29295/95;29363/95

WyrokETPCz2001-02-27ECLI:CE:ECHR:2001:0227JUD002929595

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zastosowanie ustawy karnej zwiększającej karę, która weszła w życie po dacie popełnienia czynów, narusza zasadę nullum crimen, nulla poena sine lege z art. 7 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że krajowy sąd bezpieczeństwa państwa, zarówno w akcie oskarżenia, jak i w wyroku, wyraźnie oparł skazanie skarżących na czynach popełnionych w latach 1988 i 1989. Mimo argumentów rządu, że przestępstwo miało charakter ciągły i trwało po 1991 roku, Trybunał stwierdził, że ani akt oskarżenia, ani wyrok nie wskazywały na czyny popełnione po 1989 roku. W związku z tym, zastosowanie ustawy z 1991 roku, która zwiększyła wymiar kary, do czynów popełnionych przed jej wejściem w życie, stanowiło retrospektywne zastosowanie surowszego prawa karnego, co jest sprzeczne z zasadą legalności kar i przestępstw (nullum crimen, nulla poena sine lege) zawartą w art. 7 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdülaziz Ecer i Mehmet Zeyrek, zostali aresztowani we wrześniu 1993 r. i oskarżeni o pomoc organizacji terrorystycznej PKK. Akt oskarżenia i wyrok sądu bezpieczeństwa państwa w Diyarbakır z 1994 r. wskazywały, że czyny, za które zostali skazani, miały miejsce w latach 1988 i 1989. Sąd krajowy, wymierzając karę, zastosował art. 169 tureckiego kodeksu karnego oraz art. 5 ustawy nr 3713 z 1991 r. o zwalczaniu terroryzmu, który zwiększał karę o połowę. Skarżący argumentowali, że zastosowanie ustawy z 1991 r. do czynów popełnionych przed jej wejściem w życie narusza art. 7 Konwencji.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 7 ust. 1 Konwencji. 2. Zasądza na rzecz każdego ze skarżących 7 500 USD tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 3. Zasądza na rzecz skarżących 3 000 USD, pomniejszone o 630 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej z Rady Europy, tytułem kosztów i wydatków. 4. Stwierdza, że odsetki w wysokości 6% rocznie będą naliczane po upływie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. 5. Oddala pozostałą część żądań skarżących dotyczących słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   ECER VE ZEYREK / TÜRKĐYE DAVASI   . (29295/95 ve 29363/95)   Strazburg   ꢀubat 2001   USULĐ Đ ꢀ LEMLER   1. Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Yönelik Sözleꢁ me'nin   (“Sözleꢁme”) önceki 25. maddesi uyarınca iki Türk vatandaꢁı Abdülaziz Ecer ve Mehmet   Zeyrek (“baꢁvuranlar”) tarafından, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa Đnsan Hakları   Komisyonu'na 18 Temmuz 1995 tarihinde (29295/95 ve 29363/95) no ile yapılan   baꢁvurulardan kaynaklanmıꢁtır.   2. Kendilerine yasal yardım sağlanan baꢁvuranlar, Diyarbakır'da avukatlık mesleğini ifa et-   mekte olan Sezgin Tanrıkulu tarafından temsil edilmiꢁlerdir. Türk Hükümeti, (“Hükümet”)   Mahkeme huzurunda kendisini temsil etmek üzere Ajan atamamıꢁtır.   3. Baꢁvuranlar, 12 Nisan 1991 tarihli 3713 no'lu kanunun 1988 ve 1989 yıllarında iꢁledikleri   fiillere uygulandığını, bu ꢁekilde kanunun geçmiꢁe yürütülmesinin de Sözleꢁme'nin 7. mad-   desinin ihlal edilmesine neden olduğunu iddia etmiꢁlerdir.   4. Baꢁvurular, Sözleꢁmeye Ek 11 nolu Protokol'ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinde   Mahkeme'ye devredilmiꢁtir. (11 No'lu Protokol'ün 5. maddesinin 2. paragrafı).   5. Baꢁ vurular, Mahkeme'nin 1. Dairesi'ne tahsis edilmiꢁ tir. (Mahkeme Đç Tüzüğü'nün 52.   maddesinin 1. paragrafı) Bu Daire içinde, davayı inceleyecek Heyet, Mahkeme Đç Tüzüğü'nün   26. maddesi ni n1. para gr a fı nda bel i rt i l di ğ i ꢁe k i l d e o l u ꢁ turulmuꢁ tur. (Sözleꢁmenin 27. Maddesinin   1. paragrafı). Türkiye ile ilgili olarak seçilen hakim Sn. Rıza Türmen davadan çekilmiꢁtir.   (Đç Tüzük Madde 28 ). Hükümet bu nedenle Sn. Feyyaz Gölcüklü'yü onun yerine atamıꢁtır.   (Sözleꢁmenin 27. maddesinin 2. paragrafı ve Đç Tüzüğün 29. maddesinin 1. paragrafı).   6. 15 ꢀubat 2000 tarihli kararla Daire, baꢁvuruların kabuledilebilir olduğunu açıklamıꢁtır.   Daire baꢁkanı adaletin düzgün bir ꢁekilde yerine gelmesi için baꢁvuruların birleꢁtirilmesi   gerektiğine karar vermiꢁtir.   7. Baꢁvuranlar ve Hükümet esas hakkında görüꢁ sunmuꢁtur. (Mahkeme Đç Tüzüğünün 59.   maddesinin 1. paragrafı). Daire, tarafların görüꢁlerini aldıktan sonra esas hakkında duruꢁma   y a p ı l m a s ı n a g e r e k o l m a d ı ğına karar vermiꢁtir. (Đç Tüzüğün 59. maddesinin 2. paragrafı in   fine ).   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2001. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî Đꢁ ler Genel   Müdürlüğü tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmi   olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   I. DAVAYA KONU TEꢀKĐL EDEN OLAYLAR   A. Baꢁvuranların Yakalanmaları ve Tutuklanmaları   8. 2 Eylül 1993 tarihinde baꢁvuranlar ꢀırnak Merkez Jandarma Komutanlığı güvenlik güçleri   tarafından yakalanmıꢁtır. Aynı tarihli bir tutuklama tutanağında PKK terör örgütüne yardım   ve yataklık ettikleri ve ayrıca kurye olarak örgüt içinde görev aldıkları ve lojistik destek   sağladıkları için yakalandıkları belirtilmiꢁtir. Daha sonra baꢁvuranlar gözaltına alınmıꢁtır.   9. Baꢁvuranlar, ꢀırnak Merkez Jandarma Komutanlığı'ndaki görevliler tarafından 22 Eylül   tarihinde sorgulanmıꢁlardır. Sorgulanmaları sırasında baꢁvuranlar 1988 yılından beri   PKK üyesi olduklarını ve PKK militanları için gıda maddeleri ve para sağladıklarını itiraf   etmiꢁlerdir. Baꢁvuranlardan Abdülaziz Ecer haraç ödemek yerine, oğlu Mustafa Ecer'in   PKK'ya hizmet etmesini sağladığını belirtmiꢁtir. Diğer baꢁvuran Mehmet Zeyrek katırlarla   PKK'ya teçhizat taꢁıdığını ve en son Ağustos 1993'te batarya götürdüğünü söylemiꢁtir.   10. Baꢁvuranlar Nisan 1990 ve Temmuz 1992 tarihleri arasında PKK'ya yardım ve yataklık   etmekten tutuklanan Đkram Yamaner isimli bir tanıkla yüzleꢁtirilmiꢁlerdir. Đkram Yamaner   baꢁvuranları teꢁhis etmiꢁ ve kendisi PKK için çalıꢁmakta iken, baꢁvuranların da örgüt adına   gıda maddeleri ve giyecek tedarik ettiklerini belirtmiꢁtir.   11. 23 Eylül 1993 tarihinde ꢀırnak Savcısı PKK'daki etkinlikleri nedeniyle baꢁvuranları   sorgulamıꢁtır. Öncelikle kendilerine yapılan suçlamalar hakkında bilgi vermiꢁ ve gözaltında   bulundukları sırada verdikleri ifadeleri kendilerine okumuꢁtur. Baꢁvuranlar, Savcı tarafından   okunan ifadelere itiraz etmiꢁlerdir. PKK ile bağlantıları olmadığını ve örgüt üyeleri için   teçhizat tedarik etmediklerini iddia etmiꢁlerdir. Abdülaziz Ecer oğlu Mustafa Ecer'in ꢀırnak   Jandarma Komutanlığı'nda sorgulanması sırasında jandarmalar tarafından yazılanın aksine   PKK tarafından kaçırıldığını ve örgüte katılmaya zorlandığını iddia etmiꢁtir.   Aynı gün 23 Eylül 1993 tarihinde baꢁvuranlar ꢀırnak Sulh Ceza Mahkemesi'ne   çıkarılmıꢁlardır. Mahkeme huzurunda baꢁvuranlar PKK'ya katıldıklarını reddetmiꢁler ve   suçsuz olduklarını iddia etmiꢁlerdir. Mahkeme, baꢁvuranların tutuklu yargılanmalarına karar   vermiꢁtir.   12. ꢀırnak Savcısı 24 Eylül 1993 tarihinde yetkisizlik kararı vermiꢁ ve dosyayı Diyarbakır   Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı'na göndermiꢁtir.   B. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki Yargılama   13. Baꢁsavcı, baꢁvuranları 1988 ve 1989 yılları arasında PKK'ya yardım ve yataklık etmekle   suçladığı iddianamesini 19 Ekim 1993 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne   sunmuꢁtur. Savcı, baꢁvuranların silahlı örgüt üyelerine kırsal alanda gıda maddeleri tedarik   ettiklerini iddia etmiꢁtir. Ayrıca, baꢁvuran Abdülaziz Ecer'in, örgüt üyeleri için dükkanına   gıda maddeleri depoladığını ve örgütte aktif bir militan olarak görev almıꢁ olan oğlu ile   temasları aracılığı ile yardım ve yataklık ettiğini iddia etmiꢁtir. Savcı iddialarını baꢁvuranların   ꢀırnak Merkez Jandarma Komutanlığı'ndaki itiraflarına, tanık Đkram Yamaner'in ifadesine ve   dava dosyasındaki belgelere dayandırmıꢁtır.   Savcı, baꢁvuranların Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu'nun 5.   maddesi gereğince cezalandırılmalarını talep etmiꢁtir.( 12 Nisan 1991 tarihli 3713 nolu kanun,   bundan sonra “1991 Tarihli Kanun” olarak anılacaktır, bkz. aꢁağıdaki 19. prg).   14. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki yargılamalarda baꢁvuranlar gözaltında   tutuldukları sırada verdikleri ifadelere itiraz etmiꢁlerdir. Her ikisi de sözkonusu ifadelerin   jandarmalar tarafından hazırlandığını ve okumadan imzaladıklarını iddia etmiꢁlerdir.   Baꢁvuranlar ayrıca, yüzleꢁtirildikleri iddia edilen Đkram Yamaner'i tanımadıklarını;   sorgulanmaları esnasında gözlerinin bağlı olduğunu savunmuꢁlardır. Mahkemenin kendilerini   suçsuz bulmasını talep etmiꢁlerdir.   15. 12 Mayıs 1994 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1988 ve 1989 yılları   arasında baꢁvuranları PKK'ya yardım etmekten yargılamıꢁ ve üç yıl dokuz ay hapis cezası ile   cezalandırmıꢁ ve üç yıl süre ile kamu hizmetinden menetmiꢁtir. Verilen ceza   değerlendirilirken mahkeme öncelikle Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi gereğince verilen   üç yıllık hapis cezasının uygun olacağı görüꢁünü benimsemiꢁ; daha sonra bu cezanın yarısı   kadar artırılmasını gerektiren 1991 tarihli kanunun 5. maddesini uygulamıꢁ örn. dört yıl altı ay   hapis cezası; son olarak da Türk Ceza Kanunu'nun 59. maddesini uygulayarak cezayı 1/6   oranında azaltmıꢁ ve toplam hapis cezasını üç yıl dokuz aylık bir süreye indirmiꢁtir. Mahkeme   ꢁöyle karar vermiꢁtir:   “Cürüm: Yasadıꢁı PKK örgütü üyelerine yardım ve yataklık etmek   Cürümün Tarihi : 1988 ve 1989 yılları   ......   Kanıtların Değerlendirilmesi:   1. Davalı Mehmet Zeyrek :   Mehmet Zeyrek jandarmalara verdiği ifadesinde PKK üyelerinin 1989 yılında köylerine   geldikleri sırada yaptıkları propagandadan etkilendiğini söylemiꢁtir. Örgütün (PKK) kendileri   için çalıꢁtığını anlayınca yardım etmeye baꢁlamıꢁtır. Haraç ödemek yerine akrabası Behiye   Zeyrek'i örgüte teslim etmiꢁtir. Kod adları Hamit, Mahmut, Sorej, Rojger ve Ahmet olan   örgüt üyelerini tanımaktadır. Sözkonusu örgüt üyelerini Besta'da, Kaniye Rengin Noktası'nda   Zirvi deresinde ve Elma dağı eteklerinde görmüꢁtür. Militanlardan da bir kaç kiꢁiyi   tanımaktadır. Ayrıca, örgütten ve grup liderlerinden aldığı talimatlarla katırlarla teçhizat   sağladığını belirtmiꢁtir. Örgüte katılmasında kimse kendisine yardımcı olmamıꢁtır. Örgüt   üyeleri geçmiꢁte örgütün lehine propaganda yapmakta idiler ancak örgüt herkes tarafından   öğrenildikten sonra propaganda yapılmamıꢁtır. Bir süre önce Milli Jandarma Karakolu'nun   karꢁısındaki kömür ocağındaki Hamza kod adlı bir militana batarya ve teçhizat götürdüğünü   söylemiꢁtir.   Ancak savcı huzurunda jandarmaya vermiꢁ olduğu ifadeyi reddetmiꢁ, Ahmet kod adlı bir   kimseyi tanımadığını, bütün bunların doğru olmadığını, kendisine iftira atıldığını iddia   etmiꢁtir. Örgüt üyelerine teçhizat taꢁımadığını söylemiꢁ, haraç vermek yerine Behiye Zeyrek'i   PKK'ya teslim ettiğini reddetmiꢁtir. Ayrıca, Behiye Zeyrek'in nerede olduğunu bilmediğini   iddia etmiꢁtir.   ꢀırnak Sulh Ceza Mahkemesi'ne verdiği ifadesinde PKK terör örgütüne yardım etmediğini,   PKK militanlarına hiçbir zaman teçhizat taꢁımadığını ve hiçbirzaman PKK militanları ile   karꢁılaꢁmadığını iddia etmiꢁtir. Kendisine karꢁı yapılan suçlamaları reddetmiꢁ ve suçsuz   olduğunu iddia etmiꢁtir.   Mahkemeye sunduğu ifadesinde davalı PKK'ya yardım ve yataklık ettiğini reddetmiꢁtir.   Đddianame'de adı geçen Đkram Yamaner'i tanımadığını iddia etmiꢁtir. Kendisine karꢁı yapılan   suçlamaları reddetmiꢁtir.   no'lu dosyadaki kimlik teꢁhis ve yüzleꢁtirme tutanağına göre, davalı Mehmet Zeyrek, Ahmet   kod adlı Đkram Yamaner ile yüzleꢁtirildiğinde, Đkram Yamaner, Mehmet Zeyrek'i tanıdığını   söylemiꢁtir. Mehmet Zeyrek'in Erdal, Mehmet, Hamit, ve Serxabun kod adlı örgüt üyelerini   görmeye geldiğini, Besta'ya, Elma Dağı'na, Zirvi Deresi'ne ve Keniya Rengin noktasına 10-15   katırla teçhizat taꢁıdığını söylemiꢁtir. Tanık ayrıca güvenlik güçlerine bu teçhizatın   depolandığı yerleri göstermiꢁtir. Davalı Mehmet Zeyrek'in önemli bir örgüt üyesi olduğunu   iddia etmiꢁtir.   Đkram Yamaner mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde davalının örgütten önemli kiꢁilerle   görüꢁtüğünü, örgütün daimi bir üyesi olduğunu ve Erdal kod adlı bir militanla sürekli olarak   görüꢁtüğünü belirtmiꢁtir. Davalının örgüte gıda maddeleri, içecek, silah sağladığını   belirtmiꢁtir.   Davalının köye gelen silahlı örgüt üyeleri için teçhizat sağladığı ve kırsal alanda da örgüte   teçhizat götürdüğü tesbit edilmiꢁtir. Davalının bu fiilleri yasadıꢁı silahlı örgüt PKK üyelerine   bilerek yardım ve yataklık etme suçunu oluꢁturmaktadır. Mahkeme bu nedenle, suçun actus   reus ve mens rea özelliklerinin ortaya çıktığı sonucuna varmıꢁtır. Bu husustaki savunması   bertaraf edilmiꢁtir.   Duruꢁmalar sırasında gözlenen davalının iyi hali cezanın hafifletilmesi için bir neden   olmuꢁtur.   2. Davalı Abdülaziz Ecer   Jandarmalara verdiği ifadesinde Besta'da faaliyet gösteren Amid ve Mahmut kod adlı kiꢁilerin   köye geldiklerinde verdikleri öğütlerin ardından, 1988 yılında PKK'ya katıldığını söylemiꢁtir.   Oğlu Mustafa Ecer'i PKK'ya yardım etmesi için örgüte teslim etmiꢁtir. Oğlu ꢁu anda PKK'nın   silahlı militanlarından biridir. ꢀırnak'ın Geçitboyu ilçesinde bir süre dükkan iꢁletmiꢁ, daha   sonra iꢁi bırakmıꢁtır. Amid kod adlı oğlunun dıꢁında Mahmut, Sorej, Ahmet, Aydın ve   Kalender kod adlı kiꢁileri de tanıyordu. Örgüt üyelerinin dükkanından istedikleri kadar   teçhizat almalarına izin veriyordu. Bazen örgüt üyeleri un, ꢁeker ve yağ alması için para   veriyordu. Bu gıda maddelerini militanlar gelip alana kadar dükkanında bekletiyordu. Kendi   köyünden olan Cafer Demir kod adlı silahlı bir militanın talimatları ile örgüte yardım   sağlamıꢁtır. Davalı ayrıca Ahmet kod adlı bir örgüt üyesine paketlerle sigara vermiꢁtir. Davalı   ayrıca 1000 torba un alması için Mahmut kod adlı bir örgüt üyesinin kendisine para verdiğini   belirtmiꢁtir. Örgüte 30 katır yükü un, yağ, ꢁeker, mercimek, çorap ve peꢁmerge kıyafetleri   sağlamıꢁtır.   Davalı savcıya verdiği ifadesinde örgüt üyelerine yardım etmediğini ve örgüte gıda maddesi   ya da teçhizat sağlamadığını iddia etmiꢁtir. Ahmet kod adlı Đkram Yamaner'i tanımadığını   iddia etmiꢁtir. Đddiaları reddetmiꢁ ve örgütle herhangibir bağı olmadığını ifade etmiꢁtir.   Sulh Ceza Mahkemesi'ne sunduğu ifadesinde davalı, PKK terör örgütüne yardım etmediğini,   örgüt üyelerine gıda maddesi ve teçhizat sağlamadığını savunmuꢁtur. Kendisine karꢁı yapılan   suçlamaları reddetmiꢁtir.   Mahkeme huzurunda sunduğu sözlü ifadesinde davalı kendisine karꢁı yapılan suçlamaları   reddetmiꢁtir. Đddianamede ismi geçen Mustafa Ecer'in oğlu olduğunu ve 5 yıldır oğlunu   görmediğini iddia etmiꢁtir. Bazı kimselerden oğlunun öldüğünü duyduğunu belirtmiꢁtir.   PKK'ya teçhizat veya gıda maddeleri sağlayarak yardım ve yataklık etmediğini iddia etmiꢁtir.   no'lu dosyadaki kimlik teꢁhis ve yüzleꢁtirme tutanağına göre, davalı Abdülaziz Ecer, Ahmet   kod adlı Đkram Yamaner ile yüzleꢁtirildiğinde, Đkram Yamaner Abdülaziz Ecer'i tanıdığını,   köyde dükkan iꢁlettiği sıralarda kendisini evinde ziyaret ettiğini söylemiꢁtir. Mahmut kod adlı   bir militan Abdülaziz Ecer'e para vermiꢁ ve 1000 torba un almasını istemiꢁtir. Davalı   dükkanının karꢁısında evinin arkasında bir odayı depo olarak kullanıyordu. Davalı örgüt için   teçhizat sağlıyordu ve 600 çift yeni ayakkabı getirmiꢁti. Davalının Erdal kod adlı oğlu örgüt   içinde aktif bir militandı. Đkram Yamaner ayrıca, davalının 20 torba ꢁeker, un,yağ ve   mercimek ile 30 katır yükü teçhizat getirdiğini söylemiꢁtir.   Mahkeme huzurunda tanık Đkram Yamaner, davalının örgüte yiyecek, içecek ve silah   getirdiğini söylemiꢁtir. Ayrıca, davalının aktif bir militan olduğunu ve davalıyı örgütte sık sık   gördüğünü ifade etmiꢁtir.   Davalının, Geçitkaya Köyü'ne gelen silahlı örgüt üyelerine teçhizat sağladığı ve kırsal alanda   da bunu tekrarladığı tespit edilmiꢁtir. Ayrıca, davalı örgüt üyeleri için dükkanına teçhizat   depolamıꢁtır. ꢀu anda örgüt üyesi olan oğlu Mustafa Ecer'in yardımı ile diğer üyelerle   tanıꢁmıꢁ ve ihtiyaçları doğrultusunda kendilerine teçhizat sağlamıꢁlardır. Davalının ilgili   fiilleri yasadıꢁı silahlı PKK terör örgütüne bilerek yardım ve yataklık etme suçlarını   oluꢁturmaktadır. Mahkeme bu nedenle suçun actus reus ve mens rea unsurları olduğu   sonucuna varmıꢁtır. Bu hususla ilgili savunması reddedilmiꢁtir.   Davalının duruꢁmalar esnasında görülen iyi halinin cezanın azaltılması için bir neden olduğu   düꢁünülmüꢁtür.   C. Dava Muameleleri   16. Baꢁvuranlar, 11 Temmuz 1994 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin   kararını temyiz etmiꢁlerdir. Özellikle de Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin ceza hukukunun   geriye yürütülmemesi kuralını bozduğunu iddia etmiꢁtir; Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi   gereğince verilen cezanın ½ oranında artırılması için 12 Nisan 1991 tarihli 3713 nolu kanunun   5. maddesi uygulanmıꢁtır. Baꢁvuranlar iddianamede belirtildiği gibi 1988 ve 1989 yıllarında   iꢁlenen fiillerden dolayı suçlu bulunduklarını belirtmiꢁlerdir. Kendileri aleyhinde ꢁahitlik eden   ve 1991 yılında yakalanan tanık Đkram Yamaner'in, 1988 ve 1989 yıllarının suçun iꢁlendiği   tarih olduğunu söylediğini savunmuꢁtur. Baꢁvuranlar son olarak baskı altında alındığını iddia   ettikleri ifadelerinin Mahkeme tarafından kanıt olarak kabul edilmemesi gerektiğini   savunmuꢁlardır.   17. 21 ꢀubat 1995 tarihinde, Yargıtay baꢁvuruyu reddetmiꢁtir. Devlet Güvenlik   Mahkemesi'nin olaylarla ilgili değerlendirmesini kabul etmiꢁtir. Yargıtay, 1991 tarihli   kanunun geçmiꢁe dönük olarak uygulanması hakkındaki baꢁvuranın ꢁikayeti ile özel olarak   ilgilenmemiꢁtir.   18. Baꢁvuranlar, 22 Mayıs 1995 tarihinde, 21 ꢀubat 1995 tarihli kararın tashihi istemiyle   Yargıtay Baꢁsavcılığı'na baꢁvuruda bulunmuꢁlardır. 19 Haziran 1995 tarihinde Yargıtay'ın   baꢁvuranlar tarafından gündeme getirilen tüm hususları incelemiꢁ olduğu ve kararın   düzeltilmesi için bir sebep olmadığı gerekçeleriyle talep baꢁsavcı tarafından reddedilmiꢁtir.   II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMASI   19. Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesi aꢁağıdaki gibidir:   “Her kim, böyle bir cemiyete ve çeteye hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yer gösterir veya   yardım eder yahut erzak veya esliha ve cephane veya elbise tedarik eder ve- ya her ne suretle   olursa olsun hareketlerini teshil ederse üç seneden beꢁ seneye kadar ağır hapis ile   cezalandırılır”.   Hükümete göre yasadıꢁı örgüt üyelerine yardım etmek ve barınacak yer göstermek süreklilik   özelliği taꢁıyan bir suçtur.   20. Terörle Mücadele Kanunu'nun 4. maddesi gereğince (12 Nisan 1991 tarihli 3713 nolu   Kanun ) Ceza Kanunu'nun 169. maddesi ile tanımlanan suç “terörizmin amaçlarını   kuvvetlendirmek için yapılan eylemler” kategorisi dahilindedir.   No'lu Kanunun 5. maddesi gereğince Kanunun 4. maddesinde ortaya konan suçun Ceza   Kanunu ile belirlenen cezası, yarısı oranında artırılmıꢁtır.   21. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 150. maddesi aꢁağıdaki ꢁekildedir:   “ Tahkikat ve hükmün, yalnız iddianamede beyan olunan suça, ve zan altına alınan ꢁahıslara   hasredilir”.   HUKUK   I. SÖZLEꢀMENĐN 7. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   22. Baꢁvuranlar, 1991 tarihli yasanın 5. maddesinin, 1988 ve 1989 yıllarında kendileri   tarafından iꢁlenen suçlara uygulanmasının Sözleꢁmenin aꢁağıda verilen 7. maddesinin ihlal   edilmesine neden olacak ꢁekilde geriye yürütüldüğünü iddia etmiꢁlerdir.   “1. Hiç kimse, iꢁlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil   veya ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun iꢁlendiği sırada   uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.   2. Bu madde, iꢁlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç   sayılan bir fiil veya ihmal ile suçlanan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına   engel değildir”.   A. Mahkeme Huzurundaki Argümanlar   1. Hükümet   23. Hükümet, baꢁvuranların Türk Ceza Kanununun 169. maddesinde tanımlanan yasa dıꢁı bir   örgüte yardım ve yataklık etme suçunu iꢁlediklerini ve bu suçun süreklilik arzeden bir niteliği   olduğuna dikkat çekmiꢁtir. Baꢁvuranlar, ꢀırnak Merkez Jandarma Komutanlığı'nda yapılan   sorgulamaları sırasında, 1988 ve 1989 yıllarından beri PKK militanlarına yardım ettiklerini   kabul etmiꢁlerdir.   24. Bu konu ile ilgili olarak, Hükümet, 1993 yılının Ağustos ayında bir PKK militanına   batarya verdiğini itiraf eden Mehmet Zeyrek'in ifadesini vurgulamıꢁtır. Ayrıca eski bir PKK   militanı olan Đkram Yamaner'in ꢀırnak Sulh Mahkemesi, Diyarbakır Devlet Güvenlik   Mahkemesi huzurunda ve ayrıca ꢀırnak Merkez Jandarma Komutanlığı'nda baꢁvuranlarla   yüzleꢁtirilmesi esnasında baꢁvuranların Nisan 1990 ve Temmuz 1992 arasında eski PKK   üyesi oldukları konusundaki ifadesine gönderme yapmıꢁtır.   25. Hükümet baꢁsavcının iddianamesinde belirtilen 1988 ve 1989 yıllarının bu tür suçlarla   ilgili fiillerin baꢁladığı yıl olarak değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmiꢁtir. Hükümete göre   tarihli kanunun 5. maddesi, 1988 ve 1989 yıllarında baꢁlayıp 1993 yılına kadar devam   eden suçlara uygulanmıꢁtır. Bu konu ile ilgili olarak, Hükümet Mahkeme'den 1991 tarihli   kanunun geriye yürütülmesi konusundaki baꢁvuranın iddialarının reddedilmesini ve   Sözleꢁme'nin 7. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermesini istemiꢁtir.   2. Baꢁvuranlar   26. Baꢁvuranlar, Hükümet'in 1988 ve 1989 tarihlerinin bu tür suçların baꢁlangıcı olduğu   ꢁeklindeki iddiayı reddetmiꢁlerdir. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Baꢁsavcısı'nın,   ve 2 Eylül 1993 tarihinde baꢁvuranların yakalanmasına kadar geçen süre içinde örgüte   üye olduklarına dair bir kanıt bulamadığı için kendilerini sadece 1988 ve 1989 yılları arasında   iꢁlenen suçlarla itham ettiğini iddia etmiꢁlerdir. Baꢁsavcı kendilerini 1989 ve 1993 tarihleri   arasına geçen süre ile ilgili olarak suçlasaydı bunu iddianamede belirtmesi ve suçun tarihi   olarak 1988 ve 1989 yıllarını göstermemesi gerekirdi. Baꢁvuranlar, iddialarını desteklemek   için Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Baꢁsavcısı'nın hazırladığı suçun iꢁlendiği   tarihlerin açık seçik belirtildiği dört iddianameyi sunmuꢁlardır. Bu iddianameler,   baꢁvuranlarla aynı ꢁekilde terör suçu ile suçlanan Nihat Eren (iddianame no 1996/1198), Abit   Asluğ ve Diğerleri (iddianame no 1996/587), Abdullah Kaya ve Diğerleri (iddianame no   1998/95), Mehmet Nuri Günana ve Mahmut Can ( 1996/1199) ile ilgili olanlardır.   27. Baꢁvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararında baꢁvuranların suç iꢁledikleri   tarihlerin 1988 ve 1989 tarihleri arasında olduğunun açık olarak belirtildiğini ileri   sürmektedirler. Bu konu hakkında baꢁvuranlar, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 150.   maddesine gönderme yapmıꢁlardır; bu madde mahkemelerin yetkilerinin iddianamede   belirtilen suçlarla sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Hükümet'in iddianameyi 1989 ve 1993   tarihleri arasındaki süreyi kapsayacak ꢁekilde geniꢁletemeyeceğini; ilgili süre içinde   herhangibir suça karıꢁmadıklarını iddia etmiꢁlerdir.   Baꢁvuranlar ayrıca Hükümet'in baꢁvuranların fiillerinin kapsamını geniꢁletmek için iddialarını   gözaltında iken alınan ifadelere dayandıramayacaklarını; Devlet Güvenlik Mahkemesi   huzurunda sözkonusu ifadelerini baskı altında verdikleri için geri çektiklerini belirtmiꢁlerdir.   28. Özet olarak baꢁvuranlar, Mahkemeden 1988 ve 1989 yılları arasında iꢁlenen suçlar   nedeniyle 1991 tarihli yasa gereğince hapis cezası verilmesinin Sözleꢁmenin 7. maddesine   aykırı olduğuna karar vermesini talep etmiꢁtir.   • Mahkemenin Değerlendirmesi   1. Genel Kurallar   29. Mahkeme hukukun üstünlüğü ilkesinin önemli bir unsurunu oluꢁturan 7. madde ile   sağlanan garantilerin, Sözleꢁme sistemi içinde önemli bir yere sahip olduğunu ve 15. madde   gereğince savaꢁ ve olağanüstü hal durumlarında da bu güvencelerden vazgeçilemeyeceğini   hatırlatmıꢁtır. Đlgili madde amacı ve hedefi doğrultusunda keyfi yargılama, hüküm ve ceza   verme karꢁısında etkili güvenceleri sağlayacak ꢁekilde anlaꢁılmalı ve uygulanmalıdır. (bkz.   sırası ile 22 Kasım 1995 tarihli S.W. ve C.R./ Đngiltere Kararı, Dizi A, no 335-C, s. 42-43, prg.   35, ve s. 68-69, prg. 33 ).   30. Mahkemenin içtihatlarına göre, Sözleꢁmenin 7. maddesi kanunsuz suꢁ ve ceza olmaz   ilkesini içermekte (nullum crimen, nulla poena sine lege) ve ayrıca ilgili kimsenin zararına   olacak ꢁekilde ceza kanununun geriye dönük olarak uygulanmasını yasaklamaktadır (bkz. 25   Mayıs 1993 tarihli Kokkinakis/Yunanistan Kararı, Dizi A, no 260-A, s. 22, prg.52).   2. Kanunun Geriye Dörük Olarak Uygulanması   31. Mahkeme, nulla poena sine lege kuralının bu dava ile ilgili olduğu; çünkü baꢁvuranlara   suçun iꢁlendiği tarihte verilmesi gereken cezadan daha ağır bir ceza verildiği görüꢁündedirler.   32. Mahkeme, bu davada Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesinde belirlenen suç açısından   baꢁvuranların yargılanması ve cezalandırılmasının tartıꢁma konusu olmadığını belirtmiꢁtir.   Çözümlenmesi gereken tek sorun, 7. maddenin 1. paragrafına aykırı surette ex post facto ceza   oluꢁturacak ꢁekilde, 1991 tarihli kanunun yürürlüğe girmesinden önce iꢁlenen suçlara   uygulanıp uygulanmadığıdır.   33. Mahkeme, Hükümet'in baꢁvuranların iꢁledikleri suçun Türk Ceza Kanunu'nun 169.   maddesine göre devam eden bir nitelik taꢁıdığını savunduğuna dikkat çekmiꢁtir. (bkz. 19. prg).   Bu anlayıꢁla Mahkeme, iꢁlenen suçun süreklilik niteliği taꢁımasının, ilgili suçun belli bir   zaman dilimi içinde iꢁlendiği anlamını taꢁıdığı sonucuna varmıꢁtır. Mahkemenin görüꢁüne   göre bir kimse süreklilik niteliği taꢁıyan bir suçu iꢁlemekle itham edildiği zaman yasal   kesinlik kuralı söz konusu suçu oluꢁturan fiillerin iddianamede açıkça belirtilmesini   gerektirmektedir. (bkz. mutatis mutandis, Pelissier ve Sassi/ Fransa (GC), prg. 51, no   25444/94, ECHR,1999-II ) Ayrıca, ulusal mahkeme tarafından verilen karar, davalı hakkında   verilen hükmün ve cezanın süreklilik niteliği taꢁıyan bir suç unsuru taꢁıdığının yargılama ile   ortaya çıktığı bulgusunu açıkça ortaya koymalıdır.   34. Bu bağlamda Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesi Baꢁsavcısı'nın iddianamede   baꢁvuranları “1988 ve 1989 yılları arasında iꢁlenen suçlarla” suçladığını gözlemlemiꢁtir.   Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesi 12 Mayıs 1994 tarihli kararında baꢁvuranların 1988 ve   yılları arasındaki fiillerinden dolayı suçladığını belirtmiꢁtir. Devlet Güvenlik   Mahkemesi verdiği kararın hiçbir yerinde baꢁvuranları 1989'dan sonra iꢁlenen fiillerden   dolayı suçlamamıꢁtır. Mahkeme (AĐHM), bu verilerden yola çıkarak baꢁvuranların 1988 ve   yıllarında veya iki tarih arasında iꢁlendiği iddia edilen suçlardan dolayı yargılandıklarını   gözlemlemiꢁtir. Hükümet'in iddialarının aksine Mahkeme, 1988 ve 1989 yıllarının söz konusu   fiillerin gerçekleꢁmeye baꢁladığı tarih olarak kabul edilemeyeceği görüꢁündedir.   35. Mahkeme, baꢁvuranların Ağustos 1993 tarihine kadar PKK ile iliꢁkilerinin devam ettiğini   kanıtlamak için Hükümet'in iddialarını ꢀırnak Merkez Jandarma Komutanlığı'nda gözaltında   iken verilen ifadelere ve itiraflara dayandırdığını belirtmiꢁtir. Hükümet, ayrıca eski bir PKK   militanının ifadesine dayanarak, baꢁvuranların 1989 yılından sonra da eylemlerine devam   ettiklerini vurgulamıꢁtır.   Ancak Mahkemenin görüꢁüne göre, sadece 1988 ve 1989 yılları ile ilgili olan iddianame göz   önüne alındığında, devam eden suça iliꢁkin bu tür kanıtların sunulması iddianame ile uyumlu   değildir. Baꢁvuranların savunmalarını iddianameye cevaben ve suçlu bulundukları takdirde   verilecek cezaya karꢁı kendilerini savunmak için hazırladıkları düꢁünülebilir. Ayrıca Devlet   Güvenlik Mahkemesi'nin kararından, 1989 yılından sonra iꢁlenen suçlar sebebiyle mahkum   edildikleri ꢁeklinde bir sonuç çıkmamaktadır. Đlk Derece Mahkemesi kararının odak   noktasının 1988 ve 1989 yılları arasındaki eylemler olduğu görüꢁü paylaꢁılmaktadır.   Mahkeme ayrıca 1991 Kanunu gereğince yargılanan diğer kimseler bağlamında, sözkonusu   davalarla ilgili iddianamelerde suç niteliğindeki eylemlerin tarihinin kesin olarak belirtildiğini   dikkate almalıdır. (bkz. yukarıdaki 26. prg).   36. Bu ꢁartlar altında Mahkeme, baꢁvuranların 1991 tarihli yasa gereğince, verilmesi   gerekenden daha ağır bir ceza ile cezalandırıldıkları sonucuna varmıꢁtır.   37. Bu yüzden 7. maddenin 1. paragrafı ihlal edilmiꢁtir.   II. SÖZLEꢀMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   38. 41. madde aꢁağıdaki gibidir:   “Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢁmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder”.   • Zararlar   39. Baꢁvuranlar maddi zararları ile ilgili olarak, talepte bulunmamıꢁtır. Ancak, her biri manevi   tazminat için 25.000 Amerikan Doları (USD) talep etmiꢁtir. Sözleꢁmenin 7. maddesinin 1.   paragrafı ile güvenceye alınan haklarının ihlal edilerek üç ay fazla hapis cezası aldıklarını   iddia etmiꢁlerdir. Bu bağlamda hem özel, hem de sosyal hayatlarının maddi ve diğer   yönlerden zarara uğradığını iddia etmiꢁlerdir.   40. Hükümet, iddiaların kanıtlanmadığını ve talep edilen meblağın fahiꢁ olduğunu ileri   sürerek, 41. maddenin amacı bağlamında ihlal bulgusunun yeterli adil tatmini oluꢁturacağını   savunmuꢁtur. Bu konuda sebepsiz zenginleꢁmenin önüne geçilmesini amaçlamıꢁlardır.   41. Mahkeme, baꢁvuranların çektikleri sıkıntının sadece Mahkemenin ihlal bulgusu ile tazmin   edilemeyeceği görüꢁündedir. Mahkeme adil tazmine hükmederek manevi tazminat için   baꢁvuranların her birine 7500 Amerikan Doları USD verilmesine karar vermiꢁtir.   B. Mahkeme Masrafları   42. Baꢁvuranların temsilcisi mahkeme masrafları için (fotokopi, tercüme, telefon, faks, ve   posta giderleri) 258.000.000 Türk Lirası talep etmiꢁtir. Ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM   önünde 65 saat süren çalıꢁma için 6.500 Amerikan Doları talep etmiꢁtir.   43. Hükümet, talep edilen meblağın, ulusal Mahkemelerde Türk avukatlar tarafından   kazanılan ücretlere kıyasla fahiꢁ olduğunu ve adil olmadığını belirtmiꢁtir. Hükümet yapılan   talebin sadece Sözleꢁme organları huzurundaki iꢁlemlerle ilgili olması gerektiğini de   eklemiꢁtir. Ayrıca baꢁvuranların mahkeme masrafları hususunda talep edilen meblağla ilgili   kanıt sunmadıklarını belirtmiꢁlerdir.   44. Mahkeme baꢁvuranların iddialarını büyük ölçüde desteklemedikleri görüꢁündedir.   Mahkeme, hakkaniyete uygun bir karar vererek ve içtihatlarındaki kriterleri de göz önünde   bulundurarak (bkz. 13 Temmuz 1995 tarihli Tolstoy/ Đngiltere Kararı, Dizi A, no 316, s.83,   prg.77) baꢁvuranlara, Avrupa Konseyi'nden yasal yardım yoluyla alınan 630 Euro'nun 3.000   USD'den çıkarılarak ödenmesine hükmetmiꢁtir.   C. Temerrüt Faizi   45. Mahkeme, ödeme dolar üzerinden yapılacağı için, temerrüt faizi olarak yıllık % 6 faiz   oranının kabul edilmesini uygun görmüꢁtür.   YUKARIDAKĐ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Sözleꢁmenin 7. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine;   2. a) Sorumlu Devletin üç ay içinde, kararın Sözleꢁmenin 44. maddesinin 2. paragrafına göre   son halini aldığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere, ödeme günündeki kur üzerinden Türk   Lirasına çevrilerek   (i) her baꢁvurana manevi tazminat için 7,500 (yedibin beꢁyüz) USD ödenmesine;   (ii) Yasal harcamalar için, Avrupa Konseyi'nden yasal yardım olarak alınan 630 Euro'nun   karar tarihindeki kur üzerinden Amerikan Dolarına çevrilerek, 3000 USD'den çıkarıldıktan   sonra her baꢁvuran için ödeme yapılmasına;   b) Yukarıda belirtilen üç ayın aꢁılmasından itibaren yıllık %6 basit faiz oranının   uygulanmasına;   3. Baꢁvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalan kısmının reddedilmesine,   karar verilmiꢁtir.   Đç Tüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. paragrafları gereğince, karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢁ   olup, 27 ꢀubat 2001 tarihinde tebliğ edilmiꢁtir.   Michael O'Boyle Elisabeth Palm   Sekreter Baꢁkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło