29765/02;31420/06
WyrokETPCz2007-11-27ECLI:CE:ECHR:2007:1127JUD002976502
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak publicznej rozprawy i możliwości skutecznego udziału w postępowaniu karnym naruszył prawo do rzetelnego procesu sądowego z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak publicznej rozprawy w postępowaniu karnym, zarówno w pierwszej instancji, jak i w postępowaniu odwoławczym, naruszył prawo skarżących do rzetelnego procesu sądowego. Podkreślono, że publiczny charakter rozpraw jest jedną z podstawowych zasad art. 6 ust. 1, zapewniającą przejrzystość wymiaru sprawiedliwości i ochronę przed arbitralnością. Trybunał stwierdził, że skarżącym nie dano możliwości osobistego obrony ani za pośrednictwem adwokata, a także nie doręczono im aktu oskarżenia, co uniemożliwiło im skuteczne śledzenie postępowania. Późniejsze działania, takie jak wniosek Ministra Sprawiedliwości o kasację, nie naprawiły wcześniejszych uchybień proceduralnych.Stan faktyczny
Skarżący, Necati Barışık i Yüksel Alp, byli członkami zarządu stowarzyszenia praw człowieka w Izmirze. Wszczęto przeciwko nim dwa odrębne postępowania karne: jedno za odmowę rozwiązania członkostwa 13 osób uznanych przez władze za nielegalne, a drugie za pomoc w założeniu nielegalnej organizacji „Platforma Sumiennych Obdżektorów przeciwko Wojnie”. W obu sprawach skarżący zostali skazani na kary grzywny w trybie uproszczonym, bez publicznej rozprawy i bez doręczenia aktu oskarżenia. Ich odwołania również zostały odrzucone bez rozprawy, co uniemożliwiło im skuteczną obronę.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie postanawia połączyć skargi, uznaje skargi za dopuszczalne, stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji, uznaje, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za wszelkie szkody niemajątkowe, jakie mogli ponieść skarżący, oraz odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
(
ۻ
ꢀꢁ ꢀۻ
ღ ꢀ
ღ
ღ ꢀ
ღ ꢀ BBBBBBBBBBBBBB
COUNCIL
O FEURO PE
AVRUPA
KONSEYİ
EUROPEAN COURT OF H UMAN RIGHTS
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İ K İ N C İ D A İ R E
BARIŞIK VE ALP - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 29765/02 ve 31420/06)
KARAR
S T R A Z B U R G Kasım 2007
İşbu karar AİHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
BARIŞIK VE ALP - TÜRKİYE KARARI
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 29765/02 ve 31420/06 noTu iki davanın
nedeni Necati Barışık ve Yüksel Alp’in (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Temmuz 2002 talihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması
Sözleşmesi’nin (AÎHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından Bay ve Bayan Değirmenci
tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1975 ve 1963 doğumlu olup İzmir’de yaşamaktadır. AİHM’ye
başvurdukları tarihte İnsan Hakları Derneği (“Demek”) İzmir şubesinin yönetim kurulu
üyesiydiler. Somut başvurular, başvuranlar hakkında başlatılan iki ayrı cezai kovuşturmadan
doğmuştur.
A. Da ha Önce h ü k ü m g i y m i ş D e r n e k ü y e l e r i h a k k m d a k i k o v u ş t u r m a l a r Tem m uz 2001 tarihinde İzm ir V aliliği D erneğe bir yazı göndererek yasadışı
faaliyette bulundukları değerlendirilen 13 kişinin üyeliklerinin feshedilmesini talep etmiştir.
Demek, 6 Ağustos 2001 tarihinde Valiliğe verdiği cevapta bahse konu 13 kişiden
hiçbirinin 2908 sayılı Demekler Kanunu’nun 4. maddesinin 2 ve 3. paragraflarında belirtilen,
kendilerini demek kurmak ya da demek üyesi olmaktan alıkoyacak bir hüküm giymemiş
olmamaları nedeniyle talebi uygulamayacaklarını bildirmişlerdir.
Sırasıyla 8 Kasım 2001 ve 13 Kasım 2001 tarihlerinde İzmir Cumhuriyet Savcısı
başvuranların ifadelerini almış, 2908 sayılı Kanun’un 4. maddesine uymamalarından dolayı
haklarında işlem başlatıldığı ve on gün içinde kişi başı 142,366,000 Türk Lirası1 ceza
ödenmesi halinde dava açılmayacağı bilgisini vermiştir. Başvuranlar ödeme emrine
uymamıştır.
Müteakiben 3 Aralık 2001 tarihinde Savcı başvuranlar ve Demeğin diğer üyeleri
hakkında bir iddianame hazırlamış, sanıkların İzmir Valiliği’nin talimatına uymamaktan
Demekler Kanunu’nun 75. maddesi ve TCK’nın 119. maddesi gereği para cezasına
çarptırılmalarını talep etmiştir. İddianame başvuranlara tebliğ edilmemiştir. Aralık 2001 tarihinde İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi duruşma yapmaksızın
başvuranlar ve diğer sanıkları atılı suçlardan mahkum etmiş ve bir ceza kararnamesi ile her
birini 213,548,4002 TL para cezasına çarptırmıştır. Başvuranlar ve diğer sanıklar karara itiraz
etmiştir.
1Sözkonusu tarihte yaklaşık 100 Euro’ya eşdeğer. Sözkonusu tarihte yaklaşık 167 Euro’ya eşdeğer.
BARIŞIK VE ALP - TÜRKİYE KARARI Ş u b a t 2 0 0 2 t a r i h i n d e İ z m i r C e z a M a h k e m e s i , i t i r a z ı d u r u ş m a y a p m a d a n r e d d e t m i ş ,
başvuranlar cezayı ödemiştir.
Müteakiben 16 Aralık 2002 tarihinde birinci başvuran Adalet Bakanlığı’na başvurarak
dosyanın yazılı bir emir ile Yargıtay’a taşınmasını talep etmiştir.
Ocak 2003 tarihinde Adalet Bakanı yazılı bir emir yayımlamış ve Yargıtay
Başsavcısına sözkonusu kararın iptalini istemesi talimatını vermiştir. N isan 2003 tarihinde Y argıtay İzm ir C eza M ahkem esi kararını bozm uş ve dava
dosyası yeniden incelenmek üzere İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi 14 Temmuz, 7 Ağustos ve 22 Ekim 2003 tarihlerinde üç
duruşma yapmış, başvuranlar bunların hiçbirine katılmamıştır. Son duruşmada mahkeme, 24
Nisan 2003 tarihinde 4854 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte başvuranların İzmir
Valiliği’nin emrine uymamaları nedeniyle aldıkları cezanın idari bir para cezası olarak
sınıflandırılması nedeniyle görevsizlik kararı vermiştir. Bu duruşmalarda davalılar
mahkemeye ifade vermemiştir.
Kasım 2003 tarihinde ikinci başvuranın avukatı kararı temyiz etmiş, 25 Şubat 2004
tarihinde Yargıtay İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararım onamıştır. Dava dosyası İzmir
Valiliği’ne gönderilmiştir.
B. Savaşa Karşı Vicdani Retçiler Platformu hakkındaki kovuşturmalar
Başvuranlar 9 Ekim 2001 tarihinde ABD’nin Afganistan’da yürüttüğü askeri
operasyonları protesto etmek amacıyla ortak bir basın açıklaması yapmışlardır.
Cumhuriyet Savcısı, 8 Kasım 2001 tarihinde Barışık’a ve 13 Kasım 2001 tarihinde
Alp’e gönderdiği yazı ile, “Savaşa Karşı Vicdani Retçiler Platformu” adlı yasadışı bir örgütün
kuruluşuna yardımcı oldukları için ilgili Kanun’un 34. maddesi uyarınca haklarında işlem
başlatıldığı bilgisini vermiştir. Savcı ayrıca başvuranların her birinin on gün içinde
142,366,000 TL para cezası ödemeleri halinde dava açılmayacağım belirtmiştir.
Ödeme yapılmaması üzerine Savcı bir iddianame hazırlayarak başvuranlar ve Derneğin
beş yöneticisini Kanun’un 34. maddesini ihlal etmekle suçlamıştır. İddianame başvuranlara
yine tebliğ edilmemiştir. A ralık 2001 tarihinde İzm ir S ulh H ukuk M ahkem esi kısa prosedürü uygulayıp
başvuranları duruşma yapmadan mahkum etmiştir (dava no. 2001/2160). Bir ceza
kararnamesi ile başvuranları kişi başı 213,548,400 TL artırılmış para cezasına çarptırmıştır.
Ancak mahkeme cezaların infazına ilişkin 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca cezanın
infazını durdurmuştur.
Başvuranlar 18 Şubat 2002 tarihinde ceza kararnamesine itirazda bulunmuşlar,
mahkumiyetlerinin ifade özgürlüklerini ihlal etmesi, iddianamenin kendilerine tebliğ
edilmemesi ve mahkemenin ifadelerini almamış olmasından yakınmışlardır. 20 Şubat 2002
tarihinde İzmir Ceza Mahkemesi yine duruşma yapmadan başvuranların itirazını reddetmiştir.
(
BARIŞIK VE ALP - TÜRKİYE KARARI
HUKUK
Olaylar ve hukuk açısından benzerlikleri itibariyle Mahkeme başvuruları birleştirmeyi
uygun bulmaktadır.
I. A ÎH S ’N İN 6 . M A D D E S İN İN İH L A L E D İL D İĞ İ İD D İA S I
Başvuranlar AİHS’nin 6/1. maddesine dayalı olarak, cezai alanda kendilerine yöneltilen
suçlamalar konusunda karar verilmek üzere yapılan davalarının adil ve açık görülmesi
hakkından mahrum bırakılmaktan şikâyetçi olmuşlardır. Mahkemelerin davaları hakkında
duruşma yapmadan karar verdiklerini vurgulamışlardır. Başvuranlar, ayrıca, Savcının
hazırladığı iddianamenin kendilerine tebliğ edilmemiş olmasından dolayı haklarındaki
suçlamalardan hemen haberdar olmamaları nedeniyle AİHS’nin 6/3 (a) maddesinin ihlal
edildiğini iddia etmişlerdir. Son olarak, AİHS’nin 6/3. maddesinin (b) ve (d) bentleri
bağlamında tanıkların incelenmesi de dahil olmak üzere karşı görüş ve delil sunma
haklarından mahrum bırakılmalarından şikâyetçi olmuşlardır. . m ad d en in ilg ili k ısm ı şu şek ild ed ir:
“ 1 . H e r k e s ... c e z a i a la n d a k e n d is in e y ö n e ltile n s u ç la m alar konusunda karar verecek olan ... bir
mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
(b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
(d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı
koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istem ek;...”
A. K a b u l e d i l e b i l i r l i ğ e il iş k in
Hükümet başvuranların ikinci kısım yargılama çerçevesinde iç hukuk yollarını
tüketmemiş olduklarını savunmuştur. Bu bağlamda birinci kısım yargılama sürecinin sonunda
birinci başvuranın Adalet Bakanlığı’na başvurarak davanın Bakan tarafından Yargıtay’a
taşınmasını talep ettiğini hatırlatmışlardır. Bakan talebe uymuş ve sonuç olarak dava
Yargıtay’a taşınmıştır. Hükümetin görüşüne göre başvuranlar, aynı prosedürü ikinci kısım
yargılamada uygulamamış olmaları nedeniyle AÎHS’nin 35/İ. maddesi bağlamında iç hukuk
yollarını tüketmiş sayılamazlar.
Mahkeme, Hükümetin belirttiği yolun Türk hukukunda olağandışı bir yol olduğunu
dikkate alır. CMUK’un 343. maddesine göre ancak Yargıtay Başsavcısı, Adalet Bakam’nın
resmi talimatıyla bir davayı Yargıtay’a taşıyabilir. Dolayısıyla sözkonusu hukuk yolu davaları
görülen insanlar için doğrudan erişilebilir değildir. Sonuç olarak uluslararası hukukun genel
olarak kabul edilen kuralları dikkate alındığında AİHS’nin 35/1. maddesi gereklerine
uyulması için sözkonusu yola başvurulması zorunlu değildir (bkz. Öztürk - Türkiye [BD], no.
22479/93). Buna göre Mahkeme, Hükümetin ön itirazını reddeder.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da
,
BARIŞIK VE ALP - TÜRKÎYE KARARI
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
B . E s a s
/. Genel ilkeler
Mahkeme, duruşmaların açık olarak yapılmasının 6/1. maddede öngörülen vazgeçilmez
ilkelerden biri olduğunu hatırlatır. Bu kamuya açık nitelik, tarafları adaletin kamu denetimi
olmaksızın uygulanmasına karşı korur. Bu, aynı zamanda halkın mahkemelere karşı güvenini
sağlayan unsurlardan biridir. Kamuya açıklık, adaletin uygulanmasını şeffaf hale getirerek,
güvence altına alınması tüm demokratik toplumların ilkelerinden biri olan, 6/1. maddenin
(adil yargılanma) hedefine ulaşılmasına hizmet eder (bkz. diğerleri yanında Stefanelli - San
Marino, n o . 3 5 3 9 6 /9 7 ).
(
Mahkeme, bir bütün olarak değerlendirildiğinde 6. maddenin sanığın ceza davasına
etkili olarak katılma hakkını güvence altına aldığını hatırlatır. Bu, genel olarak sadece
duruşmalarda yer alma hakkını değil, aynı zamanda gerektiğinde adli yardım alma ve davayı
etkili bir şekilde takip etmeyi içerir. Sözkonusu haklar çekişmeli davanın özünde zımnen yer
alır ve aynı zamanda 6/3..maddenin (c) ve (e) bentlerinde belirtilen taahhütlerden çıkarılabilir
(bkz, diğerleri yanında Stanford- İngiltere, A S erisi n o . 2 8 2 -A ).
Ayrıca 6/1. madde birinci derece mahkemesi kararım temyiz hakkını güvence altına
almamaktadır. Ancak iç hukukun temyiz hakkı tanıdığı durumlarda temyiz yargılaması da
mahkeme sürecinin devamı olarak kabul edilmekte ve dolayısıyla 6. maddeye tâbi olmaktadır
(.Delcourt - Belçika, A Serisi no. 11).
2. Sözkonusu ilkelerin somut davaya uygulanması
Mahkeme, somut davada genel olarak olayların örtüşen niteliği ve 6/3. maddenin
bentlerinin birinci paragrafta öngörülen genel hakkaniyet güvencesinin özel yönleri olarak
görülebilmesi nedeniyle başvuranların şikâyetlerini 6/1. madde bağlamında ele almayı uygun
bulmaktadır.
Mahkeme öncelikle 30 Haziran 2004 tarihli kararda Anayasa Mahkemesinin açık
duruşmadan mahrum bırakmanın adil yargılanma hakkım ihlal ettiğine hükmederek eski Ceza
Kanununun 390/3. maddesini Anayasaya aykırı bularak feshetmiş olduğunu dikkate alır.
Ayrıca 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Kanunu ve CMUK ile birlikte
ceza kararnamesi çıkarılması uygulaması sona ermiştir.
Ancak Mahkeme, olayların meydana geldiği tarihte geçerli ilgili iç hukuk kuralları
gereği, başvuranların yargılaması sırasında açık duruşma yapılmadığını gözlemlemektedir.
Hem ceza kararnameleri ile başvuranları para cezasına çarptıran İzmir Sulh Hukuk
Mahkemesi hem itirazlarını inceleyen İzmir Ceza Mahkemesi, kararlarını dava dosyalarında
yer alan belgeleri temel alarak vermişlerdir. Sadece İzmir Cumhuriyet Savcısı Kasım 2001’de
başvuranların ifadesine başvurmuştur. Başvuranlara davalarının görüldüğü mahkemelerde
bizzat ya da bir avukatla kendilerini savunma imkânı tanınmamıştır. Bu nedenle Mahkeme,
başvuranların cezai kovuşturmayı etkili olarak takip edemedikleri görüşündedir. Adalet
Bakanı’nin 29 Ocak 2003 tarihindeki yazılı emri ile başlayan müteakip sürece ilişkin olarak
ise Mahkeme, yargılama sırasında başvuran ve diğer sanıklardan savunma ifadeleri
BARIŞIK VE ALP - TÜRKİYE KARARI
a l ı n m a d ı ğ ı n ı , b u n u n d a ö n c e k i n o k s a n l a r ı d ü z e l t e m e d i ğ i v e y a t e l a f i e d e m e d i ğ i n i k a y d e d e r
( b k z , d i ğ e r t a r a f t a n Şentuna - Türkiye, no. 71988/01).
Y u k a rıd a k iler ışığ ın d a M a h k em e, a d li m a k a m la r ta ra fın d a n ta k ip ed ilen u su lü n
b a şv u ra n la rın sa v u n m a h a k la rım ta m o la ra k k u lla n m a la rın ı en g elled iğ in e v e y a rg ıla m a y ı
a d a le t s iz h a le g e t ir d iğ in e k a r a r v e r m iş t ir .
S o n u ç o l a r a k A İ H S ’ n i n 6 / 1 . m a d d e s i i h l a l e d i l m i ş t i r .
II. A İH S’N İN 41. M A D D E SİN İN U Y G U L A N M A SI
AİHS’nin 41, maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun surette, zarar gören tarafın tazminine hükmeder ”
A. T a z m i n a t
B a şv u r a n la r k işi b a şı 4 2 7 .0 9 Y T L m a d d i, 1 5 ,0 0 0 E u r o m a n e v i ta z m in a t ta le p
etm işlerd ir.
H ü k ü m e t ta le p le r e itir a z e tm iştir .
M addi tazm inata ilişkin olarak M ahkem e, A İH S’nin 6. m addesine uyum lu bir yargılam a
y a p ı l m a s ı d u r u mu n d a s o n u c u n n e ş e k i l d e o l a c a ğ ı n a i l i ş k i n f i k i r y ü r ü t e m e y e c e ğ i n i k a y d e d e r .
B u n a g ö r e b a ş v u r a n la r a b u b a ş lık a ltın d a ö d e m e y a p ıla m a y a c a ğ ın ı d e ğ e r le n d ir ir
(Karahanoğlu ~ Türkiye, no. 74341/01).
M a h k e m e a y r ıc a ih la l te sp itin in b a şv u r a n la r ta r a fın d a n u ğ r a n m ış o la b ile c e k tü m m a n e v i
zararların adil tazm ini için kendi başına yeterli olduğu görüşündedir.
B . Y a r g ı l a m a m a s r a f v e g i d e r l e r i
B a şv u r a n la r a y n ı z a m a n d a a v u k a tlık ü c r e tle r i iç in 4 ,0 0 0 E u r o , A ÎH M ö n ü n d e k i
m asraflar için de 300 Euro talep etm işlerdir.
H ü k ü m e t ta le p le r e itir a z e tm iş tir .
AİHM’nin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için
yapıldığı v e miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.
S o m u t d a v a d a b a ş v u r a n l a r t a l e p
e t t i k l e r i
ma s r a f l a r ı
g e r ç e k t e n
y a p t ı k l a r ı n ı
k a n ıtla y a m a m ış la r d ır . B u n e d e n le b u b a ş lık a ltın d a ö d e m e y a p ılm a y a c a k tır .
BARIŞIK VE ALP - TÜRKİYE KARARI
B U G E R E K Ç E L E R E D A Y A N A R A K A İH M O Y B İR L İĞ İY L E ,
1. Başvuruların birleştirilmesine; . B a ş v u r u la r ın k a b u le d ile b ilir o ld u ğ u n a ; . A İH S ’n in 6 /1 . m a d d e sin in ih la l e d ild iğ in e ; . İ h l a l t e s p i t i n i n b a ş v u r a n l a r t a r a f ı n d a n u ğ r a n m ı ş o l a b i l e c e k t ü m m a n e v i z a r a r l a r ı n a d i l
t a z m i n i i ç i n k e n d i b a ş ı n a y e t e r l i o l d u ğ u n a ;
5. A dil tazm ine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşb u k a ra r İn g ilizce o la ra k h a zırla n m ış v e A İH M İç T ü zü ğ ü 5 n ü n 7 7 . m a d d esin in 2 v e 3 .
p aragrafları u yarın ca 27 K asım 2007 tarih in d e yazılı olarak teb liğ ed ilm iştir.
S. Dö l l e
F. T u l k e n s
K âtip
B a şk a n
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło