sözleşme'nin 27§1 Maddesi),   İçtüzüğün 26§1 maddesine uygun olarak teşekkül etmiştir. Mahkeme'de Türkiye'yi   temsil eden Sn. Yargıç Rıza Türmen davadan çekilmiştir (İçtüzük 28.madde). Bunun   üzerine Hükümet Sn. Feyyaz Gölcüklü'yü Sn. Rıza Türmen'in yerine ad hoc yargıç   olarak atamıştır (Sözleşme'nin 27§2 ve İçtüzüğün 29§1 maddeleri).   6. 11 Ocak 2000 tarihli bir kararla, Daire, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir   mahkeme tarafından makul bir süre içinde adil yargılanma hakkıyla ilgili şikayetler-   ini kabuledilebilir bulmuş, şikayetlerin geri kalanını ise kabuledilemez ilan etmiştir.   7. Gerek başvuran, gerekse Hükümet, esaslara ilişkin olarak görüşlerini   bildirmişlerdir (İçtüzük 59/1).   OLAYLAR   I.DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR   A. Başvuranın yakalanması ve tutuklanması   8. 22 Kasım 1980 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis memurları,   ______________________________________________________________________________________ ______________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2001. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğütarafından   yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif   hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür   Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Başvuranı yasadışı Dev-Yol örgütüne üye olduğu şüphesiyle tutuklamışlardır.   9. 22 Şubat 1981 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi başvuranın tutukluluk   halinin devamına karar vermiştir.   B. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'ndeki Yargılama   10. 26 Şubat 1982 tarihinde, Askeri Savcı, başvuran ve diğer 722 davalı hakkındaki   iddianamesini Sıkıyönetim Mahkemesi'ne sunmuştur. Savcı, başvuranı, amacı Türk   anayasal düzenini yıkarak yerine Marksist-Leninist bir rejim kurmak olan yasadışı   silahlı örgüt Dev-Yol'a üye olmakla suçlamıştır. Savcılık, Türk Ceza Kanunu'nun   146/1 hükmü uyarınca ölüm cezası talep etmiştir.   11. 19 Temmuz 1989 tarihinde, iki sivil bir askeri yargıçla bir subaydan oluşan   Sıkıyönetim Mahkemesi, başvuranı suçlu bulmuştur. Mahkeme başvuranı TCK'nun   146/1 maddesi uyarınca müeebbet hapis cezasına çarptırmış, ayrıca amme hizmetler-   inden müebbeden yasaklanmasına ve adli vesayet altına alınmasına hükmetmiştir.   C. Temyiz İşlemleri   12. Başvuranın cezası 15 yılı geçtiği için, karar kendiliğinden Askeri Yargıtay   tarafından temyiz olunmuştur.   13. Başvuran, 22 Temmuz 1991 tarihinde şartlı tahliye edilmiştir.   14. Sıkıyönetim mahkemelerini ilga eden 27 Aralık 1993 tarihli Kanunun yürürlüğe   girmesinin ardından, davaya bakma yetkisi Yargıtay'a geçmiş ve dosya da Yargıtay'a   gönderilmiştir.   15. 27 Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay başvuranın mahkumiyetini onamıştır.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA   A. Ceza Hukuku   16. Türk Ceza Kanunu'nun 146/1 hükmü aşağıdaki gibidir:   "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını   tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet   Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, idam   cezasına mahküm olur."   B. Sıkıyönetim Mahkemeleri   17. Yargı organlarının tabi oldukları hükümler aşağıdaki gibidir:   1.Anayasa   Madde 138 / 1 ve 2   "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak   vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.   Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere   ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde   bulunamaz. "   Madde 139 / 1   "Hakimler... azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce   emekliye ayrılamaz"   Madde 145   "Askeri mahkemeler.... asker kişilerin aleyhine veya askeri mahallerde yahut   askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla   görevlidirler.   Askeri mahkemelerin savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler   bakımından yetkili oldukları; Kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adli   yargı hakim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.   Askeri hakimlerin özlük işleri, görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri,   mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre   kanunla düzenlenir."   2. Sıkıyönetim Kanunu (13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Kanun)   Madde 11 / 1   "Milli Savunma Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde yeteri kadar askeri mahkeme   kurulur..."   Madde 11 / 4   "Bu mahkemelere atanacak adli müşavir, askeri hakim ve askeri savcılar Genelkur-   may Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu   kuvvet komutanlığının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakan-   lığı Askeri Adalet İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından tesbit edilecek adaylar   arasından Genelkurmay Başkanının görüşü alınarak usulüne göre atanır."   Madde 11 / 6   "Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerine yeteri kadar subay üye Genelkurmay   Başkanının teklifi üzerine askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır."   3. Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu (26 Ekim 1963 Tarih   ve 353 Sayılı Kanun)   Madde 4   "Askeri mahkemelerin, subay üyeleri ile yedekleri, nezdinde askeri mahkeme   kurulan komutan veya askeri kurum amiri tarafından her yılın Aralık ayında o   mahkemenin yetkisine giren birlik ve kurum mensupları arasından bir yıl süre ile   değiştirilmemek üzere seçilir."   4. Askeri Hakimler Kanunu (26 Ekim 1963 tarih ve 357 sayılı Kanun)   Madde 12   "Askeri hakim subayların rütbe terfii, rütbe kıdımliliği, kademe ilerlemesi   yapmalarını temin edecek yeterlilikleri sicil ile saptanır."   A) Sicil belgeleri; general-amiral sicil belgesi, Subay (asteğmen-albay) sicil belgesi   ve mesleki sicil belgesi olmak üzere üç çeşittir.   ...   B) Subay sicil belgesini düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili idari sicil üstleri:   Birinci sicil üstü: Sicili düzenlenecek askeri hakim subayın kuruluş bağlantısına   göre nezdinde askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri kurum amiri.   İkinci sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre birinci sicil üstünün bir üst görev yerinde   bulunan komutan veya amir durumundaki.   Üçüncü sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre ikinci sicil üstünün bir üst görev   yerinde bulunan komutan veya amir durumundaki subay.   Madde 29   "Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından, savunmaları   aldırılarak, aşağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir:   -Yazılı uyarı...;   -Kınama..."   HUKUK   I. SÖZLEŞMENİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   18. Başvuran, kendisine, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul bir süre   içinde adil yargılanma hakkı tanınmadığı için Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal   edildiğini öne sürmektedir.Anılan hüküm aşağıdaki gibidir:   "Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek   olan, ...bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde...görülmesini   istemek hakkına sahiptir."   A. Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi   19. Mahkeme, Sözleşme'ye Ek 11 No'lu Protokolün yürürlüğe girmesi karşısında bu   başvuru bakımından ratione temporis yetkisiyle ilgili bir sorun ortaya çıktığını gö-   zlemlemektedir.   20. Mahkeme, bu bağlamda, 1 Kasım 1998 tarihinde, 11 No'lu Protokol'ün yürürlüğe   girmesiyle, bu dava gibi Komisyon önünde görülmekte olan ama henüz kabuledilebi-   lir bulunmamış olan davaların anılan Protokol'deki hükümler uyarınca Mahkeme'nin   incelemesine tabi olduğu hususuna dikkat çeker. Protokol'ün 5/2 maddesinin geçici   bir düzenlemenin parçası olarak, davaların eski Komisyon tarafından incelenmesini   sağlama amacı gözönünde bulundurulduğunda, Mahkeme'nin ratione temporis   yetkisi davalı Devlet'in bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarihe göre belirlenecektir   21.Dolayısıyla, eski Mahkeme'yi, 25 Mart 1996 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye   kararında (RD, 1996-II, s.410-411, §§ 26-28) ratione temporis yetkisinin, davalı   Devlet'in Mahkeme'nin yetkisini kabul ettiği 22 Ocak 1990'dan itibaren başladığı   sonucuna götüren mülahazalar, mahkemenin yetkisini, bu tarihten itibaren meydana   gelen olay ve olgularla sınırlandırmak amacıyla öne sürülemez (bkz. Cankoçak-   Türkiye, başvuru no. 25182/94 ve 26956/95, § 26 AİHM 2001-...).   Mahkeme bu saptamanın tartışmalı olmadığına dikkat çeker.   B. Şikayetlerin Esasları   1. Yargılamanın Uzunluğu   (a) Dikkate alınacak dönem   22. Mahkeme, yargılamanın, başvuranın yakalandığı 22 Kasım 1980 tarihinde başlayıp,   Yargıtay'ın, başvuranın mahkumiyetini onayladığı 27 Aralık 1995 tarihinde de bit-   tiğine dikkat çeker. Dolayısıyla, başvuranın yargılaması onbeş yıl bir ay sürmüştür.   Bununla birlikte Mahkeme, Türkiye'nin bireysel başvuru hakkını tanıdığına ilişkin   bildirimde bulunduğu 28 Haziran 1987 tarihinden beri geçen sekiz yıl onbir aylık   dönemi inceleyebilmektedir (bkz. Üstte 22. paragraf). Yine de Mahkeme, üstte   anılan bildirimin yapıldığı sırada yargılamanın ne durumda olduğunu dikkate almak   zorundadır. Söz konusu tarihte, yargılama altı yıl iki aydır sürmekteydi.   (b) Yargılama süresinin makullüğü   23. İddia konusu sürenin makullüğü, dava koşullarının ışığında ve Mahkeme içtihat-   larıyla oluşturulan özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili merciler-   in davranışları gibi kriterler göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir (bkz.   üstte anılan Mitap ve Okçuoğlu kararı, s.411, § 32).   24. Hükümet, davanın karmaşıklığını ve başvurana yöneltilen suçlamaların niteliğini   vurgulamıştır. Yine Hükümet, başvurana yirmiden fazla suçla ilgili suçlama   yöneltildiğine ve cinayet ve bombalama suçlarından mahkum olduğuna dikkat   çekmiştir. Mahkeme, başvuranın da aralarında bulunduğu 723 davalının yargılandığı   davayı incelemek zorundadır. Yetkililer, başvuranında mensubu olduğu terörist şe-   bekenin kapsamını ve eylemlerini belirleyebilmek için zamana ihtiyaç duymuşlardır.   Sıkıyönetim Mahkemesi, hızlandırıcı bir usul izlemiş ve yargılamayı hızlandırmak için   gerekli her türlü çabayı göstermiştir. Haftada üç kere olmak üzere beş yüzden fazla   duruşma yapmıştır. Savcı, iddianamesini hazırlayabilmek için ikibin sayfadan fazla   tutan savunmaları incelemek zorunda kalmıştır. Dava dosyası yaklaşık bin klasörden   fazla olup, sadece kararın özeti 248 sayfa kadar tutmuştur.   Kısaca, Hükümet, bu etkenlerin yargılamanın uzunluğunu açıkladığını ve yargısal   makamlara ihmal ya da gecikmenin isnat edilemeyeceğini iddia etmiştir.   25. Başvuran cevaben beş yıl tutuklu kaldığını ve mahkemelerin davasıyla ilgili   kesin bir karara varamadıklarını belirtmiştir. Bu bağlamda başvuran, gecikmenin   sorumluluğunun hükümete isnat edilebileceğine işaret etmiştir. Başvuran Sıkıyöne-   tim Mahkemesinin nihai kararından beş yıl sonra yargılama yetkisinin Yargıtay'a   geçtiğine ve Yargıtay'ın da kesin karar vermesinin bir yıl aldığına dikkat çekmek-   tedir. Dolayısıyla başvuran, yargılamada altı yıl gibi önemli bir gecikmenin meydana   geldiğini belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın görüşüne göre, davanın karmaşıklığı ve   davalıların sayısının fazlalığı 15 yıl kadar süren bir yargılamayı mazur gösteremez.   Bu bağlamda başvuran, Devlet'in davaya bakmak üzere yeteri kadar hakim atamak   zorunda olduğunu idda etmiştir.   26. Mahkeme, davalıların sayılarının çokluğu, suçlamaların ciddiliği ve   mahkemenin büyük çaplı bir davaya bakarken karşılaştığı zorluklar nedeniyle   sözkonusu davanın karmaşık bir dava olduğuna ilişkin hükümet görüşüne   katılmaktadır. Fakat, dava mevcut sorunların karmaşıklığı bakımından   açıklanamayacağı için Mahkeme, davayı başvuranın ve ulusal mercilerin dav-   ranışları çerçevesinde inceleyecektir (bkz. Üstte 23. paragraf).   27. Bu bağlamda, davalı Hükümet'in yargılamanın herhangi bir aşamasında   başvuranın davranışlarıyla ilgili bir eleştiride bulunmadığına dikkat çekilmelidir.   Mahkeme, yargılamanın uzunluğunun sadece, yerel mahkemelerin davayı yeterince   özenli incelememesiyle açıklanabileceğini tekrarlar (bkz. Cankoçak kararı, §32).   28. Bu bağlamda Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemesi'nin yaklaşık 8 yıl 4 aylık bir   sürede karar verebildiğini gözlemlemektedir. Askeri Yargıtay'ın temyiz incelemesi   de 4 yıldan fazla sürmüştür. Ayrıca, Yargıtay davanın kendisine geçmesinden yak-   laşık 2 yıl sonra, 27 Aralık 1995 tarihinde karar vermiştir. Mahkeme, nihai kararın   verilmesinin, davanın karmaşıklığı nedeniyle geciktiğine ilişkin Hükümet iddiasını   tartışmamaktadır. Ayrıca Mahkeme, dava yetkisinin askeri mahkemelerden sivil   mahkemelere geçmesiyle sonuçlanan yasal değişikliklerin de geciktirici etkenler   olarak davanın uzamasına katkıda bulunduğunu gözlemlemektedir.   29. Bununla birlikte Mahkeme, müteaddit defalar vurguladığı gibi, Sözleşme'nin 6/1   maddesinin, Sözleşmeci Devletler'e yargısal düzenlerini, davaları makul bir sürede   görme yükümü de dahil olmak üzere, kendi mahkemelerinin yükümlülüklerini   yerine getirebilecekleri bir şekilde düzenleme görevi verdiğini tekrarlar (Pelissier   and Sassi-Fransa [GC], s.301, §74, no. 25444/94, ECHR 1999-II). Dolayısıyla,   başvurana karşı yürütülen cezai kovuşturmanın uzamasının sorumluluğu ulusal   makamlara atfedilmelidir. Bu nedenle Mahkeme, ceza yargılamasının uzun   sürmesinin "makul süre" yükümlülüğünün yerine getirilmemesine yol açtığı so-   nucuna varmıştır.   30. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   2. Sıkıyönetim Mahkemelesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   (a) Tarafların İddiaları   (i) Başvuran   31. Başvurana göre, kendisini yargılayan Sıkıyönetim Mahkemesi, Sözleşme'nin 6/1   maddesi anlamında "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olarak görülemez çünkü an-   ılan mahkemede bulunan beş üyeden ikisi askeri yargıç biri de subaydır. Askeri yar-   gıçlar ordunun hizmetindeki subaylar olup, idareden emir almaktadırlar. Bu üyeler   ordu disiplinine tabidir ve kendileri hakkında sicil raporları düzenlenmektedir. Hukuk   eğitimi almamış olan subay üye ise sıkıyönetim komutanına karşı sorumludur.   (ii) Hükümet   32. Hükümet, sözkonusu dönemde sıkıyönetim mahkemelerinde iki askeri yargıcın   yanısıra, yargısal bağımsızlıkları ve dokunulmazlıkları Anayasal güvence altında bu-   lunan iki de sivil yargıcın bulunduğunu öne sürmüştür. Subay üyenin tek görevi ise   duruşmanın düzenini sağlamak olup hiçbir yargısal yetkisi bulunmamaktadır. Hükümet'e   göre, Sıkıyönetim Mahkemeleri'ndeki askeri yargıçların atama ve sicil usulü ve yar-   gısal görevlerini ifa ederken sahip oldukları güvenceler Mahkeme'nin konuyla ilgili   içtihatlarıyla tespit edilmiş kriterlere tamamıyle uymaktadır. Dolayısıyla Hükümet,   Mahkemeden, başvuranın "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adil yar-   gılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmasını talep etmiştir.   (b) Mahkemenin değerlendirmesi   33. Mahkeme, 8 Aralık 1994 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararında,   Komisyon'un, işbu davada Hükümet tarafından dile getirilen iddialara benzer iddi-   aları ele almak zorunda kaldığına dikkat çeker. Sözleşme'nin 31. maddesi uyarınca   hazırladığı raporda, Komisyon, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin yapısını ve işleyişini   düzenleyen yasal kuralların bu mahkemelerin bağımsızlıklarıyla özellikle de askeri   yargıç üyelerininin atanma ve sicil usulleri konusunda çok sayıda sorun ortaya   çıkardığına dikkat çekmiştir. Komisyon, sözkonusu mahkemelerde bulunan subay   üyenin hiyerarşik olarak sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanına bağlı olması nedeniyle   askeri makamlardan bağımsız olmadığını gözlemlemiştir. Bu nedenle Komisyon,   başvuranın Sıkıyönetim Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili olarak   dile getirdiği endişelerin nesnel bir biçimde haklı   olduğunu ve Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğini ifade etmiştir.   34. Bu bağlamda, ratione temporis yetkisi dışında kaldığı için eski Mahkeme'nin   başvuranın Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin bağımsızlık ve tarafsızlığıyla ilgili   şikayetlerini inceleyemediğini belirtmek gerekir (bkz. Üstte anılan Mitap ve Müftüoğlu   kararı, s. 410, § 27). Fakat, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisiyle ilgili olarak   üstte varılan sonuç göz önünde tutularak (bkz. Üstteki 23. paragraf), bu sorun artık   Mahkeme tarafından incelenmelidir.   35. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 maddesi bakımından bir mahkemenin "bağımsız"   olup olmadığı incelenirken, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri, dıştan   gelecek baskılara karşı mevcut güvencelerin olup olmadığı ve bir bağımsızlık   görüntüsü verip vermediğine bakılması gerektiğini tekrarlar (bkz. 25 Şubat 1997   tarihli Findlay-İngiltere Kararı, Raporlar 1997-I, s.281, § 73).   36. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 hükmü bakımından "tarafsızlığın" mevcudiyetinin,   öznel bir sınamaya yani belli bir olayda belli bir yargıcın kişisel kanı ve dav-   ranışlarına ve nesnel bir sınamaya yani hiçbir şüpheye mahal vermeksizin yargıca   yeterli güvence verilip verilmediğine bakılarak belirlenmesi gerektiğini hatırlatır.   37. Bu davada bağımsızlık ve tarafsızlık sorunlarını birbirinden ayırmak zor   gözükmektedir çünkü başvuran tarafından mahkemenin bağımsızlığı ve taraf-   sızlığına ilişkin olarak öne sürülen iddialar aynı olgusal mülahazalara dayan-   maktadır. Dolayısıyla Mahkeme her iki sorunu da birlikte inceleyecektir.   38. Türk Anayasası'nın 145. Maddesi ve 1402 Sayılı Kanun Sıkıyönetim   Mahkemelerinin yasal çerçevesini ve işleyişini düzenlemektedir (bkz. Üstte 19.   paragraf). Bu mahkemeler iki sivil, iki askeri yargıç ve bir de subay üyeden   oluşmaktadır.   Mahkeme, bu bağlamda, iki sivil yargıcın tarafsızlığının ve bağımsızlığının, her iki   tarafça da tartışılmadığını gözlemlemektedir. Bundan dolayı Mahkeme sadece   Sıkıyönetim Mahkemesi heyetindeki askeri yargıç ve subay üyelerin durumunu in-   celeyecektir.   39. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemelerindeki askeri yargıçların Genelkurmay   Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet   komutanlığının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı   Askeri Adalet İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından seçildiğine dikkat çeker.   Bu şekilde seçilen yargıçlar, Genelkurmay Başkanı'nın görüşü alınarak Savunma   Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nca imzalanan üçlü kararnameyle atanır.   Subay üye ise, bu davada bir kıdemli Albay, Genelkurmay Başkanının teklifi   üzerine askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır. Subay üye, bir yılın   dolması üzerine görevden alınabilir (bkz. Üstte para. 19).   40. Sıkıyönetim Mahkemesi üyelerini dıştan gelecek baskılara karşı koruyan   güvencelerin mevcudiyetiyle ilgili olarak, Mahkeme, askeri yargıçların sivil   meslektaşlarıyla aynı mesleki eğitimi aldıklarına dikkat çeker. Ayrıca, askeri   yagıçlar sivil yargıçlarla aynı anayasal güvencelerden de yararlanmaktadır.   Sıkıyönetim Mahkemesi üyesi oldukları süre boyunca görevden alınamayacakları   gibi, rızaları olmaksızın emekliliğe de sevk edilemezler. Anayasa'ya göre, yargıçlar   bağımsız olmalıdır ve görevlerini yerine getirirlerken hiçbir makam kendilerine   talimat veremez.   41. Bununla birlikte, askeri yargıçların statülerinin diğer yönleri, bağımsızlıkları ve   tarafsızlıkları hakkında soru işaretleri uyandırmaktadır. Birincisi, askeri yargıçlar,   yürütmenin emrindeki orduya tabidirler. İkincisi, başvuranın da haklı olarak işaret   ettiği gibi, askeri hakimler, askeri disiplin ve sicil değerlendirmesine tabidirler.   Dolayısıyla, terfi etmek için hem idari hem de yargısal üstlerinin olumlu sicil notuna   ihtiyaç duymaktadırlar. Son olarak, atanmalarıyla ilgili kararlar, idari makamlar ve   ordu tarafından alınmaktadır.   42. Sıkıyönetim Mahkemesi heyetinde bulunan subay üye konusunda ise, Mahkeme,   bu üyenin, ilgili sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanının emir komutası altında   olduğunu gözlemlemektedir. Subay üye hiçbir şekilde bu makamlardan bağımsız   değildir.   43. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin Anayasal düzeni ve demokratik rejimi   yıkmayı amaçlayan suçlarla ilgili davalara bakmak üzere kurulduğuna dikkat çeker.   Olağanüstü yetkileri bulunan bu mahkemeler, silahlı kuvvetlerin, ülkenin "iç güven-   liği"yle ilgilendiği ve bölge komutanlarının o bölgedeki şiddet eylemlerini bastır-   mak için polis yetkileri kullandığı sıkıyönetim süresince faaliyet göstermektedirler.   44. Bununla birlikte, Mahkeme'nin görevi, bu tür mahkemelerin bir Sözleşmeci   Devlet'te kurulmasının gerekli olup olmadığını in abstracto olarak belirlemek ya da   ilgili uygulamayı gözden geçirmek değil fakat, bu mahkemelerden herhangi birinin   işleyişinin başvuranın adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil edip etmediğini be-   lirlemektir.   45. Mahkeme'nin görüşüne göre, izlenimler bile önemli olabilir. Tehlikede olan,   demokratik bir toplumda bulunan mahkemelerin, ceza yargılaması söz konusu   olduğunda, halkta, daha da önemlisi sanıkta uyandırdığı güvendir. Belli bir davada,   bir mahkemenin bağımsızlığının ya da tarafsızlığıyla ilgili endişe duyulmasına ilişkin   meşru bir sebebin olup olmadığının belirlenmesinde sanığın bakış açısı önemlidir   ama belirleyici değildir. Belirleyici olan, sanığın şüphelerinin nesnel olarak makul   bulunabilmesidir.   46. Bu bağlamda Mahkeme, bu davada olduğu gibi, bir mahkemenin üyeleri   arasında, görevleri ve hizmet organizasyonları bakımından, taraflardan birininin   hiyerarşisine tabi üyelerin bulunması durumunda, sanık şahısların bu üyelerin   bağımsızlığına ilişkin makul şüpheler besleyebileceğini düşünmektedir. Bu tür bir   durum demokratik bir toplumda uyanması gereken güveni etkileyecektir. Ayrıca,   Mahkeme, bir sivilin, kısmen de olsa, silahlı kuvvetler mensuplarından oluşan bir   mahkemenin önüne çıkarılmak zorunda bırakılmasına büyük önem atfetmektedir.   47. Öne sürülenler ışığında, Mahkeme, Devlet'in anayasal düzenini yıkmaya   çalışmak suçlamasıyla Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, iki askeri   yargıç ve sıkıyönetim komutanına bağlı bir subay üyenin içinde bulunduğu bir heyet   tarafından yargılanmasından dolayı haklı bir endişeye sahip olabileceğini   düşünmektedir. Bağımsızlıkları ve tarafsızlıklarıyla ilgili herhangi bir şüphenin   sözkonusu olmadığı iki sivil yargıcın da anılan mahkeme heyetinde bulunması bu   bağlamda herhangi bir değişiklik oluşturmamaktadır.   48. Sonuç olarak, başvuranın Sıkıyönetim Mahkemelerinin bağımsızlık ve   tarafsızlıklarıyla ilgili endişeleri nesnel olarak mazur görülebilir.   Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 hükmü ihlal edilmiştir.   II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   49. Sözleşme'nin 41. Maddesi aşağıdaki gibidir:   "Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili   Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa,   Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın   tatminine hükmeder."   A. Zarar   50. Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 500,000 Fransız Frangı talep et-   miştir. Bu bağlamda başvuran, ceza yargılamasının haksız bir biçimde uzadığına   ve on yıl beş ay keyfi olarak hapis yattığına, sağlığını kaybettiğine ve uzun bir süre   iş bulamadığına ilişkin iddialarına işaret etmiştir.   51. Hükümet, başvuranın iddialarıyla ilgili herhangi bir yorum yapmamıştır.   52. Mahkeme, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından yapılan   yargılamayla ilgili olarak verilecek bir ihlal kararının tek başına başvuranın manevi   zararını karşılayacağını düşünmektedir.   Mahkeme, sadece yargılamanın uzunluğuyla ilgili Sözleşme ihlalinden dolayı   tazminat ödenebileceğini ve hesaplamayı buna göre yaptığını tekrarlar.   53. Başvuranın yargılamasının toplam süresinin uzunluğunu dikkate alan Mahkeme,   kendisinin belli bir sıkıntıya düştüğünü düşünmektedir. Hakkaniyet ilkesi temelinde   kendisine 100,000 Fransız Frangı ödenmesine karar vermiştir.   B. Masraflar   54. Başvuran, bu başlık altında herhangi bir talepte bulunmamıştır.   55. Hükümet, bu başlık altında da herhangi bir görüş belirtmemiştir.   56. Mahkeme, başvuranın bu başlık altındaki haklarından feragat etmiş sayılması   gerektiğini düşünmektedir.   C. Temürrüt Faizi   57. Mahkeme önündeki mevcut bilgilere göre, işbu kararın benimsendiği tarihte   Fransa'daki yasal faiz oranı yıllık % 4,26'dır.   BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME,   1. Oybirliğiyle, ceza yargılamasının uzunluğu nedeniyle Sözleşme'nin 6/1   maddesinin ihlal edildiğine;   2. Altıya karşı bir oyla başvuranın bağımsız ve tarafsız olmayan Sıkıyönetim   Mahkemesi'nce yargılanmasından dolayı Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal   edildiğine;   3. Oybirliğiyle,   (a) Sözleşme’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek suretiyle ve   yansıtılabilecek her türlü vergi düşüldükten sonra, manevi tazminat tutarı olarak   davalı Devlet tarafından başvurana 100,000 Fransız Frangı'nın ödenmesine,   (b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 4,26   faiz uygulanmasına   4. Oybirliğiyle başvuranın adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak verilmiş ve 25 Eylül 2001 tarihinde, İçtüzüğün   77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Michael O'BOYLE   Sekreter   Elisabeth PALM   Başkan   Sözleşme'nin 45/2 ve Mahkeme içtüzüğünün 74/2 hükümleri uyarınca, Sn.   Gölcüklü'nün muhalefet şerhi bu karara eklenmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło