29298/95
WyrokETPCz2004-07-13ECLI:CE:ECHR:2004:0713JUD002929895
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy doszło do naruszenia prawa do życia (art. 2 Konwencji) w związku z domniemanym pozasądowym zabójstwem brata skarżącego przez siły bezpieczeństwa oraz czy śledztwo w tej sprawie było skuteczne? Czy doszło do naruszenia art. 3, 6 i 14 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący nie przedstawił wystarczających dowodów, aby wykazać ponad wszelką wątpliwość, że jego brat został zabity przez funkcjonariuszy państwowych lub za ich przyzwoleniem. Trybunał podkreślił, że twierdzenia skarżącego opierały się na przypuszczeniach i spekulacjach, a nie na konkretnych i weryfikowalnych faktach. W odniesieniu do skuteczności śledztwa, Trybunał stwierdził, że władze krajowe podjęły szereg działań natychmiast po odkryciu ciała, w tym oględziny miejsca zdarzenia, pobranie odcisków palców, wykonanie zdjęć, autopsję i identyfikację zwłok. Trybunał zauważył, że skarżący ani jego bliscy nie zwrócili uwagi organów śledczych na hipotezę zaangażowania sił bezpieczeństwa. W związku z tym Trybunał uznał, że śledztwo spełniało wymogi art. 2 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, K., mieszka w Stambule. Jego brat, R.K., był poszukiwany w związku z domniemanym członkostwem w PKK. 31 lipca 1994 r. przeszukano jego dom, a 10 sierpnia 1994 r. wydano nakaz aresztowania. 23 września 1994 r. prokuratura oskarżyła go o członkostwo w organizacji nielegalnej. R.K. utrzymywał kontakt telefoniczny z rodziną do połowy lutego 1995 r., po czym zaginął. 2 marca 1995 r. jego ciało znaleziono w Stambule-Beykoz. Autopsja wykazała, że zmarł w wyniku uduszenia przez powieszenie, a na jego ciele znaleziono ślady obrażeń i związania. Skarżący dowiedział się o śmierci brata w maju 1995 r. i złożył skargę na nieznanych sprawców.Rozstrzygnięcie
1. Odrzuca wstępny zarzut Rządu;
2. Stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do zarzutu zabójstwa brata skarżącego przez siły bezpieczeństwa lub z ich udziałem;
3. Stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do śledztwa prowadzonego przez władze krajowe w sprawie okoliczności śmierci brata skarżącego;
4. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji;
5. Nie uznaje za konieczne rozpatrywania skargi skarżącego na podstawie art. 6 § 1 Konwencji;
6. Stwierdza brak naruszenia art. 14 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DÖRDÜNCÜ DAİRE
K. - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:29298/95)
NİHAİ KARARIN ÇEVİRİSİ
STRASBOURG
13/10/2004
K.-Türkiye davasında,
Avrupa İman Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),
Nicholas BRATZA, başkan
M. PELLONPAA,
J. CASADEVAL,
S. PAVLOVSCffl,
J. BORREGO BORREGO
E. FURA-SANDSTROM,yargıç/or,
F. GÖLCÜKLÜ, ad hoc yargıç,
ve Bölüm Sekreteri M. O'BOYLE'in katilimi ile
Avrupa insan Hakları Mahkemesi Heyeti olarak toplanmış, Haziran 2004 tarihinde yapılan özel görüşmeler sonucunda, yukarıda son
anılan tarihte
benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:
USULİ İŞLEMLER
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (29298/95) başvuru no'lu
davanın nedeni, bu devletin vatandaşı olan M.K.'nın (başvuran) Avrupa İnsan
Hakları Komisyonu'na (Komisyon) 23 Ekim 1995 tarihinde Avrupa insan
Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu
başvurudur. Daire başkanı başvuranın başvurusunu yaptığı şurada kimliğinin
açıklanmaması talebini kabul etmiştir (AİHM ç Tüzüğü'nün 47 § 3.maddesi).
2. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul
Barosu avukatlarından S. Okçuoğlu tarafından temsil edilmektedir. Türk
Hükümeti (Hükümet) kendisini temsilen bir ajan tayin etmemiştir.
3. Başvuran kardeşinin güvenlik güçleri tarafından yapılan yargısız infaz
mağduru olduğunu iddia etmiş ve AİHS'nin 2,3,6, ve 14. maddelerine atıfta
bulunmuştur.
4. Başvuru, AİHS'nin 11 no'lu Ek Protokolü'nün (11 no'lu Ek Protokol’ün 5 § 2.
maddesi) yürürlüğe girdiği tarih olan l Kasım 1998 tarihinde AİHM'ne iletilmiştir.
5. Başvuru, AlHM'nin Birinci Dairesi'ne gönderilmiş (AİHM İç Tüzüğü'nün 52 §
1. maddesi) ve İç Tüzüğün 26 § l. maddesi uyarınca bu daire bünyesinde
davayı incelemekle yetkili bir daire (AİHS'nin 27 § 1. maddesi) oluşturulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına seçilen hakim R. Türmen'in çekilmesinin
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
ardından Hükümet F. Gölcüklü'yü ad hoc yargıç olarak tayin etmiştir (AİHS'nin § 2. maddesi ve iç Tüzüğün 29 § 1. maddesi).
6. 8 Haziran 1999 tarihli kararla daire, cezai başvuru yollarına ilişkin iç hukuk
yollarının tüketilmesine yönelik sorunun esasa bağlanmasına karar vermiş ve
başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur.
7. Gerek başvuran gerekse Hükümet davanın esası hakkındaki yazılı
görüşlerini sunmuştur (iç Tüzüğün 59 § 1. maddesi).
8. 1 Kasım 2001 tarihinde AlHM dairelerinde yeniden yapılanmaya gidilmiş (İç
Tüzüğün 25 §.. 1. maddesi) ve işbu başvuru, bu yolla deriştirilen Dördüncü
Daire'ye havale edilmiştir (52 § 1. madde).
OLAYLAR
9. Başvuran 1958 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.
I DAVANIN KOŞULLARI
10. 31 Temmuz 1994 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü ("Emniyet
Müdürlüğü") Terörle Mücadele Şubesi, PKK'ya karşı yürütülen operasyonlar
çerçevesinde başvuranın kardeşi R.K.'nın evinde arama yapmış ve
düzenlenen arama tutanağına göre R.K. evde bulunmadığı için polisler
tarafından yakalanamamıştır.
11. Bu aramanın ardından, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından R.K. hakkında soruşturma başlatılmıştır.
12. 10 Ağustos 1994 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi R.K.
baklanda tutuklama müzekkeresi çıkartmıştır.
13. 23 Eylül 1994 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Cumhuriyet
Savcılığı başvuranı, yasadışı örgüte üye olmakla itham etmiş ve R.K. gıyap
durumunda sanık olarak ilan edilmiştir.
14. Başvurana göre R.K., yakalanma korkusuyla evini terk etmiş, 1995 yılının
Şubat ayı ortasına kadar ailesiyle telefonla iletişim kurmayı sürdürmüş, bu
tarihten sonra ise kendisinden bir daha haber alınamamıştır.
15. 1995 yılının Şubat ayı sonuna doğru başvuranın ailesinin avukatı İstanbul
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ve Cumhuriyet Başsavcılığı'na,
R.K.'nın gözaltına alınıp alınmadığını sormuşlar ve olumsuz yanıt almışlardır.
16. 1995 yılı
Mart ayı başında R.K.'nın ailesinin iddiasına göre
Küçükköy Polis Karakolu'ndan aradığını söyleyen bir kişi telefonda, "Bizde bir
emanetiniz var, gelip alın" demiştir.
17. 2 Mart 1995 tarihinde R.K.'nın cesedinin İstanbul-Beykoz'da bulunması
üzerine Beykoz Cumhuriyet Başsavcısı derhal olay yerine gelmiştir.
Hazırlanan tutanağa göre, jandarmalar tarafından yürütülen araştırmalarda
hiçbir delil unsuruna rastlanamamıştır. Tutanağa, cesedin konumu ve yakın
çevresine ilişkin açıklamaların yer aldığı bir kroki eklenmiştir. Jandarmalar
parmak izi almışlar ve cesedin fotoğrafını çekmişlerdir.
18. Beykoz Devlet Hastanesi'ne götürülen ceset, burada Cumhuriyet Savcısı
ve bir doktor tarafından incelenmiştir. Doktor ölüm nedeninin belirlenmesi
amacıyla klasik otopsi yapılmasını istemiştir.
19. Cumhuriyet Savcısı cesedi bulan Şinasi Onay adlı kişinin ifadesini almıştır.
20. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re'sen soruşturma başlatılmıştır.
21. 3 Mart 1995 tarihinde Cerrahpaşa f ip Fakültesi Hastanesi'nden dört adlİ
tabip, ceset üzerinde yaptıkları otopsi sonucunda maktulün bedeninde ve
ayak tabanlarında çizik, ekimoz ve sıyrıkların yanısıra bileklerinden bağlanmış
olduğuna dair izler ile her iki bileğinde ekimoz ve lezyonlar saptanmıştır. 29
Mart 1995 tarihinde düzenlenen rapora göre R.K.'nın ölümü iple boğulmaya
bağlı mekanik asfıksi sonucu meydana gelmiştir.
22. 17 Mart 1995 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı, cesedin kimliğinin tespiti
amacıyla Beykoz Jandarma Bölük Komutanlığından harekete geçilmesini
istemiş ve bu yönde araştırma yapılmasını isteyen bir yazı çıkartılarak bunun
birçok il ve ilçe savcılığına dağıtımı yapılmıştır.
23. 26 Mart 1995 tarihinde R.K.'nın cesedi İstanbul-İkitelli Mezarlığına
defnedilmiştir.
24. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nin 24 Mayıs 1995
tarihinde Beykoz ilçe Jandarma Komutanlığına gönderdiği yazıda, cesetten
alman parmak izlerinin incelenmesi ve karşılaştırılması sonucu, bu parmak
izlerinin daha önceden üç kez tutuklanmış olan R.K.'ya ait olduğunun
saptandığı belirtilmiştir. Aynı yazıya göre R.K.'nın nüfus kaydı Ağrı'nın Tutak
ilçesine bağlı Atabindi köyünde bulunmaktadır.
25. 25 Mayıs 1995 tarihinde Beykoz ilçe Jandarma Komutanlığı 24 Mayıs tarihli yazıda yer alan bilgileri Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına
iletmiştir.
26. 28 Mayıs 1995 tarihinde başvuran, Atabindi köyü muhtarı ve aynı
zamanda amcası olan kişiden edindiği bilgiyle kardeşinin cesedinin
bulunduğunu Öğrenmiştir.
27. 30 Mayıs 1995 tarihinde başvuran, cesedin fotoğraflarından yola çıkarak
bunun kardeşi olduğunu tespit etmiştir.
28. 30 Mayıs 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenen başvuran,
kardeşinin daimi bir ismin olmadığını, dört ay önce kendisini aradığını ve
öldürülmesinin nedenleri ve koşullarına dair herhangi bir bilgiye sahip
olmadığı için hiç kimseden şüphelenmediğini beyan etmiştir. Başvuran
kardeşinin öldürülmesinden sorumlu olanlar hakkında şikayetçi olmuştur.
29. Cumhuriyet
Savcısı,
Beykoz
ve
Bozhane
ilçe
Jandarma
Komutanlıklarından, fail veya faillerin yakalanması amacıyla cinayet üzerine
araştırma yapılarak, soruşturmadaki gelişmeler hakkında düzenli olarak bilgi
verilmesini istemiştir.
30. Başvuran, R.K.'nın öldürülmesi ile 26 Mart 1995 tarihinde aynı yerde
bulunmuş olan ve benzer izleri taşıyan H.O. adlı bir başka kişinin öldürülmesi
arasındaki benzerlikten bahseden gazete kupürleri sunmuştur.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK YOLLARI VE UYGULAMALAR
31. ilgili iç hukuk yollan ve uygulamalar Sabuktekin-Türkiye (no: 27243/95,
CEDH 2002-11 ve Ekinci-Türkiye (no: 25625/94,18 Temmuz 2000).
HUKUK AÇISINDAN
.
L HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZI HIKINDA
32. Hükümet 2 Kasım 1999 tarihli ek görüşlerinde AİHM'den başvuruyu, iç
hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmesini istemektedir. Bu
itibarla Hükümet, R.K.'nın cesedinin bulunduğu gün cinayet hakkında
resmi soruşturma başlatıldığını ve bu soruşturmanın halen ilgili merciler
tarafından sürdürüldüğünü vurgulamaktadır.
33. AlHM bu itirazın, yürütülen soruşturmaların niteliği üzerine yapılacak olan
incelemeye aynen tabi olması gerektiğini hatırlatır.
34. Dolayısıyla AlHM, şikayetin dayanağının AİHS'nin 2. maddesine
uygunluğu hususunda ulaştığı sonuçlan göz önünde bulundurarak,
Hükümet'in itirazının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına kanaat
getirmiştir.
İL AİHS'NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. Başvuran kardeşinin güvenlik güçlerince işlenen yargısız infaz mağduru
olduğunu iddia etmekte ve bu itibarla AlHS'nin 2. maddesine gönderme
yapmaktadır;
"1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile
cezalandırdığı bir suçtan dolayı, hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine
getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk
haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış
sayılamaz:
a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir
kişinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için."
A. Tarafların Argümanları
1.Başvuran
36. Başvuran PKK'ya üye olduğu iddiasıyla aranan kardeşinin, güvenlik
güçlerinin işkencesi altında öldüğünü ileri sürmektedir. Başvuran, biri
milletvekili, biri dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı, diğeri ise Türk
Polisi ve Interpol tarafından aranan bir kişi olmak üzere üç kişinin dahil olduğu
Susurluk olayının ardından Türkiye'de yaşanan son gelişmelerin, Devletin
muhalifleri ortadan kaldırmak için bazı grupları kullandığını gözler önüne
serdiğini ifade etmekte ve dönemin içişleri Bakanı'nın polis tarafından "bin
adet gizli operasyon" yürütüldüğü yönündeki sözlerini eklemektedir.
2.Hükümet
37. Hükümet R.K.'nın kimliği belirsiz kişilerce öldürüldüğüne itiraz etmemekle
birlikte, bu olaylardan Sözleşme'nin 2. maddesine bağlı sonuçların çıkarılması
konusunda mutabık değildir. Hükümet başvuranın iddialarının dayanaktan
yoksun olduğunu ve dosyanın, kardeşinin ölümünden güvenlik güçlerinin
sorumlu tutulabileceğine dair hiçbir unsur içermediğini.ileri^sürmektedir.
38. Hükümet, Susurluk Raporu'nun ispat değerinin kuşkulu olduğunu ve
mevcut dava ile aralarında doğrudan hiçbir bağlantı olmadığını dikkate
getirmektedir.
39. Başvuranın kardeşinin ölümü üzerine yürütülen soruşturma hususunda ise
Hükümet, halen sonuçlanmamış olan soruşturmayı yetkili mercilerin bu güne
kadar titizlikle ve doğru bir şekilde yürüttüklerini ileri sürmektedir. Tüm
tedbirler hızlı ve etkin bur şekilde alınmıştır; ceset bulunur bulunmaz
Cumhuriyet Savcısı olay yerine gitmiş, Jandarmalar araştırma yaparak
cesetten parmak izi almış ve fotoğraf çekmiş, otopsi yapılarak cesedin kimliği
tespit edilmiş ve tanıklar ile başvuranın beyanları alınmıştır.
40. Hükümet, ilgili merciler tarafından yürütülen soruşturmaların, güvenlik
güçlerinin belli derecede olaya karıştıklarına dair kesin bir kanıya
ulaşılamayacağı ve mevcut davada hiçbir ihlalin meydana gelmediği yönünde
sonuçlandığını hatırlatmaktadır.
B. AİHM'nin Takdiri
L Başvuranın kardeşinin ölümü hakkında
41. AİHM, AlHS'nin 2. maddesinin Sözleşme'nin temel maddeleri arasında yer
aldığını ve 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik
toplumların temel değerlerinden birisi olarak benimsendiğini hatırlatır (Bkz.,
Çakıcı-Türkiye, no: 23657/94, § 86 ve Finucane - Britanya, no: 29178/95, §§
67-71, l Temmuz 2003). Mahkeme ayrıca, 2. madde ile tanınan güvencenin
önemim teslim ederek, yaşam hakkına ilişkin şikayetler sözkonusu olduğunda
bunlara büyük bir titizlik gösterilerek bir görüş oluşturulması gerektiğim belirtir
(Bkz., adı geçen Ekinci kararı, § 70).
42. AtHM, iki tarafın yorumlarının, AlHS'nin 2. maddesi açısından davanın
olaylarından çıkarılacak sonuçlara gelindiğinde farklılık gösterdiğine dikkat
çeker.
43. AlHM dava dosyasına eklenen belgeler ışığında ortaya çıkan sorulan,
özellikle de yürütülen adli soruşturma hakkında Hükümet'in sunduğu belgeler
ile tarafların sunduğu görüşleri inceleyecektir. Bu kanıtlan değerlendirebilmek
için AlHM, kanıtlara ilişkin "her türlü makul şüpheciliğin ötesinde" ölçütünden
yararlanacaktır (Bkz., muİadis mutandis, Irlanda-Britanya, 18 Ocak 1978 tarihli
karar, no: 25, ss. 64-65, §§ 160-161). Fakat bu türden bir kanıt yeterince ciddi,
sarih ve uygun bir dizi göstergeden veya yanlışlığı kanıtlanmamış
karinelerden kaynaklanabilir (Bkz., Abdurrahman Orak-Türkiye, no: 31889/96,
§ 69,14 Şubat 2002). öte yandan kanıtların araştırılması esnasında tarafların
tutumları göz önünde bulundurulabilir (Bkz., Sabuktekin, adı geçen § 93).
44. AlHM mevcut davanın olaylarının, o dönemde ülkenin bazı bölgelerinde
yürürlükte olan olağanüstü halden etkilenmeyen İstanbul ilinde meydana
geldiğini hatırlatır.
45. AlHM, başvuranın, kardeşinin yasadışı örgüte sözde üyeliği nedeniyle
Devletin güvenlik güçlerince işlenen yargısız infazın kurbanı olduğunu
düşündüğünü hatırlatır. Başvuran iddialarını desteklemek için R.K.'nın
öldürülmesi ile 26 Mart 1995 tarihinde ayna yerde bulunmuş olan ve benzer
izleri taşıyan H.O. adlı bir başka kişinin öldürülmesi arasındaki benzerlikten
sözeden gazete kupürlerini sunmuştur.
46. AJHM» başvuranın^iddialarının somut ve kanıtlanabilir olgulara
dayanmadığını ve bir tanığın beyanatıyla ya da diğer kanıt unsurlarıyla kesin
bir yargıya ulaştıracak şekilde desteklenmediğini
hatırlatır.
Dahası,
Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesinde başvuran, kardeşinin
öldürülmesinin sebepleri ve koşullan hakkında hiçbir bilgisinin olmadığım ve
hiç kimseden şüphelenmediğini belirtmiştir.
47. Ayrıca AlHM, Yasa-Türkiye davasında (2 Eylül 1998 tarihli karar, Derleme
Hükümler ve Kararlar, 1998-VI, ss. 2437-2438, §§ 95-96), Devlet
görevlilerinin özel bir olaya karıştıklarının ispatı için gereken kanıt düzeyinin
sağlanması amacıyla Susurluk Raporu'nun dayanak alınamayacağı hükmüne
varmıştır. Mahkeme, Başbakan'ın isteği üzerine hazırlanan ve kendi inisiyatifi
ile kamuya açıklanan bu raporun, terörizme karşı savaş hakkında bilgi
sağlamak ve bununla ilgili problemlerin genel bir incelemesini sunmak
amacını güden, bunun yanı sıra önleme ve soruşturmaya yönelik tedbirler için
tavsiyelerde bulunan ciddi bir girişim olarak değerlendirilebileceği sonucuna
varmıştır.
Mevcut davaya ilişkin olarak ise, AlHM, sözkonusu raporun,
başvuranın kardeşinin öldürülmesinden sorumlu fail veya faillerin kimliklerinin
tespitini sağlayacak unsurları içermediğine dikkat çekerek, ne gazete
kupürlerinin ne de içişleri Bakanı'nın açıklamalarının, güvenlik güçlerinin
sorumlu tutulabileceğini doğrudan sözkonusu etmeye olanak tanımadığını
hatırlatır.
48. Bu koşullar altında AlHM, başvuranın kardeşinin devlet görevlileri veya
bunların işbirlikçileri tarafından öldürüldüğü yönünde bir sonucun, güvenilir
emarelerden çok varsayım ve spekülasyonlara dayandığı kanısındadır.
Mahkeme, elinde bulunan delil unsurlarının, bu türden bir sonucu
destekleyecek nitelikte emareler sağlamadığı görüşündedir.
49. AlHM, mevcut hali ile dosyadaki unsurların makul şüpheciliğin ötesinde,
R.K.'nın güvenlik güçlerince veya bunların göz yummasıyla öldürüldüğü
sonucunu çıkartmaya elvermediğine kanaat getirmiştir.
50. Dolayısıyla, AlHS'nin 2. maddesinin ihlali söz konusu değildir.
2. Yürütülen soruşturmaların niteliği hakkında
51. AlHM, AlHS'nin 2. maddesi ile öngörülen yaşam hakkının korunması
yükümlülüğünün, 1. madde uyarınca "kendi yetki alanı içinde bulunan herkese
bu Sözleşme'nin (...)de belirtilen hak ve özgürlükleri tanı[ması]" şeklinde
Devlete düşen genel görevle birlikte, zor kullanmaya başvurmanın bir
kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin bir soruşturma yürütülmesi
anlamına geldiğini ve bunu şart koştuğunu hatırlatır (Bkz., mutadis mutandis,
McCann ve diğerleri-Britanya, 27 Eylül 1995 tarihli karar, A serisi no: 324, s.
49, § 161, ve Kaya- Türkiye, 19 Şubat 198 tarihli karar, Derleme 1998-1, s.
329, § 105).
52. AlHM, yukarıda bahsedilen yükümlülüğün, yalnızca, ölüme bir Devlet
görevlisinin neden olduğunun tespit edildiği durumlar için geçerli olmadığını
vurgular. Zira yetkili mercilerin ölüm olayından haberdar edilmeleri, ölümün
meydana geldiği koşullar hakkında Sözleşme'nin 2. maddesinden
kaynaklanan etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü ipso facto doğurur
(Bkz., mutadis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Derleme
1998-IV, s. 1778, § 82, Yasa-Türkiye, 2 Eylül 1998, Derleme 1998-IV, s. 2438,
§ 100, Hugh Jordan - Britanya, no: 24746/94, §§ 107-109, CEDH 2001-IH, ve
Sabuktekin, adıgeçen, § 98).
53. AİHM ayrıca, soruşturmada etkinlik asgari kriterini karşılayan incelemenin
niteliği ve derecesinin dayanın koşullarına bağlı olduğunu dikkate almaktadır.
Bunlar, ilgili olayların tümü temelinde ve soruşturma çalışmalarının pratik
gerçekleri göz Önünde bulundurularak değerlendirilir. Olayların çeşitliliğini,
yalnızca soruşturmada yürütülen işlemler listesine veya basitleştirilmiş diğer
kriterlere indirgemek mümkün değildir (Bkz., mutadis mutandis, Veükova-
Bulgaristan, no: 41488/98. § 80, CEDH 2000-VI).
54. Mevcut davada, olay sonrasında hazırlık soruşturmasını yürütmekle
görevli mercilerin ve yetkili Savcılığın bulunduğu girişimler ihtilafa neden
olmamaktadır.
55. Dosyadaki unsurlardan çıkan sonuca göre cesedin bulunmasından
hemen sonra jandarmalar olay yerinde araştırma yapmış, ve bu
araştırmalarda hiçbir kanıt unsuru bulunamamıştır. Aynı zamanda cesede ait
parmak izi alınmış ve fotoğraflar çekilmiş, cesedin konumu ve yakın çevresine
ilişkin açıklamaların yer aldığı bir kroki çizilmiş ve cesedi bulan kişinin
beyanları alınmıştır.
56. RJC-'nın öldürülmesi konusunda yürütülen hazırlık soruşturması ise
cesedin bulunduğu gün başlatılmıştır. 3 Mart 1995 tarihinde doktor tavsiyesi
üzerine bir otopsi yapılmış ve düzenlenen raporda R.K.'nın boğazı sıkılarak
öldüğü saptanmıştır. Cumhuriyet Savcısı zaman kaybetmeden cesedin
kimliğinin tespit edilmesi amacıyla girişimde bulunmuş ve araştırma yapılması
yönünde bir yazı çıkartarak ilgili bir çok kuruma bu yazının dağıtımı yapılmıştır. Mayıs 1995 tarihinde, yani cesedin bulunmasından 3 aydan daha az bir
süre sonra, Emniyet Müdürlüğü parmak izlerini karşılaştırarak kimlik tespitini
gerçekleştirmiştir. 30 Mayıs 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, kardeşinin
öldürülmesinin nedenlerini ve koşullarını bilmediğini ve hiç kimseden
şüphelenmediğini belirten başvuranın ifadesini almıştır.
57. Diğer yandan AİHM, ne başvuranın ne de maktulün yakınlarının,
soruşturma yürütmekle yetkili mercilerin dikkatini, kendi düşüncelerine göre
sözkonusu kişinin güvenlik güçlerince ya da bunların teşvikiyle öldürüldüğünü
gösteren veya muhtemel kılan olaylar üzerine çekmediklerini hatırlatır.
Başvuran, yetkili organları bu hipotezi doğrulayacak özel koşullar, özellikle de
AİHM önünde dile getirdiği Polis Karakolundan gelen telefon gibi belli olaylar
hakkında bilgilendirmemiştir.
58. AİHM soruşturma dosyasındaki unsurlardan ve Hükümet tarafından
sağlanan bilgilerden, cinayeti işleyen fail veya faillerin kimliğinin tespiti ile
sonuçlanamamış olsa da soruşturmanın etkinlikten yoksun olmadığını ve
yetkili mercilerin, başvuranın kardeşinin öldürüldüğü koşullar karşısında pasif
kaldığının ileri sürülemeyeceğini tespit etmiştir.
59. AİHM yukarıda sözü edilen tespitleri göz önünde bulundurarak ve alman
çeşitli tedbirleri inceleyerek, başvuranın kardeşinin öldüğü koşullar hakkında
yürütülen soruşturmanın Sözleşme'nin 2. maddesinde öngörülen koşullan
yerine getirmiş olarak kabul edilebileceği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla
Sözleşme'nin 2. maddesinin hiçbir şekilde ihlal edilmediği tespit edilmiştir.
III. AlHS'NlN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
60. Başvuran kardeşinin polisler tarafından uygulanan işkenceler sonucunda
öldüğünü iddia etmekte ve AİHS'nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır:
61.
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kinci ceza veya işlemlere tabi
tutulamaz."
AİHM yukarıda.başvuranın kardeşinin öldürülmesine Devlet görevlilerinin
karıştığının tespit edilemediği sonucuna varmıştır. Böylelikle başvuranın
şikayetinin olgusal dayanaktan yoksun olduğuna kanaat getirmiştir.
Sonuç olarak AİHS'nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
IV. AlHS'NlN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
62. Başvuran kardeşinin davasının mahkeme önünde hakkaniyete uygun
olarak görülmediği ve kardeşinin yargısız infaz edildiği iddiasında bulunarak,
AlHS'nin 6 § 1. maddesine gönderme yapmaktadır:
63.
"Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda
kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,
hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. (...)•" AİHM 2. madde zemininde ulaştığı sonuçlan göz önünde bulundurarak
başvuranın bu madde açısından dile getirdiği iddiaların ayrı olarak
incelenmesine lüzum görmemiştir.
V. AlHS'NlN 14.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
64. Başvuran, aleyhine yöneltilen suçlamalar nedeniyle kardeşinin yargısız
infaz mağduru olduğunu iddia etmekte ve bu itibarla ayrımcılık yapıldığı
şikayetinde bulunarak AlHS'nin 14. maddesine gönderme yapmaktadır:
"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,
siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensuptuk,
servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık
yapılmadan sağlanır."
64. AİHM başvuran tarafından şikayetin desteklenmesi için gösterilen
unsurların, kardeşinin yasadışı örgüt üyesi olmasından dolayı aleyhine
yöneltilen suçlamalar nedeniyle kasten öldürüldüğü yönündeki iddiasını
desteklemediğini hatırlatır. Sonuç olarak bu bakımdan AİHS'nin ihlali
sözkonusu değildir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AlHM OYBİRLİĞİ İLE,
1. Hükümetin ön itirazının reddedilmesine;
2. Başvuranın kardeşinin güvenlik güçlerince ya da onların katılımıyla
öldürüldüğü iddiası hususunda AlHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Başvuranın kardeşinin ölümünün gerçekleştiği koşullar hakkında ulusal
makamlar tarafından yürütülen soruşturma hususunda AtHS'nin 2.
maddesinin ihlal edilmediğine;
4. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
5. Başvuranın AlHS'nin 6 § 1. maddesine dayanan şikayetin incelenmesine
lüzum görülmediğine;
6. AlHS'nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine',
KARAR VERMİŞTİR
işbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AlHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve
3. maddelerine uygun olarak 4 Kasım 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło