29766/03
WyrokETPCz2008-06-17ECLI:CE:ECHR:2008:0617JUD002976603
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję podczas zatrzymania skarżących, skutkujące obrażeniami fizycznymi, stanowiło nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że art. 3 Konwencji zakazuje użycia siły, chyba że jest to absolutnie konieczne i proporcjonalne. W sytuacji, gdy skarżący przedstawili dowody medyczne na doznane obrażenia, ciężar dowodu spoczywał na rządzie, aby przedstawić przekonujące wyjaśnienia uzasadniające użycie siły. Ponieważ rząd nie zdołał przekonująco wyjaśnić, dlaczego użycie siły było konieczne i proporcjonalne, Trybunał uznał, że użyta siła była nadmierna, a państwo ponosi odpowiedzialność za obrażenia skarżących.Stan faktyczny
Skarżący, Umar Karatepe i Sevil Ulaş, zostali zatrzymani przez policję 1 września 2001 r. przy wejściu do parku, gdzie zamierzali wziąć udział w 'festiwalu pokoju'. Podczas zatrzymania policja znalazła u nich 53 egzemplarze drukowanego biuletynu. Skarżący twierdzili, że byli bici i źle traktowani. Raporty medyczne z tego samego dnia i dwa dni później potwierdziły obecność zadrapań i ran na ciałach skarżących, a także niemożność pracy przez trzy dni. Władze krajowe odmówiły wszczęcia postępowania przeciwko policjantom, twierdząc, że skarżący stawiali opór i sami się zranili, a odwołania skarżących zostały ostatecznie odrzucone.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą zarzucanego złego traktowania za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji. 3. Zasądził każdemu skarżącemu 5000 euro zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 4. Odrzucił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 29766/03)
KARAR
STRAZBURG Haziran 2008
İşbu karar AİHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 29766/03 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı olan
Umar Karatepe ve Sevil Ulaş’ın (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 22
Ağustos 2003 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi
uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından A. T. Ocak tarafından
temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1975 ve 1978 doğumludur ve İstanbul’da yaşamaktadır. 1 Eylül günü saat 19.00 sıralarında başvuranlar Cumhuriyet Halk Partisi’nin Bakırköy ilçe
teşkilatı tarafından düzenlenen “barış şenlikleri” adlı bir mitinge katılmak için Bakırköy’deki
Milli Egemenlik Parkı’na gitmişlerdir. Park girişinde polis tarafından durdurulmuşlar, yapılan
aramada 53 nüsha basılı bülten ele geçirilmiş, başvuranlar şüpheli görülerek yakalanmışlardır.
Başvuranlar yakalama sırasında ve polis aracında dövüldüklerini ve kötü muameleye
uğradıklarını iddia etmişlerdir.
İki polis tarafından düzenlenen yakalama tutanağına göre ise başvuranlar polis
memurlarına mukavemet göstermiş ve kendilerini yaralamışlardır. Başvuranlar bu tutanağı
imzalamamıştır.
Aynı gün saat 20.00 sıralarında başvuranlar Bakırköy Devlet Hastanesi’ne götürülmüş,
muayene eden doktor birinci başvuranın sağ dirseğinde iki çizik ve sırtında yara, ikinci
başvuranın ise sol dirseğinde bir yara tespit etmiştir. Başvuranlar serbest bırakılmıştır. Eylül 2001 tarihinde Bakırköy Adli Tıp Kurumu başvuranlar hakkında ayrıntılı bir
nihai rapor hazırlamış, her iki başvuranın da üç gün süreyle çalışamayacağı belirtilmiştir.
Aynı tarihte başvuranlar Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş, polis
memurlarının yakalama sırasında aşırı güç kullanmasından şikâyetçi olmuşlardır. Ö.U. adlı
şahsın olaylara şahit olduğunu belirtmişlerdir.
Muhakkik olarak hareket eden bir başkomiser, 28 Aralık 2001 tarihli soruşturma
raporunda şikayetçilerin siyasi sloganlar attıklarını, geçmişte kimi defalar gözaltına alınmış
olmaları nedeniyle polisten nefret ettiklerini ve doktor raporlarının kötü muameleye bağlı
yaralanmalara işaret etmediğini belirtmiştir. Muhakkik, sanıkların yargılanması için yeterli
delil bulunmadığına karar vermiştir. Aralık 2001 tarihinde Bahçelievler Kaymakamlığı, 4483 sayılı Kanun’un 5. maddesi
uyarınca hazırlanan muhakkik raporuna dayanarak sanık polis memurları hakkında işlem
yapılmasına izin verilmemesine karar vermiştir. Başvuranlar sözkonusu karara itiraz etmiştir. Nisan 2002 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, başvuranların iddiaları
hakkında yapılan soruşturmanın yetersiz olduğu gerekçesiyle Kaymakamlık kararını
bozmuştur. Mahkeme, muhakkikin şikayetçiler ve onların tanıklarının ifadelerini almamış
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI
olduğunu belirtmiş, bu nedenle yeni bir soruşturma yürütülmesini Kaymakamlıktan talep
etmiştir. Kaymakamlık, Başkomiser M.A.’yı yeni muhakkik olarak atamıştır.
M.A., 30 Mayıs – 14 Temmuz 2002 tarihleri arasında yürüttüğü soruşturmanın sonunda,
başvuranların iddialarının kanıtlarla doğrulanmadığına ve sanık polis memurlarının
yargılanması için izin verilmemesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Muhakkikin yukarıdaki kararı ışığında 15 Temmuz 2002 tarihinde Bahçelievler
Kaymakamlığı sanık polis memurlarının yargılanması için izin verilmemesine karar vermiştir.
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, 7 Ekim 2002 tarihinde Bahçelievler Kaymakamlığı’nın
kararına dayanarak sanık polis memurları hakkında takipsizlik kararı vermiş, başvuranlar
karara itiraz etmiştir. Aralık 2002 tarihinde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi başvuranların itirazını reddetmiş,
karar başvuranlara 26 Şubat 2003 tarihinde tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar yakalanmaları sırasında kullanılan gücün aşırı ve orantısız olduğu ve
AİHS’nin 3. maddesine ihlal teşkil ettiği konusunda şikâyetçi olmuşlar, Hükümet bu görüşe
itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuranlar, yakalanmaları esnasında polis memurları tarafından ciddi şekilde
dövüldüklerini iddia etmişlerdir. Polis memurları tarafından tekmelendiklerini,
tokatlandıklarını, tahta sopalarla dövüldüklerini, sürekli hakaret edilip ölümle tehdit
edildiklerini söylemişlerdir. Onlara göre doktor raporları yaşadıkları kötü muamelenin
etkilerini açıkça göstermiştir.
Hükümet, polis memurları tarafından uygulanan gücün başvuranların yakalanması için
zorunlu olduğunu iddia etmiştir. Başvuranların vücutlarının üst kısımlarında oluşan
yaralanmaların varlığını gösteren doktor raporlarına atıfta bulunarak, Umar Karatepe’nin
vücudunda oluşan yaralanmaların kendisini polis aracına bindirmek isteyen polis memurlarına
direnmesinin sonucunda ortaya çıkmış olabileceğini ifade etmişlerdir. Ayrıca adli tıp
raporunda yer alan bulgular Sevil Ulaş’ın polis memurları tarafından tecavüze uğradığı
iddiasını kanıtlamamıştır. Başındaki şişliğin polis memurlarına direnmesi nedeniyle meydana
gelmiş olması muhtemeldir.
Mahkeme ilk olarak 3. maddenin demokratik bir toplumun en temel değerlerini
muhafaza ettiğini ve 15/2 maddede belirtildiği üzere bu konuda istisnalara yer ve
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI
derogasyonlara izin verilmediğini belirtir (bkz. Selmouni – Fransa [BD], no. 25803/94;
Assenov vd. – Bulgaristan, Raporlar 1998-VIII).
Mahkeme, 3. maddenin yakalama gibi belli iyi tanımlanmış durumlarda güç kullanımını
yasaklamadığını hatırlatır. Ancak böyle bir güç sadece zorunlu olduğu halde kullanılabilir ve
aşırı olmamalıdır (bkz. diğer birçok içtihat arasında Rehbock – Slovenya, no. 29462/95;
Krastanov – Bulgaristan, no. 50222/99 ve Günaydın – Türkiye, no. 27526/95).
Mahkeme ayrıca kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini
hatırlatır. Mahkeme, bu tür kanıtları değerlendirirken genellikle “makul şüphenin ötesinde”
standardını uygulamaktadır (bkz. Talat Tepe – Türkiye, no. 31247/96). Ancak böyle bir kanıt
yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı
ile ortaya konabilir (bkz. Labita – İtalya [BD], no. 26772/95). Ayrıca AİHS’nin 2. ve 3.
maddelerine dayanan iddiaların ortaya atılması durumunda Mahkeme bunları özel bir titizlikle
incelemelidir. (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).
Somut davada başvuranlar polis memurları tarafından ciddi şekilde dövüldüklerini,
hakarete uğradıklarını ve ölümle tehdit edildiklerini iddia etmişlerdir. Mahkemeye göre
Bakırköy Devlet Hastanesi ve Bakırköy Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen tıbbi
raporlarda belirtildiği üzere başvuranların vücudunda yaygın yaralanma ve çiziklerin varlığı
başvuranların fiziksel şiddete maruz kaldıkları iddiasıyla en azından uyuşmaktadır. Bu
nedenle başvuranların yaralanmaları 3. madde kapsamına girmeleri için yeterlidir (bkz.
İrlanda – İngiltere, A Serisi no. 25). Bu şartlar altında Mahkeme başvuranların
yaralanmasıyla sonuçlanan güç kullanımının aşırı olmadığı yönünde ikna edici görüş sunma
yükünün Hükümette olduğu görüşündedir (bkz. Eser Ceylan – Türkiye, no. 14166/02).
Ancak Hükümet başvuranların yakalamaya karşı koymaları sonucunda yaralandıkları
yani kendi kendilerini yaraladıkları iddiasında bulunmaktan öteye gitmemiştir. Ayrıca
Bakırköy Kaymakamlığı tarafından görevlendirilen iki muhakkik başvuranların iddialarının
delillerle desteklenmediğini belirterek başvuranların siyasi sloganlar attığı, polisten nefret
ettikleri ve yaralanmaların fiziksel şiddetten kaynaklanamayacak basit çizikler olduğu
görüşüne ağırlık vermiştir.
Mahkeme sözkonusu açıklamaları konuyla alâkasız ve ikna edicilikten uzak
bulmaktadır. Başvuranların polisin yakalamasına direndikleri farzedilse bile bu, birinci
başvuranın vücudundaki, ikinci başvuranınsa başındaki, her ikisinin de 3 gün iş görmesini
engelleyen yaygın yaralanmalara ancak çok eksik ve dolayısıyla yetersiz bir açıklama
getirebilecektir. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranların barış şenliklerinin yapılacağı bir parka
girerken yakalandıklarını kaydeder. Polis memurları onları şüpheli göründükleri için
yakalamak istemiştir. Ancak Hükümet sözkonusu şenliklerin bir şiddet gösterisi olduğu ya da
polis memurlarının önceden hazırlanmadan karşı koymalarını gerektiren beklenmeyen
gelişmeleri ortaya çıkarmasının muhtemel olduğu görüşünü savunmamıştır (bkz. Eser Ceylan,
yukarıda anılan). Bu şartlar altında Mahkeme, Hükümetin yaralanmaları tıbbi raporlarla
desteklenen başvuranlara karşı kullanılan gücün düzeyini açıklamak ya da haklı çıkarmak
üzere bir temel oluşturacak ikna edici ya da güvenilir görüşler sunmadığı kanaatindedir.
Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin yakalanmaları esnasında başvuranlara karşı
kullanılan gücün aşırı ve dolayısıyla yakalanma sırasında oluşan yaralanmalardan devletin
sorumlu oluşu konusunda karar vermesi için yeterlidir.
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI
Bu nedenle AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar ayrıca AİHS’nin 5/1 (c), 10. ve 11. maddelerinin ihlal edilmesinden
şikâyetçi olmuşlardır. Bu bağlamda yakalanma nedenleri hakkında bilgilendirilmediklerini ve
şenliklere katılmalarının engellenmesi nedeniyle ifade ve dernek kurma özgürlüklerinin ihlal
edildiğini iddia etmişler, Hükümet görüşlere itiraz etmiştir.
Mahkeme, kendisine gönderilen delillerin incelenmesinden sözkonusu hükümlerin
ihlalini ortaya çıkarmamaktadır. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan
yoksun olduğu ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez
olarak ilan edilmesi gerektiğini belirtir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuranlar kişi başı 5,000 Euro maddi tazminat talep etmişlerdir. Bu miktar gelir kaybı
ve sağlık harcamalarına dayanmaktadır. Ayrıca toplam 10,000 Euro manevi tazminat talep
etmişlerdir.
Hükümet başvuranların adil tatmin taleplerini yanıtlamamıştır.
Başvuranlarca uğrandığı iddia edilen maddi zararlara ilişkin olarak Mahkeme, bu başlık
altındaki taleplerini uygun şekilde destekleyemedikleri görüşündedir. Bu nedenle talebi
reddeder.
Ancak Mahkeme başvuranların sadece ihlal tespiti ile yeterli olarak tazmin
edilemeyecek manevi zarara uğradığını kabul etmektedir. Somut davada tespit edilen ihlalin
niteliği göz önünde bulundurularak ve hakkaniyete uygun olarak her bir başvurana 5,000 Euro
manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar AİHM önündeki masraf ve harcamalara karşılık olarak 9,633.94 Euro
ödenmesini talep etmişlerdir. Hükümet, başvuranların talepleri hakkında yorum yapmamıştır.
AİHM’nin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.
Sözkonusu davada Mahkeme, başvuranların sadece İstanbul Barosu’nun ücret çizelgesine
dayandıklarını ve taleplerini desteklemek adına herhangi bir belge sunmadıklarını kaydeder.
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI
Bu nedenle bu başlık altında herhangi bir miktar ödenmemesine hükmeder (bkz. Balçık vd. –
Türkiye, no. 25/02).
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine
uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranlara uygulandığı iddia edilen kötü muameleye ilişkin şikâyetin kabuledilebilir,
başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Sorumlu Devlet’in başvuranların her birine, AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın
kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni
Türk Lirası’na çevrilmek ve tüm vergilerden muaf olmak üzere 5,000 Euro (beş bin Euro)
manevi tazminat ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları uyarınca 17 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło